İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2016/125 K.2017/143

üyeleri Engin ALTAY, Levent GÖK, Özgür ÖZEL ile birlikte 124 milletvekili

Esas2016/125Karar2017/143Tarih28 Eylül 2017Okuma114 dk · 22.794 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
28 Eylül 2017
Esas Sayısı
2016/125
Karar Sayısı
2017/143
R.G. Tarih – Sayı
23.1.2018 – 30310
İptal davasını açan
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

22.794 kelime·114 dk okuma·40 bölüm

üyeleri Engin ALTAY, Levent GÖK, Özgür ÖZEL ile birlikte 124 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU

24.3.2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun;

A. 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan “…veya işlendikleri amaç için gerekli olan…” ibaresinin,

B. 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c), (ç), (e) ve (f) bentlerinin,

C. 6. maddesinin

1. (1) numaralı fıkrasında yer alan “…mezhebi,…” ve “…kılık ve kıyafeti…” ibarelerinin,

2. (3) numaralı fıkrasının,

D. 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasının,

E. 8. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,

F. 9. maddesinin (6) numaralı fıkrasının,

G. 13. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,

H. 15. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan “Devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler hariç…” ibaresinin,

I. 16. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,

İ. 24. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…Kurulca gerekli görülenlerin…” ibaresinin,

J. 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (ç) bentlerinin,

K. 30. maddesinin (7) numaralı fıkrası ile değiştirilen

11.10.2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 47. maddesinin,

Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 17., 20., 24., 25., 41., 56. ve 90. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

İptali istenen kuralların yer aldığı 6698 sayılı Kanun’un;

1. 4. maddesi şöyledir:

“Genel ilkeler

MADDE 4- (1) Kişisel veriler, ancak bu Kanunda ve diğer kanunlarda öngörülen usul ve esaslara uygun olarak işlenebilir.

(2) Kişisel verilerin işlenmesinde aşağıdaki ilkelere uyulması zorunludur:

a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma.

b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma.

c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme.

ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma.

d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme.”

2. 5. maddesi şöyledir:

“Kişisel verilerin işlenme şartları

MADDE 5- (1) Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez.

(2) Aşağıdaki şartlardan birinin varlığı hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür:

a) Kanunlarda açıkça öngörülmesi.

b) Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması.

c) Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması.

ç) Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması.

d) İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması.

e) Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması.

f) İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.”

3. 6. maddesi şöyledir:

“Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları

MADDE 6- (1) Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebiveya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.

(2) Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır.

(3) Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir.

(4) Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır.”

4. 7. maddesi şöyledir:

“Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesi

MADDE 7- (1) Bu Kanun ve ilgili diğer kanun hükümlerine uygun olarak işlenmiş olmasına rağmen, işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması hâlinde kişisel veriler resen veya ilgili kişinin talebi üzerine veri sorumlusu tarafından silinir, yok edilir veya anonim hâle getirilir.

(2) Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesine ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.

(3) Kişisel verilerin silinmesine, yok edilmesine veya anonim hâle getirilmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.”

5. 8. maddesi şöyledir:

“Kişisel verilerin aktarılması

MADDE 8- (1) Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın aktarılamaz.

(2) Kişisel veriler;

a) 5 inci maddenin ikinci fıkrasında,

b) Yeterli önlemler alınmak kaydıyla, 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında, belirtilen şartlardan birinin bulunması hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın aktarılabilir.

(3) Kişisel verilerin aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.”

6. 9. maddesi şöyledir:

“Kişisel verilerin yurt dışına aktarılması

MADDE 9- (1) Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın yurt dışına aktarılamaz.

(2) Kişisel veriler, 5 inci maddenin ikinci fıkrası ile 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şartlardan birinin varlığı ve kişisel verinin aktarılacağı yabancı ülkede;

a) Yeterli korumanın bulunması,

b) Yeterli korumanın bulunmaması durumunda Türkiye’deki ve ilgili yabancı ülkedeki veri sorumlularının yeterli bir korumayı yazılı olarak taahhüt etmeleri ve Kurulun izninin bulunması, kaydıyla ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın yurt dışına aktarılabilir.

(3) Yeterli korumanın bulunduğu ülkeler Kurulca belirlenerek ilan edilir.

(4) Kurul yabancı ülkede yeterli koruma bulunup bulunmadığına ve ikinci fıkranın (b) bendi uyarınca izin verilip verilmeyeceğine;

a) Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri,

b) Kişisel veri talep eden ülke ile Türkiye arasında veri aktarımına ilişkin karşılıklılık durumunu,

c) Her somut kişisel veri aktarımına ilişkin olarak, kişisel verinin niteliği ile işlenme amaç ve süresini,

ç) Kişisel verinin aktarılacağı ülkenin konuyla ilgili mevzuatı ve uygulamasını,

d) Kişisel verinin aktarılacağı ülkede bulunan veri sorumlusu tarafından taahhüt edilen önlemleri, değerlendirmek ve ihtiyaç duyması hâlinde, ilgili kurum ve kuruluşların görüşünü de almak suretiyle karar verir.

(5) Kişisel veriler, uluslararası sözleşme hükümleri saklı kalmak üzere, Türkiye’nin veya ilgili kişinin menfaatinin ciddi bir şekilde zarar göreceği durumlarda, ancak ilgili kamu kurum veya kuruluşunun görüşü alınarak Kurulun izniyle yurt dışına aktarılabilir.

(6) Kişisel verilerin yurt dışına aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.”

7. 13. maddesi şöyledir:

“Veri sorumlusuna başvuru

MADDE 13- (1) İlgili kişi, bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili taleplerini yazılı olarak veya Kurulun belirleyeceği diğer yöntemlerle veri sorumlusuna iletir.

(2) Veri sorumlusu başvuruda yer alan talepleri, talebin niteliğine göre en kısa sürede ve en geç otuz gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandırır. Ancak, işlemin ayrıca bir maliyeti gerektirmesi hâlinde, Kurulca belirlenen tarifedeki ücret alınabilir.

(3) Veri sorumlusu talebi kabul eder veya gerekçesini açıklayarak reddeder ve cevabını ilgili kişiye yazılı olarak veya elektronik ortamda bildirir. Başvuruda yer alan talebin kabul edilmesi hâlinde veri sorumlusunca gereği yerine getirilir. Başvurunun veri sorumlusunun hatasından kaynaklanması hâlinde alınan ücret ilgiliye iade edilir.”

8. 15. maddesi şöyledir:

“Şikâyet üzerine veya resen incelemenin usul ve esasları

MADDE 15- (1) Kurul, şikâyet üzerine veya ihlal iddiasını öğrenmesi durumunda resen, görev alanına giren konularda gerekli incelemeyi yapar.

(2) 1/11/1984 tarihli ve 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunun 6 ncı maddesinde belirtilen şartları taşımayan ihbar veya şikâyetler incelemeye alınmaz.

(3) Devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler hariç; veri sorumlusu, Kurulun, inceleme konusuyla ilgili istemiş olduğu bilgi ve belgeleri on beş gün içinde göndermek ve gerektiğinde yerinde inceleme yapılmasına imkân sağlamak zorundadır.

(4) Şikâyet üzerine Kurul, talebi inceleyerek ilgililere bir cevap verir. Şikâyet tarihinden itibaren altmış gün içinde cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır.

(5) Şikâyet üzerine veya resen yapılan inceleme sonucunda, ihlalin varlığının anlaşılması hâlinde Kurul, tespit ettiği hukuka aykırılıkların veri sorumlusu tarafından giderilmesine karar vererek ilgililere tebliğ eder. Bu karar, tebliğden itibaren gecikmeksizin ve en geç otuz gün içinde yerine getirilir.

(6) Şikâyet üzerine veya resen yapılan inceleme sonucunda, ihlalin yaygın olduğunun tespit edilmesi hâlinde Kurul, bu konuda ilke kararı alır ve bu kararı yayımlar. Kurul, ilke kararı almadan önce ihtiyaç duyması hâlinde, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerini de alabilir.

(7) Kurul, telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırılık olması hâlinde, veri işlenmesinin veya verinin yurt dışına aktarılmasının durdurulmasına karar verebilir.”

9. 16. maddesi şöyledir:

“Veri Sorumluları Sicili

MADDE 16- (1) Kurulun gözetiminde, Başkanlık tarafından kamuya açık olarak Veri Sorumluları Sicili tutulur.

(2) Kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişiler, veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline kaydolmak zorundadır. Ancak, işlenen kişisel verinin niteliği, sayısı, veri işlemenin kanundan kaynaklanması veya üçüncü kişilere aktarılma durumu gibi Kurulca belirlenecek objektif kriterler göz önüne alınmak suretiyle, Kurul tarafından, Veri Sorumluları Siciline kayıt zorunluluğuna istisna getirilebilir.

(3) Veri Sorumluları Siciline kayıt başvurusu aşağıdaki hususları içeren bir bildirimle yapılır:

a) Veri sorumlusu ve varsa temsilcisinin kimlik ve adres bilgileri.

b) Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği.

c) Veri konusu kişi grubu ve grupları ile bu kişilere ait veri kategorileri hakkındaki açıklamalar.

ç) Kişisel verilerin aktarılabileceği alıcı veya alıcı grupları.

d) Yabancı ülkelere aktarımı öngörülen kişisel veriler.

e) Kişisel veri güvenliğine ilişkin alınan tedbirler.

f) Kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekli olan azami süre.

(4) Üçüncü fıkra uyarınca verilen bilgilerde meydana gelen değişiklikler derhâl Başkanlığa bildirilir.

(5) Veri Sorumluları Siciline ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.”

10. 24. maddesi şöyledir:

“Başkan

MADDE 24- (1) Başkan, Kurul ve Kurumun başkanı sıfatıyla Kurumun en üst amiri olup Kurum hizmetlerini mevzuata, Kurumun amaç ve politikalarına, stratejik planına, performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak düzenler, yürütür ve hizmet birimleri arasında koordinasyonu sağlar.

(2) Başkan, Kurumun genel yönetim ve temsilinden sorumludur. Bu sorumluluk, Kurum çalışmalarının düzenlenmesi, yürütülmesi, denetlenmesi, değerlendirilmesi ve gerektiğinde kamuoyuna duyurulması görev ve yetkilerini kapsar.

(3) Başkanın görevleri şunlardır:

a) Kurul toplantılarını idare etmek.

b) Kurul kararlarının tebliğini ve Kurulca gerekli görülenlerin kamuoyuna duyurulmasını sağlamak ve uygulanmalarını izlemek.

c) Başkan Yardımcısını, daire başkanlarını ve Kurum personelini atamak.

ç) Hizmet birimlerinden gelen önerilere son şeklini vererek Kurula sunmak.

d) Stratejik planın uygulanmasını sağlamak, hizmet kalite standartları doğrultusunda insan kaynakları ve çalışma politikalarını oluşturmak.

e) Belirlenen stratejilere, yıllık amaç ve hedeflere uygun olarak Kurumun yıllık bütçesi ile mali tablolarını hazırlamak.

f) Kurul ve hizmet birimlerinin uyumlu, verimli, disiplinli ve düzenli bir biçimde çalışması amacıyla koordinasyonu sağlamak.

g) Kurumun diğer kuruluşlarla ilişkilerini yürütmek.

ğ) Kurum Başkanı adına imzaya yetkili personelin görev ve yetki alanını belirlemek.

h) Kurumun yönetim ve işleyişine ilişkin diğer görevleri yerine getirmek.

(4) Kurum Başkanının yokluğunda İkinci Başkan, Başkana vekalet eder.”

11. 28. maddesi şöyledir:

“İstisnalar

MADDE 28- (1) Bu Kanun hükümleri aşağıdaki hâllerde uygulanmaz:

a) Kişisel verilerin, üçüncü kişilere verilmemek ve veri güvenliğine ilişkin yükümlülüklere uyulmak kaydıyla gerçek kişiler tarafından tamamen kendisiyle veya aynı konutta yaşayan aile fertleriyle ilgili faaliyetler kapsamında işlenmesi.

b) Kişisel verilerin resmi istatistik ile anonim hâle getirilmek suretiyle araştırma, planlama ve istatistik gibi amaçlarla işlenmesi.

c) Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, sanat, tarih, edebiyat veya bilimsel amaçlarla ya da ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi.

ç) Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında işlenmesi.

d) Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi.

(2) Bu Kanunun amacına ve temel ilkelerine uygun ve orantılı olmak kaydıyla veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülüğünü düzenleyen 10 uncu, zararın giderilmesini talep etme hakkı hariç, ilgili kişinin haklarını düzenleyen 11 inci ve Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğünü düzenleyen 16 ncı maddeleri aşağıdaki hâllerde uygulanmaz:

a) Kişisel veri işlemenin suç işlenmesinin önlenmesi veya suç soruşturması için gerekli olması.

b) İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş kişisel verilerin işlenmesi.

c) Kişisel veri işlemenin kanunun verdiği yetkiye dayanılarak görevli ve yetkili kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca, denetleme veya düzenleme görevlerinin yürütülmesi ile disiplin soruşturma veya kovuşturması için gerekli olması.

ç) Kişisel veri işlemenin bütçe, vergi ve mali konulara ilişkin olarak Devletin ekonomik ve mali çıkarlarının korunması için gerekli olması.”

12. 30. maddesi şöyledir:

“Değiştirilen ve eklenen hükümler

MADDE 30- (1) (10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kanun ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)

(2) ila (5) - (26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Kanun ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)

(6) (7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)

(7) 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 47 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

‘MADDE 47- (1) Sağlık hizmeti almak üzere, kamu veya özel sağlık kuruluşları ile sağlık mesleği mensuplarına müracaat edenlerin, sağlık hizmetinin gereği olarak vermek zorunda oldukları veya kendilerine verilen hizmete ilişkin kişisel verileri işlenebilir.

(2) Sağlık hizmetinin verilmesi, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması ve maliyetlerin hesaplanması amacıyla Bakanlık, birinci fıkra kapsamında elde edilen verileri alarak işleyebilir. Bu veriler, Kişisel Verilerin Korunması Kanununda öngörülen şartlar dışında aktarılamaz.

(3) Bakanlık, ikinci fıkra gereğince toplanan ve işlenen kişisel verilere, ilgili kişilerin kendilerinin veya yetki verdikleri üçüncü kişilerin erişimlerini sağlayacak bir sistem kurar.

(4) Üçüncü fıkraya göre kurulan sistemlerin güvenliği ve güvenilirliği ile ilgili standartlar Kişisel Verileri Koruma Kurulunun belirlediği ilkelere uygun olarak Bakanlıkça belirlenir. Bakanlık, bu Kanun uyarınca elde edilen kişisel sağlık verilerinin güvenliğinin sağlanması için gerekli tedbirleri alır. Bu amaçla, sistemde kayıtlı bilgilerin hangi görevli tarafından ne amaçla kullanıldığının denetlenmesine imkân tanıyan bir güvenlik sistemi kurar.

(5) Sağlık personeli istihdam eden kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişiler, istihdam ettiği personeli ve personel hareketlerini Bakanlığa bildirmekle yükümlüdür.

(6) Kişisel sağlık verilerinin işlenmesi, güvenliği ve bu maddenin uygulanması ile ilgili diğer hususlar Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir.’”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA ve Rıdvan GÜLEÇ’in katılımlarıyla 22.6.2016 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Berrak YILMAZ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Kanun’un 4. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (d) Bendinde Yer Alan “…veya işlendikleri amaç için gerekli olan…” İbaresinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

3. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralın yer aldığı

maddenin esas itibarıyla kişisel verilerin işlenmesindeki güvenceleri

düzenlediği, bu güvencelerden en önemlisinin kişisel verilerin muhafaza süresi

olduğu, işlendiği amaç için gerekli olan süre şeklindeki dava konusu kuralın

ise belirsiz, subjektif, geniş ve yorumlayana göre değişebilecek nitelikte

olduğundan kişisel verileri işleyen gerçek veya tüzel kişilerin ne kadar süre

ile kişisel verileri muhafaza edebileceğinin belirli olmadığı, kişilerin hukuk

güvenliğini tehdit ettiği ve Avrupa Konseyi tarafından hazırlanarak 1981

tarihinde imzaya açılan 108 sayılı Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi

Tutulması Karşısında Bireylerin Korunmasına Dair Sözleşme’de (108 sayılı

Sözleşme) yer alan esaslarla uyumlu olmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın

2. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

4. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 20. maddesi yönünden de incelenmiştir.

5. Dava konusu kuralın yer aldığı fıkrada, kişisel verilerin işlenmesinde uyulması zorunlu ilkeler düzenlenmektedir. Fıkranın (d) bendinde bu ilkelerden biri olarak kişisel verilerin mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilmesi öngörülmektedir. Fıkrada yer alan “…veya işlendikleri amaç için gerekli olan …” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.

6. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

7. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri de “belirlilik”tir.

Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi

bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve

uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı

koruyucu önlem içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle

bağlantılı olup bu ilke gereği birey hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal

yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların hangi müdahale yetkisini

doğurduğunu bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri

öngörebilir ve davranışlarını belirler. Hukuk güvenliği; normların

öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven

duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici

yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

8. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, özel

hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel

hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” denilerek özel hayatın

gizliliği hakkı güvence altına alınmıştır. Maddenin üçüncü fıkrasında ise

herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip

olduğu, bu hakkın kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında

bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini

talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de

kapsadığı ifade edilmiştir. Maddede ayrıca kişisel verilerin ancak kanunda

öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği ve kişisel

verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.

9. 6698 sayılı Kanun’un 3. maddesine göre kişisel veri, kimliği

belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade

etmektedir. Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği üzere ”...

Bu bağlamda adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece

kimliğini ortaya koyan bilgiler değil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası,

sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses

kayıtları, parmak izleri, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler,

etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlık

bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm

veriler” kişisel veri olarak kabul edilmektedir (E. 2013/122, K.

2014/74, 9.4.2014; E. 2014/149, K. 2014/151, 2.10.2014; E. 2013/84, K.

2014/183, 4.12.2014; E. 2014/74, K. 2014/201, 25.12.2014; E. 2014/180, K.

2015/30, 19.3.2015; E. 2015/32, K. 2015/102, 12.11.2015).

10. Kişisel veri kavramı tarafı olduğumuz Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) açık bir şekilde düzenlenmemekle birlikte,

AİHS’nin uygulanmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

kararlarında 108 sayılı Sözleşme’ye atıfta bulunulmakta ve bu verilerin özel

yaşamın gizliliğinin bir parçası olduğu kabul edilmektedir. AİHM kararlarında

kişilere ait “görüntü”, “fotoğraf”, “parmak izi”, “DNA profili”, “hücre

örnekleri”, “ev adresi” ve “yaş, doğum tarihi ve fiziksel

özellikler” kişisel veri kapsamında değerlendirilmektedir (Peck/Birleşik

Krallık, B. No: 44647/98, 28.01.2003; Sciacca/İtalya, B.

No: 50774/99, 11.01.2005; S. ve Marper/Birleşik Krallık(Büyük Daire), B.

No: 30562/04, 30566/04, 04.12.2008; Alkaya/Türkiye, B. No:

42811/06, 09.10.2012; K.U./Finlandiya, B. No: 2872/02, 02.12.2008).

11. Kişisel verilerin korunmasında hâkim olan temel ilkeler dava konusu kuralın da yer aldığı 6698 sayılı Kanun’un 4. maddesinde belirtilmiştir. Maddede, kişisel verilerin işlenmesinde uyulması zorunlu bu ilkeler; hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma, doğru ve gerektiğinde güncel olma, belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme, işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma, ilgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme şeklinde sayılmıştır.

12. 108 sayılı Sözleşme’nin verilerin niteliğini düzenleyen 5. maddesinin (e) bendinde de otomatik işleme konu olan kişisel verilerin “Kaydedilme amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli olan süreyi aşmayacak şekilde ilgili kişilerin kimliklerini belirlemeye imkân veren bir biçimde” saklanacağı belirtilmiştir.

13. AİHM kararlarında da kişisel verilerin gerekenden uzun süre tutulması ihlal nedeni olarak kabul edilmiştir. Mahkeme şüphelilerin parmak izi, DNA profili ve hücre örneklerinin ulusal bir veri tabanına aktarılmasına ilişkin başvuruda, kayıt altına alınabilir herhangi bir suç dolayısıyla bir kişinin parmak izi ve DNA örneklerinin belirsiz bir süre saklanmasına izin veren uygulamayı AİHS’nin 8. maddesine aykırı bulmuştur (S. ve Marper/Birleşik Krallık ((Büyük Daire), B. No: 30562/04, 30566/04, 04.12.2008).

14. Dava konusu kuralın yer aldığı madde gerekçesinde, kişisel

verilerin ancak ilgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli

olan süre kadar muhafaza edilmesinin zorunlu olduğu, buna göre veri

sorumlularının ilgili mevzuatta verilerin saklanması için öngörülen bir süre

varsa bu süreye uyacağı yoksa verileri ancak işlendikleri amaç için gerekli

olan süre kadar muhafaza edebileceği, bir verinin daha fazla saklanması için

geçerli bir sebep olmaması durumunda o verinin silineceği veya anonim hâle

getirileceği, gelecekte kullanma ihtimalinin varlığına dayanarak veri

saklanamayacağı, veri sorumlularının Kanun’un 16. maddesi uyarınca Veri

Sorumluları Siciline kayıt için başvuru yaparken kişisel verilerin işlendikleri

amaç için gerekli olan azami süreyi bildirmek zorunda oldukları ifade

edilmektedir.

15. Kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekli olan süre

kadar muhafaza edilmesi ilkesi kişisel verilerin korunmasının en önemli

ilkelerinden biridir. Zira kişisel verilerin korunması hakkı, herhangi bir

kişinin kendisiyle ilgili olarak toplanan kişisel verilerin toplanma amacına

ulaşıldıktan sonra bilgisi dışında muhafaza edilmeyeceği veya başka bir amaç

için kullanılmayacağı güvencesine sahip olması hâlinde söz konusu olabilir.

Kişinin kişisel verilerinin hayatı boyunca bir yerlerde kayıtlı tutulacağını ve

başka bir amaçla kullanılabileceğini düşünmesi kişisel verilerin korunması

hakkını zedeler. Bu bağlamda dava konusu kuralla kanun koyucunun, ilgili

mevzuatta kişisel verilerin saklanması için bir süre öngörülmemesi durumunda bu

verilerin ancak işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza

edilebilmesi suretiyle kişisel verilerin süresiz bir şekilde muhafaza edilmesi

ihtimalini ortadan kaldırmaya yönelik bir düzenleme yapmayı ve kanunda muhafaza

süresi belirtilmeyen kişisel verilerle ilgili olarak kişilere güvence sağlamayı

amaçladığı anlaşılmaktadır.

16. Çok geniş bir kavramı ifade eden kişisel veriler çok farklı amaçlarla ve farklı şekillerde işlenebileceğinden kanun koyucu tarafından her bir kişisel veri için önceden muhafaza edilme süresi öngörülmesi mümkün olamayabilir. Diğer taraftan 6698 sayılı Kanun’un bireylere veri sorumlusuna başvuru hakkının düzenlendiği 11. maddesine göre veri sahipleri her zaman kişisel verilerin işlenme amacını ve bunların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme hakkına sahip olduğu gibi kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesini düzenleyen 7. maddesine göre öngörülen şartlar çerçevesinde kişisel verilerin silinmesini veya yok edilmesini isteme hakkına da sahiptir.

17. Ayrıca 6698 sayılı Kanun’un 16. maddesine göre Kişisel

Verileri Koruma Kurulu gözetiminde Başkanlık tarafından kamuya açık olarak

tutulan Veri Sorumluları Sicili’ne kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel

kişiler tarafından veri işlenmeye başlanmadan önce bulunulması gereken kayıt

başvurusunda yapılan bildirimde kişisel verilerin işlendikleri amaç için

gerekli olan azami sürenin de belirtilmesi gerekir. Kanun’un anılan hükümleri

ve 108 sayılı Sözleşme’nin 5. maddesinin (e) bendindeki süreye yönelik düzenleme

dikkate alındığında, muhafaza süresi mevzuatta öngörülmeyen kişisel verilerle

ilgili olarak kişilere güvence sağlamaya yönelik dava konusu kuralın belirsiz

ve subjektif bir niteliğe sahip olduğu söylenemez. Dolayısıyla kuralda kişisel

verilerin korunmasıyla ilgili uluslararası hukukta da temel ilkelerden biri

olarak kabul edilen verilerin amacın gerektirdiğinden daha uzun süre tutulmama

ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.

18. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

19. Kuralın Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

B. Kanun’un 5. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (c), (ç), (e) ve (f) Bentlerinin İncelenmesi

1. İptal Taleplerinin Gerekçesi

20. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların yer aldığı

maddede kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği

kuralının istisnalarının düzenlendiği, istisnaların sınırları belirlenmiş bir

şekilde tadadi olarak sayılması gerektiği ancak dava konusu kurallarla

istisnaların esas düzenleme hâline gelerek Kanun’un uygulanmasında açık rızanın

aranmasına gerek duyulmasının neredeyse imkânsız hâle getirildiği, kişisel

verilerin korunmasına ilişkin anayasal güvencenin yaşama geçirilebilmesi için

bu hakkı ilgilendiren yasal düzenlemelerin açık, anlaşılabilir ve kişilerin söz

konusu haklarını kullanabilmelerine elverişli olması gerektiği ancak dava

konusu kuralların kapsam ve sınırlarının belirsiz olduğu, özellikle “meşru

menfaat” kavramının kapsamının belli olmadığı, temel hak ve

özgürlüklere ilişkin sınırlamanın Anayasa’ya uygun olabilmesi için temel

hakların sınırlandırılmasına ilişkin ilkelere aykırı olmaması ve bu bağlamda

kamu yararı ile özel hayatın gizliliği hakkı arasında adil bir denge kurması

gerektiği, dava konusu kuralların ise bireylerin özel yaşamına doğrudan bir

müdahale niteliğinde olduğu, kişisel verilerin korunması hakkını ölçüsüzce

sınırlandırdığı ve hakkın özüne zarar verdiği, kanun koyucunun takdir yetkisini

adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması

gerektiği, kuralların kamu yararı amacı taşımadığı belirtilerek

Anayasa’nın 2., 13., 20. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

21. Dava konusu kuralların yer aldığı maddede kişisel verilerin

işlenme şartları düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında kişisel verilerin

ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği hükme bağlanmış, ikinci

fıkrasında ise ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin

işlenmesinin mümkün olduğu hâller belirtilmiştir. Bunlar (2) numaralı fıkranın

(a) bendinde, kanunlarda açıkça öngörülmesi; (b) bendinde, fiilî imkânsızlık

nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik

tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden

bütünlüğünün korunması için zorunlu olması; (c) bendinde, bir sözleşmenin

kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla sözleşmenin

taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması; (ç) bendinde,

veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu

olması; (d) bendinde, ilgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş

olması; (e) bendinde, bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri

işlemenin zorunlu olması ve (f) bendinde, ilgili kişinin temel hak ve

özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla veri sorumlusunun meşru menfaatleri için

veri işlemesinin zorunlu olması şeklinde belirlenmiştir. Dava konusu kurallar

Kanun’un 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c), (ç), (e) ve (f)

bentleridir.

22. Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesinin gereği

olarak kanunlar kamu yararı amacını gerçekleştirmek üzere çıkarılmalıdır.

Anayasa Mahkemesi’nin kimi kararlarında kamu yararı kavramından ne anlaşılması

gerektiği ortaya konulmuştur. Buna göre kamu yararı kavramı genel bir ifadeyle

bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade

etmektedir. Bu bağlamda kanun koyucu, sosyal yaşamı düzenlemek için kamu yararı

amacıyla kimi kurallar koyabilir. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel

çıkarlar için veya yalnız belli kişilerin yararına olarak kanun hükmü

konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması

hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan

ayrık hâl dışında bir kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı,

hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercih

sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı

değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz.

23. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında özel hayatın

gizliliği hakkı güvence altına alınmıştır. Ancak aynı maddenin ikinci

fıkrasında millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması sebeplerinden biriyle özel hayatın gizliliğinin sınırlanmasına olanak

tanınmıştır. Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş özgürlüklerin de o özgürlüğün doğasından

kaynaklanan sınırlarının bulunduğu, ayrıca Anayasa'nın başka maddelerinde yer

alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi

gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir.

24. Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında ise “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” hükmü yer almaktadır.

25. 108 sayılı Sözleşme’nin 9. maddesinde de devlet güvenliği, kamu güvenliği, devletin ekonomik menfaatlerinin korunması ve suçlarla mücadele edilmesi, ilgilinin veya üçüncü kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması ile verilerin istatistiki veya bilimsel amaçlarla kullanılması durumlarında kişisel verilerin korunmasına sınırlamalar getirilebileceği belirtilmektedir.

26. Ancak bu sınırlama yapılırken temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa’nın 13. maddesine de uyulması

gerekmektedir. Anayasa’nın 13. maddesinde“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Anayasa’nın 13.

maddesi uyarınca özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakları,

yalnızca kanunla ve demokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde

sınırlanabilir. Ayrıca getirilen bu sınırlamalar hakkın özüne dokunamayacağı

gibi Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

27. Temel hak ve özgürlükler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’da öngörülen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dokunulamayacak “öz”, her temel hak ve özgürlük açısından farklılık göstermekle birlikte kanunla getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel hakların kullanılmasını ciddi surette güçleştirip amacına ulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir.

28. Temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yapılan sınırlamaların ise demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Öze dokunma yasağını ihlal etmeyen müdahaleler yönünden gözetilmesi öngörülen “demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle ilgili hak yönünden getirilen sınırlamaların zorunlu ve istisnai tedbir niteliğinde olmalarını gerektirmektedir. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir.

29. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda dikkate alınması gereken bir diğer ilkedir. Demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri, iki ayrı kriter olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki kriter arasında sıkı bir ilişki vardır. Temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir sınırlamanın başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi gerekir.

30. Demokratik toplum kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin en geniş şekilde güvence altına alındığı bir düzeni gerektirir. Demokrasilerde devlete düşen görev temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmek, bunların etkili şekilde kullanılmasını sağlayacak tedbirleri almaktır. Bu kapsamda devlet, özellikle temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıracak veya bunlara ölçüsüz müdahale teşkil edecek tutumlardan kaçınmalı ve başkalarından gelebilecek tehditlere karşı bireyleri korumalıdır.

31. Özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkı,

temel hak ve özgürlükler arasında önemli bir yer alır. Özel hayatın

gizliliğinin korunması, bu hayatın başkalarının gözleri önüne serilmemesi

demektir. Kişinin özel hayatının, yalnız kendisi veya kendisinin bilmesini

istediği kimseler tarafından bilinmesini isteme hakkı, kişinin temel

haklarından biridir ve bu niteliği nedeniyle insan haklarına ilişkin beyanname

ve sözleşmelerde yer almış; demokratik ülkelerin mevzuatında açıkça belirlenen

istisnalar dışında devlete, topluma ve diğer kişilere karşı korunmuştur.

Kişisel verilerin korunması hakkı ise özel hayatın gizliliği hakkının özel bir

biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi

sırasında korumayı amaçlamaktadır. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına

sağlanan anayasal güvencenin yaşama geçirilebilmesi için bu hakkı ilgilendiren

yasal düzenlemelerin açık, anlaşılabilir ve kişilerin söz konusu haklarını

kullanabilmelerine elverişli olması gerekir. Ancak böyle bir düzenleme ile

kişilerin özel hayatlarını ilgilendiren veri ve bilgilerin resmî makamların

keyfî müdahalelerine karşı korunması mümkün olabilir.

32. 6698 sayılı Kanun’un 5. maddesinde kişisel verilerin işlenme şartları düzenlenmiştir. Buna göre kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez. Maddenin dava konusu kuralın yer aldığı (2) numaralı fıkrasında belirtilen şartlardan birinin varlığı hâlinde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür.

33. 6698 sayılı Kanun’un 3. maddesinde açık rıza “belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirilmeye dayanan ve özgür iradeyle açıklanan rıza” şeklinde tanımlanmıştır. Madde gerekçesinde açık rızanın 95/46/EC sayılı Avrupa Birliği Veri Koruma Direktifi (95/46/EC sayılı Direktif) dikkate alınarak tanımlandığı ifade edildikten sonra açık rızanın ilgili kişinin kendisiyle ilgili veri işlenmesine özgürce, konuyla ilgili yeterli bilgi sahibi olarak tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta ve sadece o işlemle sınırlı olarak verdiği onay beyanı şeklinde anlaşılması gerektiği ifade edilmiştir.

34. 95/46/EC sayılı Direktif’in 2. maddesinin (h) bendine

göre “veri öznesinin rızası”, “kendisine dair kişisel verilerin

işlenmesi için veri öznesinin kabulüne işaret eden, özgürce ve bilgilendirilme

yapıldıktan sonra alınan rızayı” ifade etmektedir. Avrupa Birliği

tarafından 95/46/EC sayılı Direktif’in yerini almak üzere 2016 yılında kabul

edilen ve 2018 yılında yürürlüğe girecek olan 2016/679 sayılı Genel Veri Koruma

Yönetmeliği’nin 4. maddesinin (11) numaralı bendinde de veri sahibinin rızası “veri

sahibinin bir beyan yoluyla ya da açık bir onay eylemiyle kendisine ait kişisel

verilerin işlenmesine onay verdiğini gösteren özgür bir şekilde verilmiş

spesifik, bilinçli ve açık gösterge” şeklinde tanımlanmaktadır.

35. 95/46/EC sayılı Direktif’in 7. maddesinin devamında açık rıza

kuralının istisnaları düzenlenmiştir. Buna göre kişisel verilerin işlenmesi,

bir sözleşme yapmadan önce veri öznesinin talebi üzerine önlem almak için ya da

veri öznesinin taraf olduğu bir sözleşmenin yerine getirilmesi için gerekliyse

veya işlenme denetleyicinin konusu olan bir yasal yükümlülüğe uyum için

gerekirse veya işlenme, veri öznesinin hayati menfaatlerini korumak için

gerekliyse veya işlenme, verilerin açıklandığı üçüncü bir şahıs veya

denetleyiciye yetki veren kamu makamının uygulamasında veya kamu menfaatine

yapılan bir görevin yerine getirilmesi için gerekliyse veya işlenme, bu tür

menfaatlerin 1. maddenin (1) numaralı fıkrası kapsamında koruma gerektiren veri

öznesinin temel hak ve özgürlükleriyle ilgili menfaatleri çiğnemesi haricinde

verilerin açıklandığı üçüncü şahıs veya şahıslar tarafından ya da denetleyici

tarafından takip edilen meşru menfaatlerin amaçları için gerekliyse veri

öznesinin açık rızası aranmayabilecektir.

36. Dava konusu kurallarla, ilgili kişinin açık rızası olmasa dahi

kişisel verilerin işlenebileceği hâllerden bir kısmı düzenlenmektedir. Buna

göre ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesinin

mümkün olduğu hâller “bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan

doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin

işlenmesinin gerekli olması”; “veri sorumlusunun hukuki

yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması”; “Bir

hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması”

ile “ilgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek

kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu

olması” şeklinde öngörülmüştür.

37. Dava konusu kuralların yer aldığı madde gerekçesinde, kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenebileceği hâller örnekler verilmek suretiyle detaylı olarak açıklanmıştır.

38. Fıkranın (c) bendiyle ilgili olarak madde gerekçesinde bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla ilgili olarak kişisel veri işlenebileceği, örneğin yapılan bir sözleşme gereği paranın ödenmesi için alacaklı tarafın hesap numarasının alınabileceği, bir bankayla kredi sözleşmesi yapılması sırasında bankanın o kişiye ait maaş bordrosunu, tapu kayıtlarını, icra borcu olmadığına dair belgeyi edinmesinin bu kapsamda değerlendirileceği belirtilmiştir.

39. Fıkranın (ç) bendiyle ilgili olarak madde gerekçesinde veri sorumlusunun, hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olan verileri, ilgili kişinin rızası olmasa dahi işleyebileceği, örneğin bir şirketin çalışanına maaş ödeyebilmesi için banka hesap numarası, evli olup olmadığı, bakmakla yükümlü olduğu kişiler, eşinin çalışıp çalışmadığı, sosyal sigorta numarası gibi verileri işlemesinin bu bendin verdiği yetkiye istinaden olacağı ifade edilmiştir.

40. Fıkranın (e) bendiyle ilgili olarak madde gerekçesinde bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması durumunda kişisel verilerin işlenebileceği, bu bağlamda bir şirketin kendi çalışanı tarafından açılan bir davada ispat için bazı verileri kullanmasının veya kısıtlı bir kişinin haklarının korunması amacıyla vasinin veya kayyımın, kısıtlının mali bilgilerini tutmasının hukuka uygun sayılacağı belirtilmiştir.

41. Fıkranın (f) bendiyle ilgili olarak madde gerekçesinde ise

ilgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla veri

sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması durumunda

da açık rıza şartı aranmaksızın kişisel verilerin işlenebileceği, örneğin bir

şirket sahibinin çalışanlarının temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek

kaydıyla onların terfileri, maaş zamları yahut sosyal haklarının

düzenlenmesinde ya da işletmenin yeniden yapılandırılması sürecinde görev ve

rol dağıtımında esas alınmak üzere çalışanların kişisel verilerini

işleyebileceği, burada işletmenin yeniden yapılandırılması ya da ehliyetli ve

liyakatli çalışanların terfi almalarının veri sorumlusu statüsündeki şirket

sahibinin “meşru menfaati” cümlesinden olduğu, kişisel

verilerin korunmasına ilişkin temel ilkelere uyulması ve veri sorumlusu ile

ilgili kişinin menfaat dengesinin gözetilmesi gerektiği açıklanmıştır.

42. Dava konusu kuralların, kişisel verilerin korunmasına yönelik

bir sınırlandırma getirdiği açıktır. Dava konusu kurallarla ilgili kişinin açık

rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesinin mümkün olduğu bir kısım

hâller düzenlenmek suretiyle kişisel verilerin korunması hakkına müdahalede

bulunulmuş ise de açık rıza olmaksızın işlenebilecek kişisel veriler, ilgilinin

her türlü kişisel verisi olmayıp dava konusu kurallarda açıkça düzenlenen

şartlardan birinin gerçekleşmesi durumu ile sınırlıdır. Bu bağlamda açık rıza

kavramına getirilen istisnaların esas düzenleme hâline getirildiği veya açık

rızaya gerek duyulmasını imkânsız hâle getirdiği söylenemez. Ayrıca dava konusu

kuralların, kişisel verilerin işlenmesini, bir işlemin yapılması, bir hakkın tesisi,

kullanılması veya korunması veya veri sorumlusunun meşru menfaatleri için

gerekli veya zorunlu olması durumlarıyla sınırlı tuttuğu dikkate alındığında

getirilen sınırlamaların kişisel verilerin korunması hakkının kullanılmasını

son derece zorlaştıran veya onu kullanılamaz duruma düşüren kayıtlara

bağlamadığı da açıktır. Bir başka deyişle dava konusu kurallar, maddede

belirtilen konularda gereklilik veya zorunluluk hâllerinde ortaya çıkacak bir

ihtiyacın karşılanmasını sağlamaya yönelik olup hakkın özüne dokunmamaktadır.

Bu nedenle değerlendirilmesi gereken hususlar söz konusu sınırlamanın

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olup

olmadığıdır.

43. Kanun koyucunun kurallarla zorunlu ve gerekli olan hâllerle

sınırlı olarak belirtilen konularda ilgili kişinin açık rızası olmaksızın

kişisel verilerinin işlenebilmesine olanak sağlamak suretiyle toplumsal yaşamda

belirtilen konularda ortaya çıkabilecek gecikme, aksaklık veya düzensizlikler

ile hak ve menfaat kayıplarının engellenmesini sağlamayı amaçladığı

anlaşılmaktadır. Kurallarla söz konusu verileri işleme yetkisinin amacı ve

faaliyet alanı belirlenmiş ve bu şekilde kamu yararı ile özel hayatın gizliliği

ve kişisel verilerin korunması hakları arasında adil bir denge kurulmuştur.

Ayrıca kurallarla belirtilen konularda söz konusu kişisel verilerin işlenmesi

durumunda ise 6698 sayılı Kanun’dan kaynaklanan kişisel verilerin işlenmesine

ilişkin tüm ilke, yükümlülük ve sorumluluklara ilişkin düzenlemeler

geçerliliğini korumaktadır. Bu durumda kişisel verilerin işlenmesinde 6698

sayılı Kanun’da yer alan kişisel verilerin korunmasıyla ilgili olarak kişisel

verilerin işlenmesinde uyulması zorunlu kurallar, kişisel verilerin işlenme

şartları, veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülüğü, veri güvenliğine ilişkin

yükümlülükler ile veri sorumlusuna başvuru ve Kurula şikâyete ilişkin hükümler

uygulanacaktır.

44. Öte yandan 6698 sayılı Kanun’un 17. maddesinde kişisel

verilere ilişkin suçlar bakımından 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu’nun 135 ila 140. maddeleri hükümlerinin uygulanacağı ve Kanun’un 7.

maddesi hükmüne aykırı olarak kişisel verileri silmeyen veya anonim hâle

getirmeyenlerin 5237 sayılı Kanun’un 138. maddesine göre cezalandırılacağı

hükme bağlanmıştır. 5237 sayılı Kanun’un 136. maddesi uyarınca da kişisel

verileri hukuka aykırı olarak başkasına vermek, yaymak veya ele geçirmek suç olarak

düzenlenmiştir. Dolayısıyla dava konusu kural kapsamında elde edilecek

bilgilerin amacı dışında kullanılmasını önleyecek ve kişilerin özel hayatına

dair bilgilerin ve kişisel verilerin ifşa edilmesini önleyecek yasal güvencenin

sağlandığı görülmektedir.

45. Bu bağlamda Kanun’da sınırlama aracının sınırlama amacına uygun ve orantılı şekilde kullanılmasını sağlayacak yasal güvencelere yer verildiği ve yeterli korumanın sağlandığı da dikkate alındığında dava konusu kurallarla getirilen sınırlamaların özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkının özünü zedelemediği gibi amaç ile araç arasında makul denge kurduğu da açıktır. Dolayısıyla anılan kurallar, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırılık teşkil etmediği gibi özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkına ölçüsüz bir müdahale de teşkil etmemektedir.

46. Anayasa’nın 20. maddesi, kişisel verilerin korunmasını isteme

hakkına sağlanan anayasal güvenceyi kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen

hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği şeklinde belirtmiştir.

Dolayısıyla bu hakkı ilgilendiren yasal düzenlemelerin çerçevesi çizilmiş;

açık, anlaşılabilir, kişilerin söz konusu haklarını kullanabilmelerine

elverişli ve özel hayatlarını ilgilendiren veri, bilgi ve belgelerin resmî

makamların keyfî müdahalelerine karşı korunmasını mümkün hâle getirmesi

gerekmektedir. Bu bağlamda dava konusu kurallar madde gerekçeleriyle birlikte

değerlendirildiğinde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel

verilerinin işlenmesinin mümkün olduğu hâllerin kapsam, amaç ve sınırlarının

Kanun’da açıkça yer alması karşısında kuralların belirsiz olduğu söylenemez.

47. Ayrıca dava dilekçesinde “meşru menfaat” kavramının belirsiz olduğu ifade edilmiştir. Ancak bu kavramın çalışanların temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla gerekçede ifade edilen temel ilkelere uyulması ve veri sorumlusu ile ilgili kişinin menfaat dengesinin gözetilmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir kavram olarak anlaşılması gerektiği dikkate alındığında belirsiz olduğu söylenemez.

48. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 2., 13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.

49. Kuralların Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

C. Kanun’un 6. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…mezhebi...”, “…kılık ve kıyafeti,…” İbareleri ile (3) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

1. “…mezhebi...” ve “…kılık ve kıyafeti,…” İbarelerinin İncelenmesi

a. İptal Taleplerinin Gerekçesi

50. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu “mezhebi” ile “kılık

ve kıyafeti” ibarelerinin, Anayasa Mahkemesi kararları, 108 sayılı

Sözleşme, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) tarafından yayımlanan

Kişisel Verilerin Korunması Rehber İlkeler ile 95/46/EC sayılı Direktif’te

tanımlanan kişisel veri kavramlarıyla uyumlu olmadığı, uluslararası insan

hakları hukuku ile bağdaşmayacak nitelikte olduğu, mezhep, kılık ve kıyafete

ilişkin verilerin toplanmasının Her Türlü Irk Ayrımcılığının Tasfiye Edilmesine

Dair Uluslararası Sözleşme’de sağlanan güvencelere aykırı olduğu, kanun

koyucunun takdir yetkisinin aşıldığı ve yerleşik fişleme tarihi tartışmalarının

olduğu ülkemizde bireyler bakımından güvence değil risk oluşturduğu, toplumsal

cinsiyet ayrımcılığına neden olacak nitelikte olduğundan eşitlik ilkesine

aykırılık teşkil ettiği, kişinin sahip olduğu din ve vicdan özgürlüğü ile

düşünce ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiği belirtilerek dava konusu ibarelerin

Anayasa’nın 2., 10., 20., 24., 25. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri

sürülmüştür.

b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

51. Dava konusu ibarelerin yer aldığı fıkrada özel nitelikli kişisel veriler düzenlenmiştir. Fıkrada kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verilerin özel nitelikli kişisel veri olduğu belirtilmektedir. Fıkrada yer alan “...mezhebi...” ve “...kılık ve kıyafeti...” ibareleri dava konusu kuralları oluşturmaktadır.

52. Anayasa’nın 2. maddesinde hukuk devleti ilkesi, 20. maddesinde ise kişisel verilerin korunması hakkı düzenlenmiştir.

53. Dava konusu kuralla, kişilerin mezhebine, kılık ve kıyafetine ilişkin verileri özel nitelikli kişisel veriler olarak kabul edilmektedir. Mezhep bir dinin görüş, yorum ve anlayış farklılıkları sebebiyle ortaya çıkan kollarından her biri; kılık ve kıyafet ise bir kimsenin giyinişi, dış görünüşü, üst başı, giysisi şeklinde ifade edilmektedir.

54. 6698 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince özel nitelikli kişisel verilerin kural olarak ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır. Bu kuralın istisnaları ise maddenin (3) numaralı fıkrasında düzenlenmiştir. Maddenin (4) numaralı fıkrasına göre ise özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır.

55. Dava konusu kuralların yer aldığı maddenin gerekçesinde bazı kişisel verilerin başkaları tarafından öğrenildiği takdirde ilgili kişinin mağdur olmasına veya ayrımcılığa maruz kalmasına neden olabileceğinden bu tür verilerin özel nitelikli (hassas) veri olarak kabul edildiği ifade edilmiştir. Bu bağlamda kişilerin dinî görüş, yorum ve anlayış farklılıklarını ortaya koyan verileri ile dinî inancıyla bağlantılı kılık ve kıyafetine ilişkin verilerin özel nitelikli kişisel veriler olduğu kuşkusuzdur.

56. Nitekim 108 sayılı Sözleşme’nin 6. maddesi ile 2016/679 sayılı Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Yönetmeliği’nin 9. maddesinde “dini veya diğer inançları ortaya koyan kişisel nitelikteki veriler” özel veri kategorileri arasında belirtilmiştir.

57. Kanun koyucunun dava konusu kurallarla, kişilerin mezhebi ile kılık ve kıyafetiyle ilgili verileri daha özel bir korumaya tabi olması gereken verilerden kabul etmek suretiyle bu tür verileri diğer verilerden ayırdığı ve işlenmesini daha özel koşullara bağladığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla dava konusu kuralların amacının bu verilerin toplanmasına yasal dayanak sağlamak değil kişisel veri olduğunda şüphe olmayan bu verileri özel koruma altına almaya yönelik olduğu açıktır. Bu bağlamda kişilerin mezhebi ve kılık ve kıyafetiyle ilgili verileri daha özel bir koruma altına almak kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olup kuralların Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

58. Öte yandan kişilerin ayrımcılığa uğramasına neden olabilecek

alanlarda bilgilerin toplanmasının, farklı grupların özel ihtiyaçlarının tespit

edilmesi ve ayrımcılıkla mücadelede oluşan boşluk ve eksikliklerin tespit

edilmesi ve giderilmesi bakımından önemli olduğu da bir gerçektir. Bu kapsamda

hak sahiplerine yönelik politika ve hizmet geliştirmek için bazı verilerin

toplanması gerekli olabilir. Bu durumlarda mezhep ve kılık kıyafet ile ilgili

verilerin işlenmesine olanak sağlayacak kanunların amaç, kapsam ve sınırlarının

Anayasa’da güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve ifade

özgürlüğü ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin hükümlerde düzenlenen

hakların özüne dokunmaması gerekir. Bu husus ise özellikle kanun koyucunun

kişilerin mezhebi ve kılık ve kıyafet ile ilgili verilerin işlenmesine

kişilerin açık rızası olmaksızın imkân verdiği yasal düzenlemeler yapılırken

göz önüne alınmalıdır. Bu bağlamda her ne kadar dava dilekçesinde dava konusu

kuralların söz konusu özgürlükleri ihlal ettiği ifade edilmişse de kanun

koyucunun salt kişilerin mezhebi ve kılık ve kıyafeti ile ilgili kişisel

verileri özel nitelikli kişisel veri kabul etmek suretiyle daha özel bir koruma

altına almayı amaçladığı dikkate alındığında dava konusu kuralın bu hak veya

özgürlükleri ve dolayısıyla Anayasa’yı ihlal ettiği söylenemez.

59. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

60. Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamışlardır.

61. Kuralın Anayasa’nın 10., 24., 25. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

2. (3) Numaralı Fıkranın İncelenmesi

a. İptal Talebinin Gerekçesi

62. Dava dilekçesinde özetle, sağlık hizmetleri ile finansmanının

planlanması ve yönetimi amacıyla kişilerin cinsel hayatlarına ve sağlığına

ilişkin verilerin açık rıza olmaksızın işlenebilmesinin kabul edilemez olduğu,

özellikle cinsel hayatın bireyin özel yaşamının en mahrem yönünü oluşturduğu,

kişilerin cinsel hayatlarına ve sağlığına ilişkin verilerin toplanmasında

hiçbir ayırt edici ölçütün bulunmadığı, kuralın kişilerin sağlık hakkına

erişimden çeşitli endişelerle kaçınmalarına neden olabileceği ve bu durumun

aynı zamanda kişilerin yaşam hakkına, maddi ve manevi varlıklarını

geliştirmesine de müdahale anlamına geldiği, sağlıkla ilgili kişisel verilerin

neredeyse hiçbir sınırlamaya tabi tutulmadan toplanması, işlenmesi ve

aktarılmasının insan haklarına saygılı bir devlet olma yükümlülüğü ile

bağdaşmadığı, yeterli tedbirlerin niteliğine ve kapsamına yer vermeyerek etkin

korumanın sağlanmadığı ve belirsizliğe neden olunduğu, demokratik bir toplumda

kişilerin özel hayatının gizliliği hakkını bütünüyle ortadan kaldıracak bir

müdahale niteliğinde olan kuralın kişilerin sağlıkları ile ilgili bilgilerin

korunmasına yönelik uluslararası normlara aykırı olduğu, verileri işleyecek

yetkili kurum ve kuruluşlar ibaresinin geniş bir kapsama sahip olduğu

belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 17., 20., 24., 25., 56. ve 90.

maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

63. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. ve 13. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

64. Dava konusu kuralın yer aldığı maddede özel nitelikli kişisel

veriler sayılarak bu verilerin ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesinin

yasak olduğu belirtilmiştir. Dava konusu kural ise birinci fıkrada

sayılan cinsel hayat ve sağlık dışındaki kişisel verilerin kanunlarda

öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği,

cinsel hayata ve sağlığa ilişkin kişisel verilerin ise ancak kamu sağlığının

korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin

yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi

amacıyla sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve

kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği

öngörülmektedir.

65. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen sosyal hukuk devleti;

insan hak ve hürriyetlerine saygı gösteren, kişilerin huzur, refah ve mutluluk

içinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi ile toplum arasında denge kuran,

güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak sosyal adaleti gerçekleştiren, bu

bağlamda sağlık hizmetlerinden bireylerin yeteri kadar yararlanmasını sağlayan

devlettir. Devlet, herkesin sağlık hizmetlerinden yararlanması için gerekli

tedbirleri almalı; kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanmasını sağlamalıdır.

Devletin bu alandaki görevlerini yerine getirirken uygulayacağı

sınırlamalar, Anayasa’nın 13. maddesinin öngördüğü üzere Anayasa’nın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırıolmamalıdır.

66. Anayasa’nın 17. maddesinde “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” denilmektedir. Kişinin yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı; birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır.

67. Anayasa’nın 56. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşam hakkına sahip olduğu hüküm altına

alınmış, üçüncü fıkrasında ise devlete herkesin hayatını, beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden

planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ödevi verilmiştir. Sağlık hakkı,

insanların sağlıklarının korunması, hastalandıklarında iyileşmeleri, tıbbi

bakım görebilmeleri ve tedavi edilebilmeleri için devletin sağladığı her türlü

imkândan yararlanma hakkıdır. Sağlık hakkı, insanların doğuştan kazandıkları

vazgeçilemez ve devredilemez haklardan biridir. Yine devlet, kişilerin yaşam

hakkını güvence altına almakla yükümlüdür. Aynı maddede “Herkes, yaşama, maddî

ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” denilmektedir.

68. Anayasa'nın 5. maddesi de insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Devlet, kişilerin sağlık hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır. Bu nedenle Anayasa, kişiler için bir hak olan sağlık hizmetinin yerine getirilmesinde sosyal hukuk devleti olmanın gereği olarak devlete pozitif yükümlülük getirmektedir.

69. Anayasa, sosyal hukuk devleti olmanın gereği olarak sağlık

hizmetlerinin sunumunda yüklediği pozitif yükümlülük kapsamında devleti, bu

haklardan yararlanmayı artıracak önlemleri almakla mükellef kılmıştır. Bu

nedenle Anayasa’nın 17. ve 56. maddelerinde öngörülen kişilerin yaşama, maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile sağlık hakkından yararlanma

konusunda en geniş ölçekli uygulamaların gerçekleştirilmesi gerekir. Zira

sağlık hizmeti doğrudan yaşama hakkı ile ilgili olması nedeniyle diğer kamu

hizmetlerinden farklı olup bu hizmetin temel hedefi olan insan sağlığı ve

yaşamı, mahiyeti itibarıyla ertelenemez ve ikame edilemez bir özelliğe

sahiptir. Kişiler için bir hak olan bu hizmetten yararlanmayı kolaylaştırıcı düzenlemeler yapılması ve bu

hizmetin daha iyi bir şekilde gerçekleştirilmesi

için gerekli tedbirlerin alınması devletinAnayasa’dan

kaynaklanan bir ödevidir. Dolayısıyla Anayasa’da devlete verilen görevlerin

gereği olarak kişilerin sağlıklı bir şekilde yaşam sürdürmeleri için genel

sağlığın korunması amacıyla düzenlenen dava konusu kurallar demokratik toplum

düzeni bakımından alınması gereken tedbirler kapsamında kalmaktadır.

70. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, özel

hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel

hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” denilerek özel hayatın

gizliliği güvence altına alınmıştır. Maddenin üçüncü fıkrasında ise herkesin

kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu, bu

hakkın kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu

verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve

amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığı ifade

edilmiştir. Maddede ayrıca kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hallerde

veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği ve kişisel verilerin korunmasına

ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Kişisel

verilerin korunması hakkı, bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin

işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır. Ancak bu hak sınırsız olmayıp

düzenlendiği maddede özel sınırlama nedeni öngörülmemiş özgürlüklerin de o

özgürlüğün doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu, ayrıca Anayasa'nın

başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile Devlete yüklenen ödevlerin

özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil

edebileceği kabul edilmektedir.

71. Ancak bu sınırlama yapılırken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa’nın 13. maddesine de uyulması gerekmektedir. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlüklere yapılacak müdahaleler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Ölçülülük ilkesi, yasal sınırlamanın öngörülen amaç için zorunlu ve amaca ulaşmaya elverişli olmasını, ayrıca amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder.

72. 108 sayılı Sözleşme’nin 9. maddesinde de bazı durumlarda

kişisel verilerin korunmasına sınırlamalar getirilebilmesi öngörülmüştür.

Ayrıca 95/46/EC sayılı Direktif’in 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında beş

kategoride yer alan özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi kural olarak

yasaklanmış ancak maddenin (2) numaralı fıkrasında bunun istisnaları

düzenlenerek veri işlemenin önleyici hekimlik, tıbbi teşhis, tıbbi yardım veya

bakım veya sağlık hizmetlerinin idarî olarak yürütülmesi için gerekli olması ve

bu verilerin ya sağlık personeli veya sağlık personeli gibi sır saklamaya tabi

kişiler tarafından işlenmesinin mümkün olduğu ifade edilmiştir. Maddede ayrıca

bu istisnaların yanında üye devletlerin uygun önlemleri almak koşuluyla kamu

yararı için başka bazı istisnalar da belirleyebileceği belirtilmiştir.

73. Dava konusu kuralın ilk cümlesinde, cinsel hayat ve sağlık

dışındaki özel nitelikli kişisel verilerin kanunlarda öngörülen hâllerde

kişilerin açık rızası olmaksızın da işlenebileceği belirtilmiştir. Bunlar ise

kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı,

dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da

sendika üyeliği, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile

biyometrik ve genetik verileri olarak ifade edilmiştir. Anayasa’nın 20.

maddesinde de belirtildiği üzere kişisel veriler ancak kanunda öngörülen

hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Dolayısıyla kişisel verilerin

işlenmesine kanunda açıkça imkân tanınan durumlarda kişinin açık rızasına

ayrıca ihtiyaç bulunmamaktadır. Bu yönüyle kural Anayasa hükmünün tekrarı

niteliğinde olup söz konusu kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın

işlenebileceği halleri doğrudan düzenlememekte, “kanunlarda öngörülen

hallere” atıfta bulunmaktadır. Kişisel verilerin ilgili kişilerin açık

rızası olmaksızın işlenebileceği halleri düzenleyen kanunların iptalleri

talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması durumunda ise söz konusu

düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olup olmadıklarının inceleneceği ve bu

kapsamda Anayasa’nın 13. maddesi hükmünün de gözetileceği tabiîdir. Bu nedenle,

Anayasanın 20. maddesinde yer alan düzenlemeye uygun olarak kişisel

verilerin “kanunlarda öngörülen hallerde” ilgili kişinin açık

rızasının aranmaksızın işlenebileceğinin belirtildiği kuralda Anayasa’ya

aykırılık bulunmamaktadır.

74. Dava konusu kuralın ikinci cümlesinde ise sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel verilerin kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği belirtilmektedir. Dava konusu kuralla kişisel verilerin korunması hakkı, Anayasa’nın 17. ve 56. maddelerinden kaynaklanan sebeplerle ve maddede sayma yöntemiyle belirtilen amaçlarla sınırlandığı anlaşılmaktadır.

75. Cinsel hayata ve sağlığa ilişkin kişisel verilerin işlenmesi

bakımından kural ilgilinin açık rızasının bulunmasıdır. Dava konusu kuralla bu kişisel

verilerin ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenebileceği hâller belirtilmek

suretiyle bu kurala istisna getirilmiştir. Özel nitelikli kişisel veri

olduğunda kuşku olmayan sağlık ve cinsel hayata ilişkin verilerin söz konusu

durumlarda ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceğini düzenleyen

kuralla özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması haklarına bir

müdahale söz konusu ise de kuralla kişisel verilerin işlenmesinin amaç

bakımından sınırlandığı dikkate alındığında, getirilen sınırlamanın mezkûr

hakların kullanılmasını son derece zorlaştıran veya onu kullanılamaz duruma

düşüren kayıtlara bağlandığı söylenemeyeceğinden hakkın özüne dokunmadığı

açıktır. Bu nedenle değerlendirilmesi gereken husus, bu müdahalenin demokratik

toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığıdır.

76. Kanun koyucunun dava konusu kuralla, halk sağlığının korunması

ve geliştirilmesi, hastalık risklerinin azaltılması ve önlenmesi suretiyle kamu

sağlığının korunmasını; sağlık hizmetleri ile bu hizmetlerin finansmanının

planlanması ve yönetimi suretiyle teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık

hizmetlerinin yürütülmesi, eğitim ve araştırma faaliyetlerinin geliştirilmesi,

insan gücü ve maddi kaynaklarda tasarruf sağlanması ve verimin artırılmasını

amaçladığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Anayasa’da devlete verilen görevlerin

gereği olarak kişilerin sağlıklı bir şekilde yaşam sürdürmeleri için genel

sağlığın korunması amacıyla düzenlenen dava konusu kural demokratik toplum

düzeni bakımından alınması gereken tedbirler kapsamında kalmaktadır.

77. Öte yandan ilgilinin kişisel verilerinin açık rızası olmaksızın kamu yararı amacıyla işlenebileceği hâllerin kapsam, amaç ve sınırların kanunda açıkça yer alması ve maddenin (4) numaralı fıkrasında belirtildiği gibi özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınacağı dikkate alındığında dava konusu kuralın belirsiz olduğu da söylenemez.

78. Ayrıca dava konusu kuralda belirtilen sebeplerle kişisel verilerin işlenmesi ancak sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından yapılabilecektir. Sır saklama yükümlülüğü altında olan kişiler ise avukat, hekim veya mali müşavir gibi kendi kanunlarında görevleri dolayısıyla edindikleri bilgileri zamanla sınırlı olmaksızın açığa vurmaları yasak olan ve bu yasağın ihlali hâlinde hukuki ve cezai sorumluluğu olan kişilerdir.

79. 6698 sayılı Kanun’da kişisel verilerin işlenmesinde uyulması

zorunlu ilke ve kurallar, kişisel verilerin işlenme şartları, veri sorumlusunun

aydınlatma yükümlülüğü, veri güvenliğine ilişkin yükümlülükler ile veri

sorumlusuna başvuru ve Kurula şikâyete ilişkin ayrıntılı düzenlemeler

yapılmıştır. Kanun’un 17. maddesinde ise kişisel verilere ilişkin suçlar

bakımından 5237 sayılı Kanun’un 135 ila 140. maddeleri hükümlerinin

uygulanacağı ve Kanun’un 7. maddesi hükmüne aykırı olarak kişisel verileri

silmeyen veya anonim hâle getirmeyenlerin 5237 sayılı Kanun’un 138. maddesine

göre cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır. 5237 sayılı Kanun’un 136. maddesi

uyarınca da kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkasına vermek, yaymak veya

ele geçirmek suç olarak düzenlenmiştir.

80. 6698 sayılı Kanun, 5237 sayılı Kanun ve ilgili diğer

kanunlarda yer alan düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde dava konusu

kural kapsamında işlenecek verilerin amacı dışında kullanılmasını ve kişilerin

özel hayatına dair bilgilerin ve kişisel verilerin ifşa edilmesini önleyecek

yasal güvencenin sağlandığı görülmektedir. Bu bağlamda dava konusu kuralda

kişisel verilerin korunması hakkına sınırlama yapılırken Kanun’da sınırlama

aracının sınırlama amacına uygun ve orantılı şekilde kullanılmasını sağlayacak

yasal güvencelere de yer verildiği, böylece hem özel hayatın gizliliği ve

kişisel verilerin korunması haklarının özünün zedelenmesinin önlendiği hem de

bu haklar ile toplum sağlığının korunmasına yönelik önlemler arasındaki makul

dengenin kurulduğu görülmektedir. Dolayısıyla dava konusu kuralla kişisel

verilerin korunmasını isteme hakkının özüne dokunan ya da bu hakkı ölçüsüz

şekilde sınırlandıran bir husus bulunmadığı gibi kuralın demokratik toplum

düzeninin gereklerine aykırılık teşkil ettiği de söylenemez.

81. Açıklanan nedenlerle kurallar 2., 5., 13., 17., 20. ve 56. maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.

82. Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamışlardır.

83. Kuralların Anayasa’nın 10., 24., 25. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

D. Kanun’un 7. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının

İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

84. Dava dilekçesinde özetle, 6698 sayılı Kanun’un kişisel veriler alanına ilişkin genel kanun niteliğinde olduğu, kişisel verilerinin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle gelmesi hakkında bu Kanun hükümlerinin esas alınması gerektiği, bu hususlara ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümleri saklı tutan dava konusu kuralın çok geniş kapsamlı olduğu, bireylerin hangi kişisel verilerinin hangi kanunda hangi düzenleme ile silineceği veya ne kadar sürede silineceğini bilemeyeceği, kişisel verilerin yok edilme ve anonim hâle getirilmesi şartlarının belirsiz olduğu, kamu yararı ve ölçülülük ilkesinin gözetilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

85. Dava konusu kuralın yer aldığı maddede kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesi düzenlenmiştir. Maddede, Kanun ve ilgili diğer kanun hükümlerine uygun olarak işlenmiş olmasına rağmen işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması hâlinde kişisel verilerin resen veya ilgili kişinin talebi üzerine veri sorumlusu tarafından silineceği, yok edileceği veya anonim hâle getirileceği hükme bağlanmaktadır. Dava konusu kuralda ise kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesine ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümlerin saklı olduğu belirtilmektedir.

86. Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak kanunlar kamu yararı

amacını gerçekleştirmek üzere çıkarılmalıdır. Anayasa Mahkemesi kararlarında

ifade edildiği gibi kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için

veya yalnız belli kişilerin yararına olarak kanun hükmü konulamaz. Böyle bir

durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun

hükmü Anayasa’nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan ayrık hâl dışında bir

kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı ve hangi araç ve

yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercih sorunu olarak

kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi

yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz.

87. Kanun koyucu, takdir yetkisi içerisindeki düzenlemeleri yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle de bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik” getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık” ise getirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında da “ölçülülükilkesi” gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.

88. Dava konusu kuralla maddenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesine ilişkin diğer kanunlarda hüküm bulunması hâlinde bunların öncelikle uygulanması amaçlanmaktadır.

89. Genel kanun niteliğindeki 6698 sayılı Kanun’da kişisel

verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesine ilişkin her

durumun öngörülmesi ve düzenlenmesi mümkün olamayacağı gibi daha sonra ortaya

çıkabilecek özel durumlara ilişkin hususların özel kanunlarda daha detaylı

düzenlenmesi de gerekebilir. Bu durumda aynı konuyla ilgili olarak genel

kanunda ve özel kanunda hüküm bulunması hâlinde özel kanun hükmü

uygulanacağından kuralın belirsiz olduğu söylenemez. Ayrıca dava konusu kuralın

bazı özel durumlara ilişkin hususların daha ayrıntılı şekilde düzenlenmesini sağlamaya

yönelik kamu yararı amacıyla düzenlendiği açıktır. Dava konusu kuralın

ulaşılmak istenen amaç için elverişli ve gerekli olduğu, amaç ve araç arasında

makul ve uygun bir ilişki kurduğu ve orantılı olduğu anlaşıldığından kuralda ölçülülük ilkesine aykırı bir yön de

bulunmamaktadır.

90. Öte yandan özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkı Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınmıştır.

Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesine

ilişkin kanun koyucu tarafından özel kanunlarda yapılacak diğer düzenlemelerin

de kişisel verilerin korunmasını düzenleyen Anayasa’nın 20. maddesine aykırı

olmaması gerektiği hususunda şüphe yoktur. Bu bağlamda diğer kanunlarda yer

alacak hükümlerin bireylerin kişisel verilerinin ne kadar sürede ve ne şekilde

silineceği, bu verilerin yok edilme ve anonim hâle getirilmesi şartlarını

ölçülülük ve belirlilik ilkesi çerçevesinde kamu yararını gözeterek

düzenlenmesi gerektiği açıktır. Dolayısıyla Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen

ilke ve esaslara aykırı olmayacak şekilde kişisel verilerin silinmesi, yok

edilmesi veya anonim hâle getirilmesine ilişkin diğer kanun hükümlerini saklı

tutan dava konusu kuralın Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

91. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

E. Kanun’un 8. Maddesinin (3)

Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

92. Dava dilekçesinde özetle 6698 sayılı Kanun’un kişisel veriler alanına ilişkin genel kanun niteliğinde olduğu, kişisel verilerin aktarılması hakkında bu Kanun hükümlerinin esas olması gerektiği, dolayısıyla bu hususa ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümleri saklı tutan dava konusu kuralın, bireylerin hangi kişisel verilerinin hangi kanundaki hangi düzenleme ile aktarıldığını bilmesini imkânsız kıldığı ve bireyler bakımından belirsizlik yarattığı, kamu yararı ve ölçülülük ilkesini gözetmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

93. Dava konusu kuralın yer aldığı maddede kişisel verilerin aktarılması düzenlenmiştir. Buna göre kişisel veriler, kural olarak ilgili kişinin açık rızası olmaksızın aktarılamaz. Ancak kişisel verilerin 5. maddenin ikinci fıkrasında ve yeterli önlemler alınmak kaydıyla 6. maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şartlardan birinin bulunması hâlinde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın aktarılması mümkündür. Dava konusu kuralla ise kişisel verilerin aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümlerin saklı olduğu belirtilmektedir.

94. Kanun'un 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasının incelendiği bölümde kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesine ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümlerin saklı olması hakkında kuralın Anayasa'ya uygunluk denetimi kapsamında belirtilen gerekçeler dava konusu kural bakımından da geçerli bulunduğundan aynı gerekçelerle dava konusu kural da Anayasa'nın 2. maddesine aykırı değildir.

95. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

F. Kanun’un 9. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının

İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

96. Dava dilekçesinde özetle 6698 sayılı Kanun’un kişisel veriler alanına ilişkin genel kanun niteliğinde olduğu, kişisel verilerin yurt dışına aktarılması hakkında bu Kanun hükümlerinin esas olması gerektiği, dolayısıyla bu hususa ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümleri saklı tutan dava konusu kuralın bireylerin hangi kişisel verilerinin hangi kanundaki hangi düzenleme ile yurt dışına aktarıldığını bilmesini imkânsız kıldığı ve bireyler bakımından belirsizlik yarattığı, kamu yararı ve ölçülülük ilkesini gözetmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

97. Dava konusu kuralın yer aldığı maddede kişisel verilerin yurt

dışına aktarılması düzenlenmiştir. Buna göre kişisel veriler, kural olarak

ilgili kişinin açık rızası olmaksızın aktarılamaz. Ancak kişisel verilerin 5.

maddenin ikinci fıkrası ile 6. maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şartlardan

birinin varlığı ve kişisel verinin aktarılacağı yabancı ülkede yeterli

korumanın bulunması hâlinde, yeterli korumanın bulunmaması durumunda ise

Türkiye’deki ve ilgili yabancı ülkedeki veri sorumlularının yeterli bir

korumayı yazılı olarak taahhüt etmeleri ve Kurulun izninin bulunması kaydıyla

ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın yurt dışına aktarılmasının mümkün

olduğu hükme bağlanmakta, dava konusu kuralla ise kişisel verilerin yurt

dışına aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümlerin saklı olduğu

belirtilmektedir.

98. Kanun'un 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasının incelendiği bölümde kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesine ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümlerin saklı olması hakkında kuralın Anayasa'ya uygunluk denetimi kapsamında belirtilen gerekçeler dava konusu kural bakımından da geçerli bulunduğundan aynı gerekçelerle dava konusu kural da Anayasa'nın 2. maddesine aykırı değildir.

99. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

G. Kanun’un 13. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının

İkinci Cümlesinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

100. Dava dilekçesinde özetle, hakkında işlenen verilerinin ne olduğunu öğrenebilmesi için kişiden ücret talep edilmesinin, bireyin temel haklarından olan özel hayatın gizliliği hakkından etkin olarak yararlanmasını engellediği, bu hakkı sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlandırdığı, sınırlandırmanın hakkın özüne dokunduğu ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olduğu, yürütmenin şekillendirdiği Kurul tarafından ücretin belirlenmesinin hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine ve 108 sayılı Sözleşme’deki güvencelere aykırı olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 13., 20. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

101. Dava konusu kuralın yer aldığı maddede veri sorumlusuna başvuru usulü belirlenmiştir. Buna göre ilgili kişi, 6698 sayılı Kanun’un uygulanmasıyla ilgili taleplerini yazılı olarak veya Kurulun belirleyeceği diğer yöntemlerle veri sorumlusuna iletir. Veri sorumlusu başvuruda yer alan talepleri, talebin niteliğine göre en kısa sürede ve en geç otuz gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandırır. Dava konusu kuralla ise işlemin ayrıca bir maliyeti gerektirmesi hâlinde Kurulca belirlenen tarifedeki ücretinalınabileceği öngörülmektedir.

102. Kişisel verilerin korunması hakkı, kişinin insan onurunun korunmasının ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır. Ancak bu hak sınırsız olmayıp Anayasa Mahkemesi kararlarında, özel sınırlama nedeni öngörülmemiş özgürlüklerin de o özgürlüğün doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu, ayrıca Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği de kabul edilmektedir.

103. Ancak bu sınırlama yapılırken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa’nın 13. maddesine de uyulması gerekmektedir. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yapılacak sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Ölçülülük ilkesi, yasal sınırlamanın öngörülen amaç için zorunlu ve amaca ulaşmaya elverişli olmasını, ayrıca amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder.

104. Dava konusu kuralla 6698

sayılı Kanun’un uygulanmasıyla ilgili taleplerini veri

sorumlusuna ileten ilgili kişiden, yapılacak işlemin

ayrıca bir maliyeti gerektirmesi hâlinde Kurulca belirlenen tarifedeki ücretin alınabileceği öngörülmek suretiyle kişisel

veriler erişim hakkına bir sınırlandırma getirildiği açıktır. Kuralla kişilerin

kendileri ile ilgili kişisel verilere erişme hakkına müdahalede bulunulmuş ise

de kişisel verilere erişimin bir maliyet gerektirmesi hâlinde söz konusu ücretin

alınabileceği dikkate alındığında getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 20.

maddesinde düzenlenen kişisel verilerin korunması hakkının kullanılmasını son

derece zorlaştıran veya onu kullanılamaz duruma düşüren kayıtlara bağlandığı

söylenemeyeceğinden hakkın özüne dokunmadığı açıktır. Bu nedenle

değerlendirilmesi gereken bu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gerekleri

ile ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığıdır.

105. 6698 sayılı Kanun kapsamında veri sorumlusu; kişisel

verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin

kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi ifade

etmektedir. Kanun’un 11. maddesinde ilgili kişinin hakları düzenlenmiştir. Buna

göre herkes veri sorumlusuna başvurarak kendisiyle ilgili kişisel veri işlenip

işlenmediğini öğrenme, kişisel verileri işlenmişse buna ilişkin bilgi talep

etme, kişisel verilerin işlenme amacını ve bunların amacına uygun kullanılıp

kullanılmadığını öğrenme, yurt içinde veya yurt dışında kişisel verilerin aktarıldığı

üçüncü kişileri bilme, kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması

hâlinde bunların düzeltilmesini isteme, 7. maddede öngörülen şartlar

çerçevesinde kişisel verilerin silinmesini veya yok edilmesini isteme, 11.

maddenin (d) ve (e) bentleri uyarınca yapılan kişisel verilerin eksik veya

yanlış işlenmiş olması hâlinde bunların düzeltilmesini, silinmesini veya yok

edilmesi işlemlerini kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere

bildirilmesini isteme, işlenen verilerin münhasıran otomatik sistemler

vasıtasıyla analiz edilmesi suretiyle kişinin kendisi aleyhine bir sonucun

ortaya çıkmasına itiraz etme ve kişisel verilerin kanuna aykırı olarak

işlenmesi sebebiyle zarara uğraması hâlinde zararın giderilmesini talep etme

haklarına sahiptir.

106. Dava konusu kuralda, ilgili kişinin 6698 sayılı Kanun’dan kaynaklanan hakları çerçevesinde başvurduğu veri sorumlusu tarafından talebinin yerine getirilmesinin ayrıca bir maliyet gerektirmesi hâlinde bu maliyetin Kurulca belirlenen tarifeye göre talepte bulunan ilgili tarafından karşılanabileceği öngörülmektedir.

107. Kanun koyucunun kuralla, takdir yetkisi kapsamında

ilgililerin isteğine bağlı olarak veri sorumluları tarafından ifa edilecek

hizmetlerin ayrıca maliyet gerektirmesi hâlinde bu maliyetin ilgililer

tarafından alınabilmesini sağlamayı amaçladığı anlaşılmaktadır. Zira veri

sorumlusunun Kanun’da öngörülen ilgili kişinin hakları çerçevesinde yerine

getireceği bazı işlemlerin maliyetinin olabileceği, bu hâlde ise söz konusu

maliyet karşılanmadan ilgilinin taleplerini yerine getirebilmesinin mümkün olamayacağı açıktır. Veri sorumlusunun verdiği hizmetin ayrıca bir

maliyet gerektirmesi hâlinde bu maliyetten sorumlu tutulması beklenemeyeceği

gibi Kanun’un 13. maddesinde belirtildiği üzere ancak başvurunun veri sorumlusunun hatasından kaynaklanması

hâlinde alınan ücret ilgiliye iade edilecektir. Diğer yandan 108

sayılı Sözleşme de bu tür masrafların alınmasına imkân tanımaktadır.

108. Öte yandan işlemin ayrıca bir maliyeti gerektirmesi hâlinde söz konusu ücretin belirsiz olduğu da söylenemez. Zira Kurul tarafından belirlenecek ücretin miktarı yapılan işlemin maliyeti kadardır. Bir işlemin maliyetinin belirlenebilir, ölçülebilir bir değer olması nedeniyle objektif bir kriter olması karşısında söz konusu ücretin Kurul tarafından belirlenecek tarifeye göre alınmasında hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine aykırı bir yön bulunmamaktadır.

109. Dolayısıyla dava konusu kuralla sınırlama yapılırken Kanun’da sınırlama aracının sınırlama amacına uygun ve orantılı olduğu ve sınırlamayla kişisel verilerin korunması hakkı arasında hakkaniyete uygun bir denge kurulduğundan kuralların makul, ölçülü olduğu ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırılık teşkil etmediği de açıktır.

110. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 5., 13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

111. Kuralın Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

H. Kanun’un 15. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasında

Yer Alan “Devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler hariç...” İbaresinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

112. Dava dilekçesinde özetle, kişisel verilerin korunmasına dair normların kişiyi ve kişisel verileri korumak için oluşturulması gerektiği, devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelerin veri sorumlusu tarafından Kişisel Verileri Koruma Kuruluna (Kurul) gönderilmesine veya gerektiğinde yerinde inceleme yapılmasına istisna getiren dava konusu kuralın belirli ve ölçülü olmadığı, idarenin keyfî uygulamalarına sebep verecek nitelikte olduğu, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilmesine engel olduğundan kişinin özel hayatının gizliliğine doğrudan müdahalede bulunduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

113. Dava konusu kuralın yer aldığı maddede Kurul tarafından şikâyet üzerine veya resen incelemenin usul ve esasları düzenlenmektedir. Maddenin (3) numaralı fıkrasında; devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler hariç veri sorumlusunun, Kurulun inceleme konusuyla ilgili istemiş olduğu bilgi ve belgeleri on beş gün içinde göndermek ve gerektiğinde yerinde inceleme yapılmasına imkân sağlamak zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır. Fıkrada yer alan “Devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler hariç…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.

114. Kişisel verilerin korunması hakkı sınırsız olmayıp Anayasa Mahkemesi kararlarında, özel sınırlama nedeni öngörülmemiş özgürlüklerin de o özgürlüğün doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu, ayrıca Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği de kabul edilmektedir. Dolayısıyla kişisel verilerin korunması hakkının Anayasa'da Devlete bir görev olarak yüklenen millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanması ile suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlandırılması mümkündür.

115. Nitekim 108 sayılı Sözleşme’nin 9. maddesinde de devlet güvenliği, kamu güvenliği, devletin ekonomik menfaatlerinin korunması ve suçlarla mücadele edilmesi, ilgilinin veya üçüncü kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması ile verilerin istatistiki veya bilimsel amaçlarla kullanılması durumlarında kişisel verilerin korunmasına sınırlamalar getirilebileceği öngörülmüştür.

116. Ancak bu sınırlama yapılırken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa’nın 13. maddesine de uyulması gerekmektedir. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkı, yalnızca kanunla ve Anayasa’da öngörülen sebeplere bağlı olarak sınırlanabilir. Ayrıca getirilen bu sınırlamalar hakkın özüne dokunamayacağı gibi Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

117. 6698 sayılı Kanun’un 13. maddesinde ilgili kişinin veri sorumlusuna başvuru hakkı düzenlenmiş; 14. maddesinde ise söz konusu başvurunun reddedilmesi, verilen cevabın yetersiz bulunması veya başvuruya süresinde cevap verilmemesi hâllerinde ilgili kişinin Kurula şikâyette bulunabileceği hüküm altına alınmıştır. Kanun’un 15. maddesine göre ise Kurul, şikâyet üzerine veya ihlal iddiasını öğrenmesi durumunda resen, görev alanına giren konularda gerekli incelemeyi yapar.

118. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 47. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır.” hükmü dikkate alındığında dava konusu kuralda yer alan “Devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler”ibaresinin devletin iç ve dış güvenliği ile millî savunmasını sağlamaya ve anayasal düzenini korumaya yönelik bilgi ve belgeleri ifade ettiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda söz konusu ibarenin belirsiz bir kavram olduğu söylenemez.

119. Kurulun inceleme konusuyla ilgili veri sorumlusundan

isteyebileceği bilgi ve belgeler arasında özel hayatın gizliliği kapsamında

kalacak kişisel verilerin bulunduğu devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve

belgeler de bulunabilir. Dava konusu kural söz konusu bilgi ve belgelerin

Kurula gönderilmesi veya incelenmesi imkânını ortadan kaldırdığından Kurul

tarafından bu bilgi ve belgeler üzerinde ihlal iddiasıyla ilgili inceleme

yapılamayacaktır. Bu durum ise Kurulda incelenmekte olan ihlal iddiasıyla

ilgili olan kişilerin kendileriyle ilgili kişisel verilere ulaşmasını bir

anlamda kısıtlayacağından kuralla özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin

korunması haklarına sınırlama getirildiği açıktır. Ancak bu sınırlamanın;

devletin dış ilişkilerine, millî savunmasına, millî güvenliğine, anayasal

düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek veya zarar verebilecek

nitelikteki bilgi ve belgelerin açıklanmasının önlenmesini sağlamak amacıyla

yapıldığı dikkate alındığında demokratik toplum düzeni bakımından alınması

gereken tedbirler kapsamında kaldığı kuşkusuzdur.

120. Öte yandan devlet sırrı kavramı altında her türlü kişisel

verinin gizli tutulması söz konusu değildir. Zira ceza yargılamasında 5271

sayılı Kanun’un 47. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki “Bir suç

olgusuna ilişkin bilgiler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli

tutulamaz.” hükmü ile (2) numaralı fıkrasındaki “Tanıklık

konusu bilgilerin Devlet sırrı niteliğini taşıması halinde; tanık, sadece

mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından zâbıt kâtibi dahi olmaksızın dinlenir.

Hâkim veya mahkeme başkanı, daha sonra, bu tanık açıklamalarından, sadece

yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgileri tutanağa

kaydettirir.” hükmü gereğince bir suç olgusuna ilişkin bilgiler devlet

sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamayacağı gibi tanıklık konusu

bilgilerin devlet sırrı niteliği taşıması hâlinde bunların mahkeme hâkimi veya

heyeti tarafından dinlenme imkânı da bulunmaktadır.

121. Öte yandan dava konusu kuralla sadece Kurulun inceleme konusuyla ilgili gönderilmesini isteyebileceği veya inceleyebileceği bilgi ve belgelere istisna getirilmiş olup bu istisna dışında kişisel verilerle ilgili olarak 6698 sayılı Kanun’da yer alan kişisel verilerin işlenmesinde uyulması zorunlu ilke ve kurallar, kişisel verilerin işlenme şartları ve veri güvenliğine ilişkin yükümlülükler ile kişisel verilere ilişkin suçlar bakımından 5237 sayılı Kanun’un 135 ila 140. maddeleri hükümlerinin uygulanacağına ilişkin hükümler geçerliliğini korumaktadır.

122. 6698 sayılı Kanun, 5237 sayılı Kanun ve diğer kanunlarda yer

alan bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde kişilerin özel hayatına dair

bilgilerin ve kişisel verilerin korunması hakkında yeterli yasal güvencenin

sağlandığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda bir devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve

belgelerin ifşa edilmesini önlemeye yönelik dava konusu kuralın ulaşılmak

istenen amaç için elverişli ve gerekli olduğu, amaç ve araç arasında makul ve

uygun bir ilişki kurduğu ve öngörülen amaçla kişisel verilerin korunması

hakkına yapılan sınırlamanın orantılı olduğu açıktır. Dolayısıyla dava konusu

kuralla kişisel verilerin korunması hakkına sınırlama yapılırken, Kanun’da

sınırlama aracının sınırlama amacına uygun ve orantılı şekilde kullanılmasını

sağlayacak yasal güvencelere yer verildiği, böylece hem özel hayatın

gizliliği ve kişisel verilerin korunması haklarının özünün zedelenmesinin

önlendiği hem de bu haklar ile ülkede millî güvenliğin sağlanmasına yönelik

önlemler arasındaki makul dengenin kurulduğu anlaşıldığından dava konusu

kuralın özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması haklarının özünü

zedelediğinden söz edilemeyeceği gibi demokratik toplum düzeninin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı düştüğü de söylenemez.

123. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

I. Kanun’un 16. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İkinci

Cümlesinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

124. Dava dilekçesinde özetle, Veri Sorumluları Sicilinin kişisel verilerin kimler ve hangi kuruluşlar tarafından işlendiğini gösteren bir liste olduğu, bu listeye kayıt zorunluluğuna getirilecek istisnanın kişisel verileri işlenen kişiyi korumasız hâle getireceği, bu durumun kişinin maddi ve manevi varlığına doğrudan, ölçüsüz bir müdahale olduğu, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı ve istisnanın uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

125. Dava konusu kuralın yer aldığı maddede Kurulun gözetiminde, Başkanlık tarafından kamuya açık olarak Veri Sorumluları Sicili tutulacağı ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline kaydolmak zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır. Dava konusu kuralla ise işlenen kişisel verinin niteliği, sayısı, veri işlemenin kanundan kaynaklanması veya üçüncü kişilere aktarılma durumu gibi Kurulca belirlenecek objektif kriterler göz önüne alınmak suretiyle Kurul tarafından, Veri Sorumluları Siciline kayıt zorunluluğuna istisna getirilebileceği öngörülmektedir.

126. Anayasanın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi gereğince kanun koyucu düzenlemeler yaparken ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik” başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık” ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında da “ölçülülük ilkesi” gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.

127. 95/46/EC sayılı Direktif de ulusal veri koruma otoritelerine sicillere bildirim yapılması yükümlülüğünü kaldırma veya basitleştirme imkânı tanımaktadır.

128. Dava konusu kuralın yer aldığı 16. maddeye göre kişisel

verileri işleyen gerçek ve tüzel kişiler veri işlemeye başlamadan önce Veri

Sorumluları Siciline kaydolmak zorunda olup kayıt başvurusunda maddede

belirtilen hususları içeren bildirimde bulunurlar. Bu bildirim; veri

sorumlusu ve varsa temsilcisinin kimlik ve adres bilgilerini, kişisel verilerin

hangi amaçla işleneceğini, veri konusu kişi grubu ve grupları ile bu kişilere

ait veri kategorileri hakkındaki açıklamaları, kişisel verilerin

aktarılabileceği alıcı veya alıcı grupları, yabancı ülkelere aktarımı öngörülen

kişisel verileri, kişisel veri güvenliğine ilişkin alınan tedbirler ve kişisel

verilerin işlendikleri amaç için gerekli olan azami süreyi içerir. Bu

bilgilerde meydana gelen değişiklikler derhâl Başkanlığa bildirilir. Veri

Sorumluları Siciline ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.

129. Veri Sorumluları Siciline kaydolmak zorunda olan gerçek ve

tüzel kişiler birbirinden farklı büyüklük ve ölçekte olabileceği gibi bunlar

tarafından işlenen verilerle ilgili olarak nitelik, sayı, veri işlemenin

kanundan kaynaklanması veya üçüncü kişilere aktarılması gibi farklı yoğunluk ve

önem derecesine sahip durumlar da olabilir. Kanun koyucunun dava konusu

kuralla, söz konusu farklılıkları dikkate alarak kişisel verileri işleyen

gerçek ve tüzel kişilerin tümünün Veri Sorumluları Siciline kaydolmasına gerek

görmediği ve bazılarını Kurul tarafından belirlenecek objektif kriterler göz

önüne alınmak suretiyle yine Kurul tarafından verilecek kararla kayıt

zorunluluğundan istisna tutmayı amaçladığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda kanun

koyucunun takdir yetkisi kapsamında düzenlediği dava konusu kuralın amaç ve

araç arasında makul ve uygun bir ilişki kurduğu ve orantılı olduğu

anlaşıldığından ölçülülük ilkesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

130. Öte yandan dava konusu kuralla sadece Veri Sorumluları

Siciline kayıt zorunluluğuna istisna getirilmiş olup veri sorumlularının veri

güvenliğine ilişkin olarak Kanun’da öngörülen yükümlülüklere istisna

getirilmemiştir. Zira Kanun’un 12. maddesinde veri sorumlusunun veri

güvenliğine ilişkin yükümlülükleri belirlenmiştir. Buna göre veri

sorumlusu kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek, kişisel

verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek ve kişisel verilerin

muhafazasını sağlamak amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli

her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır. Veri sorumlusu, kişisel

verilerin kendi adına başka bir gerçek veya tüzel kişi tarafından işlenmesi

hâlinde 12. maddenin birinci fıkrasında belirtilen tedbirlerin alınması

hususunda bu kişilerle müştereken sorumlu olup kendi kurum veya kuruluşunda bu

Kanun hükümlerinin uygulanmasını sağlamak amacıyla gerekli denetimleri yapmak

veya yaptırmak zorundadır. Ayrıca veri sorumluları ile veri işleyen kişiler,

öğrendikleri kişisel verileri bu Kanun hükümlerine aykırı olarak başkasına

açıklayamaz ve işleme amacı dışında kullanamazlar. Bu yükümlülük, veri işleyen

kişilerin görevden ayrılmalarından sonra da devam eder. Bu bağlamda veri

sorumlularının yükümlülükleri bakımından bunların Sicile kayıtlı olup

olmamalarının bir önemi bulunmamakta olup dava konusu kural, ilgili kişinin

haklarını korumak üzere oluşturulan icrai mekanizma ve özel tedbirleri ortadan

kaldıran veya zedeleyen bir düzenleme şeklinde değerlendirilemez. Dolayısıyla

kuralla ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir denge kurulduğundan ve veri

sorumlularının yükümlülükleri de ortadan kaldırılmadığından kuralın Anayasa’ya

aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

131. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

132. Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamışlardır.

133. Kuralın Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

İ. Kanun’un 24. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının (b)

Bendinde Yer Alan “Kurulca gerekli görülenlerin...” İbaresinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

134. Dava dilekçesinde özetle, Kurulun gerek görmemesi hâlinde kararlarının yayımlanmamasına olanak sağlayan kuralın başvurucu kişi ve kamuoyu bakımından belirsizlik yarattığı, Kurula yapılan başvurular arasında ayırım yapıldığı, bu ayrıma dair objektif kriterlerin belirlenmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

135. Dava konusu kuralın yer aldığı maddenin (3) numaralı fıkrasında Başkanın görevleri sayılmıştır. Bu görevlerden biri de fıkranın (b) bendinde “Kurul kararlarının tebliğini ve Kurulca gerekli görülenlerin kamuoyuna duyurulmasını sağlamak ve uygulanmalarını izlemek” şeklinde belirlenmiştir. Fıkrada yer alan “Kurulca gerekli görülenlerin” ibaresi, dava konusu kuralı oluşturmaktadır.

136. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin önemli

bir unsuru olan belirlilik ilkesi bireylerin hukuk kurallarını önceden

bilmeleri, davranış ve tutumlarını bu kurallara göre güvenle düzene

sokabilmelerini gerektirmekte olup hukuk kurallarının belirliliğinin sağlanması

yalnızca kanunla düzenleme yapılması anlamına gelmemektedir. Belirlilik ilkesi,

yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade

etmektedir. Yasal dayanağının bulunması ve erişilebilir, bilinebilir ve

öngörülebilir olması gibi gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme

içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik

sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk

normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde

öngörülebilir olmasıdır.

137. Dava konusu kuralda, Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından verilen kararlardan Kurulca gerekli görülenlerin Başkan tarafından kamuoyuna duyurulması öngörülmektedir. Dolayısıyla Kurul tarafından gerekli görülmeyen kararlar kamuoyuna duyurulmayacaktır.

138. 6698 sayılı Kanun’un Kurulun çalışma esaslarının düzenlendiği

23. maddesinde Kurulun toplantı günlerini ve gündemini Başkanın belirleyeceği,

Başkanın gereken hâllerde Kurulu olağanüstü toplantıya çağırabileceği, Kurul

toplantılarındaki görüşmelerin gizli olduğu, Kurulda görüşülen işlerin tutanağa

bağlanacağı ve Kurulun gerekli gördüğü kararları kamuoyuna duyuracağı, Kurulun

çalışma usul ve esasları ile kararların yazımı ve diğer hususların yönetmelikle

düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Bu bağlamda Kurulca kamuoyuna

duyurulacak kararların söz konusu yönetmelikteki usul ve esaslara göre

yapılacak çalışma çerçevesinde belirleneceği dikkate alındığında kuralın

belirsiz olduğundan söz edilemez.

139. Öte yandan dava dilekçesinde Kurula yapılan başvurular arasında ayrım yapıldığı ve bu ayrıma dair objektif kriterlerin belirlenmediği ifade edilmişse de kuralla, verdiği kararların hangilerinin kamuoyuna duyurulacağını belirleme konusunda Kurula yetki verildiği anlaşılmaktadır. Zira Kanun’un 22. maddesinde Kurulun görev ve yetkileri düzenlenmekte olup bu görev ve yetkilerin bir kısmının idari işleyiş ve yönetime ilişkin olması karşısında Kurulca verilen tüm kararların kamuoyuna duyurulmasında kamu yararı olduğu söylenemez. Bu bağlamda kuralın kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olduğunda kuşku yoktur. Dolayısıyla kuralda hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.

140. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

J. Kanun’un 28. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a) ve (ç) Bentlerinin İncelenmesi

1. (a) Bendinin İncelenmesi

a. İptal Talebinin Gerekçesi

141. Dava dilekçesinde özetle, sadece aynı konutta yaşamanın bir

başkasının kişisel alanına müdahale edilebileceği anlamına gelmediği, özel

yaşamın sadece aile yaşamı veya konut mahremiyeti olmadığı, kişisel özerkliğin

özel yaşama saygı kapsamındaki güvencelerin yorumlanmasında önemli bir ilke

olduğu, aynı konutta yaşayan bireyler kapsamında eşler, eşlerin üstsoyu,

evlilik birliği içinde veya dışında doğan veya evlat edinilen yahut koruyucu

aile olarak bakımı üstlenilen çocukların da olabileceği, özel yaşamın gizliliği

konusunda özellikle çocuklar ve korunmasız bireylerin etkili bir şekilde

korunma hakkına sahip olduğu, velayet ilişkisinin çocuğun varlığını, onurunu,

maddi ve manevi bütünlüğünü ortadan kaldıran bir hukuki müessese olmadığı,

çocukların kişisel verilerinin işlenmesi öncesinde yaşları ve gelişim

durumlarına göre uygun kapsam ve yöntemlerle bilgilendirilmeleri ve açık

rızalarının alınmasının gerektiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13.,

20., 41. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

142. Dava konusu kuralın yer aldığı maddede 6698 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı hâller hüküm altına alınmıştır. Dava konusu kuralla kişisel verilerin, üçüncü kişilere verilmemek ve veri güvenliğine ilişkin yükümlülüklere uyulmak kaydıyla gerçek kişiler tarafından tamamen kendisiyle veya aynı konutta yaşayan aile fertleriyle ilgili faaliyetler kapsamında işlenmesi hâlinde 6698 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır.

143. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle özel hayat ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı güvence altına alınmıştır.

144. Anayasa’nın 41. maddesinde “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar. Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.” denilmektedir.

145. Anayasa’nın 41. maddesinde aile Türk toplumunun temeli olarak

tanımlanmış, ailenin birey ve toplum hayatındaki önemine işaret edilmiş ve

devlete ailenin korunması için gerekli düzenlemeleri yapması ve teşkilatı

kurması konusunda ödevler yüklenmiştir. Böylece aile kurumuna anayasal koruma

sağlanmıştır. Bu düzenlemeyle eşler ve çocuklardan oluşan ailenin birlik ve

bütünlüğünün korunması amaçlanmaktadır. 41. maddeye 7.5.2010 tarihli ve 5982

sayılı Kanun’la eklenen dördüncü fıkrada da devletin her türlü istismara ve

şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alacağı belirtilmiştir. Bu

düzenlemeyle “Ailenin korunması” şeklindeki madde

başlığı “Ailenin korunması ve çocuk hakları” şeklinde

değiştirilip maddeye çocukların korunması konusu da eklenerek çocukların temel

hakları vurgulanmış ve devletin çocukları koruyucu tedbirleri alacağı

belirtilmiştir.

146. Dava konusu kuralla kişisel verilerin, üçüncü kişilere

verilmemek ve veri güvenliğine ilişkin yükümlülüklere uyulmak kaydıyla gerçek

kişiler tarafından tamamen kendisiyle veya aynı konutta yaşayan aile

fertleriyle ilgili faaliyetler kapsamında işlenmesi hâlinde 6698 sayılı

Kanun’da yer alan kişisel verilerin korunmasına ilişkin hükümlerin

uygulanmayacağı düzenlenmiştir. Söz konusu düzenleme ile bir kişinin gerek kendi

gerekse aynı konutta birlikte oturduğu aile fertlerine ilişkin kişisel verileri

işlemesinin, söz konusu birlikte yaşamanın doğal ve zorunlu bir sonucu olduğu

anlaşılmaktadır. Ayrıca dava konusu kuralın söz konusu hakların kullanılmasını

son derece zorlaştıran veya onu kullanılamaz duruma düşüren kayıtlara

bağlandığı da söylenemeyeceğinden hakkın özüne dokunmadığı açıktır. Bu nedenle

değerlendirilmesi gereken husus bu müdahalenin demokratik toplum düzeninin

gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığıdır.

147. Dava konusu kuralla, kişiler tarafından tamamen kendisiyle

veya aynı konutta yaşayan aile fertleriyle ilgili faaliyetler kapsamında

kişisel verilerin işlenmesi hâlinde 6698 sayılı Kanun hükümlerinin

uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu’na göre eşler ve çocuklardan oluşan aile fertlerinin, kendileriyle veya

diğer aile fertleriyle ilgili olarak 4721 sayılı Kanun’da veya diğer kanunlarda

belirtilen faaliyet ve yükümlülükleri olabileceği gibi günlük hayatın akışı

içinde gerçekleştirilecek faaliyetleri de olabilir. Bu faaliyet ve

yükümlülüklerin yerine getirilmesi ise söz konusu aile fertleriyle ilgili bazı

kişisel verilerin işlenmesini gerektirebilir. Kanun koyucunun kuralla takdir

yetkisi kapsamında gerçek kişilerin kendisiyle veya aynı konutta yaşayan aile

fertleriyle ilgili söz konusu faaliyet ve yükümlülüklerin sıklık ve yoğunluk

derecesini de dikkate alarak bunlarla ilgili veri işleme prosedürünü

kolaylaştırmayı amaçladığı anlaşılmaktadır. Aynı konutta yaşayan aile

fertleriyle ilgili faaliyetler kapsamında tanınan dava konusu istisnanın başta

çocuklar olmak üzere aile fertlerinin özerk varlığını, onurunu, maddi ve

manevi bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaçlayan ya da bu amaca matuf bir hukuki

müessese olmadığı aksine Anayasa’nın 41. maddesi ve başta 4721 sayılı

Kanun olmak üzere diğer kanunlardan kaynaklanan aile fertleriyle ilgili hukuki

faaliyet ve yükümlüklerin tam ve zamanında yerine getirilebilmesi suretiyle

ailenin ve özellikle çocukların korunmasını sağlamaya yönelik olduğu açıktır.

148. Öte yandan anne ve babaların, çocukları üzerinde velayet

hakkını yerine getirirken 4721 sayılı Kanun’dan kaynaklanan yükümlülüklere

uygun hareket etme zorunluluğu bulunmaktadır. 4721 sayılı Kanun’da çocukların

korunması ve yetiştirilmesine ilişkin söz konusu yükümlülüklere aykırı

hareketlerin hukuki sonuçlarına ilişkin hükümlere yer verildiği gibi 5395

sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda yer alan ilkeler uyarınca çocuğun haklarının

korunması konusunda da ayrıntılı düzenlemeler hüküm altına alınmıştır. Bu

bağlamda kuralla sınırlama yapılırken ilgili kanunlarda sınırlama aracının

sınırlama amacına uygun ve orantılı şekilde kullanılmasını sağlayacak yasal

güvencelere yer verildiği de görülmektedir. Dolayısıyla kuralla ulaşılmak

istenen amaç arasında makul bir denge kurulduğu de dikkate alındığında kuralın

demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkesine aykırı bir yönü

bulunduğu söylenemez.

149. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 13., 20. ve 41. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

150. Kuralın Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

2. (ç) Bendinin İncelenmesi

a. İptal Talebinin Gerekçesi

151. Dava dilekçesinde özetle, önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetlerin geniş ve belirsiz bir kavram olarak idarenin keyfî uygulamalarına yol açabilecek nitelikte olduğu, bu istisnalar kapsamına giren konularda kamu kurumlarının hangi hâllerde veri toplayacağı ve işleyeceğinin sayılması ve sınırlandırılması gerektiği, kuralın kişilerin özel yaşamlarının gizliliği hakkının özüne dokunduğu, hakkın kullanımını olanaksız hâle getirdiği, belirlilik ilkesine aykırı olduğu, sınırları belirsiz şekilde bireylerin özel yaşamlarının gizliliğine doğrudan bir müdahale niteliğinde olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 20. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

152. Dava konusu kuralda 6698 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı hâllerden biri olarak kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında işlenmesi sayılmaktadır.

153. Kişisel verilerin korunması hakkı sınırsız olmayıp Anayasa Mahkemesi kararlarında, özel sınırlama nedeni öngörülmemiş özgürlüklerin de o özgürlüğün doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu, ayrıca Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği de kabul edilmektedir. Dolayısıyla kişisel verilerin korunması hakkının Anayasa'da Devlete bir görev olarak yüklenen millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanması ile suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlandırılması mümkündür.

154. Ancak bu sınırlama yapılırken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa’nın 13. maddesine de uyulması gerekmektedir. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkı, yalnızca kanunla ve demokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ayrıca getirilen bu sınırlamalar hakkın özüne dokunamayacağı gibi Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

155. Nitekim 108 sayılı Sözleşme’nin 9. maddesinde de devlet

güvenliği, kamu güvenliği, devletin ekonomik menfaatlerinin korunması ve

suçlarla mücadele edilmesi, ilgilinin veya üçüncü kişilerin hak ve

özgürlüklerinin korunması ile verilerin istatistiki veya bilimsel amaçlarla

kullanılması durumlarında kişisel verilerin korunmasına sınırlamalar

getirilebileceği belirtilmiştir. AİHM de işe alınırken gizli

bir polis dosyasında yer alan daha önceki sendikal faaliyetlerine ilişkin

verilerin saklanması ve kullanılması hakkında yapılan bir başvuruda demokratik

bir toplumda istihbarat servislerinin varlığının ve verilerin saklanmasının

yasalara uygun olabileceğini, meşru menfaat başka bir deyişle suç

işlenmesinin önlenmesi ya da ulusal güvenliğin korunması amaçlarını gözetmesi

koşuluyla vatandaşların menfaatlerinin önüne geçebileceğini belirterek söz

konusu müdahaleyi demokratik bir toplumda ulusal güvenlik gibi devlete geniş

bir takdir yetkisi tanıyan bir konuda ağır basan sosyal ihtiyacı da göz önüne

alarak AİHS’ne aykırı görmemiştir (Leander/İsveç, B. No: 9248/81,

23.3.1987).

156. Kuralın yer aldığı madde gerekçesinde kişisel verilerin

millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik

güvenliği sağlamaya yönelik önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler

kapsamında işlenmesinin istisna olarak düzenlendiği; buna göre Millî İstihbarat

Teşkilatı ile diğer istihbarat birimlerinin millî savunmayı, millî güvenliği,

kamu güvenliğini, kamu düzenini ve ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik

faaliyetler kapsamında işlediği verilerin Kanun kapsamı dışında tutulduğu; aynı

şekilde suç gelirlerinin aklanması, terörizmin finansmanının önlenmesi ve mali

suçların araştırılması konusunda yetkili birim tarafından yürütülen faaliyetler

kapsamında işlenen verilerin de bu istisna kapsamında olduğu, bu konulardaki

yetkili birimin millî savunmayı, millî güvenliği kamu güvenliğini, kamu

düzenini ve ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olmak üzere mali araştırma

yapmak, mali istihbarat elde etmek ve üretmek, veri toplamak, şüpheli işlem

bildirimleri ve diğer bildirimleri almak, analiz etmek, değerlendirmek,

inceleme yapmak ve ilgili kurumlarla paylaşmak suretiyle işlediği verilerin de

6698 sayılı Kanun kapsamı dışında tutulduğu ifade edilmektedir.

157. Kuralla millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini,

kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak görev ve yetki

verilmiş olan kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülecek önleyici,

koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında kişisel verilerin işlenmesinde

6698 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır.

İşlenecek bu bilgiler arasında özel hayatın gizliliği kapsamında kalacak

bilgiler ve kişisel veriler de bulunabileceğinden kuralla özel hayatın

gizliliği ve kişisel verilerin korunması haklarına sınırlama getirildiği

açıktır. Ancak bu sınırlama, Anayasa’da devlete verilen görevlerin gereği

olarak millî güvenliğin, kamu düzeninin ve suç işlenmesinin önlenmesini

sağlamak amacıyla yapıldığından demokratik toplum düzeni

bakımından alınması gereken tedbirler kapsamında kalmaktadır.

158. Kuralda yer alan “önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler”, “millî savunma”, “millî güvenlik”, “kamu güvenliği”, “kamu düzeni”, “ekonomik güvenlik” ibarelerinin soyut ve genel kavramlar olması kuralın belirsiz olduğu anlamına gelmemekte, bu durum kanun yapma tekniğinin doğasından kaynaklanmaktadır. Zira yasa kurallarının genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır.

159. Öte yandan 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet

Kanunu, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat

Teşkilatı Kanunu gibi ilgili kuruluş kanunlarında görev ve yetki verilmiş polis

teşkilatı ve MİT gibi veya 4208 sayılı Kanun’la kurulan, görev ve yetkileri

5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun ile yeniden

belirlenen Malî Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) gibi kamu kurum ve

kuruluşlarının dava konusu kuralda yer alan millî güvenliği, kamu güvenliğini,

kamu düzenini ve ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve

yetki verilen kamu kurum ve kuruluşları olduğu açıktır. Bu kanunlarda, söz

konusu kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve yetkileri ayrıntılı şekilde

düzenlenmiş ve bu düzenlemelerde söz konusu görevlerin Türkiye Cumhuriyeti’nin

ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine,

Anayasal düzenine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten

ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında millî güvenlik

istihbaratını oluşturmak veya suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesini

sağlamaya yönelik olduğu belirtilerek bu kamu kurum ve kuruluşları tarafından

yürütülecek önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler de düzenlenmiştir. Bu

bağlamda dava konusu kuralla düzenlenen “önleyici, koruyucu ve istihbari”

faaliyetlerin ilgili kuruluş kanunlarında veya diğer kanunlarda kapsam, sınır

ve içeriklerinin ayrıntılı şekilde düzenlenmesi karşısında söz konusu

faaliyetlerin kapsamının belirsiz olduğu söylenemez.

160. Ayrıca söz konusu kurum ve kuruluşların yetki ve

sorumlulukları ile bunlara aykırı davranılması hâlinde öngörülen cezai

yaptırımlar ilgili kanunlarda ayrıntılı şekilde düzenlendiği gibi 5237 sayılı

Kanun’un 136. maddesi uyarınca da kişisel verileri hukuka aykırı olarak

başkasına vermek, yaymak veya ele geçirmek suç olarak düzenlenmiştir.

Dolayısıyla dava konusu kural kapsamında elde edilecek bilgilerin amacı dışında

kullanılmasını önleyecek ve kişilerin özel hayatına dair bilgilerin ve kişisel

verilerin ifşa edilmesini önleyecek yasal güvencenin sağlandığı görülmektedir.

Bu bağlamda ilgili kanunlarda sınırlama aracının sınırlama amacına uygun ve

orantılı şekilde kullanılmasını sağlayacak yasal güvencelere yer verildiği ve

yeterli korumanın da sağlandığı dikkate alındığından dava konusu

kurallarla kişisel verilerin korunması hakkına getirilen sınırlamaların özel

hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkının özünü zedelenmediği gibi bu

haklar ile ülkede millî güvenliğin sağlanmasına yönelik önlemler arasındaki

makul dengenin kurulduğu görülmektedir. Dolayısıyla dava konusu kuralla özel

hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması haklarına getirilen

sınırlamanın söz konusu hakların özünü zedelediğinden söz edilemeyeceği gibi

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı düştüğü de

söylenemez.

161. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

162. Kuralın Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

K. Kanun’un 30. Maddesinin (7) Numaralı Fıkrası ile

Değiştirilen 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 47. Maddesinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

163. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların kişilerin

sağlık hizmeti almaktan imtina etmesine neden olabileceğinden sağlık hakkına ve

yaşam hakkına bir müdahale niteliğinde olduğu, kişilerin sağlıkla ilgili

bilgilerinin kamu yararı bulunan bazı durumlar dışında devletten dahi gizli

tutulmasını isteme hakkı bulunduğu ancak kuralla geniş şekilde sayılan

amaçların kamu sağlığını korumayı aşacak nitelikte olduğu, sağlık hizmetlerinin

planlanması ve maliyetlerin hesaplanması amacının yerine getirebilmesi için

bireylerin her türlü verisinin işlenmesine ihtiyaç bulunmadığı, Sağlık

Bakanlığının topladığı her türlü kişisel veriyi üçüncü kişilere aktarması

hususunun sadece 6698 sayılı Kanun’daki düzenlemelere tabi olduğu ancak

Kanun’daki düzenlemelerin kişilerin açık rızasının alınmasına gerek

duyulmayacak şekilde ve kapsamı geniş tutulan istisnalar şeklinde

düzenlendiğinden her türlü kişisel verinin üçüncü kişilere aktarılabileceği,

kurulacak sistemin üçüncü kişilere kişisel verilere erişim imkânı yarattığı, bu

durumun özellikle kadın üzerinde toplumsal baskı yaratacağı, töre ve namus

cinayetlerine zemin hazırlayacağı, oluşturulacak merkezî sisteme kimler

tarafından erişilebileceğinin belirsiz olduğu, yetkili kılınacak sağlık

personeli bakımından sınırlama yapılmadığı, kişinin doktorunun bu verilere

erişmesi hedeflenmiş olsa da kurulan merkezî sistemin bu amacı ve kastı aştığı,

merkezî sistemin güvenliği ve güvenilirliği ile ilgili standartların Kişisel

Verileri Koruma Kurulunun belirlediği ilkelere uygun olarak Sağlık Bakanlığınca

belirlenmesi ile Sağlık Bakanlığı’nın kişisel sağlık verilerinin güvenliğinin

sağlanması için gerekli tedbirleri almasına ilişkin düzenlemesinin belirsiz

olduğu, Kurulun çoğunluğunun yürütme tarafından oluşturulan bir yapı olduğu, belirlenecek

ilkelerin yürütmenin çoğunlukta olduğu bu yapı tarafından belirlenmesinin

keyfîliğe yol açabileceği, kuralların uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu,

yönetmelikle düzenleneceği öngörülen kişisel sağlık verilerinin işlenmesi,

güvenliği ve kapsamı belirli olmayan ilgili diğer hususların neler olduğunun

kanun ile belirlenmesinin zorunlu olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2.,

13., 17., 20., 56. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

164. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca, kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. ve 7. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

165. Dava konusu kuralların yer aldığı 663 sayılı Kanun Hükmünde

Kararname (KHK) Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının teşkilat, görev, yetki

ve sorumluluklarını düzenlemektedir. KHK’nın 2. maddesine göre Bakanlığın

görevi; herkesin bedenî, zihnî ve sosyal bakımdan tam bir iyilik hâli içinde

hayatını sürdürmesini sağlamaktır. Bu kapsamda Bakanlık halk sağlığının

korunması ve geliştirilmesi, hastalık risklerinin azaltılması ve önlenmesi,

teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerinin yürütülmesi,

uluslararası önemi haiz halk sağlığı risklerinin ülkeye girmesinin önlenmesi,

sağlık eğitimi ve araştırma faaliyetlerinin geliştirilmesi, sağlık

hizmetlerinde kullanılan ilaçlar, özel ürünler, ulusal ve uluslararası kontrole

tabi maddeler, ilaç üretiminde kullanılan etken ve yardımcı maddeler,

kozmetikler ve tıbbi cihazların güvenli ve kaliteli bir şekilde piyasada

bulunması, halka ulaştırılması ve fiyatlarının belirlenmesi, insan gücünde ve

maddi kaynaklarda tasarruf sağlamak ve verimi artırmak, sağlık personelinin

ülke sathında dengeli dağılımını sağlamak ve bütün paydaşlar arasında iş

birliğini gerçekleştirmek suretiyle yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli

hizmet sunumunun sağlanması, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek

kişiler tarafından açılacak sağlık kuruluşlarının ülke sathında planlanması ve

yaygınlaştırılması ile ilgili olarak sağlık sistemini yönetir ve politikaları belirler.

166. Bakanlık, bu amaçları gerçekleştirmek üzere strateji ve

hedefleri belirler; planlama, düzenleme ve koordinasyon, uluslararası ve

sektörler arası iş birliği, rehberlik, izleme, değerlendirme, teşvik,

yönlendirme ve denetleme yapar, müeyyide uygular, acil durum ve afet hâllerinde

sağlık hizmetlerini planlar ve yürütür, bölgesel farklılıkları gidermeye ve

herkesin sağlık hizmetine erişimini sağlamaya yönelik tedbirler alır, ilgili

kurum ve kuruluşların insan sağlığını doğrudan ve dolaylı olarak etkileyen

faktörler ve sosyal belirleyicilerle ilgili uygulamalarına ve düzenlemelerine

yön verir, bunu teminen gerekli bildirimleri yapar, görüş bildirir ve müeyyide

uygular, görevin ve hizmetin gerektirdiği her türlü tedbiri alır.

167. Dava konusu kuralların yer aldığı 663 sayılı KHK’nın 47.

maddesinde sağlık hizmetine ilişkin kişisel veriler hakkında bilgi toplama,

işleme ve paylaşma yetkisi düzenlenmiştir. Maddenin (1) numaralı fıkrasında

sağlık hizmeti almak üzere kamu veya özel sağlık kuruluşları ile sağlık mesleği

mensuplarına müracaat edenlerin, sağlık hizmetinin gereği olarak vermek zorunda

oldukları veya kendilerine verilen hizmete ilişkin kişisel verilerin

işlenebileceği, (2) numaralı fıkrasında ise sağlık hizmetinin verilmesi, kamu

sağlığının korunması; koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım

hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması ve maliyetlerin

hesaplanması amacıyla Bakanlığın bu fıkra kapsamında elde edilen verileri

alarak işleyebileceği ve bu verilerin, Kişisel Verilerin Korunması Kanununda

öngörülen şartlar dışında aktarılamayacağı öngörülmektedir.

168. Anayasa’nın 20. maddesinde belirtildiği üzere kişisel veriler

ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. 6698

sayılı Kanun’un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre özel nitelikli

kişisel verilerden olan kişilerin sağlığı ile ilgili verilerin kural olarak

ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır. Maddenin (3) numaralı

fıkrasına göre özel nitelikli kişisel veriler kanunlarda öngörülen hâllerde

ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir, cinsel hayata ve sağlığa

ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik,

tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile

finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla sır saklama yükümlülüğü altında

bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık

rızası aranmaksızın işlenebilir. Kanun koyucunun dava konusu kurallarla kişisel

verilerin korunması hakkında genel kanun niteliğinde olan 6698 sayılı Kanun’da

belirtilen hükümleri Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının teşkilat, görev,

yetki ve sorumluluklarını düzenleyen özel kanun niteliğindeki 663 sayılı KHK’da

da benzer şekilde düzenlemek suretiyle uygulamada ortaya çıkabilecek

sıkıntıları önlemeyi amaçladığı anlaşılmaktadır.

169. Diğer taraftan 108 sayılı Sözleşme’nin 9. maddesinde, maddede belirtilen bazı hâllerde kişisel verilerin korunmasına sınırlamalar getirilebileceği belirtilmiştir. 95/46/EC sayılı Direktif’in 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında da veri işlemenin önleyici hekimlik, tıbbi teşhis, tıbbi yardım veya bakım ya da sağlık hizmetlerinin idari olarak yürütülmesi için gerekli olması ve bu verilerin ya sağlık personeli veya sağlık personeli gibi sır saklama yükümlülüğüne tabi kişiler tarafından işlenmesi mümkün kılınmıştır. Maddede ayrıca üye devletlerin uygun önlemleri almak koşuluyla kamu yararı için başka istisnalar da belirleyebileceği belirtilmiştir.

170. Dava konusu kurallarla özel hayatın gizliliği ve kişisel

verilerin korunması haklarına sınırlama getirildiği şüphesizdir. Kurallarla her

ne kadar söz konusu haklara müdahalede bulunulmuş ise de kuralların sadece

sağlık hizmeti almak üzere müracaat edenlerin sağlık hizmetlerinin gereği

olarak vermek zorunda oldukları veya kendilerine verilen hizmete ilişkin

kişisel verilerin işlenebilmesini düzenlediği dikkate alındığında dava konusu

kurallarla getirilen sınırlamanın söz konusu hakların kullanılmasını son derece

zorlaştıran veya onu kullanılamaz duruma düşüren kayıtlara bağlandığı

söylenemeyeceğinden hakkın özüne dokunmadığı açıktır. Bu nedenle

değerlendirilmesi gereken husus bu müdahalenin demokratik toplum düzeninin

gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığıdır.

171. Sağlık hizmetlerinin yerine getirilebilmesi, hasta takip

sisteminin iyi bir şekilde işleyebilmesi ve hastaların sağlık hizmetlerinden en

iyi şekilde yararlanabilmesi için söz konusu verilerin kamu veya özel sağlık

kuruluşları ile sağlık mesleği mensupları tarafından işlenmesi gerektiği

açıktır. Ayrıca söz konusu verilerin Bakanlık tarafından işlenmesinin

Bakanlığın 663 sayılı KHK’da belirtilen sağlık hizmetleriyle ilgili strateji ve

hedefleri belirlemek, planlama, düzenleme ve koordinasyon yapmak, acil durum ve

afet hâllerinde sağlık hizmetlerini planlamak ve yürütmek, bölgesel

farklılıkları gidermeye ve herkesin sağlık hizmetine erişimini sağlamaya

yönelik tedbirler almak, ilgili kurum ve kuruluşların insan sağlığını doğrudan

ve dolaylı olarak etkileyen faktörler ve sosyal belirleyicilerle ilgili

uygulamalarına ve düzenlemelerine yön vererek bunu temin için gerekli

bildirimleri yapmak, görüş bildirmek ve müeyyide uygulamak gibi görev, yetki ve

sorumluluklarını yerine getirmesi bakımından da gerekli olduğunda kuşku yoktur.

172. Anayasa'nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri

arasında saymıştır. Devlet, kişilerin sağlık hakkından tam anlamıyla

yararlanabilmeleri ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri amacıyla yasal,

idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır. Ayrıca Anayasa,

sosyal hukuk devleti olmanın gereği olarak sağlık hizmetlerinin sunumunda

yüklediği pozitif yükümlülük kapsamında devleti bu haklardan yararlanmayı artıracak

önlemleri almakla mükellef kılmıştır. Bu nedenle Anayasa’nın 17. ve 56.

maddelerinde öngörülen kişilerin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı ile sağlık hakkından yararlanma konusunda en geniş ölçekli

uygulamaların gerçekleştirilmesi gerekir. Kişiler

için bir hak olan sağlık hizmetinden yararlanmayı

kolaylaştırıcı düzenlemeler yapılması ve bu hizmetin daha iyi bir

şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli tedbirlerin alınması devletin Anayasa’dan

kaynaklanan bir ödevidir. Dolayısıyla Anayasa’da devlete verilen görevlerin

gereği olarak kişilerin sağlıklı bir şekilde yaşam sürdürmeleri için genel

sağlığın korunması amacıyla düzenlenen dava konusu kurallar demokratik toplum

düzeni bakımından alınması gereken tedbirler kapsamında kalmaktadır.

173. Öte yandan 6698 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre Kanun

hükümleri, kişisel verileri işlenen gerçek kişiler ile bu verileri tamamen veya

kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak

kaydıyla otomatik olmayan yollarla işleyen gerçek ve tüzel kişiler hakkında

uygulanır. Dolayısıyla dava konusu kurallar kapsamında sağlık verilerinin

işlenmesi bakımından 6698 sayılı Kanun’da yer alan tüm ilke ve kurallar ile

güvencelere uyulması zorunlu olup Kanun’da yer alan kişisel verilerin işlenme

şartlarına, aktarılmasına, veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülüğüne, veri

güvenliğine ilişkin kurallar uygulanacaktır. Aksi hâlde Kanun’un 17. maddesinde

yer alan kişisel verilere ilişkin suçlar bakımından 5237 sayılı Kanun’un 135

ila 140. maddeleri hükümleri uygulanacak ve Kanun’un 7. maddesi hükmüne aykırı

olarak kişisel verileri silmeyen veya anonim hâle getirmeyenler 5237 sayılı

Kanun’un 138. maddesine göre cezalandırılacaktır. Kişisel verileri hukuka

aykırı olarak başkasına verme, yayma veya ele geçirme suçu ise 5237 sayılı

Kanun’un 136. maddesi uyarınca cezalandırılacaktır. Bu bağlamda dava konusu

kurallar kapsamında işlenecek verilerin amacı dışında kullanılmasını ve

kişilerin özel hayatına dair bilgilerin ve kişisel verilerin ifşa edilmesini

önleyecek yasal güvencelerin sağlandığı görülmektedir. Dava konusu kurallarda

kişisel verilerin korunması hakkına sınırlama getirilirken Kanun’da sınırlama

aracının sınırlama amacına uygun ve orantılı şekilde kullanılmasını sağlayacak

yasal güvencelere de yer verildiği, böylece hem özel hayatın gizliliği ve

kişisel verilerin korunması haklarının özünün zedelenmesinin önlendiği, hem de

bu haklar ile ülkede genel sağlığın sağlanmasına yönelik önlemler arasındaki

makul dengenin kurulduğu görülmektedir.

174. Dolayısıyla dava konusu (1) ve (2) numaralı fıkralarda kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının özüne dokunan ya da bu hakkı ölçüsüz şekilde sınırlandıran bir husus bulunmamaktadır. Kurallarla söz konusu verileri işleme yetkisinin amacı ve faaliyet alanı belirlenmiş ve bu şekilde kamu yararı ile özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakları arasında adil bir denge kurulmuştur. Bu nedenle dava konusu kurallarda öngörülen sağlık verilerinin işlenmesi yetkisinin ölçülülük ilkesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

175. Maddenin (3) numaralı fıkrasında Bakanlığın ikinci fıkra

gereğince toplanan ve işlenen kişisel verilere, ilgili kişilerin kendilerinin

veya yetki verdikleri üçüncü kişilerin erişimlerini sağlayacak bir sistem kuracağı;

(4) numaralı fıkrasında, üçüncü fıkraya göre kurulan sistemlerin güvenliği ve

güvenilirliği ile ilgili standartların Kişisel Verileri Koruma Kurulunun

belirlediği ilkelere uygun olarak Bakanlıkça belirleneceği, Bakanlığın bu Kanun

uyarınca elde edilen kişisel sağlık verilerinin güvenliğinin sağlanması için

gerekli tedbirleri alacağı, bu amaçla sistemde kayıtlı bilgilerin hangi görevli

tarafından ne amaçla kullanıldığının denetlenmesine imkân tanıyan bir güvenlik

sistemi kuracağı; (5) numaralı fıkrasında ise sağlık personeli istihdam eden

kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişilerin

istihdam ettiği personeli ve personel hareketlerini Bakanlığa bildirmekle

yükümlü olduğu hüküm altına alınmıştır.

176. Dava konusu kurallarla kanun koyucunun KHK’nın 47. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları gereğince toplanan ve işlenen kişisel verilere,

ilgili kişilerin kendilerinin veya yetki verdikleri üçüncü kişilerin

erişimlerini sağlayacak bir sistemin kurulması ile kurulacak bu sistemin

güvenliği ve güvenilirliğinin sağlanmasına yönelik ilke ve tedbirlerin

belirlenmesi suretiyle özel nitelikli kişisel veri kategorisindeki sağlık

verilerini daha özel olarak koruma altına almayı amaçladığı

anlaşılmaktadır. Kanun koyucunun, kamu yararı amacıyla sağlığa ilişkin

kişisel verilerin korunmasının önemini dikkate alarak bu verilerin güvenliğinin

sağlanmasına yönelik olarak düzenlediği anlaşılan dava konusu kuralların

Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

177. AİHM’nin kararlarında da kişisel sağlık verilerine izinsiz erişilmesine karşı etkin ve somut bir korumanın önemi vurgulanarak kamu kurumları ve devletin bu verilerin gizliliğini güvence altına alabilmek için kişisel verileri koruyacak kuralları yürürlüğe koyma ve gerekli güvenceleri sağlama yükümlülüğü altında olduğu ifade edilmiş ve kişisel sağlık verilerini saklamakta başarısız olunması veya bu bilgilere erişime engel olacak güvenli ve sağlam bir sistem kurulamamasının AİHS’nin ihlali olarak değerlendirildiği görülmektedir. (I/Finlandiya, B.No: 20511/03, 17.07.2008).

178. Maddenin (6) numaralı fıkrasında kişisel sağlık verilerinin işlenmesi, güvenliği ve maddenin uygulanması ile ilgili diğer hususların Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenleneceği belirtilmektedir.

179. Anayasa’nın 7. maddesinde yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği öngörülmüştür. Anayasa’da kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi mümkün değildir. Anayasa’nın 20. maddesinde kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği öngörülmüştür.

180. Kanunla düzenleme ilkesi, düzenlenen alanda temel ilkelerin kanunla

konulmasını ve çerçevenin kanunla çizilmesini ifade etmektedir. Gelişen koşul

ve durumlara göre sık sık değişik önlemler alma, bunları kaldırma ve süratli

biçimde hareket etme zorunluluğunun bulunduğu alanlarda yasama organının temel

kuralları saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları

yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamayacağı gibi

yürütme organının yasama organı tarafından çerçevesi çizilmiş alanda ve değişen

koşullara uyum sağlayabilecek esnekliğe sahip kriterlere uygun olarak genel

nitelikte hukuksal tasarruflarda bulunması, kanunla düzenleme ilkesine

aykırılık oluşturmaz ve yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz.

181. Maddenin (1), (2), (3), (4) ve (5) numaralı fıkralarında sağlık hizmetinin gereği olarak verilmesi zorunlu kişisel verilerin işlenmesi ve güvenliğine ilişkin genel çerçevenin belirlendiği; hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir olduğu ve kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içerdiği açıktır. Dolayısıyla kanun koyucunun temel esasları ve ilkeleri belirleyip sınırları çizdikten sonra bazı teknik konuların düzenlenmesini idareye bıraktığı dava konusu kuralın belirsiz olduğu söylenemeyeceği gibi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır.

182. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 5., 7., 13., 17., 20. ve 56. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

183. Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamışlardır.

184. Kuralın Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ

185. Dava dilekçesinde özetle iptali istenen kuralların Anayasa’ya açıkça aykırı olduğu ve yürürlüklerinin durdurulmaması hâlinde hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararların ortaya çıkacağı belirtilerek kuralların yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

24.03.2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun;

A. 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan “…veya işlendikleri amaç için gerekli olan…” ibaresine,

B. 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c), (ç), (e) ve (f) bentlerine,

C. 6. maddesinin

1. (1) numaralı fıkrasında yer alan “…mezhebi,…” ve “…kılık ve kıyafeti…” ibarelerine,

2. (3) numaralı fıkrasına,

D. 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasına,

E. 8. maddesinin (3) numaralı fıkrasına,

F. 9. maddesinin (6) numaralı fıkrasına,

G. 13. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesine,

H. 15. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan “Devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler hariç…” ibaresine,

I. 16. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesine,

J. 24. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “...Kurulca gerekli görülenlerin…” ibaresine,

K. 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (ç) bentlerine,

L. 30. maddesinin (7) numaralı fıkrası ile değiştirilen

11.10.2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 47. maddesine yönelik iptal talepleri, 28.9.2017 tarihli, E.2016/125, K.2017/143 sayılı kararla reddedildiğinden, bu madde, fıkra, bent, cümle ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerininREDDİNE, 28.9.2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

24.03.2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun;

A. 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan “…veya işlendikleri amaç için gerekli olan…” ibaresinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

B. 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c), (ç), (e) ve (f) bentlerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. 6. maddesinin

1. (1) numaralı fıkrasında yer alan “…mezhebi,…” ve “…kılık ve kıyafeti…” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. (3) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı

olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

E. 8. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı

olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

F. 9. maddesinin (6) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı

olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

G. 13. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci

cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

H. 15. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan “Devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler hariç…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

I. 16. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci

cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

J. 24. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “...Kurulca gerekli görülenlerin…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

K. 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (ç) bentlerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

L. 30. maddesinin (7) numaralı fıkrası ile değiştirilen

11.10.2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 47. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

28.9.2017 tarihinde karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

KARŞIOY GÖRÜŞÜ

A. 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 6. Maddesinin Üçüncü Fıkrası Yönünden

1. Dava konusu kural, cinsel hayata ve sağlığa ilişkin kişisel verilerin ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceğini düzenlemektedir.

2. Devletin kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi amaçlarıyla bazı verilere ihtiyaç duyması ve bunun için ilgili kişilerin açık rızasını aramaması bir an için kabul edilebilir olsa bile aynı şeyi sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amaçları doğrultusunda kişilerin sağlık ve cinsel hayatlarına ilişkin hassas kişisel verilerin açık rıza olmadan işlenmesi için söyleyemeyiz.

3. Cinsel hayata ve sağlığa ilişkin özel nitelikli hassas veriler kişinin özel hayatına ait en mahrem bilgileri de içerdiğinden bunların ancak açık rıza ile işlenmesi gerekmektedir. Kişiler, bu tür bilgilerin kendi rızaları dışında kaydedilmesinden, toplanması, aktarılması ve işlenmesinden endişe duyarak bazı temel hak ve hürriyetlerini kullanmaktan kaçınabilecekleri gibi sağlık hizmeti almakta tereddüt yaşayabilirler.

4. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, özel

hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel

hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” denilerek özel hayatın

gizliliği güvence altına alınmıştır. Maddenin üçüncü fıkrasında ise herkesin

kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu, bu

hakkın kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu

verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve

amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığı hükme

bağlanarak kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık

rızasıyla işlenebileceği ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve

usullerin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.

5. Cinsel hayata ve sağlığa ilişkin özel nitelikli hassas kişisel verilerin işlenmesinde temel ilke ilgilinin açık rızasının bulunmasıdır. İptali istenen kuralla bu kişisel verilerin ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenebileceği hâller belirtilmek suretiyle yukarıda ifade edilen temel ilkeye istisna getirilmiştir. Özel nitelikli hassas kişisel veri olduğundan en küçük şüphe duyulmayan sağlık ve cinsel hayata ilişkin verilerin belirtilen hallerde ilgilinin açık rızası olmadan işlenebileceğini düzenleyen kuralla özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması haklarına bir müdahalede bulunulmaktadır.

6. Bu müdahale söz konusu hakların kullanılmasını son derece zorlaştırmadığı veya onları kullanılamaz hale getirmediğinden hakkın özüne dokunmamakla beraber, müdahalenin demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

7. Anayasa’nın 13. maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın ölçülülük ilkesine uygun şekilde, yasayla sınırlandırılabileceği belirtilmektedir. Ölçülülük ilkesi sınırlamada başvurulan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye elverişli olmasını; bu aracın sınırlama amacı açısından gerekli olmasını ve araçla amacın ölçüsüz bir oran içinde bulunmamasını ifade eder. Burada kısıtlama için kullanılan araçla amaç arasında hak ve özgürlüğü en az sınırlayacak dengeli bir orantı aranmaktadır.

8. Elverişlilik ölçütüne göre bir yasal düzenlemenin sınırlama amacı bakımından elverişli sayılması için bu düzenlemenin arzulanan amaca katkı yapması gerekmektedir. İncelediğimiz kural bu niteliği kısmen taşımaktadır. Gereklilik ise bir temel hakkı en az sınırlayan aracın seçilmesini gerektirmekle birlikte dava konusu kuralın, hakkı en az sınırlayan yumuşak bir araç olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü söz konusu kural, çok geniş ve adeta sınırsız bir çerçeveyi kapsayarak bireyin neredeyse her türlü özel nitelikli hassas sağlığa ve cinsel hayata ilişkin kişisel verisinin toplanması, aktarılması ve işlenmesini kapsamı dâhilinde görmektedir.

9. Kuralın, Anayasa’nın amir hükümleri gereğince genel sağlığın korunması amacına dönük olarak kamu yararı taşıdığı açıktır ancak kuralın özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakları ile toplum sağlığının korunmasına yönelik önlemler arasındaki makul bir denge kurmayarak, birincisini ikincisine feda ettiğini ifade etmek mümkündür.

10. Özel hayatın gizliliği ve bu kapsamda özel nitelikli hassas kişisel verilerin korunması konusu her şeyden önce insan onuruna saygı ve kişilik haklarına dayanmaktadır. Bu hak, kişinin saygınlığını ve kişiliğini serbestçe geliştirmesini mümkün kılan şeref ve haysiyet, özel yaşam ve sağlık gibi kişisel değerler üzerindeki çıkarlarını belirterek, bireye kişiliğini dilediği şekilde, serbestçe geliştirebileceği, kendisi ve sevdikleriyle bir arada olabileceği özerk bir yaşam alanına sahip olma şansı vermektedir. Bu alanda birey, maddi ve manevi kişiliğini geliştirmek ve başkaları tarafından bilinmesini istemediği hususların güvence altına alınmasını istemek hakkına sahiptir.

11. Kişisel verilerin toplanması ve işlenmesi sırasında bireyin bu veriler üzerindeki hakkı, onun devlet veya üçüncü kişiler tarafından sıradan bir veri nesnesine indirgenmesini önlemek amacını taşımaktadır. Sağlık ve cinsel hayatla ilgili özel nitelikli hassas kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmadan toplanması, işlenmesi ve aktarılması, kişinin basit bir veri nesnesi olarak değerlendirilmesine yol açtığından insan haysiyetini zedelemektedir. Bireyin, ahlaki ve toplumsal kişiliğinin gelişiminde ve diğer insanlarla olan ilişkilerini düzenlemede önemli bir kavram olan mahremiyetin ihlali insan haysiyetinin ve kişiliğinin ihlali anlamına gelmektedir.

12. Hassas kişisel verilerin korunması kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirmesine imkân tanıyarak, bireyin hayatını kendi özgür iradesiyle düzenlemesine katkı sağlamaktadır. Bireyin özel nitelikli hassas kişisel verileri üzerindeki hakkı yeteri kadar korunmazsa, kişiliğini serbestçe geliştirmesi zora gireceğinden, özgür iradeleriyle yaşamlarını biçimlendiren bireylerden oluşan demokratik bir toplum düzeninin ortaya çıkması ve korunması da güçleşecektir.

13. Anayasa’nın 20. maddesinde kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği belirtilmekle beraber dava konusu kural sağlık ve cinsel hayatla ilgili özel nitelikli hassas kişisel verilerle ilgili olduğundan bunların toplanması, aktarılması ve işlenmesinde ilgili kişinin açık rızasının aranmaması demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırılık taşımaktadır. “Kanunda öngörülen haller” ibaresi her türlü kişisel verinin rıza olmadan işlenmesine imkân tanıyan açık bir çek olarak yorumlanmamalıdır.

14. Sonuç olarak kuralın Anayasa’nın 20. ve 13. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle karara muhalif kalınmıştır.

B. Kanun’un 16. Maddesinin İkinci Fıkrasının İkinci Cümlesi

Yönünden

1. İptali istenen kuralın yer aldığı maddede Kurulun gözetiminde, Başkanlık tarafından kamuya açık olarak Veri Sorumluları Sicili tutulacağı ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline kaydolmak zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır. Dava konusu kural ise işlenen kişisel verinin niteliği, sayısı, veri işlemenin kanundan kaynaklanması veya üçüncü kişilere aktarılma durumu gibi Kurulca belirlenecek objektif kriterler göz önüne alınmak suretiyle Kurul tarafından, Veri Sorumluları Siciline kayıt zorunluluğuna istisna getirilebileceğini öngörmektedir.

2. Kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişiler veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline Kaydolmak Zorundadır. Bu sicil kişisel verilerin kimler ve hangi kuruluşlar tarafından işlendiğini gösteren bir listedir. Getirilen istisna sayesinde kuruluş kanunu ile kendisine kişisel verileri toplama yetkisi verilen kurumlar kişisel verileri toplarken kanunda düzenlendiği gerekçesiyle kişinin açık rızasını aramadan da bu işlemlerini yapabilecektir.

3. Birey kişisel verisinin kim tarafından işlendiğini görmek için veri sorumluları siciline bakmak istediğinde kanundan kaynaklanan istisnai düzenlemeden yararlanılması durumunda bunu öğrenemeyeceği gibi listede yer almayan veri sorumlusunun kişisel verileri üçüncü kişilere aktarıp, aktarmadığını da bilemeyecektir.

4. Kuralla getirilen istisna kişisel verileri işlenen kişiyi korumasız hâle getirdiğinden hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Bu nedenle Anayasa’nın 2. maddesine aykırılık taşıdığı düşüncesindeyim.

C. Kanun’un 30. Maddesinin (7) Numaralı Fıkrası ile Değiştirilen 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 47. Maddesinin Birinci, İkinci ve Üçüncü Fıkraları Yönünden

Dava konusu kuralın birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarının yukarıda (A) başlığı altında yazılan gerekçelerle Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

KARŞI OY GEREKÇESİ

I.

24.3.2016 tarih ve 6698 sayılı Kişisel

Verilerin Korunması Kanunu’nun “Özel nitelikli kişisel verilerin

işlenme şartları” başlıklı 6 ncı maddesinin, iptal istemine konu (1) numaralı

fıkrasında yer alan “…mezhebi…” ve “…kılık

ve kıyafeti…” ibarelerinin, fıkrada yer alan diğer unsurlarla

birlikte “özel nitelikli (hassas) veri” olarak kabul

edildiği, gerek madde metninden, gerek madde gerekçesinden anlaşılmaktadır.

Kanun’un 6 ncı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkra metinlerinden, kişilerin

“mezhebi” ve “kılık ve kıyafeti”nin, kendilerinin açık rızası olmaksızın

işlenemeyeceği gibi bir anlam çıkıyorsa da, maddenin yine iptal istemine konu

(3) numaralı fıkrasında sayılan birçok durumda bu kurala istisna getirilmiş

ve “Kanunlarda öngörülen hallerde” kişilerin “mezhebi” ile

“kılık ve kıyafetinin” de işlenebileceği hükme bağlanmıştır. Her ne sebep ve

gerekçeye dayanırsa dayansın, kişilerin “mezhebi” ile “kılık ve kıyafeti” gibi

hassas verilerin bir şekilde işlenmesine (kaydedilmesi, başka kurum ve

birimlerle paylaşılması, kategorize edilmesi vb.) imkân tanıyan yasal

düzenlemenin Anayasa’nın 2., 20., 24. ve 25. maddeleri ile bağdaştırılmasına

imkân yoktur. Toplumun hassas bir yönü olan işaret edilen hususların

(verilerin) değil işlenmesi, kaydının tutulması dahi Anayasaya açık aykırılıkla

malüldür. Ülkemizin yakın tarihine bakıldığında da, vahim toplumsal

çatışmaların çıkmasına neden olan bir konunun “kişisel veri” olarak kabulü ve

geniş istisnalar tanınarak işlenmesine imkân tanınmasının hukuk devleti kavramı

ile de bağdaşır bir yönü bulunmamaktadır.

Avrupa Konseyi’nin 108 sayılı “Kişisel Nitelikli Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Şahısların Korunmasına Dair Sözleşme”sinin, (1) numaralı fıkrasında “Dini veya felsefi inançları” özel veri kabul edilmiş; ancak metinde “mezhep” kavramına yer verilmemiş; istisnaları düzenleyen (2) numaralı fıkrasında da, bu özel verilerin işlenebileceği haller arasında, iptal istemine konu (3) numaralı fıkradaki gibi geniş bir takdir yetkisi tanınmamıştır. Dolayısiyle, kuralın Avrupa Birliği ilkeleri ile uyumlu olduğundan da söz edilemez.

6 ncı maddenin iptal istemine konu (3) numaralı

fıkrasında, yukarıda açıklandığı gibi hem “mezhep” ile “kılık ve kıyafet” gibi

kişisel verilerin rahatça işlenmesine yol açacak istisna hükümlerine yer

verilmiş, hem de “sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel verilerin” bir çok

halde (hemen hemen sağlık birimlerinin uygun göreceği her durumda) ilgili

kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği ifade edilmiştir. Sağlık

Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarına, görevlerini yürütebilmeleri için gerekli olan

bilgileri toplama, işleme, paylaşma yetkisi veren kuralın (663 sayılı KHK’nin

47. maddesinin 1, 2 ve 3 numaralı fıkralarının) iptali istemi ile açılan davada

Anayasa Mahkemesi 4.12.2014 tarih ve E.2013/114, K.2014/184 sayılı kararında,

şu gerekçeyle kuralların iptaline karar vermiştir: “…663 sayılı KHK’nın 47.

maddesinin dava konusu (1) numaralı fıkrasıyla Bakanlık ve bağlı kuruluşlarına,

mevzuatla kendilerine verilen görevleri, e-devlet uygulamalarına uygun olarak

daha etkin ve daha hızlı biçimde yerine getirebilmeleri amacıyla bütün kamu ve

özel sağlık kurum ve kuruluşlarından; sağlık hizmeti alanların, hizmetin gereği

olarak ilgili sağlık kurum ve kuruluşuna vermek zorunda oldukları kişisel

bilgileri ve bu kimselere verilen hizmete ilişkin bilgileri her türlü vasıtayla

toplama, işleme ve paylaşma yetkisi verilmektedir. Verilen yetkiyle özel

hayatın ve kişisel verilerin korunması haklarına bir sınırlama getirildiği açık

olup, bu sınırlama, demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken

tedbirler kapsamında kalmaktadır… Ancak kuralda söz konusu kişisel bilgilerin

‘her türlü vasıtayla’ toplanmasına, işlenmesine ve paylaşılmasına izin

verilmesi, sınırlamayı, öngörülme amacının ötesinde kişisel bilgilerin

gizliliğinin keyfi şekilde ihlâl edilmesi sonucunu doğurabilecek bir araca

dönüştürmektedir. Bu ise sınırlama aracıyla sınırlama

amacı arasında bulunması gereken makul dengeyi bozmakta, özel hayatın

ve kişisel verilerin korunmasını isteme haklarına kuralda belirtilen sınırlama

amacı dışında ölçüsüz bir şekilde müdahale edilebilmesine imkân tanımaktadır… 47.

maddenin dava konusu (2) numaralı fıkrasında da (1) numaralı fıkrada belirtilen

yöntemlerle toplanan ve işlenen verilerin, ilgili üçüncü kişiler ile kamu kurum

ve kuruluşlarıyla paylaşılması öngörüldüğünden, yukarıda belirtilen aynı

gerekçelerle bu düzenleme de ölçülülük ilkesini ihlâl etmektedir… 47. maddenin

dava konusu (3) numaralı fıkrasında ise Bakanlık ve bağlı kuruluşlarının,

mevzuatla kendilerine verilen görevleri yerine getirebilmek için gereken

bilgileri, kamu ve özel ilgili bütün kişi ve kuruluşlardan istemeye yetkili

olduğu ve ilgili kişi ve kuruluşların istenilen bilgileri vermekle yükümlü

oldukları düzenlenmektedir. Bakanlık ve bağlı kuruluşlarına verilen

görevler çok geniş bir alanı kapsamakta olup, bu görevlerin tamamının kişilerin

özel hayatlarına müdahale edilmesini gerektirecek bir toplumsal zorunluluğu

bünyesinde barındırdığı söylenemez. Dolayısiyle dava konusu kuralla sadece

demokratik toplum düzeni yönünden zorunlu olan sınırlamalara değil, özel

hayatın ve kişisel verilerin korunması haklarına yapılabilecek her türlü

sınırlamaya izin verilmesi, bir başka ifadeyle, kuralda anılan haklara

sınırlama getirilirken sınırlama aracının sınırlama amacına uygun ve orantılı

olarak kullanılmasını temin edecek güvencelere yer verilmemesi ölçülülük

ilkesine aykırı düşmektedir. Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar

Anayasa’nın 2., 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir…” İptal

istemine konu (3) numaralı fıkranın incelenmesinde, “Sağlık ve cinsel hayata

ilişkin kişisel veriler”in, maddede sayılan pek çok halde, “sır saklama

yükümlülüğü altında bulunan kişiler” veya “yetkili kurum ve kuruluşlar”

tarafından, ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği hüküm altına

alınmaktadır. Kural, bu haliyle, Anayasa Mahkemesinin yukarıda işaret edilen

iptal kararına açıkça aykırı düştüğü gibi, kişi hakkında sağlık bilgilerine

sahip olup, bunu kayıtla yükümlü olan ilgili hekim ve sağlık kuruluşu dışında

merkezi bir kayıt tutma (işleme) ve bunu başka kişi veya birimlerle paylaşma

gibi istisnalar (imtiyazlar) getirmesi itibariyle Anayasa’nın 2., 13. ve 20.

maddelerine aykırılıkla malûldür. Keza, kişilerin cinsel hayatına ilişkin durum

ve tercihlerinin işlenmesi imkânı tanınması aynı nedenlerle Anayasa’ya

aykırıdır.

II. 6698

sayılı Kanun’un “Veri sorumluları sicili” başlıklı 16 ncı maddesinin iptal

istemine konu (2) numaralı fıkrasıyla, (1) numaralı fıkrada öngörülen kamuya

açık “Veri sorunluları sicili” ne tüm kişisel veri işleyen gerçek ve tüzel

kişilerin kaydedilmesi zorunluluğuna istisnalar getirilmekte ve işlenen kişisel

verilerin niteliği, sayısı, veri işlemenin kanundan kaynaklanması veya üçüncü

kişilere aktarılma durumu gibi Kurulca belirlenecek kriterler göz önüne alınmak

suretiyle, Kurul tarafından, Veri Sorumluları Siciline kayıt zorunluluğuna

istisna getirilebileceği belirtilmektedir. Kişisel verileri kaydedip işleyen

kimi görevliler yönünden getirilen bu istisna, ilgili görevlileri koruyacak

ancak hakkındaki veriler işlenen kişileri tamamen korumasız duruma getirecek,

haksız ve sübjektif nedenlerle veri işlendiği iddiasıyla yasal yolların

kullanılması halinde dava edilecek bir muhatap bile bulunamayacaktır. Kişisel

verilerin işlenmesi gibi çok önemli bir idari fonksiyonu ifade eden kişiler

yönünden getirilen ve imtiyaz mahiyetindeki bu kuralın hukuk devleti ilkesi ile

bağdaştırılabilmesi imkânı bulunmamaktadır. Dolayısiyle kural Anayasa’nın 2.

maddesine aykırıdır.

III. 6698

sayılı Kanun’un 30. maddesinin (7) numaralı fıkrası ile değiştirilen 11.10. 2011 tarih ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 47. maddesi de, “Karşıoy Gerekçesi”nin (I) no’lu başlığındaki gerekçelerle Anayasa’nın, 13. ve 20. maddesine aykırı düşmektedir.

Yukarıdaki açıklanan nedenlerle, anılan kuralların iptaline karar verilmesi gerektiği kanaatine ulaştığımızdan, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

KARŞIOY YAZISI

I. GİRİŞ

1. 24.3.2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel verilerin Korunması Kanunu’nun,

- 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…mezhebi…” ve “…kılık ve kıyafeti…” ibarelerinin,

- (3) numaralı fıkrasının,

- 16. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,

- 30. maddesinin (7) numaralı fıkrası ile değiştirilen 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 47. maddesinin,

Anayasa’ya aykırı olmadıklarına dair çoğunluk görüşüne katılmamaktayım. Karşıoy gerekçelerim aşağıda maruzdur.

II. GENEL AÇIKLAMALAR

2. Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla iptali istenen kuralların

incelenmesi, öncelikle bahse konu kural veya kuralların anlam ve kapsamının

tesbitini gerektirir. Bir kuralın, içinde yer aldığı yasanın veya diğer

yasaların ilgili maddeleriyle birlikte uygulandığında Anayasa’ya aykırı

sonuçlara yol açıp açmadığının değerlendirilmesi yapılmadan, iptal talebine

konu edilen kuralın Anayasa’ya uygunluğu konusunda hükme ulaşılamaz. Bir

sözcük, ibare veya cümlenin, veya bir rakamın atıf yaptığı veya kapsamı

itibariyle sirayet ettiği diğer kuralların, anlam ve işlerlik kazandığı veya

kazandırdığı diğer kurallarla birlikte değerlendirilmesi Anayasa’ya aykırılık

sonucunu ortaya koyabileceği gibi, ilk bakışta Anayasa’ya aykırı olduğu

izlenimi veren bir kuralın da birlikte uygulanacağı, aynı yasadaki veya başka

yasalardaki farklı hükümler nedeniyle, Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna da

varılabilir.

3. İnceleme konusu 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, büyük ölçüde Avrupa Birliği mevzuatından iktibas edilmek suretiyle, sistematik bir yaklaşım içerisinde düzenlenmiştir. Kanunda amaç, kapsam ve tanımlar; kişisel verilerin işlenmesi ilkeleri ve işlenmesi şartları; haklar ve yükümlülükler; başvuru, şikayet ve veri sorumluları sicili; suçlar ve kabahatler ve nihayet, Kişisel Verileri Koruma Kurulu düzenlenmiştir. Yasadaki hükümlerin pek çoğu diğerlerine işlerlik ve anlam kazandıran veya diğerlerine istisna getiren hükümler olup, iptal istemine konu kurallar özellikle böyledir.

4. Bu nedenle, iptal istemlerine konu olan kurallar yönünden bir denetim yapabilmek için Kanunun iptal istemine konu olmayan ilgili kurallarının ve koşullarının 6698 sayılı bu Kanun’daki güvenceleri etkisiz kılıp kılmayacağı yönünden değerlendirme yapılmalıdır. Aksi halde kişisel verilerin korunması için somut ve etkili görünen düzenlemelerin içi boşaltılmış olacak, kanundaki genel ilkeler birer temenni, kurulan yeni kurullar da bürokratik ve hantal yapılardan ibaret kalabilecektir.

5. Kanunlar kamu yararı amacıyla çıkarıldığında ve ancak bir

kanunun kamu yararını gerçekleştirmeye elverişli olup olmadığının denetiminin,

Anayasa Mahkemesinin yetkisi dışında olduğunda kuşku yoktur. Diğer bir

ifadeyle, kamu yararını gerçekleştirmeye elverişli olmayan bir kanun da yasa

koyucunun takdir yetkisi içinde kalmak ve Anayasaya aykırı olmamak koşuluyla,

iptal edilemeyecektir. Ancak Anayasa’nın 20. maddesinin son fıkrasında Devlete,

kişisel verilerin korunmasını kanunla düzenleme yönünde bir yükümlülük

getirildiğinden, bu doğrultuda yasa ile yapılacak düzenlemelerin Anayasal

gerekleri karşılayıp karşılamadığının denetimi, Anayasa Mahkemesinin yetkisi

dahilindedir. Bu nedenle kişisel verilerin kaydının demokratik bir toplumda

zorunlu ve ölçülü olup olmadığına, ayrıca verilerin korunması için öngörülen

düzenlemelerin yeterli olup olmadığına da bakılması gerekir.

6. Anayasa’nın 20. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir”.

Buna göre, özel hayatın gizliliğinin korunmasını isteme hakkı kapsamında bir hak olan kişisel verilerin korunması hakkı, bir temel hak olması nedeniyle, kanunla bir müdahale söz konusu olduğunda Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ve 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması konusundaki ölçütlere tabidir. Anayasa’da “…kanunda öngörülen hallerde veya…”denilmiş olmasına bakılarak, meşru bir amaç taşımadıkça ve demokratik bir toplumda zorunlu ve ölçülü olmadıkça her türlü kişisel verinin işlenmesine yol açan kanuni düzenlemeler yapılamayacağı açıktır.

7. Öte yandan, kişisel verilerin korunmasında Anayasa’nın Eşitlik İlkesini düzenleyen 10. maddesi, Din ve Vicdan Hürriyetini düzenleyen 24. ile Düşünce ve Kanaat Hürriyetini düzenleyen 25. maddeleri, aşağıda açıklanacağı üzere konu ile doğrudan ilgilidir. Ancak 10. maddenin ve mezhep ibaresi dışında 24. maddenin ilgisiz görülmesi, kanaatimce bazı özel nitelikli veriler yönünden ciddi sakıncalara yol açacak bir sonuca varılmasına neden olmuştur.

III. İPTALİ İSTENEN KURALLARIN İNCELENMESİ

Altıncı Maddenin (1) Numaralı Fıkrasındaki “…mezhebi” İbaresinin İncelenmesi

8. (1) numaralı fıkrayla, kişilerin mezhepleri ile kılık ve kıyafetleri, “özel nitelikli kişisel veri” olarak sınıflandırılmaktadır. Özel nitelikli kişisel verinin yasada ayrı bir tanımı yer almamakla birlikte, maddenin (2) numaralı fıkrasındaki “Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır” hükmünden, özel nitelikli bir kişisel verinin, açık rıza olmaksızın işlenemeyecek veri olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. Açık rıza ise Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre “Belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirmeye dayanan ve özgür iradeyle açıklanan rızayı” ifade eder.

9. Mezhepler, gerek İslam aleminde gerek ülkemizde, inkar edilemeyecek bir realitedir. Mezhepler konusu aynı zamanda son derece hassas olup, mezhep farklılıklarının körüklenmesinin toplumlar için yıkıcı sonuçlara yol açabildiği, tarihte ve bölgemizin yakın tarihinde görülmüş ve görülmektedir. Bu nedenle kişilerin mezheplerine ilişkin verilerin alenileşmesinden ve yaygınlaştırılmasından ve özellikle kamusal veri tabanlarına işlenmesinden kaçınılarak, Anayasa’nın değiştirilemeyecek hükümlerinde esasları ve nitelikleri belirlenen Türkiye Cumhuriyeti devletinin özgür ve eşit vatandaşlarının din, vicdan ve inanç alanında bırakılmalıdır.

Anayasa’nın 10. maddesinde “Kanun önünde eşitlik” ilkesi düzenlenmiştir. Buna göre “Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir”. Bu ilkeyle kişiler arasındaki eşitlik güvence altına alınmakta, aynı zamanda hem kişilere hem de Devlete ayırımcılık yasağı getirilmektedir.

Anayasa’nın 24. maddesinin birinci fıkrasında herkesin vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahip olduğu; maddenin üçüncü fıkrasında da kimsenin ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı, dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamayacağı ve suçlanamayacağı belirtilmiştir.

10. Çoğunluk gerekçesinde iptali istenen kuralın, her ne kadar

kişinin mezhebinin özel nitelikli veri sayılmasını ve böylece bu verinin ancak

kişinin açık rızasıyla işlenebileceğini öngörmek suretiyle daha üst bir koruma

sağladığı ve bu suretle toplanacak verilerin kişilerin ayrımcılığa uğramasına

neden olabilecek alanlarda ihtiyaçların belirlenmesi, boşluk ve eksikliklerin

giderilmesi gibi konularda önemli olacağı belirtilmekteyse de, somutluk

taşımayan, farazi ihtiyaçların, temel bir hakka yani kişisel mezhep bilgilerine

yapılacak somut bir müdahale bakımından Anayasa’nın 13. maddesinde güvence

altına alınan “demokratik bir toplumda zorunlu olmak” ve “ölçülülük” ilkelerini

karşıladığından söz edilemez. Zira çoğunluk gerekçesinde belirtilen türden

ihtiyaçlar için kişisel verilerin kaydedilmesi zorunlu olmayıp, verilerin

anonim olarak işlenmesiyle de aynı sonuçlar elde edilebilecektir. Mezhebin,

kişinin açık rızası aranmaksızın veri olarak işlenebilmesi meşru bir amaca

dayanmalıdır. İnanç alanında kalan ve ancak kişinin kendisinin bilebileceği

mezhep, esas itibariyle ancak kişinin açık rızasının varlığı halinde

kaydedilebilecek bir veridir. Kişinin mezhebi ve dini inançları, o mezhebin

ibadet yerleri veya mezhebi tören ve ritüeller gibi, kamusal alana sirayet eden

konularda dahi, ilgilinin açık rızası olmadan kaydedilemez. Zira kişinin sadece

bir mezhebin ibadet yerlerine gitmesi veya törenlerine katılması dahi kişinin

mezhebinin kendi rızası hilafına kaydedilmesi için yeterli değildir.

Anayasa’nın 24. maddesi buna engeldir. Bu nedenle, mutlak ayrımcılık yasağı

bulunan ve Devleti ilgilendirebilecek yönleri çok sınırlı olan bir konuda,

kanunla genel bir ifadeyle mezhep verilerinin işlenebileceğinin öngörülmesinin

Anayasa’ya uygun olmadığı açıktır.

11. 6698 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yapılan düzenleme ile, görünüşte özel veri sayılarak daha yüksek bir koruma

sağlanan mezhep verileri, kişinin açık rızası aranmaksızın işlenemeyecek

veriler arasından çıkartılmıştır. Maddenin (3) numaralı fıkrasının birinci

cümlesinde “Birinci fıkrada sayılan … kişisel veriler, kanunlarda

öngörülen hallerde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir” denilmiş

olup, mezhep de birinci fıkrada sayılan bu kişisel veriler arasında yer

almaktadır. Tabir caizse aynı madde içindeki düzenlemelerle bir elle verilen

diğer elle geri alınmakta, “mezhep” verisinin korunmasına yönelik

en önemli güvence yani “açık rıza” esası ortadan

kaldırılmaktadır.

12. Mezhep verilerinin yine de özel nitelikli veri sayılması nedeniyle Kanunda öngörülen düzenlemeler kapsamında uygulanabilecek daha üst bir korumadan yararlanabileceği, bu nedenle yasadaki düzenlemenin bütünüyle anlamsız olmadığı şeklindeki gerekçelere katılmak mümkün değildir. Zira, Maddenin (4) numaralı fıkrasında özel nitelikli veriler için Kurulca (Kişisel Verileri Koruma Kurulu) belirleneceği öngörülen önlemlerin yeterli olmadığı görülmektedir.

6698 sayılı Kanun’un 22. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde Kurula, “Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi için aranan yeterli önlemleri belirlemek” görev ve yetkisi verilmiştir. Yeterli önlemlerin neler olabileceği hakkında kanunla ilke ve esaslar belirlenmeden, çerçevesi çizilmeden idareye ucu açık, belirsiz, etkili olup olmayacağı şüpheli bir yetkinin verilmiş olması, Anayasa’nın öngördüğü anlamda kanunla düzenleme sayılamayacağından, yeterli kanuni güvenceleri de içermeden kişisel verilere müdahale imkanı veren iptal istemine konu düzenlemenin Anayasa’nın 20. maddesine uygun olmadığı açıktır.

13. Sonuç olarak eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı gereği, ilgilinin açık rızası olmadıkça her hangi bir eylem, işlem veya uygulamaya konu yapılamayacak olan mezhep bilgisinin işlenmesinin, Anayasa’nın 13. maddesindeki esaslara aykırı olarak kanunla öngörülemeyeceği açıktır. Bu nedenle kural, Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devletine, 3. maddesindeki millet bütünlüğüne ve ayrıca 10. ve 24. maddelerine aykırıdır.

“…kılık ve kıyafeti…” İbaresinin İncelenmesi

14. Kılık ve kıyafet, kişinin inançları gereği benimsediği belirli bir giyim tarzı olabileceği gibi, her hangi bir siyasi veya felsefi anlam taşımaksızın, sırf kişinin özel yaşamı kapsamındaki bir tercihinden ibaret de olabilir. Ayrıca, kişi, kılık ve kıyafetini her zaman serbestçe değiştirebilmek hakkına da sahiptir. Kılık ve kıyafetin tercihindeki nedenler tamamen kişinin iç alemine ait olup, Anayasa’nın 24. ve 25. maddelerinde güvence altına alınan hürriyetlerle yakın ilgisi bulunan bu bilgilerin işlenmesinde ancak çok açık zorunluluk bulunmalı ve bahse konu özgürlüğe yapılacak müdahale ölçülü olmalıdır.

15. Kılık ve kıyafetin, kişinin açıkça görülebilen bir özelliği olması, bu verinin işlenmesi için kişinin rızasının bulunduğu anlamına gelmemektedir. Esasen 6698 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde “açık rıza” nın, belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirmeye dayanan ve özgür iradeyle açıklanan rızayı ifade ettiği belirtilmektedir. Bu nedenle, iptali istenen kuralla kılık ve kıyafetin, özel nitelikli yani açık rıza olmadıkça işlenemeyecek veri kapsamına alan bir düzenleme konusu yapılmış olması, bu temel hak ve özgürlük yönünden ek bir güvence getirmemiştir.

16. Öte yandan, “…mezhebi…” ibaresi ile ilgili olarak Anayasa’nın 2., 3., 10., 13., 20., 24. ve 25. maddeleri bağlamında yukarıda belirtilen Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri, “…kılık ve kıyafeti…” yönünden de aynen geçerlidir.

Altıncı Maddenin (3) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesi

17. Bahse konu birinci cümle şöyledir:

“Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hallerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir”.

Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki veriler ise şunlardır:

“Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, … ceza mahkumiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri…”

18. Buna göre, daha önce incelenen mezhep ve kılık kıyafet hariç tutulursa, kişinin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, diğer inançları, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, ceza mahkumiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri, biyometrik ve genetik verileri kişinin açık rızası olmaksızın işlenebilecektir.

Verilerden bir kısmı esasen işlenmesinde zorunluluk bulunan, kişinin özel yaşamının yanı sıra kamusal alanı da ilgilendiren verilerdir. Bunlar; dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, ceza mahkumiyeti ve güvenlik tedbirleridir. Bu nedenle bu veriler ayrı bir kategori halinde değerlendirilebilir. Kuşkusuz, bu tür verilere ilişkin işlemelerde de yine Anayasa’nın 13. maddesi esasları gözetilmek zorundadır.

Diğer taraftan, kişinin ırkı, etnik kökeni, dini, siyasi düşüncesi ve diğer inançları somut olarak tesbit edilemeyecek verilerdir. Din, siyasi ve diğer inançlar ise tamamen kişinin iç alemine ilişkin ve yine kişinin serbest iradesiyle her zaman değişebilecek verilerdir. Bu nedenle bunların, kişinin açık rızası dışında diğer kişiler veya devlet tarafından işlenmesi, tahmin, yakıştırma ve yaftalamadan öteye gidemez. Bu veriler mahiyetleri icabı, açık rıza dışında işlenebilecek veriler değildir.

Mezhep ve kılık-kıyafet konusunda daha önce belirtilen Anayasaya aykırılık gerekçeleri, ırk, etnik köken, dini ve diğer inançlar, siyasi ve felsefi düşünceler yönünden de aynen geçerlidir.

20. Fıkranın iptali istenen birinci cümlesinin yaptığı atıfla,

-Anayasa’ya aykırı olarak- açık rıza aranmaksızın işlenebilir veri haline

getirilen konuların tahdidi olarak sayıldıkları anlaşılmaktadır. Halbuki bunlar

arasında birinci fıkrada sayılmayan ancak, kişinin rızası dışında işlenmesi

halinde kişinin maddi ve manevi mağduriyetine neden olabilecek, daha pek çok

veri kategorisi saymak mümkündür (kişinin merakları, hobileri, yeme içme ve

tüketim alışkanlıkları, hoşlandığı ve hoşlanmadığı kişi ve konular ve bunun

gibi sayılamayacak kadar çok, özel hayat kapsamındaki veriler). İptali istenen

kuralla, bunlara ilişkin tüm veriler de açık rıza aranmaksızın kanunla

işlenebilecek veriler haline getirilmektedir.

21. Özetle, 6. maddenin (1) numaralı fıkrasıyla bazı kişisel

veriler özel nitelikli yani kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyecek veri

olarak düzenlenir ve böylece üst düzey bir korumaya kavuşturulur gözükürken,

aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile bu kapsamdan

çıkartılmakta; diğer her türlü kişisel veriler ise açık rıza şartı aranmaksızın

kanunla işlenebilir veri haline getirilmektedir. Bu şekliyle kanundaki

düzenlemelerle, Anayasa’nın 20. maddesinde öngörülen ve Anayasanın diğer

hükümleri ile birlikte değerlendirilmesi gereken “kanunla düzenleme” ile “açık

rıza” koşullarından “kanunla düzenlemeye mutlak üstünlük verilip, “açık rıza”

şartının etkisiz hale getirdiği, Anayasa’da üstün kamu yararı ile kişi hak ve

özgürlükleri arasında kurulması gereken makul ve adil dengenin bozulduğu

anlaşılmaktadır.

Bu nedenle iptali istenen kurallar Anayasa’nın 2., 10., 20., 24. ve 25. maddelerine aykırıdır.

Altıncı Maddenin (3) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin ve 30. Maddenin (7) Numaralı Fıkrası ile Değiştirilen 663 Sayılı KHK’nin 47. Maddesinin İncelenmesi

22. Bahse konu (3) numaralı fıkranın ikinci cümlesinde, “Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir” denilmektedir.

663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve

Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 47. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında sağlık hizmeti almak üzere kamu veya özel sağlık kuruluşları veya

sağlık mesleği mensuplarına müracaat edenlerin, sağlık hizmetinin gereği olarak

vermek zorunda oldukları veya hizmete ilişkin kişisel verilerin işlenebileceği,

(2) numaralı fıkrasında sağlık hizmetinin verilmesi, kamu sağlığının korunması,

koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık

hizmetlerinin planlanması ve maliyetinin hesaplanması amacıyla Sağlık

Bakanlığının birinci fıkra kapsamında elde edilen verileri alarak

işleyebileceği, (3) numaralı fıkrasında Bakanlığın bu verilere ilgili kişilerin

erişimini sağlayacak bir sistem kuracağı, (4) numaralı fıkrasında üçüncü

fıkraya göre kurulan bu sistemlerin güvenliği ve güvenilirliği ile ilgili

standartların Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun belirlediği ilkelere uygun

olarak Bakanlıkça belirleneceği, Bakanlığın verilerin güvenliğinin sağlanması

amacıyla sisteme kayıtlı bilgilerin hangi görevli tarafından ne amaçla

kullanıldığının denetlenmesine imkan tanıyan bir güvenlik sistemi kuracağı, (5)

numaralı fıkrasında sağlık kurum ve kuruluşları ile özel kişilerin istihdam

ettikleri personeli ve personel hareketlerini Bakanlığa bildirmekle yükümlü

olduğu, (6) numaralı fıkrasında ise sağlık verilerinin işlenmesi ve güvenliği

ile ilgili hususların Bakanlıkça yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenleneceği

belirtilmiştir.

23. Buna göre, 6698 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının ikinci cümlesinde sağlık ve cinsel hayata ilişkin verilerin

ilgililerin açık rızası aranmaksızın işlenmesinin hangi amaçlarla

gerçekleştirilebileceği düzenlenmiş, 30. maddesi ile düzenlenen 663 sayılı

KHK’nin 47. maddesinde ise verilerin alınması ve güvenliği ile ilgili olarak

Sağlık Bakanlığının görev ve yetkileri belirlenmiştir. Başka bir deyişle,

sağlık ve cinsel hayata ait veriler sır saklama yükümlülüğü altında bulunan

kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası

aranmaksızın işlenemeyecek olmakla birlikte, verilerin korunması için gerekli

düzenlemeleri yapmak ve birtakım önlemler almakla sadece Sağlık Bakanlığı

görevlidir.

24. Bu durumda, kapsamı belli olmayan “yetkili kurum ve kuruluşlar” tanımı altında gerek idarenin farklı birimlerine gerek yetkilendirilebilecek diğer özel kurum ve kuruluşlara, ilginin açık rızası aranmaksızın cinsel hayata ait verileri işleme yetkisi verilebileceği, ancak bunların Sağlık Bakanlığına bağlı olmamaları nedeniyle Sağlık Bakanlığının verileri koruma yükümlülüğü kapsamında alacağı önlemleri uygulamak zorunda olup olmayacakları konusunda belirsizlik bulunduğu anlaşılmaktadır.

25. Kurallar birlikte değerlendirildiğinde; bir kısım meşru amaçlar belirtilmek ve verilerin korunmasına ilişkin güvenceler getirilmek suretiyle kamusal üstün yararlar ve kişi hak ve hürriyetlerinin sınırlandırılması arasında makul bir denge kurulmaya çalışılmış ise de kuralların bunu sağlayamadığı, bu nedenle iptali istenen hükümlerin Anayasanın 20. maddesine aykırı oldukları anlaşılmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin 4.12.2014 tarihli ve Esas:2013/114,

Karar:2014/184 sayılı kararında kişisel verilerle ilgili bazı kuralların

iptaline karar verilirken, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarına verilen

görevlerin çok geniş bir alanı kapsadığı, ilgili kurallarla öngörülen veri

toplama görevlerinin toplumsal bir zorunluluğu bünyesinde barındırdığının

söylenemeyeceği belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi ayrıca bahse konu

düzenlemelerde öngörülen güvenceleri de yeterli bulmamıştır. Bu kere incelenen

kurallarda da aynı durumun devam ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim, “…

kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, … sağlık hizmetleri ile

finansmanının planlanması ve yönetimi …” gibi görevlerin sağlık ve

özellikle cinsel hayata ilişkin kişisel verilerin işlenmesini zorunlu

kıldığından ve bu verileri korumak amacıyla getirilen düzenlemelerin açık, net

ve etkili olduğundan söz edilemez.

26. Sonuç olarak, iptali istenen kurallar, kişinin sağlık ve özel hayatın en mahrem alanı olan cinsel hayatına ait verilerinin işlenmesi ve korunması konusunda yeterli yasal dayanakları ortaya koymayan, kamu yararı ile kişi hak ve hürriyetleri arasında Anayasal ölçütlere göre kurulması gereken adil ve makul dengeyi kişi aleyhine bozan, Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan temel haklara yapılmış ölçüsüz bir müdahaledir.

Onaltıncı Maddenin (2) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesi

27. İptal istemine konu cümle şu şekildedir:

“Ancak, işlenen kişisel verinin niteliği, sayısı, veri işlemenin kanundan kaynaklanması veya üçüncü kişilere aktarılma durumu gibi Kurulca belirlenecek objektif kriterler göz önüne alınmak suretiyle, Kurul tarafından, Veri Sorumluları Siciline kayıt zorunluluğuna istisna getirilebilir.”

Veri Sorumlusu, 6698 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (ı) bendinde “Kişisel verilerin işleme amaçlarını ve

vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden

sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder” şeklinde

tanımlanmıştır. Kanun’un 10. maddesine göre veri sorumlusunun, kişisel

verilerin elde edilmesi sırasında ilgili kişileri ayrıntılı biçimde

aydınlatması gerekmekte, yine Kanun’un 12. maddesine göre veri güvenliğine

ilişkin yükümlülükleri ve sorumlulukları bulunmaktadır. Kanun’un 13.

maddesinde, kişilerin, veri sorumlusuna, kanuni yükümlülük ve sorumluluklarıyla

ilgili taleplerini iletebilecekleri, talebin yerine getirilmemesi halinde Kurula

şikayette bulunabilecekleri belirtilmiş ve bunun yöntemleri ile süreleri

düzenlenmiştir.

Veri Sorumluları Sicili, Kanun’un 16. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, Kurulun gözetiminde “kamuya açık olarak” tutulacaktır.

28. İptal isteminin reddine ilişkin çoğunluk gerekçesinde veri sorumlularının yükümlülükleri bakımından bunların sicile kayıtlı olup olmadıklarının bir önemi bulunmadığı ifade edilmiş ise de bu görüşe katılmak mümkün değildir. Zira kişilerin veri sorumlularına kolayca ulaşmaları, verilerin korunması bakımından en önemli güvencelerden biri olup, Kurulun kendi takdirine göre bazı veri sorumlularına sicil muafiyeti getirmesi, Kanun’da kişiler lehine tanınan hakların birçoğunun kullanılmasını güçleştirecek, veri gizliliğinin ihlali halinde sorumluların takibini engelleyecek, veri güvenliğine ilişkin kurulan sistemlerin ve kanuni güvencelerin etkisizleşmesine yol açabilecektir.

29. Bugünkü teknolojik gelişmeler doğrultusunda maliye, vergi,

sigorta, bankacılık gibi işlemlerde en küçük veriler dahi kolayca işlenebilir

ve binlerce terabayt hacminde veriler muhafaza edilebilirken, veri

sorumlularının tam bir sicilinin tutulamayışı için her hangi bir nesnel güçlük

ve haklı neden söz konusu olamaz. Bu nedenle sırf gerek bulunmadığı

düşüncesiyle bazı veri sorumlularının sicilden muaf tutulmasının, Anayasa’nın

20. maddesinde yer alan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının “bilgilendirilme,

bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini ve silinmesini talep etme ve

amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme” unsurları

yönünden ağır biçimde zedelenmesine yol açan, ölçüsüz bir düzenleme olduğu,

dolayısıyla Anayasa’ya aykırı olduğu açıktır.

Yukarıda belirtilen nedenlerle çoğunluk görüşlerine katılmamaktayım.

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye Serruh KALELİ Üye Osman · Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi, E. 2016/125, K. 2017/143, 28 Eylül 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu
  4. C. 6. maddesinin
  5. K. 30. maddesinin (7) numaralı fıkrası ile değiştirilen
  6. I. İptali İstenen Kanun Hükümleri
  7. II. İlk İnceleme
  8. III. Esasın İncelenmesi
  9. D. Kanun’un 7. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının
  10. E. Kanun’un 8. Maddesinin (3)
  11. F. Kanun’un 9. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının
  12. G. Kanun’un 13. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının
  13. H. Kanun’un 15. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasında
  14. I. Kanun’un 16. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İkinci
  15. İ. Kanun’un 24. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının (b)
  16. K. Kanun’un 30. Maddesinin (7) Numaralı Fıkrası ile
  17. IV. Yürürlüğün Durdurulması Talebi
  18. C. 6. maddesinin
  19. L. 30. maddesinin (7) numaralı fıkrası ile değiştirilen
  20. C. 6. maddesinin
  21. D. 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı
  22. E. 8. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı
  23. F. 9. maddesinin (6) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı
  24. G. 13. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci
  25. I. 16. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci
  26. L. 30. maddesinin (7) numaralı fıkrası ile değiştirilen
  27. Özgüldür
  28. Kömürcü
  29. Akıncı
  30. M. Emin KUZ
  31. Gökcan
  32. Karşıoy Görüşü
  33. B. Kanun’un 16. Maddesinin İkinci Fıkrasının İkinci Cümlesi
  34. Hakyemez
  35. Karşı Oy Gerekçesi
  36. II. 6698
  37. III. 6698
  38. Karşıoy Yazısı
  39. I. Giriş
  40. II. Genel Açıklamalar
  41. III. İptali İstenen Kuralların İncelenmesi
  42. Özgüldür
  43. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2016/125
Karar No
2017/143
Tarih
28 Eylül 2017

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2016/198 K.2017/144
  • AYM Norm Denetimi E.2017/155 K.2017/135
  • AYM Norm Denetimi E.2017/165 K.2017/141
  • AYM Norm Denetimi E.2015/79 K.2017/164
  • AYM Norm Denetimi E.2016/20 K.2017/145
  • AYM Norm Denetimi E.2015/68 K.2017/166

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.