İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2015/43 K.2015/101

2. Ağır Ceza Mahkemesi

Esas2015/43Karar2015/101Tarih12 Kasım 2015Okuma29 dk · 5.874 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
12 Kasım 2015
Esas Sayısı
2015/43
Karar Sayısı
2015/101
R.G. Tarih-Sayı
11.12.2015 - 29559
İtiraz yoluna başvuran
Batman
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.874 kelime·29 dk okuma·16 bölüm

2. Ağır Ceza Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU: 26.9.2004

tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun, 18.6.2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun'un 59. maddesi ile yapılan değişiklik öncesinde yürürlükte bulunan 103. maddesinin Anayasa'nın 2., 10. ve 41. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY

Sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuyla cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKMÜ

5237 sayılı Kanun'un, 6545 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik öncesinde yürürlükte bulunan ve bakılmakta olan davada uygulanacak kural olma niteliği taşıyan 103. maddesi şöyledir:

"(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;

a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,

Anlaşılır.

(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması halinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması halinde, onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.

(7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur."

II- İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca, Zühtü ARSLAN, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN ve Kadir ÖZKAYA'nın katılımlarıyla 22.4.2015 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.

2. Anayasa'nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 40. maddelerine göre,

mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun

hükmünde kararname kurallarını Anayasa'ya aykırı görürler veya taraflardan

birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırlarsa, o

hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu

kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde

yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali

istenen kuralların da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak

yasa kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde

veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte

bulunan kurallardır.

3. Başvuru kararında, Kanun'un 103. maddesinin tamamının iptali istenilmiştir. İtiraz yoluna başvuran Mahkemedeki bakılmakta olan dava çocuğun nitelikli istismarına ilişkin olup, maddede bu suça ilişkin olarak uygulanacak kurallar (2) ve (6) numaralı fıkralardır. Dolayısıyla, itiraz konusu kuralın (2) ve (6) numaralı fıkraları dışındaki fıkraların itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmamaktadır.

4. 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103. maddesinin;

A- (1), (3), (4), (5) ve (7) numaralı fıkraları, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanacak kural niteliğini taşımadığından, bu fıkralara ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,

B- (6) numaralı fıkrasına ilişkin itiraz başvurusunun, Anayasa'nın 152. maddesinin son fıkrası ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,

C- (2) numaralı fıkrasının ESASININ İNCELENMESİNE, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III- ESASIN İNCELENMESİ

5. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Berrak YILMAZ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü.

A- İtirazın Gerekçesi

6. Başvuru kararında özetle, itiraz konusu kuralın, çocuk yaşta

gerçekleştirilen evliliklerin önüne geçilmesi ve çocuklara karşı cinsel

istismarın önlenmesi nihai amacını taşıdığı, buna rağmen evlilik birliği devam

eden ve bu birlik içinde çocuk sahibi olan ailelerde küçük yaşta evlenilmiş

olması nedeniyle babanın ceza yaptırımına tâbi tutulmasının ülkenin sosyal ve

kültürel yapısıyla bağdaşmadığı, halen evli olan şahısların durumları için

farklı bir yaptırım belirlenmediği için kutsal aile kurumunu koruma imkânının

ortadan kalktığı, küçük yaşta bir kıza zorla tecavüz eden bir kişi ile

toplumsal alışkanlıkları gereği geleneklere göre yaşı küçük biri ile evlenen ve

çocuk sahibi olan kişinin aynı yaptırıma tâbi tutulmasında kamu yararı

bulunmadığı, adalet ve hakkaniyet ölçülerinin gözetilmediği, evlilik birliği

içerisindeki kadının ve çocuğun haklarının ağır derecede zedelendiği

belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 10. ve

41. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

7. İtiraz konusu kural, çocuklarda cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunacağını öngörmektedir.

8. Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

9. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin

kurallar, ceza hukukunun temel ilkeleri ile Anayasa'nın konuya ilişkin

kurallarına aykırı olmamak kaydıyla, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, ahlaki

değerleri ve ekonomik hayatın gereksinimleri göz önüne alınarak saptanacak ceza

politikasına göre belirlenir. Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken

toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza

yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep

olarak kabul edilebileceği konularında takdir yetkisine sahip olmakla birlikte,

bu yetkisini kullanırken suç ve ceza arasındaki adil dengenin korunmasını da

dikkate almak zorundadır. Ancak, suçun sadece failin eylemlerini esas alarak ve

bu eylemler için öngörülen ceza miktarlarını kıyaslayarak suç ve ceza arasında

adil denge bulunup bulunmadığı konusunda bir karar vermek sorunu tek yönlü ya

da eksik olarak ele almak anlamına gelir. Suç ve ceza arasında adalete uygun

bir oranın bulunup bulunmadığının saptanmasında herhangi bir suç için konulmuş

ceza ile yapılacak bir kıyaslamanın değil, ceza siyaseti yanında o suçun

toplumda yarattığı etkinin de dikkate alınması gerekir. Cezanın belirlenmesinde

suçtan zarar görenin kişiliği ve ona verilen zararın azlığı veya çokluğu da

etkilidir.

10. Kanun koyucu, düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise "elverişlilik", "gereklilik" ve "orantılılık" olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. "Elverişlilik", başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, "gereklilik" başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, "orantılılık" ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kurala uyulmaması nedeniyle kanun koyucu tarafından öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında da "ölçülülük ilkesi" gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.

11. Anayasa'nın 10. maddesinde belirtilen "kanun

önünde eşitlik ilkesi" hukuksal durumları aynı olanlar için söz

konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik

ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme

bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını

önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı

kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlâli yasaklanmıştır. Kanun

önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına

gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik

kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı

hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik

ilkesi zedelenmez.

12. Anayasa'nın 41. maddesinde, "Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar. Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır." denilmiştir.

13. Anayasa'nın 41. maddesinde aile Türk

toplumunun temeli olarak tanımlanmış, ailenin birey ve toplum hayatındaki

önemine işaret edilmiş ve Devlete, ailenin korunması için gerekli düzenlemeleri yapması ve teşkilatı

kurması konusunda ödevler yüklenmiştir. Aynı zamanda maddeye 7.5.2010 tarihli ve 5982 sayılı

Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada da Devletin, her türlü istismara ve şiddete

karşı çocukları koruyucu tedbirleri alacağı belirtilmiştir. Bu

düzenlemeyle, "Ailenin korunması" şeklindeki madde

başlığı "Ailenin korunması ve çocuk hakları" şeklinde

değiştirilip maddeye çocukların korunması konusu da eklenerek çocukların temel

hakları vurgulanmış ve Devletin çocukları koruma adına çeşitli tedbirler alması

gerektiği belirtilmiştir. 5982 sayılı Kanun'un genel gerekçesi ile 4.

maddesinin gerekçesinde, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, toplumun bazı

kesimlerinin, sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak daha iyi korunması ve

gözetilmesi, çocuk haklarının anayasal temele kavuşturulması, her türlü

istismara karşı çocukların korunması amacıyla, tarafı olduğumuz Çocuk Haklarına

Dair Sözleşme ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi ile

diğer uluslararası belgelerde yer alan ve çocuk haklarıyla ilgili kabul gören

evrensel ilkelerin Anayasa metnine dahil edilmesinin öngörüldüğü ve her çocuğun

himaye ve bakımdan yararlanma hakkı olduğu belirtilmektedir.

14. Çocukların fiziksel ve psikolojik olarak gelişimlerini henüz

tamamlamamış olmaları nedeniyle yetişkinlere göre daha özel bir koruma altında

olmaları gerektiği herkes tarafından kabul edilmektedir. Bu bağlamda çocukların

bir birey olarak kabulünden sonra gelişme gösteren çocuk hakları, Birleşmiş

Milletler, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği gibi uluslararası kurum ve

kuruluşlar tarafından çalışma alanına dâhil edilmiş ve çocukların cinsel

istismarı ve cinsel sömürüsü hakkında, ülkemizin de taraf olduğu ve kabul

ettiği Çocuk Hakları Sözleşmesi, Lanzarote Sözleşmesi (Çocukların

Cinsel Suistimale ve Cinsel İstismara Karşı Korunması'na Dair Sözleşme) ve

Lizbon Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmeler yapılmış ve tavsiye kararları

alınmıştır. Söz konusu metinlerde temenninin ötesinde üye devletlerin

mevzuatında çocuğun cinsel istismarının önlenmesine ilişkin olarak etkili,

ölçülü ve caydırıcı cezaların oluşturulması gereğine vurgu yapılmıştır.

Uluslararası alandaki bu gelişmeler doğrultusunda kanun koyucu, çocukların

etkin bir şekilde korunmasına yönelik olarak 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu'nda önemli değişiklikler yapmıştır.

15. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu

yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, cinsel

dokunulmazlığa karşı suçlar bakımından 765 sayılı Kanun'dan farklı düzenlemeler

içermektedir. 765 sayılı Kanun'un "Cürümler" başlıklı

İkinci Kitabının "Adabı umumiye ve nizamı aile aleyhine cürümler" başlıklı

Sekizinci Babında yer alan cinsel suçlar, 5237 sayılı Kanun'un "Özel

Hükümler" başlıklı İkinci Kitabının "Kişilere Karşı

Suçlar" başlıklı İkinci Kısmının "Cinsel

Dokunulmazlığa Karşı Suçlar" başlığını taşıyan Altıncı Bölümünde

düzenlenmiştir. Kanun koyucu 5237 sayılı Kanun kapsamında bu suçları

düzenlerken, 765 sayılı Kanun'da geçen "ırza geçme, ırza tasaddi,

söz atma ve sarkıntılık" kavramları yerine, mağdur veya

mağdurenin yaşını esas almak suretiyle, ergin kişiler için "cinsel

saldırı", çocuklar için "cinsel istismar" tanımlarını

getirmiş; 102. maddeyle "cinsel saldırı" suçunu,

103. maddeyle de "çocukların cinsel istismarı" suçunu

yaptırıma bağlamıştır.

16. İtiraz konusu

kuralda, kanun koyucu takdir yetkisi kapsamında çocuklarda cinsel istismarın

vücuda organ veya sair bir cisim sokulması şeklinde nitelikli hali

hakkında ceza yaptırımı öngörmektedir. Kuralın, cinsiyet ayrımı

gözetilmeksizin tüm çocukların cinsel dokunulmazlığı ile beden ve ruh

bütünlüğünün etkin bir şekilde korunmasını sağlamayı amaçladığı

anlaşılmaktadır. Çocukların kendilerini korumalarındaki zorluk ve

faillerin bu suçları büyük engellerle karşılaşmadan işleyebilmeleri, cinsel

istismarın yetişkinlere nazaran daha kolay işlenmesine neden olmakta ve bu

suçlar çocukların psikolojileri ile fizyolojilerinde yetişkinlere göre daha

ağır etkiler bırakmaktadır. Bu bağlamda, söz konusu suçların işlenmesini önleyici ve caydırıcı nitelikte

tedbirlerin alınması Devletin en önemli pozitif yükümlülüklerinden biridir.

Zira Anayasa'da olduğu gibi çocukların korunmasına yönelik tarafı olduğumuz uluslararası

sözleşmeler ile tüm uluslararası metinlerde de çocukların cinsel istismarı

ve cinsel sömürüsü hakkında etkili ve caydırıcı cezalar düzenlenmesi de dâhil

olmak üzere devletlerin bu konuda gerekli tedbirleri almalarına

özellikle vurgu yapılmaktadır. Bu bağlamda kanun koyucu itiraz konusu

kuralla, suçun niteliğini, mağdurun yaşını ve mağdurda oluşan zararı gözeterek

cinsel istismar suçunun nitelikli halini cinsel saldırı suçunun basit halinden

ayrı bir suç olarak düzenleyerek söz konusu fiiller hakkında sekiz yıldan

onbeş yıla kadar hapis cezası öngörmüştür.

17. 5237 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (b) fıkrasında çocuk, henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi olarak tanımlanmaktadır. İtiraz konusu kuralın da yer aldığı 103. maddede düzenlenmiş olan çocukların cinsel istismarı suçunda mağdur olabilme yaşı bakımından çocukları iki gruba ayırmak mümkündür. Bunlardan ilkini onbeş yaşını tamamlamamış çocuklar, ikincisini ise onbeş ile onsekiz yaş arasındaki çocuklar oluşturmaktadır.

18. Kanun koyucu suçun mağdur üzerinde yaratacağı etkileri dikkate alarak yaptığı ayrımda birinci grup olan onbeş yaşın altındaki çocukların, yeterli psikolojik ve fiziki olgunluğa ulaşmamış olmaları nedeniyle kendilerine yönelik olarak yapılan cinsel davranışların anlamını ve ağırlığını idrak etmelerinin mümkün olmadığını ve bunların cinsel davranışlara ilişkin rızalarının geçersiz olduğunu kabul etmiştir. Bu suretle kanun koyucu onbeş yaşın altındaki çocukları mutlak bir koruma altına almaktadır.

19. Onbeş ilâ onsekiz yaşlarındaki çocuklar bakımından

ise kuralla öngörülen suçun oluşabilmesi için mağdurun, fiilin

hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin gelişmemiş olması ya da bu

yeteneği gelişmiş olsa da mağdura yönelik olarak cebir, tehdit, hile veya

iradeyi etkileyecek başka bir nedene dayalı olarak fiilin gerçekleştirilmiş

olması şartı aranmaktadır. Bu yaş aralığında bulunan ve suçun hukuki anlam ve

sonuçlarını algılama yeteneği gelişmiş çocuklarla, cebir, tehdit ve hile

olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişki ise 5237 sayılı Kanun'un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında soruşturması ve kovuşturması şikâyete

bağlı "reşit olmayanla cinsel ilişki" suçu olarak

düzenlenerek yaptırımı altı aydan iki yıla kadar hapis cezası

şeklinde öngörülmektedir. Kanun koyucunun takdir yetkisi

kapsamında, fiilin yol açması muhtemel zararları da göz önünde

bulundurarak düzenlediği itiraz konusu kuralın, amaç ve araç arasında makul ve uygun bir ilişki

kurduğu ve düzenlemenin amacına ulaşmaya elverişli ve orantılı olduğu

anlaşıldığından kuralda hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.

20. Ayrıca itiraz konusu kuralda öngörülen suçun koruduğu hukuki değer, fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocuklar ile bu yeteneği gelişmiş olmakla birlikte cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyecek başka bir nedene dayalı olarak kendilerine karşı gerçekleştirilen cinsel istismar nedeniyle mağdur olan çocukların cinsel dokunulmazlığı ile beden ve ruh sağlığıdır.

21. Çocukların cinsel istismarına ilişkin olarak Türk Ceza

Kanunu'nda yer alan bu düzenlemenin temelinde çocukları her türlü cinsel

istismara karşı korumak amacı bulunmaktadır. Failin kimliği ve konumu,

verilecek cezanın artırılması bakımından gözetilecek bir husus olarak kabul

edilmiş ve cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan

hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti

veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da

hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle

gerçekleştirilmesi halinde verilecek cezanın yarı oranında artırılması

öngörülmüştür. Bir başka deyişle, mağdura yakınlığı veya mağduru koruma ve

gözetim yükümlülüğü bulunan kişilerin bu konumlarını kullanarak söz konusu suçu

işlemeleri cezanın artırılma nedeni olarak öngörülmüştür.

22. İtiraz başvurusunda ifade edildiği üzere failin mağdur ile evli olması ya da daha sonra evlenmesi halleri, kanun koyucu tarafından bu suç nedeniyle verilecek cezanın azaltılması sebebi olarak kabul edilmemiştir.

23. Türk Medeni Kanunu'nun konuya ilişkin hükümleri

incelendiğinde, Türk Ceza Kanunu'nda benimsenen ve henüz onsekiz yaşını

doldurmamış kişilerin çocuk olarak tanımlanması yolundaki yaklaşımın bir

benzerinin kabul edildiği ve onsekiz yaşını dolduran her kişinin ergin

sayıldığı ve evlenmenin kişiyi ergin kılacağının hükme bağlandığı

görülmektedir. Yine Türk Medeni Kanunu'nda, erkek veya kadının onyedi yaşını

doldurmadıkça evlenemeyeceği, ancak olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir

sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine hâkimin

izin verebileceği belirtilmiştir. Bu anlamda, kişinin onsekiz yaşını

doldurmadan önce evlenebilmesinin koşullarının Türk Medeni Kanunu'nda

düzenlendiği ve buna uygun olarak gerçekleşen evlilikler yönünden itiraz konusu

kuralda öngörülen suçun işlenebilmesinin mümkün olmadığı açıktır. Kaldı ki evli

kişilerin cinsel davranışlarla eşlerinin vücut dokunulmazlığını ihlâl etmesi,

Türk Ceza Kanununun 102. maddesinde, takibi şikayete bağlı olan ayrı bir suç

olarak öngörülmüştür.

24. Öte yandan, çocukların cezai sorumluluğu da Türk Ceza Kanununda özel olarak düzenlenmiş ve cezai sorumluluklarının kapsamı ile verilecek cezaların türleri ve süreleri bakımından bu kişiler lehine özel hükümler getirilmiştir. Cinsel istismar suçunu işleyen failin çocuk olması halinde, bu kişilere söz konusu hükümlerin uygulanacağı da açıktır.

25. Çocukların cinsel istismara uğramalarını önlemeyi amaçlayan kanun koyucu tarafından, söz konusu suçun işlenmesini kolaylaştıran bir konuma sahip olan faillerin farklı konumlarının gözetilerek bu kişilerin farklı kurallara tabi kılınması ve cezalarının artırılması dışında, bu suçu işleyen failler arasında bir ayrım gözetilmeksizin bu kişilerin cezai sorumlulukları bakımından aynı kurallara tabi tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır.

26. Cinsel istismar suçu failinin, mağdur çocuk ile evlenmesi

halinde cezasının azaltılması, tecavüzcüsü ile evlenmesi hususunda mağdur

çocuğa ve ailesine yapılabilecek baskılara sebep olabilecek nitelikte olup,

kanun koyucu tarafından benimsenmeyen bu durumun ailenin korunması kapsamında

değerlendirilerek kuralın Anayasa'ya aykırılığından söz edilebilmesi olanaklı

değildir. Kanun koyucunun bu yaklaşımının, çocuğun cinsel istismarı suçu ile

sınırlı olmadığı; 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 423. maddesinde yer

alan kızlık bozma suçunda yer alan ".Evlenme vukuu halinde ceza

sakit olur. Şu kadar ki beş sene zarfında makbul bir sebep olmaksızın boşanma

vakı olursa hukuku umumiye davası avdet eder." hükmüne ve 434.

maddesinde yer alan ırza geçme suçunda "Kaçırılan

veya alıkonulan kız veya kadın ile maznun veya mahkumlardan biri arasında

evlenme vukuunda koca hakkında hukuku amme davası ve hüküm verilmiş ise cezanın

çektirilmesi tecil olunur. Müruru zaman haddine kadar erkek tarafından haksız

olarak vukua getirilmiş bir sebeple boşanmıya hükmedilirse takibat yenilenir.

Evvelce hüküm verilmiş ise ceza çektirilir." hükmüne

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer verilmediği de bu bağlamda

belirtilmelidir. 5237 sayılı Kanun'daki düzenlemelerde, cinsel saldırı ve cinsel

istismar suçlarında, daha sonra evlilik birliğinin kurulması ceza sorumluluğunu

ortadan kaldıran veya azaltan bir neden ya da ceza indirim nedeni olarak kabul

edilmemiştir.

27. Toplum ile birey arasında yer alan ve toplumsal değerleri kuşaktan kuşağa aktarma işlevi bulunan aileler, toplumun temelini oluşturmaları nedeniyle sosyal açıdan önemli oldukları gibi aileyi oluşturan fertler bakımından da bireysel açıdan önem taşımaktadır. Çocuğun gelişimine uygun aile ortamlarının, sağlıklı bireylerin yetişmesini sağlayacağı ve sağlıklı ailelerin de sağlıklı toplumları oluşturacağı kuşkusuzdur.

28. Çocuğun cinsel istismarı suçunun öngörülmesi suretiyle öncelikle çocukların beden ve ruh sağlıklarının korunması amaçlanmakla birlikte, çocukların aile içindeki önemi ve konumları gözetildiğinde bu korumanın aynı zamanda ailenin korunması anlamını taşıdığı açıktır. Cinsel istismara uğrayan çocuklar açısından bu eylemin yaşam boyu sürecek etkileri gözetildiğinde, bu kişilerin eylem tarihi itibarıyla aile hayatları olumsuz etkileneceği gibi mağdur çocukların ergin olduklarında kuracakları aile hayatları yönünden de bu olumsuz etkilerin devam etmesi söz konusudur.

29. Bu çerçevede, failin ve mağdurun cinsiyetinin bir öneminin bulunmadığı söz konusu suçta, kanun koyucu tarafından yalnızca mağdurun çocuk olmasının esas alınması suretiyle ve çocuğun korunması amacıyla, ceza yaptırımlarının taşıması gereken ödetici, önleyici ve caydırıcı niteliklerin gözetilerek bu suçu işleyenlerin sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasının öngörülmesinde, ailenin Türk toplumunun temeli olduğu ve Devletin her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri almakla yükümlü kılındığının belirtildiği Anayasa'nın 41. maddesi hükmüne aykırılık bulunmamaktadır.

30. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 10. ve 41. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

31. Burhan ÜSTÜN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Nuri NECİPOĞLU, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, Hasan Tahsin GÖKCAN ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

IV- HÜKÜM

26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun, 18.6.2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun'un 59. maddesi ile yapılan değişiklik öncesinde yürürlükte bulunan 103. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Burhan ÜSTÜN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Nuri NECİPOĞLU, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, Hasan Tahsin GÖKCAN ile Kadir ÖZKAYA'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA¸ 12.11.2015 tarihinde karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Alparslan ALTAN

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Erdal TERCAN

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

Mahalli mahkeme tarafından itiraz yoluyla iptali istenen kural, 5237 sayılı TCK'nın "Çocukların cinsel istismarı" başlığını taşıyan 103. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Anılan kural daha sonra 18.6.2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun'un 59. maddesiyle değiştirilmiştir. Ancak, iptali istenen ve suç tarihinde (26.10.2008) yürürlükte bulunan kural şöyledir;

"Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur."

TCK'nın 103. maddesinin ilk fıkrasında suçun basit cinsel

istismarı tanımlayan temel şekline üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası

öngörülmekte, nitelikli halini düzenleyen 6. fıkrasında ise, fiil sonucunda

mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması halinde hapis cezasının onbeş

yıldan az olamayacağı hükme bağlanmaktadır. Bu nedenle, ikinci fıkra

kapsamındaki bir fiil sonucunda altıncı fıkranın uygulanması da gerekmişse ceza

miktarı onbeş yıldan az olamayacaktır. İncelemeye konu ikinci fıkra, cebir veya

tehdit olmaksızın gerçekleşen cinsel istismar fiillerini düzenlemektedir.

Cinsel istismarın 15 yaşını tamamlamayan küçüklere karşı cebir veya tehdit

kullanılmak suretiyle işlenmesi durumunda 4. fıkra uyarınca ceza yarı oranında

arttırılmaktadır. Ancak burada yapılan değerlendirme, cebir tehdit olmaksızın

işlenen fiillerle ilgilidir.

İtiraz yoluna başvuran ceza mahkemesinde yargılanan reşit sanık hakkında, 14 yaşındaki mağdure ile cebir, tehdit veya hile olmaksızın rızasıyla cinsel ilişkiye girip birlikte yaşaması nedeniyle TCK'nın 103/2. maddesi uyarınca yargılanarak cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış, yargılama sırasında mahkemece uygulanması istenilen kuralın Anayasaya aykırı olduğu iddiasında bulunulmuştur.

Çocukların cinsel yönden istismar edilmelerinin önlenmesi ve bu

konuda gerekli fiili ve hukuki tedbirlerin alınması, bütün demokratik toplumlar

ve hukuk düzenleri bakımından zorunluluk olarak kabul edilmelidir. Nitekim bu

konuda çeşitli uluslararası sözleşmeler bulunmaktadır. Türkiye'nin 14.9.1990

tarihinde imzalayıp, 9.12.1994 tarihli ve 4058 sayılı Kanunla uygun bularak

kabul ettiği BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin 19 ve 39. maddelerinde çocukların

cinsel istismarı, 34. maddesinde ise cinsel yönden sömürülmesine karşı

önlemlerin alınması, ilgili devletlere yükümlülük olarak yüklenmiştir.

Sözleşmeye ek "Çocukların Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi

İle ilgili İhtiyari Protokol" ile "Birleşmiş Milletler Kadınlara

Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (CEDAW)" ve

Avrupa Konseyince 25.10.2007 tarihinde imzaya açılan ve Türkiye'nin

10.9.2011'de kabul ettiği "Çocukların Cinsel Suiistimale ve Cinsel

İstismara Karşı Korunmasına Dair Sözleşme" ile devletlere benzer

yükümlülükler öngörülmüştür. Bu kapsamda TCK'nın 103. maddesi ile gerek

demokratik hukuk düzeni olmanın ve gerekse Sözleşmelerde kabul edilen pozitif

yükümlülüğün gereğinin yerine getirilmesi amaçlanmaktadır. Ancak

belirtilmelidir ki suçla mücadele ve çocukların istismardan korunması

için ceza yaptırımı öngörülmesi veya yaptırımın çok yüksek tutulması tek başına

yeterli değildir. Bu konuda sosyal ve kültürel her türlü tedbirin de

alınması gerekmektedir. Nitekim dosya içerisinde yer alan, Adli Sicil ve

İstitastik Genel Müdürlüğü'nün yazısına göre çocukların cinsel istismarıyla

ilgili olarak 2009 yılında açılan ceza davalarındaki suç sayısı 12.635 iken, bu

rakam 2014 yılında 18.104 olmuştur.

Kural olarak bir fiilin ceza yaptırımına tabi tutulması ve hangi miktar ceza öngörüleceği hususları suç politikası kapsamında ve kanun koyucunun takdir yetkisi içerisindedir. Ancak iptal veya itiraz yolunda Anayasa Mahkemesine Anayasa ile verilen görev, kanundaki düzenlemenin suç tanımı veya ceza yaptırımı yönünden Anayasal ilke ve normlara uygunluğunu denetlemektir.

Anayasanın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesi; insan hak ve hürriyetlerinin tanınması ve korunmasını, kişilerin hukuki güvenlik içerisinde bulunmalarını, devletin eylem ve işlemlerinde hukuka uygun davranmasını, devlet organlarının hukuka bağlı olmasını ve yargı bağımsızlığı esasına dayalı olarak hukuka uygunluğu denetleyecek adaletli bir hukuk düzeni kurularak bunun sürdürülmesini gerektirmektedir.

Anayasa Mahkemesi anayasal denetimde çoğu kez hukuk devletinin

ilke ve gereklerine vurgu yapmış ve ceza normlarının denetlenmesinde ayrıca,

suçla yaptırım arasında adil bir dengenin bulunmamasını 'ölçüsüz' ve hukuk

devleti ilkesine aykırı görmüştür. (Örnek kararlar için bkz; Utkan Araslı,

Anayasal Temel İlke ve Kavramlar, TBB Yay. Ankara 2005, s. 48 vd.) Ölçüsüzlüğün

tespitinde ise, kuralın elverişlilik, gereklilik ve orantılılık şeklindeki alt

ilkelere uygunluğu yönünden test edilmesi yoluna gidilmektedir. Örneğin

casusluk ve kamu sağlığına karşı suçlardan mahkum olanların belirli meslekleri

icra edemeyeceklerine ilişkin düzenleme AYM tarafından, "meslek ve

görevlerin özellikleri, suçların niteliği, bu suçlara verilen cezalar ve cezaların

süresi, kasıt veya taksirle işlenip işlenmediğine bakılmaması, bir

kademelendirme yapılmaması ve bu suçlardan mahkum olanların belirli meslek ve

görevleri sürekli olarak icra edememeleri, işledikleri suçlara göre adaletli ve

eylemle orantılı olmayan ölçüsüz bir hak yoksunluğuna yol açması nedeniyle

Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırı"

görülerek iptal edilmiştir (AYM 25.2.2010, 2008/17 - 2010/44).

TCK'nın aynı bölümünde yer alan 102 ila 105. maddelerdeki cinsel

suçların ögeleri birlikte değerlendirildiğinde cinsel istismar teriminin,

"mağdurun vücut bütünlüğünü ihlal eder nitelikteki her türlü cinsel

davranış" olduğu hususu doktrin ve uygulamada genel kabul görmektedir.

Kanun koyucu TCK'nın 103. maddesi ile 15 yaşını tamamlamayan veya tamamlasa

dahi fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş küçüklerin

cinsel davranışta bulunma konusunda iradelerinin hukuken geçerli olmadığını

kabul etmiştir. Diğer bir ifadeyle, maddi ve manevi varlıklarının korunması

amacıyla bu kategorideki küçüklerin cinsel deneyim yaşamaları hukuka aykırı

görülmüş ve rızalarıyla bile olsa bu küçüklere karşı işlenen cinsel fiillerin

cezalandırılması istenilmiştir.

15 - 18 yaş arasındaki çocuklara karşı ise, cebir, tehdit, hile

veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel

davranışlar cinsel istismar olarak kabul edilmiştir. 15 yaşını tamamlayan

küçükle rızası ile cinsel ilişki kurulması ise şikayete tabi suç olarak

düzenlenerek, bu gruptaki küçüklerin iradeleri hukuken geçerli kabul edilmiştir

(TCK m. 104/1). Dolayısıyla 15 yaşını tamamlayan küçüğün cinsel birleşme

dışındaki cinsel fiillere rızası kabul edilmiş, cinsel birleşme fiili

bakımından ise şikayet olmadığı takdirde rızanın hukuken geçerli olduğu

benimsenmiştir. Kanun koyucunun bu düzenlemeyi yaparken, demokratik toplumun

gereklerine aykırı olmamak ve ölçüsüzlüğe yol açmamak kaydıyla hangi yaş

grubunun bu kategori içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini belirleme

konusunda da takdir yetkisi bulunmaktadır. Kanun koyucu bu takdirini

belirlerken elbette küçüklerin biyolojik ve psikolojik gelişimlerine ilişkin

bilimsel verileri, toplumda geçerli genel ahlak ve kültürel şartları vb.

unsurları dikkate almaktadır.

Nitekim çeşitli hukuk sistemlerinde gerek mağdur ve failin yaş

sınırı ve gerekse yaptırımlar konusunda farklı değerlendirmeler yapılmıştır.

Örneğin Alman hukukunda (Alm. CK m. 176) 14 yaşını tamamlamış küçüğün cinsel

davranış konusundaki iradesi geçerli kabul edilmiş, bu yaşı ikmal etmeyenlere

karşı rızasıyla dahi olsa işlenen cinsel fiillerin (6 aydan 10 yıla kadar

hapisle) cezalandırılması öngörülmüştür. Sözü edilen düzenlemede suça konu

cinsel davranışın cinsel birleşme ve benzeri şekilde olması nitelikli hal kabul

edilmiş ve cezanın alt sınırının iki yıldan az olamayacağı belirtilmiştir.

Fransız Ceza Kanununda da 15 yaşını tamamlamayan küçüğün iradesi hukuken

geçerli kabul edilmemiş ve 15 yaşını tamamlamayan küçüğe karşı rıza ile işlenen

cinsel fiilin 5 yıl hapis ve 75000? para cezası ile cezalandırılması

öngörülmüştür.

İtalyan Ceza Kanununda cebir veya tehditle cinsel saldırı suçunun

14 yaştan küçüğe karşı işlenmesi nitelikli hal olarak öngörülmüş iken,

cebir-tehdit olmaksızın işlenen cinsel fiiller bakımından küçükler 16, 14 ve 10

yaşa kadar olanlar şeklinde yaş gruplarına ayrılarak, cezalandırmada giderek

ağırlaşan bir kademelendirme yapılmıştır. Ayrıca, 13 yaşını bitirmiş bir

küçükle cinsel davranışta bulunan ve mağdurla aralarındaki yaş farkı üç yaşı

aşmayan küçüğün cezalandırılmayacağı kabul edilmiştir (İt. CK 609bis).

İngiliz hukukunda ise 13 yaşın altındaki küçüğe karşı işlenen ve

penetresyon içeren cinsel fiiller müebbete varan hapisle cezalandırılmaktadır.

Danimarka hukukunda cinsel suçlar bakımından cezalandırmada mağdurların

yaşları; 0 - 12 yaş; 12 - 15 yaş ve 15 - 18 yaş şeklinde kademelendirilmiş ve

15 yaşından küçüğe karşı işlendiğinde failin 6 yıldan başlayan hapisle

cezalandırılacağı kabul edilmiştir. (Karşılaştırmalı hukukta cinsel suçlar

hakkında bkz; Pınar Memiş Kartal, Türk Ceza Hukukunda Çocukların Cinsel

İstismarı, İst. 2014; Fahri Gökçen Taner, Türk Ceza Hukukunda Cinsel Özgürlüğe

Karşı Suçlar, Ank. 2013)

Karşılaştırmalı hukukta görüldüğü üzere cinsel suçlara ilişkin düzenlemelerde mağdur yönünden tek veya daha fazla yaş grubu esas alınmakta ya da failin yaş küçüklüğü de ayrıca gözetilmektedir.

İncelenen kuralın değerlendirilmesine gelince; ilk olarak, yetişkinlerle birlikte aynı kurala tabi kılınan küçük faillerin durumunun ayrıca düzenlenmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

Çocukların cinsel istismarı suçunun (TCK m. 103) mağduru kız veya

erkek çocuk olabilir. Suçun faili ise yetişkin bir kimse (erkek veya kadın)

olabileceği gibi bir çocuk da olabilmektedir. Failin çocuk olması durumunda

yaşı mağdurla aynı (örneğin 13 veya 14) olabileceği gibi, mağdurdan birkaç yaş

büyük de (15-18 yaş arası) olabilir. Bilimsel olarak 18 yaşını tamamlamayan

küçüklerin davranışlarını yönlendirme yeteneklerinin tam manasıyla gelişmediği

kabul edildiğinden, ceza kanunlarında küçüklerin işledikleri suçlar bakımından;

bulunulan yaş kategorisine göre ceza sorumluluğunun bulunmadığı veya ceza

indirimi yapılması gerektiği kabul edilmektedir. Örneğin TCK'nın 31. maddesinde

12 yaşını tamamlamayan küçüklerin fiillerinin hukuki anlam ve sonuçlarını

algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneklerinin yeterince gelişmediği

normatif olarak kabul edilmiş ve bunların işleyecekleri suçlar nedeniyle ceza

sorumlulukları olmadığı belirtilmiştir. Buna karşın 12 - 15 yaş grubundakiler

ise işlenen fiile göre incelenecek, algılama ve yönlendirme yeteneklerinin

bulunduğu anlaşılırsa cezalarında yarı oranında indirim yapılacaktır. Yine 15 -

18 yaş arasındaki küçüklerin ise kural olarak algılama ve davranışlarını

yönlendirme yeteneklerinin ve ceza sorumluluklarının bulunduğu kabul edilmekte

ise de, yetişkinler kadar yeterince gelişmediği kabul edildiğinden cezalarında

üçte bir oranında indirim yapılması öngörülmektedir. Bu husus TCK'nın 31.

maddesinin gerekçesinde şöyle ifade edilmiştir:

"Fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmuş ve fakat henüz onsekiz yaşını tamamlamamış gençler, normal koşullarda, gerçekleştirdikleri davranışların hukuki anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğine sahip olmakla birlikte; bu kişilerin, davranışlarını yönlendirme yetenekleri yeterince gelişmemiş olabilmektedir. Bu nedenle, suç yoluna girmiş olan gençlerin işledikleri suçlar bağlamında irade yeteneğinin zayıf olduğu normatif olarak kabul edilmiştir. Azalmış kusur yeteneğine sahip bulunan gençler hakkında kural olarak indirilmiş cezaya hükmedilir."

Görüldüğü üzere 18 yaşını tamamlamayan küçükler de esasında

uluslararası sözleşmeler ve kanun tarafından korunması gereken bireyler

durumundadır. Nitekim küçük suç failleri Çocuk Koruma Kanununda "suça

sürüklenen çocuk" olarak adlandırılmaktadır. 13 ila 18 yaş grubundaki

küçük ve gençler biyolojik olarak cinsel dürtülerini en yoğun yaşadıkları dönem

içerisindedirler. Cinsel istismar suçu küçükler yönünden diğer suç tiplerinden

farklı bir özellik taşımaktadır. Yaşları yakın küçük ve gençlerin birbirlerinin

cinsel arzularını uyandıran davranışlarda bulunmaları fail bakımından geçerli

olduğu gibi mağdur yönünden de geçerlidir. Nitekim kimi olaylarda her iki küçük

taraf da suçun faili olabilmekte ve her ikisi de yüksek hapis cezaları ile

cezalandırılabilmektedir. Bu takdirde küçüğü korumanın salt ceza vermekle

gerçekleşeceğinin ileri sürülmesi, küçüklerin biyolojik ve psikolojik

yapılarını gözardı eden ve bilimsel gerçeklere uymayan bir yaklaşım olacaktır.

Örneğin bu düzenleme ve uygulamaya göre, TCK'nın 103. maddesindeki fiili

birlikte işleyen ve ikisi de 14 yaşında olup cinsel istismar suçunun her ikisi

de faili ve mağduru olan olayda erkek fail TCK'nın 103/2. , 31. maddeleri

gereği 7 yıl, kız fail ise 103/1, 31. maddeleri gereği 4 yıl hapis cezası ile

cezalandırılabilmektedir. Yine, 14 yaşındaki mağdurla ilişki kuran 16 yaşındaki

erkek faile ise 10 yıl hapis cezası uygulanmaktadır. Görüldüğü üzere, aslında

amacı çocukları cinsel yönden istismar eden yetişkinlere ağır cezalar öngörerek

küçükleri korumak olan 103. maddenin küçük failleri de kapsar biçimde

düzenlenmesi ile amaçla çelişen ve küçüklerin gelişimlerine ve kişiliklerine

zarar veren bir sonuç ortaya çıkmaktadır.

Başka bir deyişle, 14 veya 16, 17 yaşlarındaki bir küçük failin 15

yaşını tamamlamayan mağdura karşı cebir tehdit veya hile olmaksızın işleyeceği

cinsel fiil nedeniyle cezai sorumluluğunun düzenlenmesi konusunda Ceza

Kanununun yaş küçüklüğüyle ilgili 31. maddesinden ayrı ve özel bir düzenlemeye

ihtiyaç bulunmaktadır. Doktrinde de küçük faillerin durumunun özel olarak

düzenlenmeden konunun salt ceza hukuku yaptırımıyla çözümlenmiş olmasının,

onların gelişimlerini olumsuz olarak etkileyeceği ifade edilerek eleştiri

konusu yapılmıştır (Bkz; Prof. Dr. Mahmut Koca-Prof.Dr. İlhan Üzülmez, Türk

Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2.B. Ankara 2015, s. 311; Murat Aydın, Çocukların

Cinsel İstismarı Ve Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçu, 2.B. Ankara 2014, s.

22). Küçük faillere özgü düzenleme, hukuk devleti ve ailenin korunmasıyla

ilgili anayasal hükümlerin gereği olduğu gibi, yukarıda sayılan

uluslararası sözleşmelerin de bir gereğidir. Bu açıdan, kuralda küçük faillerin

hukuki durumları yönünden bir fark gözetilmeksizin tüm failler için 8 ila 15

yıl (6. fıkrayla birlikte 15 yıldan az olmamak üzere) hapis cezası öngörülmesi

hakkaniyetli ve ölçülü bulunmadığından, düzenlemenin hukuk devleti

ilkesine aykırı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

İkinci husus, aileleri tarafından küçük yaşta toplum önünde alenen

ve fiilen evlendirilen fail ve mağdurlar örneğidir. Fiil boyutunda cinsel

istismar niteliği değişmemekle birlikte, mağdurun yaşının ikmali ile resmi

evliliğin gerçekleştiği ve çocukların doğmasıyla bir ailenin meydana

geldiği bir çok olayda failin cezaevine gönderilmesi, aile birliğini bozan ve

adaletsizlik içeren bir uygulama olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda bu

durumdaki evli fail-mağdur çiftin Anayasanın 41. maddesi kapsamına girmeyeceği

söylenemez. Kaldı ki, ailenin bir parçası olan mağdur küçüğün 41. madde

açısından korunması ne derece haklı ve yerindeyse, bir adım sonrasında artık

bir aile haline dönüşen mağdur-fail çiftinin korunamayacağının söylenmesi derin

bir çelişki oluşturur. Ayrıca, ceza hukukunda ceza sorumluluğu için varlığı

öngörülen 'haksızlık bilinci' açısından da bu tür olaylar dikkat çekicidir.

İncelenen kuralda bu tür vakalara yönelik onarıcı hukuk kurumlarının

öngörülmemiş olması hukuk doktrininde de eleştiri konusu yapılmaktadır (Bkz;

Prof.Dr. Durmuş Tezcan - Prof.Dr. M. Ruhan Erdem-Doç.Dr. Murat Önok, Ceza Özel

Hukuku, 10.B. Ankara 2013, s. 357; Prof. Dr. Mahmut Koca-Prof.Dr. İlhan

Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2.B. Ankara 2015, s. 318).

Üçüncü olarak, suç tanımında 0 - 15 yaş arası tüm mağdur gruplarına yönelik fiiller için hakime 15 yıla kadar (6. fıkra ile birlikte 15 yıldan az olmamak üzere) hapis cezasına hükmetme yetkisinin verilmesi de düzenlemeyi ölçüsüz kılmaktadır.

Bilimsel olarak karşılaştırmalı hukukta, 12 yaşını tamamlamayan

küçüklerin günlük yaşamlarında karşılaşacakları çeşitli durumlarla ilgili

olarak davranışlarının anlam ve sonucunu algılama ve davranışlarını yönlendirme

yeteneklerinin bulunmadığı, diğer bir anlatımla, 12 yaşını tamamlayan

küçüklerin ise belirtilen yeteneklerinin bulunduğu ancak yeterince gelişmemiş

olduğu kabul edilmektedir. Bu konuda TCK'nın 31. maddesi gerekçesine göz

atılabilir. Kanun koyucu, bu maddede bilimsel verileri de esas alarak 12 yaşını

tamamlayan küçüklerin, bu yaşı tamamlamayanlara oranla davranışlarının anlam ve

sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneklerinin

bulunabildiğini normatif olarak kabul etmekte ve bu grubu cezai yönden de (ceza

indirimiyle de olsa) sorumlu tutmaktadır. Dolayısıyla, görüleceği gibi farklı

yaş kategorilerindeki küçüklerin cinsel fiillere karşı algı ve (tepki koyma

veya ikna edilme gibi) davranışları da değişebilmektedir. Karşılaştırmalı

hukukta da belirli bir yaştan aşağı küçüklere karşı cinsel fiillerin

cezalandırılmasında, mağdurların mental gelişimine göre farklı yaptırımların

belirlendiği görülmektedir. Bu bağlamda, çocuğun psişik gelişim dönemlerine

göre birden fazla yaş kategorilerinin benimsenmesi de adalet ilkesi yönünden

hakkaniyetli bir yaklaşım niteliğindedir. İncelenen kuralın bu tür

farklılıkları gözetmeksizin, örneğin suç tarihinde yaşı 14 yıl 11 ay olan bir

mağdurla, 10 yaşındaki diğer bir mağdurun bulunduğu tüm fiillerin aynı kategoride

ve aynı ağır ceza ile karşılanmış olunması fiille orantılı ve adil ceza

verilmesi ilkesine aykırı düşmektedir.

Yukarıda açıklandığı üzere, çocukların cinsel istismarını önlemeyi amaçlayan kuralın salt ceza miktarları bakımından ölçüsüz olduğu veya eşitlik ilkesine aykırı bulunduğu söylenemez ise de; kapsadığı farklı olaylar içerisinde hiçbir ayrım yapılmaksızın, tüm fail ve fiillere yönelik aynı ceza kategorisinin öngörülmesi, kuralın hukuk devleti ilkesi bakımından ölçüsüz olması sonucuna yol açmaktadır. Bu nedenle çoğunluğun ret yönündeki görüşüne katılamıyoruz.

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

KARŞIOY GEREKÇESİ

İtiraz isteminde bulunan Mahkemece yapılan ceza yargılamasında, mağdurenin 13 yaşında iken sanıkla dini nikâhlı olarak evlendiği, bu birliktelikten iki çocuklarının olduğu, çiftin aralarında cereyan eden ve adli mercilere intikal eden darp olayını takiben sanık hakkında "çocuğun nitelikli cinsel istismarı" suçundan dolayı, Türk Ceza Kanunu'nun 103. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca ceza davası açıldığı ve itiraz Mahkemesince anılan kuralın iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır.

Anılan kurala göre, 15 yaşını tamamlamamış olan çocuk mağdurlar

yönünden "rıza" kabul edilmemiş, bilahare sanıkla evlenme halinin

gerçekleşmesi hali dahi cezayı azaltıcı/ortadan kaldırıcı bir neden olarak

kabul edilmemiş; keza bu suç yönünden "şikâyet" şartının

varlığına gerek görülmemiştir. Diğer bir deyişle, 15 yaşını doldurmamış

çocuğa karşı anılan fıkrada öngörülen fiilin "cebren" işlenmesi

hali ile "rıza" ile işlenmesi aynı kapsamda değerlendirilmiş; belli

bölgelerde yaygın bir uygulama olan dini nikahı takiben gerçekleşen

cinsel birleşme hali (sonradan resmi evlilik gerçekleşse, çocukları

dünyaya gelse de) keza hiç dikkate alınmamış ve tüm bu hallerde failler

için sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmedilmesi

öngörülmüştür. Üstelik suç tarihinde yürürlükte olan aynı maddenin (7)

numaralı fıkrası uyarınca, suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının

bozulması halinde, verilecek cezasın 15 yıldan az olmamak üzere hapis cezası olacağı

hüküm altına alınmıştır. Yine davanın somutundan hareketle, dini nikâhlı eşi

hakkında bu yönde Adlı Tıp raporunun düzenlenmesi halinde, sanık hakkında

verilecek cezanın asgari haddi 15 yıl hapis olacaktır. Aynı yaştaki bir

mağdurun cebren ırzına geçen bir sanık hakkında verilecek ceza da aynı

olacak ve o da en az 15 yıl hapis cezası ile tecziye edilecektir.

Yasakoyucu sahip olduğu suç ve ceza siyaseti konusundaki takdir

hakkının doğal gereği olarak, toplumsal barışı bozan suçları ve cezaları

serbestçe tayin edebilirse de; bunu yaparken Anayasa'nın ilgili

hükümlerini dikkate almak, hukuk devleti ilkesine uygun davranmak ve

ölçülü bir düzenleme yapmak durumundadır. Suç failleri yönünden bir ayırım

gözetmeyen, cebren fiili işleyenler ile toplumun genelinde tasvip edilmese dahi

örfe uyarak evlenmek suretiyle dini nikâhlı olmanın sonucu cinsel birleşme

yapan failleri aynı derecede mütalâa eden, bu haller yönünden cezayı azaltıcı

hiçbir tedbir öngörmeyen, sanığın cezaevine girmesinden sonra geride kalan dini

nikâhlı eş ile çocukların akıbeti ve uğrayacakları mağduriyete bigane kalan, bu

mahiyeti itibariyle de kamu yararına aykırı sonuçlara yol açan kuralın adalet

ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşdığından söz edilemeyeceği gibi; ölçülü olduğu

da kabul edilemez.

Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa'nın 2. ve 13. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatine vardığımızdan; çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz.

Üye

Muammer TOPAL

Üye

Hasan Tahsin

ÖZCAN

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye Serruh KALELİ

Anayasa Mahkemesi, E. 2015/43, K. 2015/101, 12 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazın Konusu: 26.9.2004
  4. Olay
  5. I- İptali İstenilen Kanun Hükmü
  6. Iı- İlk İnceleme
  7. Iıı- Esasın İncelenmesi
  8. Özgüldür
  9. Kömürcü
  10. Necipoğlu
  11. Akıncı
  12. M. Emin KUZ
  13. Gökcan
  14. Karşıoy Gerekçesi
  15. Akıncı
  16. Karşıoy Gerekçesi
  17. Özcan
  18. Özgüldür
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2015/43
Karar No
2015/101
Tarih
12 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2014/195 K.2015/116
  • AYM Norm Denetimi E.2014/122 K.2015/123
  • AYM Norm Denetimi E.2014/183 K.2015/122
  • AYM Norm Denetimi E.2014/199 K.2015/115
  • AYM Norm Denetimi E.2015/15 K.2015/118
  • AYM Norm Denetimi E.2015/58 K.2015/117

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.