İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2000/86 K.2000/50

Sıfatıyla Anayasa Mahkemesi

Esas2000/86Karar2000/50Tarih12 Aralık 2000Okuma23 dk · 4.699 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
12 Aralık 2000
Esas Sayısı
2000/86
Karar Sayısı
2000/50
Karar Günü
12.12.2000
R.G. Tarih-Sayı
22.12.2000-24268
İtiraz yoluna başvuran
SiyasîParti Kapatma Davasına Bakan Mahkeme
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.699 kelime·23 dk okuma·13 bölüm

Sıfatıyla Anayasa Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU

22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 12.8.1999 günlü, 4445 sayılı Yasa'nın 18. maddesi ile değiştirilen 103. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerine aykırılığının incelenmesidir.

I- OLAY

Fazilet Partisi'nin kapatılması hakkındaki davaya bakmakta olan Anayasa Mahkemesi, 12.12.2000 günlü toplantısında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 4445 sayılı Yasa ile değiştirilen 103. maddesinin davada uygulanacak ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırılığı savını ciddî bularak bu konunun incelenmesine Anayasa'nın 152., 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesi uyarınca karar vermiştir.

II- YASA METİNLERİ

A-İtiraz Konusu Yasa Kuralı

22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun itiraz konusu ikinci fıkra hükmünü de içeren değişik 103. maddesi şöyledir:

"Madde 103.-Bir siyasî partinin Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne aykırı eylemlerin odak halini oluşturup oluşturmadığı hususu Anayasa Mahkemesince belirlenir.

Bir siyasî parti; birinci fıkrada yazılı fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre, merkez karar ve yönetim kurulu veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır."

B- İlgili Yasa Kuralı

2820 sayılı Yasa'nın 4445 sayılı Yasa ile değiştirilen konu ile ilgili 101. maddesi şöyledir :

"Madde 101.-Anayasa Mahkemesince bir siyasî parti hakkında kapatma kararı;

a) Bir siyasî partinin tüzük ve programının Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olması, sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlaması, suç işlenmesini teşvik etmesi,

b) Bir siyasî partinin, Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti,

c) Bir siyasî partinin, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddî yardım alması,

Hallerinde verilir."

C- Dayanılan Anayasa Kuralları

İtiraza dayanak oluşturan Anayasa kuralları şunlardır :

1- "MADDE 68.-Vatandaşlar, siyasî parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek için onsekiz yaşını doldurmuş olmak gerekir.

Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.

Siyasî partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler.

Siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.

Hâkimler ve savcılar, Sayıştay dahil yüksek yargı organları mensupları, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri, yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, Silahlı Kuvvetler mensupları ile yükseköğretim öncesi öğrencileri siyasî partilere üye olamazlar.

Yükseköğretim elemanlarının siyasî partilere üye olmaları ancak kanunla düzenlenebilir. Kanun bu elemanların, siyasî partilerin merkez organları dışında kalan parti görevi almalarına cevaz veremez ve parti üyesi yükseköğretim elemanlarının yükseköğretim kurumlarında uyacakları esasları belirler.

Yükseköğretim öğrencilerinin siyasî partilere üye olabilmelerine ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.

Siyasî partilere, Devlet, yeterli düzeyde ve hakça malî yardım yapar. Partilere yapılacak yardımın, alacakları üye aidatının ve bağışların tabi olduğu esaslar kanunla düzenlenir."

2-"MADDE 69.-Siyasî partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir.

Siyasî partiler, ticarî faaliyetlere girişemezler.

Siyasî partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralın uygulanması kanunla düzenlenir. Anayasa Mahkemesince siyasî partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirken Sayıştaydan yardım sağlar. Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda vereceği kararlar kesindir.

Siyasî partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır.

Bir siyasî partinin tüzüğü ve programının 68 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir.

Bir siyasî partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir.

Temelli kapatılan bir parti bir başka ad altında kurulamaz.

Bir siyasî partinin temelli kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmi Gazetede gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamazlar.

Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzelkişilerden maddî yardım alan siyasî partiler temelli olarak kapatılır.

Siyasî partilerin kuruluş ve çalışmaları, denetlenme ve kapatılmaları ile siyasî partilerin ve adayların seçim harcamaları ve usulleri yukarıdaki esaslarçerçevesinde kanunla düzenlenir."

III- ESASIN İNCELENMESİ

Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali

HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Mahir Can ILICAK, Rüştü SÖNMEZ, Ertuğrul ERSOY,

Tülay TUĞCU ve Ahmet AKYALÇIN'ın katılmalarıyla 12.12.2000 gününde yapılan

toplantıda Anayasa Mahkemesi; 1999/2 (Siyasî Parti - Kapatma) esas sayılı

davanın görüşülmesi sırasında 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 12.8.1999

günlü 4445 sayılı Yasa ile değiştirilen 103. maddesinin ikinci fıkrasının

Anayasa'nın 69.maddesine aykırılığı savını ciddî görerek Anayasa'nın 152. ve

2949 sayılı Yasa'nın 28. maddesi uyarınca esas hakkında bir karar verilmek

üzere Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Ali HÜNER ile Ahmet AKYALÇIN'ın

karşıoyları ve oyçokluğu ile davanın geri bırakılmasını kararlaştırdığından

işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

IV- ANAYASA'YA AYKIRILIK SORUNU

İşin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen yasa kurallarıyla dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Anayasa'nın 68. maddesinin ilk fıkrasında, "vatandaşlar siyasî parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahiptir" denilerek bu haklar bireysel bir temel hak olarak güvence altına alınmıştır. İkinci ve üçüncü fıkralarda ise siyasî partilerin, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları oldukları, önceden izin almadan kurulacakları ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürecekleri belirtilerek onlara kurumsal güvence sağlanmış, böylece bireysel güvence kurumsal güvence ile tamamlanırken, Avrupa'da "partiler demokrasisi" olarak anılan belli bir demokrasi anlayışı da vurgulanmıştır.

Maddenin dördüncü fıkrasında, parti yasaklarına yer verilmiştir.

Buna göre, siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin

bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına,

eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâik

cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya

herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç

işlenmesini teşvik edemez. Siyasî partilerin bu yasaklara uymamaları durumunda

karşılaşacakları yaptırımın düzenlendiği Anayasa'nın 69. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise siyasî partilerin kapatılmasının Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcısı'nın açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi'nce kesin olarak karara

bağlanacağı, altıncı fıkrasında da bir siyasî partinin 68 inci maddenin

dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına,

ancak onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa

Mahkemesi'nce tespit edilmesi halinde karar verileceği hükme bağlanmıştır.

Özgürlüğü, eşitliği, çoğulculuğu ve katılımcılığı esas alan ve

hukukun üstünlüğü temeline dayanan çağdaş demokrasilerde, siyasî partilerin

faaliyetlerini serbestçe sürdürmeleri gerektiğinde duraksanamaz. Anayasamızın

siyasî partileri kurumsallaştırarak demokratik düzenin ayrılmaz, vazgeçilmez

bir unsuru kabul etmesinin nedeni de budur. Ancak, özgürlükçü demokratik temel

düzenin ortadan kaldırılmasına veya önemli ölçüde tehlikeye düşürülmesine

yönelik faaliyetlere izin verilmesi de kabul edilemez. Bu nedenle, düşünce

özgürlüğünün, bu bağlamda siyasal partilerin demokrasilerin oluşumundaki temel

işlevi yadsınamaz ise de varlıklarının kaynağının da yine özgürlükçü demokratik

rejim olduğu gerçeği gözden uzak tutulamaz.

Anayasa'nın siyasî partiler konusundaki düzenlemelerinin bu çerçeve içinde değerlendirilmesi ve 69. maddesinin son fıkrasına göre siyasî partilerin kuruluş ve çalışmaları ile denetleme ve kapatılmalarına ilişkin kurallar getirilirken de aynı anlayışın egemen olması gerekir.

2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 4445 sayılı Yasa ile

değiştirilen 101. maddesinde, "Bir siyasî partinin, Anayasanın 68 inci

maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği odak haline

geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti" kapatılmaya neden olabilecek

durumlar arasında sayılmakta, 103. maddesinin ilk fıkrasında ise "Bir

siyasî partinin Anayasa'nın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne aykırı

eylemlerin odak halini oluşturup oluşturmadığı hususu Anayasa Mahkemesince

belirlenir"; itiraz konusu ikinci fıkrasında da "Bir siyasîparti;

birinci fıkrada yazılı fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde

işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre, merkez karar ve yönetim kurulu

veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim

kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya

anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu

fiillerin odağı haline gelmiş sayılır" denilmektedir.

Bu düzenleme karşısında, 103. maddenin ikinci fıkrasına göre, bir

siyasî partinin eylemlerinin Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasında

belirtilen "Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne,

insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine,

demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı" olduğu; "sınıf veya

zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve

yerleştirmeyi amaçladığı"; "suç işlenmesini teşvik ettiği"; ve

belirtilen eylemlerin o partinin üyelerince kararlılık içinde, nicelik ve

nitelik olarakbelli bir ağırlıkta yoğun bir şekilde işlendiği saptansa da bu

yeterli olmayacak "odak olma" halinin oluşmuş sayılabilmesi için söz

konusu fiillerin partinin büyük kongre, merkez karar ve yönetim kurulu veya

Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca

da zımnen veya açıkça benimsenmesi koşulu aranacaktır.

Kapatılma tehdidi altında bulunan bir siyasî partinin fıkrada sayılan organlarından, üyelerinin Anayasa ve Yasa'ya aykırı eylemlerine açıkça veya sessiz kalarak zımnen onay vermeleri beklenemez. Yasak eylemlerin odak oluşturduğunun saptanmasında parti organı olup partiyi temsil durumunda bulunan ve parti içindeki önemi tartışmasız olan genel başkanın doğrudan destek vermesi veya zımni kabulünün de parti organları arasındasayılmadığından "kapatılma" nedeni oluşturmayacağı açıktır.

Öte yandan, yasak fiillerin fıkrada sayılan parti organları tarafından kararlılıkla işlenmesi halinde de bu organlar arasında genel başkanın sayılmaması, onun eylemleri ile partinin herhangi bir üyesinin eylemlerinin aynı düzeyde kabul edildiğini göstermektedir. Oysa, partinin genel başkanı ile üyelerinin eylemlerinin sonuçları bakımında eşit etki ve değerde olduğu düşünülemez.

