KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 29 Aralık 1999
- Esas Sayısı
- 1999/49
- Karar Sayısı
- 1999/50
- Karar Günü
- 29.12.1999
- R.G. Tarih-Sayı
- 27.07.2000-24122
- İtiraz yoluna başvuran
- Bitlis Ağır Ceza Mahkemesi
- İtirazın konusu
- 1.3.1926 günlü, 765 sayılı
Karar Metni
2.205 kelime·11 dk okuma·16 bölüm
"Türk Ceza Kanunu"nun 522. maddesinin son fıkrasının, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 10., 11. ve 38. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Gasp suçundan hakkında kamu davası açılan sanığın yapılan yargılamasında Mahkeme, Türk Ceza Kanunu'nun 522. maddesinin son fıkrasının iptali için doğrudan başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A. İtiraz Konusu Yasa Kuralı
Türk Ceza Kanunu'nun itiraz konusu kuralı da içeren 522. maddesi şöyledir:
"Madde 522- Onuncu babda beyan olunan cürümlerin işlenmesinde cürmün mevzuu olan şeyin veya ika edilen zararın kıymeti pek fahiş ise mahkeme cürme mahsus olan cezayı yarısına kadar artırır ve eğer hafif ise yarısına ve eğer pek hafif ise üçte birine kadar eksiltir.
Kıymet tayini için cürmün mevzuu olan şeyin yahut vakı zararın cürüm işlendiği zamandaki kıymeti nazarı dikkate alınır. Yoksa failin istihsal eylediği menfaat hesap edilmez.
Eğer fail aynı nev'iden olan cürümlerden dolayı mükerrir bulunur veya bu babın ikinci faslında yazılı cürümlerden birini işlemiş olursa cezayı tenkise mahal yoktur."
B. İlgili Yasa Kuralı
Türk Ceza Kanunu'nun ilgili görülen kuralı şudur:
"Madde 495- Her kim, menkul bir malın zilyedini veya cürüm mahallinde bulunan bir başkasını cebir ve şiddet kullanarak veya şahsen veya malen büyük bir tehlikeye düşüreceği beyanı ile tehdit ederek o malı teslime yahut o malın kendi tarafından zaptına karşı sükût etmeye mecbur kılarsa on seneden yirmi seneye kadar ağır hapis cezasına mahkûm olur.
Bir malın yağması esnasında veya akabinde fiili icra veya itman etmek veya malı kaçırmak yahut kendisini veya şerikini cezadan kurtarmak için mal sahibine veya vaka mahalline gelen başkasına karşı cebir ve şiddet veya tehdit icra eden kimse hakkında da aynı ceza hükmolunur."
B. Dayanılan Anayasa Kuralları
İtiraz gerekçesinde dayanılan Anayasa kuralları şunlardır:
1- "MADDE 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir."
2- "MADDE 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
3- "MADDE 11.- Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz."
4- "MADDE 38.- Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
Ceza sorumluluğu şahsidir.
Genel müsadere cezası verilemez.
İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir.
Vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye geri verilemez."
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, 29.12.1999 günü yapılan ilk inceleme toplantısında; öncelikle uygulanacak kural sorunu üzerinde durulmuştur.
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta
oldukları davalarda uygulayacakları yasa ya da kanun hükmünde kararname
kurallarını Anayasa'ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırlarsa o hükmün iptali için Anayasa
Mahkemesi'ne başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir
mahkemenin Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilmesi için elinde yöntemince
açılmış ve Mahkeme'nin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen
kuralların da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa
kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya
davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte
bulunan kurallardır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, Türk Ceza Kanunu'nun 522. maddesinin üçüncü fıkrasının tamamının iptalini istemiştir. İtiraz konusu üçüncü fıkrada, "Eğer fail aynı nev'iden olan cürümlerden dolayı mükerrir bulunur ve bu babın ikinci faslında yazılı cürümlerden birini işlemiş olursa cezayı tenkise mahal yoktur" kuralı yer almaktadır.
Görülmekte olan davada sanığın, mağdurenin başına kürekle
vurduktan sonra boynundaki iki adet altını gasbettiği ileri sürülerek eylemine
uyan Türk Ceza Kanunu'nun 495. maddesinin birinci fıkrası uyarınca
cezalandırılması istenilmektedir. Sanığın, işlediği ileri sürülen suçlardan
mükerrir olmadığı dava dosyasındaki sabıkasızlık kaydından anlaşıldığı gibi bu
yönde bir iddia da ileri sürülmemiştir. Bu nedenle, itiraz konusu 522. maddenin
üçüncü fıkrasında yer alan "Eğer fail aynı nev'iden olan cürümlerden
dolayı mükerrir ... olursa cezayı tenkise mahal yoktur" kuralı, itiraz
başvurusunda bulunan Mahkeme'nin bakmakta olduğu davada uygulayacağı kural
olmadığından buna ilişkin itirazın başvuran Mahkeme'nin yetkisizliği nedeniyle
reddine ve "Eğer fail... bu babın ikinci faslın da yazılı cürümlerden
birini işlemiş olursa cezayı tenkise mahal yoktur" kuralına ilişkin
esasın incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenen ve ilgili görülen yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Sınırlama Sorunu
Türk Ceza Kanunu'nun 522. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Eğer fail... bu babın ikinci faslında yazılı cürümlerden birini işlemiş olursa cezayı tenkise mahal yoktur" kuralı, onuncu babın ikinci faslında yer alan yağma, yol kesme ve adam kaldırma suçlarını ilgilendiren ortak kuraldır. Bakılmakta olan davada ise sanığa isnat edilen suç, 495. maddenin birinci fıkrasında yer alan gasp suçu olduğundan, itiraz konusu kurala yönelik esas incelemenin, 495. maddenin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılmasına karar verilmiştir.
B- İtiraz Konusu Kuralın Anlam ve Kapsamı
Türk Ceza Kanunu'nun onuncu babında "Mal Aleyhine
Cürümler"e ilişkin kurallar düzenlenmiştir. Bu babın birinci faslında
"Hırsızlık", ikinci faslında "Yağma, Yol Kesmek ve Adam
Kaldırmak" suçları ve bunlara verilecek cezalar gösterilmiştir. 1-8.
fasıllarda öğeleri ve cezaları gösterilen suçlarla ilgili ortak kuralların yer
aldığı dokuzuncu fasıldaki 522. maddenin birinci fıkrasında, onuncu babta
belirtilen cürümlerin işlenmesinde, cürmün konusu olan şeyin veya verilen
zararın kıymetinin "pek fahiş" olması halinde cezanın artırılması; "hafif"
veya "pek hafif" olması halinde indirilmesi öngörülmüştür. İtiraza
konu üçüncü fıkrada ise, failin, aynı cinsten olan cürümlerden dolayı mükerrir
olması veya bu babın ikinci faslında yazılı cürümlerden birini işlemesi
durumunda cezanın indirilmeyeceği belirtilmiştir.
Buna göre, 495. maddede öğeleri ve cezası belirlenen gasp suçunun işlenmesi halinde, gasp edilen şeyin kıymeti "pek fahiş" ise verilecek ceza, 522. maddenin birinci fıkrasına göre, yarısına kadar artırılacak, gasbedilen şeyin değeri "hafif" veya "pek hafif" olsa da, aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki itiraz konusu kural uyarınca verilen cezadan bir indirim yapılamayacaktır.
C- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Başvuran Mahkeme, Türk Ceza Kanunu'nun 522. maddesinin birinci
fıkrasında, onuncu babta yazılı suçların işlenmesinde, suç konusu şeyin veya
verilen zararın kıymetinin, cezayı artırım veya indirim nedeni olarak kabul
edildiğini; ancak ikinci fasılda yer alan yağma, yol kesme ve adam kaldırma
suçlarında, suç konusu şeyin kıymetinin "hafif" veya "pek
hafif" olması halinde itiraz konusu kural nedeniyle cezada bir indirim
yapılamadığını; ikinci fasılda yer alan maddelerin esasen çok ağır cezalar
içerdiğini; hatta bazı cezaların, dokuzuncu babta yer alan "Şahıslara
Karşı Cürümler"in cezalarından daha ağır olduğunu; bu suçların ve onuncu
babın birinci faslında düzenlenen "Hırsızlık" suçlarının
cezalarında indirim yapıldığı halde, ikinci fasılda sayılan 495-499.
maddelerdeki suçları işleyenlere verilecek cezalarda suç konusu şeyin
kıymetinin indirim nedeni kabul edilmediğini belirterek kuralın Anayasa'nın 2.,
10., 11. ve 38. maddeleri uyarınca iptalini istemiştir.
Hukukun temel ilkeleri arasında yer alan eşitlik ilkesine, Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilmiştir. Buna göre, herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiç bir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.
"Yasa önünde eşitlik ilkesi" hukuksal durumları aynı
olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik
öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar
karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve
ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi
yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı
tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı
hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Türk Ceza Kanunu'nun onuncu babının ikinci faslında öğeleri ve
cezaları düzenlenen yağma, yol kesmek suçları, yalnız eşyaya karşı değil, aynı
zamanda kişinin özgürlüğüne, beden bütünlüğüne, ruh sağlığına yönelik olarak
başkasına ait bir malın, cebir, şiddet ve tehdit kullanmak suretiyle
alınmasıdır. Bu nedenle, gasp suçu toplumsal yarar ve cezanın önleyiciliği ve
caydırıcılığı yönünden sırf mala karşı işlenen öteki suçlardan farklı tutularak
daha ağır ceza yaptırımına bağlanmıştır. Yasakoyucu, kuşkusuz Anayasa'nın ve
ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla cezalandırmada güdülen
amacı da gözeterek hangi eylemlerin suç sayılacağını ve bunlara verilecek
cezanın nevi ve miktarı ile artırım ve indirim nedenlerini saptayabilir.
Mala karşı olduğu kadar kişi özgürlüğüne, beden ve ruh sağlığı ve bütünlüğüne de yönelik olması nedeniyle onuncu babın ikinci faslında yazılı suçlar için verilecek cezalarda 522. maddenin üçüncü fıkrasındaki itiraz konusu kural uyarınca Devletin ceza politikasının sonucu suça verilen önem, cezalandırmada güdülen amaç gözetilerek eşyanın değerinin hafif olmasına bağlı olarak indirim yapılmaması, hukuk devleti ilkesine aykırı değildir.
Hırsızlık ve gasp suçları, öğeleri ve korunmak istenen yarar bakımından farklı olduğundan itiraz konusu kural, Anayasa'nın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Mustafa YAKUPOĞLU, Fulya KANTARCIOĞLU, Mahir Can ILICAK ve Rüştü SÖNMEZ bu görüşlere katılmamışlardır.
İtiraz konusu kuralın, Anayasa'nın Başlangıç'ı ve 11. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
KARŞIOY
YAZISI
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 765 sayılı Türk Ceza Yasası'nın 522. maddesinin son fıkrasının iptali için başvurmuş ancak mahkemenin uygulayacağı kural gözetilerek incelemenin Yasa'nın 495. maddesinin birinci fıkrası yönünden yapılmasına karar verilmiştir.
Ceza Yasası'nın 522. maddesinin yer aldığı "Mal Aleyhinde Cürümler" başlıklı onuncu babın ikinci faslı, yağma ve yol kesmek ve adam kaldırmak suçlarına ilişkindir. Yasakoyucu, itiraz konusu kuralla bu suçlarda indirim yapılmasına izin vermemektedir.
Yağma (gasp) suçunda, bir kimsenin malını almak amacıyla cebir ve şiddet uygulanması söz konusu olduğundan zilyetlik ve kişisel özgürlüğü birlikte zarar görmektedir. Burada, kişi özgürlüğüne saldırı, mamelek zararına işlenen suçun gerçekleştirilmesi amacına yönelik olduğundan, suç ağırlıklı olarak mala karşıdır. Ceza Yasası'nda da, bu özelliği nedeniyle gasp suçuna mala karşı işlenen suçlar arasında yer verilmiştir. Ancak bu düzenleme biçiminin, gasp suçunun "karma suç" niteliğini değiştirmeyeceği açıktır.
Ceza Yasası'nın 522. maddesinin ilk fıkrasında, hırsızlık, ızrar
veya gasp suçları yönünden bir ayırım yapılmaksızın, "Onuncu babta beyan
olunan cürümlerin işlenmesinde cürmün mevzuu olan şeyin veya ika edilen zararın
kıymeti pek fahiş ise mahkeme cürme mahsus olan cezayı yarısına kadar
artırır ve eğer hafif ise yarısına ve eğer pek hafif ise üçte birine kadar
eksiltir" denilmektedir. Maddenin son fıkrasında yer alan, "Eğer fail
... bu babın ikinci faslında yazılı cürümlerden birini işlemiş olursa cezayı
tenkise mahal yoktur" biçimindeki kural ise onuncu babın ikinci faslında
yazılı cürümler yönünden indirimi yasaklayarak birinci fıkradaki genel kurala
ayrık bir durumu düzenlemiştir. Böylece, madde kapsamındaki suç konusu şeyin
veya zararın değeri "pek fahiş" ise, cezada artırım yapılması
zorunluluğuna karşın, bu değerin hafif veya pek hafif olması halinde, onuncu
babın ikinci fasılındaki suçlar yönünden cezada indirim yapılması söz konusu
olmamaktadır.
Yasa'nın 522. maddesinin ilk fıkrasındaki cezanın artırılmasına
veya indirilmesine ilişkin kural, suçun niteliğiyle değil, suç konusu olan
şeyin veya verilen zararın değeriyle ilgili olduğundan hırsızlık, ızrar veya
gasp suçları yönünden fark gözetilmemesi gerekir. Gasp suçu, mala karşı
olmasının yanı sıra, kişiye karşı cebir, şiddet ve tehdit içerdiği için doğal
olarak hırsızlık suçundan daha ağır bir suçtur. Yasakoyucu da temel cezayı
saptarken bunu gözeterek daha ağır bir yaptırım öngörmüştür. Ayrıca sanığın
gaspta bulunurken uyguladığı cebir ve şiddet, darp, yaralama veya öldürmeye
vardığında, sanığa bu suçlar için de ceza verilmektedir. Suçun niteliği
gözetilerek temel cezanın yüksek tutulması adil ve haklı görülebilirse de, suç
konusunun değerini esas alan bir ilkenin bunu yalnız artırma nedeni kabul edip
indirim nedeni kabul etmemesi aynı çerçevede değerlendirilemeyeceğinden
hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Hukuk devleti, eşitlik temelinde adil bir hukuk düzeni kurup bunu
sürdürmekle yükümlü olan devlettir. Bu nedenle, ceza hukuku alanında da eşitlik
ve ceza adaletini sağlamak hukuk devletinin önde gelen görevlerindendir. Ceza
Yasası'nın 522. maddesinin suç konusu eşyanın veya zararın değerinin çok yüksek
olması durumunda cezanın yarı oranında artırılmasını öngören genel kuralının,
aralarında gasp suçunun da bulunduğu onuncu babtaki tüm suçlara uygulanması
zorunluluğuna karşın, değerin hafif veya pek hafif olmasının gasp suçları
yönünden indirim nedeni kabul edilmemesi, değer gözetildiğinde suçlarının
konusu hafif, pek hafif olarak nitelendirilen ve bu nedenle de aynı
konumda olmayan suçlulara aynı kuralın uygulanması sonucunu doğuracaktır. Böyle
bir uygulamayı haklı gösterecek makul, kabul edilebilir bir neden de
bulunmadığından, itiraz konusu kural, farklı konumda bulunanlara farklı
kuralların uygulanmasını zorunlu kılan eşitlik ilkesi ile de bağdaşmamaktadır.
Eşitliği bozan ve adil olarak da nitelendirilmesi olanağı bulunmayan bu durumun eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralın iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Başkan
Ahmet Necdet
SEZER
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
Üye
Samia AKBULUT
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Mustafa BUMİN
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNER
Üye
Mustafa
YAKUPOĞLU
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Mahir Can
ILICAK
Üye
Rüştü SÖNMEZ
Üye
Mustafa
YAKUPOĞLU
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Mahir Can
ILICAK
Üye Rüştü SÖNMEZ
Anayasa Mahkemesi, E. 1999/49, K. 1999/50, 29 Aralık 1999 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası