KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 31 Ekim 2013
- Esas Sayısı
- 2013/33
- Karar Sayısı
- 2013/122
- Karar Günü
- 31.10.2013
- R.G. Tarih-Sayı
- 09.05.2014-28995
- İtiraz yoluna başvuran
- İzmir
Karar Metni
1.743 kelime·9 dk okuma·10 bölüm
1. Fikrî ve Sınaî Haklar Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 26.9.2004
günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 50. maddesinin (6) numaralı fıkrasının Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Sanık hakkında hükmedilen seçenek tedbirin infaz edilememesi üzerine yeniden ele alınan dosyanın incelenmesi sırasında, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
Kanun'un itiraz konusu kuralı da içeren “Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar” başlıklı 50. maddesi şöyledir:
“Madde 50- (1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
Çevrilebilir.
(2) Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına çevrilmez.
(3) Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.
(4) Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz.
(5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî para cezası veya tedbirdir.
(6) (Değişik:2008/5739) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde, hükmü veren mahkeme kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar derhal infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(7) Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, hükmü veren mahkemece tedbir değiştirilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca, Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN'ın katılımlarıyla 3.4.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mustafa ÇAL tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Sınırlama Sorunu
Anayasa'nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 40. maddesine göre, Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurular, itiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulayacağı yasa kuralı ile sınırlıdır.
Mahkeme, Kanun'un 50. maddesinin (6) numaralı fıkrasının tamamının
iptalini talep etmiştir. Anılan maddenin (6) numaralı fıkrasında, kısa süreli
hapis cezasından çevrili adli para cezası dışındaki seçenek tedbirlerin yerine
getirilmemesinin hukuki sonuçları düzenlenmiştir. Başka bir anlatımla, itiraz
konusu kural, maddede sayılan tüm seçenek tedbirler için geçerli olan ortak
hüküm niteliğinde olan bir kuraldır. Mahkemenin önündeki davada ise kısa süreli
hapis cezasının, Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendi
uyarınca kamuya yararlı bir işte çalıştırma tedbirine çevrilmesi ve hükümlü
tarafından bu tedbire uyulmaması durumu söz konusudur. Dolayısıyla, bakılmakta
olan davada 50. maddede düzenlenen diğer seçenek tedbirler yönünden itiraz
konusu (6) numaralı fıkranın uygulanması söz konusu değildir. Bu nedenle
Kanun'un 50. maddesinin (6) numaralı fıkrasına yönelik Anayasa'ya aykırılık
incelemesinin anılan maddenin (1) numaralı fıkrasının (f) bendi yönünden
yapılması gerekir.
B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında, itiraz konusu kuralda yer alan “yaptırımın” sözcüğünün “tedbirin” olarak
değiştirilmesi üzerine kısa süreli hapis cezasından çevrili adli para cezaları
ile anılan maddede belirtilen diğer tedbirlerin infaz rejimlerinde farklılıklar
oluşturulduğu, hapisten çevrili adli para cezasının ödenmemesi hâlinde zorlama
hapsi söz konusu iken, diğer tedbirlerin yerine getirilmemesi hâlinde hâkim
tarafından hapis cezasının infazına karar verilmekte olduğu, bu hâliyle adli
para cezalarının infazı ile diğer tedbirlerin infazında eşitsizlik
oluşturulduğu, temel ceza olarak hapis cezası ile cezalandırıldıktan sonra
Kanun'un 50. maddesi uygulanarak kişiselleştirme ilkesi gereğince hapis cezası
para cezasına çevrilen kişiler ile hapis cezası diğer tedbirlere çevrilen
kişilerin eşit konumda olmalarına rağmen tedbirin ve para cezasının yerine getirilmemesi
durumunda sonuç uygulama bakımından farklılık oluşturulduğu belirtilerek
kuralın, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kanun'un 45. maddesinde, suç karşılığında yaptırım olarak uygulanan cezalar, hapis ve adli para cezaları olarak belirlenmiştir. Kanun'un 49. maddesinin (2) numaralı fıkrasında hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezaları kısa süreli hapis cezası olarak ifade edilmiş; 50. maddesinde ise kısa süreli hapis cezasının suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre seçenek yaptırımlara çevrilebileceği öngörülmüştür.
Kanun'un itiraz konusu (6) numaralı fıkrasında ise kısa süreli hapis cezasından çevrilen seçenek tedbirlerin yerine getirilmemesinin hukuki sonuçları düzenlenmiştir. Buna göre, hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi hâlinde, hükmü veren mahkemece kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verilmekte ve bu karar derhal infaz edilmektedir. Ayrıca bu durumda, (5) numaralı fıkra hükmü uygulanmamaktadır.
5739 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle itiraz konusu kuralda yer alan “yaptırımın” ibaresinin “tedbirin” olarak değiştirilmesiyle birlikte kuralın adli para cezası dışında kalan diğer tedbirler hakkında uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Böylelikle kısa süreli hapis cezasından çevrilen adli para cezalarının infazının itiraz konusu kuralın kapsamından çıkarıldığı ve kısa süreli hapis cezasından çevrili adli para cezaları ile doğrudan verilen adli para cezalarının infaz rejimlerindeki farklılıkların ortadan kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte Kanun'un 50. maddesinde sayılan diğer seçenek tedbirler yönünden de itiraz konusu kural geçerli olacaktır.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Ceza hukukunun, toplumun kültür ve uygarlık düzeyi, sosyal ve
ekonomik yaşantısıyla ilgili bulunması nedeniyle suç ve suçlulukla mücadele
amacıyla ceza ve ceza muhakemesi alanında sistem tercihinde bulunulması
devletin ceza siyaseti ile ilgilidir. Bu bağlamda hukuk devletinde, ceza
hukukuna ilişkin düzenlemeler bakımından kanun koyucu Anayasa'nın temel ilkelerine
ve ceza hukukunun ana kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, toplumda belli
eylemlerin suç sayılıp sayılmaması, suç sayıldıkları takdirde hangi çeşit ve
ölçülerdeki ceza yaptırımlarıyla karşılanmaları gerektiği, hangi hâl ve
hareketlerin ağırlaştırıcı ya da hafifletici öge olarak kabul edileceği gibi
konularda takdir yetkisine sahip olduğu gibi adli para cezalarının ve
seçenek tedbirlerin infazına ilişkin kuralların belirlenmesi konusunda da
ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir.
Nitekim bu kapsamda 5275 sayılı Kanun'da cezaların
infazı, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infazı, hapis cezasının infazı,
kamuya yararlı bir işte çalıştırma ve adli para cezasının infazı gibi farklı
rejimler biçiminde düzenlenmiştir. Buna göre infazın şekli, mahkûmiyet konusu
cezanın tür ve ağırlığıyla yakından ilgilidir. Saptanan ceza siyasetine bağlı
olarak farklı infaz şekilleri için farklı kurallar konulması bu ayrımın doğası
gereğidir. Bu bağlamda, itiraz konusu kuralla bir yaptırım olarak tercih edilen
kısa süreli hapis cezasından çevrili adli para cezası ile sanığın gönüllü
olması üzerine hükmedilen kamuya yararlı bir işte çalıştırılma tedbirinin
farklı infaz hükümlerine tabi kılınması kanun koyucunun takdir yetkisi
kapsamında kalmaktadır. Başka bir anlatımla, hükümlülerin cezaevlerinin
olumsuz etkilerinden de kurtarılarak, toplumla sosyal bağları koparılmadan ve
normal hayat akışları değişmeden ıslah edilmelerinin önemli araçlarından olan
seçenek tedbirlerin uygulanabilir olmaları açısından bu tedbirlere mazeretsiz
olarak uymamanın caydırıcı sonuçlarının belirlenmesi kanun koyucunun
takdirindedir.
Bununla birlikte, Kanun'un 50. maddesinin (7) numaralı fıkrasıyla kanun koyucu tarafından seçenek tedbirlerin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yani hükümlünün istese de üstesinden gelemeyeceği, kendi olanakları ve gücü ile gideremeyeceği her çeşit, fiili, hukuki, kamusal veya kişisel imkânsızlık nedeniyle yerine getirilememesi durumunda hükmü veren mahkemece tedbirin değiştirileceği öngörülerek hükümlülerin hayat akışlarının dikkate alındığı ve itiraz konusu kuralın doğurabileceği sakıncaların ortadan kaldırıldığı da açıktır.
Bu çerçevede, kanun koyucunun cezaların ve ceza yerine hükmedilen tedbirlerin infaz rejimlerinin belirlenmesi konusundaki takdir yetkisini kullanmak suretiyle düzenlediği itiraz konusu kuralın, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan bir yönü bulunmamaktadır.
Öte yandan, Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi
hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil,
hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan
kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım
yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda
bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında
eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı
kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi
kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Sanığın kişiliği ve sosyal ve ekonomik durumu dikkate alınarak kısa süreli hapis cezası yerine yine yaptırım olarak adli para cezası tercih edilen sanık ile gönüllü olması üzerine kısa süreli hapis cezası kamuya yararlı bir işte çalıştırılma tedbirine çevrilen sanığın hukuksal durumları aynı olmadığından, eşitlik ilkesi gereği her iki sanığın tümüyle aynı kurallara tabi tutulması gerekmemektedir. Dolayısıyla, haklarında yaptırım olarak adli para cezası verilenlerle kısa süreli hapis cezası yerine seçenek tedbir uygulananlar aynı konumda bulunmadıklarından, bunların infaz sistemlerindeki farklılıklar eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmez.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
ALTAN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla
PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
Üye
M. Emin KUZ
Anayasa Mahkemesi, E. 2013/33, K. 2013/122, 31 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası