İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2008/5 K.2009/81

mahkeme sıfatıyla Anayasa Mahkemesi (E.2008/5) ve (E.2008/6)

Esas2008/5Karar2009/81Tarih11 Haziran 2009Okuma14 dk · 2.859 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
11 Haziran 2009
Esas Sayısı
2008/5
Karar Sayısı
2009/81
Karar Günü
11.6.2009
R.G. Tarih-Sayı
07.07.2009-27281
İtiraz yoluna başvuran
Siyasi parti kapatma davalarına bakan
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.859 kelime·14 dk okuma·15 bölüm

mahkeme sıfatıyla Anayasa Mahkemesi (E.2008/5) ve (E.2008/6)

İTİRAZIN KONUSU

22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 104. maddesinin, 2.1.2003 günlü, 4778 sayılı Kanun'un 12. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının ikinci tümcesinin Anayasa'nın 10., 68. ve 69. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

I- OLAY

Adalet ve Kalkınma Partisi (E.2002/3 SPK) ile Türkiye Komünist Partisi'nin (E.2002/4) kapatılması hakkındaki davalara bakan Anayasa Mahkemesi, 8.1.2008 günlü toplantıda, davada uygulayacağı 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 104. maddesinin, 2.1.2003 günlü, 4778 sayılı Kanun'un 12. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının ikinci tümcesinin iptali için başvurmuştur.

II- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın itiraz konusu tümceyi içeren 104. maddesi şöyledir:

"MADDE 104- (Değişik 1. fıkra: 4445 - 12.8.1999) Bir siyasi partinin bu Kanunun 101 inci maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle o parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca re'sen yazı ile başvurulur.

(Değişik 2. fıkra: 4778 - 2.1.2003/m.12)Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasi parti hakkında ihtar kararı verir.Bu yazının tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcılığı o siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için Anayasa Mahkemesine re'sen dava açabilir."

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

İtiraz başvurusunda Anayasa'nın 10., 68. ve 69. maddelerine dayanılmıştır.

III- İLK İNCELEME

Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ'ın katılmalarıyla 8.1.2008 gününde yapılan toplantıda, görüşülen 2002/3 ve 2002/4 (Siyasi Parti Kapatma) esas sayılarına kayıtlı davalarda, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 104. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci tümcesi Anayasa'nın 10., 68. ve 69. maddelerine aykırı görülerek Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Yasa'nın 28. maddesi uyarınca esas hakkında bir karar verilmek üzere davaların geri bırakılması kararlaştırıldığından, işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

IV- BİRLEŞTİRME KARARI

22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 104. maddesinin 2.1.2003 günlü, 4778 sayılı Yasa ile değiştirilen ikinci fıkrasının ikinci tümcesinin iptaline karar verilmesi istemiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin 2008/6 esas sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2008/5 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2008/5 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 24.1.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

İşin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kurallarıyla, bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 104. maddesinin birinci

fıkrasında, bir siyasi partinin bu Kanunun 101. maddesi dışında kalan emredici

hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine

aykırı bulunması sebebiyle o parti aleyhine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca

re'sen Anayasa Mahkemesine başvurulacağı; ikinci fıkrasının birinci tümcesinde,Anayasa

Mahkemesinin, söz konusu hükümlere aykırılık görmesi halinde bu aykırılığın

giderilmesi için ilgili siyasi parti hakkında ihtar kararı vereceği; itiraz

konusu ikinci tümcesinde de, ihtara ilişkin yazının tebliği tarihinden itibaren

altı ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcılığının o

siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için

Anayasa Mahkemesine re'sen dava açabileceği öngörülmektedir.

Kuralla, siyasi partiler hakkında 2820 sayılı Yasa'nın 101. maddesi dışındaki emredici hükümlere aykırılık nedeniyle verilen ihtara uymamanın yaptırımı devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksunluk olarak belirlenmekte ve bu yaptırımın uygulanabileceği davayı açma konusunda Cumhuriyet Başsavcılığına takdir hakkı tanınmaktadır.

Anayasa'nın 10. maddesinde, herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet,

siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım

gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya

sınıfa imtiyaz tanınamayacağı, Devlet organları ve idare makamlarının bütün

işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda

olduğu belirtilmiştir. Bu ilke, birbirinin aynı durumunda olanlara ayrı

kuralların uygulanmasını, ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını

engellemektedir. Aynı durumda olanlar için farklı düzenleme eşitliğe aykırılık

oluşturur. Anayasa'nın amaçladığı eşitlik, mutlak ve eylemli eşitlik değil

hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı

kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi ihlal edilmiş

olmaz. Kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar arasında, yasalara

konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz.

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun Ek 1. maddesinin birinci

fıkrasına göre, bir siyasi partinin devlet yardımından yararlanmaya hak

kazanabilmesi için Yüksek Seçim Kurulunca son milletvekili seçimlerine katılma

hakkı tanınmış olması ve 2339 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 33. maddesindeki

geçerli oyların % 10'unu aşması gerekmektedir. Maddenin dördüncü fıkrası

gereğince, bir siyasi parti bu barajı aşamamış olsa da geçerli oyların

%7'sinden fazlasını almış ise devlet yardımına hak kazanabilmektedir.

Dolayısıyla, bir siyasi partinin devlet yardımından yararlanabilmesi ülke

genelinde belli ölçüde örgütlenme, seçime girme ve girilen seçimden belirli

oranda oy alma koşuluna bağlanmıştır. Buna göre, belirtilen koşulları taşımayan

siyasi partilerin devlet yardımı alamayacakları açıktır.

İhtara uymayan tüm siyasi partiler için öngörülen "devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakma"nın, devlet yardımı almayan siyasi partiler açısından infaz kabiliyetinin olmadığı dikkate alındığında, bunlar açısından geçerli ve işlevsel bir yaptırım olduğu söylenemez. Bu durum, devlet yardımı almayan siyasi partilerin emredici hükümlere aykırı faaliyetlerinin yaptırımsız kalması sonucunu doğurduğundan, bu tür partiler lehine bir ayrıcalık oluşturur.

Diğer taraftan, 2820 sayılı Yasa uyarınca siyasi partilerin

faaliyetlerini izleme görevi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ait

bulunmaktadır. Bu çerçevede emredici kurallara aykırılık halinde ihtar için

Anayasa Mahkemesine başvurulması, ihtar kararına uyulmaması halinde ise, itiraz

konusu kural gereğince, yine Anayasa Mahkemesinde dava açılması biçiminde devam

eden bu görevin tüm siyasal partiler bakımından aynı şekilde yerine getirilmesi

eşitlik ve tarafsızlık ilkesi gereğidir. Oysa itiraz konusu kuraldaki "açabilir"

ifadesiyle, ihtar sonrası dava açılması konusunda Cumhuriyet Başsavcılığına

sınırsız bir takdir hakkı tanınarak aynı durumda bulunan siyasi partiler

hakkında farklı uygulama yapılmasına yol açılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle kural Anayasanın 10. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.

Eşitlik ilkesine aykırı bulunan kuralın Anayasanın 68. ve 69. maddeleri yönünden ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve A. Necmi ÖZLER bu görüşe katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 104. maddesinin, 2.1.2003 günlü, 4778 sayılı Yasa'nın 12. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının ikinci tümcesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile A. Necmi ÖZLER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 11.6.2009 gününde karar verildi.

Başkan

Haşim

KILIÇ

Başkanvekili

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Sacit ADALI

Üye

Fulya

KANTARCIOĞLU

Üye

Ahmet

AKYALÇIN

Üye

Mehmet

ERTEN

Üye

A. Necmi ÖZLER

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Şevket APALAK

KARŞIOY YAZISI

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu (SPK)'nun 104. maddesinin, 4778 sayılı Kanunla değiştirilen ikinci fıkrasının ikinci tümcesinin iptaline ilişkin karara aşağıdaki nedenlerle karşıyım:

İptal edilen kural, bir siyasi partinin SPK'nun 101. maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle o parti aleyhine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Anayasa Mahkemesine yapılacak başvuru üzerine, Mahkemenin söz konusu hükümlere aykırılık görerek bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasi parti hakkında ihtar kararı vermesi, ancak ihtarın gereğinin altı ay içinde yerine getirilmemesi nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, o siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması istemiyle Anayasa Mahkemesinde dava açılabileceğini öngörmekteydi.

Kuralın iptaline ilişkin çoğunluk kararında, Devlet yardımından

yoksun bırakılmanın, Devlet yardımı almayan partiler yönünden infaz kabiliyeti

olmadığı, bunlar açısından geçerli ve işlevsel bir yaptırım sayılamayacağı, bu

durumun Devlet yardımı almayan partilerin yasalardaki emredici hükümlere aykırı

faaliyetlerin yaptırımsız kalması sonucunu doğurduğundan, bu tür partiler

lehine bir ayrıcalık oluşturduğu, bu nedenle kuralın, Anayasanın 10. maddesine

aykırı olduğu belirtilmektedir. İptal gerekçesinde ayrıca, Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcısının Anayasa Mahkemesinde dava açıp açmama konusunda sınırsız bir

takdir hakkına sahip bulunduğu, böylece aynı durumda bulunan siyasi partiler

hakkında farklı uygulama yapılmasına olanak tanındığı, bunun da eşitlik

ilkesine aykırı olduğu ifade edilmektedir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Devlet yardımı almayan partiler

yönünden yaptırımın infaz kabiliyeti bulunmadığı tespiti, tartışmalı bir

husustur. Devlet yardımı alınması, partinin son genel seçimde aldığı oy oranına

göre belirlenebilecek, değişken bir olgudur. Diğer bir ifadeyle, infaz

kabiliyeti somut koşullara göre değişebilir. Nitekim her türlü yargı

kararlarının infazında da durum farklı değildir. Hürriyeti bağlayıcı bir cezaya

çarptırılan kişinin infaza başlamadan evvel veya infaz sırasında kaçması

halinde veya infazı engelleyen bir sağlık sorununun ortaya çıkması durumunda

infaza, kişinin yakalanması ile veya engelin ortadan kalkması üzerine devam

edileceği açıktır. Partiler yönünden de infaz kabiliyetinin mutlak değil

değişken olduğunu şu şekilde bir örnekle açıklamak mümkündür: Devlet yardımı

almak için gerekli %7 oy oranına ulaşamamış olan (X) Partisinin emredici

hükümlere aykırı eylemlerinden dolayı 2009 yılında Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığınca Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulduğunu varsayalım. Anayasa

Mahkemesinin, istem doğrultusunda ihtar kararı verdiğini ve aykırılığın

giderilmesi için verilen altı aylık sürenin sonunda ihtarın gereği yerine

getirilmediğinden, Başsavcılığın Anayasa Mahkemesine dava açtığını, ancak dava

sonuçlanmadan 2011 yılında genel seçim yapıldığını ve partinin oy oranının

%7'nin üzerine çıktığını düşünelim. Bu durumda parti, Devlet yardımına hak

kazanacağından, verilecek kararın infazı da kabil olacaktır. Halbuki 2009

yılındaki duruma göre partinin ihtara uymaması halinde nasıl olsa yaptırım

uygulanmayacağı düşüncesiyle dava açılmamış olursa, emredici hükümlere aykırı

eylemlerinin varlığına ve yaptırımın infaz kabiliyeti olmasına rağmen, parti cezasız

kalacaktır. Böyle bir durumu hukuk devleti ilkesiyle bağdaştırmak mümkün

değildir. SPK'nun 104. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci tümcesi bu tür

olasılıklara da cevap veren bir kural iken, bunun iptali üzerine hukuki boşluk

doğması isabetli olmamıştır.

Devlet yardımı almayan partilerin emredici hükümlere uymamaları halinde bunlar için herhangi bir yaptırımın yasalarda yer almadığı, bu nedenle Devlet yardımı almayanlar lehine eşitsizlik yaratıldığı düşüncesine de katılmak mümkün değildir. SPK'nun 111. maddesinin 4778 sayılı Kanunun 13. maddesiyle değiştirilen (d) bendinde;

"104 üncü maddeye göre verilen ihtar kararının gereğini yerine getirmeyerek partiyi Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakan sorumlular ileDevlet yardımından faydalanmayan siyasi partilerinsorumluları hakkında üç aydan altı aya kadar hafif hapis cezası verilir"

denilmektedir.

Buna göre, Devlet yardımı almayan partinin tüzel kişiliğine her

ne kadar bir yaptırım uygulanmıyorsa da, partinin sorumluları için yaptırım

öngörülmesi partinin siyasi kimliğini ve seçmen nezdindeki görünümünü

etkileyecek olması itibariyle, parti tüzel kişiliğini de ilgilendirmektedir.

Siyasi partilerin tüzel kişiliklerinin, o partinin organlarını oluşturan gerçek

kişilerden bağımsız ve soyut olarak düşünülmesi, siyaset kurumunun doğası

gereği, mümkün değildir. Bu nedenle, emredici hükümlere aykırı davranan, bu

yüzden ihtar alan, ihtarı yerine getirmeyen partinin tekrar yasalara saygılı

çerçevede siyaset yapmaya zorlanması için parti sorumlularına karşı öngörülen

bu yaptırım, ilgili parti için de dolaylı bir yaptırım oluşturmaktadır.

Anayasanın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesi, birbirinin

aynı durumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını, ayrıcalıklı kişi ve

toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Aynı durumda olanlar için farklı

düzenleme eşitliğe aykırılık oluşturur. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı

hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik

ihlal edilmiş olmaz. Buna göre, SPK'nun 104. maddesine göre verilen ihtar

kararının gereğini yerine getirmeyen parti sorumluları arasında, partilerinin

Devlet yardımından yararlanıp yararlanmaması yönünden bir fark yoktur. Devlet

yardımı alan partilerle almayan partiler ise farklı durumda olduklarından,

aralarında eşitlik karşılaştırması yapılamaz.

Ne var ki, çoğunluk kararında, Devlet yardımı alan partilerle almayan partiler aynı konumda kabul edilerek, iptali istenen kuralın, Devlet yardımı almayan partiler bakımından bir"ayrıcalık"oluşturduğuna hükmedilmiştir.

Yasalarda öngörülmüş belli koşullarla yararlanılabilecek bir haktan veya olanaktan yararlanamayanların, sadece o haktan yararlananlara uygulanabilecek kimi yaptırımlara da çarptırılmayacak olmasının bir "ayrıcalık" olarak tanımlanması kayda değer bir hukuki görüş olup, yargı içtihatlarına sıkça rastlanan bir durum değildir. Bu nedenle, "ayrıcalığa" yol açan yardım alamama halinin eşitlik ilkesi karşısındaki durumuna da bakmakta yarar vardır. Siyasi partilerin Devlet yardımından yararlanabilmesi için öngörülen %7'lik barajın Anayasanın 10. maddesine aykırılığı savıyla iptali isteminin reddine ilişkinE:2008/42, K:2008/167sayılı Anayasa Mahkemesi kararında;

" ... Devlet yardımının hangi ölçütleri yerine getiren

siyasi partilere verileceği hususu ile bu ölçütleri yerine getiren partilerin

hangi oranda Devlet yardımı alabileceği yasa koyucu tarafından

belirlenecektir."denildikten sonra"seçimlere katılabilme

koşullarını sağlayamayan veseçimlere katıldığı halde aldığı oyla yeterli

oranda seçmen kitlesiningüvenini kazanamadığı anlaşılan bir siyasi partinin

milli iradenin oluşumuna, daha büyük seçmen kitlesinin güvenini kazanan güçlü

partiler gibi katkıda bulunacağı düşünülemez.Dava konusu düzenlemeyle

partilerin büyüklük ve güçlerine göre demokratik siyasi hayata katkıları ölçüt

olarak dikkate alınmak suretiyle devlet yardımından yararlanmaları

öngörülmüştür"gerekçesiyle kuralın Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik

ilkesine aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır.

Bu karardan anlaşıldığına göre, milli iradenin oluşumuna katkıda bulunan büyük ve güçlü partilerle, seçmen kitlesinin güvenini kazanıp yeterli oy alamamış küçük partiler farklı konumda olduklarından, Devlet yardımından yararlanma konusunda aralarında eşitlik karşılaştırması yapılamaz.

Milli iradenin oluşumuna katkı sağlayacak oranda oy almanın

Devlet yardımından faydalanma konusunda bir ölçüt sayılacağı ve bunun yasa

koyucunun takdir alanı içinde bulunduğu kabul edildiği takdirde, milli iradenin

oluşumuna katkı sağlayacak oranda oy alan ve alamayan partilerin, emredici

hükümlere aykırılık halinde de farklı yaptırımlarla karşılaşmasını öngören

düzenlemeler yapılmasının, keza yasa koyucunun takdir alanı içinde bulunduğunu

kabul etmek gerekir. Yasa koyucu, küçük ve siyasi etkinliği az olan partilerin

emredici kurallara aykırı davranmaları halinde, parti tüzel kişiliğinin ayrıca

cezalandırılmasında zorunluluk görmeyebilir. Nitekim SPK'nun 104. maddesindeki

iptal edilen kural ve kuralın öngördüğü halin sorumlusu olan parti yetkililerinin

hapis cezasına çarptırılmalarına ilişkin 111. maddedeki değişiklikler, 2.1.2003

günlü, 4778 sayılı Yasa'nın 12. ve 13. maddeleriyle, aynı düzenlemenin

bütünlüğü içinde gerçekleştirilmiştir.

Ancak Anayasa Mahkemesi çoğunluğu bu kez, partilerin karşılaşacakları yaptırımlar yönünden aralarında eşitlik olması gerektiğini kabul etmiş ve "milli iradenin oluşumuna katkı yapamayan" partilerin farklı durumlarını dikkate almaksızın, bunların yine aynı ölçüte göre yararlanamadıkları Devlet yardımının alınmayışının "ayrıcalık" yarattığı düşüncesiyle hüküm kurulmuştur. Burada 2008/167 sayılı kararla ciddi bir çelişki oluştuğu açıktır.

İptal kararında ayrıca, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının dava

açmakta sınırsız bir takdir hakkı olduğu, bu nedenle aynı durumda bulunan

siyasi partiler hakkında farklı uygulamalar yapılabileceği belirtilmektedir. Bu

düşüncelere de katılmak mümkün değildir. Başsavcının bu konudaki takdir hakkını

kullanırken sübjektif ölçütlere göre değil, dava açmanın kamuya, Anayasal

demokratik düzene, siyasi partilerin hukuka uygun faaliyet göstermesi ilkesine

sağlayacağı pratik yarar ve demokratik hukuk düzeni bakımından olası

sonuçlarına göre hareket edeceği açıktır. Bu bağlamda ihtar kararını yerine

getirmeyen partinin esasen dağılma sürecine girmiş veya kendini feshetme kararı

almış olması gibi hallerde dava açmanın bir yarar getirmeyeceği, buna karşılık

oy oranı az olmasına rağmen önemli etkinliği bulunan bir başka parti bakımından

farklı düşünülebileceği anlaşılmaktadır. Bu konularda Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcısına takdir hakkı verilmesinin Anayasaya aykırılığından söz edilemez.

Kaldı ki, Cumhuriyet savcılarının, şikayete bağlı suçlarda

yeterli delil olsa bile bazı koşulların varlığı halinde dava açılmamasının

şüpheli ve toplum açısından daha yararlı olacağı nedeniyle kamu davası

açmayabileceğine ilişkin"kamu davasının açılmasının ertelenmesi"kurumunu

içeren, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171. maddesine 5560 sayılı

yasanın 22. maddesiyle eklenen (2), (3), (4) ve (5) numaralı fıkraların iptali

istemini Anayasa Mahkemesi,E:2007/14, K:2009/48sayılı kararı ile

reddetmiş, savcılara bu tür bir takdir hakkı verilmesinde Anayasaya aykırılık

görmemiştir. Hal böyle iken, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına kendi görev ve

yetkileri kapsamında takdir hakkı verilmesinde Anayasaya aykırılık görülmesi

diğer bir çelişkidir.

Bu nedenlerle karara katılma olanağı görmemekteyim.

Üye

Serruh

KALELİ

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ

KARŞIOY

GEREKÇESİ

Anayasa'nın 69. maddesinin;

- Beşinci fıkrasında bir siyasi partinin tüzüğü ve programının 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatılmasına karar verileceği,

- Altıncı fıkrasında siyasi partilerin 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesi'nce tespit edilmesi halinde karar verileceği,

- Yedinci fıkrasında "yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar" verilebileceği,

Öngörülmüştür. Buna göre, Anayasa'da, belirtilen kapatma nedenleri bakımından temelli kapatma veya Devlet yardımından yoksun bırakma olmak üzere seçenekli yaptırım öngörülmüş olmaktadır.

- Onuncu fıkrasında, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan siyasi partilerin temelli kapatılacağı belirtilmiştir. Bu kapatma nedeni bakımından başka bir yaptırım kabul edilmemiştir.

Maddede, siyasi partilerin kapatılma nedenleri ve yaptırımı bu şekilde düzenlendikten sonra son fıkrada, "Siyasi partilerin kuruluş ve çalışmaları, denetlenmeleri, kapatılmaları ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmaları ile siyasi partilerin ve adayların seçim harcamaları ve usulleri yukarıdaki esaslar çerçevesinde kanunla düzenlenir." denilmiştir.

Maddenin düzenleniş biçimi ile yedinci fıkrasında "yukarıdaki fıkralara göre", son fıkrada ise "yukarıdaki esaslar çerçevesinde" şeklindeki atıflar birlikte değerlendirildiğinde; Anayasa'da, siyasi partilerin kapatılma nedenlerinin ve siyasi partilere uygulanacak yaptırımların kesin olarak belirlendiği, bunlar dışında yasakoyucuya son fıkrada belirtilen hususlarda takdir yetkisi tanındığı ve bunun sınırlarının çizildiği anlaşılmaktadır. Bu duruma göre, Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakma yaptırımı, yedinci fıkra uyarınca kapatma yaptırımı yerine ve siyasi partilerin diğer eylemleri yönünden öngörülebilecektir.

İtiraz konusu kuralda, yasaların emredici hükümlerine aykırı davranan ve Anayasa Mahkemesi'nin bu aykırılığın giderilmesi için verdiği ihtar kararına rağmen yazının tebliğ tarihinden itibaren altı ay içinde aykırılığı gidermeyen siyasi parti için Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakma yaptırımı öngörülmüştür.

İtiraz konusu kural, yaptırımın uygulanması yönünden siyasi

partiler arasında bir ayırım içermediğinden herhangi bir siyasi partiye

ayrıcalık tanındığı kabul edilemez. Yaptırım kararı verildikten sonra bunun

yerine getirilmesi ise, infaza ilişkin bir sorundur. Zira, siyasi partilerin

hazine yardımından ne ölçüde yararlandırılacakları, yardımdan bütün siyasi

partilerin yararlanıp yaralanamayacakları, yasakoyucunun bu konudaki takdirine

göre farklılık gösterebilmektedir. Bu husustaki Anayasa'ya aykırılık iddiaları,

Anayasa Mahkemesi'nin 30.7.2007 tarih ve 2007/59-75 sayılı, 20.11.2008 tarih ve

2008/42-167 sayılı kararları ile reddedilmiştir. Ayrıca, siyasi partilerin de

yapılacak seçimlerde yardımdan yararlanma koşullarını kaybetmeleri veya

kazanabilmeleri mümkündür.

Öte yandan Yasakoyucu yalnız siyasi parti hakkındaki yaptırımla yetinmemiş, ayrıca, Siyasi Partiler Kanunu'nun 111. maddesinin (d) bendinde, ihtar kararının gereğini yerine getirmeyerek partiyi Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakan sorumlular ile Devlet yardımından faydalanmayan siyasi partilerin sorumluları hakkında üç aydan altı aya kadar hafif hapis cezası verileceğini (5252 sayılı Yasa'nın 7. maddesi uyarınca idari para cezasına dönüşmüştür) ve son fıkrada ise tekerrür halinde cezanın yarı nispetinde artırılacağını hükme bağlamıştır.

Yasakoyucunun, Anayasa'nın 69. maddesinde 3.10.2001 tarih ve 4709

sayılı Yasa ile yapılan değişikliklerden sonra Siyasi Partiler Kanunu'nda gerek

tüzel kişilik gerek parti sorumluları hakkında öngördüğü bu düzenlemeler ile

siyasi partilerin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduğunu da

gözeterek adil bir hukuk düzeni kurmayı amaçladığı anlaşılmaktadır. Bu

yaklaşımın, Siyasi Partiler Kanunu'nun 101. maddesi dışında kalan emredici

hükümleriyle, diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine

aykırılık hallerinin niteliklerinin farklılığı nedeniyle, her durumda Devlet

yardımından yoksun bırakılma davası açılmasını uygun görülmemesi nedeniyle bunun

takdirini Yargıtay Başsavcılığına bırakmasında da benimsendiği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'ya aykırı olmadığından aksi yöndeki karara katılmadım.

Başkanvekili Osman · Alifeyyaz PAKSÜT Üye A. · Necmi ÖZLER

Anayasa Mahkemesi, E. 2008/5, K. 2009/81, 11 Haziran 2009 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazın Konusu
  4. I- Olay
  5. Iı- Yasa Metinleri
  6. Iıı- İlk İnceleme
  7. Iv- Birleştirme Kararı
  8. V- Esasın İncelenmesi
  9. Kılıç
  10. Kantarcıoğlu
  11. Akyalçın
  12. Erten
  13. Özgüldür
  14. Karşıoy Yazısı
  15. Kaleli
  16. Karşıoy
  17. Gerekçesi
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2008/5
Karar No
2009/81
Tarih
11 Haziran 2009

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2009/38 K.2009/70
  • AYM Norm Denetimi E.2007/56 K.2009/84
  • AYM Norm Denetimi E.2006/94 K.2009/92
  • AYM Norm Denetimi E.2006/144 K.2009/87
  • AYM Norm Denetimi E.2007/57 K.2009/91
  • AYM Norm Denetimi E.2005/67 K.2009/99

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.