İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2018/31 K.2020/38

– 31301

Esas2018/31Karar2020/38Tarih16 Temmuz 2020Okuma16 dk · 3.293 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
16 Temmuz 2020
Esas Sayısı
2018/31
Karar Sayısı
2020/38
R.G. Tarih – Sayı
11/11/2020
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.293 kelime·16 dk okuma·10 bölüm

– 31301

İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 127 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU

1/2/2018 tarihli ve 7079 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 113. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 37. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın şekil ve esas bakımından Anayasa’nın 2., 13., 15., 17., 20., 35., 36., 87. ve 88. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un iptali talep edilen 113. maddesiyle (2) numaralı fıkranın eklendiği 6755 sayılı Kanun’un 37. maddesi şöyledir:

“Sorumluluk

MADDE 37- (1) 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.

(2) (Ek: 20/11/2017-KHK-696/121 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7079/113 md.) Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.

(3) (Ek:5/12/2019-7194/50 md.) Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden, adli veya idari soruşturma veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 28/3/2018 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Aydın AYGÜN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Olağanüstü Hâl Düzenlemelerinin Yargısal Denetimi

3. Anayasa’nın 21/1/2017

tarihli ve 6771 sayılı Türkiye

Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la

değiştirilmeden önceki 148. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde “…olağanüstü

hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde

kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla,

Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz” hükmüne yer verilerek olağanüstü dönem kanun hükmünde kararnameleri (KHK) Anayasa

Mahkemesinin yargısal denetiminin dışında bırakılmıştır. Anayasa Mahkemesi

2/11/2016 tarihli ve E.2016/171, K.2016/164 sayılı kararında olağanüstü hâl

KHK’larının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebilmesi için bu yöndeki bir

anayasal yetkinin açıkça tanınması gerektiğini ifade ederek Anayasa’nın 148.

maddesinin lafzı, anayasa koyucunun amacı ve ilgili yasama belgeleri gözönünde

bulundurulduğunda olağanüstü hâl KHK’larının herhangi bir ad altında yargısal

denetiminin mümkün olmadığına karar vermiştir.

4. Bununla birlikte olağanüstü hâl KHK’larının Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından onaylanarak kanunlaşması hâlinde bu kanun hükümlerinin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde dava açılmasının önünde bir engel bulunmamaktadır. İptal davasına konu edilen 7079 sayılı Kanun, olağanüstü hâl kapsamında çıkarılan 696 sayılı KHK’nın TBMM tarafından onaylanması sonucunda yürürlüğe girmiştir. Bu itibarla dava konusu kural diğer kanun hükümleri gibi Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olmakla birlikte bu denetim yapılırken söz konusu kuralın olağanüstü hâle yönelik düzenlemeler içermesi nedeniyle öncelikle inceleme yönteminin belirlenmesi gerekir.

5. Anayasa, temel hak ve özgürlüklerin korunmasına

ilişkin olarak olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim

öngörmektedir. Olağan dönemde temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması rejimi

Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmişken olağanüstü dönemde temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi

Anayasa’nın 15. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre ancak dava konusu kuralla

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması

söz konusu olduğunda Anayasa’da öngörülen olağan dönem veya olağanüstü dönem

rejimine ilişkin kuralların hangisinin uygulanacağı sorunu gündeme

gelebilecektir. Aşağıda açıklandığı üzere kuralla temel hak ve özgürlüklerin

sınırlanması söz konusu olmadığından kural yönünden anılan sorun çerçevesinde

bir araştırma ve inceleme yapılması gerekli değildir.

B. Kanun’un 113. Maddesiyle 6755 Sayılı Kanun’un 37. Maddesine Eklenen (2) Numaralı Fıkranın İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

6. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın

af niteliği taşıdığı, bu nedenle TBMM’de kabulü için Anayasa’nın 87. maddesi

gereğince üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun aranması şartının gerektiği,

kuralın kabulü sırasında bu çoğunluğun sağlanmadığı, anılan durumun kanun tasarı

ve tekliflerinin TBMM’de görüşülme usul ve esaslarının İçtüzük’le

düzenleneceğini öngören Anayasa’nın 88. maddesiyle de bağdaşmadığı, nitekim

TBMM İçtüzüğü’nün 92. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca da af ilanını içeren

tasarı veya tekliflerin Genel Kurulda kabulünün TBMM üye tam sayısının beşte üç

çoğunluğunun kararıyla mümkün olduğu, bu itibarla dava konusu kuralın şekil

bakımından Anayasa’nın 87. ve 88. maddelerine aykırı olduğu belirtilmiştir.

7. Esas bakımından ise kuralın başta yaşam hakkı ve

işkence yasağı olmak üzere birçok temel hak ve özgürlüğü ölçüsüz biçimde

sınırladığı, kuralda yer alan “…terör eylemleri ile bunların devamı

niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler…”

ibaresinin geleceğe dönük uygulamaya imkân tanıyan genel bir düzenleme olarak

da anlaşılmaya müsait ve bu nedenle belirsiz olduğu, kuralın bu hâliyle her

türlü muhalefeti şiddet yoluyla susturmanın bir aracı olarak kullanılmaya

elverişli olduğu, suç işlenmesini teşvik eder bir niteliğinin bulunduğu, kuralın

geçmişteki olaylara uygulanacak olmasının bile yaşam hakkı ile işkence ve kötü

muamele yasağı kapsamında etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğüyle çeliştiği,

kişilerin hukuk önünde hesap verme zorunluluğunu bertaraf ettiği, diğer yandan

kuralın itibar hakkına, mülkiyet hakkına, özel hayata ve aile hayatına yönelik

müdahalelere karşı anılan hakları korumayı imkânsız kıldığı, Anayasa’nın 15.

maddesinin ikinci fıkrasının olağanüstü hâllerde dahi askıya alınamayacak veya

ihlal edilemeyecek bir hak ve özgürlükler alanı yarattığı, kuralın bu alanda

yer alan yaşam hakkını da ihlal ettiği, eylemlerin bastırılması kapsamında

hareket edenlerin kalkışma ve terör eylemleri ile ilgisi bulunmayan üçüncü

kişilerin hayatına, bedensel bütünlüğüne, manevi varlığına, itibarına veya

mallarına zarar vermiş olmaları durumunda dahi kural uyarınca bu kişiler

hakkında cezai, hukuki ve malî sorumluluk davası açılamayacağı belirtilerek

kuralın Anayasa’nın 2., 13., 15., 17., 20., 35. ve 36. maddelerine aykırı

olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

a. Şekil Bakımından Anayasa’ya Aykırılık İddialarının İncelenmesi

8. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 96. maddesi yönünden incelenmiştir.

9. Kanunların esas bakımından Anayasa’ya uygunluk denetimi, kanunun maddi olarak (hukuk dünyasında yarattığı değişiklik itibarıyla) Anayasa’ya uygun olup olmadığını ifade etmektedir. Şekil bakımından uygunluk ise teklifin kanunlaşabilmesi için, diğer bir anlatımla kanun olarak varlık kazanabilmesi için Anayasa’da öngörülen usullere uyulup uyulmadığının denetimini ifade etmektedir.

10. Anayasa'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında kanunların şekil bakımından denetlenmesinin son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı hususu ile sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır.

11. Anayasa'nın 148. maddesinin gerekçesinde de Genel Kurul tarafından yapılan son oylamadan önce vücut bulan şekil bozukluklarını Genel Kurulun bildiği veya bilmesi gerektiğinin varsayıldığı belirtilerek son oylamadan önce yapılan şekil bozukluklarının iptale neden olamayacağı ifade edilmiş ve “Genel Kurulun oylama yapıp kanunu kabul etmesi, şekil bozukluğunu, o kanunu kabul etmemek için yeterli neden saymadığı yolunda bir irade tecellisidir. En büyük organ genel kuruldur. Onun iradesi hilafına bir sonuç çıkarmak hukukun ana esaslarına aykırı düşer. Bu nedenle son oylamadan önceki şekil bozuklukları, iptal sebebi sayılmamıştır.” denilmiştir.

12. Anayasa'nın “Toplantı ve karar

yeter sayısı” başlıklı 96. maddesinde “Türkiye Büyük Millet Meclisi,

yapacağı seçimler dahil bütün işlerinde üye tamsayısının en az üçte biri ile

toplanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasada başkaca bir hüküm yoksa toplantıya

katılanların salt çoğunluğu ile karar verir; ancak karar yeter sayısı hiçbir

şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamaz.”

denilmektedir. Bu çerçevede TBMM’nin bütün işlerinde dava konusu kuralın kabul

tarihi itibarıyla üye tamsayısının en az üçte biri olan 184 milletvekiliyle

toplanması, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla karar vermesi ve karar

yeter sayısının hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlası olan

139 milletvekilinden az olmaması gerekmektedir.

13. Af yetkisinin kullanılması, devletin cezalandırma

yetkisinden geçici olarak feragat etmesi anlamına gelmektedir (AYM, E.2001/4,

K.2001/332, 18/7/2001). Bu çerçevede af bazen sadece kesinleşmiş cezaları

kaldıran, azaltan veya daha hafif bir ceza türü ile değiştiren, bazen de kamu

davasını düşüren veya mahkûmiyeti bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldıran

bir kamu hukuku tasarrufu olarak oraya çıkmaktadır. Buna göre kesinleşmiş

cezaları kaldıran, azaltan veya daha hafif bir ceza türü ile değiştiren düzenlemeler

özel af niteliğindeyken bir fiil nedeniyle yapılan soruşturma ve kovuşturmayı

ve varsa mahkûmiyeti, hükmedilmiş ise cezaları bütün neticeleriyle birlikte

ortadan kaldıran af genel af niteliği taşımaktadır (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2001/4, K.2001/332, 18/7/2001).

14. Dava konusu kural belirli bir kapsamda hareket eden kişilerin bu fiilleri nedeniyle hukuki, idari ve mali sorumluluklarının yanı sıra cezai sorumluluklarının da bulunmadığını düzenlemektedir. Bu bağlamda karar yeter sayısı bakımından kuralın yer aldığı Kanun hakkında Anayasa’nın hangi hükmünün uygulanacağının belirlenmesi için kuralın af niteliğine sahip olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

15. Maddi ceza hukuku bakımından suç oluşturan fiilin

icrası ile devlet ve fail arasında bir cezalandırma ilişkisi doğmaktadır. Af

ise bu kapsamda devletin cezalandırma yetkisinden sarfınazar etmesi anlamına

gelmektedir. Bu nedenle hem genel af hem de özel aftan söz edebilmek için

öncelikli koşul bir suçun varlığıdır. Dava konusu kural ise aşağıda açıklandığı

üzere herhangi bir suça ilişkin olmayıp 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen

darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin

bastırılması kapsamında hareket eden kişilerin cezai sorumluluklarının

bulunmadığını düzenlemektedir. Bu itibarla kural suç teşkil edip etmediği önem

taşımaksızın her türlü fiilin değil sadece darbe teşebbüsü ve terör eylemleri

ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamındaki

fiillerin cezai sorumluluk oluşturmayacağını belirtmektedir. İşlenen fiilin

kuralda bahsedilen nitelikleri taşıyıp taşımadığı ise elbette yargı yerlerince

belirlenecektir. Dolayısıyla suç teşkil eden fiillerin kural kapsamında

değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu açıklamalar çerçevesinde af niteliğini

haiz olmadığı anlaşılan kuralın yer aldığı Kanun’un kabulü için Anayasa’nın 87.

maddesinde düzenlenen nitelikli çoğunluk gerekli olmayıp toplantı ve karar

yeter sayısı bakımından Kanun, Anayasa’nın 96. maddesine tabidir.

16. Kanun'un görüşülmesine ilişkin TBMM Genel Kurul tutanaklarının incelenmesinden KHK’nın tümü üzerindeki oylamanın açık oylama yöntemiyle yapıldığı görülmektedir. Yapılan açık oylama sonucunda 200 kabul ve 24 ret oyunun kullanıldığı gözetildiğinde son oylamanın Anayasa'nın 96. maddesinde öngörülen çoğunlukla yapıldığı anlaşılmaktadır.

17. Açıklanan nedenlerle son oylamasının Anayasa'da öngörülen çoğunlukla yapıldığı açık olan Kanun, Anayasa'nın 96. maddesine aykırı değildir. Bu itibarla kuralın şekil bakımından iptal talebinin reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 87. ve 88. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

b. Esas Bakımından Anayasa’ya Aykırılık İddialarının İncelenmesi

18. Kural, resmî bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmî bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişilerin bu fiilleri nedeniyle hukuki, idari, malî ve cezai sorumluluklarının doğmayacağını öngörmektedir.

19. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

20. Hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri olan belirlilik ilkesine göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gereklidir.

21. Anayasa Mahkemesi birçok kararında belirlilik ilkesinin yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade ettiğini, yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliklere ilişkin gereklilikleri karşılaması şartıyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirliliğin sağlanabileceğini, asıl olanın muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığı olduğunu vurgulamıştır.

22. Bu bağlamda kuralda yer alan “…terör eylemleri ile

bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında…”

ibaresinin kuralı belirsiz hâle getirdiği söylenemez. Zira kanun hükümlerinin

belli bir düzeyde genel olması, somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm

çözümleri kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle, kuralın amaca

uygun sonuca ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından

kaynaklanmaktadır. Anılan ibareye 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe

teşebbüsü ve terör eylemleri ile devamı niteliğindeki eylemlerin her birinin

ayrı ayrı yazılmasının mümkün olmaması nedeniyle yer verilmiş olduğu

anlaşılmakta olup bu durum kanun yapma tekniğinin doğasından kaynaklanmaktadır.

23. Diğer yandan kuralda yer alan “…devamı…” ibaresinin kuralın ileriye dönük olarak belirsiz bir süre uygulanmasına imkân tanıdığı da söylenemez. Gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri anlık fiiller olmayıp belli bir zamana yayılmıştır. Bu nedenle kuralda yer alan ibarenin 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunlarla bağlantılı olarak hemen sonrasındaki sınırlı zamanda meydana gelen fiilleri kapsadığı anlaşılmaktadır.

24. Türkiye, 15 Temmuz

2016 gecesi silahlı bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe

teşebbüsünde bulunanlarca hazırlanan sıkıyönetim direktifi ile Türk

Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından devletin yönetimi maksadıyla Yurtta Sulh

Konseyi teşkil edildiği, yönetime el konulduğu, tüm yurtta sıkıyönetim ve

sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, kamu yetkisi ile yapılan tüm atama ve

görevlendirmelerin teşkil edilen Yurtta Sulh Konseyi tarafından veya

onun vereceği yetkiye istinaden yapılacağı, bunun haricinde yapılacak

işlemlerin yok hükmünde olduğu, mevcut yürütme erkinin görevden el

çektirildiği, TBMM’nin feshedildiği, tüm valilerin görevden alındığı, tüm vali,

kaymakam ve belediye başkanlığı atamalarının Yurtta Sulh Konseyi

tarafından yapılacağı, siyasi partilerin tüm faaliyetlerinin sonlandırıldığı,

polis teşkilatının sıkıyönetim komutanları emrine alındığı belirtilmiştir.

Anılan direktifin ve ekindeki sıkıyönetim komutanlıklarına ilişkin atama

listesinin darbe teşebbüsünde bulunanlar tarafından ilgili askerî birimlere ve

bakanlıklara gönderildiği anlaşılmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],

B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 13).

25. Darbe teşebbüsü sırasında TBMM, Cumhurbaşkanlığı

Külliyesi, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekât Daire

Başkanlığı, Millî İstihbarat Teşkilâtı yerleşkelerinin de aralarında bulunduğu

birçok yere uçak ve helikopterlerin de kullanıldığı bombalı ve silahlı

saldırılar yapılmıştır. Öte yandan Cumhurbaşkanının konakladığı otele silahlı

baskın yapılmış, ancak Cumhurbaşkanı kısa süre önce otelden ayrıldığı için

baskın amacına ulaşamamıştır. Ayrıca Başbakanın aracının bulunduğu konvoya

silahla ateş edilmiş, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının da

aralarında bulunduğu birçok üst düzey askerî yetkili rehin alınmıştır. Yine

Avrupa ve Asya'yı birbirine bağlayan Boğaz köprüleri ile İstanbul'da bulunan

havalimanları tanklar ve zırhlı araçlarla ulaşıma kapatılmış, ülkenin birçok

yerindeki çok sayıda kamu kurumu silah zoruyla işgal edilmiş veya buna teşebbüs

edilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 15).

26. Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada; ilk belirlemelere göre anılan teşebbüse 8.000’in üzerinde askerî personelin karıştığı, teşebbüs sırasında savaş uçakları dâhil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74’ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000 kadar hafif silahın kullanıldığı bilgisine yer verilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 17).

27. Darbe teşebbüsü tüm anayasal organlar tarafından

reddedilmiştir. Cumhurbaşkanının çağrısı üzerine halk sokağa çıkarak darbe

teşebbüsüne tepki göstermiştir. Meşru devlet otoritelerinin emir ve

talimatlarına göre hareket eden güvenlik güçleri tarafından darbe teşebbüsüne

karşı konulmuştur. TBMM’de temsil edilen tüm siyasi partiler ile sivil toplum örgütleri

darbe teşebbüsünü kabul etmediklerini açıklamışlardır. Basın yayın organlarının

neredeyse tamamı darbe teşebbüsü aleyhine yayınlar yapmıştır. Yurt genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları darbe teşebbüsünde bulunanlar hakkında soruşturma

başlatarak güvenlik güçlerine teşebbüse katılanların yakalanması emrini vermişlerdir.

Nihayetinde darbe teşebbüsü buna karşı koyan güvenlik görevlileri ve sokaklara

çıkan sivillerle birlikte kapsamlı ve güçlü bir dirençle engellenmiştir (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 18).

28. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve

milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında

bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya

değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsü ve bununla bağlantılı terör

eylemleriyle demokratik anayasal düzenin ve millet iradesinin üstünlüğünün

ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Demokratik düzende millete -dolayısıyla onu

oluşturan her bir bireye- ait olan egemenlik bir grup zorba tarafından ele

geçirilmek istenmiştir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 220). Dolayısıyla başta egemenliği gasbedilmeye çalışılan

millet olmak üzere millet adına egemenliği kullanmaya yetkili organlar ağır bir

saldırı altında olduğundan, bu olağan dışı ve istisnai şartlar altında söz konusu

saldırıların bastırılmasına yönelik ve sadece bununla sınırlı eylemlerin hukuka

aykırı fiiller olarak nitelendirilemeyeceği açıktır.

29. Söz konusu darbe teşebbüsünde saldırının kapsamının

büyüklüğü, yaygınlığı, saldırıyı gerçekleştiren kişilerin önemli bir kısmının

kamu görevlisi olması, esas itibarıyla saldırının yöneldiği hedefin bireyler

değil devlet ve hükümet güçleri olması, olağan şartlarda bu saldırının kamu

görevlileri tarafından önlenmesinin beklenmesi ve bunun yeterli olması gibi

uygulayıcılar için istisnai ve sıra dışı birçok faktör gündeme gelmiştir. Bu

itibarla darbe teşebbüsünün anılan istisnai ve sıra dışı özellikleri nedeniyle

uygulamada ortaya çıkabilecek birtakım tereddütlerin giderilmesi ve bu kapsamda

kuralla egemenlik hakkına sahip çıkan vatandaşların herhangi bir zarara uğrama

ihtimalinin baştan bertaraf edilmesi amacıyla anılan düzenlemeyi yapma ihtiyacının

duyulduğu anlaşılmaktadır.

30. Bu çerçevede dava konusu kuralda darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamındaki fiillerinden dolayı kişilerin hukuki, idari, malî ve cezai sorumluluklarının doğmayacağı belirtilmiş olup kuralın bu kapsamda olmayan, konusu haksız fiil ya da suç teşkil eden fiillerin icra edilmesi hâlinde sorumsuzluk öngördüğü söylenemez. Zira kuralın lafzı ile yukarıda belirtilen getiriliş amacı dikkate alındığında kuraldan böyle bir sonuç çıkarmak mümkün görünmemektedir.

31. Anayasa’ya uygunluk karinesi uyarınca bir hukuk devletinde Kanun’da belirtilen kişilere hukuka aykırı, haksız fiil veya suç işleme görev veya yetkisinin verilemeyeceği açık olduğuna göre bu yönüyle da kuralın haksız fiil veya suç teşkil eden eylemleri kapsamadığının kabul edilmesi gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer hükümlere ilişkin vermiş olduğu çeşitli kararlarında da aynı yönde değerlendirmelerde bulunmuştur (AYM,

E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 134; E.2014/122, K.2015/123, 30/12/2015, §§

179-181).

32. Diğer taraftan, dava konusu kuralın bir yargılama

engeli getirmediğinin de vurgulanması gerekir. Bu kapsamda haksızlık oluşturduğu ileri sürülen

fiiller için yapılacak incelemede söz konusu fiilin kural bağlamında 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve

terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması

kapsamında işlenip işlenmediğinin

değerlendirileceği kuşkusuzdur. Yargı yerleri kuralda yer alan “bastırılma”

kapsamındaki filleri değerlendirirken meşru müdafaa gibi hukuka uygunluk

nedenlerinin bulunup bulunmadığını belirlemek durumundadır. Başka bir ifadeyle,

iptali istenen kuralın atıf yaptığı dönemdeki fiillere ilişkin olarak bir suç

ya da haksız fiilin söz konusu olduğunun iddia edildiği somut olaylarda yargı

makamları, bu fiillerin bastırma kapsamında olup olmadığını ve hukuka uygunluk

nedenlerinin bulunup bulunmadığını dikkate alacaklardır. Bu değerlendirme

sonucunda fiile ilişkin varılan sonucun anılan kapsamda olmadığının veya bunun

sınırlarını aştığının tespit edilmesi hâlinde sorumluluk gündeme gelecektir.

33. Kuralın öngördüğü bastırma kapsamındaki hareketlerin hukuka uygunluk sebeplerinin bulunduğu sınırlar içinde kalan fiiller olması nedeniyle söz konusu fiillerin hukuk düzeniyle çeliştiği söylenemez. Bir fiilin hukuka uygunluğu onun hukuk sistemiyle bütünüyle uyumlu olduğunu gösterir. Bu durum hukukun bütünlüğü ilkesinin bir sonucudur. Bu nedenle hukuka uygun bir fiil nedeniyle onu icra edenlerin sorumlu tutulmamasının, başka bir ifade ile hukuka uygun bir fiili gerçekleştirenlere hukuki, idari, malî ve cezai sorumluluk yüklenmemesinin hukuk devleti ilkesini ihlal eden bir yönü bulunmamaktadır.

34. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 13., 15., 17., 20., 35. ve 36. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

IV. YÜRÜRLÜĞÜN

DURDURULMASI TALEBİ

35. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralın uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

1/2/2018 tarihli ve 7079 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 113. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 37. maddesine eklenen (2) numaralı fıkraya yönelik iptal talebi 16/7/2020 tarihli ve E.2018/31, K.2020/38 sayılı kararla reddedildiğinden bu fıkraya ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE 16/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

1/2/2018 tarihli ve 7079 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 113. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 37. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın şekil ve esas bakımından Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE 16/7/2020 tarihinde

OYBİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

Kadir ÖZKAYA

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Burhan ÜSTÜN

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye Basri BAĞCI

Anayasa Mahkemesi, E. 2018/31, K. 2020/38, 16 Temmuz 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu
  4. I. İptali İstenen Kanun Hükmü
  5. II. İlk İnceleme
  6. III. Esasın İncelenmesi
  7. A. Olağanüstü Hâl Düzenlemelerinin Yargısal Denetimi
  8. E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 134; E.2014/122, K.2015/123, 30/12/2015, §§
  9. IV. Yürürlüğün
  10. Durdurulması Talebi
  11. Oybirliğiyle
  12. M. Emin KUZ
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2018/31
Karar No
2020/38
Tarih
16 Temmuz 2020

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2018/104 K.2020/39
  • AYM Norm Denetimi E.2020/69 K.2020/43
  • AYM Norm Denetimi E.2019/55 K.2020/44
  • AYM Norm Denetimi E.2020/27 K.2020/52
  • AYM Norm Denetimi E.2018/111 K.2020/47
  • AYM Norm Denetimi E.2019/69 K.2020/45

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.