KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 7 Temmuz 2011
- Esas Sayısı
- 2010/69
- Karar Sayısı
- 2011/116
- Karar Günü
- 7.7.2011
- R.G. Tarih-Sayı
- 21.10.2011-28091
- İtiraz yoluna başvuran
- Hakkari Sulh Ceza
Karar Metni
2.592 kelime·13 dk okuma·28 bölüm
Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 297. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa'nın 2., 7., 11. ve 38. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Ceza infaz kurumunda yasak eşya bulundurmak suçunu işlediği iddiası ile sanık hakkında açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun itiraz konusu fıkrayı da içeren 297. maddesi şöyledir:
'İnfaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokmak
Madde 297- (1) İnfaz kurumuna veya tutukevine silah, uyuşturucu veya uyarıcı madde veya elektronik haberleşme aracı sokan veya bulunduran kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun konusunu oluşturan eşyanın, temin edilmesi veya bulundurulması ayrı bir suç oluşturduğu takdirde; fikri içtima hükümlerine göre belirlenecek ceza yarı oranında artırılır.
(2) Birinci fıkrada sayılanların dışında kalıp da yetkili makamlar tarafından infaz kurumuna veya tutukevine sokulması yasaklanmış bulunan eşyayı, bu yasağı bilerek, infaz kurumuna veya tutukevine sokan veya bulunduran ya da kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların hükümlü veya tutukluların muhafazasıyla görevli kişiler tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.
(4) Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların konusunu oluşturan eşyayı yanında bulunduran veya kullanan hükümlü veya tutuklu, bunu kimden ve ne suretle elde ettiği hususunda bilgi verirse, verilecek ceza yarı oranında indirilir.'
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa'nın 2., 7., 11. ve 38. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi hükmü uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN ve Celal Mümtaz AKINCI'nın katılımlarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında;
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme'nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme'nin çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
7.12.2010 gününde karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, itiraz konusu kuralla infaz kurumuna veya tutukevine sokulması yasaklanmış bulunan eşyayı belirleme yetkisinin yetkili makamların takdirine bırakıldığı, böylece idareye düzenleyici işlem ile hangi eşyaların infaz kurumunda bulundurulmasının yasak olduğunu belirleme ve suç tanımlama yetkisinin verildiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7., 11. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 297. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, infaz kurumuna veya tutukevine silah, uyuşturucu veya uyarıcı madde veya elektronik haberleşme aracı sokmak veya bulundurmak yasaklanmış ve bu yasağa uymayanların hapis cezası ile cezalandırılacakları öngörülmüştür. İtiraz konusu kuralın yer aldığı anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında ise (1) numaralı fıkrada sayılanların dışında kalıp da yetkili makamlar tarafından infaz kurumuna veya tutukevine sokulması yasaklanmış bulunan eşyayı, bu yasağı bilerek, infaz kurumuna veya tutukevine sokan veya bulunduran ya da kullanan kişinin hapis cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel
ilkelerinden biri 'belirlilik'tir. Bu ilkeye göre, yasal
düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve
kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması,
ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi
de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup
birey hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun
bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir.
Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve
davranışlarını belirler. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de
yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli
kılar.
Anayasa'nın 7. maddesinde, 'Yasama yetkisi Türk Milleti adına
Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.' denilmektedir.
Buna göre, Anayasa'da yasa ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme
organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi
olanaklı değildir. Yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve
bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle, Anayasa'da öngörülen ayrık durumlar dışında,
yürütme organına yasalarla düzenlenmemiş bir alanda genel nitelikte kural koyma
yetkisi verilemez. Ayrıca, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa
kuralının Anayasa'nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkelerin
konulması, çerçevenin çizilmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın
bırakılmaması gerekir.
Anayasa'nın 38. maddesinin ilk fıkrasında, 'Kimse, ...
kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz' denilerek 'suçun
yasallığı', üçüncü fıkrasında da 'ceza ve ceza yerine geçen
güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur' denilerek, 'cezanın
yasallığı' ilkesi getirilmiştir. Anayasa'da öngörülen suçta ve cezada
yasallık ilkesi, insan hak ve özgürlüklerini esas alan bir anlayışın öne
çıktığı günümüzde, ceza hukukunun da temel ilkelerinden birini oluşturmaktadır.
Anayasa'nın 38. maddesine paralel olarak Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde yer
alan 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi uyarınca, hangi
eylemlerin yasaklandığı ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir
kuşkuya yer bırakmayacak biçimde yasada gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır
ve sınırlarının belli olması gerekmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden
bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence
altına alınması amaçlanmaktadır.
297. maddenin (1) numaralı fıkrasında suça konu olabilecek eşyaların nitelikleri tek tek sayılmış olmasına karşın, itiraz konusu kuralda böyle bir nitelik belirlemesi yapılmadan, sınırsız, belirsiz ve geniş bir alanda idare içinde yer alan yetkili makama suça konu olabilecek eşyaları belirleme yetkisi tanınmıştır. Buna göre kuralda, idare içinde yer alan yetkili makama suça konu olabilecek eşyaları belirlerken hangi nitelikleri esas alacağı hususuna açık ve belirgin olarak yer verilmediğinden dolayı kural, belirli ve öngörülebilir olmadığı gibi suçun yasallığı ilkesine de uygun değildir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 7., 11. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Hicabi DURSUN ve Erdal TERCAN bu görüşe katılmamıştır.
VI- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında 'Kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi İptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez' denilmekte, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Hakkında Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 297. maddesinin (2) numaralı fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE
GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
7.7.2011 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim
KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
Üye
Mehmet
ERTEN
Üye
Fettah
OTO
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep
KÖMÜRCÜ
Üye
Alparslan
ALTAN
Üye
Burhan
ÜSTÜN
Üye
Engin
YILDIRIM
Üye
Nuri
NECİPOĞLU
Üye
Hicabi
DURSUN
KARŞIOY GEREKÇESİ
Hakkari Sulh Ceza Mahkemesince bakılmakta olan davada, 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 'infaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokmak' suçunu düzenleyen 297. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülmüş, çoğunluk tarafından kuralın iptaline karar verilmiştir.
Dayanağını Anayasa'nın 38. maddesinin oluşturduğu ve Türk Ceza Yasası'nın 1. maddesinde yer alan, 'Kanunsuz suç ve ceza olmaz' ilkesinin esası, yasa tarafından, suçun, yani ne gibi eylemlerin yasaklandığının hiçbir şüpheye ver verilmeyecek biçimde belirtilmesinden ve buna göre cezanın yasayla belirlenmesinden ibarettir. Kişinin, yasak eylemleri ve bunların cezalarını önceden bilmesi gerekir. Bu durum, kişinin temel hak ve özgürlüklerinin güvencesidir. Bu nedenle de Anayasa'nın kişinin temel hak ve ödevlerine ilişkin bulunan ikinci bölümünde bu güvenceye yer verilmiştir.
Tüm bunlar suç ve cezaların yalnızca yasayla konulup kaldırılmasının yeterli olmadığı, konulan kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olması gerektiği sonucunu doğurmaktadır. Yasayı bilmemenin özür sayılmayacağı bir ceza hukuku ilkesi olduğuna göre yasanın herkesçe anlaşılacak ölçüde açık olması da bunun doğal sonucudur. Nitekim, Türk Ceza Yasası'nın 1. maddesinde 'kanunun sarih olarak suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilmez' denilerek bu husus vurgulanmıştır.
Anayasa'da başlıca ceza ilkeleri belirtilmekte, bunların dışında
kalan ceza konuları ve özellikle belli bir zamanda ne gibi eylemlerin suç
sayılıp o suçlara ne miktar ve ne çeşit ceza verileceğini ve hangi ceza
tedbirlerinin ve güvenlik tedbirlerinin ne yolda uygulanacağını saptama yetkisi
yasakoyucuya bırakılmaktadır. Yasakoyucu ise başta Anayasa'nın buyurucu ve
yasaklayıcı kuralları ile belirlenen güvenceler olmak üzere ceza hukukunun
ilkeleri ve toplum yaşantısının zorunlulukları ve yasaların gerekleri ile bağlı
kalarak bu konudaki takdirini kullanabilecektir. Yasama organının, kanun
yaparken bütün olasılıkları gözönünde bulundurarak ayrıntılı kuralları saptamak
yetkisi varsa da, bu her zaman mümkün olmayabilir. Özellikle yasama organının,
yapısı bakımından ağır işlemesi ve günlük olayları izleyerek zamanında gerekli
tedbirleri almasının güçlüğü nedeniyle, sık sık değişen durumlar ve ihtiyaçlar
karşısında kanunda esaslı hükümleri saptadıktan sonra ayrıntıları belirlemede
kimi makamlara yetki vermesi gerekebilir. Böyle bir ihtiyaç karşısında,
yasamanın, esaslı hükümleri saptadıktan sonra ayrıntıların belirlenmesinde kimi
makamlara yetki vermesi de yasama yetkisinin kullanılmasından başka bir şey
değildir. Bu durumlarda yasama yetkisinin yürütme organına bırakıldığı gibi bir
anlam çıkarmak doğru olmaz.
İtiraz konusu TCK'nun 297. maddesinin ikinci fıkrası, birinci
fıkrada yazılı kesin olarak infaz kurumu ya da tutukevine sokulması yasak eşya
dışında kalan ve yetkili makamlarca belirlenen diğer yasaklı eşyayı bilerek
sokanların veya bulunduranların cezalandırılacağını ifade etmektedir. İtiraz
konusu kuralda suçun unsurları ve karşılığı olan ceza tereddüde meydan vermeyecek
şekilde açıkça belirlenmiştir. Buna göre, birinci fıkrada sayılan silah,
uyuşturucu veya uyarıcı madde veya elektronik haberleşme aracı dışında kalıp da
'yetkili makamlar tarafından infaz kurumuna veya tutukevine sokulması
yasaklanmış bulunan eşyayı', 'bu yasağı bilerek', 'infaz
kurumuna veya tutukevine sokan veya bulunduran veya kullanan kişinin', 'altı
aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı' belirtilmiştir.
Böylece, itiraz konusu kuralda suçun ne gibi eylemleri kapsadığı açıkça belirtildiğine
ve cezası da önceden saptandığına göre itiraz konusu kuralın Anayasa ve Türk
Ceza Kanunu'nda düzenlenen 'kanunsuz suç ve ceza olmaz' ilkesine uymayan bir
yönü bulunmamaktadır.
Anayasa Mahkemesi benzer bir olayda, başvuran Mahkemenin 4533
sayılı 'Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanunu'nun 6. maddesinde
'Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenen yerler dışında ateş yakma'yı suç olarak
düzenleyip yaptırıma bağlayan kuralın kanunilik ilkesine aykırı olduğu
iddiasıyla ilgili olarak, 'suçun maddi unsurunun Bakanlar Kurulu kararı
ile 'belirlenen yerler dışında ateş yakmak' olarak tesbit edilmesi suçta ve
cezada kanunilik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Çünkü, idareye verilen bu yetki
suçun tanımını doğrudan belirleyen bir yetki olmayıp, ulusal park sınırları
içinde ateş yakılabilecek yerlerin belirlenmesiyle ilgilidir. Esasen coğrafi
koşullara göre değişiklikler gösterebileceği gözetildiğinde işin niteliği
gereği ateş yakılabilecek yerlerin yasa ile belirlenmesi de mümkün değildir. Bu
durumda itiraz konusu düzenlemenin suçta kanunilik ilkesinin gereklerine
aykırılığından söz edilemez.' şeklindeki gerekçeyle kuralın Anayasa'ya
aykırı olmadığı sonucuna varmıştır.
