İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2018/7 K.2018/80

üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 127 milletvekili

Esas2018/7Karar2018/80Tarih5 Temmuz 2018Okuma37 dk · 7.339 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
5 Temmuz 2018
Esas Sayısı
2018/7
Karar Sayısı
2018/80
R.G. Tarih – Sayı
6/10/2018 – 30557
İptal davasını açan
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.339 kelime·37 dk okuma·14 bölüm

üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 127 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU

28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 47. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı

Maden Kanunu’nun 9. maddesine eklenen fıkraların,

B. 58. maddesiyle 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 4. maddesine eklenen beşinci fıkranın,

C. 71. maddesiyle 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a eklenen geçici 29. maddenin,

Anayasa’nın 2., 5., 6., 7., 8., 56., 87., 123., 127., 161., 163. ve 169. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ

A. İptali İstenen Kanun Hükümleri

İptali talep edilen kuralların yer aldığı 7061 sayılı Kanun’un;

1. 47. maddesiyle değişiklik yapılan 3213 sayılı Kanun’un 9. maddesi şöyledir:

“Maden teşvik tedbirleri:

Madde 9 - (Değişik: 26/5/2004 – 5177/4 md.)

(Değişik birinci fıkra: 10/6/2010-5995/4 md.) Madencilik faaliyetleri Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen teşviklerden yararlandırılır. Ancak hazır beton, asfalt ve yapı elemanları üretim tesisleri, imalat sanayi sektörü dışında madencilik faaliyeti kapsamında değerlendirilmez.

Ürettiği madeni yurt içinde ve kendi tesisinde işleyip ek katma değer sağlayanlardan, bu tesislerde üretimde değerlendirilen maden miktarı için Devlet hakkının % 50'si alınmaz. (Ek cümle: 29/12/2005-5446/1 md.; Değişik ikinci cümle: 4/2/2015-6592/5 md.) Bu hüküm I. Grup madenler, II. Grup (a) ve (c) bendi madenler ve mıcır ile kaba inşaat, baraj, gölet, liman, yol ve benzeri yapılarda kullanılan her türlü yapı hammaddesi için uygulanmaz.

(Mülga üçüncü fıkra: 29/12/2005-5446/1 md.)

(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/47 md.) Bu Kanunun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında ihale edilecek II. Grup (c) bendi ve IV. Grup maden sahaları, 47 nci maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında ihtisaslaşmış Devlet kuruluşları ile bunların bağlı ortaklıklarına devredilen maden sahaları, bu kuruluşlar ve bunların bağlı ortaklıkları ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından ihale edilecek maden sahaları için işletme izni düzenlendiği tarihten başlamak üzere, ilk on yıl süreyle 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında ağaçlandırma bedeli hariç herhangi bir bedel alınmaz.

(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/47 md.) IV. Grup işletme izinli maden ruhsat sahalarının cinsi, rezervi, bulunduğu bölge, tenörü, istihdamı, yatırım ve ülke ihtiyaçları dikkate alınarak ara ve uç ürün üretmek şartıyla, bu ruhsatlardan işletme izni düzenlendiği tarihten başlamak üzere, on yıl süreyle 6831 sayılı Kanun kapsamında ağaçlandırma bedeli hariç diğer bedellerin alınıp alınmayacağını belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.

(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/47 md.) Bu maddenin dördüncü ve beşinci fıkraları kapsamı dışındaki sahalardan işletme izni düzenlendiği tarihten başlamak üzere ilk on yıl süreyle 6831 sayılı Kanuna göre alınan arazi izin bedelinin %50’si alınır. Alınan arazi izin bedelinde her yıl 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca belirlenen yeniden değerleme oranı nispeti artışı dışında başkaca bir artış yapılmaz.”

2. 58. maddesiyle değişiklik yapılan 4706 sayılı Kanun’un 4. maddesi şöyledir:

“Doğrudan satış

Madde 4 – Hazineye ait taşınmaz mallar;

…

(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) Savunma, güvenlik,

adalet ve istihbarat hizmetlerini yürüten personel tarafından kullanılanlar

hariç olmak üzere, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin, döner

sermayelerin, fonların, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları hariç özel

kanunla kurulmuş diğer kamu idarelerinin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve

bunların bağlı ortaklıkları ile müesseselerinin ve sermayesinin yüzde

ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklar ve şirketlerin mülkiyetinde

veya tasarrufunda bulunan kamu konutları ekonomiye kazandırılır. Buna ilişkin

her türlü iş ve işlemin yürütülmesinde mahalli idarelere ait konutlar için

ilgili idareler, diğerleri için Bakanlık yetkilidir.

(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) Savunma, güvenlik, adalet ve istihbarat hizmetlerini yürüten personel tarafından kullanılan kamu konutlarının beşinci fıkraya göre değerlendirilmek suretiyle ekonomiye kazandırılmasına ilgili bakanlıkların uygun görüşü alınmak şartıyla Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu yetkilidir.

(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) Kat mülkiyeti

kurulan kamu konutları bağımsız bölümler halinde, üzerinde kat mülkiyeti

kurulmamış kamu konutu bulunan taşınmazlar ise üzerindeki yapılarla birlikte

bir bütün olarak, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununda yer alan hükümler

çerçevesinde ihale yoluyla satılır. Taşınmazların satışından elde edilen

gelirler, genel bütçeli idarelerde ilgili idarenin merkez muhasebe birimi

hesaplarına aktarılır ve özel gelir kaydedilir. Özel gelir kaydedilen bu tutar

karşılığında idarenin yatırım bütçesine öncelikle personelinin konut ihtiyacını

karşılamak amacıyla ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir. Özel bütçeli

idarelerde bu gelirler muhasebe birimi hesaplarına aktarılır ve bütçelerine

gelir olarak kaydedilir. İdareler bu gelirleri öncelikle personelinin konut

ihtiyacını karşılamak amacıyla ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde ödenek

eklemek suretiyle kullanır. Diğer kamu idarelerinde ise, elde edilen gelirler

kendi mevzuatına göre muhasebe birimi hesaplarına aktarılarak bütçelerine gelir

olarak kaydedilir ve ilgili mevzuatına göre öncelikle personelinin konut

ihtiyacını karşılamak amacıyla kullanılır. Değerlendirme işlemleri sırasında

taşınmazlar için yapılan masraflar aktarılacak gelirlerden düşülür.

(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) İhale yapıldığı tarihte görev, sıra ve hizmet tahsisli ve kat mülkiyeti kurulan kamu konutlarında oturanlar, ikamet ettikleri kamu konutunu öncelikli olarak satın alma hakkına sahiptirler. İhale bedeli öncelikli alım hakkı sahibi tarafından peşin veya dört yıla kadar kanuni faizi ile birlikte taksitli olarak ödenebilir, peşin olarak ödenmesi halinde yüzde on indirim uygulanır.

(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) Yapılan ihale

sonucunda oluşan ihale bedeli, öncelikli satın alma hakkı bulunanlara tebliğ

edilir. Öncelikli alım hakkı sahibinin, içerisinde oturduğu kamu konutunu bu

bedeli üzerinden satın almak istemesi ve tebligattan itibaren onbeş gün

içerisinde ihale bedelini peşin ödemesi veya peşinatı ödeyerek taksitli satış

sözleşmesi düzenlemesi halinde bu durum, en yüksek teklif veren istekliye

bildirilir. Ancak, öncelikli satın alma hakkı sahibinin aynı süre içerisinde

kamu konutunu satın almak istemediğini bildirmesi, bu süre içerisinde herhangi

bir bildirimde bulunmaması ya da yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde,

en yüksek teklif veren istekliye tebligat gönderilerek ihale bedelini peşin

veya taksitle ödemesi gerektiği bildirilir. Bu durumda kamu konutunda oturana

tebligat yapılarak konutu iki ay içerisinde tahliye etmesi istenir ve konutun

tahliyesi sağlanır.

(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) Kamu konutlarının ekonomiye kazandırılmasına ilişkin işlemlerde ilgili kurum ve kuruluşlar; Bakanlık tarafından istenen her türlü bilgi ve belgeyi vermeye, yapılacak işlemleri kolaylaştırıcı her türlü tedbiri almaya ve Bakanlık tarafından yapılması istenilecek iş ve işlemleri yapmaya yükümlüdür.

(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) Kamu konutlarının ekonomiye kazandırılmasında uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye mahalli idarelere ait konutlar için ilgili idareler, diğerleri için Bakanlık yetkilidir.

(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) 26/4/2012 tarihi itibarıyla

belediye ve mücavir alan sınırları içinde yer alan ve imar planı bulunmayan

veya imar planında tarımsal amaca ayrılan Hazineye ait tarım arazilerini

30/3/2014 tarihi itibarıyla en az üç yıldan beri tarımsal amaçla kiralayan ve

kira sözleşmesi halen devam eden kiracıları veya bu arazileri aynı süreyle

tarımsal amaçla kullanan ve kullanımlarının halen devam ettiği belirlenen

kullanıcıları ya da paydaşlarından; bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten

itibaren bir yıl içerisinde bu arazileri doğrudan satın almak için başvuruda

bulunan ve tespit ve tebliğ edilen rayiç bedeli itiraz ve dava konusu

etmeksizin kabul edenler bu fıkraya göre hak sahibi sayılır. Tarımsal amaçlı

yapılar ile esaslı unsuru tarımsal faaliyet olması koşuluyla üzerinde sürekli

ikamet amacıyla konut bulunan tarım arazileri de bu fıkra kapsamında

değerlendirilir. Bu araziler rayiç bedelin tamamı üzerinden doğrudan satılır.

Rayiç bedelin taksitle ödenmesi halinde, bu bedelin yüzde yirmisi, yapılan

yazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde, kalanı ise en fazla

beş yılda on eşit taksitte kanunî faizi ile birlikte ödenir. Satılan tarım

arazilerinin satış tarihinden itibaren yirmi yıl içerisinde imar planında tarım

dışı amaca ayrılması halinde, güncel rayiç bedeli ile satış tarihinden itibaren

Yİ-ÜFE (bir önceki yılın aynı ayına göre değişim) oranında artırılarak

güncellenen rayiç bedeli arasındaki fark, bu fıkradaki hükümlere göre en son

kayıt malikinden tahsil edilir, bu hususta tapu kütüğüne gerekli belirtme

yapılır. Hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin olarak bu fıkrada

hüküm olmayan hallerde; ecrimisil ve kira bedellerinin mahsubuna ilişkin

hükümleri hariç olmak üzere, 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman

Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları

Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin

Satışı Hakkında Kanunun Hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin

hükümleri kıyasen uygulanır.

(Ek fıkra: 28/11/2017-7061/58 md.) Kamu konutlarının ve Hazineye ait tarım arazilerinin satışından elde edilen gelirler hakkında 5 inci maddenin beşinci fıkrası hükmü uygulanmaz.”

3. 71. maddesiyle 4749 sayılı Kanun’a eklenen geçici 29. madde şöyledir:

“Geçici Madde 29 – (Ek: 28/11/2017-7061/71 md.)

5 inci maddede düzenlenen net borç kullanımı tutarı 2017 yılı için, 1/1/2017 tarihinden geçerli olmak üzere, Bakan ve Bakanlar Kurulu tarafından artırılan net borç kullanım tutarına otuz yedi milyar Türk lirası ilave edilerek uygulanır.”

B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri

1. 3213 sayılı Kanun’un ilgili görülen 3., 30. ve 47. maddeleri şöyledir:

“Tanımlar :

Madde 3 – (Değişik: 26/5/2004 – 5177/2 md.)

Kanunda geçen deyimler aşağıda açıklanmıştır:

…

İhtisaslaşmış Devlet Kuruluşu: Maden İşleri Genel Müdürlüğü, MTA Genel Müdürlüğü, TKİ Kurumu Genel Müdürlüğü, TTK Genel Müdürlüğü, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü, EİE İdaresi Genel Müdürlüğü, DSİ Genel Müdürlüğü, Sanayi ve Ticaret, Tarım ve Köyişleri, Çevre ve Orman bakanlıklarına bağlı kuruluşlar, Karayolları Genel Müdürlüğü ve Elektrik Üretim A.Ş. gibi madencilik faaliyetleri ile ilgili konularda ihtisas sahibi Devlet kuruluşları.

…”

“İhale:

Madde 30 – (Değişik: 4/2/2015-6592/15 md.)

Herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksir edilmiş alanlar ile II. Grup (b) bendi ve IV. Grup madenler dışındaki yeni alanlar ihale yolu ile ruhsatlandırılır. İhale ilanı Resmî Gazete’de yayımlanır.

İhale bedeli işletme ruhsat taban bedelinden az olamaz.

Maden ruhsat sahasının cinsi, rezervi, bulunduğu bölge, tenörü, istihdam, yatırım, ülke ihtiyaçları ve benzeri hususlar dikkate alınarak şartnamelerde açıkça belirtmek kaydıyla ara ve uç ürün üretme şartını içeren ihaleler yapılabilir. Bu ihalelerde rezervin özellikleri dikkate alınarak ihaleye katılma şartları, taban ihale bedeli, ihale bedelini ödeme şekli ve süresi, üretim süreleri veya tesislerin yatırım süreleri ve diğer hususlar şartnameler ile belirlenebilir.

Ruhsat sahaları arasında tek başına madencilik yapılamayacak büyüklükteki alanlara ruhsat verilmez. Bu alanlar bitişik ruhsat sahipleri arasında ihale edilir. İhalelik durumda olan ve madencilik yapılabilmesi için uygun büyüklükte olmayan sahalar, çevresindeki ruhsatsız alanlar veya diğer ihalelik sahalarla birleştirilerek ihale edilir.

Havza madenciliğini geliştirmek ve jeolojik yapıyı aydınlatmak amacıyla yeni oluşturulan alanlar ile herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksir edilmiş sahalar, alan sınırlamasına bakılmaksızın birleştirilerek ihale edilebilir. Bu şekilde ihale edilen sahaların ruhsatlandırılmasında 16 ncı maddedeki alan sınırlaması aranmaz.

Mülga 6309 sayılı Maden Kanunu hükümleri uyarınca verilmiş olan ve bu Kanuna göre ruhsat hukuku devam eden çakışmalı işletme ruhsat sahalarında yeni bir maden bulunması hâlinde, çakışmalı alandaki maden hakkı bu ruhsat sahipleri arasında ihale edilerek ruhsatlandırılır.

Sahaların ihalesinden elde edilen gelirler genel bütçeye gelir kaydedilir. Bu Kanun kapsamındaki iş ve işlemler için ihtiyaç duyulan ödenekler Bakanlık bütçesinde öngörülür.

(Ek fıkra: 21/3/2018-7103/32 md.) Bu madde kapsamında bir sahanın ihalesinin iki defa yapılmasına rağmen sahaya müracaat olmaması durumunda sahanın aramalara açık hale geleceği Genel Müdürlükçe ilan edilir. İlan edilen sahaya bir aylık sürede müracaat olması durumunda belirlenen ihale taban bedeli üzerinden ruhsatlandırılır. Müracaatın birden fazla olması durumunda müracaat edenler arasında yeniden ihale edilir.”

“Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü hizmetleri ile ilgili haklar:

Madde 47 – ( Değişik:26/5/2004 – 5177/21 md.)

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü herhangi bir ruhsat veya izne gerek kalmadan, madencilik yapılabilecek bütün sahalarda, Kurumun yürüttüğü bir projeye bağlı olarak arama faaliyetlerinde bulunabilir. Üçüncü kişilere ait ruhsatlı alanlarda yaptıkları arama faaliyetleri sonucunda bulduğu aynı grup madenler ile ilgili hiçbir hak talebinde bulunamaz. Bu alanlar içinde arama ruhsatını aldığı diğer grup madenler, ruhsat süresi sonunda Genel Müdürlük tarafından 30 uncu madde hükümlerine göre ihale edilir. İşletme izin sınırları içerisindeki arama faaliyetleri ruhsat sahibinden izin alınarak yapılır.

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, ruhsatlı alanlarda yaptığı çalışmalar sonucu elde ettiği bilgi ve belgeleri, bir rapor halinde Genel Müdürlüğe ve talebi halinde ruhsat sahibine verebilir.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/6/2007-5686/18 md.) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlü-ğü bu Kanun hükümlerine göre arama ruhsatı alarak bulduğu madenler için 15 inci maddeye göre buluculuk hakkını kazanır. Arama ruhsat süresi sonuna kadar Genel Müdürlüğe devredilen bu ruhsatlar 30 uncu madde hükümlerine göre ihale edilir. İhale sonucu elde edilen gelirin %50’si MTA’ya kaynak geliri olarak aktarılır.

(Ek fıkra: 10/6/2010-5995/16 md.; Değişik dördüncü fıkra: 18/5/2017-7020/11 md.) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından buluculuk hakkı kazanılan maden ruhsat sahaları, bedeli karşılığında ihtisaslaşmış Devlet kuruluşları ile bunların bağlı ortaklıklarına Bakan onayı ile devredilebilir. Devir aşamasında bu Kanunun 17 nci maddesinde belirtilen süreler bu kararların uygulanması esnasında aranmaz. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, Kanunun 17 nci maddesinde belirtilen arama dönemi faaliyet raporları yerine kaynak/rezerv raporu verir.

(Ek fıkra: 10/6/2010-5995/16 md.) Bakanlık tarafından, ruhsat müracaatlarına kapatılan alanlar ile havza ve kuşak madenciliğini geliştirmek ve jeolojik yapıyı aydınlatmak için herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksir edilmiş alanlarda, Bakanlıkça da gerekli görüldüğü takdirde Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğüne arama faaliyeti yaptırılmak gayesiyle ruhsat verilir. İşletilebilecek maden varlığının belirlenmesi halinde, bu alanlardan ruhsat müracaatına kapatılan alanlardaki madenlerin işletilmesi için Bakanlar Kurulu kararı, diğer alanlar için ise bu madde ve 30 uncu madde hükümlerine göre Genel Müdürlük tarafından ihale edilir.

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından arama ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak üzere memuriyet mahalli dışında görevlendirilen personele Harcırah Kanununun 50 nci maddesi ile ilişkilendirilmeksizin, her yıl Bütçe Kanunu ile belirlenen gündelik harcırah miktarının iki katı tutarında, Harcırah Kanunu hükümlerine göre gündelik ödenir. Bu şekilde görevlendirilen personele Harcırah Kanununun 50 nci maddesine göre ayrıca bir ödeme yapılmaz. Yapılacak söz konusu ödeme tutarının yarısı, Kurumun ücretli işlerinden sağladığı gelirlerden karşılanır. (Ek cümle: 10/6/2010-5995/16 md.; Mülga son cümle: 4/2/2015-6592/25 md.)”

2. 4749 sayılı Kanun’un ilgili görülen 5. maddesi şöyledir:

“Borçlanma, ikraz ve garanti limiti

Madde 5 - Malî yıl içinde 1 inci Maddede belirtilen ilkeler ve malî sürdürülebilirlik de dikkate alınarak yılı bütçe kanununda belirtilen başlangıç ödenekleri toplamı ile tahmin edilen gelirler arasındaki fark miktarı kadar net borç kullanımı yapılabilir.

(Değişik ikinci fıkra: 16/7/2008-5787/3 md.) Borçlanma limiti değiştirilemez. Ancak borç yönetiminin ihtiyaçları ve gelişimi dikkate alınarak, bu limit yıl içinde en fazla yüzde beş oranında artırılabilir. Bu miktarın da yeterli olmadığı durumlarda, ilave yüzde beş oranında bir tutar, ancak Müsteşarlığın görüşü ve Bakanın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile artırılabilir. Bütçenin denk olması durumunda da borçlanma, anapara ödemesinin en fazla yüzde beşine kadar artırılabilir.

Vadesinde nakden ödenenler hariç, çeşitli kanunlara dayanılarak ikrazen ihraç olunan özel tertip Devlet iç borçlanma senetleri bu limitin hesaplanmasında dikkate alınmaz. Malî yıl içerisinde ikrazen ihraç edilecek özel tertip Devlet iç borçlanma senetlerinin limiti her yıl bütçe kanunlarıyla belirlenir.

(Değişik son fıkra: 16/7/2008-5787/3 md.) Mali yıl içinde sağlanacak garantili imkân ve dış borcun ikrazı limiti, yılı bütçe kanunuyla belirlenir.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 1/2/2018 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Volkan HAS tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Kanun’un 47. Maddesiyle 3213 Sayılı Kanun’un 9. Maddesine Eklenen Fıkraların İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

3. Dava konusu kurallar, devlet ormanlarında gerçekleştirilecek madencilik faaliyetleri yönünden birtakım teşvik hükümleri öngörmekte ya da teşvik niteliğinde karar alınması konusunda Bakanlar Kuruluna yetki tanımaktadır.

4. Bu kapsamda düzenlenen teşviklerden ilki, dava konusu dördüncü fıkradır. Kural; 3213 sayılı Kanun’un 30. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında ihale edilecek II. Grup (c) bendi ve IV. Grup maden sahaları, 47. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında ihtisaslaşmış devlet kuruluşları ile bunların bağlı ortaklıklarına devredilen maden sahaları, bu kuruluşlar ve bunların bağlı ortaklıkları ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından ihale edilecek maden sahaları için işletme izninin düzenlendiği tarihten başlamak üzere ilk on yıl süreyle 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında ağaçlandırma bedeli hariç herhangi bir bedelin alınmayacağını öngörmektedir.

5. Devlet ormanlarında gerçekleştirilen madencilik faaliyeti nedeniyle 6831 sayılı Kanun uyarınca alınması gerekli bedeller, 6831 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkarılmış Orman Kanununun 16 ncı Maddesinin Uygulama Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) 8. ve 20. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda alınan bedeller ağaçlandırma bedeli, arazi izin bedeli ve ön izin bedelinden ibarettir.

6. 3213 sayılı Kanun’un 30. maddesinin üçüncü fıkrasında maden ruhsat sahasının cinsi, rezervi, bulunduğu bölge, tenörü, istihdam, yatırım, ülke ihtiyaçları ve benzeri hususlar dikkate alınarak şartnamelerde açıkça belirtilmek kaydıyla ara ve uç ürün üretme şartını içeren ihalelerin yapılabileceği hükme bağlanmış olup 47. maddesinin dördüncü fıkrasında da Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından buluculuk hakkı kazanılan maden ruhsat sahalarının -bedeli karşılığında- ihtisaslaşmış devlet kuruluşları ile bunların bağlı ortaklıklarına Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanının onayı ile devredilebileceği öngörülmüştür.

7. Kanun’un 3. maddesinde; ihtisaslaşmış devlet kuruluşu olarak Maden İşleri, Maden Tetkik ve Arama, Türkiye Kömür İşletmeleri, Türkiye Taşkömürü, Eti Maden İşletmeleri, Elektrik İşleri Etüt İdaresi, Devlet Su İşleri ile Karayolları Genel Müdürlükleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji; Gıda, Tarım ve Hayvancılık ile Orman ve Su İşleri bakanlıklarına bağlı kuruluşlar ve Elektrik Üretim A.Ş. gibi madencilik faaliyetleri ile ilgili konularda ihtisas sahibi devlet kuruluşlarının ifade edildiği açıklanmıştır.

8. Bu itibarla işletme hakkının ara ve uç ürün üretme şartını

içeren ihalelerle kazanıldığı II. Grup (c) bendi ve IV. Grup maden

sahaları, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından buluculuk hakkı

kazanılan ve ihtisaslaşmış devlet kuruluşları ile bunların bağlı ortaklıklarına

devredilen maden sahaları ile ihtisaslaşmış devlet kuruluşları ve bunların

bağlı ortaklıkları ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından ihale

edilecek maden sahaları için işletme izninin düzenlendiği tarihten başlamak

üzere ilk on yıl süreyle 6831 sayılı Kanun kapsamında alınan bedellerden

ağaçlandırma bedeli haricindeki hiçbiri alınmayacaktır. Bu çerçevede

alınmayacak bedeller, arazi izin bedeli ile ön izin bedelidir.

9. Dava konusu beşinci fıkrada devlet ormanlarında gerçekleştirilen madencilik faaliyetleriyle ve belirli bir grup maden sahalarıyla sınırlı olarak teşvik öngörüp öngörmeme konusunda Bakanlar Kuruluna yetki tanınmıştır. Kural uyarınca IV. Grup işletme izinli maden ruhsat sahalarının cinsi, rezervi, bulunduğu bölge, tenörü, istihdamı, yatırım ve ülke ihtiyaçları dikkate alınarak ara ve uç ürün üretmek şartıyla, bu ruhsatlardan işletme izni düzenlendiği tarihten başlamak üzere, on yıl süreyle 6831 sayılı Kanun kapsamında ağaçlandırma bedeli hariç diğer bedellerin alınıp alınmayacağını belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.

10. Dava konusu altıncı fıkra ise dördüncü ve beşinci fıkralar kapsamı dışındaki sahalardan işletme izni düzenlendiği tarihten başlamak üzere ilk on yıl süreyle 6831 sayılı Kanun’a göre alınan arazi izin bedelinin %50’sinin alınacağını ve alınan arazi izin bedelinde her yıl 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca belirlenen yeniden değerleme oranı nispeti artışı dışında başkaca bir artış yapılmayacağını hükme bağlamaktadır.

2. İptal Talebinin Gerekçesi

11. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallarla ormanlarda

gerçekleştirilen madencilik faaliyetleri nedeniyle kamu idarelerine ödenmesi

gereken birtakım bedellerin alınmasından vazgeçildiği veya daha az bedel

alınmasının öngörüldüğü, bu durumun devletin temel amaç ve görevlerine aykırı

olarak ormanların hızla azalmasına ve çevrenin kirlenmesine yol açacağı,

ormanlardaki madencilik faaliyetleri nedeniyle herhangi bir bedelin

alınmamasının ya da alınan tutarların azaltılmasının izne konu alana karşılık gelen

ormanlık alanın mali kaynak yokluğu nedeniyle yetiştirilememesine neden

olacağı, bu nedenlerle ormanlarda madencilik faaliyetinin teşvik edilmesinde

kamu yararının bulunmadığı, dava konusu kurallarla sınırları tam olarak

çizilmeyen belirsiz bir alanda yürütme organına uygulama yetkisi verildiği, bu

durumun hukuk devletinin gereği olan belirlilik ilkesiyle bağdaşmadığı

belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 5., 56. ve 169. maddelerine aykırı

olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

12. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel

ilkelerinden biri belirliliktir. Anılan ilke bireylerin hukuk

kurallarını önceden bilmeleri, tutum ve davranışlarını bu kurallara göre

güvenle belirleyebilmeleri anlamını taşımaktadır. Belirlilik ilkesi yalnızca

yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir.

Bir başka deyişle hukuk kurallarının belirliliğinin sağlanması yalnızca kanunla

düzenleme yapılması anlamına gelmemektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir,

bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması

koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki

belirlilik sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk

normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde

öngörülebilir olmasıdır.

13. Hukuk devleti ilkesi gereğince yasama işlemlerinin kişisel

yararları değil kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması gerekir. Bir

kuralın Anayasa'ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda

Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, kuralın kamu yararı amacıyla yapılıp

yapılmadığını araştırmakla sınırlıdır. Anayasa'nın çeşitli hükümlerinde yer

alan kamu yararı kavramının Anayasa'da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa

Mahkemesinin kimi kararlarında da belirtildiği gibi kamu yararı bireysel, özel

çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Bu saptamanın doğal

sonucu olarak da kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için

veya yalnız belli kişilerin yararına olarak kural konulamaz. Böyle bir durumun

açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kural,

Anayasa'nın 2. maddesine aykırı düşer ve kuralın iptali gerekir. Açıklanan

ayrık hâl dışında bir kuralın ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı bir

siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde bulunduğundan yalnızca

bu nedenle kamu yararı değerlendirmesi yapmak ve bu doğrultuda dava konusu

kuralile kamu yararının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini denetlemek anayasa yargısıyla

bağdaşmaz.

14. Anayasa’nın 5. maddesine göre “…kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; … insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak…” devletin temel amaç ve görevlerindendir. Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir; çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.

15. Anayasanın 169. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü

fıkralarında “Devlet, ormanların korunması ve sahalarının

genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan

ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve

hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir./ Devlet

ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe

yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu

yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz./Ormanlara zarar verebilecek hiçbir

faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan

siyasî propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af

çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen

suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.” denilmektedir.

16. Anayasa'nın anılan maddesinin birinci fıkrasında, devlete

ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunların

çıkarılması görevi verilmiştir. Keza maddenin üçüncü fıkrasında, ormanlara

zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği hükme

bağlanmıştır. Ayrıca söz konusu maddenin ikinci fıkrasında, kamu yararının

bulunması hâlinde devlet ormanlarının irtifak hakkına konu olabileceği

belirtilmektedir. Buna göre devlet ormanlarının irtifak hakkına konu olması

için kamu yararının bulunması zorunludur. Anayasa, devlet ormanları üzerinde

özel mülkiyete izin vermemekte; sadece kamu yararının bulunması hâlinde irtifak

hakkı tesis edilmesine olanak tanımaktadır. Önemli olan husus, bu hizmetlere

ilişkin bina ve tesislerin devlet ormanları üzerinde bulunması veya

yapılmasındaki kamu yararının orman arazisinin bu hizmetlere tahsisini zorunlu

hâle getirmesidir. Bu kapsamda kamu yararının zorunlu kıldığı hâllerin talep edilen

faaliyetin orman ekolojik sistemi dışında gerçekleştirilmesi imkânı bulunup

bulunmadığı hususu gözetilmek suretiyle belirlenmesi gerekir.

17. Dava konusu kurallar, işletilen maden sahasının bulunduğu grubu, maden sahasını işleteni veya ihale eden kurum ve kuruluşları gözeterek devlet ormanlarındaki madencilik faaliyetleri nedeniyle alınan bazı bedeller yönünden muafiyet veya indirim öngörmekte ya da muafiyet tanınması konusunda Bakanlar Kuruluna yetki vermektedir.

18. Anayasa'da öngörülen ilke ve kurallara uyulmak kaydıyla madencilik faaliyetlerinin yaygınlaştırılması ve gelişmesi amacıyla birtakım teşvikler öngörüp öngörmeme, öngörülen teşviklerin kapsam ve niteliğini belirleme kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Bu konuda yapılacak düzenlemelerle kamu yararının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini veya hangi ölçüde gerçekleşeceğini denetlemek ise yerindelik denetimi kapsamında olup anayasa yargısının denetiminin konusu dışında kalır.

19. Dava konusu kuralların amacının madde gerekçesinde “Madde ile, 3213 sayılı Maden Kanununun 9 uncu maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle söz konusu işlemler için işletme ruhsatı düzenlendiği tarihten başlamak üzere ilk on yıl süreyle 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında herhangi bir bedel alınmaması öngörülmek suretiyle, bu türden sahaların ihalesinin ve yatırımlarının cazip hale getirilmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesi amaçlanmaktadır.” şeklinde ifade edilmesi karşısında kurallarla kamu yararı dışında özel bir amaç güdüldüğü söylenemez.

20. Diğer yandan Bakanlar Kuruluna teşvik niteliğinde karar alma

konusunda takdir yetkisinin tanındığı dava konusu beşinci fıkrada; Bakanlar

Kurulunca teşvik öngörülebilecek maden sahalarının yalnızca ara ve uç ürün

üreten IV. Grup işletme izinli maden ruhsat sahaları, tanınabilecek teşviğin

kapsamının ağaçlandırma bedeli hâricindeki 6831 sayılı Kanun uyarınca alınan

bedeller, teşvik süresinin de on yıl olduğu ve teşvik hükümlerinin uygulanacağı

maden sahaları belirlenirken işletme izinli maden ruhsat sahalarının cinsinin, rezervinin,

bulunduğu bölgenin, tenörünün, istihdamın, yatırımın ve ülke ihtiyaçlarının

dikkate alınması gerektiği açıkça belirtildiği gözetildiğinde kuralın belirsiz

olduğu yönünde bir değerlendirme yapmak da mümkün değildir.

21. Madencilik sektörü istihdamı yoğun bir sektör olması, hizmet

ana ve yan sanayi sektörlerini teşvik etmesi, bölgesel ve yerel kalkınmayı ön

plana çıkararak hem işsizliği önlemesi hem de göçü azaltması ve yer altından

çıkarıldığı anda yüzde yüz katma değer yaratması gibi özellikleri nedeniyle

ülke kalkınmasında büyük rol oynamaktadır. Madencilik sektöründe yer seçme

şansının olmaması nedeniyle madenlerin oluştukları yerde üretilmesi zorunlu

bulunmaktadır. Bu durumda madencilik ya oluştuğu yerden üretilerek ülke

yararına sunulacak ya da bu temel kaynak yer altında bırakılacaktır. Bu

itibarla devlet ormanlarındaki madencilik faaliyetinin cazip hâle getirilmesini

ve iyileştirilmesini amaçlayan kuralların devletin kişilerin ve toplumun

refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, insanın maddi ve manevi varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak biçimindeki temel amaç ve

görevlerine aykırı olduğu söylenemez.

22. Anayasa’nın 169. maddesi uyarınca ormanların orman olarak işletilmeleri esas olup kısmen de olsa farklı şekilde işletilebilmelerine izin verilebilmesi Anayasa Mahkemesinin 17/12/2002 tarihli ve E.2000/75, K.2002/200; 7/5/2007 tarihli ve E.2006/169, K.2007/55; 22/11/2007 tarihli ve E.2004/67, K.2007/83 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere ancak kamu yararı ve zorunluluk hâlinin varlığına bağlıdır.

23. 3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinin dördüncü fıkrasında, devlet

ormanları içinde yapılacak maden arama ve işletme faaliyetleri ile bu

faaliyetler için zorunlu ve ruhsat süresine bağlı olarak yapılan geçici

tesislere 6831 sayılı Kanun hükümlerine göre izin verileceği hükme

bağlanmıştır. 6831 sayılı Kanun’un 16. maddesinin birinci fıkrası uyarınca da devlet

ormanları içinde maden aranması ve işletilmesi ile madencilik faaliyeti için

zorunlu; tesis, yol, enerji, su, haberleşme ve altyapı tesislerine -fon

bedelleri hariç- bedeli alınarak Orman ve Su İşleri Bakanlığınca izin

verilecektir. Söz konusu fıkranın iptali talebi Anayasa Mahkemesinin, 26/1/2012

tarihli ve E.2010/85, K.2012/13 sayılı kararıyla, Anayasa'nın 169. maddesinde

belirtilen ilkeler doğrultusunda fıkrada kamu yararı ve zorunluluk ölçütlerine

yer verilmiş olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.

24. Kurallar, devlet ormanlarındaki madencilik faaliyetleri

nedeniyle 6831 sayılı Kanun kapsamında alınan bedellerin bir kısmının

alınmamasını ya da eksik alınmasını veya alınmaması konusunda Bakanlar Kuruluna

yetki tanınmasını düzenlemekte; buna karşılık devlet ormanlarında madencilik

yapılması konusunda geçerli olan izin sisteminde herhangi bir değişiklik

öngörmemektedir. Bu itibarla kurallarla bir yandan madencilik teşvik edilmekte

iken bir yandan da devlet ormanlarında madencilik yapılması için gerekli olan

kamu yararı ve zorunluluk unsurları muhafaza edilmek ve izin verilen alanın

ağaçlandırılması için gerekli olan bedel şeklinde tanımlanabilecek ağaçlandırma

bedelinin her hâlükârda alınması hükme bağlanmak suretiyle ormanların ve

çevrenin korunması gözetilmektedir. Böylece kanun koyucu tarafından çatışan iki

kamu yararı arasında bir denge kurulduğu anlaşılmaktadır. Kurallar; orman

sayılan yerlerdeki madencilik faaliyetlerinin kendi mevzuatında yer alan bazı

koşullar ve sınırlar çerçevesinde yürütülmesine, herhangi bir durumda

ağaçlandırma bedelinin tahsil edilmesine ve devlet hakkı ile ek devlet hakkı ve

taahhüt senedinde belirtilen borç ve taahhütlerin yerine getirilmesinin

güvencesi olan teminatın alınmasına engel olmamaktadır. Anılan bu hususlar ile ormanların

korunması ve ıslahıyla ilgili giderlerin bütçe kanunlarına konulacak

ödeneklerle de karşılanabileceği dikkate alındığında kanun koyucunun takdir

yetkisi kapsamında düzenlediği ve maden sahalarının özelliklerine göre

farklılaşan ve süreye tabi olan birtakım teşvikler öngören kuralların, devletin

ormanların ve çevrenin korunması ile geliştirilmesi yükümlülüğüyle bağdaşmadığı

söylenemez.

25. Açıklanan nedenle kurallar, Anayasa’nın 2., 5., 56. ve 169. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

B. Kanun’un 58. Maddesiyle 4706 Sayılı Kanun’un 4. Maddesine Eklenen Beşinci Fıkranın İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

26. Dava dilekçesinde özetle; kamu konutlarının satışında kamu

yararının bulunmadığı, kuralda yer alan kavramların açık ve anlaşılır olmadığı,

bu itibarla kuralla Maliye Bakanlığına kamu konutlarıyla ilgili, sınırları

belirsiz, temel ilkeleri ve çerçevesi çizilmemiş ve keyfî kullanıma müsait bir

takdir yetkisinin tanındığı, bu durumun hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleriyle

bağdaşmadığı ve yasama yetkisinin devri niteliğinde olduğu, mahallî idareler

hâricindeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarının mülkiyetinde veya kullanımında

bulunan kamu konutlarının tek bir statü hâlinde kabul edilerek ekonomiye

kazandırılması konusunda yapılacak her türlü iş ve işlemlerde Maliye

Bakanlığının tek başına yetkilendirilmesinin, kaynağını Anayasa’dan almayan bir

yetkinin kullanılması sonucunu doğurduğu, mahallî idarelere ait kamu

konutlarının satılıp satılmaması konusunda ilgili idarelerin karar vermesi

gerekmekte iken kural kapsamında bu idarelere ait konutlara yer verilmek

suretiyle anılan türdeki konutların satışa tabi tutulmasının yerel yönetimlerin

özerkliğine aykırı olduğu, ilgili idarenin bir kararı veya görüşü aranmaksızın,

fiilen bir kamu hizmetine tahsis edilip edilmediği gözetilmeksizin hizmet

yerinden yönetim kuruluşlarına ait kamu konutlarının ekonomiye kazandırılmasına

ilişkin her türlü iş ve işlemin yürütülmesi konusunda Maliye Bakanlığının

yetkilendirilmesinin idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu

yönündeki anayasal ilkeyle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2.,

6., 7., 8., 123. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

27. Dava konusu kuralda; savunma, güvenlik, adalet ve

istihbarat hizmetlerini yürüten personel tarafından kullanılanlar hariç olmak

üzere genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin, döner sermayelerin,

fonların, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları hariç özel kanunla

kurulmuş diğer kamu idarelerinin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı

ortaklıkları ile müesseselerinin ve sermayesinin yüzde ellisinden fazlası

kamuya ait diğer ortaklıklar ve şirketlerin mülkiyetinde veya tasarrufunda

bulunan kamu konutlarının ekonomiye kazandırılacağı, buna ilişkin her türlü iş

ve işlemin yürütülmesinde mahallî idarelere ait konutlar için ilgili idareler,

diğerleri için Maliye Bakanlığının yetkili olduğu öngörülmektedir.

28. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin ön

koşulları arasında hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri bulunmaktadır.

Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk

normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete

güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu

zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal

düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve

kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını,

ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini

ifade etmektedir.

29. Anayasa’nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi mümkün değildir. Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun hükmünün Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir.

30. Anayasa'nın 123. maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği öngörüldükten sonra idarenin kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayandığı hükme bağlanarak kamu tüzel kişiliğinin ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulacağı belirtilmiştir.

31. İdarenin bütünlüğü, üniter devlet modelinin yönetim alanındaki temel ilkesidir. İdarenin bütünlüğü ilkesiyle idari görevleri yerine getiren kurumlar arasında birliğin sağlanması ve idari yapı içinde yer alan kurumların bir bütünlük içinde çalışması öngörülmektedir. Bu ilke, merkezin denetimi ve gözetimi ile hayata geçirilmekte ve yönetimde bütünlüğü sağlamak için başlıca iki hukuksal araç olan hiyerarşi ve idari vesayetkullanılmaktadır. Hiyerarşi, merkezî yönetim içinde yer alan örgütler ve bunlara bağlı birimler arasındaki, idari vesayet ise merkezî yönetim ile yerinden yönetim kuruluşları arasındaki bütünleşmeyi sağlamaktadır.

32. Yerinden yönetim kuruluşları, yerel ve hizmet yerinden yönetim kuruluşları olarak ikiye ayrılmaktadır. Yerel yerinden yönetim kuruluşları olan mahallî idareler, Anayasa’nın 127. maddesinde düzenlenmiş ve bunlara tanınan idari ve mali özerkliğin kapsamı gösterilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında; mahallî idarelerin il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları yine kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileri oldukları ifade edilmiştir.

33. Dava konusu kural uyarınca savunma, güvenlik, adalet ve

istihbarat hizmetlerini yürüten personel tarafından kullanılanlar hariç olmak

üzere genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin, döner sermayelerin,

fonların, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları hariç özel kanunla

kurulmuş diğer kamu idarelerinin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı

ortaklıkları ile müesseselerinin ve sermayesinin yüzde ellisinden fazlası

kamuya ait diğer ortaklıklar ve şirketlerin mülkiyetinde veya tasarrufunda bulunan

kamu konutlarının ekonomiye kazandırılması zorunlu olup buna ilişkin her türlü

iş ve işlemin yürütülmesinde mahallî idarelere ait konutlar için ilgili

idareler, diğerleri için Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır.

34. Kuralda ekonomiye kazandırılacak kamu konutları açıkça

belirtilmiştir. Bu kapsamda kuralda yer verilen “genel yönetim

kapsamındaki kamu idarelerinin” 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu

Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasının (a)

bendine göre uluslararası sınıflandırmalara göre belirlenmiş olan merkezî

yönetim kapsamındaki kamu idarelerini, sosyal güvenlik kurumlarını ve mahallî

idareleri ifade ettiği açıktır. Yine kuralda yer alan “kamu kurumu

niteliğindeki meslek kuruluşları hâriç özel kanunlarla kurulmuş diğer kamu

idareleri” kavramından kastedilenin kamu kurumu niteliğindeki meslek

kuruluşları hâricindeki hizmet yerinden yönetim kuruluşları olduğu anlaşılmakta

olup“kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile

müesseseleri” 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun

Hükmünde Kararname’de düzenlenmiştir. Kuralda bulunan“döner sermaye”, “fon”,

ve “sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklar

ve şirketler”in de uygulamada ve mevzuatta yerleşik, bütçe ve muhasebe

diline girmiş, yoruma ihtiyaç bırakmayacak derecede açık ve net kavramlar

olduğu gözetildiğinde kuralın belirsiz olduğu söylenemez.

35. Öte yandan kuralın 4706 sayılı Kanun’un Hazineye ait taşınmaz

malların doğrudan satışının düzenlendiği “Doğrudan satış” başlıklı

4. maddesinde yer aldığı, kuralın devamında yer alan fıkralarda satış usulünün

ne şekilde gerçekleştirileceği ve satıştan elde edilen gelirin hangi idarenin

hesabına aktarılacağı hususlarının düzenlendiği ve kuralın gerekçesinde bulunan “…ihale

yoluyla satılarak ekonomiye kazandırılması … amaçlanmaktadır.” biçimindeki ifade

dikkate alındığında kuralda yer alan “ekonomiye kazandırma”kavramından

kamu konutlarının satışının amaçlandığı ve “Buna ilişkin her türlü iş

ve işlem” ibaresinin de kamu konutlarının satılmasıyla ilgili iş ve

işlemleri ifade ettiği anlaşılmaktadır.

36. Bu itibarla hangi kuruluşlara ait kamu konutlarının ekonomiye kazandırılacağının, ekonomiye kazandırma şeklinin ve anılan süreçte hangi idarelerin yetkili olduğunun açıkça anlaşıldığı kuralda belirsizlik bulunmamakta olup bu yönüyle kural, hukuki güvenlik ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkelerine aykırılık teşkil etmemektedir.

37. Anayasa'da öngörülen ilke ve kurallara uyulmak kaydıyla kamu konutlarının tahsis ve kullanımını yaygınlaştırma veya azaltma, bu konuda belirli hizmetleri gözeterek farklı düzenlemeler öngörme kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Bu hususta yapılacak düzenlemelerin Anayasa'ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, kuralın kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığını araştırmakla sınırlıdır.

38. Dava konusu kuralın amacının, madde gerekçesinde “-

Savunma, güvenlik, adalet ve istihbarat hizmetleri hariç tüm kamu kurum ve

kuruluşlarına ait olan ve on yılını doldurmuş bulunan kamu konutlarından; kat

mülkiyeti tesis edilmemiş olanların zemini ve üzerindeki yapılarla birlikte bir

bütün olarak, kat mülkiyeti tesis edilenlerin ise bağımsız bölümler halinde ve

içinde oturana öncelik tanınmak suretiyle ihale yoluyla satılarak ekonomiye

kazandırılması, tahsis kaldırma da dahil bu kapsamda kalan her türlü iş ve

işlemin mahalli idarelere ait kamu konutları için ilgili mahalli idarelerce,

diğerlerinde Maliye Bakanlığınca yürütülmesi,/ … / -Elde edilen gelirlerin,

kamu konutu yapılabilmesi amacıyla ilgili kamu idaresinin yatırım bütçesine

kaydedilmesi,/ - Böylece on yılını doldurmuş bulunan ve çoğunluğu ilgili

mevzuatı uyarınca gerekli koşulları sağlayamadığı için kat mülkiyetine

geçememiş ve konut olarak kullanımı riskli olan bu konutların dönüşümünün

sağlanması, kamu konutlarında ikamet eden personele sağlıklı ve güvenli yaşama

alanları oluşturulması,/ amaçlanmaktadır.” şeklinde ifade edilmesi

karşısında kuralla kamu yararı dışında özel bir amaç güdüldüğü söylenemez.

39. Buna karşılık kamu konutlarının ekonomiye kazandırılmasının kamu sektörünün gereksinimlerine uygun olup olmadığı, kamu yararını gerçekleştirip gerçekleştirmediği bir siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde bulunduğundan bu husus, yerindelik denetimi kapsamında olup anayasa yargısının denetiminin konusu dışında kalmaktadır.

40. Anayasa'da merkezî yönetim-yerel yönetim ayrımının yapılması, yerel yönetimlerin organlarının seçimle göreve gelmesinin öngörülmesi, seçimlerinin süreli olması, kararlarını kendi organları eliyle alması ve uygulatması, kendilerine özgü bütçelerinin bulunması, görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanması gibi yetki ve ayrıcalıkların tanınmış olması mahallî idarelerin özerkliklerinin göstergeleridir.

41. Özerklik, kişi ve kuruluşların kendi faaliyetlerine ilişkin kararları alma ve uygulama konusunda gerekli yetkiyle donatılmış olması anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda kurumların dış etkilere karşı korunmasını ifade eder. Kamu kuruluşlarına özerklik tanınmasının nedeni faaliyetlerini hizmetin gereklerine ve kamu yararına uygun bir şekilde sürdürmelerini güvence altına almaktır.

42. Anayasa’nın 127. maddesinde öngörülen yerel

yönetimlerin özerkliği ilkesi, yerinden yönetimin varlık

şartlarından olan mali özerkliği de kapsamaktadır. Mali özerklik kavramı ise

mahallî idarelerin mali kaynaklarının bir bölümünü yerel vergi ve harçlardan

oluşturmalarını, gelirlerini ve varlıklarını kendi amaçlarına uygun bir biçimde

kullanabilmelerini ve esnek bir bütçe sistemine sahip olmalarını ifade

etmektedir. Diğer bir deyişle mahallî idarelerin mali özerkliği, merkezî

yönetimin mal varlığından ayrı mal varlığı, bağımsız gelir kaynakları ve

bütçeleri olması esasına dayanır. Nitekim anılan maddenin altıncı fıkrasının

son cümlesinde de "Bu idarelere görevleri ile orantılı gelir kaynakları

sağlanır." hükmüne yer verilmek suretiyle mahallî idarelerin mali

özerkliği teminat altına alınmıştır.

43. Mahallî idarelerin o yöre halkının mahallî müşterek

nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş kamu tüzel kişileri olması

nedeniyle bunlara tanınan mali özerkliğin kapsamı da görevleri gereği yerine

getirmekle yükümlü oldukları mahallî hizmetlere tahsis edilmiş ayni ve nakdi

mal varlığı ile sınırlıdır. Bu çerçevede dava konusu kuralla görevleri gereği

yükümlü oldukları mahallî hizmetlerin yerine getirilmesiyle doğrudan bir ilgisi

bulunmayan ve personele tanınmış ayni imkân konumundaki kamu konutlarının

ekonomiye kazandırılmasının mahallî idarelerin mali özerkliğine bir müdahale

teşkil ettiği söylenemez. Kaldı ki 4706 sayılı Kanun’un 4. maddesinin yedinci

fıkrasında anılan kamu konutlarının satılması suretiyle elde edilen gelirin

ilgili idarenin bütçesine gelir olarak kaydedileceğinin belirtilmiş olması

karşısında kuralın mahallî idarelerin mal varlığında herhangi bir eksilmeye yol

açmadığı anlaşılmaktadır. Getirilen düzenlemenin sonucu, ayni mal varlığının

nakde dönüştürülmesinden ibaret bulunmaktadır.

44. Öte yandan yükseköğretim kurumları, Yükseköğretim Kurulu, Radyo

ve Televizyon Üst Kurulu, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu, Atatürk Kültür,

Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve

kamu iktisadi teşebbüsleri hâricinde hizmet yerinden yönetim kuruluşlarını

genel olarak düzenleyen herhangi bir hükme Anayasa'da yer

verilmemiştir. Anayasa’da belirtilenler dışında kalan hizmet yerinden

yönetim kuruluşları, Anayasa'nın 123. maddesine dayanılarak kamu tüzel kişiliği

biçiminde kurulmaktadır. Kamu tüzel kişiliğinin haiz olunması, idari ve mali

özerkliğe sahip olmayı zorunlu kılmaktadır. Zira tüzel kişilik, özünde, merkezî

idareden bağımsız karar alabilmeyi gerektirmektedir. Ancak Anayasa'da, yerel

yerinden yönetim kuruluşları olan mahallî idarelerden farklı olarak hizmet

yerinden yönetim kuruluşlarının mali özerkliğinin ölçüsüyle ilgili herhangi bir

hüküm yer almamaktadır. Bu nedenle hizmet yerinden yönetim kuruluşlarına

tanınacak mali özerkliğin kapsamının belirlenmesi, kamu tüzel kişiliği

tanınmasının doğal sonucu olan iş ve işlemleri yapabilmesini sağlaması kaydıyla

kanun koyucunun takdirindedir.

45. Hizmet yerinden yönetim kuruluşlarının mali özerkliklerinin unsurları konusunda Anayasa'da açık bir kural yer almadığı gibi ilgili kanunlarda da her duruma uyan genel ve tek bir özerklik tanımlaması da bulunmamaktadır. Bu kurumların mali özerkliklerine yönelik düzenlemeler kanunlarda yer almaktadır.

46. Özerk kamu kurumlarının kuruluş ve

işleyişlerinin düzenlenmesi hususunda anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun

takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu bağlamda hizmet yerinden yönetim

kuruluşlarının mülkiyetinde veya tasarrufunda bulunan kamu konutlarının ekonomiye

kazandırılması hususu da kanun koyucunun

takdirinde olduğundan kamu konutlarının ekonomiye kazandırılmasını öngören

kuralın söz konusu kuruluşların

özerkliğini etkilemediği ve Anayasa'ya aykırı bir yönünün bulunmadığı açıktır.

Kaldı ki Kanun’un 4. maddesinin yedinci fıkrasında bu tür kuruluşların

mülkiyetinde veya tasarrufunda bulunan kamu konutlarının satışından elde edilen

gelirin de ilgili kuruluşların bütçelerine gelir olarak kaydedileceği hüküm

altına alınmıştır.

47. Diğer yandan kuralın, merkezî idare ile yerinden yönetim kuruluşları arasındaki ilişkileri ve merkezî idarenin bu kapsamda sahip olduğu yetkileri ifade eden idarenin bütünlüğü ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de merkezî idareye bu konuda herhangi bir yetki tanımayan ve birtakım istisnalar hâricinde gerek merkezî idarenin gerekse yerinden yönetim kuruluşlarının mülkiyetinde veya tasarrufunda bulunan kamu konutlarının ekonomiye kazandırılmasını öngören kuralın Anayasa’nın 123. maddesinde belirtilen idarenin bütünlüğü ilkesine bir aykırılık taşımadığı açıktır.

48. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 7., 123. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

49. Kuralın Anayasa’nın 6. ve 8. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

C. Kanun’un 71. Maddesiyle 4749 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 29. Maddenin İncelenmesi

1. İptal Taleplerinin Gerekçeleri

50. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla bütçenin gelir ve gider rakamlarıyla ilişkilendirilmeksizin yürütme organına ek borçlanma imkânının verildiği, yürütme organına ilave borçlanma yetkisinin ek bütçe kanunu ile tanınması gerektiği hâlde alelade bir kanunla verildiği, bu suretle bütçe disiplininin dışına çıkıldığı, hesap verilebilirliğin önlendiği, keyfî harcamaların teşvik edildiği ve Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olan bütçe hakkının TBMM’nin elinden alındığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 87., 161. ve 163. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

51. Dava konusu kural, 2017 yılı için net borç kullanımı tutarının -1/1/2017 tarihinden geçerli olmak üzere- Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu bakan (Bakan) ve Bakanlar Kurulu tarafından artırılan net borç kullanım tutarına otuz yedi milyar Türk lirasının ilave edilerek uygulanmasını öngörmektedir.

52. Anayasa'nın 87. maddesinde TBMM'nin görev ve yetkileri kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak yanında bütçe kanun tasarısını görüşmek ve kabul etmek olarak belirtilmiştir.

53. Anayasa'nın 88. ve 89. maddelerinde de kanun tasarı ve tekliflerinin TBMM'ce görüşülme usul ve esasları ile yayımlanması düzenlenirken bütçe kanun tasarılarının görüşülme usul ve esasları 162. maddede ayrıca belirtilmiştir. Bu maddeye göre bütçe kanun tasarılarının görüşülmesinde ayrı bir yöntem kabul edilmiş, TBMM Genel Kurulunda üyelerin gider artırıcı veya gelir azaltıcı tekliflerde bulunmaları önlenmiştir. Anayasa'nın 89. maddesinde de Cumhurbaşkanına bütçe kanunlarını bir daha görüşülmek üzere TBMM'ye geri gönderme yetkisi tanınmamıştır.

54. Öte yandan Anayasa'nın 161. maddesinde bütçe kanununa bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağı ifade edilmiştir. Bütçe ile ilgili hüküm kavramı, mali nitelikteki hükümleri değil kanun konusu olabilecek bir kuralı kapsamaması koşuluyla bütçenin uygulanması ile ilgili, uygulamayı kolaylaştırıcı ve açıklayıcı nitelikte hükümleri ifade etmektedir. Anayasa’nın 161. maddesinin getiriliş amacı bütçe kanunlarında yıllık bütçe kavramı dışındaki konulara yer vermemek, böylece bütçe kanunlarını ilgisiz kurallardan uzak tutarak kendi yapısı içinde bütünleştirmektir.

55. Anayasa'nın 163. maddesinde ise merkezî yönetim bütçesiyle verilen ödeneğin harcanabilecek miktarın sınırını gösterdiği, harcanabilecek miktar sınırının Bakanlar Kurulu kararıyla aşılabileceğine dair bütçelere hüküm konulamayacağı belirtilmiş ve Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname ile bütçede değişiklik yapmak yetkisi verilemeyeceği kurala bağlanmıştır.

56. Bütçe kanunlarıyla diğer kanunlar arasında yapılan bu ayrım karşısında herhangi bir kanun ile düzenlenmesi gereken bir konunun bütçe kanunu ile düzenlenmesine veya herhangi bir kanunda yer alan hükmün bütçe kanunları ile değiştirilmesine ve kaldırılmasına imkân bulunmamaktadır.

57. 4749 sayılı Kanun’un 3. maddesinde, yıl içinde yapılan iç ve dış borçlanmalardan yıl içinde vadesi gelen anapara ödemelerinin düşülmesi ile elde edilen tutar olarak tanımlanan net borç kullanımının limiti anılan Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasında hükme bağlanmıştır. Buna göre yılı bütçe kanununda belirtilen başlangıç ödenekleri toplamı ile tahmin edilen gelirler arasındaki fark miktarı kadar net borç kullanımı yapılabilmektedir.

58. Söz konusu maddenin ikinci fıkrası uyarınca da bu limitin yıl içinde en fazla yüzde beş oranında Bakan kararıyla artırılabilmesi mümkündür. Bu miktarın da yeterli olmadığı durumlarda, ilave yüzde beş oranında bir tutar, ancak Hazine Müsteşarlığının görüşü ve Bakanın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile artırılabilmektedir.

59. Dava konusu kural, yalnızca 2017 yılı için ve 1/1/2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 5. maddenin ikinci fıkrası uyarınca Bakan ve Bakanlar Kurulu kararı ile artırılmış olan net borç kullanımı tutarına otuz yedi milyar Türk lirası ilave edilmesini öngörmek suretiyle net borç kullanımı limitini artırmaktadır.

60. Net borç kullanımı limiti, o yılki bütçe kanununda yer alan başlangıç ödenekleri ile tahmin edilen gelirlere göre belirlenmekle beraber doğrudan bütçe kanununda yer alan bir husus değildir. Nitekim anılan limitin o yılki bütçe kanununa göre belirleneceği, genel ve sürekli nitelikte olan 4749 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrası hükmünün gereğidir.

61. Anayasa koyucu bütçe kanunlarında yer alamayacak

hususları belirtmiş olup bir kuralın uygulanması sonucu gelir elde edilecek ya

da harcama yapılacak olması o kuralın bütçe kanunu kapsamında yer alması

zorunluluğunu doğurmamaktadır. Bu çerçevede net borç kullanımı limitinin

yeniden belirlenmesine ilişkin kuralların kanun konusu yapılabilmesine bir

engel bulunmamaktadır. Bütçe kanunlarında o yıla ait başlangıç ödenek

miktarları ile tahmin edilen gelirler düzenlenmekle birlikte, gelir elde

edilmesi sonucunu doğurduğu gerekçesiyle net borç kullanımı limitinin

belirlenmesine ilişkin genel ve soyut nitelikteki kuralların bütçe kanununda

yer alması zorunlu değildir. Bu itibarla 2017 yılı için geçerli olmak üzere net

borç kullanımı tutarının artırılmasını öngören kuralın Anayasa'nın bütçe ile

ilgili kurallarına aykırılığından söz edilemez.

62. Diğer yandan kamu idareleri tarafından yapılan her türlü iç ve dış borçlanma, 3/12/2010 tarihli ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi uyarınca Sayıştay denetimine tabi olup kuralla bu konuda herhangi bir değişikliğe gidilmediğinden kuralın hesap verilebilirliği önlediği ve keyfî harcamaları teşvik ettiği de söylenemez.

63. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 87., 161. ve 163. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ

64. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararlar doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 47. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı

Maden Kanunu’nun 9. maddesine eklenen fıkralara,

B. 58. maddesiyle 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 4. maddesine eklenen beşinci fıkraya,

C. 71. maddesiyle 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a eklenen geçici 29. maddeye,

yönelik iptal talepleri, 5/7/2018 tarihli, E.2018/7, K.2018/80 sayılı kararla reddedildiğinden bu madde ve fıkralara ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, 5/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 47. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı

Maden Kanunu’nun 9. maddesine eklenen fıkraların,

B. 58. maddesiyle 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 4. maddesine eklenen beşinci fıkranın,

C. 71. maddesiyle 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a eklenen geçici 29. maddenin,

Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, 5/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Anayasa Mahkemesi, E. 2018/7, K. 2018/80, 5 Temmuz 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu
  4. A. 47. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı
  5. I. İptali İstenen Ve İlgili Görülen Kanun Hükümleri
  6. A. İptali İstenen Kanun Hükümleri
  7. B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri
  8. II. İlk İnceleme
  9. III. Esasın İncelenmesi
  10. IV. Yürürlüğün Durdurulması Talebi
  11. A. 47. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı
  12. A. 47. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı
  13. Akıncı
  14. M. Emin KUZ
  15. Gökcan
  16. Hakyemez
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2018/7
Karar No
2018/80
Tarih
5 Temmuz 2018

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2018/100 K.2018/79
  • AYM Norm Denetimi E.2017/170 K.2018/77
  • AYM Norm Denetimi E.2018/8 K.2018/85
  • AYM Norm Denetimi E.2018/68 K.2018/87
  • AYM Norm Denetimi E.2018/1 K.2018/83
  • AYM Norm Denetimi E.2018/11 K.2018/86

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.