Bu durumda, 103. maddenin ikinci fıkrasındaki düzenlemeye göre, Anayasa'nın 69. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca bir siyasî partinin 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı fiillerin işlendiği odak haline geldiğinin saptanması olanaksızlığa varan bir zorluk içermektedir.

Siyasî partilerin Anayasa ile belirlenmiş demokratik temel düzeni yıkmaya veya önemli ölçüde tehlikeye düşürmeye yönelmeleri söz konusu olduğunda yaptırım uygulanmasını engellemek ya da önemli ölçüde zorlaştırmak demokratik sistemin özüyle bağdaşmaz. Bu nedenle, Anayasal kuralların ve bu kurallardoğrultusunda siyasî partiler hakkındaki yasal düzenlemelerin, Anayasa Mahkemesi'nin parti yasakları ile düşünce ve buna bağlı olarak siyasî örgütlenme özgürlüğü arasındaki hassas dengeyi kurmasına ve korumasına elverişli olması gerekir. İtiraz konusu düzenlemenin ise buna olanak vermediği açıktır.

Belirtilen nedenlerle, Siyasî Partiler Yasası'nın 103. maddesinin ikinci fıkrası Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Bu görüşlere Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Ali HÜNER ve Ahmet AKYALÇIN katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

V- SONUÇ

22.4.1983 günlü, 2820 sayılı "Siyasi Partiler Kanunu"nun 12.8.1999 günlü, 4445 sayılı Yasa ile değiştirilen 103. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Ali HÜNER ile Ahmet AKYALÇIN'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 12.12.2000 gününde karar verildi.

KARŞIOY

YAZISI

2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 103. maddesinin ikinci fıkrası Anayasa'nın 69. maddesine aykırı bulunarak iptal edilmiş bulunmaktadır.

Anayasa'nın 68. maddesinin ikinci fıkrasında siyasî partilerin

demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları oldukları açıklandıktan sonra

dördüncü fıkrasında, siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemlerinin

Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan

haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine demokratik

ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı, sınıf veya zümre

diktatörlüğünü veya herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyiamaçlayamayacakları

ve suç işlenmesini teşvik edemeyecekleri öngörülmüş, 69. maddesinin altıncı

fıkrasında da, bir siyasî partinin 68. maddenin dördüncü fıkrasında açıklanan

eylemlerinden dolayı temelli kapatılmasına, ancak onun bu nitelikteki fiillerin

işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesi'nce tespiti halinde karar

verileceği belirtilmiştir.

23.7.1995 günlü, 4121 sayılı Yasa'nın 7. maddesiyle Anayasa'nın 69. maddesinin altıncı fıkrasına getirilen Anayasa'ya aykırı "fiillerin işlendiğinin odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit..."i konusuna açıklık kazandırmak için 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 103. maddesinde de bir değişiklik yapılmış ve yeni düzenlemede 69. maddenin altıncı fıkrasında öngörülen yasak eylemlerin odağı haline gelmenin öğeleri gösterilmiştir.

Söz konusu 103. maddenin birinci fıkrasında, bir siyasî partinin

Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne aykırı eylemlerin odağı

halini oluşturup oluşturmadığı hususunun Anayasa Mahkemesi'nce belirleneceği

açıklandıktan sonra, ikinci fıkrasında da, "Bir siyasî parti; birinci

fıkrada yazılı fiiller o parti üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu

durum o partinin büyük kongre, merkez karar ve yönetim kurulu veya Türkiye

Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen

veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti

organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı

haline gelmiş sayılır" denilmiştir.

Görüldüğü gibi, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 103.

maddesinin ikinci fıkrası, "odak olma" kavramının Yasa'da

tanımlanması amacına dönük bir düzenlemedir. Hukukun bilinen ilkelerine göre,

Anayasa kuralları soyut ve genel nitelikte olup bu kuralların somut olaylara uygulanması

ancak konuya ilişkin yasal düzenlemelerle olanaklıdır. Siyasî parti kapatma

davalarında Anayasa Mahkemesi ilk derecede uyuşmazlığı sonuçlandıran dava

Mahkemesi konumunda olduğundan, kural olarak Anayasa'yı değil Anayasa'da

öngörülen genel ve soyut kuralları somutlaştıran yasa kurallarını uygulamak

durumundadır. Esasen bu anlayış biçimi Anayasa'nın 69. maddesinin son

fıkrasında belirtilen "Siyasî partilerin kapatılmaları kanunla

düzenlenir" kuralının da gereğidir. Bu nedenledir ki Anayasa'nın 69. maddesininaltıncı

fıkrasında "odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince" tespitinden

söz edilmiş, ancak bu tespitin hangi kriterlere göre yapılacağı gösterilmemiş,

bu husus yasal düzenlemeye bırakılmıştır. Bu düzenleme de 2820 sayılı Siyasî

Partiler Kanunu'nun 103. maddesiyle yapılmış ve "odak olma"nın

unsurları bu maddede gösterilmiştir.

