KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 30 Haziran 2011
- Esas Sayısı
- 2010/68
- Karar Sayısı
- 2011/114
- Karar Günü
- 30.6.2011
- Resmi Gazete
- 23.7.2011 -
Karar Metni
1.356 kelime·7 dk okuma·14 bölüm
28003
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
Zile Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bendinin, Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Birlikte tehdit suçunu işledikleri iddiası ile sanıklar hakkında açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun itiraz konusu bendi de içeren 106. maddesi şöyledir:
“Tehdit
Madde 106- (1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(2) Tehdidin;
a) Silahla,
b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,
c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,
İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2. maddesine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi hükmü uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN ve Celal Mümtaz AKINCI’nın katılımlarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında;
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
7.12.2010 gününde karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralı, bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, 5237 sayılı Yasa’nın 106. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında düzenlenen tehdit suçunun kişinin hayatına, vücut veya
cinsel dokunulmazlığına yönelmesi ile malvarlığına veya başka bir kötülüğe
yönelmesi ayrımının aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında terk edildiği, bu
ayrımın terk edilmesi nedeniyle malvarlığına veya başka bir kötülüğe yönelmiş
tehdit suçunda şikayetten vazgeçme olsa bile birden fazla kişi ile birlikte
suçun işlenmesi durumunda sanıklara ceza verileceği, vahim nitelikte olan
hayata, vücut veya cinsel dokunulmazlığa yönelen tehdit ile malvarlığına veya
başka bir kötülüğe yönelmiş tehdidin aynı şekilde cezalandırılacağı ve
verilecek cezanın adalet ve vicdan duygusunu zedeleyeceği belirtilerek itiraz
konusu kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel
dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden
kişinin altı aydan iki yıla kadar hapis, malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara
uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehdit eden kişinin
ise mağdurun şikayeti üzerine altı aya kadar hapis veya adlî para cezası ile
cezalandırılacağı öngörülmüştür. İtiraz konusu kuralın da bulunduğu anılan
maddenin (2) numaralı fıkrasında ise tehdit suçunun nitelikli halleri sayılarak
tehdidin silahla, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle,
imzasız mektupla veya özel işaretlerle, birden fazla kişi tarafından birlikte,
var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten
yararlanılarak işlenmesi halinde kişinin iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılacağı belirtilmiştir. Böylece anılan maddenin (1) numaralı
fıkrasında suçun temel şekli bakımından ikili bir ayrım yapılarak yaşam, vücut
ve cinsel dokunulmazlığa yönelik tehditlerle, malvarlığı ve diğer değerlere
yönelik tehditler, yaptırım ve muhakeme şartları bakımından farklı olarak ele
alınmış olmasına karşın suçun nitelikli hallerinin sayıldığı (2) numaralı
fıkrasında böyle bir ayrım yapılmamıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine
ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa’nın konuya ilişkin
kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve
ekonomik hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza
siyasetine göre belirlenir. Yasakoyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken
toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza
yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep
olarak kabul edilebileceği konularında takdir yetkisine sahip olmakla birlikte,
bu yetkisini kullanırken suç ve ceza arasındaki adil dengenin
korunmasını da dikkate almak zorundadır.Ancak sadece suçun temel şeklini
esas alarak ve suçun temel şekli için öngörülen ceza miktarlarını suçun
nitelikli halleri ile kıyaslayarak suç ve ceza arasında adil denge bulunup
bulunmadığı konusunda bir karar vermek sorunu tek yönlü ya da eksik olarak ele
almak anlamına gelir. Bu nedenle suç ve ceza arasında adalete uygun bir oranın
bulunup bulunmadığının saptanmasında ceza miktarlarının kıyaslanması değil, o
suçun toplumda yarattığı infial ve etki, kişiler üzerinde oluşturduğu tehlike,
zarar görenin kişiliği ile ona verilen zararın azlığı veya çokluğu, işlenme
oranındaki azalma veya artış gibi faktörlerin de dikkate alınması gerekir.
Yasa’nın 106. maddesinin gerekçesinde, tehdit suçunda kişilerin huzur ve sükûnu ile karar verme ve hareket etme hürriyeti korunarak kişilerde güvensizlik duygusunun meydana gelmesinin engellendiği, suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâllerinde tehdidin kapsadığı korkutma gücünün ağırlığı ve yoğunluğu nedeniyle mağdurda ciddi kaygılar meydana geldiği ve suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde meydana gelen korkunun çok daha yoğun olacağı belirtilmiştir. Buna göre Yasakoyucunun, takdir yetkisine dayanarak ve meydana gelen neticeyi de dikkate alarak düzenlediği itiraz konusu kuralda hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
ÖZGÜLDÜR
Üye
Zehra Ayla
PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Alparslan
ALTAN
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
KARŞIOY GEREKÇESİ
7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’la Anayasa’nın, Anayasa Mahkemesi’ni düzenleyen 146., 147., 148. ve 149. maddelerinde değişiklik yapılarak, Mahkeme’nin kuruluşu, görev ve yetkileri ile çalışma ve yargılama usulüne ilişkin yeni kurallar getirilmiş, ancak, değişikliğin, gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar uygulanmasının sağlanabilmesi için geçici kurallara yer verilmediği gibi Anayasa’ya koşut olarak, Anayasa Mahkemesi’nin yargılama usulüne ilişkin yeni bir yasal düzenleme de yapılmamıştır.
Anayasa’nın 6. maddesinde “Hiçbir kimse veya organ kaynağını
Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz”, 142. maddesinde de
“Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi kanunla düzenlenir”
denilmiş, değiştirilen 149. maddesinin beşinci fıkrasında ise Anayasa
Mahkemesinin, kuruluşunun, Genel Kurul ve bölümlerinin, yargılama usullerinin
kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Buna göre, Anayasa’nın genel kural
niteliğindeki 142. ve özel olarak Anayasa Mahkemesi’nin çalışma ve yargılama
usulünü düzenleyen 149. maddesi uyarınca, Mahkeme’nin yargılama usulünün
yasayla düzenlenmesi gereği Anayasal bir zorunluluktur. Yargılama usulü yasayla
belirlenmeyen, bu bağlamda kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetkiyle
Mahkeme’nin çalışmasını sürdürmesi, belirtilen hukuksal durum karşısında
olanaklı değildir.
Öte yandan, Anayasa’nın 149. maddesinin ilk fıkrasında, yer alan
Genel Kurul’un Mahkeme Başkanının veya Başkanın belirleyeceği başkanvekilinin
başkanlığında en az oniki üye ile toplanacağına ilişkin kural, toplantı alt
sınırını gösteren bir yargılama usulü kuralı ise de bu sayının üstünde,
özellikle çift sayı ile yapılan toplantılarda nasıl bir yol izleneceğini düzenlememektedir.
Böyle bir durumla karşılaşıldığında, toplantının ertelenmesi, bir üyenin
toplantıdan çıkması ya da benimsenecek farklı seçeneklerden birinin uygulanması
konusunda yasal bir dayanak bulunmamaktadır. Bu seçeneklerden hangisi,
uygulanırsa uygulansın dayanağını yasadan dolayısıyla Anayasa’dan almayan bir
yetki kullanımı söz konusu olacaktır. Yargılama Usulü’nün Anayasa Mahkemesi
tarafından belirlenmesi ise Anayasa’nın ihlâli sonucunu doğuracaktır.
Belirtilen nedenlerle Anayasa değişikliği uyarınca Mahkeme’nin, yargılama usulü yasa ile belirlenmeden yargısal faaliyetlerini sürdüremeyeceği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Fettah OTO
Üye
Zehra Ayla
PERKTAŞ
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
Anayasa Mahkemesi, E. 2010/68, K. 2011/114, 30 Haziran 2011 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası