İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2019/102 K.2019/99

maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’nın 2., 5., l0., 13., 17. ve36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

Esas2019/102Karar2019/99Tarih25 Aralık 2019Okuma18 dk · 3.585 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
25 Aralık 2019
Esas Sayısı
2019/102
Karar Sayısı
2019/99
R.G.Tarih-Sayısı
15/4/2020-31100
İtiraz yoluna başvuran
Bakırköy 2. Aile Mahkemesi
İtirazın konusu
22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 300.
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.585 kelime·18 dk okuma·21 bölüm

maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’nın 2., 5., l0., 13., 17. ve36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY:Tanımanın iptali davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 300. maddesi şöyledir:

“3. Hak düşürücü süreler

Madde 300- Tanıyanın dava hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve herhâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer.

İlgililerin dava hakkı, davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve herhâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer.

Çocuğun dava hakkı, ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşer.

Yukarıdaki süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Recep KÖMÜRCÜ, Serdar ÖZGÜLDÜR, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU ve Selahaddin MENTEŞ’in katılımlarıyla 14/11/2019 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür.

2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu

dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin

hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri

sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu

hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak

anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için

elinde yöntemince açılmış, mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve

iptali talep edilen kuralın o davada uygulanacak olması gerekir.Uygulanacak

kural, bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların

çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte

bulunan kurallardır.

3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 4721 sayılı Kanun’un 300. maddesinin birinci fıkrasının iptalini talep etmiştir.

4. Bakılmakta olan dava, Kanun’un 297. maddesinde iptal sebebi olarak öngörülen yanılma veya aldatma sebebine dayanılarak beş yıllık hak düşürücü süreden sonra açılan tanımanın iptali davasıdır. Söz konusu davada korkutma nedeninin tanımanın iptali talebinin gerekçesini oluşturmadığı ve tanımanın üzerinden beş yıl geçmesinin ardından tanımanın iptali davasının açıldığı gözetildiğinde itiraz konusu kuralda yer alan “…veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı…” ve “…bir yıl…” ibarelerinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle söz konusu ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.

5. Öte yandan kuralın kalan bölümünde yer alan “Tanıyanın

dava hakkı,...”, “…tarihten başlayarak…”, “…geçmekle düşer.” ibareleri

bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmayan “…veya korkunun etkisinin

ortadan kalktığı…” ve “...bir yıl...” ibareleri yönünden de

ortak kural niteliği taşımaktadır. Ayrıca “…her hâlde tanımanın üzerinden

beş yıl...” ibaresi iptal sebebinin öğrenildiği durumun yanı sıra

bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmayan “…veya korkunun etkisinin

ortadan kalktığı…” ibaresi yönünden de ortak kural durumundadır. Bu nedenle

bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın kalan bölümüne ilişkin esas

incelemenin kuralda yer alan “…her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl…”

ibaresi ile sınırlı olarak yapılması, bu ibareye ilişkin incelemenin de “…iptal

sebebinin öğrenildiği…” ibaresi yönünden yapılması gerekmektedir.

6. Açıklanan nedenlerle 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 300. maddesinin;

A. Birinci fıkrasında

yer alan “…veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı…” ve “...bir yıl...” ibarelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,

B. Birinci

fıkrasının kalan bölümünün esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin fıkrada yer alan “…herhâlde tanımanın üzerinden beş yıl...” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına,

C. Birinci

fıkrasında yer alan “…her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl...” ibaresine ilişkin incelemenin fıkrada yer alan “…iptal sebebinin öğrenildiği…” ibaresi yönünden yapılmasına,

OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

7. Başvuru kararı ve ekleri Raportör Yakup MACİT tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Anlam ve Kapsam

8. 4721 sayılı Kanun’un soybağı hükümlerini düzenleyen 282. maddesinin ikinci fıkrasında çocuk ile baba arasında soybağının ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulacağı; 295. maddenin birinci fıkrasında babanın, nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmî senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla tanımanın gerçekleşeceği belirtilmiştir.

9. Tanımanın iptali müessesesinin düzenlendiği Kanun’un 297. maddesinde tanıyanın yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle tanımanın iptali davası açabileceği belirtilmiştir. Söz konusu davayla ilgili hak düşürücü süreler ise Kanun’un 300. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında, tanıyanın dava hakkının iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği belirtilmiştir. Dördüncü fıkrada ise hak düşürücü süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabileceği hüküm altına alınmıştır.

10. Yargıtay; anılan kurallarla ilgili vermiş olduğu çeşitli kararlarında, iptal sebebini öğrenememe ya da zorunlu nedenlerle hak düşürücü süre içinde tanımanın iptali davası açamayanların, gecikmeyi haklı kılan sebepleri ispatlamaları hâlinde bir aylık süre içinde bu haklarını kullanabileceklerini belirtmiştir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E.2017/6394, K.2017/6333, 26/4/2017; E.2017/8395, K.2019/1853, 25/2/2019).

B. İtirazın Gerekçesi

11. Başvuru kararında özetle; Anayasa’nın temel hak ve

özgürlüklerin güvence altına alınması ve geliştirilmesi hususunda devlete görev

yüklediği, soybağının doğru tespit edilmesinin de kişinin maddi ve manevi

varlığının geliştirilmesiyle doğrudan ilgili olduğu, buna yönelik

sınırlamaların bir kişinin çocuğu olmayan birisine iradesi dışında alt-üst soy

ilişkisiyle bağlanması sonucunu doğuracağı, 4721 sayılı Kanun’un 289.

maddesiyle ilgili yapılan itiraz başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesinin

anılan maddede yer alan “…her hâlde doğumdan başlayarak beş yıl… ibaresini

baba yönünden iptal ettiği, iptal edilen söz konusu kural ile itiraz konusu

kural arasında doğrudan bir bağlantı olduğu, kuralın iptal edilmemesi hâlinde

eşitlik ilkesine aykırı bir durumun oluşacağı, çocuğu olmayan birisini iradesi

fesada uğratılarak tanıyan kişinin dava açma hakkının belirli sürelerle

sınırlandırılmasının hak arama özgürlüğünü zedeleyeceği belirtilerek kuralın

Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 17. ve 36. maddelerine aykırı olduğu iddia

edilmiştir.

C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

12. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 20. ve 40. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

13. 4721 sayılı Kanun’un 300. maddesinin birinci fıkrasında, tanıyanın dava hakkının iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada yer alan “…her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl…” ibaresi itiraz konusu kural olup kural “…iptal sebebinin öğrenildiği…” ibaresi yönünden incelenmiştir.

14. Kural, tanımanın iptali davası ile ilgili hak

düşürücü süreyi düzenlemektedir. Tanıyanın, çocuğu olmadığını iddia ettiği

kişiye karşı açacağı iptal davasının kişiler arasındaki nesep bağını

belirleyici bir etkiye sahip olduğu açıktır. Dolayısıyla babalık ilişkisinin

belirlenmesi ile ilgili olan kural, Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen özel

hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile doğrudan

bağlantılıdır. Bunun yanında kural, maddi bir hak olan özel hayata ve aile

hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkının korunmasına yönelik başvuru

yoluna erişimi özel olarak düzenleyen Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenen

etkili başvuru hakkıyla da yakından ilişkili bulunmaktadır.

15. Anayasa’nın 20.

maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel hayatınasaygı gösterilmesini isteme

hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine

dokunulamayacağı belirtilmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde de belirtildiği

üzere özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı; bir

yönüyle özel hayatın gizliliğinin korunmasını, başkalarının gözleri önüne

serilmemesini, bir başka ifadeyle kişinin özel hayatında yaşananların yalnız

kendisi veya kendisinin bilmesini istediği kimseler tarafından bilinmesini

isteme hakkını korurken diğer yönüyle resmî makamların özel hayata müdahale

edememesi, yani kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip

yaşayabilmesi hakkını güvence altına almaktadır.

16. Anayasanın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddenin birinci fıkrası ise “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.” hükmünü içermektedir. Anılan hükme göre kişilerin yargı makamları ile idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk, temel hak ve özgürlüğü ihlal edilen ya da ihlal edildiğini iddia eden kişilerin ilgili yargı veya idari merci nezdinde şikâyetlerini dile getirmesi hususunda devlete gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturarak uygun koşulları sağlama yükümlülüğü getirmektedir.

17. Bu çerçevede Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânının sağlanmasını teminat altına almaktadır.

18. Özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile bağlantılı olan kuralla Anayasa’nın 40. maddesi kapsamında devletin, bu hakkın korunmasıyla ilgili gerekli koşulları sağlama fonksiyonunu ne ölçüde yerine getirdiğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

19. Kuralda, tanıyanın dava açma hakkının her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği belirtilmiş olmakla beraber Kanun’un 300. maddesinin dördüncü fıkrasında anılan maddedeki süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebebin varlığı durumunda bu sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabileceği hükme bağlanmıştır. İtiraz konusu kuralın da aynı maddede yer aldığı gözetildiğinde beş yıllık mutlak hak düşürücü sürenin geçmesi durumunda dahi tanıyan, gecikmesinde haklı bir neden olduğunu ispatladığı takdirde anılan fıkra uyarınca yeniden dava açma hakkına sahip olacaktır.

20. Bu itibarla Kanun’un 300. maddesinin dördüncü fıkrası da dikkate alındığında, Kanun’da iptal talebini ileri sürme hususunda tanıyana yeterli giderim sağlamaya elverişli koşulların oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenle kuralla devletin, tanıyanın özel hayata ve aile hayatına saygı hakkıyla ilgili uyuşmazlıklardan olan tanımanın iptalini talep etmede başvurabileceği etkili bir yargısal yolu sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediği söylenemez.

21. Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk,

renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri

sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./Kadınlar ve erkekler

eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla

yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak

yorumlanamaz./Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve

yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı

sayılmaz./Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./Devlet

organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine

uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmek suretiyle kanun önünde

eşitlik ilkesine yer verilmiştir.

22. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanun önünde

eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile

eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı; aynı

durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını

sağlamak, kişiler arasında ayrım yapılmasını ve kişilere ayrıcalık tanınmasını

önlemektir. Bu ilkeyle aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı

kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun

önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına

gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik

kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı

hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik

ilkesi zedelenmez.

23. İtiraz konusu kurallarla ilgili olarak özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı bağlamında eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişiler arasında farklılığın gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Yapılacak bu belirlemenin ardından farklı uygulamanın nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve ölçülü olup olmadığı hususları irdelenmelidir.

24. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2008/30, K.2009/96 sayılı kararıyla Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…her hâlde doğumdan başlayarak beş yıl…” ibaresini iptal etmesi üzerine nesebin reddi davasının davacısı olan koca (baba) itiraz konusu kuraldaki gibi mutlak süre sınırlaması olmaksızın olağan süre içinde dava açabilme imkânına sahip olacaktır. Buna karşın tanıyan (baba), kural nedeniyle tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle kural olarak dava açma hakkını yitirecektir.

25. Kanun’un 289. maddesindeki nesebin reddi davasının konusunu, babalık karinesi ile meydana gelen nesep bağı oluştururken tanımanın iptali davasının konusunu 295. maddeye göre tek taraflı tanıma beyanıyla meydana gelen soybağı ilişkisi oluşturmaktadır. Hukuksal temelleri farklı olsa da sahih nesep ilişkisinin sona erdirilmesi açısından her iki davanın davacılarının hukuki statülerinin benzer olduğu söylenebilir.

