İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2019/106 K.2019/100

31039

Esas2019/106Karar2019/100Tarih25 Aralık 2019Okuma14 dk · 2.701 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
25 Aralık 2019
Esas Sayısı
2019/106
Karar Sayısı
2019/100
R.G.Tarih-Sayısı
14/2/2020 -
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.701 kelime·14 dk okuma·18 bölüm

31039

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN

Mersin 1. Vergi Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU

4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen 102. maddesinin beşinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…tayin olunacak münasip bir süre…” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY: Davacının adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine tebliğ edilen vergi ziyaı cezası içerikli ihbarnamenin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 102. maddesi şöyledir:

“Tebliğ evrakının teslimi:

Madde 102- (Değişik: 28/11/2017-7061/17 md.)

Tebliğ olunacak evrakı içeren zarf posta idaresince muhatabına verilir ve bu durum muhatap ile posta memuru tarafından tebliğ alındısına tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunur.

Muhatap imza edecek kadar yazı bilmez veya herhangi bir sebeple imza edemeyecek durumda bulunursa sol elinin başparmağı bastırılmak suretiyle tebliğ edilir.

Muhatap tebellüğden imtina ederse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır. Posta memuru, durumu tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza ederek, tebliğ olunacak evrakı tebliği yaptıran idareye teslim eder. Bu durumda tebliğ, pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihte yapılmış sayılır.

Bu Kanunun 101 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan işyeri adreslerine tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak olanların bu adreste bulunamaması durumunda (Bulunamama durumu o adresten geçici ayrılmaları da kapsar.) durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilir. Bu durumda bu Kanunun 101 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre işlem yapılır.

Bu Kanunun 101 inci maddesinin birinci fıkrasının (3)

numaralı bendinde sayılan adrese tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak

kişinin adresinde bulunamaması durumunda (Bulunamama durumu o adresten geçici

ayrılmaları da kapsar.) durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine

şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilir. Bunun

üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre

sonra yeniden tebliğ çıkarılır. İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı

sebeplerle tebliğ edilemezse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden

alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır. Bu durum, posta

memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı,

gönderildiği idareye iade edilir. Tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı

tarihten itibaren on beş gün içerisinde muhatabı tarafından alınması hâlinde

alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise on beşinci günde

tebliğ yapılmış sayılır.

Maliye Bakanlığı, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ASLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Recep KÖMÜRCÜ, Serdar ÖZGÜLDÜR, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU ve Selahaddin MENTEŞ’in katılımlarıyla 4/12/2019 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatih TORUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Anlam ve Kapsam

3. Hukukumuzda tebligata ilişkin esasları düzenleyen genel kanun 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’dur. Ancak vergi işlemlerinin taşıdığı önem ve özellikler nedeniyle vergilendirmeyle ilgili tebligat hükümleri genel kanun hükümlerinden farklı olarak 213 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir.

4. Öte yandan 7201 sayılı Kanun’un 51. maddesinde, malî tebliğlerin kendi kanunlarında açık hüküm bulunmayan hâllerde anılan Kanun hükümlerine göre yapılacağı belirtilmiştir. Bu nedenle vergilendirme işlemlerine ilişkin belgelerin tebliğinde 213 sayılı Kanun hükümlerinin, bu Kanun’da hüküm bulunmaması hâlinde ise 7201 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekir.

5. 213 sayılı Kanun’un 21. maddesine göre tebliğ “vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesidir.”

6. 213 sayılı Kanun’da farklı tebliğ usulleri düzenlenmiştir. Kanun’un 93. maddesine göre tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup hüküm ifade eden bilumum vesikalar ve yazılar adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasıyla ilmühaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ise ilan yolu ile tebliğ edilir. Genel kural bu olmakla birlikte tebliğ, ilgilinin kabul etmesi şartıyla vergi dairesinde veya komisyonda yapılabileceği gibi Kanun’un 107. maddesi uyarınca memur vasıtasıyla da yaptırılabilir. Kanun’un 107/A maddesinde ise 93. maddede sayılan usullere bağlı kalınmaksızın elektronik ortamda tebliğ yapılabileceği düzenlenmiştir.

7. Anılan hükümler uyarınca 213 sayılı Kanun’da tebligata ilişkin genel kural, vergilendirme ile ilgili yazı ve belgelerin adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta yoluyla tebliğ edilmesidir. Vergilendirme sürecinde posta ile yapılacak tebligat işlemleri mükelleflerin, mükelleflerin kanuni temsilcilerinin ya da umumi vekillerinin ve adlarına vergi cezası kesilenlerin bilinen adreslerine yapılacaktır.

8. Vergi usul hukukumuzda uygulanan posta yoluyla tebliğ usulü ise Kanun’un 99. ila 102. maddelerinde düzenlenmiş olup bu tebligat usulüne ilişkin olarak 7061 sayılı Kanun’la bazı değişiklikler yapılmıştır.

9. 7061 sayılı Kanun’la öncelikle 25/4/2006 tarihli ve

5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’na göre oluşturulan adres kayıt sisteminde

bulunan yerleşim yeri adresi, 213 sayılı Kanun’un 101. maddesinde sayılan

bilinen adreslerden biri olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, 213 sayılı Kanun’un

102. maddesinde yapılan değişiklikle, mükelleflerin diğer bilinen adresleri

olan işyeri adreslerinde bulunamaması hâlinde tebligatın adres kayıt sisteminde

bulunan yerleşim yeri adresine yapılacağı düzenlenmiştir. Böylece 7201 sayılı

Tebligat Kanunu’nda yer alan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri

adresine tebliğ usulü, 213 sayılı Kanun’da 7061 sayılı Kanun ile yapılan

değişikliklerin ardından vergi usul hukukumuzda da uygulama alanı bulmuştur.

10. Adres kayıt sistemi, 5490 sayılı Kanun ve bu Kanun

uyarınca çıkarılan Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliği’ne göre oluşturulan, Türk

vatandaşları ve Türkiye’de yaşayan yerleşik yabancıların yerleşim yeri ve diğer

adres bilgilerinin elektronik ortamda merkezî bir yapı içinde güncel olarak

tutulmasını ve adres konusundaki dağınıklığa son verilmesini amaçlayan bir

uygulamadır. Adres kayıt sisteminde kişinin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası

ile eşleştirilen tek bir yerleşim yeri adresi mevcuttur. Yerleşim yeri ve diğer

adreslerin tutulmasında kişilerin yazılı beyanı esas alınır. Bildirim nüfus

müdürlüklerine, kurumlara ve dış temsilciliklere şahsen yapılır. Kişiler

tarafından yapılan bildirimler aksi sabit oluncaya kadar geçerli kabul edilir.

Ayrıca adrese ilişkin değişikliklerin adres beyanı ile yükümlü kişiler ve

kurumlar tarafından yirmi iş günü içinde nüfus

müdürlüklerine veya Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne bildirilmesi

gerekmektedir. Adres bildirimlerinin süresi içinde yapılmaması hâlinde idari

para cezasının uygulanması öngörülmüştür.

11. Adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine

tebliğ usulü, 213 sayılı Kanun’un 102. maddesinde düzenlenmiş olup anılan

maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarına göre işyeri adresinde bulunamayanların

adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adreslerine tebligat yapılır.

Tebliğ yapılacak kişinin anılan adreste bulunamaması (adresten geçici

ayrılmalar da dâhil) durumunda posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine

durum şerh ve imza edilerek tebliğ evrakı, gönderildiği idareye iade edilir.

Bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre

sonra yeniden tebliğ çıkarılır. İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı

sebeplerle tebliğ edilemezse tebliğ evrakının gönderildiği idareden

alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır. Bu durum, posta

memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek tebliğ

evrakının gönderildiği idareye iade edilir.

12. Bu tebliğ usulünde, tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün içinde muhatabı tarafından alınması hâlinde alındığı günde; bu süre içinde alınmaması hâlinde ise on beşinci günde tebliğ yapılmış sayılır.

B. İtirazın Gerekçesi

13. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralın yer

aldığı maddede vergi mükelleflerinin adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim

yeri adresine yapılacak olan tebligatlara ilişkin hususların düzenlendiği, buna

göre tebliğ yapılacak kişinin adres kayıt sisteminde bulunan adresine tebligat

yapılamaması durumunda tebliğ evrakının idareye iade edileceği, bunun üzerine

tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden

tebliğ çıkarılacağının belirtildiği ancak tayin olunacak münasip bir süre ile

ilgili olarak ilgili maddede ve diğer mevzuatta herhangi bir açıklamanın

bulunmadığı, söz konusu münasip sürenin belirlenmesi konusunda idareye takdir

yetkisi tanındığı ancak bu durumun hak kayıplarına yol açabileceği ve hukuk

devletinin temel ilkelerinden biri olan belirlilik ve

öngörülebilirlik ilkelerine aykırılık teşkil ettiği, münasip süre

kavramının idarelerce ve mahkemelerce farklı yorumlanması ve bu konuda farklı

kararlar alınması durumunda aynı statüde bulunan mükellefler açısından farklı

sonuçların ortaya çıkabileceği, idareye münasip süreyi tayin etme yetkisinin

tanınmasının ve söz konusu maddenin bu hâliyle uygulanmasının mükelleflerin

mahkemeye erişim hakkını engellediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10.

ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

14. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.

15. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmiştir.

16. Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyetinin temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir.

17. İdari mercilerin ilgililere tebligat

yapmasıyla birlikte tebliğe konu işleme karşı idareye başvuru süresi ve hak

düşürücü nitelikte olan dava açma süresi işlemeye başlamakta ve bu süreler

geçirildikten sonra yargı mercileri nezdinde dava açma hakkı yitirilmektedir.

Bu durumda mükellefin adres kayıt sisteminde

bulunan adresine tebligat yapılamaması hâlinde tebliği çıkaran merci tarafından

tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğ çıkarılması dava açma süresinin başlangıcına etki edebilmektedir.

Bu sürenin uzun veya kısa belirlenmesinin idareye

başvuru ve dava açma süresinin başlamasını etkileyebildiği dikkate alındığında

kuralın mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama içerdiği açıktır.

18. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” denilmektedir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun olması ve ölçülü olması gerekir.

19. Anayasa’nın 13. maddesi hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini temel bir kural olarak benimsemiştir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına yapılan sınırlamalarda dikkate alınacak öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. Ancak Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.

20. Esasen temel hakları sınırlayan

kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan

hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından

olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler

hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek

şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu

otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda

bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da

zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin

tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal

düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli

kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla

Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik,

Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında

yorumlanmalıdır.

21. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır. Yasal düzenlemeye dayanılarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olması koşuluyla düzenleyici idari işlemler veya yargısal içtihatlarla da hukuki belirlilik sağlanabilir. Esas olan, muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır.

22. Kişinin adres kayıt sisteminde bulunan adresine

tebligat yapılamaması durumunda ikinci defa aynı adrese tebligat

çıkarılabilmesi için beklenmesi gereken sürenin kanun koyucu tarafından mutlaka

belli bir gün veya zaman aralığı tayin edilmek suretiyle önceden belirlenmesi

somut durumun şartlarına ve kanun yapma tekniğine uygun düşmeyebilir. Zira

somut durumun özelliğine göre bazen daha uzun bazen daha kısa süreler

öngörülmesi ihtiyacı doğabilir. Tayin olunacak münasip bir süre kavramı

somut olaylar karşısında idari ve yargısal makamlar tarafından belirlenebilecek

ve kriterleri saptanabilecek niteliktedir. Bu itibarla kuralda temel hak ve

özgürlüklerin kanunla sınırlanmasına ilişkin anayasal hükme aykırı bir yön

bulunmamaktadır.

23. Öte yandan Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun olması gerekir. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama hürriyeti için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir.

24. Anayasa’nın 73. maddesinde

düzenlenen vergi ödevinin yerine getirilmesini sağlamak üzere vergi alacağının

sorunsuz bir şekilde tahsil edilebilmesi bakımından vergi idaresince yapılacak

tebliğ işlemlerinin belirli bir düzen dâhilinde işlemesi ve muhatabına en kısa

sürede ulaşacak şekilde sonuçlandırılması

gerekir. Kuralla 5490 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile oluşturulan merkezî

ve kapsamlı bir adres kayıt sisteminden yararlanılmak suretiyle vergilendirme

sürecinin bir parçası olan tebligat işlemlerinin bir an önce tamamlanması ve vergi dairelerince düzenlenen işlemlerden mükelleflerin

haberdar edilmesi amaçlanmaktadır. Buna göre itiraz konusu kuralın

anayasal bakımdan meşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır.

25. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

26. Kuralla, haklarında vergi

dairelerince düzenlenen işlemlerden mükelleflerin haberdar edilmelerinin ve

anılan işlemlere karşı idari ya da yargısal yollara başvurmaları için öngörülen

sürelerin gecikmeksizin işlemeye başlamasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu

şekilde hem kişilere hak arama hürriyetlerini kullanabilme imkânı tanınarak

vergi idareleri ile mükellef ya da ilgililer arasındaki ihtilafların bir an

önce giderilmesinin hem de idari faaliyetlerin uzun süre iptal tehdidi altında

kalmadan sürdürülebilmesinin ve böylece idari istikrarın sağlanmasının

hedeflendiği görülmektedir. Söz konusu amaca ulaşma yönünden mükellefin adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri

adresine tebliğ yapılamaması durumunda ikinci tebliğin tebliği çıkaran merci

tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra yapılmasının elverişli ve gerekli bir araç olmadığı söylenemez.

27. Kuralla dava açma süresinin başlaması bakımından ikinci tebligatın yapılabilmesi için bir süre öngörülmekle mahkemeye erişim hakkı yönünden kişilere bir külfet yüklenmiş ise de kuralda bu sürenin münasip bir süre olması gerektiği belirtilerek anılan sürenin somut durumun şartlarına göre kişilerin söz konusu işlemden haberdar olmalarına imkân tanıyacak bir süre olarak belirlenmesi gereğinin güvence altına alındığı görülmektedir.

28. Öte yandan kuralın uygulanmasından doğacak uyuşmazlıklara karşı yargı yolu açıktır. Vergi dairesince tesis edilen işlemlere ilişkin olarak çıkan uyuşmazlıklarda, yargı makamları tarafından dava konusu edilen işlemin tebliğinin usulüne uygun olup olmadığı hususu da incelenebilecektir. Bu inceleme sırasında yargı mercilerinin idare tarafından belirlenen sürenin kanunun amacına uygun olarak somut durumun şartlarına göre kişilerin işlemden haberdar olmalarına imkân tanıyacak nitelikte münasip bir süre olarak belirlenip belirlenmediğini denetleyebilecekleri açıktır.

29. Ayrıca Kanun’un “Mücbir

sebeplerle gecikme:” başlıklı 15. maddesi ile bu maddenin atıfta bulunduğu

13. maddede vergi ödevlerinden herhangi birinin yerine getirilmesine engel

olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık, tutukluluk, yangın, yer sarsıntısı ve

su basması gibi afetler, kişinin iradesi dışında meydana gelen zorunlu

kayıplar, sahibinin iradesi dışındaki sebepler dolayısıyla defter ve

belgelerinin elinden çıkmış bulunması gibi hâllerden birinin varlığı ve bu

durumun herkesçe biliniyor olması ya da ilgilisi tarafından belgelenmesi veya

ispat edilmesi durumunda bu sebep ortadan kalkıncaya kadar sürelerin

işlemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Anılan hüküm mücbir sebep hâllerinden

birinin varlığı durumunda adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine

yapılacak tebligatlara ilişkin kanuni süreler yönünden de uygulanabilecektir.

30. Kuralla mahkemeye erişim hakkına bir sınırlama getirilmiş ise de bunun kişilere makul olmayan bir külfet yüklememesi için kanunda gerekli güvencelerin öngörüldüğü, bu çerçevede kuralla ulaşılmak istenen amaca ilişkin kamu yararı ile mahkemeye erişim hakkına ilişkin kişisel yarar arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın orantısız bir sınırlamaya neden olmadığı, dolayısıyla mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.

31. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 36. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

IV. HÜKÜM

4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen 102. maddesinin beşinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…tayin olunacak münasip bir süre…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 25/12/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Zühtü

ARSLAN

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Burhan

ÜSTÜN

Üye

Engin

YILDIRIM

Üye

Hicabi

DURSUN

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

Muammer

TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Kadir

ÖZKAYA

Üye

Rıdvan

GÜLEÇ

Üye

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Üye

Selahaddin

MENTEŞ

Anayasa Mahkemesi, E. 2019/106, K. 2019/100, 25 Aralık 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtiraz Yoluna Başvuran
  4. İtirazın Konusu
  5. I. İptali İstenen Kanun Hükmü
  6. II. İlk İnceleme
  7. III. Esasın İncelenmesi
  8. A. Anlam ve Kapsam
  9. B. İtirazın Gerekçesi
  10. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
  11. Arslan
  12. Kömürcü
  13. Özgüldür
  14. Üstün
  15. Yıldırım
  16. Dursun
  17. Topal
  18. Özkaya
  19. Güleç
  20. Menteş
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2019/106
Karar No
2019/100
Tarih
25 Aralık 2019

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2019/62 K.2019/98
  • AYM Norm Denetimi E.2019/34 K.2019/97
  • AYM Norm Denetimi E.2019/108 K.2019/101
  • AYM Norm Denetimi E.2018/138 K.2019/94
  • AYM Norm Denetimi E.2018/159 K.2019/93
  • AYM Norm Denetimi E.2019/109 K.2019/91

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.