KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Esas No
- 2018/150
- Karar No
- 2019/79
- Karar tarihi
- 16 Ekim 2019
Karar Metni
1.934 kelime·10 dk okuma·19 bölüm
Esas Sayısı:2018/150
Karar Sayısı:2019/79
Karar Tarihi:16/10/2019
R.G. Tarih – Sayı:19/11/2019 – 30953
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
Danıştay Onikinci Dairesi
İTİRAZIN KONUSU: 6/1/1982
tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 6. maddesinin 10/6/1994 tarihli ve 4001 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle değiştirilen (5) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 10., 13., 36. ve 90. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Yargılama sürecinde tebligat işlemlerinin yapılmasını engelleyecek şekilde azalması nedeniyle tamamlanması istenen posta ücretinin davacı tarafından yatırılmaması üzerine davanın açılmamış sayılmasına karar verilen davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 6. maddesi şöyledir:
“Dilekçe üzerine uygulanacak işlem:
Madde 6- 1. Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına veya 4 ncü maddede yazılı yerlere verilen dilekçelerin harç ve posta ücretleri alındıktan sonra deftere derhal kayıtları yapılarak kayıt tarih ve sayısı dilekçenin üzerine yazılır. Dava bu kaydın yapıldığı tarihte açılmış sayılır.
2. Davacılara, kayıt tarih ve sayısını gösteren imzalı ve mühürlü, pulsuz bir alındı kağıdı verilir.
3. 4 ncü maddede yazılı diğer yerlere verilen dilekçeler, en geç üç gün içinde Danıştay veya ait olduğu mahkeme başkanlığına taahhütlü olarak gönderilir. Bu yerlerde harç pulları bulunmadığı takdirde bunlara karşılık alınan paraların miktarı ve alındı kağıdının tarih ve sayısı dilekçelere yazılır.
4. (Değişik: 10/6/1994-4001/4 md.) Herhangi bir sebeple harcı veya posta ücreti verilmeden veya eksik harç veya posta ücreti ile dava açılmış olması halinde, otuz gün içinde harcın ve posta ücretinin verilmesi ve tamamlanması hususu daire başkanı veya görevlendireceği tetkik hakimi, mahkeme başkanı veya hakim tarafından ilgiliye tebliğ olunur. Tebligata rağmen gereği yerine getirilmediği takdirde bildirim aynı şekilde bir daha tekrarlanır. Harç veya posta ücreti süresi içinde verilmez veya tamamlanmazsa davanın açılmamış sayılmasına karar verilir ve davacıya tebliğ olunur.
5. (Değişik: 10/6/1994-4001/4 md.) Dava açıldıktan sonra posta ücretinde tebliğ işlemlerinin yapılmasını engelleyecek şekilde azalma olması halinde, otuz gün içinde posta ücretinin tamamlanması daire başkanı veya görevlendireceği tetkik hakimi, mahkeme başkanı veya hakim tarafından ilgiliye tebliğ olunur. Tebligata rağmen gereği yerine getirilmediği takdirde bildirim aynı şekilde bir daha tekrarlanır. Posta ücreti süresi içinde tamamlanmazsa dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. Bu kararın tebliği tarihinden başlayarak üç ay içinde, noksanı tamamlanmak suretiyle yeniden işleme konulması istenmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir ve davacıya tebliğ olunur.
6. (Değişik: 10/6/1994-4001/4 md.) 4 ve 5 inci fıkralardaki tebligat re’sen genel bütçeden yapılır.
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Recep KÖMÜRCÜ, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 6/12/2018 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Elif KARAKAŞ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü ve dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. İtirazın Gerekçesi
3. Başvuru kararında özetle; dava açıldıktan sonra posta ücretinin tebliğ işlemlerinin yapılmasını engelleyecek şekilde azalması üzerine verilen süre içinde eksikliğin tamamlanmaması durumunda davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğini öngören kuralın bu hâliyle yargı yoluna başvurmayı imkânsız kıldığı ve ortaya çıkardığı hukuki sonuçlar itibarıyla hak arama özgürlüğünü amacını aşacak şekilde sınırlandırdığı, böylece dava masraflarını karşılayamayan ya da başka nedenlerle ödemeyen kişiler yönünden kanun önünde eşitsizliğe yol açtığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 13., 36. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
4. Kural; dava açıldıktan sonra posta ücretinde tebliğ
işlemlerinin yapılmasını engelleyecek şekilde azalma olması hâlinde otuz gün
içinde posta ücretinin tamamlanmasının daire başkanı veya görevlendireceği
tetkik hâkimi, mahkeme başkanı veya hâkim tarafından ilgiliye tebliğ
olunacağını, tebligata rağmen gereği yerine getirilmediği takdirde bildirimin
aynı şekilde bir daha tekrarlanacağını, posta ücretinin süresi içinde
tamamlanmaması hâlinde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verileceğini, bu
kararın tebliği tarihinden başlayarak üç ay içinde, noksanı tamamlanmak suretiyle
yeniden işleme konulması istenmediği takdirde ise davanın açılmamış sayılmasına
karar verilerek davacıya tebliğ olunacağını öngörmektedir.
5. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmek suretiyle hak arama hürriyeti güvence altına alınmıştır
6. Hak arama hürriyetinin temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması hak arama hürriyetinin ön koşulunu oluşturur.
7. İtiraz konusu kural, dava açıldıktan sonra posta ücretinde tebliğ işlemlerinin yapılmasını engelleyecek şekilde azalma olması durumunda yargılamaya devam edilebilmesini posta ücretinin tamamlanması koşuluna bağladığından hak arama hürriyetine ve bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına getirilen bir sınırlama niteliğindedir.
8. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” denilmektedir. Buna göre hak arama hürriyetine sınırlama getiren kanuni düzenlemelerin Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun olması ve ölçülü olması gerekir.
9. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama hürriyeti için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir.
10. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan bir diğer sınırlama ölçütü olan ölçülülük ilkesi ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
11. Dava açma hakkını kullanırken bazı imkân ve kolaylıklardan yararlandırılan bireylerin aynı zamanda birtakım kanuni yükümlülükleri bulunmaktadır. Davayı takip etmek, yargılama giderlerine katılmak, duruşmalara gelmek gibi usule ilişkin işlemlerin gereğinin yerine getirilmemesine kanun koyucu tarafından bazı hukuki sonuçlar bağlanmış olup dosyanın işlemden kaldırılması ve davanın açılmamış sayılması hâlleri de anılan sonuçlar kapsamındadır.
12. Dosyanın işlemden kaldırılması ve davanın açılmamış sayılması; tarafları ve özellikle davacıyı davasını takip etmede özenli davranmaya zorlamak, bu yolla tarafların açılan davayı uzun süre takipsiz bırakmasını ve dolayısıyla yargılamanın sürüncemede kalarak gereksiz yere uzamasını önlemek amacıyla kabul edilen usul hukuku müesseseleridir.
13. Kanun koyucu; mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi, yargılama usulleri ve yapısı hakkında Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma konusunda takdir yetkisine sahip bulunmaktadır. Anayasa’nın 142. maddesinde “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir” denilmek suretiyle bu husus hüküm altına alınmıştır.
14. Öte yandan Anayasa’nın
36. maddesinde güvenceye bağlanan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından
biri de makul sürede yargılanma hakkıdır. Anayasa'nın 141. maddesinin
son fıkrasında “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle
sonuçlandırılması yargının görevidir” denilmek suretiyle davaların makul
bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu hak
gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin
çareler oluşturmak zorundadır (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28/2/2013). Dolayısıyla
davaların makul süre içinde sonuçlanmasının sağlanması amacıyla mahkemeye
erişim hakkının sınırlandırılmasının anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı
görülmektedir.
15. İtiraz konusu kuralla gereksiz kanun yolu başvurularının önlenmesinin, yargı mercilerinin iş yükünün azaltılmasının ve yargı hizmetlerinin hızlandırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Söz konusu amaç uyuşmazlıkların en kısa sürede sonuçlandırılmasını öngören anayasal kurallarla uyumlu olup kuralın belirtilen amaca ulaşma yönünden elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Bu durumda, öngörülen sınırlamanın orantılı olup olmadığına bakılmalıdır.
16. Bir idari davada posta ücretinin tebliğ yapılmasını engelleyecek şekilde azaldığının tespit edilmesi üzerine kural uyarınca idari yargı mercii tarafından davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi; eksik kalan posta ücretinin tamamlanması için davacıya otuz günlük süre verilerek iki ayrı bildirim yapılması, bu bildirimlerin gereğinin yapılmaması üzerine mahkemece dosyanın işlemden kaldırılması ve bu husustaki kararın tebliği üzerine üç ay içinde eksikliğin tamamlanmak suretiyle dosyanın yeniden işleme konulması talebinde bulunulmaması durumunda gerçekleşebilecektir.
17. Diğer taraftan davasında haklı çıkması hâlinde ödemiş olduğu yargılama giderlerinin ve dolayısıyla posta ücretinin 2577 sayılı Kanun’un 31. maddesinde yapılan atıf gereğince 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesi kapsamında mahkemece davacıya iade edilmesine hükmedilir. Ödeme gücü olmayanların ise aynı atıf uyarınca bu durumlarını belgelendirerek 6100 sayılı Kanun’da düzenlenen adli yardım hükümlerinden yararlanması mümkündür.
18. Buna göre davasının takibine ilişkin gerekli özeni
gösterme yükümlülüğü bulunan davacıya iki kez otuzar günlük ve bir kez de üç
aylık süre tanınarak posta ücretinde meydana gelen eksikliği tamamlaması için
çeşitli imkânlar verildiği, davanın lehine sonuçlanması hâlinde ödemiş olduğu
posta ücretinin diğer yargılama giderleriyle birlikte davacıya iade edileceği
ve ödeme gücünden yoksun bulunanlar yönünden adli yardımdan yararlanma
imkânının bulunduğu görülmektedir. Tüm bu hususlar birlikte
değerlendirildiğinde kural ile getirilen sınırlamanın davacıya aşırı ve
olağandışı bir külfet yüklemediği, kuralla hedeflenen kamu yararı ile
davacıların mahkemeye erişim hakkı arasında makul dengenin gözetildiği sonucuna
varılmıştır. Bu çerçevede kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen
sınırlamanın orantısız, dolayısıyla ölçüsüz olduğu söylenemez.
19. Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./ Kadınlar ve erkekler
eşit haklara sahiptir./ Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla
yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak
yorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul
ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine
aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz
tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde
eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” denilmek
suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir.
20. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanun
önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur.
Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin
amacı; aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, kişiler arasında ayrım yapılmasını ve kişilere
ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilke ile aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesi
yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı
tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı
hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
21. Açtığı dava devam etmekte iken posta ücretinde
kuralda belirtilen şekilde bir azalma söz konusu olmadığı için davası devam
eden davacılar ile posta ücretinin azalması nedeniyle kuralın muhatabı olan
davacılar aynı hukuki durumda bulunmadıklarından aralarında eşitlik
karşılaştırması yapılamaz. Kaldı ki bu kişilerin aynı hukuki durumda oldukları
kabul edilse dahi davacıların usul hükümlerine uyma yükümlülükleri ve gereksiz
başvuruların önlenmesi bakımından kural ile öngörülen sınırlamanın haklı bir
gerekçeye dayanmadığı söylenemez. Diğer taraftan yargılama giderlerini ödeme
gücü olmayan davacıların adli yardım hükümlerinden yararlanma imkânı olup
kuralda eşitlik ilkesini zedeleyen bir yön bulunmamaktadır.
22. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 10., 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
23. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların mahkemeye erişim hakkı yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
ARSLAN
Başkanvekili
Engin
YILDIRIM
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Recep
KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan
ÜSTÜN
Üye
Hicabi
DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer
TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Kadir
ÖZKAYA
Üye
Rıdvan
GÜLEÇ
Üye
Recai
AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız
SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin
MENTEŞ
Anayasa Mahkemesi, E. 2018/150, K. 2019/79, 16 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası