İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2017/14 K.2017/83

- 30042

Esas2017/14Karar2017/83Tarih29 Mart 2017Okuma16 dk · 3.298 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
29 Mart 2017
Esas Sayısı
2017/14
Karar Sayısı
2017/83
R.G. Tarih Sayısı
18.4.2017
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.298 kelime·16 dk okuma·12 bölüm

- 30042

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Antalya 5. İcra Ceza Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU: 9.6.1932

tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun, 31.5.2005 tarihli ve 5358 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle değiştirilen 339. maddesinin;

A- Birinci fıkrasının “Sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirinde vaki tezayütleri bu Kanun mucibince bildirmeye mecbur olan borçlu makbul bir mazereti olmaksızın yedi gün içinde icra dairesine … bildirmezse ve bu mal veya kazancı asıl veya bedel itibariyle mevcut olduğu takdirde, on gün; mal veya kazancını asıl veya bedel itibariyle makbul bir sebep olmaksızın elden çıkarmışsa, bir aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır.” bölümünün,

B- İkinci fıkrasının,

Anayasa'nın 2. ve 13. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.

OLAY

Borçlu sanığın, beyandan sonra mal ve kazançta artışı bildirmemek suçundan cezalandırılması talebiyle yapılan başvuruda, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKÜMLERİ

Kanun’un, itiraz konusu kuralların da yer aldığı 339. maddesi şöyledir:

“Beyandan sonra mal ve kazançta olan tezayüdü bildirmeyen borçlunun cezası:

Madde 339- (Değişik: 31/5/2005 - 5358/10 md.)

Sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirinde vaki tezayütleri bu Kanun mucibince bildirmeye mecbur olan borçlu makbul bir mazereti olmaksızın yedi gün içinde icra dairesine taahhütlü mektupla veya şifahi surette bildirmezse ve bu mal veya kazancı asıl veya bedel itibariyle mevcut olduğu takdirde, on gün; mal veya kazancını asıl veya bedel itibariyle makbul bir sebep olmaksızın elden çıkarmışsa, bir aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır.

Bu cezalara alacaklının şikâyeti üzerine karar verilir. Kişi, icra takibine konu olan borcu tamamen ödediği takdirde, bu ceza düşer.”

II- İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 9.2.2017 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, öncelikle başvurunun yöntemine uygunluğu sorunu görüşülmüştür.

2. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un “Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi”

başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak

başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Maddenin (1) numaralı fıkrasında,

bir davaya bakmakta olan mahkemenin, bu davada uygulanacak bir kanun veya kanun

hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veya

taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına

varması durumunda, bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak

Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; aynı fıkranın (a) bendinde

de “İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı

olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı” söz konusu

belgeler arasında sayılmıştır. Anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık

bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz

başvurularının, Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin

gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.

3. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçeli kararında, Anayasaya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

4. İçtüzüğün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde de, Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede, başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği; (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın, itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir.

5. Başvuran Mahkeme, Kanun’un 339. maddesinin, birinci fıkrasının

“Sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirinde vaki tezayütleri bu

Kanun mucibince bildirmeye mecbur olan borçlu makbul bir mazereti olmaksızın

yedi gün içinde icra dairesine … bildirmezse ve bu mal veya kazancı asıl veya

bedel itibariyle mevcut olduğu takdirde, on gün; mal veya kazancını asıl veya

bedel itibariyle makbul bir sebep olmaksızın elden çıkarmışsa, bir aya kadar

disiplin hapsi ile cezalandırılır.” bölümü ile ikinci fıkrasının

iptallerini talep etmiştir. Başvurunun incelenmesinden, itiraz konusu 339.

maddenin ikinci fıkrası dışındaki kuralın Anayasa’nın hangi maddelerine hangi

nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça

gösterilmediği anlaşılmıştır.

6. Açıklanan nedenlerle, 9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 31.5.2005 tarihli ve 5358 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle değiştirilen 339. maddesinin;

A- Birinci fıkrasının “Sonradan kazandığı malları veya

kazancında ve gelirinde vaki tezayütleri bu Kanun mucibince bildirmeye mecbur

olan borçlu makbul bir mazereti olmaksızın yedi gün içinde icra dairesine …

bildirmezse ve bu mal veya kazancı asıl veya bedel itibariyle mevcut olduğu

takdirde, on gün; mal veya kazancını asıl veya bedel itibariyle makbul bir sebep

olmaksızın elden çıkarmışsa, bir aya kadar disiplin hapsi ile

cezalandırılır.” bölümünün, iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan

itiraz başvurusunun, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince

yöntemine uygun olmadığından, esas incelemeye geçilmeksizin REDDİNE,

B- İkinci fıkrasının esasının incelenmesine,

OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III- ESASIN İNCELENMESİ

7. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Berrak YILMAZ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü.

A- İtirazın Gerekçesi

8. Başvuru kararında özetle, disiplin suçunun cezasının, kişinin disipline edilmesi amacıyla çektirilmesi gerekirken itiraz konusu kuralla, alacaklının şikâyetten vazgeçmesi ya da borcun ödenmesi hâlinde düşürülmesine karar verildiği, sanığın, çalışmaya başladığı tarihten bildirme yükümlülüğünü yerine getirmediğinin müşteki tarafından öğrenildiği tarihe kadar geçen süre içinde kazandığı haczi kabil ücreti kadar kısmı ödemekle dahi hakkındaki cezanın düşmesini temin edemediği, bu nedenle kuralın ölçülülük ilkesine aykırı olduğu, cezanın düşme şartlarının kanunun amacıyla uyumlu olmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 13. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

9. 2004 sayılı Kanun’un 339. maddesinin birinci fıkrasında,

sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirinde vaki tezayütleri, bu

Kanun mucibince bildirmeye mecbur olan borçlunun, makbul bir mazereti

olmaksızın yedi gün içinde icra dairesine taahhütlü mektupla veya şifahi

surette bildirmemesi ve bu mal veya kazancının asıl veya bedel itibariyle

mevcut olması hâlinde, on gün; mal veya kazancını asıl veya bedel itibariyle

makbul bir sebep olmaksızın elden çıkarması hâlinde ise bir aya kadar disiplin

hapsi ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Maddenin itiraz

konusu ikinci fıkrasında ise bu cezalara alacaklının şikâyeti üzerine karar

verileceği ve kişi, icra takibine konu olan borcu tamamen ödediği takdirde, bu

cezanın düşeceği belirtilmektedir.

10. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

11. Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik

tedbirlerine ilişkin kurallar, Anayasa’ya aykırı olmamak üzere ülkenin sosyal,

kültürel yapısı, ahlaki değerleri ve ekonomik hayatın gereksinimlerini göz

önüne alan suç politikasına göre belirlenir. Kanun koyucu, izlediği suç

politikası gereği bazı fiilleri ceza hukuku alanından çıkarabileceği gibi korudukları

hukuki yararları ve neden olduğu sonuçları esas alarak bir takım suçları farklı

yaptırımlara da tâbi kılabilir. Kanun koyucunun bu konudaki tercih ve

takdirinin yerindeliğinin incelenmesi, anayasal denetimin kapsamı dışında

kalmaktadır. Bununla birlikte, hukuk devleti ve ölçülülük ilkeleri gereğince bu

yöndeki düzenlemelerde öngörülen yaptırım, insan onuruna aykırı bulunmamalı ve

suçla yaptırım arasında bir ölçüsüzlüğe yol açmamalıdır.

12. Kanun koyucu düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik” başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık” ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında da “ölçülülük ilkesi” gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.

13. 2004 sayılı Kanun’da 5358 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, müeyyidesi hafif hapis ve hafif para cezası olan icra ve iflâs suçları, disiplin hapsi-tazyik hapsi olarak yeniden düzenlenmiştir. Bu bağlamda itiraz konusu kuralın yer aldığı maddede yer alan “hafif hapis” cezası “disiplin hapsi” şeklinde değiştirilmiştir. Disiplin hapsi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2. maddesinde, “kısmî bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, önödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartla salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adlî sicil kayıtlarına geçirilmeyen hapis” şeklinde tanımlanmıştır.

14. Disiplin hapsi bir yükümlülüğün yerine getirilmesini zorlamak

için değil, kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan bir

fiilin işlenmesi dolayısıyla verilir. Kural olarak o işin yapılması, ifa

edilmesi disiplin hapsini sona erdirmez. Ancak, 2004 sayılı Kanun’da yer alan

icra ve iflas suçlarının ekonomik suç olmaları nedeniyle, kanun koyucu bu

konuda esnek davranarak söz konusu cezalara alacaklının şikâyeti üzerine karar

verileceğini ve kişinin icra takibine konu olan borcu tamamen ödemesi hâlinde disiplin

hapsinin düşeceğini hüküm altına almıştır. Disiplin hapsi, hukuki niteliği

itibariyle borçlunun 2004 sayılı Kanun uyarınca yapmaya mecbur olduğu

beyandan sonra kazandığı malları veya kazancındaki ve gelirindeki artışları

icra dairesine bildirmemesi nedeniyle öngörülen bir müeyyidedir. Bu

bağlamda, 2004 sayılı Kanun’da yer alan disiplin hapsinin, kanunda yer alan bir

emrin yerine getirilmesi suretiyle borcun ödenmesi ve dolayısıyla alacak

hakkının korunması amacını gerçekleştirmeye yönelik bir düzenleme olduğu

açıktır. Nitekim 2004 sayılı Kanun’un davanın ve cezanın düşmesi ile ceza

verilemeyecek hâlleri düzenleyen 354. maddesinde, “Kanunun bu babında

yazılı suçlardan takibi şikayete bağlı olanların müştekisi feragat eder veya

borcun itfa edildiği sabit olursa dava ve bütün neticeleriyle beraber ceza

düşer.” hükmüne yer verilmiştir.

15. Kanun koyucunun alacakların tahsili konusunda önemli bir işleve sahip olan itiraz konusu kuralla, borçluların kanun emrini yerine getirmek konusunda daha dikkatli ve özenli davranmasını ve borçluyu kanun emirlerine karşı itaate mecbur ederek icra takibine konu olan borcun tamamen ödenmesi suretiyle alacaklının alacağına kolayca kavuşmasını sağlamayı amaçladığı anlaşılmaktadır. Zira disiplin hapsi verilmesinden sonra borçlunun Kanun gereğince yapmaya mecbur olduğu beyandan sonra kazandığı malları veya kazancında ve gelirindeki artışı bildirmesi hâlinde dahi ceza düşmemekte, ceza ancak, alacaklının şikâyetten vazgeçmesi ya da borcun tamamen ödenmesi hâlinde düşmektedir.

16. Öte yandan başvuru kararında, sanığın, çalışmaya

başladığı tarihten bildirme yükümlülüğünü yerine getirmediğinin müşteki

tarafından öğrenildiği tarihe kadar geçen süre içinde kazandığı haczi kabil

ücreti kadar kısmı ödemekle dahi hakkındaki cezanın düşmesini temin edemediği,

bu nedenle kuralın ölçülülük ilkesine aykırı olduğu ifade edilmişse de kuralın

amacı, borçlunun sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirindeki

artışlarını icra dairesine bildirmeye zorlayarak borcun tamamen ödenmesi suretiyle

alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamaktır. Bu zorlamanın caydırıcı

nitelikte olabilmesi için de borçlunun bu süre zarfında elde ettiği mal, kazanç

veya gelir artışından bağımsız olarak borcun tamamının ödenmesi veya

alacaklının şikâyetten vazgeçmesini düzenleyen kuralın ölçülü olmadığı

söylenemez. Bu bağlamda itiraz konusu kuralın, ulaşılmak istenen amaç için

elverişli ve gerekli olduğu, amaç ve araç arasında makul ve uygun bir ilişki

kurduğu dikkate alındığında orantılı olduğu anlaşıldığından, kanun koyucunun

takdir alanı içerisinde olan kuralda ölçülülük ilkesine aykırı bir yön

bulunmamaktadır.

17. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

18. Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.

19. Kuralın Anayasa’nın 13. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

IV- HÜKÜM

9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun, 31.5.2005 tarihli ve 5358 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle değiştirilen 339. maddesinin ikinci fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 29.3.2017 tarihinde karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

KARŞIOY YAZISI

1. İcra ve İflas Kanunu’nun 31.5.2005 tarihli ve 5358 sayılı

Kanun’un 10. maddesiyle değiştirilen 339. maddesinin birinci fıkrasının “Sonradan

kazandığı malları veya kazancında ve gelirinde vaki tezayütleri bu Kanun

mucibince bildirmeye mecbur olan borçlu makbul bir mazereti olmaksızın yedi gün

içinde icra dairesine … bildirmezse ve bu mal ve kazancı asıl veya bedel

itibariyle mevcut olduğu takdirde, on gün; mal veya kazancını asıl veya bedel

itibariyle makbul bir sebep olmaksızın elden çıkarmışsa, bir aya kadar disiplin

hapsi ile cezalandırılır.” şeklindeki bölümünün ve “Bu

cezalara alacaklının şikayeti üzerine karar verilir. Kişi, icra takibine konu

olan borcu tamamen ödediği takdirde, bu ceza düşer.” şeklindeki ikinci

fıkrasının Anayasa’nın 2. ve 13. maddelerine aykırılığı savıyla iptalleri,

itiraz yoluyla başvuran mahkemece talep edilmiştir.

2. İlk incelemede, başvuran mahkemenin birinci fıkrada yer alan kuralların iptaline ilişkin gerekçe göstermemesi nedeniyle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince itiraz başvurusunun bu bölümünün yöntemine uygun olmadığından reddine karar verilerek, ikinci fıkranın Anayasa’ya uygunluğunun incelemesine geçilmiştir.

3. Anayasa Mahkemesince esas inceleme, Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılmış, muhterem çoğunlukça kuralda 2. maddeye aykırılık olmadığına karar verilmiş, 13. madde ile ilgisi görülmemiştir. Bu görüşe aşağıdaki nedenlerle katılmamaktayım.

4. Esas incelemesi yapılan ikinci fıkranın tek başına bir anlam ifade etmediği, bu fıkranın Anayasa’ya aykırı olup olmadığının birinci fıkrada söz konusu olan eylemin karşılığı olarak hükmedilecek disiplin hapsi yönünden yapılması gerektiği açıktır. Bu nedenle kural, esas inceleme dışında bırakılmış olsa da birinci fıkrada tanımlanan eylemin, Anayasanın diğer ilgili maddeleri gözetilerek, borçlu ile alacaklının hak ve menfaatleri arasında adil ve makul bir denge kurup kurmadığı ve genel olarak alacaklıların alacaklarına kavuşmasını sağlamakla yükümlü olan devletin yaptığı düzenlemenin kişi özgürlüğüne yönelik müdahalede ölçülü olup olmadığı yönünden de değerlendirilmelidir.

5. Başvuran mahkeme, Anayasa’nın 2. ve 13. maddelerine

aykırılıktan söz etmiş olup, hürriyeti bağlayıcı bir ceza söz konusu

olduğundan, sadece 2. madde yönünden bir değerlendirme yapılıp, 13. maddedeki

demokratik bir toplumda zorunluluk ilkesi yönünden bir değerlendirme yapılmadan

ölçülülük noktasında Anayasallık denetiminin tam olarak yapıldığından söz

edilemez. Anayasa Mahkemesi aşağıdaki maddede yer alan kararında disiplin

hapsini Anayasanın 13. maddesi ile ilgili görmemiştir. Çünkü disiplin hapsi

müessesesinin kendiliğinden (per se) bir ölçülülük

incelemesine tabi tutulması gerekmez. Öte yandan, disiplin hapsinin

uygulanmasının sonuçlarını düzenleyen hukuk kurallarının borçlu üzerindeki

etkisinin demokratik bir toplumda zorunluluk ilkesi yönünden incelenmesi farklı

bir durum olup, dava konusu kuralın da bu kapsamda incelenmesi gerekir.

6. Anayasa Mahkemesi, daha önceki kararlarında disiplin hapsinin başlı başına Anayasaya aykırı bir uygulama olmadığına hükmetmiş ise de (28.2.2008 tarihli, Esas:2006/71, Karar:2008/69 sayılı AYM kararı) 2004 sayılı İcra ce İflas Kanunu’nun 5358 sayılı Kanunla değiştirilen 337. maddesinin birinci fıkrasındaki “Müddeti içinde beyanda bulunmak üzere mazereti olmaksızın icra dairesine gelmeyen veya yazılı beyanda bulunmayan borçlu, alacaklının şikayeti üzerine, on gün disiplin hapsi ile cezalandırılır. Alacaklının alacağını karşılayacak miktarda malın haczedilmesi veya borcun ödenmesi halinde, verilen ceza düşer.” şeklindeki kuralları aşağıdaki gerekçelerle iptal etmiştir:

“Başvuru kararlarında, borçludan alacağını rızasıyla alamayan

alacaklının Devlet kurumlarının yardımıyla alacağını zorla tahsil etme

olanağına sahip olduğu, cebri icranın dışında borçlunun ayrıca hapisle

cezalandırılmasının evrensel hukuk kuralları ile bağdaşmayacağı, özel hukuktan

doğan alacaklarda tarafların birbirlerinin ödeme gücünü bilebilecek durumda

oldukları ve basiretli tacir öngörüsüyle hareket etmeleri gerektiği, Avrupa

Birliği ülkelerine gönderilen ve hapis cezasını içeren icra ve ödeme emirleri

ile ilgili adli yardımlaşma taleplerinin kendi hukuklarında benzer suç

bulunmaması nedeniyle kabul görmediği, mal beyanında bulunmama suçunu işleyen

kimselere disiplin hapsi cezası verilerek seçenek yaptırımlardan yararlandırılmadıkları,

bu durumun eşitsizliğe yol açtığı, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu'nda şahsi davaya

yer verilmediği ve şahsi davaların kamu davasına dönüştürüldüğü, bu nedenle

İcra ve İflas Kanunu'na göre açılacak davaların da Cumhuriyet Savcılığı

tarafından açılması gerektiği, mal beyanında bulunmama nedeniyle İcra ve İflas

Kanunu'nda iki ayrı özgürlüğü bağlayıcı ceza öngörüldüğü, farklı uygulamaların

eşitsizlik doğurduğu, bu nedenlerle de kuralın Anayasa'nın 2., 10., 11., 13.,

38. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İtiraz konusu kuralda, müddeti içinde beyanda bulunmak üzere mazereti olmaksızın icra dairesine gelmeyen veya yazılı beyanda bulunmayan borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine on gün disiplin hapsi ile cezalandırılacağı, alacaklının alacağını karşılayacak miktarda malın haczedilmesi veya borcun ödenmesi halinde, bu cezanın düşeceği öngörülmüştür.

Öte yandan, İcra ve İflas Kanunu'nun 51 sayılı Yasa ile değiştirilen 76. maddesinde mal beyanında bulunmayan borçlunun, alacaklının talebi üzerine beyanda bulununcaya kadar icra mahkemesi hâkimi tarafından bir defaya mahsus olmak üzere hapisle tazyik olunacağı, ancak bu hapsin üç ayı geçemeyeceği belirtilmiştir.

Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiştir.

Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde Anayasa ve yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir.

İcra ve İflas Kanunu'nun 337. maddesinin birinci fıkrasında ve 76.

maddesinde borçlunun özgürlüğü bağlayıcı ceza ile cezalandırılmasını gerektiren

eylem, mal beyanında bulunmama eylemidir. Yukarıda belirtildiği gibi hukuk

devleti ve ceza hukuku ilkeleri gereği kişi aynı eylem nedeniyle birden fazla

yargılanmaz ve cezalandırılmaz. İtiraz konusu kural uyarınca, müddeti içinde

mazereti olmaksızın icra dairesine gelmeyen veya yazılı olarak mal beyanında

bulunmayan kimse disiplin hapsi cezası ile cezalandırılmasının yanı sıra, İcra

ve İflas Kanunu'nun 76. maddesine göre de mal beyanında bulunmama eylemi

nedeniyle tazyik hapsi cezası ile cezalandırılabilecektir. Böyle bir olasılığın

varlığı İcra ve İflas Kanunu'nun 337. maddesinde öngörülen disiplin hapsi

cezasını, Anayasa'nın hukuk devleti ilkesinin düzenlendiği 2. maddesine aykırı

hale getirmektedir.

Bu nedenle, 337. maddenin birinci fıkrası Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.

Kural iptal edildiğinden Anayasa'nın 10. ve 38. maddeleri yönünden ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasanın 11., 13. ve 138. maddeleri ile ilgisi bulunmamaktadır.”

7. Anayasa Mahkemesinin yukarıdaki iptal gerekçesi iki kez cezalandırmanın “hukuk devleti” ilkesine aykırılığı düşüncesine dayanmakla birlikte, iptalin, borcun ödenmesinin sağlanması için geri dönüşü mümkün ve daha ölçülü bir yaptırım olan tazyik hapsi yolu varken, disiplin hapsinin uygulanmasına yer olamayacağı düşüncesinin de kararda etkili olduğu anlaşılmaktadır.

8. Bu nedenlerle, iptali istenen 339. maddenin ikinci fıkrasının 337. maddeden farklı olarak, demokratik bir toplumda zorunluluk ve ölçülülük ilkeleri yönünden incelenmesi gerekir. Fıkra, sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirinde meydana gelen artışları bildirmediği için disiplin hapsiyle cezalandırılmasına hükmedilen borçlunun hapisten ancak borcun tamamını ödemekle kurtulabileceğini öngörmektedir. İtiraz eden mahkemenin Anayasaya aykırılık gerekçesi de borçlu yönünden fiilen imkansız olabilecek böyle bir koşulun ölçüsüz olduğu yolundadır.

9. Demokratik bir hukuk devletinde icra iflas kanunlarındaki

düzenlemelerin, alacaklının alacağına etkin bir şekilde ve süratle kavuşmasını

sağlamak olduğu kuşkusuzdur. Ancak bu sonuca ulaşılması için borçlunun maddi ve

manevi olarak çökertilmesi gerekmez. Ceza hukukunda “intikam alma”, “ders

verme”, “tekrar yapmaması için pişman etme” gibi kavram ve yöntemlere yer

olmadığı bilinir. Asli işlevi suç ve ceza ihdas etmek olmayan icra ve iflas

hukukunda yer alan disiplin hapsinin uygulamasının da ancak borcun ödenmesini

kolaylaştırıcı bir sonuç vermesi ve ölçülü olması halinde Anayasaya uygun

olabileceği açıktır. Hukuk devletinin icra iflas düzenlemelerini, çıkar amaçlı

suç örgütlerinin alacak tahsil yöntemlerinden ayıran da budur.

10. Somut olayda olduğu gibi icra dairesine mal beyanında

bulunmayan borçlunun önce tazyik hapsi ile mal beyanında bulunmaya zorlanması

gerekir. Ancak borçlunun geliri olduğu veya daha sonra gelir elde etmeye

başladığı tespit edilirse, artık tazyik hapsinin de uygulanması söz konusu

olmaz. Çünkü alacaklı, alacağını tahsil edebileceği, sınırlı da olsa, bir imkan

elde etmiştir. Bu noktada borçlunun hapsedilmesi, alacağın tahsilini

hızlandırmayacağı gibi, sigortalı çalışan olan borçlunun bu işini de

kaybetmesine, dolayısıyla, alacağın daha fazla tehlikeye girmesine yol

açabilecektir. Bu durumda, alacağın tahsilini kolaylaştırıcı bir yönü olmayıp

sadece cezalandırıcı bir işlevi olan kuralın İcra ve İflas Hukuku yönünden

“amaca elverişli” olduğundan da söz edilemez.

11. Bu nedenle, borçlunun ancak borcun tamamını ödeyerek hapisten kurtulabilesini öngören kural, icra ve iflas hukukunun amaçları ve kapsamı gözetildiğinde, Anayasa’nın 13. maddesinin öngördüğü “demokratik bir toplumda zorunluluk” ölçütüne uymamaktadır. Çünkü amaç, borçlunun bir kusurundan veya ihmalinden yararlanarak hapis tehdidiyle borcun tamamını ödettirmeye çalışmak değildir. Gelirindeki artışı bildirmeyen borçluya karşı düşünülebilecek daha pek çok farklı yaptırım da mevcut olup, bunlar yasa koyucunun takdir alanı içerisindedir. Avrupa ülkelerinde benzer durumlarda hapis cezası verilmediği bilinmektedir.

12. Nitekim borcun ödetilmesine yönelik en ağır uygulama olan

tazyik hapsinin de sınırları vardır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 76.

maddesine göre hapis ile tazyik ancak bir defa uygulanabilir; bu süre 3 ayı

geçemez. Buna karşılık, disiplin hapsi, borçlunun beyanda bulunmadığı her

kazanç ve gelir artışı vukuunda, yani üst sınır olmaksızın uygulanabilecektir.

Bu durum, kişi özgürlüğüne ağır bir müdahale olan disiplin hapsinin ancak

zorunlu olduğu hallerde ve ölçülü biçimde uygulanmasını gerektiren Anayasal

ilkelerin özüne uymamaktadır. Ölçülülük ilkesi icabı, somut olaydaki gibi bir

durumda, yani borçlunun beyan etmediği kazancı elde etmeye başladığı tarih ile

alacaklının bu durumu öğrendiği tarih arasındaki kaybın ödenmesi halinde

cezanın düşmesi gerekir. Aksine düzenleme, hukuk devletinin bir gereği olan

hakkaniyet ilkesine de aykırıdır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle çoğunluk kararına katılmamaktayım.

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Üye

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi, E. 2017/14, K. 2017/83, 29 Mart 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazın Konusu: 9.6.1932
  4. Olay
  5. I- İptali İstenilen Kanun Hükümleri
  6. Iı- İlk İnceleme
  7. Iıı- Esasın İncelenmesi
  8. Kömürcü
  9. Akıncı
  10. M. Emin KUZ
  11. Gökcan
  12. Karşıoy Yazısı
  13. Hakyemez
  14. Paksüt
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2017/14
Karar No
2017/83
Tarih
29 Mart 2017

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2017/68 K.2017/50
  • AYM Norm Denetimi E.2017/65 K.2017/47
  • AYM Norm Denetimi E.2017/55 K.2017/40
  • AYM Norm Denetimi E.2017/60 K.2017/27
  • AYM Norm Denetimi E.2017/71 K.2017/53
  • AYM Norm Denetimi E.2017/72 K.2017/54

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.