KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 18 Ocak 2017
- Esas Sayısı
- 2016/136
- Karar Sayısı
- 2017/9
- R.G.Tarih-Sayısı
- 14.2.2017-29979
- İtiraz yoluna başvuran
- Jandarma
Karar Metni
1.972 kelime·10 dk okuma·10 bölüm
Genel Komutanlığı 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı Askeri Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 25.10.1963
tarihli ve 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun, 9.10.1996 tarihli ve 4191 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle değiştirilen 17. maddesinin ikinci cümlesinin, Anayasa’nın 2., 10., 37., 141. ve 145. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY
Şüphelinin askerlik görevini yaptığı sırada kasten yaralama suçundan cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un, itiraz konusu kuralın da yer aldığı 17. maddesi şöyledir:
“Askeri mahkemelerde yargılamayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun; askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması (...) halinde askeri mahkemenin görevi sona erer.”
II- İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Nuri NECİPOĞLU, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA ve Rıdvan GÜLEÇ’in katılımlarıyla 14.7.2016 tarihindeyapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III- ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Berrak YILMAZ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü.
A- İtirazın Gerekçesi
3. Başvuru kararında özetle, itiraz konusu kuralın idareye, faili
Türk Silahlı Kuvvetlerden ayırmak, sözleşmesini feshetmek ya da hakkında
askerliğe elverişsizlik raporu düzenlemek suretiyle yargı kolunu belirleme
yetkisi verdiği, eylem tarihinde statü ve işledikleri suç aynı olan iki asker
kişi arasında eşitsizlik yarattığı, görevsizlik kararı verilerek dosyanın
adliye mahkemesine gönderilmesi nedeniyle tüm işlemlerin yenilendiği ve
yargılamanın gereksiz yere uzadığı, ceza yargılaması hukukunda kişilerin suçun
işlendiği andaki sıfatının esas olduğu, bu sıfatın suçun işlenmesinden sonra bir
şekilde kaybedilmesi hâlinde mahkemenin görevinde bir değişiklik olmaması
gerektiği, bu nedenlerle suçu işlediği sırada asker kişi olan fakat
yargılandığı tarihte bu sıfatı bulunmayanların, işlediği suçun askerî bir suç
olmaması ya da askerî bir suçla bağlı olmaması hâlinde askerî mahkemenin
görevinin sona ereceği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 10., 37., 141. ve
145. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
4. Kanun’un 17. maddesinin birinci cümlesinde, askerî mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesinin, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmeyeceği, maddenin itiraz konusu ikinci cümlesinde ise suçun, askerî bir suç olmaması ve askerî bir suça bağlı bulunmaması hâlinde askerî mahkemenin görevinin sona ereceği öngörülmektedir.
5. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
6. Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen “kanun önünde eşitlik” ilkesi,
hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil,
hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan
kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım
yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda
bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında
eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden
aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler,
kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
7. Anayasa’nın 7.5.2010 tarihli ve 5982 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değiştirilen 145. maddesinin birinci fıkrasında, “Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir...” denilmek suretiyle askerî mahkemelerin görev alanı belirlenmiş; ikinci fıkrasında ise ”Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.”‘ denilerek askerî mahkemelerde savaş hâli haricinde sivillerin yargılanamayacağı hüküm altına alınmıştır.
8. Anayasa’nın 145. maddesinde yapılan değişikliğin gerekçesinde,
mevcut hükümde askerî yargının görev alanının oldukça geniş düzenlenmesi
nedeniyle uluslararası belgelerde bu durumun eleştirildiği, askerî mahkemelerin
görev alanının demokratik hukuk devletinin getirdiği ölçüler çerçevesinde
yeniden tanımlandığı, getirilen düzenlemeyle çağdaş ülkelerde olduğu gibi
askerî mahkemelerin görev alanının askerî suçların yargılanmasıyla
sınırlandırıldığı ve asker kişilerin sadece askerlik hizmet ve görevleriyle
ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalarla sınırlı tutulduğu, asker
olmayan kişilerin savaş hali haricinde, askerî mahkemelerde
yargılanamayacağının anayasal teminat altına alındığı belirtilmiştir.
9. 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 1. maddesinde askerî suçlar, askerî cürüm ve kabahatler olarak ikiye ayrılmakta; Kanun’da, ölüm, ağır hapis ve hapis cezaları öngörülen suçlar askerî cürüm; kısa hapis cezası öngörülen suçlar ise askerî kabahat olarak tanımlanmaktadır. Öğretide ve yerleşik uygulamada askerî suçlar, "sırf askerî suçlar ve benzer askerî suçlar" diye ikiye ayrılmaktadır.
10. Sırf askerî suçlar; bir asker kişi tarafından askerî bir hizmet veya görevin ihlâli sureti ile işlenip de bu sıfatı taşımayan kimseler tarafından işlenmesine olanak bulunmayan ve Türk Ceza Kanunu’nda kısmen veya tamamen öngörülmeyen suçlardır. Sözü edilen suç tipinin belirleyici unsurları; failin asker kişi olmasını, suçun unsurlarının yalnız Askeri Ceza Kanunu’nda yer alıp başka bir kanunda suç olarak öngörülmemiş bulunmasını ve suçu oluşturan eylemin askerî bir hizmet ve görevin ihlâline yol açmasını gerektirmektedir.
11. Benzer askerî suçlar ise, asker olmayan kimseler tarafından da
işlenmesine olanak bulunup, askerî bir yararı koruma amacını güden, bütün veya
bir kısım unsurları ile genel ceza kanunlarında öngörülen ve askerî ceza
kanunları tarafından ayrıca belirtilen veya yapılan gönderme dolayısıyla bu
kanunların uygulama alanı içine alınan suçlardır. Buna göre, askerî suç
benzerlerinin failleri de kural olarak asker kişilerdir. Askerî suç benzeri
olan suçların asker olmayan kişilerce işlenmesi durumunda, suçun askerî suç
sayılabilmesi, ancak o suçun kanunlarda açıkça belirtilmiş bulunmasına
bağlıdır. Askerî suç benzerlerinin temel unsurları; askerî bir yararı koruma
amacı gütmesi ve Askeri Ceza Kanunu’nda öngörülmüş veya bu Kanun’un Türk Ceza
Kanunu’na açık göndermede bulunmuş olması biçiminde gösterilebilir. Askerî suç
kavramı içinde yer alan sırf askerî suçlar ile benzer askerî suçlarda, askerî
yarar ve gereklerin korunması asıl olduğuna göre, hem asker kişiler hem de
asker olmayan kişiler tarafından işlenebilen benzer askerî suç türünün de
özelliği kuşkusuz askerî bir yararı koruma amacını gütmesidir.
12. 353 sayılı Kanun’un, 9. maddesine göre askerî mahkemeler, kanunlarda aksi yazılı olmadıkça, asker kişilerin askerî olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler. Anılan Kanun’un 13. maddesine göre ise 1632 sayılı Kanun’nun 55, 56, 57, 58, 59, 61, 63, 64, 75, 79, 80, 81, 93, 94, 95, 114 ve 131. maddelerinde yazılı suçlar, askerî mahkemelerin yargı yetkisine tâbi olmayan sivil kişiler tarafından barış zamanında işlenirse, bu kişilerin yargılanması, adlî yargı mahkemeleri tarafından, Askeri Ceza Kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle yapılır.
13. 353 sayılı Kanun’un 17. maddesinin birinci cümlesine
göre askerî mahkemede yargılanmayı gerektirir ilginin kesilmesi hâlinde
kural, daha önce işlenen suçlara ait davalar hakkında askerî mahkemelerin
görevinin devam etmesidir. Buna göre, suçu işlediği sırada asker olan kişinin
bu sıfatının kalkması, önceden işlediği ve askerî yargıya tâbi bir suçtan
dolayı askerî mahkemede dava açılmasına veya davanın görülmesine engel
olmamaktadır. Ancak bu mutlak bir kural olmayıp istisnaları maddede itiraz
konusu kuralla belirlenmiştir. İtiraz konusu kural uyarınca yargılama konusu
suçun askerî bir suç olmaması, askerî bir suça bağlı bulunmaması hâlinde askerî
mahkemenin görevi sona erecektir. Dolayısıyla suçu işlediği sırada kişi asker
olsa dahi işlediği suç, askerî bir suç olmadığı gibi askerî bir suça bağlı da
olmadığında askerî mahkemenin görevi sona erecektir.
14. İtiraz konusu kuralın, askerî mahkemelerin görev alanını
daralttığı anlaşılmaktadır. Zira 353 sayılı Kanun’un 17. maddesinde itiraz
konusu kuralın bulunmaması hâlinde, askerî mahkemede yargılamayı gerektiren
ilginin kesilmesi durumunda da yargılamanın askerî mahkemede devam etmesi
suretiyle askerî mahkemelerin görev alanı siviller bakımından Anayasa’nın 145.
maddesine aykırı biçimde genişletilmiş olacaktır. Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin
1.7.1998 tarihli ve E.1996/74, K.1998/45 sayılı kararında, asker sıfatı sona eren
kişinin askerî mahkemede yargılanması sonucunu doğuran, böylece askerî
mahkemelerin görev alanını genişleten düzenlemenin Anayasa’nın 145. maddesiyle
bağdaşmayacağı belirtilmiştir.
15. Kanun koyucunun kuralla, maddenin birinci cümlesinde yer alan askerî mahkemelerin görev alanını, askerî mahkemelerde yargılamayı gerektiren ilginin kesilmesi hâlinde, Anayasa’nın 145. maddesine uygun olarak, suçun askerî bir suç olması veya askerî bir suça bağlı bulunması istisnaları dışında siviller bakımından sınırladığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda itiraz konusu kural kanun koyucunun takdir hakkı kapsamında Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesine ve Anayasa’nın 145. maddesine aykırı değildir.
16. Başvuru kararında, eylem tarihinde statü ve işledikleri suç aynı olan iki asker kişi arasında eşitsizlik yaratıldığı ifade edilmişse de asker kişiler ile yargılama devam ederken asker kişi statüsü sona erenlerin aynı hukuksal konumda olmaya devam etmeleri gerektiği söylenemez. Bu nedenle kanun koyucunun, yargılama sürecinde farklı statüye geçen kişiler bakımından farklı yargı yerleri öngörmesinde eşitlik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
17. Öte yandan, Anayasa’nın, adil yargılanma hakkının temel
unsurlarından olan kanunî hâkim güvencesine yer veren 37. maddesinde hiç
kimsenin kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamayacağı
ve bu sonucu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamayacağı
ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararlarında, kanunî hâkim ilkesi, bir
suçun işlenmesinden ya da bir uyuşmazlığın doğmasından önce yargı yerinin kanun
ile belirlenmiş olması şeklinde tanımlanmıştır. Kanunî hâkim ilkesinin
temelinde, bir uyuşmazlığın doğmasından sonra o uyuşmazlığa özel mahkeme
kurulmasını veya hâkim atanmasını önlemek yatmaktadır. Askerî mahkemelerde
yargılamayı gerektiren ilginin kesilmesi hâlinde daha önce işlenen suçun askerî
suç olmaması veya askerî bir suça bağlı bulunmaması hâlinde askerî mahkemelerin
görevinin sona ereceği hakkındaki itiraz konusu kuralın, belirli bir
uyuşmazlık, kişi veya topluluğa ilişkin davaların görüleceği mahkemeleri ya da
bu davaları görecek hâkimleri belirlemeye, diğer bir ifadeyle uyuşmazlığa özel
mahkeme kurulmasına veya hâkim atanmasına yönelik olmadığı açıktır. Ayrıca
başvuru kararında itiraz konusu kuralın idareye, faili Türk Silahlı
Kuvvetlerden ayırmak, sözleşmesini feshetmek ya da hakkında askerliğe
elverişsizlik raporu düzenlemek suretiyle yargı kolunu belirleme yetkisi
verdiği ifade edilmişse de idarî ve yargısal denetime tâbi olan ve idarenin
mutlak takdir yetkisinde bulunmayan söz konusu işlemlerin idareye yargı yolunu
belirleme konusunda verilmiş bir yetki olduğu söylenemez. Dolayısıyla itiraz
konusu kural, adil yargılanma hakkını ve kanuni hâkim ilkesini ihlal
etmemektedir.
18. Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrasında, “Davaların en
az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” denilmek
suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade
edilmiştir. Bu ilke gereğince Devlet, yargılamaların gereksiz yere
uzamasını engelleyecek etkin tedbirler almak
zorundadır. Bu bağlamda, hukuk sisteminin ve özellikle yargılama usulünün,
yargılamaların makul süre içerisinde bitirilmesini olanaklı kılacak şekilde
düzenlenmesi ve bu düzenlemelerde davaların nedensiz olarak uzamasına yol
açacak usul kurallarına yer verilmemesi, makul sürede yargılanma ilkesinin bir
gereğidir. Ancak bu amaçla alınacak kanunî tedbirlerin yargılama sonucunda işin
esasına yönelik adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel
oluşturmaması gerektiği de tartışmasızdır. Bu ilkelere uygun olmak kaydıyla
yargılama yöntemini belirlemek ise Anayasa’nın 142. maddesi gereğince kanun
koyucunun takdir yetkisindedir.
19. Başvuru kararında itiraz konusu kural gereğince görevsizlik
kararı verilerek dosyanın adliye mahkemesine gönderilmesi üzerine görevli
mahkemede tüm işlemlerin yenilendiği ve yargılamanın gereksiz yere uzayacağı
ifade edilmişse de davaların en az giderle ve mümkün olan süratle
sonuçlandırılması ilkesi kanun koyucunun yargı yerlerinin görevine ilişkin
düzenleme yapamayacağı anlamına gelmez. Ayrıca suçun askerî suç veya askerî bir
suça bağlı bulunmaması hâlinde sivil kişilerin askerî mahkemelerde
yargılanmamasını sağlayan kuralın bu amacı ve görev hususunun kamu düzenine
ilişkin olduğu dikkate alındığında davaların en az giderle ve mümkün olan
süratle sonuçlandırılması ilkesinin öngördüğü amaca aykırılık
bulunmadığı açıktır. Bu bağlamda kanun koyucunun takdir yetkisi
kapsamındaki kuralın Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
20. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 10., 37., 141. ve 145. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
KÖMÜRCÜ
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin
GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki
HAKYEMEZ
Anayasa Mahkemesi, E. 2016/136, K. 2017/9, 18 Ocak 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası