İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2005/103 K.2005/89

2- Çorlu Sulh Ceza Mahkemesi ( Esas : 2005/117)

Esas2005/103Karar2005/89Tarih23 Kasım 2005Okuma27 dk · 5.402 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
23 Kasım 2005
Esas Sayısı
2005/103
Karar Sayısı
2005/89
Karar Günü
23.11.2005
Resmi Gazete Tarih-Sayısı
25.02.2006 - 26091
İtiraz yoluna başvuran mahkeme
1- Akdağmadeni Sulh Ceza Mahkemesi ( Esas : 2005/103)
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.402 kelime·27 dk okuma·24 bölüm

2- Çorlu Sulh Ceza Mahkemesi ( Esas : 2005/117)

3- Sandıklı Asliye Ceza Mahkemesi ( Esas : 2005/140)

İTİRAZLARIN KONUSU

26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 104. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, Anayasa'nın 10. ve 41. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

I- OLAY

Aralarında beş yaştan fazla fark bulunan onbeş yaşını bitirmiş çocukla rızasıyla cinsel ilişkide bulunmak suçundan açılan kamu davalarında, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme'ler iptali için başvurmuşlardır.

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun itiraz konusu fıkrayı da içeren 104. maddesi şöyledir :

“MADDE 104.-(1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fail mağdurdan beş yaştan daha büyük ise, şikayet koşulu aranmaksızın, cezası iki kat artırılır.”

B- İlgili Yasa Kuralı

Türk Ceza Kanunu'nun ilgili görülen 6. maddesi şöyledir:

“MADDE 6- (1) Ceza kanunlarının uygulanmasında;

...

b) Çocuk deyiminden; henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi,

...

Anlaşılır.”

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince değişik tarihlerde yapılan ilk inceleme toplantılarında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliği ile karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- Birleştirme Kararı

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 104. maddesinin (2) numaralı bendinde yer alan hükmün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurularına ilişkin Esas:2005/117 ve Esas:2005/140 sayılı davaların, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2005/103 Esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, birleştirilen davaların esaslarının kapatılmasına, esas incelemenin 2005/103 Esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 10.10.2005 ve 23.11.2005 tarihlerinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

B- İtiraz Konusu Kuralın Anlam ve Kapsamı

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda kişilerin cinsel dokunulmazlığını ihlal eden eylemler, 765 sayılı Yasa'nın aksine genel ahlakı ve aile nizamını ilgilendiren ihlaller olarak değil, kişisel değerlere yönelik tecavüzler olarak nitelendirilerek özel hükümlere ayrılan İkinci Kitabın, “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde, “Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar” başlığı altında düzenlenmiştir.

Yasa'nın “Reşit olmayanla cinsel ilişki” başlıklı 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişinin, şikayet üzerine cezalandırılacağı, itiraz konusu (2) numaralı fıkrada ise failin, mağdurdan beş yaştan daha büyük olması halinde, şikayet koşulu aranmaksızın cezanın iki kat artırılacağı belirtilmiştir. Buna göre, suçu işleyen kişi, mağdurdan beş yaştan daha büyük ise, şikayet olmasa da suç re'sen kovuşturularak kamu davası açılacak, suçun sübutu halinde de faile, maddenin (1) numaralı fıkrasında yazılı ceza iki kat artırılarak verilecektir.

5237 sayılı Yasa'nın 6. maddesinde, henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi “çocuk” olarak tanımlandığından 104. maddede düzenlenen suç, onbeş yaşını bitirip onsekiz yaşını doldurmamış çocukla rızasıyla cinsel ilişkide bulunmaktır.

Madde'de sanık ve mağdur yönünden cinsiyet ayrımı yapılmamıştır. Suçun oluşması için aranan ön koşul, mağdurun onbeş yaşını bitirmiş, onsekiz yaşını doldurmamış olmasıdır. Suçun maddi unsuru, çocuk sayılan kişi ile cinsel ilişkide bulunmak, manevi unsuru ise failin eylemi bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesidir.

C- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

Başvuru kararında, itiraz konusu kuralın, aynı suçu işleyenler arasında farklı ceza uygulamalarına yol açtığı, yasa önünde eşitlik ilkesinin amacının, hukuksal durumları aynı olan kişilerin, yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemek olduğu, aynı suçu işleyen failler için mağdur ile aralarındaki yaş farkı nedeniyle ayrı cezalar öngörülmesinin, eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı, tarafların evlenmeleri durumunda da eşin cezaevine girmesinin engellenememesinin ailenin parçalanmasına yol açacağı belirtilerek Kural'ın, Anayasa'nın 10. ve 41. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Başvuran Mahkeme tarafından, Anayasa'nın 2. maddesi yönünden aykırılık savında bulunulmamış ise de, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün Anayasa'ya aykırılığı hususunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere dayanmaya mecbur değildir. Anayasa Mahkemesi taleple bağlı kalmak kaydıyla başka gerekçe ile de Anayasa'ya aykırılık kararı verebilir. Bu nedenle, itiraz konusu kural ilgisi nedeniyle Anayasa'nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.

5237 sayılı Yasa'nın 104. maddesi uyarınca, suç tarihinde onbeş

yaşını bitirmiş çocukla rızayla cinsel ilişki kuran faille ilişki kurduğu çocuk

arasında beş yaştan az fark varsa, yakınma olmadığı ya da hükmün

kesinleşmesinden önce vazgeçildiği takdirde, ilgili hakkında kovuşturma

yapılmayacak ya da dava düşürülerek ceza verilmeyecek, aynı yaştaki mağdurla

ilişkiye giren fail arasındaki yaş farkı beşten fazla ise, şikayet olup

olmadığına bakılmaksızın fail hakkında kovuşturma açılarak suçun sübutu halinde

temel ceza iki kat artırılacaktır. Bu durumda, onbeş yaşını bitirip onsekiz

yaşını doldurmamış çocuğun, rızasıyla cinsel ilişkiye girdiği kişiyle arasında

beş yaştan az fark olması halinde eylemin sonuçlarını kavrayacak bir sorumluluk

duygusuna eriştiği kabul edilerek, suçun takibi şikayete bağlı tutulmasına

karşın, aynı yaştaki çocuğun rızasıyla cinsel ilişkiye girdiği kişiyle arasında

beş yaştan fazla fark olması halinde, eylemin sonuçlarını kavrayacak bir

sorumluluk duygusuna erişmediği kabul edilerek, suçun takibi şikayete bağlı

tutulmamaktadır.

Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi ile eylemli

değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda

bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve

kişilere yasalar karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını

önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı

kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Durum

ve konumlardaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik

kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal

durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi

çiğnenmiş olmaz. Nitelikleri ve durumları özdeş olanlar için yasalarla değişik

kurallar konulamaz.

Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyet'in nitelikleri arasında

sayılan hukuk devletinin de öncelikle eşitlik ve adaleti esas alan bir

yapılanmayı öngördüğü kuşkusuzdur. Hukuk devletinin bu temel niteliklerini

yaşama geçirmekle yükümlü olan yasa koyucunun, Anayasa'nın ve ceza hukukunun

genel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla, cezalandırmada güdülen amacı, suç ve

suçluların özelliklerini de gözeterek hangi eylemlerin suç sayılacağını,

bunlara verilecek cezanın türünü, miktarını, artırım ve indirim nedenlerini, bunların

oranları ile suçun takibine ilişkin yöntemleri belirleme konusunda takdir

yetkisi bulunmakta ise de bu yetki kullanılırken suç ile ceza arasındaki adil

dengenin korunması ve öngörülen cezanın, cezalandırmada güdülen amacı

gerçekleştirmeye elverişli olması gibi hususların da dikkate alınması

zorunludur.

Ceza hukukunda yasa önünde eşitlik ilkesinin uygulanması da kuşkusuz, aynı suçu işleyen tüm suçluların kimi özellikleri gözardı edilerek her yönden aynı kurallara bağlı tutulmalarını gerektirmemektedir. Mağdurun veya failin durumlarındaki farklılıklar bunlara değişik kurallar uygulanması sonucunu doğurabilir. Ancak, suçun takip şekli veya failin cezalandırılmasında esas alınan özellikleri, kuralla korunmak istenen hukuki yarar bakımından sonuca etkili değilse, bu durumda faillerin farklı durumda oldukları kabul edilerek aralarında ayrım yapılması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur.

İtiraz konusu kuralla faillerin, mağdurdan beş yaştan daha büyük

olmaları halinde yakınma olup olmadığına bakılmaksızın iki kat fazla ceza ile

cezalandırılmaları öngörülmüştür. Böylece, aynı yaştaki mağdurlarla cinsel

ilişkide bulunan failler arasında sadece yaş farkına dayanan bir ayırım

yapıldığı gibi, faille aralarındaki yaş farkının beşten az olması halinde suçun

şikayete bağlı olarak takip edilip edilmemesi hususunda mağdurun iradesi esas

alınıp, failin beş yaştan büyük olması durumunda ise, bu irade gözetilmeyerek

mağdurlar yönünden de farklılık yaratılmıştır. Aynı yaşta olup, aynı eylemin

tarafı olan mağdurlar arasında yapılan bu ayırım ile aynı yaştaki kişilere

karşı aynı eylemi gerçekleştiren failler arasında sadece yaş farkına

dayanılarak yapılan ayırımın, Kural'ın belli yaştaki çocukların cinsel

dokunulmazlıklarını koruma amacını gerçekleştirmeye elverişli bulunmadığı ve

adalet ilkeleriyle de bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Mehmet ERTEN Anayasa'nın 10. maddesi yönünden bu gerekçeye katılmamıştır.

Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı görülerek iptal edilen kuralın, Anayasa'nın 41. maddesi yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

26.9.2004 günlü, 5237 sayılı “Türk Ceza Kanunu”nun 104. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 23.11.2005 gününde karar verildi.

Başkan

Tülay

TUĞCU

Başkanvekili

Haşim

KILIÇ

Üye

Sacit

ADALI

Üye

Fulya

KANTARCIOĞLU

Üye

Ahmet

AKYALÇIN

Üye

Mehmet

ERTEN

Üye

A. Necmi ÖZLER

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Şevket

APALAK

EK

GEREKÇE

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 104. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırılığının, Anayasa'nın 10. maddesi yönünden incelenmesi;

Yasa koyucunun, ceza siyasetinin gereği olarak Anayasa'nın ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla suç ve suçluların özelliklerini, cezalandırmada güdülen amacı dikkate alarak, hangi eylemlerin suç sayılacağını, bunlara verilecek cezanın tür ve miktarı ile artırım ve indirim nedenlerini, uygulanacak oranları ve suçun takibine ilişkin yöntemleri takdir yetkisini kullanarak belirleyebileceği hususunda duraksama bulunmamaktadır.

104. madde ile belli yaş grubu içindeki çocukların cinsel dokunulmazlıkları korunmak istenmektedir. Bunun için de cinsel dokunulmazlığı korunmak istenen çocukla fail arasındaki yaş farkına göre değişik kovuşturma usulü uygulanmakta ve farklı cezalar öngörülmektedir.

Yasa önünde eşitlik ilkesi, aynı suçu işleyen faillerin kimi

özellikleri göz ardı edilerek her yönden ayrı kurallara bağlı tutulmalarını

gerektirmez. Mağdur veya failin durumlarındaki farklılıklar bunlara değişik

kurallar uygulanması sonucunu gerekli kılabilir. Nitekim, aykırılığı ileri

sürülen kuralın da yer aldığı 104. maddede, cinsel dokunulmazlığı korunmak

istenen çocukla fail arasındaki yaş farkı esas alınarak değişik kurallar

uygulanması, hukuki yarar bakımından bir gereklilik olarak yasa koyucu

tarafından öngörülmüştür. Buna göre, kural ile elde edilmek istenen hukuki

yarar yaş farkına dayandırılmıştır. Artık, failler ile cinsel dokunulmazlıkları

korunmak istenen çocuklar arasında yaş farkına dayanan eşitlik

karşılaştırılması yapılamaz ve kural eşitlik ilkesi ile de ilişkilendirilemez.

Ancak; 104. madenin (1) ve (2) numaralı fıkralarında yer alan kuralların her ikisinin de cinsel dokunulmazlıkların koruması için getirildiği gözetildiğinde, itiraz konusu kuralda suç ile ceza arasında bulunması gereken adil dengenin diğer kurala göre korunamadığı ve bu yönüyle adalet duygularını zedeleyen düzenlemenin demokratik hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu açıktır.

Bu nedenle Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olan kuralın, Anayasa'nın ilgisini kurumadığım 10. maddesine de aykırı olduğu yönündeki karar gerekçesine katılmadım.

Üye

Serruh

KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

KARŞIOY

YAZISI

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 104. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, Anayasanın 10. ve 41. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istenmiştir. Konu, aşağıda, Anayasanın gerek bu maddeleri, gerek diğer maddeleri açısından incelenmiştir.

I. İptali istenen yasa kuralının anlamı ve kapsamı

Ceza hukukumuzda bir reform gerçekleştirmek amacıyla kabul

edilerek yürürlüğe konan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, mülga 765 sayılı Türk

Ceza Kanunundan farklı olarak, cinsiyet ayrımına dayanan hükümlere yer vermemiş

ve cinsellikle ilgili suçları, yasanın Altıncı Bölümünde “Cinsel Dokunulmazlığa

Karşı Suçlar” başlığı altında, kişi özgürlüklerine saygılı bir yaklaşımla

düzenlemiştir. Bölüm başlığından da anlaşılacağı üzere bu bölümde ceza

yaptırımına bağlanan eylemler, kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın, her şeyden

evvel kişinin dokunulmazlığını ihlal eden eylemler olarak görülmüş, zaruri

olmadıkça kişinin cinsel özgürlüklerine müdahale edilmezken, bir yandan da,

vatandaşlarının tüm özgürlükleri ve dokunulmazlıkları gibi cinsel özgürlük ve

dokunulmazlıklarını da korumayı asli görev bilen hukuk devletinin gereği

olarak, bu suçların takibi bazı istisnalar dışında, resen takibe tabi

tutulmuştur.

Bu kapsamda T.C.K.'nun 102. maddesinde yeralan cinsel saldırı

suçu, aynı maddenin (1) fıkrasındaki eylemden ibaret kaldığı durumlarda

verilecek ceza, şikayet üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis olduğu halde,

aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında unsurları belirtilen suça verilecek temel

ceza, şikayet aranmaksızın, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis olarak

belirlenmiştir. Bununla birlikte, mezkur (2) fıkranın son cümlesinde, “Bu

fiilin eşe karşı işlenmesi halinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması

mağdurun şikayetine bağlıdır” kuralı konularak, kısmen aile mahremiyetinin yani

özel hayatın gizliliğinin korunması, kısmen de zorla girişilen ve eşlerden

birinin cinsel dokunulmazlığını ihlal eden bir suçun varlığına rağmen faille

mağdur arasındaki evlilik ilişkisinin devamına bir şans daha verilmesi

amaçlanmıştır.

T.C.K.'nun 103. ve 104. maddelerinde ise, çocuklara yönelik cinsel

suçlar, diğer bir deyişle çocukların cinsel dokunulmazlığına karşı suçlar

düzenlenmiştir. Bilindiği gibi, çağdaş dünya standartları, 18 yaşını

doldurmayan herkesi çocuk kabul etmektedir. Ceza Kanunumuzun 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (b) bendine göre “Çocuk deyiminden; henüz onsekiz

yaşını doldurmamış kişi” anlaşılır. Bu doğrultuda,

“Çocukların cinsel istismarı” başlıklı 103. maddede, onbeş yaşını tamamlamamış

veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği

gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen cinsel eylemlerin

niteliklerine ve doğurdukları neticelerin ya da faille mağdur arasındaki

ilişkilerin derecesine göre, yedi değişik ceza sınırı öngörülmüş olup, bunlar

üç yıl hapis ile onbeş yıl hapis arasında değişmektedir. Burada, suçun

sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması halinde, hükmolunacak

hapis cezasının onbeş yıldan az olamayacağı; suçun mağdurun bitkisel hayata

girmesine veya ölümüne neden olması durumunda ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezasına hükmolunacağı da öngörülmüştür. Dikkat edileceği üzere yeni Ceza

Kanunu, onbeş yaşının altındaki çocuklarla girişilecek cinsel eylemi “ilişki”

olarak dahi adlandırmamış; bunu tam bir istismar olarak görmüştür.

Onbeş yaşını bitirmiş, ancak onsekiz yaşını bitirmemiş çocuklarla girişilecek cinsel ilişki suçu ise, iptal istemine konu ikinci fıkrayı da içeren 104. maddede düzenlenmiştir. Bu madde, reşit olmayanla cinsel ilişkinin, cebir, tehdit ve hile olmaksızın gerçekleştirilmesini yine suç saymakla birlikte, hem cebir, tehdit ve hilenin yokluğu nedeniyle diğer suçlara oranla daha az ceza öngörmüş, hem de belirli bir şartın yani faille mağdur arasında yaş olarak yakınlığın mevcudiyeti halinde, gerek cezayı daha da azaltmak, gerek suçu şikayete bağlı hale getirmek suretiyle bu yaş grubundaki gençlerin özel hayatına ve cinsel özgürlüklerine daha hoşgörülü bir yaklaşım getirmiştir.

Ceza yasalarında, bilindiği gibi, suç sayılan bir eylem belirlendikten sonra, bu eylemin daha ağır cezayı gerektiren şiddet sebepli halleri ve cezayı azaltan veya takibini, şikayet gibi koşullara bağlayan, tahfif sebepli halleri ayrı fıkra veya bentler halinde düzenlenir. T.C.K.'nun 104. maddesinin anlamını incelerken ilk göz önünde tutulacak husus, bu maddede ceza yaptırımına bağlanan asıl suçun (2) numaralı fıkrada, indirim sebepli halinin ise (1) numaralı fıkrada düzenlenmiş olduğudur.

Maddenin kanun metninde yazılı hali şu şekildedir:

(1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fail mağdurdan beş yaştan daha büyük ise, şikayet koşulu aranmaksızın, cezası iki kat artırılır.

Maddenin daha açık, ancak bütün unsurları ve sonuçları aynı olacak şekilde şöyle yazılması da mümkündür:

(1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, birbuçuk yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Şu kadar ki, fail mağdurdan beş yaştan daha büyük değilse, takibat şikayete bağlı olur ve cezanın üçte ikisi indirilir.

Bu iki yazım tarzı arasında, suçun unsurları ve cezası bakımından

hiçbir fark yoktur. Ancak yasadaki yazım şekli, ilk bakışta sanki reşit olmayan

kişiyle cinsel ilişkide bulunmak suçu şikayete bağlı ve cezası hafif bir suç

imiş; failin beş yaştan büyük olması halinde ise birdenbire cezası ölçüsüz

biçimde ağırlaşıveren ve resen takibi yapılan bir suç imiş gibi bir izlenim

verebilmektedir. İptale ilişkin itirazlar da özellikle bu noktada toplanmıştır.

Ancak, maddeyi bu şekilde anlamaya olanak yoktur. Zira, o takdirde, temel suçu

sadece 20-23 yaşları arasındaki kişiler (15-18 yaşları arasındaki mağdurla 5

yaş fark) işleyebilecek; her yaştaki diğer kişiler ise suçun ancak

ağırlaştırılmış şeklini işleyebilecektir. Yasa koyucunun sadece 20-23

yaş arasındaki kişiler için bir suç ihdas ettiği, diğer herkes için de bunun

ağırlaştırılmış şeklini öngördüğü tarzında bir anlayış, hukuk

mantığına aykırıdır. Bu nedenle, “Reşit olmayanla cinsel ilişki”

suçunun, aslında, T.C.K.'nun 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasında değil, (2)

numaralı fıkrasında düzenlenmiş olduğu açıktır. Yasa metninin farklı bir

teknikle yazılmış olması bu gerçeği değiştirmez. İkinci fıkranın

iptali, yasa koyucunun ceza siyasetinin gereği olarak kendi takdiri içinde

aşamalı ve oranlı olarak düzenleyip uygun yaptırıma bağladığı eylemlerden

birini suç olmaktan çıkartıp, bunun yerine aynı suçun özel nedenlerle

öngörülmüş indirim sebepli haline verilebilecek cezanın, asıl suçun yaptırımı

haline getirilmesi sonucunu doğurmuştur. İptal kararı, bu nedenle,

Anayasanın 153. maddesinin ikinci fıkrasındaki “Anayasa Mahkemesi, bir kanun

veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun

koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis

edemez” ilkesi açısından da sorgulanabilir. İptal edilen yasa kuralının

karşılığı olan suç eski ceza kanununda “Cebren ırza geçen, küçükleri baştan

çıkaran ve iffete taarruz edenler” başlıklı Sekizinci Bap 416. maddede

düzenlenmiş ve faile, şikayet aranmaksızın, altı aydan üç seneye kadar hapis

cezası verilmesi öngörülmüştü. Yeni ceza kanununda da, mağdurla yaş farkı beş

yıldan az olanlar hariç, benzer bir düzenleme yapılmışken, iptal kararı sonucu

bu düzenleme tersine çevrilmiş ve yeni bir uygulama yaratılmış olmaktadır.

İptal edilen ceza yasası kuralının herhangi bir yönden Anayasaya aykırı olup olmadığının incelenmesine geçilmeden önce, bu kuralın sosyal hukuk devletindeki işlevinin ne olduğu kadar, kuralın ortadan kaldırılmasının toplumsal, ahlaki ve hukuki sonuçlarının da göz önünde bulundurulması uygun olacaktır.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, reşit olmayan kişiyle cinsel

ilişki, sadece mağdurun (veya kanuni temsilcilerinin) rızasına bırakılamayacak

bir konudur. Hukuk devleti, vatandaşı olan çocuğu, gerektiğinde ana-babasına

karşı da koruyan devlettir. Bu nedenle, liberal yaşam tarzını özümsemiş,

ana-babanın çocukları üzerindeki denetiminin asgariye inmiş ve ahlaki konuların

cinsellikle değil, kişinin toplumuna karşı, başta yasalara saygı gelmek üzere,

hukuki ödevlerinin yerine getirilmesiyle ölçülmesinin temel ahlaki standart

haline gelmiş olduğu Batılı çağdaş toplumlarda dahi, reşit olmayanlarla cinsel

ilişki suçu kamu adına takip edilerek, çoğu kez ağır yaptırımlara

bağlanabilmekte, faillere on yıllara varan cezalar verilebilmektedir. Çağdaş

laik ahlaktan henüz nasibini alamamış, kadın-erkek eşitliğinden uzak, kız

çocuklarının okutulmadığı, feodal değer ve törelerin geçerli olduğu toplumlarda

ise, çağdaş hukuka göre çocuk sayılan kızların, törelere göre gerçekleştirilen

ve daha ziyade bir alım-satım niteliği taşıyan evlendirmeler sonucunda,

kişiliğini geliştirme, eğitim, bilim ve hatta siyasi haklarını kullanmaktan fiilen

mahrum bırakılarak, ikinci sınıf bireyler haline getirilmeleri maalesef bir

türlü önü alınamayan bir olgudur. Ekonomik sorunların ağır bastığı, fakirlik,

örgütlü suçlar ve kural tanımazlık gibi olumsuzlukların hakim olduğu kimi

toplumlarda ise, suç örgütlerinin de devreye girmesiyle, çocuk yaşta pek çok

kızların fuhşa sürüklendiklerini, üstelik bu olgunun görüldüğü ülkelere sırf bu

amaçla seks turlarının düzenlendiğini, uluslar arası yazılı ve görsel basında

kimi zaman izlemekteyiz. Öte yandan, gerek gelişmiş, gerek sosyo-ekonomik

bakımdan geri kalmış durumdaki toplumların hepsinde, çocuk yaştaki kişilerin

istenmeyen gebelikler sonucu dünyaya getirdikleri ve kendilerinin bakamamaları

nedeniyle topluma ve devlete bir sorun olarak devrettikleri çocuklar, bu gibi

bilinçsiz cinsel eylemlerin sonucudur.

Toplumumuzun kısmen dahi olsa bu gibi olumsuzluklara maruz

kalmaması için, Anayasamızın 5.maddesinde sayılan Devletin

temel amaç ve görevleri arasındaki “kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk

devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak” görevini yerine

getirirken çocukları, ister töreden, ister ekonomik koşullardan kaynaklansın

her türlü istismardan koruması mutlak bir zorunluluktur. Anayasamızın 41. ve

58. maddeleri de bunu doğrulamaktadır.. Bu nedenle, reşit olmayanlarla

cinsel ilişkiye devletçe müdahalenin sadece cebir, tehdit ve hilenin saptanması

ya da şikayet yapılması koşullarında mümkün olabilmesi, Devleti, bu görevlerini

yerine getirmekte güçlüklerle karşı karşıya bırakır. Ana-babasının

yeterince ilgilenmediği, dahası, kötü niyetli olduğu veya aile geçimsizlikleri

nedeniyle evini terk etmiş bir çocuğun şikayet hakkını kullanması ne derece

geçerli olabilir' Kaldı ki failin çeşitli yollarla şikayeti geri aldırtması ve

bu nedenle, T.C.K.'nun 73. maddesi gereğince, faile ceza verilememesi güçlü bir

olasılıktır. Bu nedenlerle, Devlet şayet 15-18 yaş grubundaki bu gençleri

korumak istiyorsa, ilke olarak suçun takibi şikayete bağlı olmamalıdır.

T.C.K.'nun 104. maddesinin (2) numaralı fıkrasının iptali, geriye kalacak (1)

fıkranın yukarıda açıklanan amaçların yerine getirilmesi açısından yetersiz

kalacak olması nedeniyle, kamu yararına aykırı sonuçlar doğuracaktır.

Hukuk devleti ve sosyal devlet kavramları adına bu genel hususlara zorunlu olarak değinildikten sonra, iptali istenen kurala yapılan, Anayasanın eşitlik ilkesine, aile kurma hakkına, aile hayatının ve özel hayatın gizliliğine aykırılık ya da ölçüsüzlük gibi itirazları ayrı ayrı ele almak uygun olacaktır.

II. Eşitlik ilkesine aykırılık iddiası açısından

Anayasamızın 10. maddesinde yer alan “Kanun önünde eşitlik” ilkesinin anlamı, Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında açıklanmış ve uzun yıllar zarfında aynı şekilde anlaşılarak, tam bir istikrar kazanmıştır. Buna göre eşitlik, kişiler arasında eylemli eşitlik olmayıp, aynı hukuki konumda bulunan kişilerin arasında gözetilmesi gereken eşitliktir. Haklı nedenlerle ve sınırları açıkça belirlenerek yapılan farklı hukuki düzenlemelere tabi kişilerin farklı hukuki sonuçlarla karşılaşmalarının Anayasaya aykırılığından söz edilemez.

İptal davasına konu edilen T.C.K.'nun 104. maddesi bakımından da eşitliğin, onsekiz yaşını bitirmemiş çocukla cinsel ilişkiye giren kişilerden, mağdurla arasında beş yaştan az fark bulunan sanıklar arasındaki eşitlik; beş yaştan fazla fark bulunan sanıkların da kendi aralarında eşitlik bulunması dışında anlaşılması mümkün değildir. Sanıklar, yaşlarına göre farklı hukuki konumlarda bulunmaktadır.

Burada, incelenmesi gereken iki soru bulunmaktadır.

Birincisi, sanıklar, mağdurla aralarındaki yaş farkı ölçütüne göre farklı hukuki konumda mütalaa edilebilir mi'

İkincisi de, yaş kıstası, belli bir yılla (21, 23, 24 vb) olarak değil de, mağdurun yaşına oranlı (5 yaştan küçük) biçimde belirlenebilir mi'

Birinci soruya cevaben, öncelikle, neredeyse tüm ceza hukukunun,

sanıkla mağdur arasındaki ilişkinin özelliğini göz önünde tutan düzenlemelerle

dolu olduğunu ve ceza adaletinin de esasen başka türlü sağlanamayacağını

hatırda tutmak gerekir. Cebir, tehdit ve hile olmadan işlenen bir cinsel suçta,

yani mağdurun rızasına dayalı olarak işlenebilen bir suçta, sanıkla mağdur

arasındaki yaş yakınlığı, diğer bir deyişle “yaşıtlık” bulunması, cezayı

azaltıcı ve takibini şikayete bağlı hale getirici haklı bir neden olamaz mı'

Aynı şekilde, açıkça mevcut olan yaş büyüklüğü, suçun şikayet koşuluna bağlı

olmaksızın takibi ve daha ağır ceza verilmesi için haklı bir neden oluşturmaz

mı' Kuşkusuz evet. Zira, hayatın deneyimleri ve psikoloji biliminin verilerinin

de tartışılmaz biçimde gösterdiği gibi, “gençlik” denen bir çağ ve bu

çağdaki kişilerin gerek çocuklardan, gerek yetişkinlerden farklı özellikleri

vardır. “Genç” ve “gençlik” aynı zamanda hukuki ve Anayasal

kavramlar olup, Anayasamızın “Gençliğin korunması” başlıklı 58.

maddesi, Devletin “gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu

maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve

cehaletten korumak için gerekli tedbirleri” almasını öngörmüştür.

Onbeş yaşlarından itibaren fizyolojik bakımdan yetişkinlerden pek farklı olmasa

da gençlerin, yirmili yaşlarının ortalarına kadar, bu konularda tam anlamıyla

bilinçli ve sağlıklı seçimler yapamayacakları gerçeğinden hareketle, ceza

kanunu, rıza ile cinsel ilişkide yaş esasına dayalı bir farklılaşmaya

gitmiştir. Normal şartlarda, onbeş –yirmiiki yaşlar arasındaki gençlerin sosyal

çevreleri, beğeni ve istekleri, hayata bakışları benzerlik gösterir; yaş farkı

büyüdükçe gençlerle yetişkinler arasında benzerlikler, ortak noktalar azalır.

Bu durum, kentsel yaşamda olduğu kadar kırsal kesimlerde de böyledir. Bu

nedenle T.C:K.'nun 104. maddesinde, sözü edilen yaşıt gruptaki gençlerin

birbirlerini tanıyacakları, duygusal ilişkiler kurabilecekleri, dolayısıyla

cinsel ilişki halinde de istence dayalı bir eylemin varlığının karine olarak

kabul edilebileceği öngörülmüştür. Bilindiği gibi, her rıza gösterme,

istekli olma değildir. Rıza, olacak veya gerçekleşmekte olan bir olaya

karşı koymamak, gerçekleşmesine onay vermektir. İstek ise, olayın

gerçekleşmesini beklemeyi, hatta eylemli olarak kolaylaştırmayı ifade

eder. Yaş farkı açıldıkça, yasa önünde çocuk sayılan bu gençlerin

yetişkinlerle sosyal çevreleri farklılaşır, ortak noktaları azalır.

Dolayısıyla, ilişkide isteklilik karinesi geçerliğini

kaybeder. Kurulan ilişki, toplumca da, daha az hoşgörüyle karşılanır. Fail

açısından, yaş büyüdükçe, çocuk yaştaki kişiyle ilişki kurması toplum nazarında

yakışıksız, hatta açıkça anormal görülür. Her ikisi de öğrenci olan, sözgelimi

16 ve 19 yaşlarında iki gencin arasındaki ilişki ile, birisi 15, diğeri 40

yaşındaki iki kişinin arasındaki ilişki aynı değildir; dolayısıyla faillerin

hukuki konumları da aynı olamaz. Zira, bu durumda artık tam bir yetişkin olan,

ekonomik ve maddi güç, toplum içindeki konum ve yaşam deneyimleri bakımından

çocuk sayılan kişi ile ortak yanları bulunmayan fail, cinsel partner olarak

kendisine daha uygun bir kişiyi seçme imkanına sahiptir. Sonuç olarak, bu

kişinin mağdura yaşça yakın olan diğer bir faille arasında eşitlikten

bahsedilemez.

Bu noktada, gençlere tanınan bu hoşgörünün neden diğer cinsel suçların (102. maddedeki cinsel saldırı, 105. maddedeki cinsel taciz) faillerine de gösterilmediği sorusu akla gelebilirse de, bunun yanıtı gayet açıktır. Diğer suçlar, mağdurun rızası olmaksızın gerçekleştirilen eylemlerdir; bunların yanlışlığını her yaştaki kişi, mağdurla arasındaki yaş farkı ne olursa olsun, aynı derecede bilebilecek konumdadır.

Cezada ve suçun takip şeklinde ölçütün, failin belli bir yaşta

olmasına değil, mağdurun yaşına oranla kaç yaş büyük olduğuna bakılarak

belirlenmesinde Anayasaya aykırılık olup olmadığına gelince, bu konuda da

öncelikle ölçütün herkes için geçerli, bilinebilir ve nesnel olup

olmadığına, yani “kanunsuz suç olmaz” kuralına uyup uymadığına bakmak gerekir.

Suç, cebir, tehdit ve hile olmadan çocukla cinsel ilişkiye girmektir. Diğer bir

deyişle, mağdur ve fail eylem öncesinde birbirini tanımaktadır. Bu durumda,

yaşça büyük olan taraf, eylemin sonuçlarını öngörmek ve ilişkiye gireceği

kişiyle arasında beş yaştan fazla fark varsa, cezasının ağırlaşacağını göz

önüne alarak, eylemden kaçınmak imkanına sahiptir. Bu nedenle, anlaşılabilir ve

haklı dayanakları olan “beş yaş” ölçütünde ceza hukukunun temel ilkelerine ve

Anayasaya aykırılık bulunmamaktadır.

III. Ailenin korunması ilkesine aykırılık iddiası açısından

İtiraz yoluyla iptal davası açılırken, iptali istenen kuralın, Anayasanın 41. maddesine aykırılığı savı da ortaya konmuştur. Anayasanın 41. maddesi şöyledir:

“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.”

Yukarıda belirtilen Anayasa maddesiyle ilgili olarak, T.C.K.'nun

104. maddesinin, küçük yaştaki kişiyle ancak ana-babasının rızasıyla veya

mahkeme kararıyla evlenebilecek olan beş yaştan büyük kişinin, “evlenmek

amacıyla da olsa evlenmeden önce ilişki kurması halinde suç işlemiş

sayılmasının” adil olmadığı; kendisinin ya da ebeveyninin isteği ile

“aralarında beş yaştan fazla fark olan kişilerin ilişkiye girmeleri veya evli

gibi birlikte yaşamaları halinde suçtan haberdar olan yetkili makamların,

şikayet olmasa bile, küçükle ilişkiye giren kişi hakkında kovuşturma yaparak

dava açabilmesinin haklı sayılamayacağı” gibi hukukilikten uzak gerekçeler

ileri sürülerek, ceza kanununun iptali istenen maddesinin “ailenin huzurunu

bozacağı” şeklinde tuhaf bir sonuca varılmıştır. Öncelikle belirtmek gerekir

ki, evlenmeden önce kurulan ilişkinin evlenme amacıyla dahi olsa suç

sayılmasının yadırganacak hiçbir yönü olamaz. Böyle bir olayda, evlenmenin

gerçekleşip gerçekleşmeyeceği önceden bilinemeyeceği ve gerçekleşmemesi durumunda

küçüğün mağduriyeti daha da artacağı gibi, gerçekleşmesi halinde dahi

evlenmenin, küçüğün menfaatlerine gerçekten uygun olup olmadığı da

tartışılabilir. Anayasamız, herkesin maddi ve manevi varlığını geliştirme

hakkını (madde 17), eğitim ve öğrenim hakkını (madde42), bilim ve sanatı

öğrenme hakkını (madde 27) ve çalışma hürriyetini (madde 48) güvence altına

almıştır. Acaba, cebir, tehdit ve hileye başvurulmaksızın, ancak aile

baskı, telkin ve yönlendirmesiyle veya bir şekilde rızası elde edilerek, kendisinden

on-onbeş yaş büyük bir kişiyle medeni nikah dışında birlikte yaşamaya zorlanan

bir kız çocuğunun yukarıda sayılan Anayasal hakları ne olmaktadır'

Anayasamız evliliği, hukuk kuralları içinde ve bilinçli kişilerin

serbest istençleriyle gerçekleştirilmiş bir kurum olarak görmekte ve bu

niteliğiyle himaye etmektedir. Bu nedenle, iptali istenen kuralın

Anayasanın 41. maddesine aykırılığından sözetmek mümkün değildir. Öteyandan,

suçun işlenmesinden sonra evlenmenin gerçekleşmesi, buna rağmen daha sonraki

bir tarihte kamu davası açılabilmesi de, kuralın Anayasaya aykırılığına gerekçe

olamaz. Zira, böyle bir durumda, T.C.K.'nun 61. maddesi gereğince ceza

belirlenir ve bireyselleştirilirken, “failin güttüğü amaç ve saik” mahkemece

gözönde bulundurulacak ve doğal olarak ceza, aşağı hadden verilecektir. Bu

durumda da bir buçuk yıl hapis cezasına hükmolunacaktır. Ayrıca, T.C.K.'nun 62.

maddesine göre, failin “fiilden sonraki davranışları” dikkate alınarak cezanın

beşte birine kadarı indirilecektir. Bu şekilde üç buçuk aydan fazla bir indirim

daha mümkün olmaktadır ki, toplam ceza herhalde iki yılın altında olacağından,

T.C.K.'nun 51. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, ertelenebilecektir. Bu

itibarla, iptal istemlerine gerekçe yapılan “aradan yıllar geçtikten ve

birliktelikten çocuklar dünyaya geldikten sonra bile dava açılabileceği,

kocanın hapislere atılabileceği“ gibi abartılı ve dramatik beyanlar her türlü

hukuki temelden yoksundur. Kaldı ki, acaba bu evlilik, gerçekten mağdurun

yararına olmuş mudur ve belki de ileride, onsekiz yaşını doldurduktan sonra,

daha bilinçli bir şeçimle yapacağı daha iyi bir evliliğin, ya da meslek ve

sanat alanında belki de gerçekleştirebileceği bir başarının yolunun kapatmamış

mıdır; tartışılabilir. Dolayısıyla, gerçekleştiği sırada suç olan eylem,

faraziyelere ve daha sonraki olayların gelişmesine göre suç olmaktan çıkamaz.

Özetle, iptali istenen kural, Anayasanın 41. maddesinde “Türk toplumunun temeli” olduğu ve “eşler arasında eşitliğe” dayandığı belirtilen aile kurumuna herhangi bir yönden aykırı olmadığı gibi, bilinçsiz, hukuk kuralları dışında gerçekleşen, özgür bir istence ve karara dayandığı kuşkulu olan birtakım ilişkileri, tek veya çok eşli birliktelikleri ve aileye alternatif diğer yaşam tarzlarını caydırıcı niteliğiyle, aslında aile kurumunu destekleyen bir hükümdür.

Tüm bu nedenlerle, 104. maddenin (2) numaralı fıkrasının Anayasanın 41. maddesine aykırılığından söz edilemez.

IV. Mağdurun özel hayatının gizliliği ve özgürlüklerinin korunması

açısından:

T.C.K.'nun 104. maddesinin getirdiği “beş yaş” ölçütü nedeniyle suçun takip şeklinin değişmesi, yani beş yaştan büyük sanığın eyleminin, mağdurun şikayetine bakılmaksızın takip edilmesinin, mağdurun özel hayatının gizliliği ve korunması açısından Anayasaya herhangi bir aykırılık doğurup doğurmadığını incelerken, Anayasanın ilgili 20. maddesine bakmakta yarar vardır. Anayasanın 20. maddesine göre:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. …”

Anayasanın, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasının koşullarını belirleyen 13. maddesine göre, temel hak ve hürriyetler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu madde ışığında, suç işlenmesi ve genel ahlakın korunması sebepleriyle, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine istisnalar getirilebileceği tartışmasızdır.

Bu nedenle, beş yaş kuralına göre farklı hukuki konumda bulunan ve

dolayısıyla hakkında farklı şekilde takibat yapılan failin cezalandırılması

amacıyla mağdurun şikayeti olmasa bile savcılığa veya mahkemeye çağrılarak

beyanının alınması ve diğer yargılama işlemlerine dahil edilmesi, mağdurun özel

hayatının gizliliğini ihlal olarak görülemez. Kaldı ki, Ceza Muhakemesi

Kanununda, mağdurun özel yaşamına saygı gösterilmesi için başvurulabilecek

kurallar da bulunmaktadır. Özel yaşamın gizliliği kuralını başka şekilde

anlamak, tüm ceza sistemini alt üst eder; bazı ilkel töreler dolayısıyla,

“yeter ki duyulmasın” diye, kanuni yollara başvurmak yerine tecavüz mağduru

kendi öz kızlarını öldüren kişilerin zihniyetine haklılık kazandırmak olur.

Tüm bu gerçeklere karşın, yine de “Mağdur (çocuk), ilişkiye

gireceği kişiyi seçme hakkına sahiptir. Ancak, seçeceği partnerin beş yaştan

büyük olması halinde bunun kanuni sonuçlarının daha ağır olması, bu seçim

özgürlüğünü zedelemektedir” diye bir iddia ileri sürülebilir. Bunun yanıtı ise

gayet açıktır. Öncelikle, ortada bir suç vardır ve mağdurun, maruz

kalacağı suçun failini seçme hakkı gibi bir garabetten bahsedilemez.

Ayrıca, ortada bir çocuk vardır ve çocuğun bu konudaki kararını geçerli

saymaya, hukuk sistemi cevaz veremez. Evlenmek için onsekiz yaşını doldurması

gereken, onyedi yaşında evlenebilmek için ebeveyninin rızasına; önemli

sebeplerin mevcudiyeti halinde de, onaltı yaşında evlenebilmek için mahkeme

kararına ihtiyacı bulunan, Medeni Kanuna göre de fiil ehliyeti ve

evlenme hakkı olmayan kişinin cinsel partner seçme özgürlüğünden, dolayısıyla,

korunması gereken özel hayatın gizliliğinden söz edilemez.

Sonuç olarak, iptali istenen kuralda, özel hayatın gizliliği ilkesi açısından da Anayasaya aykırılık bulunmamaktadır.

V. Cezada ölçülülük ve hukuk devleti açısından

Hukuk devleti, Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında tarif

edilmiştir. Ceza hukuku bakımından hukuk devleti, çağdaş ceza adaletini

gözeten, intikam değil ıslah anlayışıyla ceza veren, gereksiz yere ağır ve

eylemle oransız cezalara mevzuatında yer vermeyen, cezaları bireyselleştiren,

cezaların yasayla belirlenen alt ve üst sınırları içinde bağımsız yargıya geniş

takdir hakkı veren devlettir. Yasalarda öngörülen belli bir yaptırımı

beğenmeyen, böyle bir yaptırım bulunması işine gelmeyen herkes, bu yaptırımın

Anayasanın hukuk devleti ilkesine aykırı olduğunu ileri sürebilir. Bu nedenle,

Anayasa Mahkemesi, bir kuralın Anayasaya uygun olup olmadığının denetimini

yaparken, hukuk devletine aykırılığı saptaması halinde bunu açık, nesnel ve

hukuk sistemi içindeki diğer kurallarla mukayeseli biçimde ortaya koymak

durumundadır.

T.C.K.'nun 104. maddesinde iki fıkra halinde düzenlenen kuralların

uygulanması sonucu verilebilecek cezaların, failin yaşı ile mağdurun yaşı da

dikkate alınarak, altı ay ile altı yıl arasında değişebileceğini yukarıda

açıklamıştık. Bu çerçevede, örneğin sadece cinsel bir merak güdüsüyle veya bir

duygusallık yaşayarak ilişkiye girebilecek 16 ve 19 yaşlarındaki iki kişiden

fail konumunda olana, şikayet halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası

verilebilecek ve bu da ertelenebilecek ya da bir yılı geçmiyorsa, T.C.K.'nun

50. maddesine göre seçenek yaptırımlardan birine çevrilebilecekken, örneğin

40-50 yaşlarındaki bir kişinin 15-16 yaşındaki çocuklarla (hatta aynı cinsle)

çirkin ve toplumda infial uyandıracak tarzda ilişkiler kurmasının, resen takip

edilerek, cezanın üst sınırı olan 6 yılla cezalandırılmasının son derece doğal

olacağına kuşku yoktur.

Alt ve üst sınırları ve şiddet-tahfif nedenli halleri göz önüne alındığında, Ceza Kanunundaki pek çok suçların en az ve en çok cezaları, on-onbeş katına kadar farklılık gösterebilmektedir (Örneğin, kasten yaralama bir yıldan onaltı yıla kadar; işkence üç yıldan yirmidört yıla kadar; cinsel saldırı iki yıldan yirmi yıla; çocukların cinsel istismarı üç yıldan yirmi yıla kadar; cinsel taciz üç aydan üç yıla kadar; tehdit altı aydan beş yıla kadar; mala zarar verme dört aydan onsekiz yıla kadar). Acaba bütün bu cezalarda da ölçüsüzlük olduğundan söz edilebilir mi'

Reşit olmayanla cinsel ilişkiyi cezalandıran 104. maddenin temel

cezasının alt sınırı bir buçuk yıl, indirimli halinin cezasının üst sınırı ise

iki yıldır. Diğer bir deyişle, “anlaşılmaz bir nedenle” konduğu iddia edilen

beş yaş kuralı uygulandığında ceza birdenbire ölçüsüz bir şekilde artmadığı

gibi, aksine, suçun her iki halindeki cezalar arasında örtüşme ve uyum

bulunmaktadır. T.C.K.'nun 104. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına

göre verilebilecek cezalar aynı şekilde ertelenebileceği gibi, suçun

ikinci fıkraya göre verilecek cezası, yerine göre, birinci fıkraya göre verilen

cezadan daha az olabilmektedir. Bu durumda ikinci fıkradaki cezanın

ölçüsüzlüğünden bahsetmek mümkün olabilir mi'

Ölçülülük bahsinde son olarak şunu da belirtmek gerekir ki, bu

suçun mülga Türk Ceza Kanununda karşılığı olan 416. maddeye göre de, cezanın

alt ve üst sınırları 6 ay ile 3 yıl arasıdır. Takibi ise şikayete bağlı

değildir. Uzun yıllar boyunca uygulanan ve içtihatlarla istikrar kazanan eski

ceza yasası kuralı bugüne kadar Anayasaya aykırı bulunmamıştır. Bu kurala, yeni

yasa ile haklı nedenlere dayalı, sınırları açık bir biçimde belirtilmiş,

gençlere yönelik özel bir indirim getiren, ancak kuralın esaslı unsurlarını

koruyan yasa koyucu, yeni yasa ile üst sınırda bir kat artırım yapmıştır ki,

yasamanın takdir hakkına giren bu artırımın hukuk devletine aykırılığı ileri sürülemez.

Dolayısıyla, iptal kararının, Anayasanın 2. maddesine dayandırılması da mümkün

değildir.

Sonuç

Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırılık içermeyen T.C.K. 104. maddesinin (2) numaralı fıkrasının iptalinin yol açacağı yaptırım boşluğunun, toplumun sosyal dokusunu tahrip edeceğinden, çocuk fuhşunu artıracağından, medeni nikah ve aile kurumuna zarar vereceğinden, gençlerde ve özellikle kız çocuklarında mağduriyete neden olacağından kaygı duymamak mümkün değildir. Yasama organının bu konuyu tekrar ele alarak yeni bir düzenleme yapması temenni olunur.

Üye

Mehmet

ERTEN

Üye Osman · Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi, E. 2005/103, K. 2005/89, 23 Kasım 2005 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazların Konusu
  4. I- Olay
  5. Iıı- Yasa Metinleri
  6. Iv- İlk İnceleme
  7. V- Esasın İncelenmesi
  8. Tuğcu
  9. Kılıç
  10. Adalı
  11. Kantarcıoğlu
  12. Akyalçın
  13. Erten
  14. Özgüldür
  15. Apalak
  16. Ek
  17. Gerekçe
  18. Kaleli
  19. Karşıoy
  20. Yazısı
  21. I. İptali istenen yasa kuralının anlamı ve kapsamı
  22. II. Eşitlik ilkesine aykırılık iddiası açısından
  23. III. Ailenin korunması ilkesine aykırılık iddiası açısından
  24. IV. Mağdurun özel hayatının gizliliği ve özgürlüklerinin korunması
  25. V. Cezada ölçülülük ve hukuk devleti açısından
  26. Erten
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2005/103
Karar No
2005/89
Tarih
23 Kasım 2005

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2005/130 K.2005/77
  • AYM Norm Denetimi E.2005/126 K.2005/75
  • AYM Norm Denetimi E.2005/9 K.2005/95
  • AYM Norm Denetimi E.2003/3 K.2005/87
  • AYM Norm Denetimi E.2005/96 K.2005/94
  • AYM Norm Denetimi E.2004/115 K.2005/92

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.