İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2010/83 K.2012/169

Esas Sayısı : 2010/83

Esas2010/83Karar2012/169Tarih1 Kasım 2012Okuma49 dk · 9.899 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2010/83
Karar No
2012/169
Karar tarihi
1 Kasım 2012
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.899 kelime·49 dk okuma·26 bölüm

Esas Sayısı : 2010/83

Karar Sayısı : 2012/169

Karar Günü : 1.11.2012

R.G. Tarih-Sayı : 22.02.2013-28567

İPTAL DAVASINI AÇAN

Anamuhalefet Partisi (Cumhuriyet Halk Partisi) Grubu adına Grup Başkanvekilleri M. Akif HAMZAÇEBİ ve Muharrem İNCE (Esas No: 2010/83)

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR

1- Kadıköy 4. İcra Hukuk Mahkemesi (Esas No: 2011/72)

2- Fatih 1. İcra Hukuk Mahkemesi (Esas No: 2011/97)

3- Ankara 11. İcra Hukuk Mahkemesi (Esas No: 2011/104)

4- Çerkezköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas No: 2011/118)

DAVA VE İTİRAZLARIN KONUSU : 1- 18.6.2010

günlü, 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na eklenen Geçici Madde 6'nın;

a- İkinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ''taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınmak '' ibaresinin,

b- Altıncı fıkrasının,

c- Yedinci fıkrasının,

d- Sekizinci fıkrasının son cümlesinin,

e- Onuncu fıkrasının,

2- 13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesinin,

Anayasa'nın 2., 5., 10., 11., 12., 13., 35., 36., 90., 125. ve 138. maddelerine aykırılıkları ileri sürülerek iptallerine ve 2942 sayılı Kanun'a eklenen Geçici Madde 6'nın altıncı ve yedinci fıkraları ile sekizinci fıkrasının son cümlesinin yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemidir.

II- YASA METİNLERİ

A- Dava ve İtiraz Konusu Yasa Kuralları

1- İptali istenilen ibare, cümle ve fıkraların da yer aldığı 18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na eklenen Geçici 6. Madde şöyledir:

'Kamulaştırmasız el koyma sebebiyle tazmin

GEÇİCİ MADDE 6- Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, malik tarafından ilgili idareden tazminat talebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi esastır.

Tazminat müracaatı üzerine, fiilen el konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının malikin müracaat ettiği tarihteki tahmini değeri; bu Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre teşkil edilen kıymet takdir komisyonu marifetiyle, taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınmak ve bu Kanunun 11 inci ve 12 nci maddelerine göre hesaplanmak suretiyle tespit edilir. Tespitten sonra, bu Kanunun 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre teşkil olunan uzlaşma komisyonunca, müracaat tarihinden itibaren en geç altı ay içerisinde 7201 sayılı Kanun hükümlerine göre tebliğ edilen bir yazı ile, tahmini değer bildirilmeksizin, talep sahibi uzlaşma görüşmelerine davet edilir.

Uzlaşma; nakdi ödeme, idareye ait taşınmazın trampası, idareye ait taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak tanınması veya imar mevzuatı çerçevesinde başka bir yerde imar hakkı kullandırılması suretiyle yapılabilir.

Uzlaşma görüşmeleri, hukuki veya fiili engel bulunmadığı takdirde

davete icabet tarihinden itibaren en geç altı ay içerisinde sonuçlandırılır ve

uzlaşmaya varılıp varılmadığı, malik veya temsilcisi ile komisyon üyeleri

tarafından imzalanan bir tutanağa bağlanır. Bu tutanak ile uzlaşma görüşmelerine

ilişkin bilgi ve belgeler, açılacak davalarda taraflar aleyhine delil teşkil

etmez. Uzlaşmaya varılması halinde, üzerinde uzlaşılan hakkın türünü, tanınma

şart ve usullerini, nakdi ödemede bulunulacak ise miktarını ve ödeme şartları

ile taşınmazların tesciline veya terkinine dair muvafakati de ihtiva eden bir

sözleşme akdedilerek bu sözleşme çerçevesinde işlem yapılır ve uzlaşma konusu

taşınmazlar resen tapuya tescil veya terkin edilir.

Uzlaşılan nakdi tazminat bedeli, bütçe imkanları dahilinde, sonraki yıllara sari olacak şekilde taksitli olarak da ödenebilir. Taksitli ödeme süresince, 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir.

İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin uzlaşmaya davet olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik tarafından sadece tazminat davası açılabilir. Dava açılması halinde, fiilen el konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının müracaat tarihindeki değeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre mahkemece tespit ve taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine ve malike tazminat ödenmesine hükmedilir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup tarafların hükmedilen tazminata ilişkin temyiz hakkı saklıdır.

Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu madde uyarınca

ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması halinde, idarelerin yılı

bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerden yüzde iki pay

ayrılır. Kesinleşen alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam

tutarını aşması halinde, ödemeler, sonraki yıllara sari olacak şekilde,

garameten ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanları

ile alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılı

Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararı

gereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları

da teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem

yapılabilir.

Bu maddenin tazminata ilişkin hükümleri, vuku bulduğu tarih

itibarı ile bu maddenin kapsamında olan kamulaştırmasız el koymadan dolayı

açtıkları tazminat davası süre bakımından dava hakkının düştüğü gerekçesiyle

reddedilmiş olanlar hakkında da uygulanır. Evvelce açtıkları davalar sonunda

tazminat almaya hak kazanmış veya süre dışındaki sebeplerden dolayı davaları

reddedilmiş olanlar hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz. Ancak, gerek

iç hukuka ve gerekse milletlerarası hukuka göre evvelce açtıkları davalar

sonunda hak kazanmış oldukları tazminat henüz ödenmemiş olanlara, idare

tarafından nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları

teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem

yapılabilir.

Vuku bulduğu tarih itibarı ile bu maddenin kapsamında olan kamulaştırmasız el koymadan dolayı bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce tazmin talebiyle dava açmış olanlar; bu madde hükümlerine göre uzlaşma yoluna gitmeyi isteyip istemediklerini bu maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde idareye ve mahkemeye verecekleri dilekçeler ile bildirebilirler. Uzlaşma talebi üzerine, uzlaşma görüşmelerinin neticesine kadar dava bekletilir; uzlaşılamaması halinde, uzlaşmazlık tutanağının mahkemeye sunulmasından sonra davaya devam edilir.

Bu madde uyarınca ödenecek olan tazminatın tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez.'

2- İptali istenen 13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesi şöyledir:

'GEÇİCİ MADDE 2- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş yıl süreyle geçerli olmak üzere; 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun geçici 6 ncı maddesi hükmü, 4/11/1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el koyma işlemlerine de uygulanır. Ancak, bu tarihten sonraki kamulaştırmasız el koyma işlemleri sebebiyle açılan tazminat davalarında verilen ve kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden 2942 sayılı Kanunun geçici 6 ncı maddesinin yedinci fıkrası uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması halinde, idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerden ayrıca yüzde beş pay ayrılır.'

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

Dava dilekçesinde ve başvuru kararlarında, Anayasa'nın 2., 5., 10., 11., 12., 13., 35., 36., 90., 125. ve 138. maddelerine dayanılmıştır.

III- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca, E.2010/83 sayılı dosyanın 22.9.2010 gününde, E.2011/72 sayılı dosyanın 22.9.2011 gününde, E.2011/97 sayılı dosyanın 22.9.2011 gününde, E.2011/104 sayılı dosyanın 20.10.2011 gününde, E.2011/118 sayılı dosyanın ise 30.11.2011 gününde yapılan ilk inceleme toplantılarında başvurularda eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, E.2010/83 sayılı dosyada yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

IV- BİRLEŞTİRME KARARLARI

E.2011/72 ve E.2011/97 sayılı itiraz başvurularının 22.9.2011 gününde, E.2011/104 sayılı itiraz başvurusunun 20.10.2011 gününde ve E.2011/118 sayılı itiraz başvurusunun 30.11.2011 gününde,aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2010/83 sayılı dava ile birleştirilmesine, esaslarının kapatılmasına, esas incelemenin E.2010/83 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Dava dilekçesi, başvuru kararları ve ekleri, Raportör Ali Rıza

ÇOBAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, Türkiye Belediyeler

Birliği Başkanı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Kadir TOPBAŞ,

Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet ÖZHASEKİ, Türkiye Belediyeler

Birliği Encümeni Üyesi ve Osmaniye Belediye Başkanı Kadir KARA, Türkiye

Belediyeler Birliği Encümeni Üyesi ve Altındağ Belediye Başkanı Veysel TİRYAKİ,

Türkiye Belediyeler Birliği Encümeni Üyesi ve Çankaya Belediye Başkanı Bülent

TANIK, Türkiye Belediyeler Birliği Genel Sekreteri Hayrettin GÜNGÖR, İstanbul

Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri Av. Ali KARAASLAN, İSKİ 1. Hukuk

Müşaviri Av. Mahmut KOCAMEŞE, Türkiye Belediyeler Birliği Avukatları Veli BÖKE,

Temel BAŞALAN, Ahmet OKAY ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Avukatı Ali KIZILDAĞ

tarafından 31.10.2012 gününde yapılan sözlü açıklamalar, dava konusu kurallar,

dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri

incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na 5999 sayılı Kanun'un 1. Maddesiyle Eklenen Geçici 6. Maddenin İncelenmesi

1- İkinci Fıkranın Birinci Cümlesinde Yer Alan ''taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınmak '' İbaresi

Başvuru kararında, kamulaştırmasız el atma nedeniyle yapılacak uzlaşma görüşmelerinde kamu otoritesi tarafından el atılan taşınmazın değeri tespit edilirken taşınmazın el koyma tarihindeki niteliklerinin esas alınmasını öngören kuralın, taşınmazına kamulaştırma olmaksızın el atılan maliklerin taşınmazlarının gerçek değerinden çok daha düşük bir tazminat alması sonucunu doğurduğu ve bu tazminatın komşu taşınmazların değerine göre de çok az olduğu belirtilerek Anayasa'nın 10. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İtiraz konusu kural, 9.10.1956 ile 4.11.1983 tarihleri arasında

meydana gelen kamulaştırmasız el atmalar nedeniyle yapılacak uzlaşma

görüşmeleri ve eğer uzlaşma sağlanamazsa açılacak tazminat davalarında

tazminatın nasıl belirleneceğini düzenlemektedir. Buna göre, 9.10.1956 ile

4.11.1983 tarihleri arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan ya da el konulan

taşınmazlarla ilgili olarak sadece tazminat davası açılabilecektir. Ancak malik

tarafından ilgili idareden tazminat istenmesi halinde öncelikle uzlaşma yoluna

gidilmesi zorunlu tutulmuştur. Uzlaşma görüşmelerinden önce idarece taşınmazın

müracaat tarihindeki değerinin tespit ettirilmesi kurala bağlanmıştır. Değer

tespitinin kıymet takdir komisyonu marifetiyle 2942 sayılı Kanun'un 11. ve 12.

maddelerindeki esaslara göre ve taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri

esas alınarak yapılması ve tespit edilen değer bildirilmeksizin maliklerin

uzlaşma görüşmelerine davet edilmesi öngörülmüştür.

Uzlaşma görüşmeleri sonucunda uzlaşma sağlanamazsa, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik tarafından tazminat davası açılması öngörülmektedir. Dava açılması halinde taşınmazın başvuru tarihindeki değeri yukarıda belirtildiği gibi 2942 sayılı Kanun'un 11. ve 12. maddelerindeki esaslara göre ve taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınarak tespit edilecektir. Taşınmaza el atılmasından sonra başvuru tarihine kadar taşınmazın niteliklerinde meydana gelen değişiklikler değer tespiti sırasında dikkate alınmayacaktır.

Mülkiyet hakkı, Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış ve bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla sınırlama getirilebileceği belirtilmiştir. Özel mülkiyetteki bir taşınmaza kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyulması halinde bu taşınmazın kamulaştırılarak kamu hizmetine tahsis edilmesi gerekmektedir. Kamulaştırmanın nasıl ve hangi ilkelere göre yapılacağı Anayasa'nın 46. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Plansız şehirleşme, idarelerin bütçelerinin kısıtlı olması gibi

çeşitli nedenlerle geçmişte kamulaştırma yapılmaksızın bazı taşınmazlar fiilen

kamu hizmetine tahsis edilmiştir. Bu şekilde kamulaştırmasız olarak el atılan

taşınmazlarla ilgili olarak maliklerin dava açma hakkını yirmi yıllık hak

düşürücü süreye bağlayan 2942 sayılı Kanun'un 38. maddesi 2003 yılında Anayasa

Mahkemesince iptal edilmiştir (K.T.10.4.2003, E.2002/112, K.2003/33.) Bu

iptal kararının geçmişe etkisi konusunda uygulamada ortaya çıkan yorum

farklılıklarını gidermek amacıyla kanun koyucu, 5999 sayılı Kanun'u çıkarmış ve

9.10.1956 ile 4.11.1983 tarihleri arasında meydana gelen kamulaştırmasız el

atmalar nedeniyle maliklerin başvuru yapmasına ve dava açmasına olanak

tanımıştır.

Kuralın, geçici bir nitelik taşıdığı ve geçmişte meydana gelen kamulaştırmasız el atmalardan kaynaklanan hukuksal sorunların tasfiyesini amaçladığı anlaşılmaktadır. Kamulaştırma olmaksızın el konulan taşınmazların niteliğinde meydana gelen değişiklikler kamunun işlemleri sonucunda gerçekleşmiş olup, bu işlemler dolayısıyla taşınmazın değerinde meydana gelen artış ya da azalmaların malike ödenecek tazminatın hesaplanmasında dikkate alınması, maliklerin haksız kazanç elde etmesine ya da haksız bir şekilde zarara uğramasına sebep olabilecektir.

Kamulaştırma olmaksızın el atılan taşınmazların değerinin tespitinde taşınmazın el atma anındaki niteliklerinin dikkate alınmasını öngören kural, Anayasa'nın 35. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Mehmet ERTEN bu görüşe farklı gerekçeyle katılmıştır.

Fulya KANTARCIOĞLU ise bu görüşe katılmamıştır.

Kuralın, Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

2- Altıncı Fıkranın,

a- Birinci Cümlesinde Yer Alan ''sadece'' Sözcüğü

Dava dilekçesinde, altıncı fıkranın birinci cümlesinde yer alan malik tarafından 'sadece' tazminat davası açılabileceğini öngören kuralın, hak arama özgürlüğünü ihlal ettiği belirtilerek Anayasa'nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Altıncı fıkrada, taşınmazına kamulaştırma olmaksızın el atılan maliklerin öncelikle uzlaşma amacıyla idareye başvurmaları, altı ay içinde uzlaşma sağlanamaması ya da idarenin uzlaşmaya davet etmemesi halinde maliklerin üç ay içinde sadece tazminat davası açabileceği öngörülmüştür. Buna göre, idare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği veya altı aylık sürenin uzlaşmaya davet olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik tarafından sadece tazminat davası açılabilecek, mülkiyet hukukundan kaynaklanan diğer davaların açılması mümkün olmayacaktır.

Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri de mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar.

Maddi hukukta herhangi bir değişiklik yapmaksızın maddi hukukun ihlalinden kaynaklanan uyuşmazlıkların dava konusu yapılmasını yasaklayan kural, hak arama özgürlüğünü ortadan kaldırıcı niteliktedir. Taşınmazına kamulaştırmasız el atılan malikin sadece tazminat davası açabileceğini düzenleyen kural, malikin el atmanın önlenmesi ve ecri misil davası gibi mülkiyet hakkından kaynaklanan davaları açmasını yasaklamakta, böylece hak arama özgürlüğünü bu davalar yönünden ortadan kaldırmaktadır.

Açıklanan nedenlerle malikin sadece tazminat davası açabileceğini öngören kural, Anayasa'nın 36. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.

b- Birinci Cümlesinde Yer Alan ''üç ay içerisinde'' İbaresi

Dava dilekçesinde, malikin dava açma hakkını uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği ya da altı aylık sürenin uzlaşmaya davet olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içinde kullanmasını zorunlu tutan kuralın, hak arama özgürlüğünü ihlal ettiği ve Anayasa'nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Altıncı fıkrada, taşınmazına kamulaştırma olmaksızın el atılan maliklerin öncelikle uzlaşma amacıyla idareye başvurmaları, altı ay içinde uzlaşma sağlanamaması ya da idarenin uzlaşmaya davet etmemesi halinde üç ay içinde dava açmaları öngörülmüştür. Buna göre, idare ile malik arasında uzlaşma sağlanamazsa, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği ya da altı aylık sürenin uzlaşmaya davet olmaksızın sona ermişse bu tarihten itibaren üç ay içinde malik tarafından dava açılabilecektir.

Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü güvence altına

alınmıştır. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim

hakkıdır. Bu hak, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip

bir mahkeme önüne taşınması hakkını da kapsar. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak

arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla

birlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak

olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın

doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca

hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa

da, Anayasanın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların

sınırlandırılması da mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım

koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından

kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar

olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere

aykırı olamaz.

Anayasa'nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi, hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz. Dava konusu kural 9.10.1956 ile 4.11.1983 tarihleri arasında meydana gelen kamulaştırmasız el atmalar nedeniyle açılacak davalar için malikin başvurusu üzerine idare ile malik arasında uzlaşma sağlanamazsa, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği ya da altı aylık süre uzlaşmaya davet olmaksızın sona ermişse bu tarihten itibaren üç aylık hak düşürücü süre öngörmektedir.

Hak arama özgürlüğü demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez

unsurlarından biri olup tüm bireyler açısından mümkün olan en geniş şekilde güvence

altına alınmalıdır. Diğer taraftan hukuki işlem ve kuralların sürekli dava

tehdidi altında bulunması hukuk devletinin unsurları olan hukuki istikrar ve

hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle hak arama özgürlüğü ile

hukuki istikrar ve hukuki güvenlik gerekleri arasında makul bir denge

gözetilmelidir. Dava konusu kuralla getirilen süre sınırlamasının amacının

geçmişte meydana gelen hukuka aykırılıklarla ilgili uyuşmazlıkların tasfiye

edilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu yönüyle kural geçici bir nitelik

taşımaktadır. Getirilen süre sınırlamasının amacının kamulaştırmasız el atma

yoluyla kamu hizmetine tahsis edilmiş olan taşınmazlara ilişkin ihtilafların

belli bir süre içinde çözümlenerek mülkiyet durumunun açıklığa kavuşturulmasını

sağlamak olduğu açıktır. Kamu hizmetine tahsis edilen taşınmazların her an dava

tehdidi altında bulunması kamu hizmetlerinin aksamasına neden olacağından

açılacak davalar için bir süre sınırı getirilmesinde kamu yararı bulunmaktadır.

Öngörülen hak düşürücü süre malikin başvurusu üzerine başlayan uzlaşma

sürecinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine işlemeye başlamaktadır. Üç aylık

hak düşürücü süre bireyler açısından dava açmak için yeterli düşünme ve

hazırlanma imkânı tanımaktadır. Bu nedenle, dava konusu kuralla getirilen

sürenin hak arama hürriyetine ölçüsüz bir müdahale olduğu söylenemez. Ayrıca,

bu sürenin hak aramayı aşırı derecede zorlaştıran ya da ortadan kaldıran,

dolayısıyla hakkın özüne dokunan bir sınırlama olmadığı da açıktır.

Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Fulya KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır.

c- Kalan Bölümü

Dava dilekçesinde, maliklerin öncelikle uzlaşma yoluna gitmek zorunda bırakılmalarının hak arama özgürlüğünün özünü zedeleyici nitelikte olduğu, diğer taraftan ikinci cümlede yer alan düzenlemelerin mahkemeye emir niteliği taşıdığı ve mahkemeler tarafından verilen tescile veya terkine ilişkin hükümlerin kesin olması nedeniyle kanun yollarına başvuru yolunun kapatılmasının hak arama özgürlüğünü kısıtladığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 36. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İptali istenen kuralda, tazminat talep edilmesi halinde öncelikle

uzlaşma yoluna gidilmesi öngörülmüş ve altı ay içinde uzlaşmaya varılamazsa ya

da idare tarafından uzlaşmaya davet olunmazsa ancak bundan sonra dava

açılabileceği belirtilmiştir. Ayrıca dava açılması halinde, fiilen el konulan

taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının müracaat tarihindeki

değerinin mahkemece ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre tespit

edileceği ve taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine ve

malike tazminat ödenmesine hükmedileceği kuralına yer verilmiştir. Diğer

taraftan tazminat davaları sonucunda mahkemeler tarafından verilen tescile veya

terkine ilişkin hükümlerin kesin olduğu belirtilerek bu kararlar açısından

kanun yollarına başvuru yolu kapatılmış, hükmün yalnızca bedele ilişkin kısmı

aleyhine temyiz yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir.

Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hakların sınırlandırılmasında uyulacak ilkeler düzenlenmiş ve her temel hakkın ancak ilgili maddede gösterilen nedenlerle sınırlanabileceği belirtilmiştir.

Anayasa'nın 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ve herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiştir.

Anayasa'nın 138. maddesinde ise mahkemelerin bağımsızlığı düzenlenmiş ve hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı öngörülmüştür.

Dava konusu kural, kamulaştırmasız el atma nedeniyle yapılacak başvurularda hak arama özgürlüğünün çerçevesini çizmekte ve dava açmadan önce uyuşmazlık çözme yöntemlerinden biri olan uzlaşma yoluna gidilmesini zorunlu tutmaktadır. Yargının iş yükünün azaltılması, adalete erişimin kolaylaştırılması ve usul ekonomisi gibi çeşitli nedenlerle uyuşmazlıkların çözümünde alternatif yöntemlere başvuru zorunluluğu getirilmesi yasama organının takdir yetkisi içindedir. Alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvuru zorunluluğu, bu yollar sırf kişilerin hak aramalarını imkânsız hale getirmek amacıyla oluşturulmuş etkisiz ve sonuçsuz yöntemler olmadığı sürece hak arama özgürlüğüne aykırı kabul edilemez.

Diğer taraftan, her kanunun muhatapları ve uygulayıcılar açısından

uyulması zorunlu emirler niteliğinde olması hukuk kurallarının normatif

doğasından kaynaklanır. Bir hukuk devletinde her kamusal yetkinin hukuka uygun

kullanılması gerektiği gibi mahkemelerin de önlerine gelen uyuşmazlıklar hakkında

karar verirken ilgili kanunlara uyma yükümlülüğü vardır. Anayasa'nın 138.

maddesinde, hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğu ve Anayasaya, kanuna ve

hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri kuralına yer

verilmiştir. Bu nedenle kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat

davalarını karara bağlarken mahkemelerin uymaları gereken esasları belirleyen

kuralların yargı bağımsızlığını ihlal edici nitelikte olduğu söylenemez.

Ayrıca, adil yargılanma hakkı, her uyuşmazlığın zorunlu olarak iki

ya da üç dereceli yargılamaya tabi olmasını gerektirmez. Anayasa'da iki

dereceli yargılamayı zorunlu tutan bir kural olmadığı gibi Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin Türkiye'nin taraf olmadığı 7. Protokolü'nün 2.

maddesi ile Türkiye'nin taraf olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar

Sözleşmesi'nin 14. maddesinin beşinci fıkrasında yalnızca ceza davaları

açısından iki dereceli yargılama öngörülmüş, hukuk davaları açısından ise iki

dereceli yargılama zorunluluğu getirilmemiştir. Bu nedenle bazı hukuk

uyuşmazlıklarının usul ekonomisi vb. nedenlerle iki dereceli yargılamaya

kapatılması yasama organının takdir yetkisi içinde olup hak arama özgürlüğüne

aykırılık oluşturmaz.

Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13., 36. ve 138. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa'nın 2. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

3- Yedinci Fıkra

Dava dilekçesinde, uzlaşma yoluna başvuranlara ödenecek bedeller konusunda herhangi bir bütçe kısıtlaması öngörülmemişken dava açılması halinde hükmedilecek tazminatların ödenmesi için bütçeden belli bir pay ayrılması, bütçeden ayrılan payın yeterli olmaması halinde tazminatların ödenmesinin yıllara sari olacak şekilde taksitlendirilmesinin öngörülmesi, ayrıca mahkeme tarafından tazminata hükmedilmesi halinde tekrar uzlaşma teklif edilmesinin mahkeme kararlarının uygulanmasını geciktirme ve mahkeme kararını değiştirme anlamına geldiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 36. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İptali istenen yedinci fıkranın ilk üç cümlesinde, kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden yapılacak ödemeler için idarelerin yılı bütçelerinde, sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerden % 2 pay ayrılması, kesinleşen alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması halinde, ödemelerin gelecek yıllara aktarılarak, garameten ve taksitlerle gerçekleştirilmesi, taksitlendirmede bütçe imkânları ile alacak tutarlarının dikkate alınması öngörülmüştür. Son cümlede ise kesinleşen mahkeme kararları ile ilgili olarak idareye nakdi ödeme yerine yeniden uzlaşma teklif etme yetkisi tanınmıştır.

Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Anayasa'nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi, hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.

Anayasa'nın 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilerek hak arama özgürlüğü güvence altına alınmıştır.

Anayasa'nın 138. maddesinde ise mahkemelerin bağımsızlığı düzenlenmiş ve hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı kuralına yer verilmiştir.

Yukarıda da belirtildiği gibi dava konusu kuralları da içeren

Geçici 6. madde ile 9.10.1956 ile 4.11.1983 tarihleri arasındaki

kamulaştırmasız el koymalar nedeniyle yapılacak tazminat talepleri ve açılacak

davalara ilişkin olup geçmişe yönelik bazı mağduriyetlerin giderilmesinin

amaçlandığı anlaşılmaktadır. Hükmün gerekçesinde kamulaştırmasız el atılan

bütün taşınmazlarla ilgili tazminat talebinde bulunulması halinde idarelerin

bütçe kaynaklarıyla bu taleplerin karşılanması imkânsız olduğu gibi, kamu

hizmetlerinin yürütülmesinde de büyük zorluklarla karşılaşılacağı

belirtilmiştir. Geçmişe yönelik mağduriyetleri gidermek üzere, kamu

hizmetlerini aksatmayacak şekilde bütçeden belli bir pay ayrılarak ödemelerin

bu pay üzerinden yapılmasını ve ayrılan payın talepleri karşılamaması halinde

ödemelerin gelecek yıllara aktarılarak taksitle ve garameten yapılmasını

öngören kuralın kamu yararı ile kişi hakları arasında makul bir denge kurmayı

amaçladığı anlaşıldığından Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13., 36. ve 138. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Fulya KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır.

4- Sekizinci Fıkranın Son Cümlesi

Dava dilekçesinde, iç hukuka ya da milletlerarası hukuka göre evvelce açtıkları davalar sonunda hak kazanmış oldukları tazminat henüz ödenmemiş olanlara, idare tarafından nakdi ödeme yerine, Geçici 6. maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen diğer uzlaşma yollarını önerme imkânı tanıyan kuralın, idareye mahkeme kararlarını değiştirme ve yerine getirilmesini geciktirme yetkisi verdiği belirtilerek Anayasa'nın 138. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Geçici 6. maddenin sekizinci fıkrasının son cümlesinde, gerek iç hukuka ve gerekse milletlerarası hukuka göre evvelce açtıkları davalar sonunda hak kazanmış oldukları tazminat henüz ödenmemiş olanlara, idare tarafından nakdi ödeme yerine, Geçici 6. maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen diğer uzlaşma yollarının teklif edilebileceği ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem yapılabileceği öngörülmüştür.

Anayasa'nın 138. maddesinde mahkemelerin bağımsızlığı düzenlenmiş ve hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı, ayrıca yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organların ve idarenin mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği kuralına yer verilmiştir.

Yukarıda da belirtildiği gibi dava konusu düzenlemenin 9.10.1956

ile 4.11.1983 tarihleri arasındaki kamulaştırmasız el atmalar nedeniyle

yapılacak tazminat talepleri ve açılacak davalara ilişkin olup geçmişe yönelik

bazı mağduriyetlerin giderilmesini amaçladığı anlaşılmaktadır. Kamu

hizmetlerinin yerine getirilmesini aksatmamak amacıyla ulusal ya da

uluslararası mahkeme kararıyla tazminat almaya hak kazananlara nakdi ödeme

yerine idarelere uzlaşma teklifinde bulunma yetkisi tanıyan kural, mahkeme

kararlarının nasıl yerine getirileceğine ilişkin olup, mahkeme kararlarını

değiştirici ya da yerine getirilmesini geciktirici nitelikte olduğu söylenemez.

Kaldı ki, uzlaşma teklifinin kabul edilmemesi halinde mahkeme kararının icra

edilmesini engelleyen bir durum da yoktur.

Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 138. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Fulya KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır.

5- Onuncu Fıkra

Başvuru kararlarında, kuralın, kamulaştırmasız el atma yoluyla taşınmazına el konulan ve dava açarak tazminat kararı alan maliklerin tazminat alacaklarını elde etmesini zorlaştırdığı belirtilerek Anayasa'nın 2., 5., 10., 11., 12., 13., 35., 90. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İtiraz konusu kural, kamulaştırmasız el atma nedeniyle ödenecek tazminatın tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacaklarının haczedilemeyeceği hükmünü içermektedir.

Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı, birey özgürlüğü ile doğrudan ilgili olup, bireye emeğinin karşılığına sahip olma ve geleceğe yönelik planlar yapma olanağı tanıyan temel bir haktır. Maddede, mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Ayrıca, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı belirtilmiştir.

Anayasa'nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.

İtiraz konusu kural, 9.10.1956 ile 4.11.1983 tarihleri

arasındaki kamulaştırmasız el atmalar nedeniyle mahkemelerce hükmedilen tazminatların

tahsili amacıyla idarelerin mal, hak ve alacaklarının haczedilemeyeceği hükmünü

içermektedir. Kanun'da bu amaçla idarelerin bütçelerinden belli bir pay

ayrılması ve ödemelerin bu paylar üzerinden yapılması, ayrılan payın hükmedilen

tazminat miktarını karşılamaması halinde ödemelerin gelecek yıllara aktarılarak

taksitle ve garameten yapılması öngörülmüştür. Taksitlendirme halinde kanuni

faiz ödenmesi de kurala bağlanmıştır. Yukarıda belirtildiği gibi geçmişe

yönelik mağduriyetleri gidermek amacıyla getirilen istisnai nitelikteki bu

düzenlemenin amacı, idarelerin yerine getirmekle görevli oldukları kamu

hizmetlerinin yürütülebilmesi için gerekli olan kaynaklarının

korunmasıdır. Toplumsal yaşamın sürekli, düzenli ve sistemli bir şekilde

sürdürülebilmesi için zorunlu olan kamu hizmetlerinin kesintisiz bir biçimde

yürütülmesi, idarelerin belli ayni ve nakdi varlıklara sahip olmalarına

bağlıdır. İdarelerin kamu hizmetlerini yerine getirmek için ihtiyaç duyduğu

malların haczedilmesi halinde bu hizmetlerin aksayacağı ya da hiç yerine

getirilemeyeceği açıktır.

Her ne kadar itiraz konusu kural nedeniyle bazı bireyler tazminat alacaklarını daha geç tahsil edebileceklerse de Kanun bu gecikme için kanuni faiz ödenmesini kurala bağlayarak kamu yararı ile birey hakları arasında makul bir denge kurmaya çalışmıştır. Bu nedenle kamu hizmetlerinin aksatılmadan yerine getirilmesini güvence altına almak amacıyla birey haklarına getirilen sınırlamanın ölçüsüz olduğu söylenemez.

Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN bu görüşe katılmamışlardır.

Kuralın, Anayasa'nın 2., 5., 10., 11., 12., 90. ve 138. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

B- 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un Geçici 2. Maddesinin İncelenmesi

Başvuru kararlarında kuralın, Anayasa'da mülkiyet hakkı için öngörülen güvenceleri ortadan kaldırarak kamulaştırma için öngörülen bütün garantileri etkisiz hale getirdiği, kamu idarelerini kamu yararı için ihtiyaç duyulan taşınmazların kamulaştırılması yerine, kamulaştırmasız olarak el atmaya yönlendirdiği, bu nedenle idarenin hukuka aykırı hareket etmesinin yolunu açtığını belirterek Anayasa'nın 2., 5., 10., 11., 12., 13., 35., 36., 90. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İtiraz konusu kural, 2942 sayılı Kanun'un Geçici 6. maddesinin

4.11.1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el atma işlemlerine ilişkin olarak

6111 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş yıl süreyle

uygulanmasını öngörmektedir. 6111 sayılı Kanun, 25.2.2011 tarih ve 27846

(Mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Maddede

ayrıca 4.11.1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el koyma işlemleri

sebebiyle açılan tazminat davalarında verilen ve kesinleşen mahkeme kararlarına

istinaden yapılacak tazminat ödemelerinde kullanılmak üzere,

ihtiyaç olması halinde, idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için

tahsis edilen ödeneklerden ayrıca yüzde beş pay ayrılması öngörülmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri de devletin bütün işlemlerinde hukuka uygun hareket etme zorunluluğudur. Aynı şekilde hukuk devleti bireyler açısından öngörülebilir bir hukuk düzenini gerektirir.

Anayasa'nın 35. maddesinde birey özgürlüğü ile doğrudan ilgili olan mülkiyet hakkı güvence altına alınmıştır. Ancak mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olmayıp kamu yararı amacıyla sınırlandırılması mümkündür. Anayasa'nın 46. maddesinde de kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyulan özel mülkiyetteki taşınmazların hangi koşullarda ve ne şekilde kamulaştırılacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla idarenin ihtiyaç duyduğu özel mülkiyetteki taşınmazları edinme yolu kamulaştırma usulüdür.

2942 sayılı Kanun'un Geçici 6. maddesi, 9.10.1956 ile 4.11.1983

tarihleri arasında meydana gelen kamulaştırmasız el atmalara dayalı tazminat

taleplerine uygulanacak kuralları öngörmektedir. Bu kuralda getirilen

düzenlemeler, malikler açısından kamulaştırma için Anayasa'nın 46. maddesinde

ve 2942 sayılı Kanun'da öngörülen güvencelerden daha aleyhe kurallar

içermektedir. 2942 sayılı Kanun'a göre, kamulaştırma kararı verilebilmesi için

öncelikle taşınmazın değerinin idare tarafından tespit ettirilmesi, uyuşmazlık

halinde idarenin mahkemeye başvurarak bedel tespitini istemesi gerekmektedir.

Tespit edilen bedelin peşin olarak bankaya yatırılmasıyla kamulaştırma kararı

kesinleşmektedir. Bu nedenle bir kamu idaresi kamulaştırma bedelini ödeyecek

yeterli ödeneği olmadıkça kamulaştırma kararı alamayacaktır. Diğer taraftan,

malikin kamulaştırma işlemi aleyhine idari yargıda dava açma hakkı

bulunmaktadır. 2942 sayılı Kanun'da kamulaştırma bedellerinin

taksitlendirilmesi belli hallere münhasır kılınmış ve bu hallerde de

taksitlendirme süresinin beş yılı geçemeyeceği ve taksitlendirme halinde kamu

alacakları için uygulanan en yüksek faizin uygulanması kuralı yer almaktadır.

Geçici 6. maddede ise geçmişte idarelerce kamulaştırmasız el

atılan taşınmazlarla ilgili olarak uzlaşma ve dava yoluna başvurma külfeti

maliklere yüklenmiştir. Bu nedenle dava harçlarını ödeme yükümlülüğü de

maliklerin üzerindedir. Diğer taraftan, hükmedilen tazminatın ödenmesi için

bütçeden belli bir pay ayrılması ve hükmedilen tazminatlar toplamının bu

ödenekten fazla olması halinde ödemelerin taksitlendirilmesi öngörülmüştür.

Anayasa'nın 46. maddesindeki taksitlendirme koşullarının bulunup bulunmadığına

bakılmadığı gibi, sürenin beş yılı aşması ihtimali de vardır. Ayrıca,

taksitlendirme halinde 3095 sayılı Kanun'a göre ödenecek olan kanuni faiz oranı

kamulaştırmada uygulanacak olan kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz

oranından daha düşüktür. Öte yandan, mahkeme kararından sonra idarelere tekrar

uzlaşma teklif etme yetkisi tanındığı gibi tazminatın ödenmesini sağlamak üzere

idarelerin mal, hak ve alacaklarının haczedilmesi de yasaklanmıştır.

Geçmişe yönelik bazı mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla

çıkarılan ve istisnai nitelik taşıyan Geçici 6. maddedeki malik aleyhine

hükümlerin geleceğe yönelik olarak uygulanması halinde kamulaştırma için

Anayasa ve Kanun'da öngörülen bütün güvenceler etkisiz kalabilecektir. Kuralla,

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 15 yıl boyunca 2026 yılına kadar

idarelerin özel mülkiyete kamulaştırmasız el atma yoluyla müdahalesine yol

açılmaktadır. Böylece idareler kamulaştırma yapmak yerine, hukuka aykırı olarak

el atmak suretiyle taşınmazları elde edebileceklerdir. Böyle bir durumda

devletin hukuka bağlılığı ilkesi zedeleneceği gibi bireyler açısından hukuki

güvenlik ve öngörülebilirlik de ortadan kalkacaktır. Bir hukuk devletinde

kanunların hukuka aykırı uygulamaları teşvik etmesi kabul edilemez.

Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Kural, Anayasa'nın 2., 35. ve 46. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden Anayasa'nın 5., 10., 11., 12., 13., 36., 90. ve 138. maddeleri yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ

18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na eklenen Geçici Madde 6'nın;

A- Altıncı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ''sadece'' sözcüğünün yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,

B- 1- Altıncı fıkrasının ''sadece'' sözcüğü dışında kalan bölümüne,

2- Yedinci fıkrası ile sekizinci fıkrasının son cümlesine,

yönelik iptal istemleri, 1.11.2012 günlü, E.2010/83, K.2012/169 sayılı kararla reddedildiğinden, bu fıkraya, bölüme ve cümleye ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,

1.11.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

VII- İPTAL HÜKMÜNÜN YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU

Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında 'Kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.' denilmekte, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.

13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un Geçici 2. maddesinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu maddeye ilişkin iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.

Fulya KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VIII- SONUÇ

A- 18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle, 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na eklenen Geçici Madde 6'nın:

1- İkinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ''taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınmak'' ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

2- Altıncı fıkrasının;

a- Birinci cümlesinde yer alan ''sadece'' sözcüğünün Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

b- Birinci cümlesinde yer alan ''üç ay içerisinde'' sözcüklerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

c- Kalan bölümünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

3- Yedinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

4- Sekizinci fıkrasının son cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

5- Onuncu fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Celal Mümtaz AKINCI ile Erdal TERCAN'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

B- 13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

C- 6111 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesinin iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu maddeye ilişkin İPTAL

HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA

YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, Fulya KANTARCIOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

1.11.2012 gününde karar verildi.

Başkan

Haşim KILIÇ

Başkanvekili

Serruh KALELİ

Başkanvekili

Alparslan

ALTAN

Üye

Fulya

KANTARCIOĞLU

Üye

Mehmet ERTEN

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Zehra Ayla

PERKTAŞ

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Burhan ÜSTÜN

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Erdal TERCAN

KARŞIOY

18.6.2010 günlü Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 5999 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na eklenen 'geçici madde 6'nın son fıkrası ile gelen kural:

'Bu madde uyarınca ödenecek olan tazminatın tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez' demektedir.

İtiraz yoluna başvuran mahkemeler, kamulaştırmasız el atma yolu ile taşınmazına el konulan ve dava açarak tazminat kararı alan maliklerin tazminat alacaklarının tahsilini zorlaştıran kuralın anayasaya aykırı olduğunu ileri sürmektedirler.

Hukuk dünyamızda pek çok yasada devlet malları ile haczi caiz olmadığı gösterilen malların haczolunamayacağının hüküm altına alındığı görülmektedir.

Özel kanununda haczedilmezliğine ilişkin, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 15. maddesinin son fıkrasında yer alan 'belediyenin proje karşılığı borçlanma yolu ile elde ettiği gelirler, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan mallar ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resmi ve harç gelirleri haczedilemez' hükmü bir örnek olup bu kuralın 2007/37 E., 2010/114 K. sayılı dosyada denetimini yapan mahkememiz 6.7.2011 gün ve 27986 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 16.12.2010 tarihli 6/9 oy çokluğu ile verdiği Anayasa'ya aykırılık bulunmadığı yolundaki red kararında;

'İtiraz konusu kuralla belediyelerin bazı varlıkları haciz yasağı kapsamına alınarak belediyeden olan alacaklarını icra yolu ile tahsil etmek zorunda kalanlar bakımından mülkiyet hakkına bir sınırlama getirilmiş ise de, belediyelerin 5395 sayılı Kanunun 15. maddesinin son fıkrasının dışında gelir ve varlıkları üzerine haciz işleminin yapılabilmesi imkanının bulunması, kişilerin bu hakkını tamamen ortadan kaldırmadığı ve hukuk devletinin koruması altındaki haklarını elde edebilme imkanlarının bulunduğunu göstermektedir.' Gerekçesini kullandığı görülmektedir.

Karşıoy haklarını kullanan üyeler yönünden bakıldığında ise

özetle, mülkiyet hakkı kapsamında olduğu tartışmasız alacak hakkının

kullanılmasının engellenmesi, sadece kamu hizmetine tahsis edilmemiş mallara

karşı yönlendirilmesi, belediyenin başkaca mali kaynağı yok ise yargı kararı

ile ulaşılmış alacak hakkına erişmenin tümüyle engellenmesi kamu yararı

gerekçesi ile hakkın kullanımının kullanılmaz hale getirilemeyeceği, A.İ.H.M.

tütüncü ve diğerleri/Türkiye davasında, banka hesabı ve taşınmaza konan haczi

kaldıran kararın 1 nolu protokolun mülkiyetin korunmasına ilişkin 1. maddesini

ihlal ettiğine ilişkin karar verdiği; Bu engellemenin kamu hizmetine özgülenmiş

mal ya da gelir bulunmadıkça kişilerin alacak haklarına kavuşma olanağı tümüyle

kaldırdığını, asıl ve önemli olanın alacağa kavuşmak olduğu, aksi engelleyen

kuralın hak arama hürriyetinin özünü zedelemek, içini boşaltmak ve kullanılmaz

hale getirmek sonucunu doğurduğunu, çağdaş demokratik rejimlerde, kişinin

devletine duyduğu güven ile maddi manevi varlığını geliştirebileceği ve temel

hak ve özgürlüklerden ancak hukuk güvenliğinin sağlandığı hukuk devleti

düzeninde gerçekleşebileceği, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde

zorlaştırılmasının dahi kabul edilmesinin hukuk devleti ile bağdaşmadığını ve

bu nedenlerle karar katılmadıkları bu yakın tarihli içtihattan anlaşılmaktadır.

Çoğunluğun, alacağın tahsilinde her türlü yolun kapalı olmaması

başkaca belediye varlıkları üzerinde haciz işleminin hakka erişimi sağladığı

yönünde ki red gerekçesi, karşı oylarda haczi kabil malı bulunmayan belediyeler

yönünden hakka erişiminin önüne geçtiği hatta zorlaştırılmasının bile anayasal

aykırılık inancını taşımaktadır. 5302 sayılı İl Özel İdareler Kanunu'nun 7.

maddesinin son fıkrası, mülga 1580 sayılı Belediye Kanunu'nun 19. maddesi 7.

bendinde 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 15. maddesi son fıkrası, İ.İ.K. 82.

maddesinin 1. bendinde genelde, malların haczedilemeyeceğine ilişkin kuralların

denetiminde belediyelerin yüklendiği görevin toplumsal yaşamın zorunlu

gereksinimleri olup ayni ve nakdi varlığı gerektirdiği, sürekli ve düzenli

yerine getirilebilme olanağının açık olması, haciz ile hizmetin görülmesine

ayrılmış kaynakların ve araçların ortadan kaldırılması ve hizmet ifasının

imkansız hale geleceği vurgulandığı görülmekte ise de, 4046 sayılı Kanun'un

geçici 18. maddesinde yer alan özelleştirme kapsamındaki kuruluşların her türlü

mal, hak ve alacaklarının haczedilemeyeceğine, konulmuş hacizlerin kalkıp,

takiplerin düşeceğine ilişkin kuralın denetiminde, mahkeme, hak arama

özgürlüğünün sadece haklılığın saptanması değil bunun kişi yönünden sonuç

doğurması ile sağlanabileceğini alacağın ödenmemesi halinde borcu karşılayacak

malın haczedilip satılarak borcun ödenmesinin hak arama özgürlüğünün yaşama

geçirilişinin somut bir örneği olduğu, bu özgürlüğün içinde hakka kavuşmasında,

bu özgürlük Anayasa'nın 13. maddesi ile kamu yararı nedeniyle sınırlanabilirse

de hak arama özgürlüğünü etkisiz hak getiren düzenlemenin demokratik toplum

düzeni gereği ile bağdaşmayacağı, ödeme konusunda başka bir güvenceye

kavuşturmamanın hukuk güvenliğini zedelediğini belirttiği görülmektedir.

Netice olarak Anayasa Mahkemesi kararlarında; Kamu ve idarelerine ait bazı malların haczedilmesinin yasaklanması anayasaya aykırı bulunmazken, bireyin alacak hakkını tahsil etmesini imkansız kılacak yasaklamayı da aykırı bulmuştur.2007/37 E., 2010/114 K. sayılı 16.12.2010 tarihli benzeri ancak haczedilmezlik yasağı getiren kuralda Anayasal aykırılık bulmazken, Mahkemenin red kararının dayandığı en önemli yönün, bireyin belediye ait yasak dışında kalan haczedilebilir başkaca varlık bulma imkanına halen sahip olması hakkını elde etmede en büyük hukuki güvence görmesi olduğu ÇOK AÇIKTIR.

Ancak, dava konusu kural, bir mahkeme kararı ile elde edilmiş alacak hakkının tahsilinin cebir icra ile mümkün olamayacağını, belediyeye ait HİÇ BİR MAL, HAK VE ALACAĞIN haczedilemeyeceği mutlak yasağını getirmektedir.

Yukarıdaki tüm anlatımlar, hak ve özgürlüğün sınırına ilişkin anayasal ilkeleri ve içtihatların üzerine söz eklemeye gerek bıraktırmayacak kadar açık ve nettir.

Hukuka aykırı olarak bireylerin mülkiyet hakkına müdahale eden ve

yıllarca hukuka aykırı olarak kullanmaya devam eden idarelerin kesinleşen

mahkeme kararlarıyla hükmedilen tazminatları keyfi olarak ödememekte ısrar

etmeleri halinde hiçbir şekilde mal, hak ve alacaklarının haczedilemeyecek ve

mahkeme kararlarının infazının mümkün olamayacağı ortamı yaratan hukuka

aykırılığı teşvik eder nitelikli, bireyi idare karşısında aciz, güçsüz,

güvenliksiz bırakan adeta hak arama hürriyeti yolunu sonuç alınamayacağı

düşüncesiyle nafile uğraş ve mülkiyeti olduğu tartışmasız olan alacağına

erişmeyi engelleyen kural Anayasa'nın 2., 35. ve 138. maddelerine aykırı olduğu

gerekçesi ile çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.

Üye

Muammer TOPAL

Üye

Zühtü ARSLAN

KARŞIOY YAZISI

18.6.2010 günlü 5999 sayılı Yasa'nın 1. maddesi ile Kamulaştırma Kanunu'na eklenen Geçici 6. maddenin kimi ibare, tümce ve fıkralarının dava ve itiraz yolu ile iptali istenmiştir.

1- Maddenin İkinci Fıkrasındaki 'taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınmak' İbaresinin İncelenmesi :

Geçici 6. maddenin ilk fıkrası ile 9.10.1956 ve 4.11.1983

tarihleri arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya el konulan taşınmazlarla

ilgili olarak kamulaştırmasız el atmanın önlenmesi davası açılamayacağı, yalnız

tazminat talebinde bulunulabileceği, öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesinin esas

olduğu hükme bağlanmıştır. İkinci fıkrada ise tazminat başvurusu üzerine,

fiilen el konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının

malikin müracaat ettiği tarihteki tahmini değerinin, bu Kanun'un 8. maddesinin

ikinci fıkrasına göre teşkil edilen kıymet takdir komisyonu marifetiyle

'taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınmak' ve Kanun'un 11. ve

12. maddelerine göre hesaplanmak suretiyle tespit edileceği belirtilmiştir.

İtiraz yoluna başvuran Mahkeme bu fıkradaki 'taşınmazın el koyma tarihindeki

nitelikleri esas alınmak' ibaresinin Anayasa'ya aykırılığı savıyla iptalini istemiştir.

Anayasa'nın 35. maddesinin ilk fıkrasında, 'Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir'; ikinci fıkrasında da 'Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir' denilerek mülkiyet hakkı temel bir hak olarak güvenceye alınmış, bu hakka sadece kamu yararı amacıyla ve yasayla müdahalede bulunulabilmesine izin verilmiştir. Mülkiyet hakkına yapılacak müdahale, sınırsız olmayıp, Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hakkın özü, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkesiyle sınırlıdır.

Öte yandan, Anayasa'nın 46. maddesi ile 35. maddeye bir istisna

getirilerek kamu yararının gerektirdiği hallerde devlet ve kamu tüzel

kişilerine karşılıklarını peşin ödemek koşuluyla özel mülkiyette bulunan

taşınmaz malları kamulaştırma yetkisi tanınmıştır. 46. maddenin gerekçesinde,

'özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların kamulaştırılması karşılığında

hakkaniyete uygun ve âdil bir bedelin ödenmesi, hukuk teorisinde mülkiyet

kavramının genişlemesi olarak adlandırılan bir mal varlığı değerinin bir başka

mal varlığı değeri ile yer değiştirmesi anlamında kabul edildiğinden mülkiyet

hakkının Anayasa ile teminat altına alınmış olması kamulaştırma kavramına engel

olmamaktadır. Kamulaştırma özel mülkiyete Devletin bir müdahalesidir. Bu

müdahalenin bedelinin kesintisiz, nakden ve peşin olarak ödenmesi Anayasal bir

mecburiyet olarak kabul edilerek haklı görülebileceği kuralı getirilmiştir.

Kamulaştırma bedeli hakkaniyete uygun ve adil olmak zorundadır.' denilerek

kamulaştırma istisnai ve hukuki bir yol olarak öngörülmüştür.

Anayasa'nın 46. maddesindeki usul ve esaslara uyulmaksızın idare

tarafından özel mülkiyetteki taşınmaz mallara el konulmasının hukuka aykırı bir

eylem olduğu tartışmasızdır. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi de kamulaştırmasız

el atmanın hukuka aykırı olduğunu, hukuk devletinde kamu otoritelerinin kanuni

kamulaştırma usulünü terk ederek özel mülkiyete fiilen el koymasının hiçbir

şekilde meşru görülemeyeceğini belirtmektedir. (Sarıca and Dilaver V- Turkey,

Application No. 11765/05, 27 Mayıs 2010; Papamichahopoulos V. Greece,

Application No. 14556/89, 24 Jun 1993. Series A, No 260-B) Bu eylemin hukuka

uygun hale getirilebilmesi için Anayasa'nın 35. ve 13. maddeleri uyarınca, kamu

yararının gerekleri ile kişinin temel haklarının korunması arasında adil bir

denge kurulması, idarenin keyfi davranışlarının önlenmesi gerekir.

İtiraz konusu kuralla fiilen el konulan taşınmazın değerinin saptanmasında, el koyma tarihindeki niteliklerinin esas alınmasının öngörülmesi, Anayasa'nın 46. maddesi ile hukuka uygun kamulaştırmalar için kamu yararının gerekleri ile kişinin temel hakları arasında adil bir denge kurulabilmesi amacıyla benimsenen gerçek karşılığın ödenmesi ilkesinin göz ardı edilmesine yol açmaktadır. Böylece, Anayasa'nın 35. maddesi ile 13. maddesi bağlamında, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayan, kişinin temel hakları karşısında kamu yararı gereklerine üstünlük tanıyan ölçüsüz bir sınırlama söz konusu olmaktadır.

Kamu otoritesinin zamanında hukuki bir yol olan kamulaştırma yapması halinde malikin, eşdeğer bir taşınmaz alması olanaklı iken yıllar sonra taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınarak değer tespiti yapılması durumunda, bu imkândan yoksun bırakılarak zarara uğratılması, yalnız mülkiyet hakkını ihlâl etmekle kalmamakta hakkaniyete uygun adil bir hukuk düzeninin kurulması ve korunmasını içeren hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle itiraz konusu ibare, Anayasa'nın 2., 13. ve 35. maddelerine aykırıdır.

2- Madde'nin Altıncı Fıkrasındaki 'üç ay' İbaresinin İncelenmesi :

Madde'nin altıncı fıkrasının ilk tümcesinde, 'İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin (6 ay) uzlaşmaya davet olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik tarafından sadece tazminat davası açılabilir' denilerek dava açılması için üç aylık hak düşürücü süre öngörülmüştür.

Anayasa Mahkemesi Kamulaştırma Kanunu'nun 38. maddesinde yer alan 20 yıllık hak düşürücü sürenin iptaline ilişkin 10.4.2003 günlü, E: 2002/112, K: 2003/33 sayılı kararında hukuka aykırı bir şekilde idare tarafından el konulan bir taşınmazın belli bir süre geçmesiyle malikin dava açma hakkının ortadan kaldırılarak hiçbir bedel ödenmeksizin idareye geçmesi sonucunu doğuran hak düşürücü sürenin, mülkiyet hakkının özünü zedelediğini belirterek, kuralın Anayasa'nın 2., 13., 35. ve 46. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varmıştır.

Dava konusu kuralla hukuka aykırı olarak mülkiyet hakkına el konulan kişiye hakkını elde edebilmesi için dava açma yükümlülüğü getirilip bunun üç ay gibi kısa bir süre ile sınırlandırılması, davanın açılmaması durumunda da hakkın tümüyle ortadan kaldırılması, hak arama özgürlüğünü ölçüsüz biçimde sınırlandırdığı gibi, öncelikli hedefi insan haklarına dayanan adil bir hukuk düzeni kurmak olan hukuk devletinde de kabul edilemeyecek bir uygulamadır.

Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırıdır.

3- Madde'nin Yedinci Fıkrasının İncelenmesi:

Madde'nin yedinci fıkrasında, 'Kesinleşen mahkeme kararlarına

istinaden bu madde uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması

halinde, idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen

ödeneklerden yüzde iki pay ayrılır. Kesinleşen alacakların toplam tutarının

ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması halinde, ödemeler, sonraki yıllara sari

olacak şekilde, garameten ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede,

bütçe imkanları ile alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince,

3095 sayılı Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme

kararı gereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma

yolları da teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre

işlem yapılabilir.' denilmektedir.

Fıkra'nın ilk üç tümcesiyle geçici 6. madde uyarınca uzlaşmayı seçenlerle dava yoluna başvuranlar arasında ayırım yapılarak, uzlaşmayı seçenlere ödenekten pay ayrılmasına gerek olmadan ödeme yapılmasına karşın dava açanlara, yüzde iki payla sınırlı ödenek ayrılması, ayrıca bu ödeneğin yetmemesi durumunda ödemenin bütçe olanaklarına göre yıllara dağıtılarak taksitlendirilmesinin öngörülmesi, dava açanların, uzlaşma yolunu seçenlere göre paralarını alma konusunda mağdur edilmelerine neden olacak bir düzenlemedir.

Anayasa'nın 46. maddesi ile hukuka uygun olarak yapılan kamulaştırmalarda, ilke olarak gerçek karşılıkların peşin ödenmesi, istisnaen taksitle ödenmesi, bu durumda da taksitlendirme süresinin beş yılı geçmemesi öngörülmüşken dava konusu kural uyarınca kesinleşen mahkeme kararlarına göre yapılacak tazminat ödemesinin taksitlere ve üst sınır getirilmeksizin yıllara dağıtılması bunun da bütçe imkanlarının elverdiği ölçüde yapılabilmesi, Anayasa'nın 46. maddesi ile çelişki yaratırken, mahkeme kararlarının yerine getirilmesinin geciktirilemeyeceğine ilişkin 138. maddesiyle de bağdaşmamaktadır.

Öte yandan, Anayasa'nın 46. maddesi uyarınca, taksitlendirmede ödenmemiş bedeller için kamu alacaklarının ödenmesinde öngörülen en yüksek faiz uygulanmakta iken dava konusu kural ile taksitli ödeme süresince kamu alacaklarına uygulanacak faizden daha düşük olan kanuni faizin uygulanması öngörülmektedir. Böylece, hukuka aykırı olarak mülkiyet hakkına kamulaştırmasız el konulması halinde idare, hukuka uygun kamulaştırmaya göre daha avantajlı duruma getirilirken kişilerin büyük hak kayıplarına uğratılmaları Anayasa'nın 2., 35. ve 46. maddelerine aykırılık oluşturmaktadır.

Fıkra'nın son cümlesi ile dava açmadan önce yasal bir gereklilik olarak uzlaşma yoluna başvuran ve uzlaşılamadığı için dava açmak zorunda bırakılan malikin, mahkeme kararı gereğince nakdi ödeme yerine yeniden uzlaşmaya zorlanması, mahkeme kararlarının geciktirilmeden uygulanması ilkesini içeren Anayasa'nın, 138. maddesine aykırı olduğu gibi, 2. maddesinde düzenlenen eşitlik, adalet ve hakkaniyet temelinde hukukun üstünlüğüne dayanan hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.

4- Madde'nin Sekizinci Fıkrasının Son Cümlesinin İncelenmesi :

Geçici 6. maddenin sekizinci fıkrasının son tümcesinde, gerek iç hukuka ve gerekse milletlerarası hukuka göre evvelce açtıkları davalar sonunda hak kazanmış oldukları tazminat henüz ödenmemiş olanlara, idare tarafından nakdi ödeme yerine, geçici 6. maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen diğer uzlaşma yollarının teklif edilebileceği ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem yapılabileceği belirtilmiştir.

Madde'nin yedinci fıkrasının son tümcesine ilişkin değerlendirmeler doğrultusunda, bu hüküm de Anayasa'ya aykırıdır.

5- Madde'nin Son Fıkrasının İncelenmesi :

Geçici 6. maddenin son fıkrasında, 'Bu madde uyarınca ödenecek tazminatın tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez' denilmektedir.

İdarelerin, yasalarla haczedilemeyeceği belirtilenler dışında kalan mal, hak ve alacakları haczedilebildiği halde, itiraz konusu kural uyarınca sadece kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat alacaklarında belediyelerin hiçbir mal, hak veya alacağı haczedilemeyeceğinden, belediyelerden alacaklı olan kişilerin haklarına ulaşmaları olanaksız hale gelecektir.

16.12.2010 günlü E:2007/37, K:2010/14 sayılı karara ilişkin karşıoy gerekçesinde de belirtildiği gibi kişilerin kesinleşmiş yargı kararlarıyla hüküm altına alınan ve mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacak haklarına haciz yoluyla ulaşmalarının tümüyle engellenmesi, Anayasa'nın 35. maddesine aykırılık oluşturmaktadır. Hak arama özgürlüğünün varlığının kabulü için, yalnız hakkın aranmasının güvence altına alınması yeterli olmayıp ona ulaşılmasının da sağlanması gerektiğinden, yargı kararıyla kesinleşen bir alacağın haciz yasağı nedeniyle tahsilinin engellenmesi, Anayasa'nın hak arama özgürlüğüne ilişkin 36. maddesine de aykırıdır.

İnsanı bir değer olarak kabul eden çağdaş demokrasilerde, kamu

yararı gerekçesiyle de olsa kişi haklarını tümüyle kullanılamaz hale

getirebilecek düzenlemelere izin verilmemekte, bu konuda adil bir denge

kurulmasına özen gösterilmektedir. Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi;

'Tütüncü ve Diğerleri/Türkiye Davası'nda Belediye Meclisi Kararı ile işten çıkarılan

işçilere, ödenmeyen maaş, sosyal haklar ve kıdem tazminatlarının ödenmesine

hükmeden Diyarbakır İş Mahkemesi kararının gereği yerine getirilmeyerek

kendilerine ödeme yapılmaması sonucu haciz istemleri kabul edilerek

Belediye'nin banka hesapları ve bazı taşınmazları hakkında verilen haciz

kararlarının, 1580 Sayılı Yasa'nın kamu mallarının haczedilemeyeceğine ilişkin

19. maddesi uyarınca iptal edilmesi üzerine yapılan başvuruyu inceleyen Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi, 1 No'lu Ek Protokol'ün Mülkiyetin korunmasına ilişkin

1. maddesinin ihlâl edildiğine karar vermiştir.

Anayasa'nın 2. maddesinde ifade edilen demokratik hukuk devletinde, hakka ulaşılmasının olanaksız hale getirilmesi, kabul göremez. Buna göre, kişilerin belediyelerden, kamulaştırmasız el koymadan kaynaklanan alacaklarını tahsil etmelerini tümüyle engelleyen kural, Anayasa'nın 2., 35. ve 36. maddelerine ve mahkeme kararlarının geciktirilmeden uygulanmasını öngören 138. maddesine aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle yukarıda 1, 2, 3, 4 ve 5 numaralı başlıklar altında incelenen ve hukuka aykırı olarak mülkiyet hakkına el konulmasına meşruiyet kazandırdığı sonucuna varılan kuralların, Anayasa'ya aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Yasa'nın Geçici 2. maddesiyle ilgili karar gerekçesine ise, Madde'nin yalnız ileriye yönelik bir düzenleme öngörmesi nedeniyle değil kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönem için de ilgili bölümlerde belirtilen Anayasa'ya aykırılıkları içermesi nedeniyle tümüyle Anayasa'ya aykırı olduğu kanısıyla farklı gerekçe ile katılıyorum. Bu durumda, Kural'ın iptali sonucunda yasa koyucu tarafından yeni bir düzenleme yapılmasına gerek bulunmadığı ve süre verilmesinin Anayasa'ya aykırı bir uygulamanın devamına yol açacağı düşüncesiyle süre verilmesine ilişkin çoğunluk görüşüne de katılmıyorum.

Başkanvekili

Serruh KALELİ

FARKLI VE KARŞIOY GEREKÇESİ

FARKLI GEREKÇE

4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na 18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle eklenen Geçici 6. maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan itiraz konusu''taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınmak '' biçimindeki ibarenin incelenmesi:

Kuralda yer alan itiraz konusu ibare, 9.10.1956 ile 4.11.1983 tarihleri arasında kamulaştırmasız olarak yapılan el atmalar nedeniyle açılacak tazminat davalarında tazminatın neler gözetilerek belirlenmesi gerektiğini düzenlemektedir.

Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında 'Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.' denilmektedir.

Görüldüğü üzere, Anayasa, kamulaştırmanın yapılabilmesi için

diğerlerinin yanında taşınmazın gerçek karşılığının (değerinin)

ödenmesini de koşul olarak aramaktadır. Buna göre, itiraz konusu

ibarenin; taşınmazın el koyma (kamulaştırmasız el atma) tarihindeki nitelikleri

esas alınırken, tazminat davasının açıldığı tarihte bu niteliklerde siyasal,

kültürel ve ekonomik gelişmeler nedeniyle süreç içinde doğal olarak oluşan ve

öngörülebilen değer artışlarının gerçek değer hesabında dikkate alınarak,

tazminatın buna göre belirleneceğini öngördüğünün kabul edilmesi gerekir.

Ancak, bu suretle Anayasa'da aranan gerçek değerin belirlenebileceğinde kuşku bulunmamaktadır.

Bunun örnekle açıklanması gerekirse, kamulaştırmasız el atma tarihinde tarla

olan bir taşınmazın süreç içinde doğal olarak arsa olabileceğinin öngörülebilir

olduğu kabul edildiğinde, dava tarihindeki gerçek değerin buna göre saptanması

gerekir. Çünkü vaktiyle tarla olsa bile süreç içinde arsa vasfını kazanacağı o

taşınmazın niteliğini oluşturmaktadır.

Anayasa'nın 2. maddesinde öngörülen hukuk devletinin adil olma ve hakkaniyet ilkeleri ile 46. maddesindeki gerçek değer ölçüsü de bunu gerekli kılar.

Açıklanan nedenle itirazın reddine ilişkin çoğunluk kararına bu gerekçeyle katılıyorum

KARŞIOY GEREKÇESİ

2942 sayılı Kanun'un Geçici 6. maddenin son fıkrasında 'Bu madde uyarınca ödenecek olan tazminatın tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez.' denilmektedir.

Kural, Geçici 6. madde uyarınca ödenecek tazminatların tahsilinde haczi yasaklamaktadır.

Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında 'Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.' denilerek, hak arama hürriyeti güvence altına alınmıştır.

İcra takibinin belli bir aşamasını oluşturan haczin, cebri icranın gerçekleştirilmesini sağlayan vazgeçilmesi olanaksız bir kural olduğunda duraksama bulunmadığı gibi anayasal güvence altına alınan hak arama hürriyetinin gerçekleştirilmesini sağlayan niteliği de gözden uzak tutulmamalıdır.

İtiraz konusu kural uyarınca, kamulaştırmasız el atma nedeniyle yargı sürecinden geçerek ödenmesine karar verilen ve kesinleşen tazminat alacaklarının tahsili amacıyla idarelerin hiçbir mal, hak ya da alacağı haczedilemeyecektir.

Hak arama hürriyetinin, sadece haklılığın tespit edilmesinden ibaret olmayan, hakkı elde etmeyi de kapsayan anayasal bir hak olduğunda ve hukuki güvenliğin de bu suretle sağlanacağında kuşku bulunmamaktadır. İtiraz konusu kural ise tazminatların tahsilinde idarelerin hiçbir mal, hak ya da alacağının haczedilemeyeceğini öngörerek, hak arama hürriyetini sınırlamanın da ötesinde etkisiz hale getirmekte ve ödemenin şekli ve zamanı ile ilgili başkaca bir güvenceye de yer vermemektedir. Kişileri hukuki güvenlikten yoksun bırakan ve hak arama hürriyetini adeta ortadan kaldıran düzenleme bu haliyle Anayasa'ya aykırılık oluşturmaktadır.

Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olup iptali gerektiğinden, çoğunluğun redde ilişkin kararına katılmadım.

Üye

Fulya

KANTARCIOĞLU

KARŞIOY YAZISI

18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na eklenen Geçici Madde 6'nın onuncu fıkrasında, kamulaştırmasız el atma nedeniyle ödenecek tazminatın tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacaklarının haczedilemeyeceği öngörülmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde hukuk devleti, 5. maddesinde Devletin temel amaç ve görevleri, 35. maddesinde mülkiyet hakkı düzenlenmiştir. Anayasa'nın bu kuralları birlikte değerlendirildiğinde devletin vatandaşa ödemekle yükümlü olduğu borcunu sırf devlet olmanın getirdiği olanaktan yararlanarak fiilen tahsil edilemez hale getirilmesi sonucunu doğuracak yasal düzenlemelerin Anayasa'ya aykırı olacağı sonucu ortaya çıkmaktadır.

Vatandaşın hakkını gasp etmenin, buna engeller çıkarmanın veya geciktirmenin, soyut bir kamu hizmeti gerekçesiyle bireyin somut haklarının çiğnenmesinin çağdaş ve demokratik bir devlette yeri olamayacağı açıktır. Mahkeme kararları ile vatandaş lehine hükmedilen alacakların ödenmesinde gecikilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin de ihlalini oluşturduğu, nitekim Türkiye'ye karşı çok yüksek sayılara varan bu ihlallerin yol açtığı mahkumiyetlerin azaltılması için 9.1.2013 günlü ve 6384 sayılı Kanun'un kabul edildiği anlaşılmaktadır.

Bu nedenlerle Anayasa'nın 2., 5. ve 35. maddelerine aykırı olan kuralın iptali gerektiği düşüncesindeyim.

Üye

Mehmet ERTEN

KARŞIOY GEREKÇESİ

18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesi ile 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na eklenen geçici 6. maddenin onuncu fıkrasında; 'Bu madde uyarınca ödenecek olan tazminatın tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez' denilmektedir.

Madde hükmü ile kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazına el konulan ve dava açarak tazminat kararı alan maliklerin tazminat alacaklarını elde etmesi zorlaştırılmaktadır.

Esasen 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 15. maddesinin son fıkrasında da; 'belediyelerin proje karşılığı elde ettiği gelirleri, belediyeye yapılan şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirlerinin haczedilemeyeceği' öngörülmek suretiyle belediyeden alacaklı olanların, alacaklarının tahsilinde bir kısım sınırlar konulmuştur. Ancak itiraz konusu kuralla, kamulaştırmasız el atmalardan kaynaklanan ve mahkeme kararı sonucu doğan tazminat alacaklarının belediyelerin hiçbir mal ya da alacağından haciz yoluyla tahsili mümkün olmayacaktır.

Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olarak nitelendirilmiştir. Hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği, kişilerin hukuk düzeninin koruması altındaki haklarını elde etmeleri için gereken her türlü önlemlerin alınmasını zorunlu kılar.

Anayasa'nın 35. maddesinde 'mülkiyet hakkı', 138. maddesinin dördüncü fıkrasında ise 'mahkeme kararlarına uyma zorunluluğu ve yerine getirilmesinin geciktirilemeyeceği' düzenlenmiştir.

Bu durumda itiraz konusu kural kamu otoriteleri tarafından hukuka aykırı şekilde kamulaştırmasız el atma nedeniyle mülkiyet hakkından mahrum bırakılan kişilerin açtıkları dava sonucunda mahkeme kararı ile ödenmesine hükmedilen tazminatların tahsilini engellediğinden, bir hakkın elde edilmesi ve mahkeme kararının uygulanması imkanı kalmamakta ve böylece hukuka aykırılığı teşvik etmektedir.

Açıklanan nedenlerle 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na, 18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kanun'la eklenen geçici 6. maddenin onuncu fıkrası hükmü Anayasa'nın 2., 35. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesi ile verilen karara karşıyım.

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

KARŞIOY GEREKÇESİ

İtiraz yoluna başvuran mahkemeler, 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na 18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle eklenen Geçici 6. maddenin son fıkrasının, kamulaştırmasız el atma yoluyla taşınmazına el konulan ve dava açarak tazminat kararı alan maliklerin tazminat alacaklarını elde etmesini zorlaştırdığı gerekçesiyle Anayasa'nın 2., 5., 10., 11., 12., 13., 35., 90. ve 138. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürerek iptalini istemişlerdir.

İptali istenen Geçici 6. maddenin son fıkrası şu şekildedir: 'Bu madde uyarınca ödenecek olan tazminatın tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez.'

Mahkememizin çoğunluğu tarafından söz konusu hüküm, geçmişe yönelik mağduriyetleri gidermek amacıyla getirilen istisnai nitelikte bir kural olduğu, idarelerin yerine getirmekle görevli oldukları kamu hizmetlerinin yürütülebilmesi için gerekli olan kaynakların korunmasını amaçladığı, bazı hak sahipleri tazminat alacaklarını daha geç tahsil etmek zorunda kalsalar da, bu gecikme için kanuni faiz ödenmesinin kurala bağlanarak makul bir dengenin kurulmaya çalışıldığı gerekçeleriyle, Anayasaya aykırı bulunmamıştır.

İptali istenen hükme göre hak sahipleri, kamulaştırmasız el atma nedeniyle mahkemelerce hüküm altına alınan tazminat alacaklarının tahsil aşamasında, borçlu idarenin kamu hizmetine tahsis edilmeyenlerde dahil, hiçbir malvarlığını haczettiremeyecek, kanunda öngörüldüğü şekilde, idarenin alacaklarını ödemesini beklemek zorunda kalacaklardır.

Bilindiği gibi, haciz İcra ve İflas Kanunu m.78 vd gereğince,

takibin kesinleşmesinden sonra, alacaklının, borçlunun borcuna yetecek kadar

malvarlığına, sattırıp bedelinden alacağını almak üzere hukuken elkonulmasını

sağlayan bir cebri icra işlemidir. Bu açıdan haciz, mülkiyet hakkı ile ilişkili

olduğu gibi, hak arama hürriyeti ile de ilgilidir. Ancak Kanun koyucu, farklı

amaçlarla pek çok kanunda borçlunun bazı malvarlığının haczedilemeyeceğini

kabul etmiştir. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 82. maddesinde de devlet

malları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen malların

haczolunamayacağı hüküm altına alınmıştır. Buradaki devlet malı kavramından,

devlet tüzel kişiliği içindeki genel ve katma bütçeli idarelerin elinde bulunan

ve yönetimleri eski 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu'na tabi olan mallar

anlaşılmaktadır.

Yine 5993 sayılı Belediye Kanunu'nun 15. maddesinin son fıkrasında da 'Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez.' hükmü yer almaktadır. Benzer şekilde diğer kanunlarda pek çok hüküm bulunmaktadır.

Kamu hizmetlerinin aksamaması için Kanun koyucu bu amaca tahsis

edilen borçlu idarelere ait malvarlığının haczinin caiz olmadığını kabul

etmiştir. Ancak bu nitelikte olmayan diğer malların haczini cevaz vermiştir ki,

alacaklı da onunla tatmin olsun. Nitekim Anayasa Mahkemesi 20.9.2000 tarihli ve

E.1999/46, K.2000/25 sayılı kararında mülga 1580 sayılı Belediye Kanunu'nun 19.

maddesinin 7. bendinde yer alan '' belediye vergi ve resimleri ile

hidematı âmmeye muhtas ve akar olamıyan emval ve eşyası üzerine haciz

konulmamak' kuralını incelemiş ve iptal talebini, '' İtiraz

konusu kuralla, belediyelere ait hidematı âmmeye muhtas ve akar olmayan emval

ve eşya üzerine haciz konulamayacağı belirtilerek mülkiyet hakkına sınırlama

getirilmiş ise de, akarı olan emval için haciz işlemi yapılabilmesi

imkânının bulunması, kişilerin bu hakkının tamamen ortadan kaldırılmadığını

göstermektedir. 1580 sayılı Belediye Kanunu'nun 1. maddesinde

'Belediyeler, beldenin ve belde sakinlerinin mahalli mahiyette müşterek ve

medenî ihtiyaçlarını tanzim ve tesviye ile mükellef hükmi şahsiyettir.'

denilmektedir. Aynı Yasa'nın 15. maddesi ile diğer maddelerinde belirtilen

Belediyeye ait hizmetler, toplumun genel ve ortak gereksinimlerini karşılamak

için kamu yararı gözetilerek yapılan, devamlı ve düzenli çalışmalardır.

Günümüzde kamu yararı, toplum yararı, ortak çıkar, genel yarar

gibi birbirinin yerine kullanılan kavramlarla anlatılmak istenen, bireysel

çıkardan farklı ve onun üstünde ortak bir yarardır. Belediyelerin, devamlılık

gösteren hizmetlerinin görülmesine ayrılmış olan emval veya eşyaların hacze

konu olabilmesinin, belediyelerin yerine getirmekle yükümlü bulundukları kamuya

ilişkin hizmetlerin ifa vasıtalarını ortadan kaldırmak gibi arzu edilmeyen bir

netice doğuracağı kuşkusuzdur. İtiraz konusu kuralla getirilen sınırlamada amaç

toplum yararının üstün tutulmasıdır. Bu sınırlama dışında belediye

aleyhine her türlü icra takibinin yapılabilmesi mümkündür. Bu nedenle,

engellenmeden söz edilemeyeceği gibi haklı bir neden olmaksızın mahkeme

kararlarının yerine getirilmesinin geciktirilmesi olanağının borçlu idarenin

iradesine bırakılmış olduğu iddiası da yerinde değildir. Belirtilen

nedenlerle, itiraz konusu kurallar Anayasa'nın 13., 35. ve 138. maddelerine

aykırı değildir'gerekçesi ile iptal talebini reddetmiştir.

Yine , 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 15. maddesinin son

fıkrasında yer alan 'Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde

ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan

malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri

haczedilemez.'şeklindeki hükmün iptali talebini inceleyen Mahkeme

16.12.2010 tarih ve E.2007/37, K.2010/114 sayılı kararıyla, 'İtiraz

konusu kuralla, belediyelerin bazı varlıkları haciz yasağı kapsamına alınarak

belediyeden olan alacaklarını icra yoluyla tahsil etmek zorunda kalanlar

bakımından mülkiyet hakkına bir sınırlama getirilmiş ise de, belediyelerin,

5393 sayılı Kanun'un 15. maddesinin son fıkrasında belirtilenlerin dışındaki

gelir ve varlıkları üzerine haciz işlemi yapılabilmesi imkânının bulunması,

kişilerin bu hakkının tamamen ortadan kaldırılmadığını ve hukuk düzeninin

koruması altındaki haklarını elde edebilme imkânlarının bulunduğunu

göstermektedir. '' gerekçesiyle talebi reddetmiştir.

Hak arama hürriyetinin, sadece dava açıp yahut takip yaparak, haklı olunduğunun tespit edilmesi ile yetindiğini, hakkın yerine getirilmesinin kapsam dışı bırakıldığını söylemek mümkün değildir. Alacaklının hakkının tespitinden sonra, onun icra edilmesi ve hak sahibinin hakkına kavuşması da hak arama hürriyetinin kapsamındadır. Para borçlarında da borçlunun borcunu ödememesi halinde, borcu karşılayacak kadar malının haczedilip satılarak borcun ödenmesi, hak arama hürriyetinin hayata geçirilişinin somut bir örneğidir. Bu durum, mülkiyet hakkının da bir gereğidir.

Mülkiyet hakkı da, hak arama hürriyeti de Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen 'kamu yararı' nedeniyle sınırlandırılabilir; ancak bu amaçla dahi olsa, her iki hakkı da etkisiz hale getiren bir kural demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmaz. Kesinleşmiş bir alacağın, cebri icra yoluyla tahsil edilmesinin, borçlunun hiçbir malvarlığının haczine izin vermeyerek tümüyle engellenmesi hak arama hürriyeti ve mülkiyet hakkı ile bağdaşmaz. İptali istenen kuralla borçlu idarelerin hiçbir malvarlığının haczine izin verilmeyerek, hak sahiplerinin mülkiyet hakkı ve hak arama hürriyetleri ölçüsüz bir şekilde sınırlandırılmış, bununda ötesinde etkisiz hale getirilmiştir.

Hak sahipleri, mahkeme kararıyla alacaklarını hüküm altına aldırmalarına rağmen, idarenin hiçbir malvarlığının haczine izin vermeyerek, alacaklının alacağının tahsil edilmesinin engellenmesi, alacaklının tümüyle borçlu idarenin insafına terk edilmesi sonucunu doğurduğu, bu nedenle Anayasa m.2 gereğince hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil ettiği gibi, mahkeme kararının da etkisiz hale getirilmesi sonucunu doğurduğundan, Anayasa'nın 138. maddesinde düzenlenen mahkemelerin bağımsızlığı ilkesine de aykırılık teşkil etmektedir.

Yukarıda belirtilen nedenlerle, 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na 18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle eklenen Geçici 6. maddenin son fıkrası Anayasa'nın 2., 13., 35., 36. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Üye

Zehra Ayla

PERKTAŞ

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye Erdal TERCAN

Anayasa Mahkemesi, E. 2010/83, K. 2012/169, 1 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasını Açan
  4. İtiraz Yoluna Başvuranlar
  5. Dava Ve İtirazların Konusu : 1- 18.6.2010
  6. Iı- Yasa Metinleri
  7. Iıı- İlk İnceleme
  8. Iv- Birleştirme Kararları
  9. V- Esasın İncelenmesi
  10. Vı- Yürürlüğün Durdurulması İstemi
  11. Vıı- İptal Hükmünün Yürürlüğe Gireceği Gün Sorunu
  12. Hükmünün, Kararın Resmî Gazete'de Yayımlanmasından Başlayarak Altı Ay Sonra
  13. Altan
  14. Kantarcıoğlu
  15. Özgüldür
  16. Perktaş
  17. Akıncı
  18. Karşıoy
  19. Karşıoy Yazısı
  20. Farklı Ve Karşıoy Gerekçesi
  21. Farklı Gerekçe
  22. Karşıoy Gerekçesi
  23. Kantarcıoğlu
  24. Karşıoy Yazısı
  25. Karşıoy Gerekçesi
  26. Karşıoy Gerekçesi
  27. Perktaş
  28. Akıncı
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2010/83
Karar No
2012/169
Tarih
1 Kasım 2012

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2011/87 K.2012/176
  • AYM Norm Denetimi E.2011/115 K.2012/177
  • AYM Norm Denetimi E.2011/88 K.2012/175
  • AYM Norm Denetimi E.2011/140 K.2012/185
  • AYM Norm Denetimi E.2011/86 K.2012/183
  • AYM Norm Denetimi E.2011/100 K.2012/191

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.