İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1993/8 K.1993/31

maddesinin son fıkrasının Anayasa'nın 13., 35., 46. ve 168. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

Esas1993/8Karar1993/31Tarih22 Eylül 1993Okuma22 dk · 4.408 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
22 Eylül 1993
Esas Sayısı
1993/8
Karar Sayısı
1993/31
Karar Günü
22.9.1993
R.G. Tarih-Sayı
16.04.1994-21907
İtiraz yoluna başvuran
İstanbul 2 No'lu İdare Mahkemesi
İtirazın konusu
4.6.1985 günlü, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 46.
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.408 kelime·22 dk okuma·17 bölüm

maddesinin son fıkrasının Anayasa'nın 13., 35., 46. ve 168. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

I- OLAY

Bir vakfın taşınmazı, yanındaki kömür ocağının işletme ruhsatına

sahip bir şirket tarafından değişik tarihlerde mal sahiplerinden satın alınmak

istenmiş, tarafların anlaşamaması üzerine, şirket, kamulaştırma yapılması

istemiyle Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı'na başvurmuştur. Bakanlıkça,

taşınmazın altında bulunan kömür rezervinin ekonomiye katkısı gözetilerek 3213

sayılı Maden Yasası'nın 46. ve 2942 sayılı Kamulaştırma Yasası'nın 5/c

maddeleri uyarıncaişletme ruhsatı sahibi şirketçe kullanılmasında kamu yararı

bulunduğu belirtilerek 6.11.1991 günlü Bakan onayı ile kamulaştırılmasına

ilişkin işlem tamamlanmıştır. Bu işlemin iptali istemiyle Vakıf tarafından

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı'na İstanbul 2 No'lu İdare Mahkemesi'nde

dâva açılmıştır.

Dâvacı vekilinin dâva dilekçesinde ileri sürdüğü, Maden Yasası'nın 46. maddesinin son fıkrasının Anayasa'ya aykırılık savı, İdare Mahkemesi'nce de ciddî bulunmuş ve anılan kuralın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasına karar 24.12.1992 gününde karar verilmiştir.

III-YASA METİNLERİ

A.İptali İstenen Yasa Kuralı

3213 sayılı Maden Yasası'nın 46. maddesinin itiraz konusu son fıkrası şöyledir:

"İşletme ruhsatı safhasında işletme sahası özel mülkiyete konu gayrimenkul, taraflarca anlaşma sağlanmaması halinde ruhsat sahibinin talebi üzerine Bakanlıkça 2942 sayılı Kanun hükümlerine göre kamulaştırılabilir."

B.Dayanılan Anayasa Kuralları

İtiraz gerekçesinde dayanılan Anayasa kuralları şunlardır:

1. "MADDE 13.- Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünün, millî egemenliğin, Cumhuriyetin, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması amacı ile ayrıca Anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel sebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunla sınırlanabilir.

Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz.

Bu maddede yer alan genel sınırlama sebepleri temel hak ve hürriyetlerin tümü için geçerlidir."

2."MADDE 35.- Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

3. "MADDE 46.- Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedelinin hesaplanma tarz ve usulleri kanunla belirlenir. Kanun kamulaştırma bedelinin tespitinde vergi beyanını, kamulaştırma tarihindeki resmî makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini, taşınmaz malların birim fiyatlarını ve yapı maliyet hesaplarını ve diğer objektif ölçüleri dikkate alır. Bu bedel ile vergi beyanındaki kıymet arasındaki farkın nasıl vergilendirileceği kanunla gösterilir.

Kamulaştırma bedeli, nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir ve peşin ödenmeyen kısım Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddine bağlanır.

Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir."

4. "MADDE 168.- Tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir."

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Yekta Güngör ÖZDEN, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Servet TÜZÜN, Mustafa GÖNÜL, Mustafa ŞAHİN, İhsan PEKEL, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN ve Mustafa BUMİN'in katılmalarıyla 4.3.1993 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, "Dosyadaki eksiklik giderildiğinden işin esasının incelenmesine" OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

İşin esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülen yasa kuralı ile dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A.İtiraz Konusu Kuralın Anlam ve Kapsamı

Anayasa'nın 168. maddesine göre, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan doğal servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi hakkı da Devletindir. Devlet bu hakkını bizzat kullanabileceği gibi, belli bir süre için gerçek ya da tüzelkişilere de devredebilir. Aynı kural uyarınca, hangi doğal servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak ya da doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılabileceği, yasanın açık iznine bağlı tutulmuştur. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyacakları koşulların, Devletçe yapılacak gözetim ve denetimin yöntem ve esasları ile yaptırımlarının yasada yer alması zorunlu görülmüştür.

Anayasa'nın 168. maddesinde öngörülen düzenlemelerden birisi de 3213 sayılı Maden Yasası'dır.

Devletin, kendi hüküm ve tasarrufu altındaki doğal servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesine ilişkin öncelikli hakkının, belli süre ve koşullarla da olsa, gerçek kişilere ya da tüzelkişilere devredilebilmesine olanak sağlayan böylesine ağırlıklı önem ve kapsamdaki bir anayasal kural, özünde hukuksal irdeleme gereksinimini de taşımaktadır.

Devlete ait, "ilke-anakural" olan arama ve işletme hakkının gerçek ve tüzel kişilere devredilmesine olanak veren Anayasa'nın 168. maddesinin gerekçesinde şöyle denilmektedir: "...Devletin arama ve işletmeyi süresinde gerçekleştirememesi sonucu özel teşebbüs de devreye girmektedir. Amaç, millî servetin işletilmesini ve millî gelirin artırılmasını bir an önce sağlamaktadır."

6309 sayılı Maden Yasası'nı yürürlükten kaldıran 3213 sayılı Maden

Yasası'nın Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulan genel gerekçe bölümünde de,

Anayasa'nın 168. maddesinin gerekçesine koşut olarak daha somut biçimdeki şu

açıklamalara yer verilmiştir: "Madencilik, sürat ve ileri teknoloji

isteyen, dış rekabet sistemine bağlı olarak çalışması gereken, yüksek sermaye ve

kredi ihtiyacı ile geniş çevresi olan bir sektördür. Mevcut Kanunla Türkiye'nin

maden potansiyeli atıl kalma durumuna kadar gerilemiştir. Arama ve işletme

safhasında potansiyeli bilinen 40-50 bin maden sahasından bu gün için yaklaşık

5000 adedi faal durumdadır. Bu sebeplerle Kanunun uygulanmasında karşılaşılan

güçlükler de dikkate alınarak, madencilik faaliyetlerine hız, yön ve verimlilik

getirmek amaçlanmıştır."

İki gerekçede de belirginleşen temel amaç, kamusal ya da özel

girişim ayırımı yapmaksızın, doğal servetlerin ve kaynakların, bu arada

madenlerin, ekonomik kurallara dayalı "hız", "yön" ve

"verimlilik" koşullarıyla, yararlanılabilir değerlere dönüştürülmesi

ve ulusal gelire yeterince katkılarının sağlanmasıdır. Hiç kuşkusuz, bu tür bir

hukuksal rejimin özünde, ulusal ekonomiyi güçlendirip kamusal hizmetlere akacak

kaynakları zenginleştirme beklentisi ağırlık kazanacağından, kamu yararı

vardır. Bu alandaki kamu yararı, bir yandan ekonomik gelişme ve büyümenin yasal

dinamiğini, öte yandan hukuksallığın vazgeçilmez ölçü-normunu oluşturmaktadır.

Bir başka anlatımla, devlete ait bulunan doğal servetlerin aranması ve

işletilmesi hakkının kamudan özel sektöre devredilebilmesinin yasallığı, kamu

yararının varlığıyla sınırlı ve geçerlidir. Bu nedenle, 3213 sayılı Maden

Yasası'nın 46. maddesinin iptali istenen son fıkrasında, özel mülkiyet konusu

taşınmazın satışı hakkında anlaşma sağlanamaması durumunda, işletme ruhsatı

sahibi özel girişimci lehine ilgili Bakanlığın 2942 sayılı Kamulaştırma

Yasası'nı uygulayabilme olanağının bulunması, kamu yararı dışında kabul

edilebilir hiçbir nedene dayandırılamaz. Kamu yararının varlığı, kamulaştırmakonusunun

da belirleyicisidir. Nitekim, itiraz konusu kuralın, kamulaştırmayı

gerçekleştirebilmek için göndermede bulunduğu Kamulaştırma Yasası'nın

"Kamu yararı kararı verecek merciler" başlığı altındaki 5. maddesinin

(c) fıkrası ile "Onay mercii" başlığını taşıyan 6. maddesinin (h)

fıkrasının üçüncü bendindeki düzenleyici saptamalar, kamu yararı öğesinin

vazgeçilmezliğini ve işlevsel önemini kanıtlamaktadır.

İşletme ruhsatı konusu madenin tükenmesinin, ruhsat süresinin sona ermesinin ya da herhangi bir evrede maden alanının maden çıkarma amacı dışında kullanılmasının, dayanılan kamu yararı etkeninin haklılığını ve kabul edilebilirliğini de sona erdirmesi gerekir. Böyle bir durumun ortaya çıkmasıyla, taşınmazı gerçek kişiler ya da özel hukuk tüzelkişileri yararına kamulaştırılmış olan malikin, taşınmazını geri isteme hakkı doğmalıdır.

Gerçi, 2942 sayılı Kamulaştırma Yasası'nın 23. maddesinde genel nitelikli ve yalnız kamu yönetimlerinin yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerini yerine getirebilmek için yapılan kamulaştırmalara yönelik bir güvence vardır. Bu kurala göre, kamulaştırmayı yapan yönetimce, kamulaştırma ve aynı Yasa'nın 22. maddesinde sözü edilen "devir" amacına uygun bir işlem ya da tesisat yapılmaması ya da kamu yararlı bir gereksinime "tahsis" edilmemesi durumunda, mal sahibi ya da mirasçılarının "geri alma hakkı" doğmaktadır. Bu hak, doğmasından başlayarak bir yıl içindekullanılmazsa düşmektedir.

Ne var ki, bu güvence kuralının özel kişiler adını yapılan

kamulaştırmalarda da uygulanabilmesi için, daha önce de Anayasa Mahkemesi'nin

kararına dayanılarak vurgulandığı üzere, itiraz konusu kuralı içeren Yasa'nın,

Kamulaştırma Yasası'na açıkça göndermede bulunması zorunludur. Oysa, 3213

sayılı Maden Yasası'nda bu anlamda bir kural öngörülmemiştir.Buna karşın,

yürürlükten kaldırılmış bulunan 6309 sayılı Maden Yasası'nın 125. maddesinde,

geri isteme hakkına ilişkin yasal güvence açıkça ve ayrıntılı olarak şu biçimde

belirtilmişti: "İstimlâk edilen gayrimenkul üzerinde maden işletme hakkı

sahibinin maden işletmesiyle alâkalı olmayan tasarruflarda bulunmasına mani

olmak üzere gayrimenkulün kaydına şerh verilmesi Ekonomi ve Ticaret Vekâleti

tarafından tapu sicil muhafızlığına bildirilir.

Bir madenin işletilmesi için istimlâk edilen yere lüzum kalmadığı takdirde, işletme hakkı sahibi istimlâk edilmiş olan o yeri eski sahibine iade edeceğini tebliğ etmeye mecburdur. Mezkûr yerin eski sahibi de, madenin işletilmesi için lüzum kalmadığı Vekâletçe kabul edilen yerin kendisine iadesini isteyebilir.

... gerek işletme hakkı sahibinin yerin eski sahibine yapacağı tebliğ ve gerek yerin eski sahibinin işletme hakkı sahibine bu husustaki muvafakatını bildiren cevabı, noter marifetiyle tebliğ edilir..."

Sözü edilen geri alma istemine ilişkin eksikliği giderici bir

düzenlemenin, kamulaştırmaya göndermede bulunan 3213 sayılı Yasa'nın 46.

maddesinin ilgili kuralında yer almasının hukuksal zorunluluğu şu noktada

ortaya çıkmaktadır: Mülkiyeti Devlete ait araziler üzerinde de gerçek kişiler

ya da özel hukuk tüzelkişileri lehine işletme ruhsatı verilebilir. Ancak,

taşınmazın mülkiyeti yine Devlette kalır. Oysa, itiraz konusu kural uyarınca

özel mülkiyetteki taşınmazların aynı amaçla kamulaştırılması sonunda mülkiyet

hakkı, yararına kamulaştırma yapılan işletme ruhsatı sahibigerçek kişi ya da

özel hukuk tüzelkişisi adına tescil edilir. Bu durum ise, kamulaştırma

amacından sapmalara, dolayısıyla mülkiyet hakkının özüne dokunan sınırlamalara

yol açar.

İtiraz yoluna başvuran Mahkemenin, 3213 sayılı Maden Yasası'nın 46. maddesinin son fıkrasına yönelik Anayasa'ya aykırılık savı da bu noktada odaklaşmaktadır.

B.Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

1-Anayasa'nın 46. maddesi yönünden inceleme

Mahkeme'nin gerekçeli kararında, özel mülkiyet konusu taşınmaz malikiyle işletme ruhsatı sahibinin satışta anlaşamamaları durumunda kamulaştırılabilmesine olanak sağlayan 3213 sayılı Maden Yasası'nın 46. maddesinin son fıkrasının, Anayasa'nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Temel öğesinin "kamu yararı" olduğu öğretide de sıkça

vurgulanan kamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının, kamu yararı

için ve karşılığı ödenmek koşuluyla yönetimce kaldırılmasıdır, biçiminde

tanımlanmaktadır. Kamulaştırmanın bir başka tanımlaması ise kamu yararı adına,

bir taşınmazın takdir edilen bedeli peşin verilmek üzere malikinin rızasına

bakılmaksızın elinden alınması olarak belirtilmektedir. Diğer benzer bir

anlatımla kamulaştırma, kamu yararlarının korunması ve kamu hizmetlerinin

görülmesi için devlete tanınmış yetkilerden ve taşınmaz üzerinde özel mülkiyet

hakkını ortadan kaldıran ya da bu hak üzerine konulmuş bir sınırlamadır. Ancak,

bu yetki genelde yasalarda belirlenen kamu kurum ve kuruluşları yararına ayrık

olarak bazı özel girişimler yararına, kuşkusuz yine yasalarla belirlenen

koşullar ve yöntemler çerçevesinde devletçe kullanılabilir.

Kamulaştırma, öz yönünden devlet ve kamu tüzelkişileri yararına

tanınmış bir yetkidir. Ancak, genel yararın gerektirdiği durumlarda gerçek

kişilerle özel hukuk tüzel kişileri yararına da kamulaştırma yapılabilir. Bunun

için de hangi tür çalışmalarda bulunan özel kişiler yararına da kamulaştırma

yapılabileceğini özel bir yasanın belirleyip açıklaması gerekir. Yasada açıklık

olmadıkça yönetimin özel bir kişi yararına kamulaştırma yapma yetkisiyoktur.

Yasada yararına kamulaştırma yetkisi tanınan özel kişinin başvurusu üzerine,

çalışmalarını denetleyecek kamu yönetimince kamulaştırma yapılabilir. Ayrık

olarak Devletçe gerçek kişilerle özel hukuk tüzel kişileri yararına

kamulaştırılan taşınmazlar,genel kamulaştırmaya göre özel bir durum

oluşturmaktadır.

Anayasa'nın "Kamulaştırma"yı düzenleyen 46. maddesinin birinci fıkrasına göre, "Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir."

Maddenin öteki fıkralarında da gerçek kişiler ya da özel hukuk tüzelkişileri yararına kamulaştırmadan sözedilmemektedir. Ne var ki, Anayasakoyucu tarafından bu konuda engelleyici ya da yasaklayıcı bir kural da konulmamıştır. Sadece, Devlet ve kamu tüzelkişilerinin yasayla gösterilen esas ve yöntemlere göre kamulaştırmaya yetkili olduklarının belirtilmesiyle yetinilmiş, gerekli öteki düzenlemeler yasaya bırakılmıştır. Bu nedenle, Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen esas ve yöntemler, 2942 sayılı Kamulaştırma Yasası'nda ayrıntılı biçimde yeralmıştır.

Kamu yararı ekseninde hukuksal güç ve geçerlilik kazanan gerçek kişi ya da özel hukuk tüzelkişileri yararına kamulaştırma yapabilme olanağı da Kamulaştırma Yasası'nın 1. maddesinin ikinci fıkrasından kaynaklanmaktadır. Bu fıkraya göre, "Özel kanunlarına dayanılarak gerçek veözel hukuk tüzelkişileri adına yapılacak kamulaştırmalarda da bu Kanun hükümleri uygulanır."

İtiraz yoluna başvuran Mahkeme'nin Anayasa'ya aykırılığı kanısında bulunduğu 3213 sayılı Maden Yasası'nın 46. maddesinin son fıkrası, ruhsat sahibi özel girişimciler adına kamulaştırma yapılabilmesi için göndermede bulunduğu Kamulaştırma Yasası'nın önkoşul olarak aradığı "Özel yasa" dayanağını oluşturmaktadır. Bu yapısıyla ve içeriğiyle anılan fıkranın, "İtiraz Konusu Kuralın Anlamı ve Kapsamı" bölümünde açıklandığıüzere, ulusal ekonomiye sağlayacağı olumlu katkılar bakımından, kamulaştırmanın vazgeçilmez öğesi olan kamu yararını da öngördüğü kuşku götürmez. Bu yönden Anayasa'nın 46. maddesine aykırılığı sözkonusu değildir.

Güven DİNÇER, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU ile Sacit ADALI bu görüşe katılmamışlardır.

2.Anayasa'nın 35. maddesi yönünden inceleme

Mahkeme, itiraz başvurusunda madenlerin arama ve işletme hakkının Devlete ait olduğunu, bu hakkın madenciye belli bir süre için devredildiğini, işletme hakkının ise arzın mülkiyetinin devrini gerektirmediğini, madencinin bu işten kazanç sağladığını, bu nedenle mülkiyet devrinin başka bir kişi yararına sonuç doğurduğunu, maden faaliyeti bittikten sonra ya da kamulaştırma amacı dışında kullanılması durumunda taşınmaz mülkiyetinin eski sahibine devredilmemesinin mülkiyet güvencesi kuralını ihlal ettiğini, dolayısıyle itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 35. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Anayasa'nın "KİŞİNİN HAKLARI VE ÖDEVLERİ"ni içeren İKİNCİ BÖLÜM'ünde yer alan "Mülkiyet hakkı" 35. maddede şöyle düzenlenmiştir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik kararlarında vurgulandığı üzere, mülkiyet hakkı genel olarak, "bir kimsenin, başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara da uymak koşuluyla bir şey üzerinde dilediği biçimde kullanma, ürünlerinden yararlanma, tasarruf etme (başkasına devretme, biçimini değiştirme, harcama ve tüketme hattâ yok etme) yetkilerini anlatır."

Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrası ile 13. maddesinin birinci fıkrası birlikte okunduğunda, mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olarak yasayla sınırlanabileceğine kuşku yoktur. Bu durumda, yasa koyucunun mülkiyet hakkını sınırlayan düzenlemelerinin, Anayasa'nın 46. ve 13. maddelerine ilişkin irdelemelerde de açıklanan nedenlerle, herşeyden önce kamu yararına dayanması zorunludur. Kısacası, kamu yararı amacıyla mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların Anayasa'ya uygunluğu, bunların hem demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmamaları, hem de öngörüldükleri amaç dışında kullanılmamaları koşuluna bağlıdır.

Daha önce de belirtildiği üzere, Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik

kararlarına göre, taşınmaz malikinin kamulaştırma yolu ile değiştirilmesinin

nedeni, kamu yararının karşılanması zorunluluğunun, özel mülkiyet hakkının

korunmasından daha üstün tutulmasıdır. Buna göre kamulaştırma yapıldıktan ve

işin niteliği bakımından belli süre içinde taşınmaz malın kamu yararının

gerektirdiği yönde kullanılmaya başlanılmamış olması durumunda kamu yararının

zorunlu kıldığı gereksinimin kalmamış ya da gerçekleşmemiş olması sonucu

doğmakta ve dolayısıyla kamulaştırmayı haklı gösteren neden ortadan kalkmış

bulunmaktadır. Bu durumda özel mülkiyet hakkının korunmasını engelleyen neden

ortadan kalkınca taşınmazın önceki malike geri verilerek mülkiyet güvencesi

kuralına uyulması zorunluğu belirmektedir.

Kamulaştırmada, bir yanda kamunun yararı, diğer yanda

kamulaştırılan taşınmaz malikinin hakları vardır. Bundan dolayı mülkiyet

hakkının anayasal güvenceye bağlandığı bir hukuk düzeninde kamulaştırma yetkisi

kullanılırken, karşılıklı hak ve yararların bağdaştırılması gerektiğine kuşku

yoktur. Çok ayrık bir yöntem olarak uygulanan gerçek kişi ya da özel hukuk

tüzelkişisi yararına kamulaştırmada, özel mülkiyet konusu bir taşınmazın kamu

gücü kullanılarak özel kişiler arasında el değiştirilmesinin nedeni, işletme

ruhsatı sahibi özel girişimcilerin yararlarının, taşınmaz maliklerinin kişisel

yararlarından üstün tutulması biçiminde algılanamaz. Burada ancak, işletme

ruhsatı sahibi kişiler eliyle yürütülen belli süreli maden işletme çalışmaları

konusunda gerçekleştirilecek kamu yararının karşılanması gereksiniminin, eski

malikin yararından üstün tutulması sözkonusudur. Bu yöntemle kamulaştırılan

özel mülkiyete konu taşınmaz, başka bir kamu hizmetine de özgülenemeyeceğinden,

işletme ruhsatı sahibinin mülkiyetinegeçecektir. Bu durumda, taşınmazın işletme

ruhsatı sahibi adına kamulaştırılması yapıldıktan sonra, kamulaştırma amacının

sona ermesiyle ya da daha kârlı görülen amaç dışı bir kullanıma açılmasıyla,

kamu yararı koşulu da hukuksal varlığını yitirmiş olacaktır.

Kamulaştırma Yasası'nın 23. maddesinde öngörülen kimi koşulların gerçekleşmesi durumunda önceki malike tanınan taşınmazı geri alma hakkı, Maden Yasası'nın 46. maddesi gereğince üçüncü kişiler yararına yapılan kamulaştırmalarda da bu tür kamulaştırmanın niteliğine uygun biçimde öncelikle düzenlenmelidir.

İtiraz konusu kuralda, maden işletme ruhsatı sahibi gerçek kişiler ya da özel hukuk tüzelkişileri yararına yapılan kamulaştırma sonunda, taşınmaz özel hukuk kişilerinin adına tescil edilmektedir. Onların mülkü olmaktadır. Bu sonuç, taşınmazın kamu yararı kalmamış olsa da kamulaştırma amacının dışında kullanılmasını olanaklı kılmakta, önceki malîkin ve kamu yönetimleri adına yapılan kamulaştırmalarda geçerli olan ölçüde, koşulları yasayla belirlenmesi gereken taşınmazını geri alma hakkının bulunmaması nedeniyle mülkiyet hakkı güvencesinin ihlâline yol açmaktadır.

Açıklanan nedenlerle 3213 sayılı Maden Yasası'nın 46. maddesinin son fıkrası, Anayasa'nın 35. maddesine aykırı görüldüğünden iptali gerekmektedir.

Ahmet N. SEZER, Samia AKBULUT ve Haşim KILIÇ; itiraz konusu kuralın bu evrede uygulanmayacağı gerekçesiyle bu görüşe katılmamışlardır.

3.Anayasa'nın 13. maddesi yönünden inceleme

Mahkeme, yürürlükten kaldırılmış bulunan 6309 sayılı Maden Yasası'nın 125. maddesinde yer alan ve herhangi bir madenin işletilmesi için kamulaştırılan yere daha sonra gerek kalmaması yada amaç dışında kullanılması durumunda, eski sahibinin taşınmazın kendisine geri verilmesini isteyebilme hakkının 3213 sayılı Maden Yasası'nın konuyla ilgili 46. maddesinde öngörülmemiş olmasını, Anayasa'nın 13. maddesine aykırılık oluşturduğunu ileri sürmüştür.

Anayasa'nın 13. maddesinin birinci fıkrasında açıklandığı üzere, temel hak ve özgürlükler, sayılı ve belli temel nedenlere dayalı olduğu kadar, kamu yararının korunması amacıyla da, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olarak yasayla sınırlanabilir.

Ancak, Anayasakoyucu bu sınırlamayı belli ve sayılı nedenlere ve yasayla yapılabilmesi koşuluna bağlamakla yetinmemiş, maddenin ikinci fıkrasında sınırlamanın da sınırlarını çizmeyi zorunlu görmüştür. Bu fıkraya göre, "Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz."

3213 sayılı Yasa'nın 46. maddesinin son fıkrasındaki itiraz konusu

kurala ilişkin ve ilgili bölümlerde irdelemesi yapılan kamu yararı, Anayasa'nın

13. maddesinin "genel ve özel sınırlamalar"dansözeden ikinci

fıkrasının da çekim alanındadır. Başka bir anlatımla, dâvalı kuralın, maden

işletmesi ruhsat sahibi özel girişimciler lehine Kamulaştırma Yasası'na

göndermede bulunarak Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınmış

"Mülkiyet hakkı"nı, kamu yararı gerekçesiyle sınırlaması olanaklıdır.

Özel mülkiyete yönelik kamu yararı gereksinimi varoldukça, kamulaştırmayla

gerçekleşen sınırlamalar da anayasal geçerliliklerini sürdüreceklerdir. Bunun

için de kamulaştırma gereksiniminin özünü oluşturan kamu yararı, kaynaklandığı

yasa kuralında hukuksallığı kuşku ve kaygılara açık olumsuz öğelerden

arındırılmalıdır. Anayasa Mahkemesi kararlarında vurgulandığı üzere, hukuk devletinin

vazgeçilmez öğeleri içinde yer alan yasaların kamu yararına dayanması ilkesiyle

bütün kamusal girişimlerin temelinde bulunması doğal olan kamu yararı

düşüncesininyasalara egemen olması, yasakoyucunun bu esası gözardı etmemesi

zorunludur.

Yapılan bu özet açıklamalara karşın, itirazlı Yasa kuralı, yine

önceki bölümlerde üzerinde durulan nedenlerle, kamu gücü kullanılarak ve kamu

yararı gerekçesiyle, özel hukuk alanındaki bireyler ya da kuruluşlar arasında

taşınmaz mülkiyetinin el değiştirmesine kadar varabilecek bir yolu açık

tutmaktadır. Çünkü, kamulaştırma amacının herhangi bir evrede sona ermesi ya da

maden işletme ruhsatı kapsam ve konusu dışında daha kârlı projelere

dönüştürülmesi durumunda, önceki malikin taşınmazını geri alma hakkının,

Kamulaştırma Yasası'nın 23. maddesi kapsamında, gerçek kişiler ya da özel hukuk

tüzelkişileri adına yapılan kamulaştırmalarda da geçerli olabileceği itirazlı

kuralda öngörülmemiştir. Oysa, Anayasa'nın 13. maddesinin ikinci fıkrasına

göre, temel hak ve özgürlüklerle ilgili genel ve özel sınırlamalar

"öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz." Aksine bir durumda,

Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun düşmeyen bir sınırlamayla, anayasalgüvence

altındaki mülkiyet hakkının özüne dokunulmuş olur. İtirazlı kural bu

sakıncalara açıktır.

Belirtilen nedenlerle 3213 sayılı Maden Yasası'nın 46. maddesinin son fıkrası, Anayasa'nın 13. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı görüldüğünden iptali gerekmektedir.

Ahmet N. SEZER, Samia AKBULUT ve Haşim KILIÇ bu görüşe katılmamışlardır.

4.Anayasa'nın 168. maddesi yönünden inceleme

Mahkeme'nin başvuru kararında itiraz konusu kuralın, Anayasa'nın 168. maddesine de aykırı olduğu şu gerekçelere dayandırılmaktadır:

Anayasa'nın 168. maddesine göre, madenler devletin hüküm ve

tasarrufu altındadır. Madeni işletme hakkı belli bir süreyle özel kişilere de

devredilebilir. 3213 sayılı Maden Yasası'nın 4. maddesinde vurgulandığı üzere,

"Madenler... içinde bulundukları arzın mülkiyetine tâbi değildir."

Başka bir anlatımla işletme hakkı, arzın mülkiyetini gerektirmez. Bu hak,

madenin bulunduğu arz üzerinde işletme hakkı sahibi lehine, gerekli tesisleri

kurmak ve maden çıkarmak için "yararlanma (intifa) hakkı"ndan

ibarettir. Devlete ait topraklar üzerinde maden işletme hakkı verildiğinde, bu

yerlerin mülkiyeti yine devlette kalmaktadır. Buna karşın özel mülkiyetteki bir

taşınmaz, itiraz konusu kural uyarınca kamulaştırıldığında mülkiyet, madeni

işletme hakkını elinde bulunduranageçmektedir. Bu durum, Anayasa'nın 168.

maddesine aykırıdır.

Anayasa'nın 168. maddesi yönünden irdelenebilecek bir öğe de, Devlete ait bulunan doğal servetler kapsamındaki madenlerin aranması ve işletilmesi hakkının "belli bir süre için", gerçek kişilere ya da özel hukuk tüzelkişilerine devrine olanak sağlayan kuraldır.

Maden cevherlerinin bir gün mutlaka tükeneceğini gözönüne alan Anayasakoyucu, işletme hakkını da, kamu yararı yanında, cevherin varlığına ve işletilebilme olanağına bağlı olarak süreyle sınırlama gereğini duymuştur. Böylece, maden rezervinin tükenmesi, ekonomik olma değerini yitirmesi ya da madenin bulunduğu taşınmazın maden işletilmesi dışında bir kullanıma açılması durumunda, Devlete ait işletme hakkının özel girişimcilere devrine dayanak olan kamu yararı ortadan kalkmış, "belli bir süre" sona ermiş olacaktır.

Anayasa'nın 168. maddesinin öngördüğü ve Devletin, kendisine ait bulunan madenleri arama ve işletme hakkını, kamu yararı gereksinimiyle özel hukuktaki kişilere devrinin "belli bir süre" koşuluna bağlanması, dava konusu durumu etkilememektedir. Olayın özelliği, 168. maddeyle bağlantı kurulmasına elverişli değildir.

Açıklanan nedenlerle, konunun Anayasa'nın 168. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

D.İptal Kuralının Yürürlüğe Gireceği Gün Sorunu

İtiraz konusu kuralın iptal edilmesiyle gerçek kişilerin ya da özel hukuk tüzelkişilerinin sahip bulundukları işletme ruhsatlarına dayalı olarak yürüttükleri maden çalışmaları dolayısıyla ortaya çıkan boşluğun doldurulabilmesi için, Anayasa'nın 153. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'nın 53. maddeleri gereğince iptal hükmünün Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak üç ay sonra yürürlüğe girmesi gerekli görülmüştür.

Güven DİNÇER, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU ile Sacit ADALI, "süre verilmesine yer olmadığı" gerekçesiyle bu görüşe katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

4.6.1985günlü, 3213 sayılı Maden Yasası'nın;

A. 46. maddesinin son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Ahmet N. SEZER, Samia AKBULUT ile Haşim KILIÇ'ın "İtiraz yoluna başvuran Mahkemede görülmekte olan dava, kamulaştırma işleminin iptaline ilişkin olup, kamulaştırılan taşınmazın sahibine geri verilmesi hakkındaki kuralın bu evrede "uygulanacak kural" olmadığı" biçimindeki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yasa kuralının iptali nedeniyle oluşacak hukuki boşluğun

doldurulması için Anayasa'nın 153. ve 2949 sayılı Yasa'nın 53. maddeleri gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak üç ay sonra yürürlüğe girmesine Güven DİNÇER, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU ile Sacit ADALI'nın "Süre verilmesine yer olmadığı", biçimindeki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

22.9.1993 gününde karar verildi.

GEREKÇEDE

AYRIŞIK OY

Esas Sayısı: 1993/8

Karar Sayısı : 1993/31

İptal edilen yasa kuralı Anayasa'nın 46. maddesine aykırıdır.

Anayasa'nın mülkiyet hakkını düzenleyen ve güvence altına alan 35. maddesinde;

-Herkesin mülkiyet ve miras hakkına sahip olduğu,

-Mülkiyet hakkının, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği,

-Mülkiyet hakkının kullanılmasını toplum yararına aykırı olamıyacağı,

öngörülmüştür.

Anayasa'nın "Kamulaştırmayı" düzenleyen 46. ve "Devletleştirmeyi" düzenleyen 47. maddesinde ise taşınmazların ve işletmelerin mülkiyet hakkının sahiplerinin iradelerine bırakmaksızın kamunun tek taraflı iradesi ile kamuya geçmeleri düzenlenmiştir.

Özel mülkiyeti, sahibinin rızası dışında sona erdiren ve bu konuda kamuyu yetkili kılan kurallar Anayasa'ya istisnaî olarak konulmuş hükümlerdir. Bu istisnaî yetkinin, yasalarla ancak Anayasa'nın öngördüğü yönde ve çerçevede kalınarak düzenlenmesi gerekir.Mülkiyet hakkının kişi iradesine bakılmaksızın sona ermesi Anayasamızda yalnız kamu lehine tanınmış sınırlı bir yetkidir. Bu yetkinin yasa ile kişi lehine genişletilmesi Anayasa'nın 46. maddesindeki sınırlı yetkinin aşılması anlamındadır.

Açıklanan nedenlerle dava konusu madde Anayasa'nın 46. maddesine aykırıdır.

Başkanvekili

Güven DİNÇER

Üye

Yılmaz

ALİEFENDİOĞLU

Üye

Mustafa GÖNÜL

Üye

Oğuz AKDOĞANLI

Üye

İhsan PEKEL

Üye

Selçuk TÜZÜN

Üye

Ahmet N. SEZER

Üye

Samia AKBULUT

Üye

Haşim KILIÇ

Üye

Mustafa BUMİN

Üye

Sacit ADALI

KARŞIOY

YAZISI

Esas Sayısı : 1993/8

Karar Sayısı : 1993/31

Anayasanın 6. maddesine göre "Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz". Anayasanın 46. maddesinde "Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunda gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir." denilmektedir.

Anayasa, Devletin sahip olduğu kamulaştırma yetkisini ve temel

ilkeleri belirledikten sonra, kamulaştırmanın yapılabilmesi için gereken esas

ve usulleri yasaya bırakmıştır. Anayasaya göre, devlete ait kamulaştırma

yetkisi, kamu yararının gerektirdiği durumlarda, ancak, devlet, başka bir

deyişle kamu kurum ve kuruluşları için kullanılabilir. Gerçek veya özel tüzel

kişiler yararına kamulaştırma yapılması, Anayasanın, yetkinin sınırlarını,

belirleyen ve kamulaştırmayı kamu yararına özgüleyen kuralıyla bağdaşmaz.

Anayasada özel kişiler yararına kamulaştırma yapılabileceğine ilişkin bir kural

bulunmamaktadır. Kaldıki, kamulaştırma, belirli bir hizmeti belirliyen bir

süreç olmayıp, sadece, kamu gücünün devlet eliyle kullanılması yoluyla

mülkiyetin el değiştirmesini sağlayan bir işlemdir. Özel kişi yararına yapılan,

kamulaştırmada kamu yararının bulunduğu savı da gerçekle uyuşmaz. Çünkü

kamulaştırma ile mülkiyetin değişmesi, yapılan işin denetimine ve kişisel çıkar

ve kamulaştırma amacı dışında kullanımlar karşısında, taşınmazın ilk sahibine

geri dönüşüne olanak vermemektedir

2942 sayılı Kamulaştırma Yasasının birinci maddesinin son fıkrasında "Gerçek ve özel hukuk tüzelkişileri adına" yapılacak kamulaştırmadan söz edilmesi durumu değiştirmez. Çünkü Anayasaya uygunluk denetimi yapılırken yasayı-yasayla karşılaştırma yöntemi uygulanarak sonuca varılamaz.

Ayrıca, bir özel kişinin taşınmaz malının, bir devlet yetki sinin kullanılmasına, başka bir deyişle kamulaştırma yoluyla kendi istenci dışında elinden alınarak başka bir özel şahsa verilmesine ilişkin itiraz konusu kural, Anayasanın 10. maddesinin eşitlik ilkesine ve "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz" biçimindeki hükmüne de aykırılık oluşturur.

Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın, Anayasanın 46. ve 10. maddelerine aykırı bulunduğu;

Anayasaya aykırı bir yetkinin kullanılması için ayrıca süre verilmesine de yer olmadığı;

Yönündeki oy ile verilen kararın bu kesimlerine karşıyım.

Başkanvekili

Güven

DİNÇER

Üye

Sacit

ADALI

KARŞIOY

YAZISI

Esas Sayısı : 1993/8

Karar Sayısı : 1993/31

1- İtiraz yoluna başvuran İdare Mahkemesi'nin bakmakta olduğu dava, maden işletme ruhsatı sahibi şirket yararına, Maden Yasası'nın 46. maddesi son fıkrasına göre yapılan kamulaştırmada kamu yararı bulunmadığı savıyla kamulaştırma işleminin iptali davasıdır. Mahkeme, kamulaştırmanın dayanağını oluşturan 3213 sayılı Maden Yasası'nın 46. maddesi son fıkrasının Anayasa'nın 46., 168. 35.ve 13. maddelerine aykırılığını belirterek iptal isteminde bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi, 3213 sayılı Yasa'nın 46. maddesinin itiraz konusu son fıkrasını Anayasa'nın 168. maddesi ile ilgili görmemiş; "Devlet ve kamu tüzelkişileri" dışında gerçek ve özel hukuk tüzelkişileri yararına kamulaştırma yapılabilmesini de Anayasa'nın 46. maddesine aykırı bulmamıştır. Ancak, 2942 sayılı Kamulaştırma Yasası'nın 23. maddesinde öngörülen, kimi koşulların gerçekleşmesi durumunda taşınmaz malın sahibine tanınan geri alma hakkının itiraz konusu kuralda öngörülmemesini Anayasa'nın 35. ve 13. maddelerine aykırı bularak 46. maddenin son fıkrası iptal edilmiştir.

Oysa, kimi koşulların gerçekleşmesi durumunda kamulaştırılan taşınmaz malın sahibi tarafından açılabilecek taşınmazı geri isteme davasına bakmakla görevli yargı mercii idarî yargı olmayıp adlî yargıdır. Böyle bir dava hakkının varlığı veya koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği bu davaya bakmakla görevli olan adliye mahkemesinde incelenir. Bu nedenle, itiraz konusukuralın, başvuruda bulunan idare mahkemesince uygulanması olanaksız kimi düzenlemeleri içermediği, başka bir anlatımla eksik düzenleme gerekçesiyle Anayasa'ya aykırı görülerek iptal kararı verilmesi doğru değildir.

2- Kaldı ki, 3213 sayılı Maden Yasası'nın 46. maddesinin itiraz konusu son fıkrasında, işletme sahası özel mülkiyete konu taşınmazın 2942 sayılı Yasa hükümlerine göre kamulaştırılabileceği öngörüldüğü gibi, 2942 sayılı Kamulaştırma Yasası'nın 1. maddesinin ikinci fıkrasında da "özel kanunlara dayanılarak gerçek ve özel hukuk tüzelkişileri adına yapılacak kamulaştırmalarda da bu Kanun hükümleri uygulanır." denilmektedir.

Bu nedenle, Maden Yasası'na göre yapılan kamulaştırmalarda da 2942

sayılı Kamulaştırma Yasası ve bu arada mal sahibinin geri alma hakkını

düzenleyen 23. maddesinin uygulanması zorunludur. Bu durumda, Maden Yasası'nın

46. maddesi gereğince gerçek ve özel hukuk tüzelkişileri adına yapılan

kamulaştırmalarda mal sahibinin geri alma hakkının düzenlenmediğine ilişkin

çoğunluk görüşü doğruolmadığı gibi Maden Yasası'nın 46. maddesinin 2942 sayılı

Yasa'nın 23. maddesi yönünden Anayasa'ya uygunluğunun tartışılması gereken

yargı merci bu kuralı uygulama durumunda olmayan idarî yargı değil böyle bir

davayı görmekle yükümlü olan Adlî yargıdır.Bu nedenle, idare mahkemesinde

uygulanması sözkonusu olmayacak düzenlemeler nedeniyle Anayasa'nın 35. ve 13.

maddeleri yönünden işin esasına girilmesi doğru değildir.

3- Diğer yönden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 11. maddesinin ikinci fıkrasında "Görev ve usul konularında azınlıkta kalanlar, esas hakkındaki görüşme ve oylamaya katılmak zorundadır." denilmesine karşın, Anayasa'nın 35. ve 13. maddeleri yönünden esas hakkında oylamaya katılmamızın engellenmesi de İçtüzüğe aykırılık oluşturmuştur.

Üye

Yılmaz

ALİEFENDİOĞLU

Üye

Ahmet

N. SEZER

Üye

Haşim

KILIÇ

Anayasa Mahkemesi, E. 1993/8, K. 1993/31, 22 Eylül 1993 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I- Olay
  4. Iıı-yasa Metinleri
  5. Iv- İlk İnceleme
  6. V- Esasın İncelenmesi
  7. B. Yasa kuralının iptali nedeniyle oluşacak hukuki boşluğun
  8. Gerekçede
  9. Ayrışık Oy
  10. Aliefendioğlu
  11. Karşıoy
  12. Yazısı
  13. Dinçer
  14. Adalı
  15. Karşıoy
  16. Yazısı
  17. Aliefendioğlu
  18. N. Sezer
  19. Kılıç
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1993/8
Karar No
1993/31
Tarih
22 Eylül 1993

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1993/40 K.1993/38
  • AYM Norm Denetimi E.1993/35 K.1993/34
  • AYM Norm Denetimi E.1993/34 K.1993/33
  • AYM Norm Denetimi E.1993/41 K.1993/39
  • AYM Norm Denetimi E.1993/32 K.1993/32
  • AYM Norm Denetimi E.1993/39 K.1993/37

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.