KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 16 Temmuz 2020
- Esas Sayısı
- 2018/31
- Karar Sayısı
- 2020/38
- R.G. Tarih – Sayı
- 11/11/2020
Karar Metni
3.293 kelime·16 dk okuma·10 bölüm
– 31301
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 127 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU
1/2/2018 tarihli ve 7079 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 113. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 37. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın şekil ve esas bakımından Anayasa’nın 2., 13., 15., 17., 20., 35., 36., 87. ve 88. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un iptali talep edilen 113. maddesiyle (2) numaralı fıkranın eklendiği 6755 sayılı Kanun’un 37. maddesi şöyledir:
“Sorumluluk
MADDE 37- (1) 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.
(2) (Ek: 20/11/2017-KHK-696/121 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7079/113 md.) Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.
(3) (Ek:5/12/2019-7194/50 md.) Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden, adli veya idari soruşturma veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 28/3/2018 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Aydın AYGÜN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Olağanüstü Hâl Düzenlemelerinin Yargısal Denetimi
3. Anayasa’nın 21/1/2017
tarihli ve 6771 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la
değiştirilmeden önceki 148. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde “…olağanüstü
hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde
kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla,
Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz” hükmüne yer verilerek olağanüstü dönem kanun hükmünde kararnameleri (KHK) Anayasa
Mahkemesinin yargısal denetiminin dışında bırakılmıştır. Anayasa Mahkemesi
2/11/2016 tarihli ve E.2016/171, K.2016/164 sayılı kararında olağanüstü hâl
KHK’larının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebilmesi için bu yöndeki bir
anayasal yetkinin açıkça tanınması gerektiğini ifade ederek Anayasa’nın 148.
maddesinin lafzı, anayasa koyucunun amacı ve ilgili yasama belgeleri gözönünde
bulundurulduğunda olağanüstü hâl KHK’larının herhangi bir ad altında yargısal
denetiminin mümkün olmadığına karar vermiştir.
4. Bununla birlikte olağanüstü hâl KHK’larının Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından onaylanarak kanunlaşması hâlinde bu kanun hükümlerinin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde dava açılmasının önünde bir engel bulunmamaktadır. İptal davasına konu edilen 7079 sayılı Kanun, olağanüstü hâl kapsamında çıkarılan 696 sayılı KHK’nın TBMM tarafından onaylanması sonucunda yürürlüğe girmiştir. Bu itibarla dava konusu kural diğer kanun hükümleri gibi Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olmakla birlikte bu denetim yapılırken söz konusu kuralın olağanüstü hâle yönelik düzenlemeler içermesi nedeniyle öncelikle inceleme yönteminin belirlenmesi gerekir.
5. Anayasa, temel hak ve özgürlüklerin korunmasına
ilişkin olarak olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim
öngörmektedir. Olağan dönemde temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması rejimi
Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmişken olağanüstü dönemde temel hak ve
özgürlüklerin sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi
Anayasa’nın 15. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre ancak dava konusu kuralla
temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması
söz konusu olduğunda Anayasa’da öngörülen olağan dönem veya olağanüstü dönem
rejimine ilişkin kuralların hangisinin uygulanacağı sorunu gündeme
gelebilecektir. Aşağıda açıklandığı üzere kuralla temel hak ve özgürlüklerin
sınırlanması söz konusu olmadığından kural yönünden anılan sorun çerçevesinde
bir araştırma ve inceleme yapılması gerekli değildir.
B. Kanun’un 113. Maddesiyle 6755 Sayılı Kanun’un 37. Maddesine Eklenen (2) Numaralı Fıkranın İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
6. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın
af niteliği taşıdığı, bu nedenle TBMM’de kabulü için Anayasa’nın 87. maddesi
gereğince üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun aranması şartının gerektiği,
kuralın kabulü sırasında bu çoğunluğun sağlanmadığı, anılan durumun kanun tasarı
ve tekliflerinin TBMM’de görüşülme usul ve esaslarının İçtüzük’le
düzenleneceğini öngören Anayasa’nın 88. maddesiyle de bağdaşmadığı, nitekim
TBMM İçtüzüğü’nün 92. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca da af ilanını içeren
tasarı veya tekliflerin Genel Kurulda kabulünün TBMM üye tam sayısının beşte üç
çoğunluğunun kararıyla mümkün olduğu, bu itibarla dava konusu kuralın şekil
bakımından Anayasa’nın 87. ve 88. maddelerine aykırı olduğu belirtilmiştir.
7. Esas bakımından ise kuralın başta yaşam hakkı ve
işkence yasağı olmak üzere birçok temel hak ve özgürlüğü ölçüsüz biçimde
sınırladığı, kuralda yer alan “…terör eylemleri ile bunların devamı
niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler…”
ibaresinin geleceğe dönük uygulamaya imkân tanıyan genel bir düzenleme olarak
da anlaşılmaya müsait ve bu nedenle belirsiz olduğu, kuralın bu hâliyle her
türlü muhalefeti şiddet yoluyla susturmanın bir aracı olarak kullanılmaya
elverişli olduğu, suç işlenmesini teşvik eder bir niteliğinin bulunduğu, kuralın
geçmişteki olaylara uygulanacak olmasının bile yaşam hakkı ile işkence ve kötü
muamele yasağı kapsamında etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğüyle çeliştiği,
kişilerin hukuk önünde hesap verme zorunluluğunu bertaraf ettiği, diğer yandan
kuralın itibar hakkına, mülkiyet hakkına, özel hayata ve aile hayatına yönelik
müdahalelere karşı anılan hakları korumayı imkânsız kıldığı, Anayasa’nın 15.
maddesinin ikinci fıkrasının olağanüstü hâllerde dahi askıya alınamayacak veya
ihlal edilemeyecek bir hak ve özgürlükler alanı yarattığı, kuralın bu alanda
yer alan yaşam hakkını da ihlal ettiği, eylemlerin bastırılması kapsamında
hareket edenlerin kalkışma ve terör eylemleri ile ilgisi bulunmayan üçüncü
kişilerin hayatına, bedensel bütünlüğüne, manevi varlığına, itibarına veya
mallarına zarar vermiş olmaları durumunda dahi kural uyarınca bu kişiler
hakkında cezai, hukuki ve malî sorumluluk davası açılamayacağı belirtilerek
kuralın Anayasa’nın 2., 13., 15., 17., 20., 35. ve 36. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
a. Şekil Bakımından Anayasa’ya Aykırılık İddialarının İncelenmesi
8. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 96. maddesi yönünden incelenmiştir.
9. Kanunların esas bakımından Anayasa’ya uygunluk denetimi, kanunun maddi olarak (hukuk dünyasında yarattığı değişiklik itibarıyla) Anayasa’ya uygun olup olmadığını ifade etmektedir. Şekil bakımından uygunluk ise teklifin kanunlaşabilmesi için, diğer bir anlatımla kanun olarak varlık kazanabilmesi için Anayasa’da öngörülen usullere uyulup uyulmadığının denetimini ifade etmektedir.
10. Anayasa'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında kanunların şekil bakımından denetlenmesinin son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı hususu ile sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır.
11. Anayasa'nın 148. maddesinin gerekçesinde de Genel Kurul tarafından yapılan son oylamadan önce vücut bulan şekil bozukluklarını Genel Kurulun bildiği veya bilmesi gerektiğinin varsayıldığı belirtilerek son oylamadan önce yapılan şekil bozukluklarının iptale neden olamayacağı ifade edilmiş ve “Genel Kurulun oylama yapıp kanunu kabul etmesi, şekil bozukluğunu, o kanunu kabul etmemek için yeterli neden saymadığı yolunda bir irade tecellisidir. En büyük organ genel kuruldur. Onun iradesi hilafına bir sonuç çıkarmak hukukun ana esaslarına aykırı düşer. Bu nedenle son oylamadan önceki şekil bozuklukları, iptal sebebi sayılmamıştır.” denilmiştir.
12. Anayasa'nın “Toplantı ve karar
yeter sayısı” başlıklı 96. maddesinde “Türkiye Büyük Millet Meclisi,
yapacağı seçimler dahil bütün işlerinde üye tamsayısının en az üçte biri ile
toplanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasada başkaca bir hüküm yoksa toplantıya
katılanların salt çoğunluğu ile karar verir; ancak karar yeter sayısı hiçbir
şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamaz.”
denilmektedir. Bu çerçevede TBMM’nin bütün işlerinde dava konusu kuralın kabul
tarihi itibarıyla üye tamsayısının en az üçte biri olan 184 milletvekiliyle
toplanması, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla karar vermesi ve karar
yeter sayısının hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlası olan
139 milletvekilinden az olmaması gerekmektedir.
13. Af yetkisinin kullanılması, devletin cezalandırma
yetkisinden geçici olarak feragat etmesi anlamına gelmektedir (AYM, E.2001/4,
K.2001/332, 18/7/2001). Bu çerçevede af bazen sadece kesinleşmiş cezaları
kaldıran, azaltan veya daha hafif bir ceza türü ile değiştiren, bazen de kamu
davasını düşüren veya mahkûmiyeti bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldıran
bir kamu hukuku tasarrufu olarak oraya çıkmaktadır. Buna göre kesinleşmiş
cezaları kaldıran, azaltan veya daha hafif bir ceza türü ile değiştiren düzenlemeler
özel af niteliğindeyken bir fiil nedeniyle yapılan soruşturma ve kovuşturmayı
ve varsa mahkûmiyeti, hükmedilmiş ise cezaları bütün neticeleriyle birlikte
ortadan kaldıran af genel af niteliği taşımaktadır (benzer yöndeki
değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2001/4, K.2001/332, 18/7/2001).
14. Dava konusu kural belirli bir kapsamda hareket eden kişilerin bu fiilleri nedeniyle hukuki, idari ve mali sorumluluklarının yanı sıra cezai sorumluluklarının da bulunmadığını düzenlemektedir. Bu bağlamda karar yeter sayısı bakımından kuralın yer aldığı Kanun hakkında Anayasa’nın hangi hükmünün uygulanacağının belirlenmesi için kuralın af niteliğine sahip olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
15. Maddi ceza hukuku bakımından suç oluşturan fiilin
icrası ile devlet ve fail arasında bir cezalandırma ilişkisi doğmaktadır. Af
ise bu kapsamda devletin cezalandırma yetkisinden sarfınazar etmesi anlamına
gelmektedir. Bu nedenle hem genel af hem de özel aftan söz edebilmek için
öncelikli koşul bir suçun varlığıdır. Dava konusu kural ise aşağıda açıklandığı
üzere herhangi bir suça ilişkin olmayıp 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen
darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin
bastırılması kapsamında hareket eden kişilerin cezai sorumluluklarının
bulunmadığını düzenlemektedir. Bu itibarla kural suç teşkil edip etmediği önem
taşımaksızın her türlü fiilin değil sadece darbe teşebbüsü ve terör eylemleri
ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamındaki
fiillerin cezai sorumluluk oluşturmayacağını belirtmektedir. İşlenen fiilin
kuralda bahsedilen nitelikleri taşıyıp taşımadığı ise elbette yargı yerlerince
belirlenecektir. Dolayısıyla suç teşkil eden fiillerin kural kapsamında
değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu açıklamalar çerçevesinde af niteliğini
haiz olmadığı anlaşılan kuralın yer aldığı Kanun’un kabulü için Anayasa’nın 87.
maddesinde düzenlenen nitelikli çoğunluk gerekli olmayıp toplantı ve karar
yeter sayısı bakımından Kanun, Anayasa’nın 96. maddesine tabidir.
16. Kanun'un görüşülmesine ilişkin TBMM Genel Kurul tutanaklarının incelenmesinden KHK’nın tümü üzerindeki oylamanın açık oylama yöntemiyle yapıldığı görülmektedir. Yapılan açık oylama sonucunda 200 kabul ve 24 ret oyunun kullanıldığı gözetildiğinde son oylamanın Anayasa'nın 96. maddesinde öngörülen çoğunlukla yapıldığı anlaşılmaktadır.
17. Açıklanan nedenlerle son oylamasının Anayasa'da öngörülen çoğunlukla yapıldığı açık olan Kanun, Anayasa'nın 96. maddesine aykırı değildir. Bu itibarla kuralın şekil bakımından iptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 87. ve 88. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
b. Esas Bakımından Anayasa’ya Aykırılık İddialarının İncelenmesi
18. Kural, resmî bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmî bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişilerin bu fiilleri nedeniyle hukuki, idari, malî ve cezai sorumluluklarının doğmayacağını öngörmektedir.
19. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
20. Hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri olan belirlilik ilkesine göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gereklidir.
21. Anayasa Mahkemesi birçok kararında belirlilik ilkesinin yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade ettiğini, yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliklere ilişkin gereklilikleri karşılaması şartıyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirliliğin sağlanabileceğini, asıl olanın muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığı olduğunu vurgulamıştır.
22. Bu bağlamda kuralda yer alan “…terör eylemleri ile
bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında…”
ibaresinin kuralı belirsiz hâle getirdiği söylenemez. Zira kanun hükümlerinin
belli bir düzeyde genel olması, somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm
çözümleri kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle, kuralın amaca
uygun sonuca ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından
kaynaklanmaktadır. Anılan ibareye 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe
teşebbüsü ve terör eylemleri ile devamı niteliğindeki eylemlerin her birinin
ayrı ayrı yazılmasının mümkün olmaması nedeniyle yer verilmiş olduğu
anlaşılmakta olup bu durum kanun yapma tekniğinin doğasından kaynaklanmaktadır.
23. Diğer yandan kuralda yer alan “…devamı…” ibaresinin kuralın ileriye dönük olarak belirsiz bir süre uygulanmasına imkân tanıdığı da söylenemez. Gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri anlık fiiller olmayıp belli bir zamana yayılmıştır. Bu nedenle kuralda yer alan ibarenin 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunlarla bağlantılı olarak hemen sonrasındaki sınırlı zamanda meydana gelen fiilleri kapsadığı anlaşılmaktadır.
24. Türkiye, 15 Temmuz
2016 gecesi silahlı bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe
teşebbüsünde bulunanlarca hazırlanan sıkıyönetim direktifi ile Türk
Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından devletin yönetimi maksadıyla Yurtta Sulh
Konseyi teşkil edildiği, yönetime el konulduğu, tüm yurtta sıkıyönetim ve
sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, kamu yetkisi ile yapılan tüm atama ve
görevlendirmelerin teşkil edilen Yurtta Sulh Konseyi tarafından veya
onun vereceği yetkiye istinaden yapılacağı, bunun haricinde yapılacak
işlemlerin yok hükmünde olduğu, mevcut yürütme erkinin görevden el
çektirildiği, TBMM’nin feshedildiği, tüm valilerin görevden alındığı, tüm vali,
kaymakam ve belediye başkanlığı atamalarının Yurtta Sulh Konseyi
tarafından yapılacağı, siyasi partilerin tüm faaliyetlerinin sonlandırıldığı,
polis teşkilatının sıkıyönetim komutanları emrine alındığı belirtilmiştir.
Anılan direktifin ve ekindeki sıkıyönetim komutanlıklarına ilişkin atama
listesinin darbe teşebbüsünde bulunanlar tarafından ilgili askerî birimlere ve
bakanlıklara gönderildiği anlaşılmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],
B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 13).
25. Darbe teşebbüsü sırasında TBMM, Cumhurbaşkanlığı
Külliyesi, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekât Daire
Başkanlığı, Millî İstihbarat Teşkilâtı yerleşkelerinin de aralarında bulunduğu
birçok yere uçak ve helikopterlerin de kullanıldığı bombalı ve silahlı
saldırılar yapılmıştır. Öte yandan Cumhurbaşkanının konakladığı otele silahlı
baskın yapılmış, ancak Cumhurbaşkanı kısa süre önce otelden ayrıldığı için
baskın amacına ulaşamamıştır. Ayrıca Başbakanın aracının bulunduğu konvoya
silahla ateş edilmiş, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının da
aralarında bulunduğu birçok üst düzey askerî yetkili rehin alınmıştır. Yine
Avrupa ve Asya'yı birbirine bağlayan Boğaz köprüleri ile İstanbul'da bulunan
havalimanları tanklar ve zırhlı araçlarla ulaşıma kapatılmış, ülkenin birçok
yerindeki çok sayıda kamu kurumu silah zoruyla işgal edilmiş veya buna teşebbüs
edilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 15).
26. Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada; ilk belirlemelere göre anılan teşebbüse 8.000’in üzerinde askerî personelin karıştığı, teşebbüs sırasında savaş uçakları dâhil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74’ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000 kadar hafif silahın kullanıldığı bilgisine yer verilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 17).
27. Darbe teşebbüsü tüm anayasal organlar tarafından
reddedilmiştir. Cumhurbaşkanının çağrısı üzerine halk sokağa çıkarak darbe
teşebbüsüne tepki göstermiştir. Meşru devlet otoritelerinin emir ve
talimatlarına göre hareket eden güvenlik güçleri tarafından darbe teşebbüsüne
karşı konulmuştur. TBMM’de temsil edilen tüm siyasi partiler ile sivil toplum örgütleri
darbe teşebbüsünü kabul etmediklerini açıklamışlardır. Basın yayın organlarının
neredeyse tamamı darbe teşebbüsü aleyhine yayınlar yapmıştır. Yurt genelinde
Cumhuriyet başsavcılıkları darbe teşebbüsünde bulunanlar hakkında soruşturma
başlatarak güvenlik güçlerine teşebbüse katılanların yakalanması emrini vermişlerdir.
Nihayetinde darbe teşebbüsü buna karşı koyan güvenlik görevlileri ve sokaklara
çıkan sivillerle birlikte kapsamlı ve güçlü bir dirençle engellenmiştir (Aydın
Yavuz ve diğerleri, § 18).
28. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve
milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında
bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya
değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsü ve bununla bağlantılı terör
eylemleriyle demokratik anayasal düzenin ve millet iradesinin üstünlüğünün
ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Demokratik düzende millete -dolayısıyla onu
oluşturan her bir bireye- ait olan egemenlik bir grup zorba tarafından ele
geçirilmek istenmiştir (Aydın Yavuz ve
diğerleri, § 220). Dolayısıyla başta egemenliği gasbedilmeye çalışılan
millet olmak üzere millet adına egemenliği kullanmaya yetkili organlar ağır bir
saldırı altında olduğundan, bu olağan dışı ve istisnai şartlar altında söz konusu
saldırıların bastırılmasına yönelik ve sadece bununla sınırlı eylemlerin hukuka
aykırı fiiller olarak nitelendirilemeyeceği açıktır.
29. Söz konusu darbe teşebbüsünde saldırının kapsamının
büyüklüğü, yaygınlığı, saldırıyı gerçekleştiren kişilerin önemli bir kısmının
kamu görevlisi olması, esas itibarıyla saldırının yöneldiği hedefin bireyler
değil devlet ve hükümet güçleri olması, olağan şartlarda bu saldırının kamu
görevlileri tarafından önlenmesinin beklenmesi ve bunun yeterli olması gibi
uygulayıcılar için istisnai ve sıra dışı birçok faktör gündeme gelmiştir. Bu
itibarla darbe teşebbüsünün anılan istisnai ve sıra dışı özellikleri nedeniyle
uygulamada ortaya çıkabilecek birtakım tereddütlerin giderilmesi ve bu kapsamda
kuralla egemenlik hakkına sahip çıkan vatandaşların herhangi bir zarara uğrama
ihtimalinin baştan bertaraf edilmesi amacıyla anılan düzenlemeyi yapma ihtiyacının
duyulduğu anlaşılmaktadır.
30. Bu çerçevede dava konusu kuralda darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamındaki fiillerinden dolayı kişilerin hukuki, idari, malî ve cezai sorumluluklarının doğmayacağı belirtilmiş olup kuralın bu kapsamda olmayan, konusu haksız fiil ya da suç teşkil eden fiillerin icra edilmesi hâlinde sorumsuzluk öngördüğü söylenemez. Zira kuralın lafzı ile yukarıda belirtilen getiriliş amacı dikkate alındığında kuraldan böyle bir sonuç çıkarmak mümkün görünmemektedir.
31. Anayasa’ya uygunluk karinesi uyarınca bir hukuk devletinde Kanun’da belirtilen kişilere hukuka aykırı, haksız fiil veya suç işleme görev veya yetkisinin verilemeyeceği açık olduğuna göre bu yönüyle da kuralın haksız fiil veya suç teşkil eden eylemleri kapsamadığının kabul edilmesi gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer hükümlere ilişkin vermiş olduğu çeşitli kararlarında da aynı yönde değerlendirmelerde bulunmuştur (AYM,
E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 134; E.2014/122, K.2015/123, 30/12/2015, §§
179-181).
32. Diğer taraftan, dava konusu kuralın bir yargılama
engeli getirmediğinin de vurgulanması gerekir. Bu kapsamda haksızlık oluşturduğu ileri sürülen
fiiller için yapılacak incelemede söz konusu fiilin kural bağlamında 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve
terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması
kapsamında işlenip işlenmediğinin
değerlendirileceği kuşkusuzdur. Yargı yerleri kuralda yer alan “bastırılma”
kapsamındaki filleri değerlendirirken meşru müdafaa gibi hukuka uygunluk
nedenlerinin bulunup bulunmadığını belirlemek durumundadır. Başka bir ifadeyle,
iptali istenen kuralın atıf yaptığı dönemdeki fiillere ilişkin olarak bir suç
ya da haksız fiilin söz konusu olduğunun iddia edildiği somut olaylarda yargı
makamları, bu fiillerin bastırma kapsamında olup olmadığını ve hukuka uygunluk
nedenlerinin bulunup bulunmadığını dikkate alacaklardır. Bu değerlendirme
sonucunda fiile ilişkin varılan sonucun anılan kapsamda olmadığının veya bunun
sınırlarını aştığının tespit edilmesi hâlinde sorumluluk gündeme gelecektir.
33. Kuralın öngördüğü bastırma kapsamındaki hareketlerin hukuka uygunluk sebeplerinin bulunduğu sınırlar içinde kalan fiiller olması nedeniyle söz konusu fiillerin hukuk düzeniyle çeliştiği söylenemez. Bir fiilin hukuka uygunluğu onun hukuk sistemiyle bütünüyle uyumlu olduğunu gösterir. Bu durum hukukun bütünlüğü ilkesinin bir sonucudur. Bu nedenle hukuka uygun bir fiil nedeniyle onu icra edenlerin sorumlu tutulmamasının, başka bir ifade ile hukuka uygun bir fiili gerçekleştirenlere hukuki, idari, malî ve cezai sorumluluk yüklenmemesinin hukuk devleti ilkesini ihlal eden bir yönü bulunmamaktadır.
34. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 13., 15., 17., 20., 35. ve 36. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI TALEBİ
35. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralın uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
1/2/2018 tarihli ve 7079 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 113. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 37. maddesine eklenen (2) numaralı fıkraya yönelik iptal talebi 16/7/2020 tarihli ve E.2018/31, K.2020/38 sayılı kararla reddedildiğinden bu fıkraya ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE 16/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
OYBİRLİĞİYLE
karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye Basri BAĞCI
Anayasa Mahkemesi, E. 2018/31, K. 2020/38, 16 Temmuz 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası