KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 5 Temmuz 2018
- Esas Sayısı
- 2018/7
- Karar Sayısı
- 2018/80
- R.G. Tarih – Sayı
- 6/10/2018 – 30557
- İptal davasını açan
- Türkiye Büyük Millet Meclisi
Karar Metni
7.339 kelime·37 dk okuma·14 bölüm
üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 127 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU
28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A. 47. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı
Maden Kanunu’nun 9. maddesine eklenen fıkraların,
B. 58. maddesiyle 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 4. maddesine eklenen beşinci fıkranın,
C. 71. maddesiyle 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a eklenen geçici 29. maddenin,
Anayasa’nın 2., 5., 6., 7., 8., 56., 87., 123., 127., 161., 163. ve 169. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.
I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ
A. İptali İstenen Kanun Hükümleri
İptali talep edilen kuralların yer aldığı 7061 sayılı Kanun’un;
1. 47. maddesiyle değişiklik yapılan 3213 sayılı Kanun’un 9. maddesi şöyledir:
“Maden teşvik tedbirleri:
Madde 9 - (Değişik: 26/5/2004 – 5177/4 md.)
(Değişik birinci fıkra: 10/6/2010-5995/4 md.) Madencilik faaliyetleri Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen teşviklerden yararlandırılır. Ancak hazır beton, asfalt ve yapı elemanları üretim tesisleri, imalat sanayi sektörü dışında madencilik faaliyeti kapsamında değerlendirilmez.
Ürettiği madeni yurt içinde ve kendi tesisinde işleyip ek katma değer sağlayanlardan, bu tesislerde üretimde değerlendirilen maden miktarı için Devlet hakkının % 50'si alınmaz. (Ek cümle: 29/12/2005-5446/1 md.; Değişik ikinci cümle: 4/2/2015-6592/5 md.) Bu hüküm I. Grup madenler, II. Grup (a) ve (c) bendi madenler ve mıcır ile kaba inşaat, baraj, gölet, liman, yol ve benzeri yapılarda kullanılan her türlü yapı hammaddesi için uygulanmaz.
(Mülga üçüncü fıkra: 29/12/2005-5446/1 md.)
(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/47 md.) Bu Kanunun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında ihale edilecek II. Grup (c) bendi ve IV. Grup maden sahaları, 47 nci maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında ihtisaslaşmış Devlet kuruluşları ile bunların bağlı ortaklıklarına devredilen maden sahaları, bu kuruluşlar ve bunların bağlı ortaklıkları ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından ihale edilecek maden sahaları için işletme izni düzenlendiği tarihten başlamak üzere, ilk on yıl süreyle 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında ağaçlandırma bedeli hariç herhangi bir bedel alınmaz.
(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/47 md.) IV. Grup işletme izinli maden ruhsat sahalarının cinsi, rezervi, bulunduğu bölge, tenörü, istihdamı, yatırım ve ülke ihtiyaçları dikkate alınarak ara ve uç ürün üretmek şartıyla, bu ruhsatlardan işletme izni düzenlendiği tarihten başlamak üzere, on yıl süreyle 6831 sayılı Kanun kapsamında ağaçlandırma bedeli hariç diğer bedellerin alınıp alınmayacağını belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.
(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/47 md.) Bu maddenin dördüncü ve beşinci fıkraları kapsamı dışındaki sahalardan işletme izni düzenlendiği tarihten başlamak üzere ilk on yıl süreyle 6831 sayılı Kanuna göre alınan arazi izin bedelinin %50’si alınır. Alınan arazi izin bedelinde her yıl 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca belirlenen yeniden değerleme oranı nispeti artışı dışında başkaca bir artış yapılmaz.”
2. 58. maddesiyle değişiklik yapılan 4706 sayılı Kanun’un 4. maddesi şöyledir:
“Doğrudan satış
Madde 4 – Hazineye ait taşınmaz mallar;
…
(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) Savunma, güvenlik,
adalet ve istihbarat hizmetlerini yürüten personel tarafından kullanılanlar
hariç olmak üzere, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin, döner
sermayelerin, fonların, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları hariç özel
kanunla kurulmuş diğer kamu idarelerinin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve
bunların bağlı ortaklıkları ile müesseselerinin ve sermayesinin yüzde
ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklar ve şirketlerin mülkiyetinde
veya tasarrufunda bulunan kamu konutları ekonomiye kazandırılır. Buna ilişkin
her türlü iş ve işlemin yürütülmesinde mahalli idarelere ait konutlar için
ilgili idareler, diğerleri için Bakanlık yetkilidir.
(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) Savunma, güvenlik, adalet ve istihbarat hizmetlerini yürüten personel tarafından kullanılan kamu konutlarının beşinci fıkraya göre değerlendirilmek suretiyle ekonomiye kazandırılmasına ilgili bakanlıkların uygun görüşü alınmak şartıyla Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu yetkilidir.
(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) Kat mülkiyeti
kurulan kamu konutları bağımsız bölümler halinde, üzerinde kat mülkiyeti
kurulmamış kamu konutu bulunan taşınmazlar ise üzerindeki yapılarla birlikte
bir bütün olarak, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununda yer alan hükümler
çerçevesinde ihale yoluyla satılır. Taşınmazların satışından elde edilen
gelirler, genel bütçeli idarelerde ilgili idarenin merkez muhasebe birimi
hesaplarına aktarılır ve özel gelir kaydedilir. Özel gelir kaydedilen bu tutar
karşılığında idarenin yatırım bütçesine öncelikle personelinin konut ihtiyacını
karşılamak amacıyla ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir. Özel bütçeli
idarelerde bu gelirler muhasebe birimi hesaplarına aktarılır ve bütçelerine
gelir olarak kaydedilir. İdareler bu gelirleri öncelikle personelinin konut
ihtiyacını karşılamak amacıyla ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde ödenek
eklemek suretiyle kullanır. Diğer kamu idarelerinde ise, elde edilen gelirler
kendi mevzuatına göre muhasebe birimi hesaplarına aktarılarak bütçelerine gelir
olarak kaydedilir ve ilgili mevzuatına göre öncelikle personelinin konut
ihtiyacını karşılamak amacıyla kullanılır. Değerlendirme işlemleri sırasında
taşınmazlar için yapılan masraflar aktarılacak gelirlerden düşülür.
(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) İhale yapıldığı tarihte görev, sıra ve hizmet tahsisli ve kat mülkiyeti kurulan kamu konutlarında oturanlar, ikamet ettikleri kamu konutunu öncelikli olarak satın alma hakkına sahiptirler. İhale bedeli öncelikli alım hakkı sahibi tarafından peşin veya dört yıla kadar kanuni faizi ile birlikte taksitli olarak ödenebilir, peşin olarak ödenmesi halinde yüzde on indirim uygulanır.
(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) Yapılan ihale
sonucunda oluşan ihale bedeli, öncelikli satın alma hakkı bulunanlara tebliğ
edilir. Öncelikli alım hakkı sahibinin, içerisinde oturduğu kamu konutunu bu
bedeli üzerinden satın almak istemesi ve tebligattan itibaren onbeş gün
içerisinde ihale bedelini peşin ödemesi veya peşinatı ödeyerek taksitli satış
sözleşmesi düzenlemesi halinde bu durum, en yüksek teklif veren istekliye
bildirilir. Ancak, öncelikli satın alma hakkı sahibinin aynı süre içerisinde
kamu konutunu satın almak istemediğini bildirmesi, bu süre içerisinde herhangi
bir bildirimde bulunmaması ya da yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde,
en yüksek teklif veren istekliye tebligat gönderilerek ihale bedelini peşin
veya taksitle ödemesi gerektiği bildirilir. Bu durumda kamu konutunda oturana
tebligat yapılarak konutu iki ay içerisinde tahliye etmesi istenir ve konutun
tahliyesi sağlanır.
(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) Kamu konutlarının ekonomiye kazandırılmasına ilişkin işlemlerde ilgili kurum ve kuruluşlar; Bakanlık tarafından istenen her türlü bilgi ve belgeyi vermeye, yapılacak işlemleri kolaylaştırıcı her türlü tedbiri almaya ve Bakanlık tarafından yapılması istenilecek iş ve işlemleri yapmaya yükümlüdür.
(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) Kamu konutlarının ekonomiye kazandırılmasında uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye mahalli idarelere ait konutlar için ilgili idareler, diğerleri için Bakanlık yetkilidir.
(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) 26/4/2012 tarihi itibarıyla
belediye ve mücavir alan sınırları içinde yer alan ve imar planı bulunmayan
veya imar planında tarımsal amaca ayrılan Hazineye ait tarım arazilerini
30/3/2014 tarihi itibarıyla en az üç yıldan beri tarımsal amaçla kiralayan ve
kira sözleşmesi halen devam eden kiracıları veya bu arazileri aynı süreyle
tarımsal amaçla kullanan ve kullanımlarının halen devam ettiği belirlenen
kullanıcıları ya da paydaşlarından; bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren bir yıl içerisinde bu arazileri doğrudan satın almak için başvuruda
bulunan ve tespit ve tebliğ edilen rayiç bedeli itiraz ve dava konusu
etmeksizin kabul edenler bu fıkraya göre hak sahibi sayılır. Tarımsal amaçlı
yapılar ile esaslı unsuru tarımsal faaliyet olması koşuluyla üzerinde sürekli
ikamet amacıyla konut bulunan tarım arazileri de bu fıkra kapsamında
değerlendirilir. Bu araziler rayiç bedelin tamamı üzerinden doğrudan satılır.
Rayiç bedelin taksitle ödenmesi halinde, bu bedelin yüzde yirmisi, yapılan
yazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde, kalanı ise en fazla
beş yılda on eşit taksitte kanunî faizi ile birlikte ödenir. Satılan tarım
arazilerinin satış tarihinden itibaren yirmi yıl içerisinde imar planında tarım
dışı amaca ayrılması halinde, güncel rayiç bedeli ile satış tarihinden itibaren
Yİ-ÜFE (bir önceki yılın aynı ayına göre değişim) oranında artırılarak
güncellenen rayiç bedeli arasındaki fark, bu fıkradaki hükümlere göre en son
kayıt malikinden tahsil edilir, bu hususta tapu kütüğüne gerekli belirtme
yapılır. Hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin olarak bu fıkrada
hüküm olmayan hallerde; ecrimisil ve kira bedellerinin mahsubuna ilişkin
hükümleri hariç olmak üzere, 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman
Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları
Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin
Satışı Hakkında Kanunun Hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin
hükümleri kıyasen uygulanır.
(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) Kamu konutlarının ve Hazineye ait tarım arazilerinin satışından elde edilen gelirler hakkında 5 inci maddenin beşinci fıkrası hükmü uygulanmaz.”
3. 71. maddesiyle 4749 sayılı Kanun’a eklenen geçici 29. madde şöyledir:
“Geçici Madde 29 – (Ek: 28/11/2017-7061/71 md.)
5 inci maddede düzenlenen net borç kullanımı tutarı 2017 yılı için, 1/1/2017 tarihinden geçerli olmak üzere, Bakan ve Bakanlar Kurulu tarafından artırılan net borç kullanım tutarına otuz yedi milyar Türk lirası ilave edilerek uygulanır.”
B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri
1. 3213 sayılı Kanun’un ilgili görülen 3., 30. ve 47. maddeleri şöyledir:
“Tanımlar :
Madde 3 – (Değişik: 26/5/2004 – 5177/2 md.)
Kanunda geçen deyimler aşağıda açıklanmıştır:
…
İhtisaslaşmış Devlet Kuruluşu: Maden İşleri Genel Müdürlüğü, MTA Genel Müdürlüğü, TKİ Kurumu Genel Müdürlüğü, TTK Genel Müdürlüğü, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü, EİE İdaresi Genel Müdürlüğü, DSİ Genel Müdürlüğü, Sanayi ve Ticaret, Tarım ve Köyişleri, Çevre ve Orman bakanlıklarına bağlı kuruluşlar, Karayolları Genel Müdürlüğü ve Elektrik Üretim A.Ş. gibi madencilik faaliyetleri ile ilgili konularda ihtisas sahibi Devlet kuruluşları.
…”
“İhale:
Madde 30 – (Değişik: 4/2/2015-6592/15 md.)
Herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksir edilmiş alanlar ile II. Grup (b) bendi ve IV. Grup madenler dışındaki yeni alanlar ihale yolu ile ruhsatlandırılır. İhale ilanı Resmî Gazete’de yayımlanır.
İhale bedeli işletme ruhsat taban bedelinden az olamaz.
Maden ruhsat sahasının cinsi, rezervi, bulunduğu bölge, tenörü, istihdam, yatırım, ülke ihtiyaçları ve benzeri hususlar dikkate alınarak şartnamelerde açıkça belirtmek kaydıyla ara ve uç ürün üretme şartını içeren ihaleler yapılabilir. Bu ihalelerde rezervin özellikleri dikkate alınarak ihaleye katılma şartları, taban ihale bedeli, ihale bedelini ödeme şekli ve süresi, üretim süreleri veya tesislerin yatırım süreleri ve diğer hususlar şartnameler ile belirlenebilir.
Ruhsat sahaları arasında tek başına madencilik yapılamayacak büyüklükteki alanlara ruhsat verilmez. Bu alanlar bitişik ruhsat sahipleri arasında ihale edilir. İhalelik durumda olan ve madencilik yapılabilmesi için uygun büyüklükte olmayan sahalar, çevresindeki ruhsatsız alanlar veya diğer ihalelik sahalarla birleştirilerek ihale edilir.
Havza madenciliğini geliştirmek ve jeolojik yapıyı aydınlatmak amacıyla yeni oluşturulan alanlar ile herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksir edilmiş sahalar, alan sınırlamasına bakılmaksızın birleştirilerek ihale edilebilir. Bu şekilde ihale edilen sahaların ruhsatlandırılmasında 16 ncı maddedeki alan sınırlaması aranmaz.
Mülga 6309 sayılı Maden Kanunu hükümleri uyarınca verilmiş olan ve bu Kanuna göre ruhsat hukuku devam eden çakışmalı işletme ruhsat sahalarında yeni bir maden bulunması hâlinde, çakışmalı alandaki maden hakkı bu ruhsat sahipleri arasında ihale edilerek ruhsatlandırılır.
Sahaların ihalesinden elde edilen gelirler genel bütçeye gelir kaydedilir. Bu Kanun kapsamındaki iş ve işlemler için ihtiyaç duyulan ödenekler Bakanlık bütçesinde öngörülür.
(Ek fıkra: 21/3/2018-7103/32 md.) Bu madde kapsamında bir sahanın ihalesinin iki defa yapılmasına rağmen sahaya müracaat olmaması durumunda sahanın aramalara açık hale geleceği Genel Müdürlükçe ilan edilir. İlan edilen sahaya bir aylık sürede müracaat olması durumunda belirlenen ihale taban bedeli üzerinden ruhsatlandırılır. Müracaatın birden fazla olması durumunda müracaat edenler arasında yeniden ihale edilir.”
“Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü hizmetleri ile ilgili haklar:
Madde 47 – ( Değişik:26/5/2004 – 5177/21 md.)
Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü herhangi bir ruhsat veya izne gerek kalmadan, madencilik yapılabilecek bütün sahalarda, Kurumun yürüttüğü bir projeye bağlı olarak arama faaliyetlerinde bulunabilir. Üçüncü kişilere ait ruhsatlı alanlarda yaptıkları arama faaliyetleri sonucunda bulduğu aynı grup madenler ile ilgili hiçbir hak talebinde bulunamaz. Bu alanlar içinde arama ruhsatını aldığı diğer grup madenler, ruhsat süresi sonunda Genel Müdürlük tarafından 30 uncu madde hükümlerine göre ihale edilir. İşletme izin sınırları içerisindeki arama faaliyetleri ruhsat sahibinden izin alınarak yapılır.
Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, ruhsatlı alanlarda yaptığı çalışmalar sonucu elde ettiği bilgi ve belgeleri, bir rapor halinde Genel Müdürlüğe ve talebi halinde ruhsat sahibine verebilir.
(Değişik üçüncü fıkra: 3/6/2007-5686/18 md.) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlü-ğü bu Kanun hükümlerine göre arama ruhsatı alarak bulduğu madenler için 15 inci maddeye göre buluculuk hakkını kazanır. Arama ruhsat süresi sonuna kadar Genel Müdürlüğe devredilen bu ruhsatlar 30 uncu madde hükümlerine göre ihale edilir. İhale sonucu elde edilen gelirin %50’si MTA’ya kaynak geliri olarak aktarılır.
(Ek fıkra: 10/6/2010-5995/16 md.; Değişik dördüncü fıkra: 18/5/2017-7020/11 md.) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından buluculuk hakkı kazanılan maden ruhsat sahaları, bedeli karşılığında ihtisaslaşmış Devlet kuruluşları ile bunların bağlı ortaklıklarına Bakan onayı ile devredilebilir. Devir aşamasında bu Kanunun 17 nci maddesinde belirtilen süreler bu kararların uygulanması esnasında aranmaz. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, Kanunun 17 nci maddesinde belirtilen arama dönemi faaliyet raporları yerine kaynak/rezerv raporu verir.
(Ek fıkra: 10/6/2010-5995/16 md.) Bakanlık tarafından, ruhsat müracaatlarına kapatılan alanlar ile havza ve kuşak madenciliğini geliştirmek ve jeolojik yapıyı aydınlatmak için herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksir edilmiş alanlarda, Bakanlıkça da gerekli görüldüğü takdirde Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğüne arama faaliyeti yaptırılmak gayesiyle ruhsat verilir. İşletilebilecek maden varlığının belirlenmesi halinde, bu alanlardan ruhsat müracaatına kapatılan alanlardaki madenlerin işletilmesi için Bakanlar Kurulu kararı, diğer alanlar için ise bu madde ve 30 uncu madde hükümlerine göre Genel Müdürlük tarafından ihale edilir.
Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından arama ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak üzere memuriyet mahalli dışında görevlendirilen personele Harcırah Kanununun 50 nci maddesi ile ilişkilendirilmeksizin, her yıl Bütçe Kanunu ile belirlenen gündelik harcırah miktarının iki katı tutarında, Harcırah Kanunu hükümlerine göre gündelik ödenir. Bu şekilde görevlendirilen personele Harcırah Kanununun 50 nci maddesine göre ayrıca bir ödeme yapılmaz. Yapılacak söz konusu ödeme tutarının yarısı, Kurumun ücretli işlerinden sağladığı gelirlerden karşılanır. (Ek cümle: 10/6/2010-5995/16 md.; Mülga son cümle: 4/2/2015-6592/25 md.)”
2. 4749 sayılı Kanun’un ilgili görülen 5. maddesi şöyledir:
“Borçlanma, ikraz ve garanti limiti
Madde 5 - Malî yıl içinde 1 inci Maddede belirtilen ilkeler ve malî sürdürülebilirlik de dikkate alınarak yılı bütçe kanununda belirtilen başlangıç ödenekleri toplamı ile tahmin edilen gelirler arasındaki fark miktarı kadar net borç kullanımı yapılabilir.
(Değişik ikinci fıkra: 16/7/2008-5787/3 md.) Borçlanma limiti değiştirilemez. Ancak borç yönetiminin ihtiyaçları ve gelişimi dikkate alınarak, bu limit yıl içinde en fazla yüzde beş oranında artırılabilir. Bu miktarın da yeterli olmadığı durumlarda, ilave yüzde beş oranında bir tutar, ancak Müsteşarlığın görüşü ve Bakanın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile artırılabilir. Bütçenin denk olması durumunda da borçlanma, anapara ödemesinin en fazla yüzde beşine kadar artırılabilir.
Vadesinde nakden ödenenler hariç, çeşitli kanunlara dayanılarak ikrazen ihraç olunan özel tertip Devlet iç borçlanma senetleri bu limitin hesaplanmasında dikkate alınmaz. Malî yıl içerisinde ikrazen ihraç edilecek özel tertip Devlet iç borçlanma senetlerinin limiti her yıl bütçe kanunlarıyla belirlenir.
(Değişik son fıkra: 16/7/2008-5787/3 md.) Mali yıl içinde sağlanacak garantili imkân ve dış borcun ikrazı limiti, yılı bütçe kanunuyla belirlenir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 1/2/2018 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Volkan HAS tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Kanun’un 47. Maddesiyle 3213 Sayılı Kanun’un 9. Maddesine Eklenen Fıkraların İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
3. Dava konusu kurallar, devlet ormanlarında gerçekleştirilecek madencilik faaliyetleri yönünden birtakım teşvik hükümleri öngörmekte ya da teşvik niteliğinde karar alınması konusunda Bakanlar Kuruluna yetki tanımaktadır.
4. Bu kapsamda düzenlenen teşviklerden ilki, dava konusu dördüncü fıkradır. Kural; 3213 sayılı Kanun’un 30. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında ihale edilecek II. Grup (c) bendi ve IV. Grup maden sahaları, 47. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında ihtisaslaşmış devlet kuruluşları ile bunların bağlı ortaklıklarına devredilen maden sahaları, bu kuruluşlar ve bunların bağlı ortaklıkları ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından ihale edilecek maden sahaları için işletme izninin düzenlendiği tarihten başlamak üzere ilk on yıl süreyle 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında ağaçlandırma bedeli hariç herhangi bir bedelin alınmayacağını öngörmektedir.
5. Devlet ormanlarında gerçekleştirilen madencilik faaliyeti nedeniyle 6831 sayılı Kanun uyarınca alınması gerekli bedeller, 6831 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkarılmış Orman Kanununun 16 ncı Maddesinin Uygulama Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) 8. ve 20. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda alınan bedeller ağaçlandırma bedeli, arazi izin bedeli ve ön izin bedelinden ibarettir.
6. 3213 sayılı Kanun’un 30. maddesinin üçüncü fıkrasında maden ruhsat sahasının cinsi, rezervi, bulunduğu bölge, tenörü, istihdam, yatırım, ülke ihtiyaçları ve benzeri hususlar dikkate alınarak şartnamelerde açıkça belirtilmek kaydıyla ara ve uç ürün üretme şartını içeren ihalelerin yapılabileceği hükme bağlanmış olup 47. maddesinin dördüncü fıkrasında da Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından buluculuk hakkı kazanılan maden ruhsat sahalarının -bedeli karşılığında- ihtisaslaşmış devlet kuruluşları ile bunların bağlı ortaklıklarına Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanının onayı ile devredilebileceği öngörülmüştür.
7. Kanun’un 3. maddesinde; ihtisaslaşmış devlet kuruluşu olarak Maden İşleri, Maden Tetkik ve Arama, Türkiye Kömür İşletmeleri, Türkiye Taşkömürü, Eti Maden İşletmeleri, Elektrik İşleri Etüt İdaresi, Devlet Su İşleri ile Karayolları Genel Müdürlükleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji; Gıda, Tarım ve Hayvancılık ile Orman ve Su İşleri bakanlıklarına bağlı kuruluşlar ve Elektrik Üretim A.Ş. gibi madencilik faaliyetleri ile ilgili konularda ihtisas sahibi devlet kuruluşlarının ifade edildiği açıklanmıştır.
8. Bu itibarla işletme hakkının ara ve uç ürün üretme şartını
içeren ihalelerle kazanıldığı II. Grup (c) bendi ve IV. Grup maden
sahaları, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından buluculuk hakkı
kazanılan ve ihtisaslaşmış devlet kuruluşları ile bunların bağlı ortaklıklarına
devredilen maden sahaları ile ihtisaslaşmış devlet kuruluşları ve bunların
bağlı ortaklıkları ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından ihale
edilecek maden sahaları için işletme izninin düzenlendiği tarihten başlamak
üzere ilk on yıl süreyle 6831 sayılı Kanun kapsamında alınan bedellerden
ağaçlandırma bedeli haricindeki hiçbiri alınmayacaktır. Bu çerçevede
alınmayacak bedeller, arazi izin bedeli ile ön izin bedelidir.
9. Dava konusu beşinci fıkrada devlet ormanlarında gerçekleştirilen madencilik faaliyetleriyle ve belirli bir grup maden sahalarıyla sınırlı olarak teşvik öngörüp öngörmeme konusunda Bakanlar Kuruluna yetki tanınmıştır. Kural uyarınca IV. Grup işletme izinli maden ruhsat sahalarının cinsi, rezervi, bulunduğu bölge, tenörü, istihdamı, yatırım ve ülke ihtiyaçları dikkate alınarak ara ve uç ürün üretmek şartıyla, bu ruhsatlardan işletme izni düzenlendiği tarihten başlamak üzere, on yıl süreyle 6831 sayılı Kanun kapsamında ağaçlandırma bedeli hariç diğer bedellerin alınıp alınmayacağını belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.
10. Dava konusu altıncı fıkra ise dördüncü ve beşinci fıkralar kapsamı dışındaki sahalardan işletme izni düzenlendiği tarihten başlamak üzere ilk on yıl süreyle 6831 sayılı Kanun’a göre alınan arazi izin bedelinin %50’sinin alınacağını ve alınan arazi izin bedelinde her yıl 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca belirlenen yeniden değerleme oranı nispeti artışı dışında başkaca bir artış yapılmayacağını hükme bağlamaktadır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
11. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallarla ormanlarda
gerçekleştirilen madencilik faaliyetleri nedeniyle kamu idarelerine ödenmesi
gereken birtakım bedellerin alınmasından vazgeçildiği veya daha az bedel
alınmasının öngörüldüğü, bu durumun devletin temel amaç ve görevlerine aykırı
olarak ormanların hızla azalmasına ve çevrenin kirlenmesine yol açacağı,
ormanlardaki madencilik faaliyetleri nedeniyle herhangi bir bedelin
alınmamasının ya da alınan tutarların azaltılmasının izne konu alana karşılık gelen
ormanlık alanın mali kaynak yokluğu nedeniyle yetiştirilememesine neden
olacağı, bu nedenlerle ormanlarda madencilik faaliyetinin teşvik edilmesinde
kamu yararının bulunmadığı, dava konusu kurallarla sınırları tam olarak
çizilmeyen belirsiz bir alanda yürütme organına uygulama yetkisi verildiği, bu
durumun hukuk devletinin gereği olan belirlilik ilkesiyle bağdaşmadığı
belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 5., 56. ve 169. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
12. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel
ilkelerinden biri belirliliktir. Anılan ilke bireylerin hukuk
kurallarını önceden bilmeleri, tutum ve davranışlarını bu kurallara göre
güvenle belirleyebilmeleri anlamını taşımaktadır. Belirlilik ilkesi yalnızca
yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir.
Bir başka deyişle hukuk kurallarının belirliliğinin sağlanması yalnızca kanunla
düzenleme yapılması anlamına gelmemektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir,
bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması
koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki
belirlilik sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk
normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde
öngörülebilir olmasıdır.
13. Hukuk devleti ilkesi gereğince yasama işlemlerinin kişisel
yararları değil kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması gerekir. Bir
kuralın Anayasa'ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda
Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, kuralın kamu yararı amacıyla yapılıp
yapılmadığını araştırmakla sınırlıdır. Anayasa'nın çeşitli hükümlerinde yer
alan kamu yararı kavramının Anayasa'da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa
Mahkemesinin kimi kararlarında da belirtildiği gibi kamu yararı bireysel, özel
çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Bu saptamanın doğal
sonucu olarak da kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için
veya yalnız belli kişilerin yararına olarak kural konulamaz. Böyle bir durumun
açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kural,
Anayasa'nın 2. maddesine aykırı düşer ve kuralın iptali gerekir. Açıklanan
ayrık hâl dışında bir kuralın ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı bir
siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde bulunduğundan yalnızca
bu nedenle kamu yararı değerlendirmesi yapmak ve bu doğrultuda dava konusu
kuralile kamu yararının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini denetlemek anayasa yargısıyla
bağdaşmaz.
14. Anayasa’nın 5. maddesine göre “…kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; … insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak…” devletin temel amaç ve görevlerindendir. Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir; çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.
15. Anayasanın 169. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü
fıkralarında “Devlet, ormanların korunması ve sahalarının
genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan
ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve
hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir./ Devlet
ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe
yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu
yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz./Ormanlara zarar verebilecek hiçbir
faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan
siyasî propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af
çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen
suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.” denilmektedir.
16. Anayasa'nın anılan maddesinin birinci fıkrasında, devlete
ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunların
çıkarılması görevi verilmiştir. Keza maddenin üçüncü fıkrasında, ormanlara
zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği hükme
bağlanmıştır. Ayrıca söz konusu maddenin ikinci fıkrasında, kamu yararının
bulunması hâlinde devlet ormanlarının irtifak hakkına konu olabileceği
belirtilmektedir. Buna göre devlet ormanlarının irtifak hakkına konu olması
için kamu yararının bulunması zorunludur. Anayasa, devlet ormanları üzerinde
özel mülkiyete izin vermemekte; sadece kamu yararının bulunması hâlinde irtifak
hakkı tesis edilmesine olanak tanımaktadır. Önemli olan husus, bu hizmetlere
ilişkin bina ve tesislerin devlet ormanları üzerinde bulunması veya
yapılmasındaki kamu yararının orman arazisinin bu hizmetlere tahsisini zorunlu
hâle getirmesidir. Bu kapsamda kamu yararının zorunlu kıldığı hâllerin talep edilen
faaliyetin orman ekolojik sistemi dışında gerçekleştirilmesi imkânı bulunup
bulunmadığı hususu gözetilmek suretiyle belirlenmesi gerekir.
17. Dava konusu kurallar, işletilen maden sahasının bulunduğu grubu, maden sahasını işleteni veya ihale eden kurum ve kuruluşları gözeterek devlet ormanlarındaki madencilik faaliyetleri nedeniyle alınan bazı bedeller yönünden muafiyet veya indirim öngörmekte ya da muafiyet tanınması konusunda Bakanlar Kuruluna yetki vermektedir.
18. Anayasa'da öngörülen ilke ve kurallara uyulmak kaydıyla madencilik faaliyetlerinin yaygınlaştırılması ve gelişmesi amacıyla birtakım teşvikler öngörüp öngörmeme, öngörülen teşviklerin kapsam ve niteliğini belirleme kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Bu konuda yapılacak düzenlemelerle kamu yararının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini veya hangi ölçüde gerçekleşeceğini denetlemek ise yerindelik denetimi kapsamında olup anayasa yargısının denetiminin konusu dışında kalır.
19. Dava konusu kuralların amacının madde gerekçesinde “Madde ile, 3213 sayılı Maden Kanununun 9 uncu maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle söz konusu işlemler için işletme ruhsatı düzenlendiği tarihten başlamak üzere ilk on yıl süreyle 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında herhangi bir bedel alınmaması öngörülmek suretiyle, bu türden sahaların ihalesinin ve yatırımlarının cazip hale getirilmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesi amaçlanmaktadır.” şeklinde ifade edilmesi karşısında kurallarla kamu yararı dışında özel bir amaç güdüldüğü söylenemez.
20. Diğer yandan Bakanlar Kuruluna teşvik niteliğinde karar alma
konusunda takdir yetkisinin tanındığı dava konusu beşinci fıkrada; Bakanlar
Kurulunca teşvik öngörülebilecek maden sahalarının yalnızca ara ve uç ürün
üreten IV. Grup işletme izinli maden ruhsat sahaları, tanınabilecek teşviğin
kapsamının ağaçlandırma bedeli hâricindeki 6831 sayılı Kanun uyarınca alınan
bedeller, teşvik süresinin de on yıl olduğu ve teşvik hükümlerinin uygulanacağı
maden sahaları belirlenirken işletme izinli maden ruhsat sahalarının cinsinin, rezervinin,
bulunduğu bölgenin, tenörünün, istihdamın, yatırımın ve ülke ihtiyaçlarının
dikkate alınması gerektiği açıkça belirtildiği gözetildiğinde kuralın belirsiz
olduğu yönünde bir değerlendirme yapmak da mümkün değildir.
21. Madencilik sektörü istihdamı yoğun bir sektör olması, hizmet
ana ve yan sanayi sektörlerini teşvik etmesi, bölgesel ve yerel kalkınmayı ön
plana çıkararak hem işsizliği önlemesi hem de göçü azaltması ve yer altından
çıkarıldığı anda yüzde yüz katma değer yaratması gibi özellikleri nedeniyle
ülke kalkınmasında büyük rol oynamaktadır. Madencilik sektöründe yer seçme
şansının olmaması nedeniyle madenlerin oluştukları yerde üretilmesi zorunlu
bulunmaktadır. Bu durumda madencilik ya oluştuğu yerden üretilerek ülke
yararına sunulacak ya da bu temel kaynak yer altında bırakılacaktır. Bu
itibarla devlet ormanlarındaki madencilik faaliyetinin cazip hâle getirilmesini
ve iyileştirilmesini amaçlayan kuralların devletin kişilerin ve toplumun
refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, insanın maddi ve manevi varlığının
gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak biçimindeki temel amaç ve
görevlerine aykırı olduğu söylenemez.
22. Anayasa’nın 169. maddesi uyarınca ormanların orman olarak işletilmeleri esas olup kısmen de olsa farklı şekilde işletilebilmelerine izin verilebilmesi Anayasa Mahkemesinin 17/12/2002 tarihli ve E.2000/75, K.2002/200; 7/5/2007 tarihli ve E.2006/169, K.2007/55; 22/11/2007 tarihli ve E.2004/67, K.2007/83 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere ancak kamu yararı ve zorunluluk hâlinin varlığına bağlıdır.
23. 3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinin dördüncü fıkrasında, devlet
ormanları içinde yapılacak maden arama ve işletme faaliyetleri ile bu
faaliyetler için zorunlu ve ruhsat süresine bağlı olarak yapılan geçici
tesislere 6831 sayılı Kanun hükümlerine göre izin verileceği hükme
bağlanmıştır. 6831 sayılı Kanun’un 16. maddesinin birinci fıkrası uyarınca da devlet
ormanları içinde maden aranması ve işletilmesi ile madencilik faaliyeti için
zorunlu; tesis, yol, enerji, su, haberleşme ve altyapı tesislerine -fon
bedelleri hariç- bedeli alınarak Orman ve Su İşleri Bakanlığınca izin
verilecektir. Söz konusu fıkranın iptali talebi Anayasa Mahkemesinin, 26/1/2012
tarihli ve E.2010/85, K.2012/13 sayılı kararıyla, Anayasa'nın 169. maddesinde
belirtilen ilkeler doğrultusunda fıkrada kamu yararı ve zorunluluk ölçütlerine
yer verilmiş olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.
24. Kurallar, devlet ormanlarındaki madencilik faaliyetleri
nedeniyle 6831 sayılı Kanun kapsamında alınan bedellerin bir kısmının
alınmamasını ya da eksik alınmasını veya alınmaması konusunda Bakanlar Kuruluna
yetki tanınmasını düzenlemekte; buna karşılık devlet ormanlarında madencilik
yapılması konusunda geçerli olan izin sisteminde herhangi bir değişiklik
öngörmemektedir. Bu itibarla kurallarla bir yandan madencilik teşvik edilmekte
iken bir yandan da devlet ormanlarında madencilik yapılması için gerekli olan
kamu yararı ve zorunluluk unsurları muhafaza edilmek ve izin verilen alanın
ağaçlandırılması için gerekli olan bedel şeklinde tanımlanabilecek ağaçlandırma
bedelinin her hâlükârda alınması hükme bağlanmak suretiyle ormanların ve
çevrenin korunması gözetilmektedir. Böylece kanun koyucu tarafından çatışan iki
kamu yararı arasında bir denge kurulduğu anlaşılmaktadır. Kurallar; orman
sayılan yerlerdeki madencilik faaliyetlerinin kendi mevzuatında yer alan bazı
koşullar ve sınırlar çerçevesinde yürütülmesine, herhangi bir durumda
ağaçlandırma bedelinin tahsil edilmesine ve devlet hakkı ile ek devlet hakkı ve
taahhüt senedinde belirtilen borç ve taahhütlerin yerine getirilmesinin
güvencesi olan teminatın alınmasına engel olmamaktadır. Anılan bu hususlar ile ormanların
korunması ve ıslahıyla ilgili giderlerin bütçe kanunlarına konulacak
ödeneklerle de karşılanabileceği dikkate alındığında kanun koyucunun takdir
yetkisi kapsamında düzenlediği ve maden sahalarının özelliklerine göre
farklılaşan ve süreye tabi olan birtakım teşvikler öngören kuralların, devletin
ormanların ve çevrenin korunması ile geliştirilmesi yükümlülüğüyle bağdaşmadığı
söylenemez.
25. Açıklanan nedenle kurallar, Anayasa’nın 2., 5., 56. ve 169. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
B. Kanun’un 58. Maddesiyle 4706 Sayılı Kanun’un 4. Maddesine Eklenen Beşinci Fıkranın İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
26. Dava dilekçesinde özetle; kamu konutlarının satışında kamu
yararının bulunmadığı, kuralda yer alan kavramların açık ve anlaşılır olmadığı,
bu itibarla kuralla Maliye Bakanlığına kamu konutlarıyla ilgili, sınırları
belirsiz, temel ilkeleri ve çerçevesi çizilmemiş ve keyfî kullanıma müsait bir
takdir yetkisinin tanındığı, bu durumun hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleriyle
bağdaşmadığı ve yasama yetkisinin devri niteliğinde olduğu, mahallî idareler
hâricindeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarının mülkiyetinde veya kullanımında
bulunan kamu konutlarının tek bir statü hâlinde kabul edilerek ekonomiye
kazandırılması konusunda yapılacak her türlü iş ve işlemlerde Maliye
Bakanlığının tek başına yetkilendirilmesinin, kaynağını Anayasa’dan almayan bir
yetkinin kullanılması sonucunu doğurduğu, mahallî idarelere ait kamu
konutlarının satılıp satılmaması konusunda ilgili idarelerin karar vermesi
gerekmekte iken kural kapsamında bu idarelere ait konutlara yer verilmek
suretiyle anılan türdeki konutların satışa tabi tutulmasının yerel yönetimlerin
özerkliğine aykırı olduğu, ilgili idarenin bir kararı veya görüşü aranmaksızın,
fiilen bir kamu hizmetine tahsis edilip edilmediği gözetilmeksizin hizmet
yerinden yönetim kuruluşlarına ait kamu konutlarının ekonomiye kazandırılmasına
ilişkin her türlü iş ve işlemin yürütülmesi konusunda Maliye Bakanlığının
yetkilendirilmesinin idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu
yönündeki anayasal ilkeyle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2.,
6., 7., 8., 123. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
27. Dava konusu kuralda; savunma, güvenlik, adalet ve
istihbarat hizmetlerini yürüten personel tarafından kullanılanlar hariç olmak
üzere genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin, döner sermayelerin,
fonların, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları hariç özel kanunla
kurulmuş diğer kamu idarelerinin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı
ortaklıkları ile müesseselerinin ve sermayesinin yüzde ellisinden fazlası
kamuya ait diğer ortaklıklar ve şirketlerin mülkiyetinde veya tasarrufunda
bulunan kamu konutlarının ekonomiye kazandırılacağı, buna ilişkin her türlü iş
ve işlemin yürütülmesinde mahallî idarelere ait konutlar için ilgili idareler,
diğerleri için Maliye Bakanlığının yetkili olduğu öngörülmektedir.
28. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin ön
koşulları arasında hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri bulunmaktadır.
Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk
normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete
güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu
zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal
düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve
kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını,
ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini
ifade etmektedir.
29. Anayasa’nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi mümkün değildir. Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun hükmünün Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir.
30. Anayasa'nın 123. maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği öngörüldükten sonra idarenin kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayandığı hükme bağlanarak kamu tüzel kişiliğinin ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulacağı belirtilmiştir.
31. İdarenin bütünlüğü, üniter devlet modelinin yönetim alanındaki temel ilkesidir. İdarenin bütünlüğü ilkesiyle idari görevleri yerine getiren kurumlar arasında birliğin sağlanması ve idari yapı içinde yer alan kurumların bir bütünlük içinde çalışması öngörülmektedir. Bu ilke, merkezin denetimi ve gözetimi ile hayata geçirilmekte ve yönetimde bütünlüğü sağlamak için başlıca iki hukuksal araç olan hiyerarşi ve idari vesayetkullanılmaktadır. Hiyerarşi, merkezî yönetim içinde yer alan örgütler ve bunlara bağlı birimler arasındaki, idari vesayet ise merkezî yönetim ile yerinden yönetim kuruluşları arasındaki bütünleşmeyi sağlamaktadır.
32. Yerinden yönetim kuruluşları, yerel ve hizmet yerinden yönetim kuruluşları olarak ikiye ayrılmaktadır. Yerel yerinden yönetim kuruluşları olan mahallî idareler, Anayasa’nın 127. maddesinde düzenlenmiş ve bunlara tanınan idari ve mali özerkliğin kapsamı gösterilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında; mahallî idarelerin il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları yine kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileri oldukları ifade edilmiştir.
33. Dava konusu kural uyarınca savunma, güvenlik, adalet ve
istihbarat hizmetlerini yürüten personel tarafından kullanılanlar hariç olmak
üzere genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin, döner sermayelerin,
fonların, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları hariç özel kanunla
kurulmuş diğer kamu idarelerinin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı
ortaklıkları ile müesseselerinin ve sermayesinin yüzde ellisinden fazlası
kamuya ait diğer ortaklıklar ve şirketlerin mülkiyetinde veya tasarrufunda bulunan
kamu konutlarının ekonomiye kazandırılması zorunlu olup buna ilişkin her türlü
iş ve işlemin yürütülmesinde mahallî idarelere ait konutlar için ilgili
idareler, diğerleri için Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır.
34. Kuralda ekonomiye kazandırılacak kamu konutları açıkça
belirtilmiştir. Bu kapsamda kuralda yer verilen “genel yönetim
kapsamındaki kamu idarelerinin” 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu
Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendine göre uluslararası sınıflandırmalara göre belirlenmiş olan merkezî
yönetim kapsamındaki kamu idarelerini, sosyal güvenlik kurumlarını ve mahallî
idareleri ifade ettiği açıktır. Yine kuralda yer alan “kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşları hâriç özel kanunlarla kurulmuş diğer kamu
idareleri” kavramından kastedilenin kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları hâricindeki hizmet yerinden yönetim kuruluşları olduğu anlaşılmakta
olup“kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile
müesseseleri” 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname’de düzenlenmiştir. Kuralda bulunan“döner sermaye”, “fon”,
ve “sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklar
ve şirketler”in de uygulamada ve mevzuatta yerleşik, bütçe ve muhasebe
diline girmiş, yoruma ihtiyaç bırakmayacak derecede açık ve net kavramlar
olduğu gözetildiğinde kuralın belirsiz olduğu söylenemez.
35. Öte yandan kuralın 4706 sayılı Kanun’un Hazineye ait taşınmaz
malların doğrudan satışının düzenlendiği “Doğrudan satış” başlıklı
4. maddesinde yer aldığı, kuralın devamında yer alan fıkralarda satış usulünün
ne şekilde gerçekleştirileceği ve satıştan elde edilen gelirin hangi idarenin
hesabına aktarılacağı hususlarının düzenlendiği ve kuralın gerekçesinde bulunan “…ihale
yoluyla satılarak ekonomiye kazandırılması … amaçlanmaktadır.” biçimindeki ifade
dikkate alındığında kuralda yer alan “ekonomiye kazandırma”kavramından
kamu konutlarının satışının amaçlandığı ve “Buna ilişkin her türlü iş
ve işlem” ibaresinin de kamu konutlarının satılmasıyla ilgili iş ve
işlemleri ifade ettiği anlaşılmaktadır.
36. Bu itibarla hangi kuruluşlara ait kamu konutlarının ekonomiye kazandırılacağının, ekonomiye kazandırma şeklinin ve anılan süreçte hangi idarelerin yetkili olduğunun açıkça anlaşıldığı kuralda belirsizlik bulunmamakta olup bu yönüyle kural, hukuki güvenlik ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkelerine aykırılık teşkil etmemektedir.
37. Anayasa'da öngörülen ilke ve kurallara uyulmak kaydıyla kamu konutlarının tahsis ve kullanımını yaygınlaştırma veya azaltma, bu konuda belirli hizmetleri gözeterek farklı düzenlemeler öngörme kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Bu hususta yapılacak düzenlemelerin Anayasa'ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, kuralın kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığını araştırmakla sınırlıdır.
38. Dava konusu kuralın amacının, madde gerekçesinde “-
Savunma, güvenlik, adalet ve istihbarat hizmetleri hariç tüm kamu kurum ve
kuruluşlarına ait olan ve on yılını doldurmuş bulunan kamu konutlarından; kat
mülkiyeti tesis edilmemiş olanların zemini ve üzerindeki yapılarla birlikte bir
bütün olarak, kat mülkiyeti tesis edilenlerin ise bağımsız bölümler halinde ve
içinde oturana öncelik tanınmak suretiyle ihale yoluyla satılarak ekonomiye
kazandırılması, tahsis kaldırma da dahil bu kapsamda kalan her türlü iş ve
işlemin mahalli idarelere ait kamu konutları için ilgili mahalli idarelerce,
diğerlerinde Maliye Bakanlığınca yürütülmesi,/ … / -Elde edilen gelirlerin,
kamu konutu yapılabilmesi amacıyla ilgili kamu idaresinin yatırım bütçesine
kaydedilmesi,/ - Böylece on yılını doldurmuş bulunan ve çoğunluğu ilgili
mevzuatı uyarınca gerekli koşulları sağlayamadığı için kat mülkiyetine
geçememiş ve konut olarak kullanımı riskli olan bu konutların dönüşümünün
sağlanması, kamu konutlarında ikamet eden personele sağlıklı ve güvenli yaşama
alanları oluşturulması,/ amaçlanmaktadır.” şeklinde ifade edilmesi
karşısında kuralla kamu yararı dışında özel bir amaç güdüldüğü söylenemez.
39. Buna karşılık kamu konutlarının ekonomiye kazandırılmasının kamu sektörünün gereksinimlerine uygun olup olmadığı, kamu yararını gerçekleştirip gerçekleştirmediği bir siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde bulunduğundan bu husus, yerindelik denetimi kapsamında olup anayasa yargısının denetiminin konusu dışında kalmaktadır.
40. Anayasa'da merkezî yönetim-yerel yönetim ayrımının yapılması, yerel yönetimlerin organlarının seçimle göreve gelmesinin öngörülmesi, seçimlerinin süreli olması, kararlarını kendi organları eliyle alması ve uygulatması, kendilerine özgü bütçelerinin bulunması, görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanması gibi yetki ve ayrıcalıkların tanınmış olması mahallî idarelerin özerkliklerinin göstergeleridir.
41. Özerklik, kişi ve kuruluşların kendi faaliyetlerine ilişkin kararları alma ve uygulama konusunda gerekli yetkiyle donatılmış olması anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda kurumların dış etkilere karşı korunmasını ifade eder. Kamu kuruluşlarına özerklik tanınmasının nedeni faaliyetlerini hizmetin gereklerine ve kamu yararına uygun bir şekilde sürdürmelerini güvence altına almaktır.
42. Anayasa’nın 127. maddesinde öngörülen yerel
yönetimlerin özerkliği ilkesi, yerinden yönetimin varlık
şartlarından olan mali özerkliği de kapsamaktadır. Mali özerklik kavramı ise
mahallî idarelerin mali kaynaklarının bir bölümünü yerel vergi ve harçlardan
oluşturmalarını, gelirlerini ve varlıklarını kendi amaçlarına uygun bir biçimde
kullanabilmelerini ve esnek bir bütçe sistemine sahip olmalarını ifade
etmektedir. Diğer bir deyişle mahallî idarelerin mali özerkliği, merkezî
yönetimin mal varlığından ayrı mal varlığı, bağımsız gelir kaynakları ve
bütçeleri olması esasına dayanır. Nitekim anılan maddenin altıncı fıkrasının
son cümlesinde de "Bu idarelere görevleri ile orantılı gelir kaynakları
sağlanır." hükmüne yer verilmek suretiyle mahallî idarelerin mali
özerkliği teminat altına alınmıştır.
43. Mahallî idarelerin o yöre halkının mahallî müşterek
nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş kamu tüzel kişileri olması
nedeniyle bunlara tanınan mali özerkliğin kapsamı da görevleri gereği yerine
getirmekle yükümlü oldukları mahallî hizmetlere tahsis edilmiş ayni ve nakdi
mal varlığı ile sınırlıdır. Bu çerçevede dava konusu kuralla görevleri gereği
yükümlü oldukları mahallî hizmetlerin yerine getirilmesiyle doğrudan bir ilgisi
bulunmayan ve personele tanınmış ayni imkân konumundaki kamu konutlarının
ekonomiye kazandırılmasının mahallî idarelerin mali özerkliğine bir müdahale
teşkil ettiği söylenemez. Kaldı ki 4706 sayılı Kanun’un 4. maddesinin yedinci
fıkrasında anılan kamu konutlarının satılması suretiyle elde edilen gelirin
ilgili idarenin bütçesine gelir olarak kaydedileceğinin belirtilmiş olması
karşısında kuralın mahallî idarelerin mal varlığında herhangi bir eksilmeye yol
açmadığı anlaşılmaktadır. Getirilen düzenlemenin sonucu, ayni mal varlığının
nakde dönüştürülmesinden ibaret bulunmaktadır.
44. Öte yandan yükseköğretim kurumları, Yükseköğretim Kurulu, Radyo
ve Televizyon Üst Kurulu, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu, Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve
kamu iktisadi teşebbüsleri hâricinde hizmet yerinden yönetim kuruluşlarını
genel olarak düzenleyen herhangi bir hükme Anayasa'da yer
verilmemiştir. Anayasa’da belirtilenler dışında kalan hizmet yerinden
yönetim kuruluşları, Anayasa'nın 123. maddesine dayanılarak kamu tüzel kişiliği
biçiminde kurulmaktadır. Kamu tüzel kişiliğinin haiz olunması, idari ve mali
özerkliğe sahip olmayı zorunlu kılmaktadır. Zira tüzel kişilik, özünde, merkezî
idareden bağımsız karar alabilmeyi gerektirmektedir. Ancak Anayasa'da, yerel
yerinden yönetim kuruluşları olan mahallî idarelerden farklı olarak hizmet
yerinden yönetim kuruluşlarının mali özerkliğinin ölçüsüyle ilgili herhangi bir
hüküm yer almamaktadır. Bu nedenle hizmet yerinden yönetim kuruluşlarına
tanınacak mali özerkliğin kapsamının belirlenmesi, kamu tüzel kişiliği
tanınmasının doğal sonucu olan iş ve işlemleri yapabilmesini sağlaması kaydıyla
kanun koyucunun takdirindedir.
45. Hizmet yerinden yönetim kuruluşlarının mali özerkliklerinin unsurları konusunda Anayasa'da açık bir kural yer almadığı gibi ilgili kanunlarda da her duruma uyan genel ve tek bir özerklik tanımlaması da bulunmamaktadır. Bu kurumların mali özerkliklerine yönelik düzenlemeler kanunlarda yer almaktadır.
46. Özerk kamu kurumlarının kuruluş ve
işleyişlerinin düzenlenmesi hususunda anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun
takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu bağlamda hizmet yerinden yönetim
kuruluşlarının mülkiyetinde veya tasarrufunda bulunan kamu konutlarının ekonomiye
kazandırılması hususu da kanun koyucunun
takdirinde olduğundan kamu konutlarının ekonomiye kazandırılmasını öngören
kuralın söz konusu kuruluşların
özerkliğini etkilemediği ve Anayasa'ya aykırı bir yönünün bulunmadığı açıktır.
Kaldı ki Kanun’un 4. maddesinin yedinci fıkrasında bu tür kuruluşların
mülkiyetinde veya tasarrufunda bulunan kamu konutlarının satışından elde edilen
gelirin de ilgili kuruluşların bütçelerine gelir olarak kaydedileceği hüküm
altına alınmıştır.
47. Diğer yandan kuralın, merkezî idare ile yerinden yönetim kuruluşları arasındaki ilişkileri ve merkezî idarenin bu kapsamda sahip olduğu yetkileri ifade eden idarenin bütünlüğü ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de merkezî idareye bu konuda herhangi bir yetki tanımayan ve birtakım istisnalar hâricinde gerek merkezî idarenin gerekse yerinden yönetim kuruluşlarının mülkiyetinde veya tasarrufunda bulunan kamu konutlarının ekonomiye kazandırılmasını öngören kuralın Anayasa’nın 123. maddesinde belirtilen idarenin bütünlüğü ilkesine bir aykırılık taşımadığı açıktır.
48. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 7., 123. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
49. Kuralın Anayasa’nın 6. ve 8. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
C. Kanun’un 71. Maddesiyle 4749 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 29. Maddenin İncelenmesi
1. İptal Taleplerinin Gerekçeleri
50. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla bütçenin gelir ve gider rakamlarıyla ilişkilendirilmeksizin yürütme organına ek borçlanma imkânının verildiği, yürütme organına ilave borçlanma yetkisinin ek bütçe kanunu ile tanınması gerektiği hâlde alelade bir kanunla verildiği, bu suretle bütçe disiplininin dışına çıkıldığı, hesap verilebilirliğin önlendiği, keyfî harcamaların teşvik edildiği ve Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olan bütçe hakkının TBMM’nin elinden alındığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 87., 161. ve 163. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
51. Dava konusu kural, 2017 yılı için net borç kullanımı tutarının -1/1/2017 tarihinden geçerli olmak üzere- Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu bakan (Bakan) ve Bakanlar Kurulu tarafından artırılan net borç kullanım tutarına otuz yedi milyar Türk lirasının ilave edilerek uygulanmasını öngörmektedir.
52. Anayasa'nın 87. maddesinde TBMM'nin görev ve yetkileri kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak yanında bütçe kanun tasarısını görüşmek ve kabul etmek olarak belirtilmiştir.
53. Anayasa'nın 88. ve 89. maddelerinde de kanun tasarı ve tekliflerinin TBMM'ce görüşülme usul ve esasları ile yayımlanması düzenlenirken bütçe kanun tasarılarının görüşülme usul ve esasları 162. maddede ayrıca belirtilmiştir. Bu maddeye göre bütçe kanun tasarılarının görüşülmesinde ayrı bir yöntem kabul edilmiş, TBMM Genel Kurulunda üyelerin gider artırıcı veya gelir azaltıcı tekliflerde bulunmaları önlenmiştir. Anayasa'nın 89. maddesinde de Cumhurbaşkanına bütçe kanunlarını bir daha görüşülmek üzere TBMM'ye geri gönderme yetkisi tanınmamıştır.
54. Öte yandan Anayasa'nın 161. maddesinde bütçe kanununa bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağı ifade edilmiştir. Bütçe ile ilgili hüküm kavramı, mali nitelikteki hükümleri değil kanun konusu olabilecek bir kuralı kapsamaması koşuluyla bütçenin uygulanması ile ilgili, uygulamayı kolaylaştırıcı ve açıklayıcı nitelikte hükümleri ifade etmektedir. Anayasa’nın 161. maddesinin getiriliş amacı bütçe kanunlarında yıllık bütçe kavramı dışındaki konulara yer vermemek, böylece bütçe kanunlarını ilgisiz kurallardan uzak tutarak kendi yapısı içinde bütünleştirmektir.
55. Anayasa'nın 163. maddesinde ise merkezî yönetim bütçesiyle verilen ödeneğin harcanabilecek miktarın sınırını gösterdiği, harcanabilecek miktar sınırının Bakanlar Kurulu kararıyla aşılabileceğine dair bütçelere hüküm konulamayacağı belirtilmiş ve Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname ile bütçede değişiklik yapmak yetkisi verilemeyeceği kurala bağlanmıştır.
56. Bütçe kanunlarıyla diğer kanunlar arasında yapılan bu ayrım karşısında herhangi bir kanun ile düzenlenmesi gereken bir konunun bütçe kanunu ile düzenlenmesine veya herhangi bir kanunda yer alan hükmün bütçe kanunları ile değiştirilmesine ve kaldırılmasına imkân bulunmamaktadır.
57. 4749 sayılı Kanun’un 3. maddesinde, yıl içinde yapılan iç ve dış borçlanmalardan yıl içinde vadesi gelen anapara ödemelerinin düşülmesi ile elde edilen tutar olarak tanımlanan net borç kullanımının limiti anılan Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasında hükme bağlanmıştır. Buna göre yılı bütçe kanununda belirtilen başlangıç ödenekleri toplamı ile tahmin edilen gelirler arasındaki fark miktarı kadar net borç kullanımı yapılabilmektedir.
58. Söz konusu maddenin ikinci fıkrası uyarınca da bu limitin yıl içinde en fazla yüzde beş oranında Bakan kararıyla artırılabilmesi mümkündür. Bu miktarın da yeterli olmadığı durumlarda, ilave yüzde beş oranında bir tutar, ancak Hazine Müsteşarlığının görüşü ve Bakanın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile artırılabilmektedir.
59. Dava konusu kural, yalnızca 2017 yılı için ve 1/1/2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 5. maddenin ikinci fıkrası uyarınca Bakan ve Bakanlar Kurulu kararı ile artırılmış olan net borç kullanımı tutarına otuz yedi milyar Türk lirası ilave edilmesini öngörmek suretiyle net borç kullanımı limitini artırmaktadır.
60. Net borç kullanımı limiti, o yılki bütçe kanununda yer alan başlangıç ödenekleri ile tahmin edilen gelirlere göre belirlenmekle beraber doğrudan bütçe kanununda yer alan bir husus değildir. Nitekim anılan limitin o yılki bütçe kanununa göre belirleneceği, genel ve sürekli nitelikte olan 4749 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrası hükmünün gereğidir.
61. Anayasa koyucu bütçe kanunlarında yer alamayacak
hususları belirtmiş olup bir kuralın uygulanması sonucu gelir elde edilecek ya
da harcama yapılacak olması o kuralın bütçe kanunu kapsamında yer alması
zorunluluğunu doğurmamaktadır. Bu çerçevede net borç kullanımı limitinin
yeniden belirlenmesine ilişkin kuralların kanun konusu yapılabilmesine bir
engel bulunmamaktadır. Bütçe kanunlarında o yıla ait başlangıç ödenek
miktarları ile tahmin edilen gelirler düzenlenmekle birlikte, gelir elde
edilmesi sonucunu doğurduğu gerekçesiyle net borç kullanımı limitinin
belirlenmesine ilişkin genel ve soyut nitelikteki kuralların bütçe kanununda
yer alması zorunlu değildir. Bu itibarla 2017 yılı için geçerli olmak üzere net
borç kullanımı tutarının artırılmasını öngören kuralın Anayasa'nın bütçe ile
ilgili kurallarına aykırılığından söz edilemez.
62. Diğer yandan kamu idareleri tarafından yapılan her türlü iç ve dış borçlanma, 3/12/2010 tarihli ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi uyarınca Sayıştay denetimine tabi olup kuralla bu konuda herhangi bir değişikliğe gidilmediğinden kuralın hesap verilebilirliği önlediği ve keyfî harcamaları teşvik ettiği de söylenemez.
63. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 87., 161. ve 163. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
64. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararlar doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A. 47. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı
Maden Kanunu’nun 9. maddesine eklenen fıkralara,
B. 58. maddesiyle 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 4. maddesine eklenen beşinci fıkraya,
C. 71. maddesiyle 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a eklenen geçici 29. maddeye,
yönelik iptal talepleri, 5/7/2018 tarihli, E.2018/7, K.2018/80 sayılı kararla reddedildiğinden bu madde ve fıkralara ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, 5/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
A. 47. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı
Maden Kanunu’nun 9. maddesine eklenen fıkraların,
B. 58. maddesiyle 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 4. maddesine eklenen beşinci fıkranın,
C. 71. maddesiyle 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a eklenen geçici 29. maddenin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, 5/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin
GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki
HAKYEMEZ
Anayasa Mahkemesi, E. 2018/7, K. 2018/80, 5 Temmuz 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası