İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2009/47 K.2011/51

Mahkemesi

Esas2009/47Karar2011/51Tarih17 Mart 2011Okuma17 dk · 3.396 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
17 Mart 2011
Esas Sayısı
2009/47
Karar Sayısı
2011/51
Karar Günü
17.3.2011
R.G. Tarih-Sayı
12.07.2011-27992
İtiraz yoluna başvuran
Midyat Asliye Hukuk
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.396 kelime·17 dk okuma·27 bölüm

Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU

21.6.1934 günlü, 2525 sayılı Soyadı Kanunu'nun 3. maddesinde yer alan ''yabancı ırk ve millet isimleriyle'' ibaresinin, Anayasa'nın 10. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

I- OLAY

Soyadının değiştirilmesi istemiyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu savını ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

21.6.1934 günlü, 2525 sayılı Soyadı Kanunu'nun itiraz konusu ibareyi de içeren 3. maddesi şöyledir

'Madde 3-Rütbe ve memuriyet, aşiret veyabancı ırk ve millet isimleriyleumumi edeplere uygun olmıyan veya iğrenç ve gülünç olan soyadları kullanılamaz.'

B- Dayanılan Anayasa Kuralı

Başvuru kararında, Anayasa'nın 10. maddesine dayanılmıştır.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ'ın katılımlarıyla 16.7.2009 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralı, bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Başvuru kararında, kişinin mevcut olan soyadını Türkçe kökenli bir sözcük ile değiştirmek isteyip mahkemeye başvurduğunda yasal anlamda herhangi bir sorunla karşılaşmazken, Türkçe kökenli olmayan bir sözcüğü soyadı olarak kullanmak amacıyla mahkemeye başvurduğunda itiraz konusu kural nedeniyle talebinin olumsuz sonuçlanması durumu ile karşı karşıya kaldığı, böylece hukuksal durumları aynı olan kişilere farklı muamele yapıldığı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2525 sayılı Yasa'nın 3. maddesinde yer alan itiraz konusu ibare ile yabancı ırk ve millet isimlerinin soyadı olarak kullanılamayacağı; 24.12.1934 günlü, Soyadı Nizamnamesi'nin 5. maddesinde yeni alınan soyadlarının Türk dilinden alınacağı kurala bağlanmıştır. Böylece yeni alınacak soyadlarının yabancı ırk ve millet ismi olmaması ve aynı zamanda Türk dilinden alınması zorunluluğu getirilmiştir.

İtiraz konusu kuralla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi ihtisas komisyonları ve Genel Kurul tutanakları incelendiğinde ise kuralla, vatandaşlar arasında milli birlik ve bütünlüğün sağlanmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.

Anayasa'nın 10. maddesinde,'Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir' Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.'denilmiştir.

Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal

durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal

eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin

yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını

ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi

ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali

yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı

tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da

topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı

hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa

Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.

Bir kimsenin kimliğinin belirlenmesinde en önemli unsur olan soyadı, vazgeçilmez, devredilmez, feragat edilmez ve kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkıdır. Soyadı üzerindeki hak, mutlak haklardan olması nedeniyle herkese karşı ileri sürülebilmekte ve yasayla özel olarak korunmaktadır. Ayrıca soyadı kullanmak, yasakoyucu tarafından kişiye yüklenmiş bir yükümlülüktür. Nitekim 2525 sayılı Yasa'nın 1. maddesindeki 'Her Türk öz adından başka soy adını da taşımağa mecburdur.' kuralı ile bu yükümlülük açıkça belirtilmiştir.

Soyadının, bir kimsenin kimliğini belirleme işlevi yanında ailesini ve soyunu belirleme, kişiyi başka ailelerin bireylerinden ayırt etme ya da kişinin hangi kökene, topluluğa veya ulusa ait olduğunu belirleme işlevi de bulunmaktadır. Bu işlevleri nedeniyle yasakoyucu, nüfus kayıtlarının düzenli tutulması, resmi belgelerde karışıklığın önlenmesi, soyun belirlenmesi, ailenin korunması, ulusal birliğin sağlanması, dil ve dil kimliğinin korunması gibi sebeplerle soyadı kullanımını yasal düzenlemelerle kural altına almaktadır. Kamu yararı ve kamu düzeni gerekleri uyarınca soyadı kullanımına yapılan bu müdahalede, Anayasaya uygun olmak koşuluyla yasakoyucunun takdir hakkının bulunduğu açıktır.

Yasakoyucu kural ile birleştirici, bütünleştirici, çoğunluğun içinde azınlığın hak ve hürriyetlerinde ayrımcılık yapılmasını engelleyen, ulusal aidiyet ilkesi içinde anayasal birliktelik altında aynı topraklarda ve ortak atmosferde yaşayan vatandaşlar yönünden ulus kimliği ve dili altında toplanan bir dil kimliği anlayışı getirmiştir.

Ulus bütünlüğünün algılanabilmesi ve aynı iklimde yaşayan insanların tasa ve kıvanç ortaklığı, koruma, kollama, yardımlaşma duygularının devamlılığı ve birbirlerine karşı yabancılaşmalarının önlenmesi nedeniyle yasakoyucunun bu alana müdahale yetkisi, kamu yararı ve kamu düzeni niteliğini içermekte ve takdir yetkisi içinde kalmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de soyadı kullanımı ile ilgili başvuruları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin8. maddesinde yer alan 'özel hayatın ve aile hayatının korunması' ilkesi kapsamında incelemiş ve kararlarında,nüfusun eksiksiz olarak kaydedilmesi, kişisel kimlik saptaması veya belli bir ismi taşıyanların belli bir aile ile bağlantılarının kurulabilmesi gibi kamu yararının gerekleri uyarınca soyadı değiştirme imkanına yasal sınırlamalar getirilebileceği; ulusal yasakoyucunun bu sınırlamaları da kendi devletiyle ilgili tarihi ve siyasal yapısına bağlı kalarak seçmesinde takdir hakkının bulunduğu belirtilmiştir.

Öte yandan kural, yeni alınacak soyadını yabancı ırk ve millet ismi olarak almak isteyen herkese ayrım gözetmeksizin uygulanmaktadır. Bu nedenle kuralın, Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasa'nın 10. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Fettah OTO, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

1-7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme'nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme'nin çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI'nın, gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

2-21.6.1934 günlü, 2525 sayılı Soyadı Kanunu'nun 3. maddesinde yer alan '' yabancı ırk ve millet isimleriyle '' ibaresininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Fettah OTO, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Erdal TERCAN'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

17.3.2011 gününde karar verildi.

Başkan

Haşim

KILIÇ

Başkanvekili

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Fulya

KANTARCIOĞLU

Üye

Ahmet

AKYALÇIN

Üye

Mehmet

ERTEN

Üye

Fettah

OTO

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh

KALELİ

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Alparslan

ALTAN

Üye

Burhan

ÜSTÜN

Üye

Engin

YILDIRIM

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

Üye

Hicabi

DURSUN

KARŞIOY YAZISI

Favlus Ay isimli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, ad ve soyadını Paulus Bartuma olarak değiştirmek için dava açmıştır. Davacı Süryanice bir kelimeyi -Bartuma- soyadı olarak kullanmak istemektedir. 1934'de kabul edilen Soyadı Kanunu'nun 3.maddesi, 'Rütbe ve memuriyet, aşiret ve yabancı ırk ve millet isimleriyle umumi edeplere uygun olmayan veya iğrenç ve gülünç olan soyadları kullanılamaz' hükmünü içermektedir. Yerel mahkeme, bu maddedeki '...yabancı ırk ve millet isimleriyle'' ibaresinin Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddiasında bulunmuştur.

Yasa koyucunun, yabancı ırk ve millet isimlerinin soyadı olarak

kullanılmasının milli birliğe zarar vereceği endişesiyle hareket ettiği, söz

konusu ibareyle de tüm yurttaşlar arasında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı

şemsiyesi altında milli birlik ve beraberliği sağlamak amacı taşıdığını

söyleyebiliriz. 1934 yılında anlaşılabilir olan bu kural, günümüzde

bütünleştirici ve birleştirici olmak bir yana, vatandaşların bir kısmında,

özellikle çoğunluğu oluşturanlardan farklı etnik ve/veya dini kimliğe sahip

olanlar arasında haklı olarak ayrımcılığa uğradıkları kanısını doğurmakta, bu

da milli birlik ve beraberliğe aslında zarar vermektedir.Bir insan topluluğunu

oluşturan bireylerin ortak kaderi paylaşan bir birlik olma konusundaki

iradeleri millet olgusunun olmazsa olmaz koşuludur. Dil, din, etnik ve ırk

farklılıkları millet olmaya engel değildir. 'Yabancı ırk ve millet isimleriyle'

ibaresindeki 'yabancı' kelimesi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında

çoğunluğu oluşturanlardan farklı etnik ve/veya dini topluluklara mensup

olanları ima edecek şekilde anlaşılmamalıdır.

İtiraz konusu kural, mevcut şekliyle bütünleştirici ve

birleştirici olmamakta, tam tersine Anayasa'nın 10. maddesinde ifadesini bulan

eşitlik ilkesine aykırı bir ayrımcılığa neden olmaktadır. Bu durum günümüzdeki

insan hakları anlayışının ulaştığı seviye ve demokratik toplum düzeninin

gereklilikleriyle de uyuşmamaktadır. Bir ülkede yaşayanların çoğunluğundan

farklı etnik ve/veya dini kimlikler taşıyan toplulukların bu farklılıklarını

tekçi, homojenleştirici bir anlayışla yok saymak, insan haklarının ihlal

edilmesi sonucunu doğurmaktadır. Farklı olmak en temel insan haklarından biri

olarak kabul görmektedir. İnsan haklarına dayalı demokratik ve özgür bir toplumda

milli dayanışma ruhu ve milli birlik, farklılıkları bastırarak değil, onları

tanıyarak, onların zenginliklerden faydalanılarak gerçekleştirilebilir. Egemen

unsurlardan farklı çeşitli etnik ve/veya dini gruplara mensup vatandaşların

ayrımcılığa uğramamaları anayasal birliktelik açısından hayati öneme

haizdir.Çoğunluğun sıradan ve doğal bir şekilde öne sürdüğü ve kullandığı

haklardan, çoğunluktan farklı olanların da yararlanması Anayasal hakların bir

anlam taşıması için gereklidir.

Soyadı Kanununun 3.maddesine yakın bir düzenleme 1587 sayılı Nüfus Kanununun 16/4. maddesinde de vardı. Buna göre, ''Ancak milli kültürümüze ,ahlak kurallarına, örf ve adetlerimize uygun düşmeyen..', hükümlerini içeren maddeden, '..Milli kültürümüze'örf ve adetlerimize uygun düşmeyen' ibareleri 15/07/2003 tarihli, 4298 sayılı yasanın 5. maddesi ile Nüfus Kanununun 16.maddesinden çıkarılmıştır. Burada yasa koyucu Nüfus Kanunundaki bu ibarenin insan haklarına dayalı demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun düşmediğinden hareketle yeni bir düzenleme yapma ihtiyacı hissetmiştir.

Anayasa'nın 10. maddesine göre, 'Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.' Eşitlik ilkesi bu ilkeden yararlananlar için temel bir haktır. Yani eşit işlem görmeyi ya da ayrım gözetilmemesini isteme hakkı doğurmaktadır. 10. maddede belirtilen özellikler bakımından dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep bakımından ayırım yapan bir kanun Anayasa'ya aykırı olacaktır.

Anayasa Mahkemesi içtihatlarında aynı durumda bulunan kişilerden bir kısmına farklı kurallar uygulanmasının eşitliğe aykırı olduğu kabul edilmiştir. Kişi mevcut soyadını Türkçe kökenli bir sözcük ile değiştirmek için Mahkemeye başvurduğunda yasal bir sorunla karşılaşmazken, kamu düzenine aykırı anlam içermeyen, Türk dilinin gramatik yapısına, fonetiğine uygun ancak Türkçe kökenli olmayan bir sözcüğü soyadı olarak kullanmak isteyenler hukuki engellerle karşılaşmaktadır. Böylece hukuksal durumu aynı olan kişiler farklı işlemlerle karşılaşmakta, bu da Anayasa'nın 10. maddesine aykırılık teşkil etmektedir.

Soyadı kişiyi diğer kişilerden ayırmaya yarayan hukuki bir araç

olarak onun kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Kendine özgü kişiliği ve

özvarlığı olan her birey başkalarından ad ve soyadı ile ayırt edilir ve toplum

hayatına bu şekilde katılır. Bu nedenle soyadı kişinin onurla taşıması için

kendisine tanınmış vazgeçilmez, devredilemez, kişiye sıkı surette bağlı temel

bir kişilik hakkıdır.Bireyin diğer kişilerden ayırt edilmesini sağlayan,

toplumdaki konumunu açıklamaya yarayan ve soyunun işareti olan soyadını temel

bir kişilik hakkı olarak hiçbir sınırlamaya bağlı olmadan kullanması ve onu

istemediği sürece değiştirmeye zorlanmaması, kişinin maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkının doğal bir sonucudur. Demokraside özgürlük asıl,

sınırlandırma ise istisnadır. Soyadı mutlak bir hak olup, yasayla özel olarak

korunmaktadır. Kural olarak kişinin istediği herhangi bir adı veya soyadını

alması serbesttir. Devlet müdahalesi bu alanda istisna teşkil eder. Kamu

düzeni, genel ahlak ve Türkçe gramatik yapısına uygun olmak kaydıyla kişi

dilediği soyadını alabilmelidir.

Soyadı kullanma hakkı anayasanın diğer maddelerinde belirtilen hiç

bir temel hak ve özgürlüğün kapsamında olmadığından bu eylem hususundalex

specialisyoktur. Anayasanın 17. maddesinin ilk fıkrasılex generalisolduğundan

soyadı maddi ve manevi varlığı geliştirme hakkı içindedir. Bu fıkrayagöre,

'Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına

sahiptir.' Kişiyi var eden, kişiliğini serbestçe geliştirmesini sağlayan ve

diğer kişilerden farklılığını ortaya koyan değerlerin korunması ve özgürce

geliştirilmesini temin eden maddi ve manevi varlığın korunması ve

geliştirilmesi hakkı insan haysiyetinin özünü oluşturur. Herkesin maddi ve

manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olması bağlamında koruma,

kişinin maddi ve manevi varlığı ile ilgili hakların kullanım olanaklarının zorlaştırılmaması

anlamına gelir. Gelişme ise, maddi ve manevi varlığı ile ilgili hakların mevcut

konumunu daha da ileriye götürme, iyileştirme, bu haklardan kaynaklanan

imkânlara ulaşmada kolaylık sağlanması anlamına gelir. Bireyin kişiliğini

geliştirmesi kendini tanımlama dolayısıyla adlandırma hakkını içermektedir.

Özgürlüğün temelinde kişinin kendi var oluşunu kendisinin tanımlama hakkı

vardır. Kişinin tercih ve tanımlama haklarına sahip olması özerk ve özgür bir

birey olarak toplumsal yaşamı zenginleştirmesine önemli bir katkı yapacaktır.

Özel olanla, kamusal olanın kesiştiği bir noktada bulunan, kişinin kendisini ve kimliğini biçimlendiren soyadına müdahalenin kendisi, ayrımcılığa neden olan bir hak ihlalinin türevi olarak değil, başlı başına bir insan hakları ihlali olarak nitelendirilebilir. Bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir öğesi olan soyadını özgürce seçebilmesi kendisine tanınmış temel bir kişilik hakkı olup, soyadları onu taşıyanların kişiliğinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Farklı bir etnisiteye mensubiyetten dolayı bireyin bu temel kişilik hakkından mahrum bırakılması demokratik bir siyasi, hukuki ve toplumsal düzende düşünülemez.

Belirtilen nedenlerle, itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 10. ve 17. maddelerine aykırı olduğu düşünüldüğünden çoğunluk görüşüne muhalefet edilmiştir.

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

Erdal

TERCAN

KARŞIOY YAZISI

21.6.1934 tarihli, 2525 sayılı Soyadı Kanunu'nun 3. maddesinde 'yabancı ırk ve millet isimleri '' nin soyadı olarak kullanılamayacağı öngörülmüştür. Kural, aşağıdaki nedenlerle Anayasa'ya aykırıdır:

Türkiye Cumhuriyeti, ırk esasına göre kurulmamıştır. Atatürk'ün 'Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir' şeklindeki veciz sözünün anlamı, Türk Milleti kavramının Türk ırkı ile eşanlamlı olmadığıdır.

1961 Anayasası gibi 2709 sayılı 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası da, ırk ayrımcılığını açık bir hükümle yasaklamıştır. Anayasa'nın 10. maddesinde herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtilmiştir.

Türkiye, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesini 13 Ekim 1972'de imzalamış ve onay belgesini tevdi ederek 16 Eylül 2002'de taraf olmuştur. Sözleşme'nin 1. maddesinde ırk ayrımcılığının tanımı yapılmıştır. Buna göre 'ırk ayrımcılığı' terimi, siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel veya toplumsal yaşamın herhangi bir alanında, insan hakları ve temel özgürlüklerin tanınmasını, uygulanmasını, bu hak ve özgürlüklerden yararlanılmasını ortadan kaldırmak veya zayıflatmak amacına ya da etkisine yönelik, ırk, renk, soy ya da ulusal veya etnik kökene dayalı her türlü ayrım, dışlama, kısıtlama ya da tercih anlamına gelir.

Sözleşme'nin 2. maddesinde taraf devletlerin, ırk ayrımcılığının her türünün ortadan kaldırılması politikası izlemeyi üstlendikleri belirtilmiş ve maddenin birinci fıkrasında her taraf devletin, bireylere, birey gruplarına ya da kurumlara karşı hiçbir ırk ayrımcılığı eyleminde veya uygulamasında bulunmamayı ve ulusal ya da yerel tüm kamu yetkilileri ile kamu kurumlarının bu yükümlülüğe uygun hareket etmelerini sağlayacakları yükümlülüğü getirilmiştir.

Anayasa'nın Başlangıç bölümünde Türkiye Cumhuriyeti'nin, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olduğu; 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Anayasa'nın 17. maddesinde herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu öngörülmüştür.

Kişinin ismi ve bunun ayrılmaz bir parçası olan soyadı üzerindeki

manevi hakkı ve yetkisi, Anayasa'nın 17. maddesinin koruması altındaki bir

temel hak olup, Anayasanın 17. maddesine bu konuda herhangi bir sınırlama

öngörülmediğinden, itiraz konusu kuralda belirtildiği şekilde sınırlanamaz.

Temel hak ve özgürlüklerin doğasından kaynaklanan ve ilgili maddelerde açıkça

sayılmayan genel sınırlamalar kapsamında soyadı kullanımı üzerinde kamu

düzeninden kaynaklanan bazı sınırlamalar yapılabileceği düşünülebilirse de;

kişinin diğer vatandaşlardan ayrılmasını ve tanınmasını, kamusal alanda kimliğinin

belirlenmesini sağlama dışında kamu düzeninden kaynaklanan bir sınırlama nedeni

olamayacağı, hele ırk temelinde bir düzenleme yapılamayacağı açıktır. Esasen,

soyadının resmi dil olan Türkçe'de ve Türk alfabesiyle yazılabilir, okunabilir

ve anlaşılabilir olması dışında, soyadının kamu düzenini ilgilendiren bir yönü

bulunmamaktadır.

Dünyada ırkçılık, uzun mücadeleler ve fedakarlıklar sonucu ortadan kaldırılmış ve insan haklarına dayalı çağdaş ülkelerin hepsinde yasaklanmıştır. Bu nedenle çağdaş bir demokrasi ve hukuk devleti olma iddiasında olan Türkiye Cumhuriyeti'nin yasalarında ırk'ı referans alan bir kuralın mevcudiyetini sürdürmesi olanaklı değildir. Soyadı Kanunu'nun kabulü sırasında toplumsal bütünlüğü sağlama kaygısıyla ve o gün dahi amacını aşan şekilde yasalaştığı anlaşılan kuralın mevzuatımızdan temizlenmesi için iptali gerektiği düşüncesiyle, çoğunluk kararına katılmıyorum.

Başkan

Haşim

KILIÇ

Üye

Engin Yıldırım

KARŞIOY GEREKÇESİ

21.6.1934 günlü, 2525 sayılı Soyadı Kanunu'nun 3. maddesinde 'Rütbe ve memuriyet, aşiret ve yabancı ırk ve millet isimleriyle umumi edeplere uygun olmayan veya iğrenç ve gülünç olan soyadları kullanılamaz' denilmektedir. İtiraz yoluna başvuran mahkeme, Madde'de yer alan 'yabancı ırk ve millet isimleriyle' ibaresinin, Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürerek iptalini istemiştir.

Anayasa'nın 10. maddesinde, 'Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin Kanun önünde eşittir' denilerek 'ırk'a dayanan ayrımcılık reddedilmiş, 17. maddesinde de herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. 20. maddede ise herkesin, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu; özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı hükme bağlanmıştır.

Kişinin, aile ve toplum içinde tanınmasının aracı olan ad ve soyadının, hem maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı hem de özel ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı kapsamında bulunduğu ve herkesin, bu haklara, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle hiçbir ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olarak sahip olduğu açıktır.

İtiraz konusu kuralla yabancı ırk ve millet isimleriyle soyadları kullanılması yasaklanmıştır.

Genel olarak, ırk, kalıtımsal olarak ortak fiziksel ve fizyolojik özelliklere sahip olan toplulukları; 'millet' kavramı ise aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan toplulukları ifade etmektedir.

Doğası gereği sosyal bir varlık olan insanın, Anayasa ile güvence

altına alınan temel hak ve özgürlüklere sahip olması onun içinde yaşadığı

topluma karşı taşıdığı sorumlulukları ortadan kaldırmamaktadır. Bu bağlamda

devletin tüm vatandaşlarının hak ve yükümlülüklerini gözeterek kamu yararı

amacıyla temel hak ve özgürlükler alanına Anayasal sınırlara bağlı kalarak

yaptığı müdahalelerin meşru olmadığı ileri sürülemez. Ancak, ayırımcılığın,

Anayasa'nın 10. maddesi ve bu maddeye koşut düzenleme içeren Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin 14. maddesi ile açıkça yasaklanmasına karşın, itiraz

konusu kuralda yer alması farklı etnik gruplara mensup olan Türk

vatandaşlarının kendilerini diledikleri soyadı ile ifade etmelerini

engellediğinden, bu konudaki kamu yararının ne olduğu açıkça belirlenmeden

getirilen sınırlamanın meşru bir amaca dayandığından söz edilemez. Oysa,

Anayasa'nın temel felsefesini yansıtan Başlangıç'ında, her Türk vatandaşının

Anayasa'daki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince

yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat

sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine

doğuştan sahip olduğu belirtilmektedir. Buna göre, hangi etnik kökenden gelirse

gelsin Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan ve millet tanımının

içinde yer alan herkesin, milli kültür ve medeniyetin oluşmasına katkıda

bulunduğunun kabulü gerekir. Burada önemli olan aynı topraklar üzerinde aynı

devletin vatandaşı olarak yaşayanların, aralarındaki milli birlik, beraberlik

ve dayanışma duygusudur. Başka bir anlatımla, kişinin kendisini o milletin bir

bireyi olarak hissedip aynı ortak ideallerin gerçekleşmesine katkıda

bulunmasıdır. Yabancı ırk veya millet ismiyle soyadı alan bir kişinin, sadece

bu nedenle bir millete ait olmanın birleştirici özelliklerini taşıyamayacağı

varsayımıyla ayırımcılığa bağlı tutulmasının, Anayasa ile bağdaştığı kabul

edilemez.

Öte yandan, Anayasa'nın 3. maddesindeki Türkiye Devleti'nin dilinin Türkçe olduğuna ilişkin hükmün, 4. maddesindeki değiştirilemeyecek ve değiştirilmesi teklif edilemeyecek hükümler arasında yer alması ve yabancı ırk ve millet isimleriyle kullanılmak istenen soyadlarının, 1.11.1928 günlü, 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun uyarınca, Türk harfleriyle yazılmasının zorunlu bulunması, bu konuda sınırlama nedeni olarak ileri sürülebilecek farklı bir kamu yararı gerekçesini de dayanaksız bırakmaktadır.

Açıklanan nedenlerle itiraz konusu ibarenin, Anayasa'nın 17. ve 20. maddeleriyle birlikte değerlendirildiğinde 10. maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Başkanvekili

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Fulya

KANTARCIOĞLU

Üye

Fettah

OTO

KARŞIOY YAZISI

21.6.1934 günlü 2525 sayılı Soyadı Kanunu'nun 3. maddesinde yer alan '...yabancı ırk ve millet isimleriyle ...' ibaresinin Anayasa'nın 10. maddesine aykırılığı savıyla iptali için itiraz başvurusunda bulunulmuştur.

1982 Anayasası'nın kanun önünde eşitlik prensibini düzenleyen 10. maddesinin birinci fıkrasında herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtilmiştir. Eşitlik

ilkesinin temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasında aynı durumda olanlar için ayırım

gözetilmeksizin eşit uygulanacağı, devlet organlarının ve idari makamların bütün işlemlerinde bu ilkeye uygun hareket etmek zorunda oldukları hüküm altına alınmıştır.

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Türkiye 2002 yılında taraf olmuştur. Sözleşmenin 1. maddesinde, ırk ayrımcılığı terimi; siyasî, ekonomik, sosyal, kültürel veya toplumsal yaşamın herhangi bir alanında, insan hakları ve temel özgürlüklerin tanınmasını, uygulanmasını, bu hak ve özgürlüklerden yararlanılmasını ortadan kaldırmak veya zayıflatmak amacına ya da etkisine yönelik, ırk, renk, soy ya da ulusal veya etnik kökene dayalı her türlü ayrım, dışlama, kısıtlama ya da tercih anlamında tanımlanmıştır.

Irk, bir canlı türünde aynı karakteri taşıyan canlıların oluşturduğu alt bölüm olarak tanımlanmaktadır. Millet ise çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, ülkü, duygu, gelenek ve görenek birliği olan insanların oluşturduğu topluluk olarak tanımlanmaktadır. Anayasa'nın 10. maddesi ve Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan

Kaldırılmasın İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 1. maddesi ile insanların temel hak ve özgürlüklerden eşit yararlanacakları, aralarında ırka, soya, etnik kökene dayalı bir ayrımın yapılmayacağını güvence altına almıştır.

Anayasa'nın 17. maddesinde herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Kişiyi var eden kişiliğini serbestçe geliştirmesini sağlayan ve diğer kişilerden farklılığını ortaya koyan değerlerin korunması ve özgürce geliştirilmesini temin eden maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı, insan haysiyetinin özünü oluşturur.

Soyadı kişiyi diğer kişilerden ayırmaya yarayan hukuki bir araçtır. Soyadı bireyin kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Aynı zamanda onun toplumda ki konumunu açıklamaya yarar. Genel ahlak ve alfabemizin gramatikal yapısına uygunluk dışında hiç bir sınırlamaya bağlı tutulmaması gerekir. Ancak itiraz konusu düzenleme belirtilen anayasal ilkelere ve uluslar arası sözleşmelerde yer alan esaslara aykırı olarak yabancı ırk ve millet isimleriyle soyadı alınmayacağına ilişkin bir düzenleme içermektedir.

Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 10. ve 17. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği gerekçesi ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

Erdal

TERCAN

Üye Hicabi DURSUN

Anayasa Mahkemesi, E. 2009/47, K. 2011/51, 17 Mart 2011 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazın Konusu
  4. I- Olay
  5. Iıı- Yasa Metinleri
  6. Iv- İlk İnceleme
  7. V- Esasın İncelenmesi
  8. Kılıç
  9. Kantarcıoğlu
  10. Akyalçın
  11. Erten
  12. Oto
  13. Özgüldür
  14. Kaleli
  15. Kömürcü
  16. Altan
  17. Üstün
  18. Yıldırım
  19. Necipoğlu
  20. Dursun
  21. Karşıoy Yazısı
  22. Tercan
  23. Karşıoy Yazısı
  24. Kılıç
  25. Karşıoy Gerekçesi
  26. Kantarcıoğlu
  27. Oto
  28. Karşıoy Yazısı
  29. Tercan
  30. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2009/47
Karar No
2011/51
Tarih
17 Mart 2011

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2007/95 K.2011/61
  • AYM Norm Denetimi E.2010/3 K.2011/53
  • AYM Norm Denetimi E.2010/6 K.2011/54
  • AYM Norm Denetimi E.2008/56 K.2011/58
  • AYM Norm Denetimi E.2008/15 K.2011/57
  • AYM Norm Denetimi E.2010/46 K.2011/60

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.