Eldeki işte de, yetkili makama verilen yetki suçun tanımını
doğrudan belirleyen bir yetki olmayıp, infaz kurumuna veya tutukevine
sokulacak eşyanın belirlenmesinden ibaret sınırlı bir yetkidir. Kurumun infaz
kurumu veya tutukevi olmasına, infaz kurumunun tipine ve standardına, infaz
kurumu veya tutukevinin asayiş durumu ya da tutuklu ve hükümlülerin özel
durumlarına, buralarda meydana gelen isyan, açlık grevi, kaçma teşebbüsleri,
intihar olayları, yaygın ve bulaşıcı hastalıklar gibi kurum, yöre veya çok
spesifik alanlara ilişkin olarak yetkili merciler tarafından alınacak önlemler
bu yetkinin tanınmasını gerektiren durumlardır. İnfaz kurumuna veya tutukevine
sokulacak eşyaların belirlenmesi zaman itibariyle de farklılık gösterebilir.
Durumun özelliği gözetilerek bir infaz kurumunda belirtilen gerekçelerle belli
nitelikte eşyanın sokulması yasaklanabilirken, değişen duruma göre bu yasağın
kaldırılması gerekebilir. Belirtilen durumların çeşitliliği ve değişkenliği
gözetildiğinde işin niteliği gereği infaz kurumuna veya tutukevine sokulacak
eşyaların yasa ile belirlenmesi mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu Anayasa'ya aykırı olmadığı ve iptal isteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal
TERCAN
Başkan
Haşim
KILIÇ
Üye
Alparslan
ALTAN
KARŞIOY
İtirazen iptali istenen TCK'nun 297. maddesinin ikinci fıkrası, birinci fıkrada yazılı kesin olarak infaz kurumu ya da tutukevine sokulması yasak eşya dışında kalan ve yetkili makamlarca belirlenen diğer yasaklı eşyayı bilerek sokanların veya bulunduranların cezalandırılacağını ifade etmektedir.
Başvurucu ise bu durumda hangi eylemin suç sayılacağının ve suç işleyene ne ceza verileceğini belirleme yetkisi yasa koyucunun iken, bunun yetkili idari makama bırakılmasını ve eşyaların tek tek sayılmamış olmasını Anayasa'nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olduğu iddiasındadır.
Kanunilik ilkesi; karşılığında ceza alan eylemlerin sayılmış ve fiilin kapsam ve sınırlarının da açık bir şekilde belirli olmasını ve ancak açıkça suç sayılan hallere ceza verilebileceğini, neticeten idarenin düzenleyici işlem ile suç ve ceza yaratamayacağı fikrini içermektedir.
Ancak idarenin suç konularını belirleme hususunda yetkili kılındığı NORMLARLA suçun konusunu belirleyip belirleyemeyeceği doktriner tartışma konusu yapıldığı bilinmektedir.
Bir fiili suç saymakla bir temel hakkın sınırlanması sonucuna
ulaşılıyor ise bunun ANCAK Yasa ile yapılması, gerektiği yürütmenin yetkisinin
genişletilmesi Yasa'ya karşı hile ve keyfilik olacağı, böyle bir yetkinin
kaynağının Anayasa'da bulunmadığı ve yasama yetkisinin devredilmiş sayılacağı
ve böylece kanunilik ilkesinin kullanılmasının Anayasa'ya aykırı olduğu fikri
temel olarak benimsenebilir. Ancak, Mahkememizin de yerleşmiş içtihatlarında
olduğu üzere yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinin yasa koyucunun temel
ilkeyi koyması, çerçevesini belirlemesi hallerinde sık sık önlemler alınması,
kaldırılması veya teknik vb. uzmanlık isteyen alanlarda yasama organının yapısı
nedeniyle ağır işlemesi ve günlük olaylara uzaklığı hak ve hukukun doğru zamandan
da tecellisi ve alınacak tedbirlerin yürürlüğü için, idareye ayrıntı düzenleyen
yetki verilmesini, yasama yetkisinin devri olarak nitelemediği görülmektedir.
Nitekim, temel hak ve hürriyetlerle ilgili alanda genel esaslar gösterilmek, sınırları ve şartları belirlenmek ve bu hudutlar içinde kalmak koşulu ile suç normunu tamamlayan düzenlemeler yapılabileceği, suç çerçevesinin bu anlamda doldurulabileceği doktrinde de kabul edilen bir görüştür.
Dava konusu kural irdelendiğinde, yasaca belirlenmiş suç sayılan fiilin; madde başlığında görüleceği üzere infaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokmak olduğu suçun konusunun 'Eşya' olarak belirlendiği bu fiille korunan hukuki değerinde ceza ve tutukevinde belirlenen asgari/azami yaşam ve disiplin kurallarının bozulmaması suretiyle tutuklu/sanık infaz ve kurum güvenliğinin varlığını sürdürebilme olduğu söylenebilecektir.
TCK 297. maddesi başlığı belirlenmesini istediğimiz temel ilkeyi koymuş, çerçevesini yani suçun eylemin suç olarak nitelenecek alanı da ceza ve tutukevine eşya sokmak şeklinde belirlemiş ve hatta birinci fıkrası ile (kesin yasak eşyalar biçiminde) suç konusu üzerinde sınırlama alanını da net bir şekilde belirlemiştir.
İptali istenen ikinci fıkra hükmünün ise, tutuklu veya sanığın günün koşullarına ve tesis edilmek istenen disiplin için ihtiyaç bulunup her an gerek teknolojik gerek ekonomik veya sair iradi sebeplerle değişkenlik gösterebilecek, bugün için suça konu edilebilecek iken, ortaya çıkan gelişmeler içinde masum, zorunlu gereksinim haline gelmiş konular üzerinde idare tekniği ve uzman görüşü ile ortaya çıkabilecek değişikliklere dayalı konu tayin etme yetkisini yeni detay belirlemeyi yetkili makama yani idareye bıraktığı görülmektedir.
Anılan kapsamı yasa koyucunun iradesine bir an için bırakılması gerektiği düşünülse, geriye idareye ceza ve tutukevine sokulabilecek eşyaları belirleme konusunda koşullara uygun çözüm ve fırsat yaratma şansı verilmesi olanaksız hale gelecek olup, bu durum ise doktrin ya da mahkememiz görüşleri gibi yetki devri sayılmayacak alan yaratabilir kabulü fikrini ortadan kaldıracaktır.
Kaldı ki ceza ve tutukevi hürriyetten yoksunluğun bir yargı hükmü
ile yaşanıldığı alan olup, zorunlu bulunan bu disiplin alanına idarenin teknik
müdahalesi anlamı taşıyan kural da yasak sayılan eşyayı bilerek sokanların
kastedildiği, o halde içeriye alınıp alınamayacak eşyalar yönünden belirsizlik
varsayılamayacağı ve ayrıca infaz kurumuna veya tutukevine yasaklı eşya sokanlar
yönünden bilgi edinilmiş/bilgilerine sunulmuş olmasına rağmen suçun subutu için
KASIT yani bilmeye rağmen suç işleme kasdında olanların cezalandırılmak
istendiği kasten olmayan fillerin ceza dışında tutulduğu fıkra kapsamından
anlaşıldığından, yasaklı eşyayı bir kanuni düzenlemede tek tek sayılması
gerektiği anlayışındaki Mahkeme düşüncesine katılınmamış, Anayasa'ya aykırılık
görülmemiştir.
Üye
Hicabi
DURSUN
Üye
Erdal
TERCAN
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
Anayasa Mahkemesi, E. 2010/69, K. 2011/116, 7 Temmuz 2011 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası