İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2019/85 K.2019/88

numaralı fıkrasının “Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya…” bölümünün Anayasa’nın…

Esas2019/85Karar2019/88Tarih14 Kasım 2019Okuma17 dk · 3.405 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
14 Kasım 2019
Esas Sayısı
2019/85
Karar Sayısı
2019/88
R.G.Tarih-Sayısı
17/1/2020-31011
İtiraz yoluna başvuran
Selendi Asliye Ceza Mahkemesi
İtirazın konusu
26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 67. maddesinin (1)
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.405 kelime·17 dk okuma·23 bölüm

numaralı fıkrasının “Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya…” bölümünün Anayasa’nın 10., 36. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY: Ceza davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesi kararının Bölge Adliye Mahkemesince bozulması üzerine itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 67. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM, Hasan Tahsin GÖKCAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU ve Selahaddin MENTEŞ’in katılımlarıyla 19/9/2019 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör İsmail Emrah PERDECİOĞLU tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Uygulanacak Kural ve Sınırlama Sorunu

3. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40.

maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak

bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı

görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının

ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa

Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir

mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve

mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da

o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan

davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı

sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan

kurallardır.

4. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 5237 sayılı Kanun’un 67. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya…” bölümünün iptalini talep etmiştir.

5. Anılan bölümde dava zamanaşımının durma hâllerinin bir kısmı düzenlenmiştir. Bakılmakta olan davada soruşturma aşamasının tamamlandığı ve kovuşturmanın sonucunun başka bir mahkemede devam etmekte olan davanın sonucuna bağlandığı görülmektedir. Bu nedenle itiraz konusu kuralda yer alan “Soruşturma…”, “…izin veya karar alınması…”, “…izin veya kararın alınmasına…” ibareleri ile “…meselenin çözümüne…” ibaresinden sonra gelen “…veya…” ibaresinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bu itibarla anılan ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.

6. İtiraz konusu kuralda yer alan “…ve kovuşturma yapılmasının,…” ile “…sonucuna bağlı bulunduğu hallerde;…” ibareleri ise bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmayan kurallar yönünden geçerli ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla kuralın kalan bölümünün esasına ilişkin incelemenin “…veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin…” ve “…veya meselenin çözümüne…” ibareleri ile sınırlı olarak yapılması gerekir.

7. Ancak bu suretle sınırlanan bölüm, kovuşturmaların yanı sıra soruşturmalar yönünden de uygulama alanı bulmaktadır. Başvuruya konu davanın konusunun devam etmekte olan bir kovuşturma olduğu gözetildiğinde sınırlanan bölüme ilişkin esas incelemenin “…kovuşturma…” ibaresi yönünden yapılması gerekmektedir.

8. Açıklanan nedenlerle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 67. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;

a. “Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya…” bölümünde yer alan “Soruşturma…”, “…izin veya karar alınması…”, “…izin veya kararın alınmasına…” ibareleri ile “…meselenin çözümüne…” ibaresinden sonra gelen “…veya…” ibaresinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,

b. Kalan bölümün esasına ilişkin incelemenin “…veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin…” ve “…veya meselenin çözümüne…” ibareleri ile sınırlı olarak “…kovuşturma…” ibaresi yönünden yapılmasına,

OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

B. İtirazın Gerekçesi

9. Başvuru kararında; bakılmakta olan davanın sonucunun

kadastro mahkemesinde görülmekte olan bir başka davada çözülmesi gereken

meselenin sonucuna bağlı olduğu ve bu nedenle 5237 sayılı Kanun’un 67. maddesi

uyarınca 15/5/1996 tarihinde verilen durma kararından dolayı yargılamanın devam

ettiği belirtilmiştir. Kararda, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının Anayasa’nın 141. maddesinin gereği olduğu ve başvuru

konusu davada tarafların bir kusuru bulunmamasına karşın devlete

atfedilebilecek gecikme nedeniyle 1995 yılında işlendiği iddia edilen bir

fiilden dolayı yargılamanın uzamasının adil yargılanma hakkına aykırılık

oluşturduğu ileri sürülerek Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru

incelemelerinde makul sürede yargılanma hakkının ihlali ile sonuçlanan

kararlarından örnekler verilmiştir. Ayrıca bakılmakta olan davadaki duruma

benzer biçimde aynı tarihlerde aynı suç için açılmış ve bekletici mesele söz

konusu olmayan başka davalarda zamanaşımı nedeniyle davanın düşmesi kararı

verilebilirken bakılmakta olan davanın sanıkları yönünden bu kararın

verilememesinin eşitlik ilkesine ve ayrımcılık yasağına aykırı olduğu

belirtilerek kuralın Anayasa’nın 10., 36. ve 141. maddelerine aykırı olduğu

ileri sürülmüştür.

C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

10. İtiraz konusu kural, kovuşturma yapılmasının başka bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu durumlarda ilgili meselenin çözümüne kadar dava zamanaşımının durmasını öngörmektedir.

11. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” denilerek yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme hakkı ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

12. Anayasa’nın anılan maddesinde güvenceye bağlanan adil

yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri de makul sürede yargılanma

hakkıdır. Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrasında da “Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir”

denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği

açıkça ifade edilmiştir. Bu hak gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere

uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır. Bu bağlamda hukuk

sisteminin ve özellikle yargılama usulünün yargılamaların makul süre içinde

bitirilmesini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi ile mahkemelerin nicelik ve

nitelik bakımından yeterli miktarda insan kaynağı, araç ve gereçlerle

donatılması makul sürede yargılanma ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu amaçla

alınacak kanuni tedbirlerin, yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil ve

hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerektiği

tartışmasızdır. Bu ilkelere uygun olmak kaydıyla yargılama yöntemini belirlemek

kanun koyucunun takdirindedir.

13. Zamanaşımı, gerek yürürlükte olan 5237 sayılı

Kanun’da gerekse 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nda

düzenlenen önemli bir hukuki kurumu ifade etmektedir. Anılan kurum ile

cezalandırma erkini elinde tutan devletin suçları zamanında takip etmesi, şüphe

altındaki kişileri zamanında yargılatması ve bu kişilere ceza verilmesi hâlinde

cezaların belli bir süre içinde çektirilmesi gereklerinin sağlanması

amaçlanmaktadır. Ayrıca zamanaşımı kurumu ile mahkemelerin zamanın geçmesi

nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor kanıtlara

dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermeleri hâlinde

oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçilerek hukuki güvenliğin sağlanmasına

da katkıda bulunulmaktadır (Mardin Süryani Katolik Kilisesi Vakfı, B.

No: 2013/757, 13/6/2013, § 27; Ayhan Kılıçoğlu, B. No: 2014/14426,

24/1/2018, § 28).

14. Bu çerçevede Anayasa kurallarına aykırı olmamak kaydıyla kanun koyucunun izlediği suç ve ceza politikası uyarınca suçların ağırlığı ile suç konusunun kamu düzeni için oluşturduğu etkiyi dikkate alarak zamanaşımı sürelerini belirlemesi takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır.

15. Suç tarihinden itibaren belli bir sürenin geçmesiyle ceza davasının açılamamasını, şayet dava açılmış ise davanın düşmesini öngören dava zamanaşımı süresinin işlemesini önleyen sınırlı sayıdaki hâller 5237 sayılı Kanun’un 67. maddesinin (1) numaralı fıkrasında açıkça düzenlenmiştir. Böylece soruşturmanın veya kovuşturmanın devamına engel olabilecek Kanun’daki sınırlı durumların varlığı hâlinde bunların çözüme kavuşmasına kadar dava zamanaşımı süresi işlemeyecek ve bu suretle soruşturma veya kovuşturmanın sonuçsuz kalmasının önüne geçilebilecektir.

16. İtiraz konusu kural uyarınca ceza mahkemesinde

görülmekte olan dava sırasında başka bir mercide çözülmesi gereken bir mesele

ortaya çıktığında çözüm sağlanana kadar beklenmesi gerekecek ve bu bekleme

sırasında dava zamanaşımı süresi işlemeyecektir. Böylece gerçeğe ancak

birbirine bağlı meselelerin çözümü ile ulaşılabilecek durumlarda ilgili

mercilerin farklı sonuçlara ulaşmasının yaratacağı olumsuzlukların önüne

geçilmiş olacak, çözüm sağlanana kadar geçecek zaman diliminde dava zamanaşımı

duracağından yargılamanın bu türden bir sebeple sonuçsuz kalmasına engel

olunarak adaletin tesisine katkı sağlanacaktır. Bu bağlamda kamu düzenini

ilgilendiren bir unsur olan ve esasında devletin ceza verme hakkından feragat

etmesiyle sonuçlanan zamanaşımı kurumunun sadece bireyler lehine değil genel

olarak kamu yararı amacıyla öngörüldüğünün belirtilmesi gerekir.

17. Öte yandan uygulamada kural nedeniyle başka bir

mercide hallolması gereken bir meselenin uzun kabul edilebilecek bir zaman

diliminde çözülememiş olduğu durumlarda ceza davası açısından zamanaşımı

işlemeyeceğinden davanın zamanaşımına uğraması hâlinde ilgili kişilerin elde

edeceği hukuki sonuçlara ulaşmalarında gecikme yaşanacağı söylenebilir. Ancak

her olayda münferiden değerlendirme yapmayı gerektiren makul sürede yargılanma

hakkı bakımından yargılamaların kısa sürede sonuçlandırılması önemli olmakla

beraber hukuki uyuşmazlıkların çözümünde gerekli özenin gösterilmesi de büyük

önem taşımaktadır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

40). Bu kapsamda kuralın ceza yargılamalarında gerçeğe en sağlıklı biçimde

ulaşılmasını sağlamak için özenli hareket edilmesini ve bu arada geçebilecek

zamanın cezasızlık sonucunu doğurmamasını amaçladığı anlaşılmaktadır.

18. Ayrıca kuralla ceza hâkimine, bakmakta olduğu uyuşmazlığın çözümüne etki edecek ve ancak başka bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin tespit edilmesinde takdir yetkisi tanındığı açıktır. Yargıtay içtihatlarında bu takdir yetkisi belli ölçüde denetime tabi tutulmakta ve böylece hukuki güvenliğin sağlanmasına katkıda bulunulmaktadır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2002/252, K.2002/388, 12/11/2002; Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E.2007/3419, K. 2008/3337, 31/3/2008).

19. Diğer yandan ceza hâkiminin kovuşturmaya devam

edebilmesi için önündeki meselenin çözümünde başka bir merciye başvurmasının ya

da başka bir merciyi beklemesinin her zaman bir zorunluluk olduğu söylenemez.

Nitekim 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 218.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “Yüklenen suçun ispatı, ceza

mahkemelerinden başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne

bağlı ise; ceza mahkemesi bu sorunla ilgili olarak da bu Kanun hükümlerine göre

karar verebilir. Ancak, bu sorunla ilgili olarak görevli mahkemede dava

açılması veya açılmış davanın sonuçlanması ile ilgili olarak bekletici sorun

kararı verebilir.” hükmü ile ceza hâkimine, önündeki meselenin çözümünde

başka bir mahkemenin görevine giren konuda da o mahkemenin kararını

beklemeksizin karar verebilme yetkisi tanınmıştır.

20. Anılan hususlar gözetildiğinde kuralın uygulanmasında birtakım kanuni ve usule ilişkin güvencelerin de sağlandığı görülmektedir.

21. Anayasa’nın 10.

maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç,

din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./

Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama

geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik

ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve

vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak

tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye

veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütün

işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek

zorundadırlar.” denilmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer

verilmiştir.

22. Anayasa’nın

anılan maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları

aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik

öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı; aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar

karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, kişilere ayrım yapılmasını

ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi

ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali

yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı

tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da

topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı

hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa

Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.

23. İtiraz konusu kuralda, kişiler arasında herhangi bir

ayrım yapılmadan kovuşturma yapılmasının başka bir mercide çözülmesi gereken

bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde, dava zamanaşımı süresinin bu

meselenin çözümüne kadar işlemeyeceğinin düzenlendiği görülmektedir. Bunun

ötesinde kanun koyucunun karşılaşılabilecek her tür durumu önceden öngörerek

çeşitli ihtimallere göre düzenleme yapması kanunların genelliği ve soyutluğu

ilkeleri ile bağdaşmayacağından yargısal uyuşmazlıklarda ortaya çıkan

sorunların her somut olayın özellikleri dikkate alınarak kuralın amacına uygun

şekilde yorumlanması suretiyle mahkeme içtihatlarıyla çözülmesi gerekmektedir. Bu

çerçevede dava zamanaşımı süresini durduran hâlleri düzenleyen kuralın eşitlik

ilkesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır.

24. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 10., 36. ve 141. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

Hasan Tahsin GÖKCAN ve Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

IV. HÜKÜM

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 67. maddesinin;

A. (1) numaralı fıkrasının “Soruşturma ve kovuşturma

yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya...” bölümünde yer alan “Soruşturma…”, “…izin veya karar alınması…”, “…izin veya kararın alınmasına…”, ibareleri ile “…meselenin çözümüne…” ibaresinden sonra gelen “…veya…” ibaresinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

B. (1) numaralı fıkrasının anılan bölümünün kalan kısmına

ilişkin esas incelemenin “…veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin…” ve “…veya meselenin çözümüne…” ibareleri ile sınırlı olarak “…kovuşturma…” ibaresi yönünden yapılmasına OYBİRLİĞİYLE,

C. (1)

numaralı fıkrasında yer alan “…veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin…” ve “…veya meselenin çözümüne…” ibarelerinin “…kovuşturma…” ibaresi yönünden Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN ile Serdar ÖZGÜLDÜR’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

14/11/2019 tarihinde karar verildi.

Başkan

Zühtü

ARSLAN

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Burhan

ÜSTÜN

Üye

Engin

YILDIRIM

Üye

Hicabi

DURSUN

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

Muammer

TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Kadir

ÖZKAYA

Üye

Rıdvan

GÜLEÇ

Üye

Recai

AKYEL

Üye

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Mahkememiz çoğunluğu, Selendi Asliye Ceza Mahkemesi tarafından itiraz yoluyla iptali istenen TCK’nın 67/1. maddesindeki; kovuşturmanın diğer bir mercide halli gereken meselenin çözümüne kadar dava zamanaşımının durmasını öngören kuralın iptali isteminin reddine karar vermiştir. Yerel mahkemenin iptal isteminin temeli olan ceza davası 23 yıldır devam etmektedir.

2. Ceza hukukunda zamanaşımı kurumunun kabulü çeşitli gerekçelere dayandırılmaktadır. Ancak bu görüşlerin temelleri ceza hukukunun amacıyla bağlantılıdır. Genel olarak kabul edildiği üzere ceza normları, hukuk (toplum) düzenini bozanların fiilleriyle yüzleşip tekrar suç işlemekten vazgeçmeleri ve gelecekte suç işlemesi muhtemel kişilere karşı toplumun korunması işlevini görmektedir. Başka deyişle ceza normlarının suçları önlemeye ilişkin genel ve özel önleme işlevi bulunmaktadır. Ancak bu amacın ve işlevin gerçekleşebilmesi için yargı sisteminin ceza davalarını makul bir sürede sonuçlandırabilmesi gerekmektedir.

3. Zamanaşımıyla ilgili olarak genelde savunulan görüşe göre ise eylemden uzun süre geçtikten sonra fiilin etkilerinin sosyal hafızadan silineceği için bu aşamada yaptırım uygulanması fail üzerinde beklenen etkiyi uyandırmayacağı gibi sosyal faydası da kalmayacak, hatta yaptırım uygulaması aradan geçen sürede yeniden kurulan barış düzenine zarar verebilecektir. Nitekim doktrinde benzer gerekçelerle zamanaşımı kurumu ile esasında kamunun yararının gözetildiği ve uzun yıllara karşın ceza uyuşmazlığının sona erdirilememesi dolayısıyla kamu düzeninin yeniden bozulmasının zamanaşımı ile önlendiği belirtilmektedir (Fahri Gökcen Taner, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, Ankara 2008, s. 45).

4. Zamanaşımı lehine ileri sürülen görüşlere karşı da

itirazlar ileri sürülmüştür. Bu itirazlar özellikle toplumu derinden sarsan;

insanlığa karşı suçlar, hayata karşı suçlar ve işkence gibi suç tipleri bakımından

söz konusu olmaktadır. Buna karşın hukuk düzenlerinde daha uzun süreler

öngörülerek de olsa önemli suçların zamanaşımı kuralları kapsamına alınması

tercih edilmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 66. maddesi de bu doğrultuda

düzenlenmiştir. Ayrıca hukukumuzda zamanaşımı hükümleri, lehe kanunun

geçmişe uygulanması ve aleyhe kanunun geçmişe yürümemesi ilkelerini

barındıran Anayasanın 38/1. maddesine (ilkeler için bkz. AYM 17.5.2019, 2019/9

E. – 2019/27 K.) tabi kılınarak, ceza normlarının kanuniliği bağlamıyla

anayasal güvence altına alınmıştır (AY m. 38/2).

5. Diğer taraftan Anayasanın 36 ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesinin 6. maddesi uyarınca devletin, kişilerin makul sürede

yargılanmalarını temin edecek bir yargı sistemi kurma yükümlülüğü bulunmaktadır.

Adil yargılanma hakkı bağlamında makul sürede yargılanma hakkının amacı ve

devletin yükümlülükleri AİHM tarafından şöyle ifade edilmiştir: “Bütün hak

arayanlar için geçerli olan bu hükmün amacı, kişileri yargılama işlemlerinin

sürüncemede kalmasına karşı korumak; özellikle ceza davalarında suçlanan

kişinin uzun süre davasının ne şekilde sonuçlanacağı endişesi ile yaşamasını

önlemektir.” (AİHM Stogmüller/Avusturya, No : 1602/62, 10.11.1969, par. 5).

Ayrıca makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği kimi davalarda AİHM

Sözleşmenin 13. maddesinde yer alan etkili hukuk yolu oluşturma yükümlülüğünün

de ihlal edildiği sonucuna ulaşabilmektedir (Kudla/Polonya, No: 30210/96,

26.10.2000, par. 148, 149). Anayasa Mahkemesi kararlarında ise; “Anayasa’nın

36. ve AİHS’in 6. maddeleri ile kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile

ilgili uyuşmazlıklar yanında, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç

isnadı) makul sürede karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmış” olduğu ifade

edilmektedir (bkz. B. No : 2013/695, 9.1.2014, par. 32).

6. Makul sürede yargılanma hakkının bir amacı adaletin

gecikmeden tesis edilmesini ve böylece adalet sisteminin etkililiği ve

güvenilirliğinin korunmasını sağlamak (bkz. H. V. Fransa, A 162-A (1989) par.

58) ise de ikinci amacı uzun süren yargılamalar dolayısıyla kişilerin manevi

olarak yıpranmalarının önlenmesidir. Özellikle ceza davalarında bir suçla itham

edilen kimsenin uzun yıllar boyu akıbetinin ne olacağına ilişkin belirsizlik

içinde kalması, itibarının zedelenip sürekli bir savunma halinde ve ceza

tehdidi altında yaşamasının kabul edilemez sonuçlara neden olması, makul sürede

yargılanma hakkının kabul edilmesinin önemli nedenlerindendir. Yıllar sonra

verilecek beraat kararı, oluşan manevi yıpranmayı telafi etmemektedir (bu konuda

bkz. AİHM Stogmuller/Avusturya, A 9 (1969), par. 40; Harris/Boyle/Bates/Buckley,

Avrupa İnsan Hakları Hukuku, 1.B. Ankara 2013, s.281). Belirtilen yönleriyle

ceza davalarında uzun yargılama süreçlerinin suç ithamı altındaki kişinin maddi

ve manevi varlığını geliştirme hakkını da ihlal edebileceği açıktır. Sonuç

olarak suç işlediğinin mahkemece sabit görülmesi durumunda kanunda öngörülen

cezaya muhatap olması adaletin bir gereği ise de yargı sisteminin iyi

işlememesi vb. nedenlerle kişilerin yıllar boyu belirsizlik içerisinde

tutulması hukuk devletinde kabul edilebilir bir durum değildir.

7. Bu açıklamalar sonunda zamanaşımı kurumunun hukuk

devleti ilkesinin gereklerinden olan hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri ile

adalet ve hakkaniyet ilkelerinin bir gereği olduğu söylenebileceği gibi,

Anayasanın 17/1. maddesindeki maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı ile 36. maddesinde özel olarak düzenlenen adil yargılanma hakkının da bir

gereği olduğu değerlendirmelidir. Buna karşın toplumsal düzeni derinden sarsan

(ve ulusal üstü hukukta da benimsendiği üzere) insanlığa karşı suçlar, işkence

gibi bir kısım çok ağır nitelikli suçlar ile yaşam hakkına yönelik suçlar

bakımından devletlerin takdir hakkının bulunduğu düşünülmelidir. Aynı şekilde

devletlerin takdir yetkisinin suç tiplerine ve toplumsal ihtiyaçlara göre

zamanaşımı sürelerinin düzenlenmesi konusunda da söz konusu olduğu kabul

edilmelidir.

8. İncelenen dosyada ormandan açma yapma suçunun

yargılanması, sanığın mülkiyet iddiası nedeniyle kadastro davasındaki mülkiyet

sorununun çözümlenmesi amacıyla bekletici mesele yapılmış ve Yargıtay da bu

yönde karar vermiştir. İtiraz yoluyla kuralın iptalini isteyen mahkemenin

önünde 23 yıldır devam eden bir ceza davası bulunmaktadır. Böyle bir

durumda ilgili hukuk uyuşmazlığının sonucunun beklenmesinin hukuki bir zaruret

olduğu açıktır. Bu olaydaki durumun istisnai ve dosyaya özgü olduğu da ileri

sürülebilir. Fakat sıradan bir ceza davasının 4 yılı geçmemesi gerektiği, aksi

takdirde makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi sonucunun doğabileceği

değerlendirildiğinde, bu olaydan hareketle incelemeye konu kural bağlamında

devletin uygun yasal zemini oluşturma yükümlülüğünün gözden geçirilmesi

gerekmektedir.

9. Benzer başka davalar da gözetildiğinde kural, somut

olaydaki gibi Ceza Kanunundaki olağan zamanaşımı sürelerini dahi aşacak biçimde

ceza davasının uzamasına yol açılabilmektedir. Bu durumda ceza davasının

sonuçlanmasındaki kamusal yarar ile sanığın adil yargılanma ve maddi ve manevi

varlığını geliştirme hakları arasındaki çatışmada adil bir denge kurulması

gerekmektedir. Belki beraat de edebileceği halde geleceğiyle ilgili endişeli

bir şekilde yıllarca ceza tehdidi altında tutulması, onun hukuki güvenlik

hakkını da ihlal etmektedir. Dolayısıyla belirtilen anayasal ilkeler karşısında

menfaatler arasındaki adil dengenin kurulması yönünde devletin pozitif

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu dengenin kurulmasının yollarından biri, ceza

kanununda zamanaşımının durma sebeplerine ilişkin olarak üst sınır getirmek olabilir.

Başka deyişle burada TCK’nın 67/1. maddesindeki kural, yararlar arasında olması

gereken adil dengeyi kurmaktan uzak olup, bu eksiklik yargılananların adil

yargılanma hakkının ihlaline yol açabildiği gibi hukuk devleti ilkesi ile

kişinin varlığını koruma hakkı yönünden de devlete düşen pozitif yükümlülük

kapsamında kuralın yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Belirtilen nedenlerle

kuralın, Anayasanın 2., 17 ve 36. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptal

edilmesi gerektiği görüşündeyim.

Üye

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Üye

Selahaddin

MENTEŞ

KARŞIOY GEREKÇESİ

İptali istenen kural herhangi bir üst sınır

belirtmeksizin, soruşturma ve kovuşturma yapılmasının diğer bir mercide çözülmesi

gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde dava zamanaşımının

duracağını hüküm altına almaktadır. Başvuruya esas davanın incelenmesinde,

orman alanında tarla açma suçundan sanık olan kişinin bu davasının, Kadastro

Mahkemesinde devam eden mülkiyet iddiasına dayalı davanın sonucuna bağlı olduğu

değerlendirilerek, bu davanın “bekletici mesele” kabul edildiği, ancak toplamda

127 celse ve 28 yıldır devam eden bu davanın hâlâ sonuçlanmadığı görülmektedir.

Bu durumda, sanığa isnat edilen suçun sabit olması halinde dahi, o suça ilişkin

zamanaşımının birkaç katı kadar bir bekleme süresini zamanaşımı yönünden

dikkate almayan kuralın ölçülü olduğundan söz edilemez. Kaldı ki Anayasa’nın

38. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme uyarınca dava ve ceza zamanaşımı

süreleri Anayasal kurumlar olup; bunlara ilişkin yasal düzenlemelerin sanıklar

yönünden esaslı hak kaybına yol açmayacak biçimde yapılması gerekir. Oysa iptal

istemine konu kuralda hiçbir sınırlama getirilmemiş; bekletici mesele sayılan yargılamanın

30-40 sene sürmesi halinde dahi zamanaşımının durmaya devam edeceği ilkesi

benimsenmiştir. Böyle bir kabulün bir hukuk devletinde yeri olmaması gerekir.

Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırı düştüğü ve iptali gerektiği kanaatine vardığımdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılamadım.

Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Üye Serdar ÖZGÜLDÜR

Anayasa Mahkemesi, E. 2019/85, K. 2019/88, 14 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. İptali İstenen Kanun Hükmü
  4. II. İlk İnceleme
  5. III. Esasın İncelenmesi
  6. A. Uygulanacak Kural ve Sınırlama Sorunu
  7. B. İtirazın Gerekçesi
  8. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
  9. A. (1) numaralı fıkrasının “Soruşturma ve kovuşturma
  10. B. (1) numaralı fıkrasının anılan bölümünün kalan kısmına
  11. C. (1)
  12. Arslan
  13. Kömürcü
  14. Özgüldür
  15. Üstün
  16. Yıldırım
  17. Dursun
  18. Topal
  19. Özkaya
  20. Güleç
  21. Akyel
  22. Karşıoy Gerekçesi
  23. Seferinoğlu
  24. Menteş
  25. Karşıoy Gerekçesi
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2019/85
Karar No
2019/88
Tarih
14 Kasım 2019

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2018/90 K.2019/85
  • AYM Norm Denetimi E.2019/99 K.2019/83
  • AYM Norm Denetimi E.2019/11 K.2019/86
  • AYM Norm Denetimi E.2018/89 K.2019/84
  • AYM Norm Denetimi E.2019/50 K.2019/96
  • AYM Norm Denetimi E.2019/102 K.2019/99

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.