Öte yandan, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 103. maddesinin

ikinci fıkrasında parti karar organları sayıldığı hâlde "parti

başkanı"na yer verilmediğinden bu kimsenin eylemleri nedeniyle siyasî

partilerin kapatılmayacağı, bu nedenle de, Anayasa'nın 69. maddesinin altıncı

fıkrasına göre parti kapatma davalarında Anayasa Mahkemesi'ne tanınan yetkinin

daraltıldığı yolundaki bir anlayış tarzını kabul etmeye olanak yoktur. 103.maddenin

ikinci fıkrasına göre siyasî parti başkanları, "Parti üyesi"

olduklarından, bunların yasak söz ve eylemlerinden dolayı, bu söz ve eylemler

yoğun bir şekilde işlenmiş ve maddede sayılan parti yetkili organlarınca da

"zımnen" veya "açıkça" benimsenmiş ise, temsil ettikleri

siyasî partinin kapatılması olanaklıdır.

Açıklanan nedenlerle, Anayasa'nın 69. maddesiyle Anayasa Mahkemesi'ne tanınan yetkinin Siyasî Partiler Kanunu'nun 103. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeyle daraltıldığı yolundaki iptal gerekçesine katılma olanağı bulunmadığından çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Başkan

Mustafa BUMİN

Başkanvekili

Haşim KILIÇ

Üye

Yalçın ACARGÜN

Üye

Sacit ADALI

Üye

Ali HÜNER

Üye

Fulya

KANTARCIOĞLU

Üye

Mahir Can

ILICAK

Üye

Rüştü SÖNMEZ

Üye

Ertuğrul ERSOY

Üye

Tülay TUĞCU

Üye

Ahmet AKYALÇIN

KARŞIOY

YAZISI

Fazilet Partisi'nin kapatılma davasında uygulanacak olan 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 4445 sayılı Yasa'yla değişik 103. maddesinin ikinci fıkrası hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi bulunarak incelemeye geçilmiş ve sonuçta iptal edilmiştir.

Siyasî Partiler Kanunu'nun 103. maddesininikinci fıkrası, Refah

Partisi'nin kapatılma davası sırasında Anayasa'ya aykırı görülerek iptal

edilmiş idi. Anayasa Mahkemesi'nin anılan kararında özetle; "Siyasî

Partiler Kanunu'nun 103. maddesinin ikinci fıkrasında, 101. maddenin (d)

bendine göndermedebulunularak birinci fıkradaki mihrak haline gelme durumunun

oluşması için öncelikle, parti üyelerinin bu fıkrada belirtilen söz ve

eylemlerinden ötürü hüküm giymiş olmaları koşulunun aranması, 103. madde ile

parti kapatma nedeni sayılan kimi yasak fiillerinCeza Yasası'nda suç olmaktan

çıkarılması nedeniyle yalnız 103. maddenin ilk fıkrasının uygulanmasını değil,

buna dayanak oluşturan Anayasa'nın 69. maddesinin altıncı fıkrasının da

uygulanmasını olanaksız hale getirmiştir." denilmiştir.

Buna göre, AnayasaMahkemesi 103. maddenin ikinci fıkrasında üyelerin yasak fiilleri işlemesinden ötürü partinin suç odağı durumuna geldiğinin saptanmasında "hüküm giymiş olma" koşulunun kimi fiiller için uygulanmasının mümkün olmayacağı gerekçesiyle maddenin ikinci fıkrasını tümüyle iptal etmiştir. Oysa, fıkrada "hüküm giymiş olmak" koşulunun yanında;

- yasak fiillerin parti üyelerince kesif bir şekilde işlenmiş olması,

- bu yasak fiillerin kesif olarak işlenmesinin o partinin büyük kongre, merkez karar ve yönetim kurulu yahut grubun yönetim kurulunca zımnen veya sarahaten benimsendiğinin subuta ermesi,

koşulların da aranması öngörülmüştür.

Ancak, Anayasa Mahkemesi "hüküm giymiş olmak" koşulunun Anayasa'nın

69. maddesine aykırı olduğunu gerekçede belirtmiş olmasına karşın, diğer iki

koşulun iptali için herhangi bir gerekçe göstermemiştir. Mahkemenin gerekçe

göstermeden iptal etmesi söz konusu olmayacağına göre, fıkradaki "hüküm

giymiş olmak" koşuluna ilişkin gerekçenin diğer koşullar için de kabul

edilmesi düşünülemez. "Hüküm giymiş olmak" dışındaki koşullar için

iptal gerekçesi yazılmasını engelleyen hiçbir sebep olmadığına göre,

yasakoyucunun açıklanmayan gizli bir gerekçe ile bağlı kalacağı kuşkusuz

düşünülemez. TBMM, Anayasa Mahkemesi'nin 9.1.1998 günlü 1998/1 karar sayılı

kararının gereğini yerine getirerek 4445 sayılı Yasa ile Siyasî Partiler

Kanunu'nun 103. maddesini yeniden düzenlemiştir. Değişik yeni madde de parti

üyeleri için "hüküm giymiş olmak" koşulu kaldırılmış, önceki metinde

yer alan yasak fiillerin yoğunbir şekilde işlenmiş olması ve bunun belirtilen

parti organlarınca benimsenmesi koşulu yanında, parti organlarınca doğrudan

kararlı bir şekilde söz konusu yasak fiillerin işlenmiş olması da

"Partinin yasak fiillerin odağı haline gelmiş olma" koşulu olarakkabul

edilmiştir. Anayasa'ya aykırılık gerekçesinin yazılmadığı konularda neden iptal

edildiğinin cevabını aramak TBMM'nin görevi değildir. Yasakoyucu gerekçesiz

bölümlerin Anayasa'ya aykırı olmadığını varsayarak değiştirilen 103. madde

metninde önceki koşullara yeniden yer vermiştir.

Siyasal partiler, ülkenin geleceğini şekillendiren yön veren ve demokratik hayatın vazgeçilmez kurumlarıdır. Partilerinde bireyler gibi sorumlulukları yanında özgürlüklerinin sınırlarını bilmesi en doğal hakkıdır. Hangi koşullarda suç odağı haline geleceğini gerekçesiz iptal kararlarında araması düşünülemez. Yasakoyucunun çalışmalarından beklenen netlik, açıklık ve şeffaflığın yargı organlarından da beklenilmesi demokratik hukuk devleti olmanın en temel koşuludur.

Siyasî Partiler, çalışmalarını yetkili kurulları, il ve ilçe

teşkilatları ve üyeleri aracılığı ile yürütür. Merkezdeki yetkili kurullar

dışında kalan parti organı mercii yada kurulu (il ve ilçe teşkilatı gibi) parti

yasaklarına karşı bir fiil işlerse Siyasî Partiler Kanunu'nun 102. maddesi

gereğince aradan iki yıl geçmemiş olması koşuluyla Başsavcılığın isteği üzerine

işten el çektirilir. Bu fiili işleyenler belirtilen kurullarda görevli

olmamakla beraber sadece parti üyesi ise hüküm giymesi koşuluyla Başsavcılık

bunların da partiden ihracını isteyebilir. Görüldüğü gibi, partinin suç odağı

olmasını sağlamamakla birlikte parti yasaklarını ihlâl eden parti kurul ve

üyelerine münferit olarak yaptırım uygulanmaktadır. Bunun dışında, parti genel

kongresi, merkez karar ve yönetim kurulu, TBMM grup genel kurulu veya grup

yönetim kurulları parti yasaklarını kararlı biçimde ihlâl ederse ya da parti

üyeleri yoğun bir şekilde bu fiilleri işler yetkili kurullarda açıkça ya da

zımnen bunu benimserse Kanun'un 103. maddesinin ikinci fıkrasına göre parti

yasak fiillerin işlendiği odak haline gelmiş sayılır.

Bu durumda, partilerin yetkili kurullarının ya da üyelerinin gerek

münferit olarak gerekse yoğunluk arzeden fiillerinden dolayı tüm eylemleri

yaptırıma bağlanmıştır. Ancak parti üyelerinin yasaklara karşı işledikleri

fiillerden dolayı "odak" teşkil etmesi 103. maddenin ikinci

fıkrasında belirtilen yetkili parti kurullarının açık ve gizli olarak bu

fiilleri benimsemeleri koşuluna bağlanmıştır. Parti üyelerinin yoğun bir biçimde

işledikleri fiiller partinin yetkili kurullarının açık ve gizli onayına

bağlanarak "ferdi eylem", "parti eylemi" haline

dönüştürülmektedir. Parti'nin yetkili kurullarının açık ve gizli iradesinin

aranmayacağı bir durum, partilerin milyonlarca üyesinin söz ve eylemlerinden

dolayı partilerin sorumlu tutulması sonucunu doğurur. Bu ise, partilere tüm

üyelerinin söz ve eylemlerini takip etme, kontrol altına alma gibi fiziken

mümkün olamayacak bir görev yükler. Yetkili kurullarının haberi olmaksızın

nerede, ne zaman ne konuşacağı belli olmayan parti üyelerinin eyleminden ötürü

partinin kapatılma tehdidi altında tutulması hukukun temel kurallarından olan

"cezaların şahsiliği" ilkesine de aykırı olur. Bu nedenle, üyelerin

söz ve eylemlerinin partinin yetkili organlarının iradelerinden geçirilerek

parti eylemine dönüştürülmesini öngören kural hukuk devleti anlayışına da uygun

bir düzenlemedir. Yetkili kurullar dışında, genel başkan dahil sıfatları ne

olursa olsun partinin tüm üyeleri bu kapsam içinde değerlendirilmesi gerekir.Kuşkusuz,

Anayasa Mahkemesi sıradan bir parti üyesinin söz ve eylemleri ile parti genel

başkanının söz ve eylemlerinin, partinin suç odağı olup olmadığına olan

etkisini ve ağırlığını gözetecektir. Anayasa'da belirlenen yasakların

kamuoyunda derin iz ve etki bırakacak şekilde parti üyelerince söz ve eyleme

dönüştürülmesi, fıkrada belirtilen parti organlarınca reddedildiği,

kabullenilmediği veya disiplin kurullarını çalıştırarak cezalandırıldığı sürece

parti tüzelkişiliğinin sorumluluğundan bahsedilemez. Yetkili organların

hareketsiz kaldığı durumları "benimseme" olarak kabul etmek

tartışmasızdır. Fıkranın uygulanmasının güç olduğunu söylemekte gerçeği

yansıtmıyor. Nitekim, görülmekte olan siyasî parti kapatma davasında söz konusu

parti, genel başkanın ve üyelerinin söz ve eylemlerini inkar etmemekte ancak,

savunmasında bu söz ve eylemlerin yasak kapsamına girmediğini ileri

sürmektedir. Üyelerle parti tüzelkişiliği arasındaki sorumluluk ilişkisini

başka türlü yasal kurallarla düzenlemenin de zorluğu ve imkansızlığı açıktır.

Esasen, iptal edilen fıkra ile yasak eylemler için getirilen

"yoğunluk" ve "kararlılık" gibi kavramlar, partilerin

kapatılmasını zorlaştıran, güçleştiren değil tam tersine olumsuz uygulandığında

kapatmayı oldukça kolaylaştıran sınırları belirsiz ölçülerdir. Bu yönden

düşünüldüğünde, çoğunluk görüşünde denetimsiz kaldığı ileri sürülen genel

başkanın parti yasaklarına aykırı olan söz ve davranışlarının suç odağı

oluşturmasında esas alınmasının engellendiği sonucuna varmak olanaklı değildir.

Öteyandan, fıkrada sayılan parti organlarının yasak eylemleri kararlılık içinde işlemesi durumunda parti suç odağı haline geldiği sonucuna varılacaktır. Burada belirtilen parti organları arasında "genel başkanın" olmayışı partinin suç odağı haline gelmesinintesbitini imkansız kılmaktadır deniliyor. Oysa, genel başkanın bireysel olarak yaptığı söz ve eylemleri fıkranın birinci bölümünde denetim altına alınmakta, anılan yetkili kurullar da ise çoğunun başkanı olduğundan kurul olarak parti yasaklarının ihlali durumunda denetim konusu yapılabilmektedir.

Belirtilen nedenlerle, iptali istenen fıkranın uygulanmasının güçlüğü, zorluğu ve imkansızlığı söz konusu olmayacağından çoğunluk görüşüne katılmadım.

Başkan

Mustafa BUMİN

Başkanvekili

Sacit ADALI

Üye

Ahmet AKYALÇIN

KARŞIOY

YAZISI

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 7.5.1999 günlü ve 1999/116 sayılı iddianamesiyle Anayasa'nın 2., 24/son., 68. ve 69. maddeleriyle 2820 sayılı SPK'nun 78., 86. ve 87. maddelerine aykırı eylemlerde bulunduğu ileri sürülerek Fazilet Partisi'nin kapatılmasınakarar verilmesi istemiyle açılan kamu davasının görülmesi sırasında Yargıtay C. Başsavcısı, 6.10.1999 günlü esas hakkındaki görüşünü içeren yazısında, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 12.8.1999 günlü, 4445 sayılı Yasa'nın 18. maddesiyledeğiştirilen 103. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu savı ile iptalini talep etmiştir.

Anayasa Mahkemesi, 12.12.2000 tarihinde yaptığı görüşmede,

"Mahkememizce, bakılmakta olan davada uygulanacak olan 2820 sayılı SPK'nun

12.8.1999 günlü, 4445 sayılı Yasa ile değiştirilen 103. maddesinin ikinci

fıkrasının, Anayasa'nın 69. maddesine aykırılığı savı CİDDİ GÖRÜLDÜĞÜNDEN,

Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Yasa'nın 28. maddesi uyarınca esas hakkında bir

karar verilmek üzere DAVANIN GERİ BIRAKILMASINA" ve yineaynı gün ve aynı

görüşmede, "22.4.1983 günlü, 2820 sayılı SPK'nun 12.8.1999 günlü, 4445

sayılı Yasa ile değiştirilen 103. maddesinin ikinci fıkrasının ANAYASA'YA

AYKIRI OLDUĞUNA VE İPTALİNE" oyçokluğuyla iki ayrı karar vermiştir. Her

iki karara da aşağıdabelirteceğim nedenlerle katılmıyorum.

1- Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Yasa'nın 28. maddelerine göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun hükmünü Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesi'nin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.

Anayasa Mahkemesi, davaya bakan mahkeme olarak faaliyette

bulunurken, uygulayacağı yasa hükmünün Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülmüşse,

evvelemirde davayı durdurarak Anayasa Mahkemesi sıfatıyla Anayasa'ya aykırılık

konusunu karara bağlayacak daha sonra davaya bakan mahkeme olarak davayı

sürdürecektir. Anayasa Mahkemesi'nin, tarafların ileri sürdüğü Anayasa'ya

aykırılık savını davaya bakan mahkeme sıfatıyla incelerken, diğer mahkemeler

gibi önce "Anayasa'ya aykırılık savının ciddi görülmesi" yönünde

karar vermesi, Mahkemenin iptal yönünde karar vereceği ve bu nedenle ön yargılı

olduğu yolunda kuşkuların doğmasına sebep olacaktır. Anayasa Mahkemesi'nin öncelikle

bu yönde karar vermesi, itiraz konusu kuralı peşinen Anayasa'ya aykırı gördüğü

anlamına gelecektir. Bu sebeple, davaya bakan mahkeme sıfatıyla Anayasa'ya

aykırılık savının "ciddi olduğuna" karar verilmeksizin, bu konunun

"bekletici sorun" veya "ön sorun" olarak görülerek doğrudan

doğruya "Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Yasa'nın 28. maddelerine göre bir

karar verilmek üzere davanın geri bırakılmasına" şeklinde karar verilmesi

Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş amacına ve üstlendiği görevine de uygun olacaktır.

Belirtilen nedenlerle, bu yönde oluşan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

2- Anayasa'nın 69. maddesinin altıncı fıkrasında, "Bir siyasî

partinin 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü

temelli kapatılmasına, ancak onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak

haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar

verilir." kuralını içermektedir. 2820 sayılı SPK'nun 4445 sayılı Yasa ile

değişik 103. maddesinin iptali istenilen ikinci fıkrasında da "Bir siyasîparti;

birinci fıkrada yazılı fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde

işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre, merkez karar ve yönetim kurulu

veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim

kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya

anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu

fiillerin odağı haline gelmiş sayılır." kuralı yer almaktadır.

Anayasa'nın 69. maddesinin altıncı fıkrasında, iki esas

belirlenmektedir. Bunlardan birincisi, siyasî partilerin 68. maddenin dördüncü

fıkrasında belirtilen yasak fiillerin odağı haline geldiklerinde

kapatılacakları; ikincisi de, bu siyasî partinin belirtilen yasak eylemlerin

odağı haline gelip gelmediğinin Anayasa Mahkemesi'nce tespit edileceğidir.

SPK'nun 4445 sayılı Yasa ile değişen 103. maddesinin itiraz konusu ikinci

fıkrasına göre, bir siyasî partinin yasak eylemlere odak olması, Anayasa'nın

68. maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen yasak eylemlerin o siyasî partiüyelerince

belli bir ağırlıkta yoğun bir şekilde işlenmesi ve bu durumun fıkrada sayılan

parti organlarınca zımnen veya açıkça benimsenmesi veya bu yasak fiillerin

doğrudan doğruya parti organlarınca "kararlılık" içinde işlenmesi

halinde söz konusu olacaktır. Bu belirlemeyi veya tespiti de Anayasa Mahkemesi

yapacaktır. Görüldüğü üzere, iptal istemine konu edilen ikinci fıkrada yer alan

kurallar, Anayasa'nın 69. maddesinin altıncı fıkrasında öngörülen, 68. maddenin

dördüncü fıkrasında sayılan yasak fiillerin işlenmesi halinde ve bu yasak

fiillerin odağı haline gelmesi durumunda o siyasî partinin kapatılacağına ve

odaklaşma halinin Anayasa Mahkemesi'nce tespit edileceğine ilişkin emredici kuralları

değiştirmemekte, kaldırmamakta, bu kuralların uygulanmasınıolanaksız hale

getirmemekte, ancak belli ölçüler ve şartlar getirilerek siyasî partilerin

basit sebeplerle kapatılmaları önlenmek istenmiştir. Bu da, Anayasa'nın siyasî

partileri kurumsallaştırarak, demokratik düzenin ayrılmaz, vazgeçilmez bir

unsuru olarak kabul etmesinin doğal bir sonucudur.

Siyasî partiler, çoğulcu demokratik düzenin bir parçası, olmazsa

olmaz koşuludur. Ancak siyasî partilerin de uyacakları kurallar vardır.

İstedikleri gibi her türlü eylemlerde ve bu arada demokratik temel düzeni

yıkacak veya ortadan kaldıracak veya tehlikeye düşürecek faaliyetlerde

bulunamayacaklar, Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasında sayılan yasak

fiilleri işlemeyecekler, bu yasak fiillerin odağı haline gelmeyeceklerdir.

Belirlenen yasak fiillerin odağı haline gelmelerinin Anayasa Mahkemesi'nce

tespiti halinde de elbette kapatılmalarına karar verilecektir. Ancak Anayasa

Mahkemesi, bu tespiti yaparken kimi kurallara ve kimi unsurların oluşup oluşmadığına

bakacaktır. Anayasa Mahkemesi, bir siyasî partinin yasakfiillerin odağı haline

geldiğini kendi anladığı ve kendi koyduğu kıstaslara ve unsurlara göre

belirleyecek olursa, zaman içinde görüş ve değerlendirmelerde veya Mahkeme'nin

oluşumunda meydana gelebilecek değişikliklerde istikrarlı bir karar

verilemeyeceğitehlikesi doğabileceği gözardı edilmemelidir. Ayrıca siyasî

partilerin de, hangi hallerin veya şartların odaklaşmayı oluşturacağını, veya

hangi fiillerin ne suretle işlenmesi halinde yasak fiillerin odağı haline

gelmiş sayılacaklarını önceden bilmeleri vebuna göre davranmaları gerekir. Bu

da, siyasî partilerin en doğal hakları olduğu gibi kanunsuz suç ve ceza olmaz

prensibinin de tabii bir sonucudur.

Bir konu üzerinde de durmak gerekmektedir. Bilindiği gibi Anayasa

Mahkemesi, 9.1.1998 gün ve 1998/1-2 esas-karar sayılı kararıyla, Refah

Partisi'nin kapatılması istemiyle açılan davanın görüşülmesi sırasında, 2820

sayılı SPK'nun 3270 sayılı Yasa değişik 103. maddesinin ikinci fıkrasını Anayasa'nın

69. maddesine aykırı bularak iptal etmiştir. Anayasa'ya aykırılık savında

bulunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, 4445 sayılı Yasa ile yapılan yeni

düzenlemenin de, değişiklikten evvelki kural gibi Anayasa'nın 69. maddesinin

altıncı fıkrasını uygulanamaz hale getirdiğini ileri sürmektedir. SPK'nun 103.

maddesinin 3270sayılı Yasa ile değişik ve iptal edilen ikinci fıkrasının

göndermede bulunduğu 101. maddenin (d) bendinde, parti üyelerinin dördüncü

kısımda yer alan maddeler hükümlerine aykırı fiil ve konuşmalarından dolayı

"hüküm giymeleri" koşulu yer almakta idi. Anayasa Mahkemesi'nin iptal

kararında aynen "Ancak, 103. maddenin ikinci fıkrasında, 101. maddenin (d)

bendine göndermede bulunarak birinci fıkradaki "mihrak haline gelme"

durumunun oluşması için öncelikle, parti üyelerinin bu fıkrada belirtilen söz

veya eylemlerinden ötürü hüküm giymiş olmaları koşulunun aranması, 103. madde

ile parti kapatma nedeni sayılan kimi yasak fiillerin Ceza Yasası'nda suç

olmaktan çıkarılması (kararın daha evvelki bölümlerinde belirtilen TCK'nun

141., 141. ve 163. maddeleri kastediliyor) nedeniyle yalnız 103. maddenin ilk

fıkrasının uygulanmasını değil, buna dayanak oluşturan Anayasa'nın 69.

maddesinin altıncı fıkrasının da uygulanmasını olanaksız hale getirmiştir."

denilmektedir. Burada iptal nedeni olarak sadece ikinci fıkranın göndermede

bulunduğu 101. maddenin (d) bendinde parti üyelerinin işledikleri fiillerinden

dolayı hüküm giyme koşulunun yer almış olmasıdır. İptal kararında, ikinci

fıkrada yer alan diğer koşullar üzerinde durulmamış ve bu koşullar bir iptal

nedeni sayılmamıştır.4445 sayılı Yasa ile değişik yeni düzenleme ile göndermede

bulunulan ve üyelerin fiilleri dolayısıyla mahkum olma unsurunu içeren 101.

maddenin (d) bendi, ikinci fıkra metninden çıkarılmış ve ilâve olarak yasak

fiillerin doğrudan doğruya fıkrada sayılanparti organlarınca kararlılık içinde

işlenmiş olması da, o partinin söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş

sayılacağı kuralı getirilmiştir. İptal kararında, parti üyelerinin işledikleri

yasak fiillerin parti organlarınca zımnen veya sarahaten benimsenmişolması

koşulları üzerinde durulmamış, bu organlar arasında genel başkanın bulunup

bulunmadığı hususu tartışılmamış, bu sebepler birer iptal nedeni olarak

görülmemiştir. Çoğunluk görüşünde ve kararında fıkra metninde parti organları

sayılırken genel başkanın sayılmaması bir iptal nedeni olarak gösterilmiştir.

Oysa SPK'nun 13. ve 15. maddelerine göre, genel başkan, siyasî partinin genel

merkez teşkilatı içinde yer alan karar, yönetim ve icra organıdır. Partiyi

temsil yetkisi genel başkana ait olup parti adınadava açmaya, davada husumet

yetkisine sahiptir ve Merkez Karar ve Yönetim Kurulu'nun tabii başkanıdır.

Merkez karar, yönetim ve icra organlarının her birinin de başkanlığını yapar.

Bu hükümler karşısında, iptal istemine konu ikinci fıkrada parti organları

yanında genel başkanın yer almadığı görüşü ve bunun bir iptal nedeni sayılması

yerinde değildir. Genel başkanın partiyi temsil etmesi, merkez karar ve yönetim

kurulunun da başkanı olması nedeniyle Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü

fıkrasında yer alan yasak fiilleri işlemesi halinde sorumlu tutulacağı ve bu

eylemlerini kararlılık içinde işlemesi halinde de o partiyi bu yasak fiillerin

odağı haline getirmiş sayılacağı kuşkusuzdur.

Bu nedenlerle, itiraza konu 103. maddenin ikinci fıkrası, Anayasa'nın 69. maddesinin altıncı fıkrasına aykırılık oluşturmadığından istemin REDDİNE karar verilmesi gerekirken Yargıtay C. Başsavcılığı'nca yapılan Anayasa'ya aykırılık savının ciddi görülerek 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 4445 sayılı Yasa ile değiştirilen 103. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu ve iptali yönünde oluşan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Başkanvekili Haşim KILIÇ Üye Ali HÜNER

Anayasa Mahkemesi, E. 2000/86, K. 2000/50, 12 Aralık 2000 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazın Konusu
  4. I- Olay
  5. Iı- Yasa Metinleri
  6. Iıı- Esasın İncelenmesi
  7. Iv- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
  8. Karşıoy
  9. Yazısı
  10. Kantarcıoğlu
  11. Ilıcak
  12. Karşıoy
  13. Yazısı
  14. Karşıoy
  15. Yazısı
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2000/86
Karar No
2000/50
Tarih
12 Aralık 2000

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1999/32 K.2001/10
  • AYM Norm Denetimi E.2001/17 K.2001/6
  • AYM Norm Denetimi E.2001/21 K.2001/12
  • AYM Norm Denetimi E.2001/14 K.2001/4
  • AYM Norm Denetimi E.2001/11 K.2001/3
  • AYM Norm Denetimi E.2001/19 K.2001/11

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.