26. Bu itibarla nesebin reddi ve tanımanın iptali davasının davacıları olan babaların eşitlik incelemesinde karşılaştırmaya esas benzer durumda oldukları, Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasında yer alan beş yıllık sürenin iptal edilmesinin ardından itiraz konusu kuralın öngördüğü aynı nitelikteki hak düşürücü sürenin tanımanın iptali davasında uygulanması nedeniyle bu kişiler arasında farklılık meydana getirileceği anlaşılmaktadır.

27. Eşitlik ilkesinin gereği olarak benzer durumda olanlar arasında bir taraf lehine getirilen farklı düzenlemenin bir ayrımcılık oluşturmaması için nesnel ve makul bir temele dayanması ve ölçülü olması gerekir.

28. Yukarıda izah edildiği üzere; kuralın yer aldığı Kanun’un 300. maddesi bir bütün olarak incelendiğinde, meşru nedenleri olan davacılar açısından beş yıllık mutlak hak düşürücü süre geçse dahi 289. maddeden farklı olarak dava açma hakkının sona ermediği, gecikmeyi haklı kılan sebeplerin varlığı hâlinde bu sebeplerin ortadan kalkmasından itibaren ilgililerin dava açabilmelerinin mümkün olduğu görülmektedir.

29. Anayasa Mahkemesinin, Kanun’un 289. maddesinin birinci

fıkrasında yer alan “…her hâlde doğumdan başlayarak beş yıl…” ibaresinin

iptali ile ilgili verdiği kararda, maddenin üçüncü fıkrasında yer alan gecikmenin

haklı bir sebebe dayanması halinde bir yıllık sürenin bu sebebin ortadan

kalktığı tarihten işlemeye başlayacağına ilişkin kuralın beş yıllık mutlak

hak düşürücü süreyi de kapsadığı kabul edilmişse de Kanun’un bu şekilde

yorumlanmaya elverişli olmadığı anlaşılmaktadır. Zira itiraz konusu kuralın da

yer aldığı 300. maddenin dördüncü fıkrasında “Yukarıdaki süreler geçtiği

hâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından

başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.” denilmek suretiyle fıkradaki söz

konusu bir aylık ek sürenin beş yıllık hak düşürücü süre yönünden de geçerli

olduğu açıkça belirtilmiş iken 289. maddenin üçüncü fıkrasında “Gecikme

haklı bir sebebe dayanıyorsa, bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığı

tarihten işlemeye başlar.” denilmek suretiyle haklı sebebe dayalı ek

sürenin beş yıllık hak düşürücü süre için geçerli olmadığı, bunun sadece bir

yıllık hak düşürücü süre yönünden öngörüldüğü açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla

Kanun’un 289. maddesinden ayrılan bu yönüyle itiraz konusu kuralla getirilen

farklı muamelenin makul ve objektif bir temele dayanmadığı söylenemez.

30. İtiraz konusu kuralla getirilen farklı uygulamanın ayrıca ölçülü olması gerekir. Ölçülülük ilkesi, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Diğer bir ifadeyle bu ilke, farklı muamelenin öngörülen objektif amaç ile orantılı olmasını gerektirmektedir.

31. İtiraz konusu kural, Kanun’un 300. maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülen ve başlangıç anı ile ilgili olarak her olayın kendi koşulları içerisinde değerlendirilebilme imkânına elverişli bulunan bir aylık süreyle birlikte ele alındığında 289. madde ile 300. maddede belirtilen söz konusu kişiler arasında objektif ve makul bir nedene dayalı olarak öngörülen farklı muamelenin ölçülü olmadığı da söylenemez.

32. Açıklanan nedenlerle kural aynı fıkrada yer alan “…iptal sebebinin öğrenildiği…” ibaresi yönünden Anayasa’nın 10., 20. ve 40. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

Hasan Tahsin GÖKCAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Celal Mümtaz AKINCI, Kadir ÖZKAYA ve Rıdvan GÜLEÇ bu görüşe katılmamışlardır.

Kuralın Anayasa’nın 2., 5., 13., 17. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 20. ve 40. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 5., 13., 17. ve 36. maddeleri yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

IV. HÜKÜM

22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 300. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl…” ibaresinin fıkrada yer alan “…iptal sebebinin öğrenildiği…” ibaresi yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Celal Mümtaz AKINCI, Kadir ÖZKAYA ile Rıdvan GÜLEÇ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 25/12/2019 tarihinde karar verildi.

Başkan

Zühtü

ARSLAN

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Burhan

ÜSTÜN

Üye

Engin

YILDIRIM

Üye

Hicabi

DURSUN

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

Muammer

TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Kadir

ÖZKAYA

Üye

Rıdvan

GÜLEÇ

KARŞIOY GEREKÇESİ

İptali istenen kuralın, 4721 sayılı Kanun’un 300. maddesinin “yukarıdaki süreler geçtiği halde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir” şeklindeki son fıkrası dikkate alındığında (kural bu fıkrayla birlikte değerlendirildiğinde) Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna şu nedenlerle katılabilmemiz mümkün olmamıştır:

1. Anayasa Mahkemesinin 15/3/2012 tarih ve E.2011/116,

K.2012/39 sayılı kararında da işaret edildiği üzere “soybağı (nesep)”, bir

kimse ile onun ecdadı, üstsoyu arasındaki biyolojik ve doğal bağlantıyı ifade

eder. Dar anlamda soybağı ise sadece çocuklar ile ana ve babaları arasındaki

bağlantıyı, başka bir deyişle çocuğun ana ve babasına nisbetini ifade eder.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda çocuk ile baba arasındaki soybağının ana ile

evlilik, tanıma veya hakim kararı kurulacağı ifade edilmektedir. Anayasa

Mahkemesi, anılan kararında, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun babalık

davasında hak düşürücü süreleri düzenleyen 303. maddenin “bir yıllık süre

geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan

kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir” şeklindeki son

fıkrasının iptaline hükmederken şu gerekçeye dayanmıştır:

“…Yasa koyucu, soybağı davalarında dava açma süresine ilişkin hükümleri düzenlerken, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır… Ölçülülük ilkesi nedeniyle yasa koyucu, sınırlamadan beklenen kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir dengeyi sağlamakla yükümlüdür.

Bu nedenle yasa koyucu, bir yandan çocukların babalarını

bilmelerini, babalarının nüfusuna yazılmalarını ve bunun getireceği haklardan

yararlanmalarını sağlamak; diğer yandan da davalı babanın ve ailesinin uzun

süre dava tehdidi altında kalmalarını önlemek amacıyla babalık davasında çocuğa

verilen ek dava açma süresini makul bir süre olarak belirlemeli ve her iki

tarafın özgürlükleri arasında adil bir denge kurmalıdır. Ayrıca, Anayasa’da

düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile

Devlet’in herkesin maddi ve manevi varlığını geliştirmek için gerekli şartları

hazırlama görevi göz önüne alındığında; kişi evlilik dışı dünyaya gelse bile,

ana babasını bilmek, babasının nüfusuna yazılmak, bunun getireceği haklardan

yararlanmak, ana ve babasından kendisine karşı olan görevlerini yerine getirmelerini

istemek gibi kişiliğine bağlı temel haklara sahiptir. İtiraz konusu kuralda,

çocuğa dava açmak için tanınan bir yıllık sürenin haklı bir sebeple

kullanılamaması durumunda bunun yerine bir aylık, çok sınırlı bir ek süre

öngörülmüştür. Hak düşürücü niteliğinden dolayı da çok sınırlı olan bu sürenin

geçmesinden sonra çocuk, babası ile arasında soybağını kurma ve buna bağlı

haklara sahip olma olanağını yitirecektir. Bu nedenle, çocuğun maddi ve manevi

varlığını geliştirme hakkını ve hak arama özgürlüğünü sınırlayan itiraz konusu

kuralda öngörülen süre adil, ölçülü ve makul değildir. Açıklanan nedenlerle

itiraz konusu kural Anayasa’nın 2., 17. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali

gerekir…”

2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun iptal istemine konu

“hak düşürücü süreler” başlıklı 303. maddesinin ilk fıkrası, tanıyanın

tanımanın iptali davasını açmasında hak düşürücü süreleri düzenlemekte ve

tanıyanın dava hakkının, her halde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle

düşeceğini hüküm altına almaktadır. Tanıma yoluyla baba ile çocuk arasında

soybağı ilişkisi kurulmakla birlikte, tanımadan sonra gerçekleşen çeşitli

nedenlerle babanın (tanıyanın) çocuğun kendi sulbünden gelmediğini öğrenmesi

halinde, bunun düzeltilmesi ve çocuğun kendi nüfusundan çıkarılması amacıyla tanınan

dava açma hakkının beş yıllık bir süreyle sınırlandırılması, sonuçta aralarında

gerçek bir soybağı olmadığı sonradan anlaşılan baba ile çocuk arasındaki

kurulan ve hukuki temeli çökmüş olan aile ilişkisinin ilanihaye devam etmesi

anlamına gelecektir. Çocuğun hukuki yararı gözetilse dahi, artık son bulmuş

olan baba-çocuk ilişkisinin bu şekilde hak düşürücü süreyle devam ettirilmesi

Anayasa’da öngörülen ilkelerle uyum içinde değildir. Böylelikle kişi, gerçek

babası olmadığı bir çocuğu yaşam boyu kabullenmek durumunda kalacak; üstelik

Medeni Kanun hükümleri karşısında bu ilişkiye tam bir hukuki sonuç

tanınacaktır. Oysa Anayasa Mahkemesi 17/3/2011 tarih ve E.2009/58, K.2011/52

sayılı kararında, maliki yirmi yıl önce ölmüş bir taşınmazı davasız ve aralıksız

olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişinin o

taşınmazın kendi adına tescilini talep etmesine imkan sağlayan 4721 sayılı Türk

Medeni Kanunu’nun 713. maddesinin ikinci fıkrasındaki ibarenin iptali istemini

kabul ederek, anılan kuralı şu gerekçeyle iptal etmiştir:

“…Tapuya kayıtlı bir taşınmazın malikinin ölmesi

halinde, bu taşınmazın sahibi mirasçılardır. Mirasçılar bu taşınmaz üzerindeki

mülkiyet hakkını miras bırakanın ölümü ile birlikte kanun gereğince tescile

gerek kalmadan kazanmaktadırlar. Hukukun genel ilkelerinden biriside mülkiyet

hakkının (zaman ötesi) niteliği, başka bir anlatımla mülkiyet hakkının

zamanaşımına uğramamasıdır. Bu nedenle, Medeni Kanun tarafından bir taşınmaz

malikinin mirasçılarına tanınmış olan hakların, hak sahiplerince yirmi yıl

boyunca kullanılmaması, o kimselerin taşınmazla aralarındaki ilişkiyi fiilen

kestiğini göstermiş olsa bile, o taşınmazla aralarındaki hukuksal ilişkinin

sona erdiği anlamına gelmez. Mirasçıların devam eden mülkiyet hakkı, taşınmazı

fiilen kullanma hakkını içerdiği gibi, kullanmama hakkını da içerir. Mülkiyet

hakkının mutlaklığı ve tapu sicilinin aleniyeti karşısında, itiraz konusu

sözcük uyarınca, zilliyedin mirasçılara ait olan mülkiyet hakkını tanımayarak,

tek yanlı olarak ortadan kaldırılmasına olanak tanınması, mülkiyet hakkını

ortadan kaldırdığı gibi, kazanılmış hak ve hukuki güvenlik ilkelerini de ihlal

etmektedir. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu ‘…ölmüş…’ sözcüğü Anayasa’nın

2. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir…”

3. Görüldüğü üzere, bir kişinin her ne sebeple olursa

olsun, zilyetlik yoluyla başkasının taşınmazına malik olamayacağı anılan iptal

kararı ile açıkça ortaya çıkmasına rağmen; başkasına ait bir çocuğun, hak

düşürücü azami süre geçti diye evvelce tanınmış olduğu gerekçesiyle gerçek

olmayan babaya olan soybağının ilanihaye devam ettirilmesi sonucunu doğuran

kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna katılabilmeye imkân yoktur. Üstelik

“soybağı” ilişkisi hem Anayasa’nın 17. hem de 41. maddelerinin koruması altında

olduğundan “mülkiyet” hakkına nazaran daha fazla korunmaya mazhar durumdadır.

Zoraki bir soybağı ilişkisine hukuki koruma öngören kural, bu mahiyeti

itibariyle Anayasa’nın 2., 17. ve 41. maddeleriyle açıkça tezat teşkil

etmektedir.

4. Diğer taraftan, itiraz konusu kuralın yer aldığı

Kanun’un 300. maddesinin dördüncü fıkrasında gecikmeyi haklı kılan sebeplerin

varlığında sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içerisinde dava

açılabileceği belirtilmiştir. Bu fıkrayla tanıyanın, beş yıllık hak düşürücü

süre geçtikten sonra dahi babalığı ile ilgili yanılma ve aldatma olgusunu

öğrenmesi halinde anılan süre içerisinde dava açma hakkına sahip olabileceği

anlaşılmaktadır. Ancak bu bir aylık sürenin ne zaman başlatılacağı hususunda

herhangi bir belirlilik bulunmamaktadır. Süre, kişinin baba olmadığını ilk

öğrendiği anda mı yoksa bu bilginin doğruluğunu tespit etmek için yapacağı

araştırma sonucu belli bir kanaate ulaştığı tarihten itibaren mi

başlatılacaktır. Nitekim yargısal içtihatlarda bu konuda istikrarlı bir

yaklaşım sergilenmediği görülmektedir. Özellikle iptal sebebini öğrenme

tarihinin tespitindeki güçlük nedeniyle tanıyanların açtıkları davalar zaman

zaman süre yönünden reddedilebilmektedir. Bizatihi Kanun’dan kaynaklanan bu

belirsizlik nedeniyle hak kayıplarının yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

Dolayısıyla tanıyanlara verilen bir aylık dava açma süresi itiraz konusu

kuralda öngörülen beş yıllık mutlak hak düşürücü süre kuralını ölçülü hale

getirecek nitelikte hukuki bir belirliliğe sahip değildir.

5. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın belirtilen hükümlerine aykırı olan kuralın iptali gerektiği kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz.

Üye

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Üye

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Üye

Selahaddin

MENTEŞ

Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Üye Serdar ÖZGÜLDÜR Üye Celal Mümtaz AKINCI Üye Kadir ÖZKAYA Üye Rıdvan GÜLEÇ

Anayasa Mahkemesi, E. 2019/102, K. 2019/99, 25 Aralık 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. İptali İstenen Kanun Hükmü
  4. II. İlk İnceleme
  5. A. Birinci fıkrasında
  6. B. Birinci
  7. C. Birinci
  8. III. Esasın İncelenmesi
  9. A. Anlam ve Kapsam
  10. B. İtirazın Gerekçesi
  11. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
  12. Arslan
  13. Kömürcü
  14. Özgüldür
  15. Üstün
  16. Yıldırım
  17. Dursun
  18. Topal
  19. Özkaya
  20. Güleç
  21. Karşıoy Gerekçesi
  22. Seferinoğlu
  23. Menteş
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2019/102
Karar No
2019/99
Tarih
25 Aralık 2019

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2019/106 K.2019/100
  • AYM Norm Denetimi E.2019/62 K.2019/98
  • AYM Norm Denetimi E.2019/34 K.2019/97
  • AYM Norm Denetimi E.2019/108 K.2019/101
  • AYM Norm Denetimi E.2018/138 K.2019/94
  • AYM Norm Denetimi E.2018/159 K.2019/93

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.