İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2019/89 K.2021/10

Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 128 milletvekili (E.2019/89)

Esas2019/89Karar2021/10Tarih4 Şubat 2021Okuma48 dk · 9.613 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
4 Şubat 2021
Esas Sayısı
2019/89
Karar Sayısı
2021/10
R.G. Tarih-Sayısı
7/5/2021-31477
İptal davasını açan
Türkiye
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.613 kelime·48 dk okuma·37 bölüm

Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 128 milletvekili (E.2019/89)

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN

Muş İcra Hukuk Mahkemesi (E.2020/19)

DAVA VE İTİRAZIN KONUSU

30/5/2019 tarihli ve 7176 sayılı Bazı Kanunlar ile 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 7. maddesiyle

4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 47. maddesine eklenen altıncı fıkranın,

B. 8. maddesiyle

3213 sayılı Kanun’un değiştirilen geçici 29. maddesinin bentlerini bağlayan hükümlerinin,

C. 10. maddesiyle

3213 sayılı Kanun’a eklenen geçici 44. maddede yer alan “…buluculuk hakkı…” ibaresinin,

Ç. 14. maddesiyle

3/6/2007 tarihli ve 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun değiştirilen ek 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,

D. 16. maddesiyle

7/7/2010 tarihli ve 6004 sayılı Dışişleri Bakanlığı Personeline İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin (1) numaralı fıkrasının,

E. 21. maddesiyle

4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na eklenen geçici 14. maddenin;

1. Birinci cümlesinde yer alan “…mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya konulamaz.” ibaresinin,

2. İkinci cümlesinin,

Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 10., 13., 15., 35., 36., 46., 56. ve 168. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

I. İPTALİ

İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;

1. 7. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un altıncı fıkranın eklendiği 47. maddesi şöyledir:

“Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü hizmetleri ile ilgili haklar:

Madde 47- ( Değişik:26/5/2004 – 5177/21 md.)

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü herhangi bir ruhsat veya izne gerek kalmadan, madencilik yapılabilecek bütün sahalarda, Kurumun yürüttüğü bir projeye bağlı olarak arama faaliyetlerinde bulunabilir. Üçüncü kişilere ait ruhsatlı alanlarda yaptıkları arama faaliyetleri sonucunda bulduğu aynı grup madenler ile ilgili hiçbir hak talebinde bulunamaz. Bu alanlar içinde arama ruhsatını aldığı diğer grup madenler, ruhsat süresi sonunda Genel Müdürlük tarafından 30 uncu madde hükümlerine göre ihale edilir. İşletme izin sınırları içerisindeki arama faaliyetleri ruhsat sahibinden izin alınarak yapılır.

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, ruhsatlı alanlarda yaptığı çalışmalar sonucu elde ettiği bilgi ve belgeleri, bir rapor halinde Genel Müdürlüğe ve talebi halinde ruhsat sahibine verebilir.

(Ek fıkra:14/2/2019-7164/19 md.) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün 14/6/1935 tarihli ve 2804 sayılı Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü Kanununun 5 inci maddesine göre maden ruhsat sahipleri ile yapmış olduğu arama ve araştırma tip sözleşmeleri maden siciline bilgi amaçlı şerh edilir.

(Değişik fıkra: 3/6/2007-5686/18 md.) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü bu Kanun hükümlerine göre arama ruhsatı alarak bulduğu madenler için 15 inci maddeye göre buluculuk hakkını kazanır. Arama ruhsat süresi sonuna kadar Genel Müdürlüğe devredilen bu ruhsatlar 30 uncu madde hükümlerine göre ihale edilir. İhale sonucu elde edilen gelirin %50’si MTA’ya kaynak geliri olarak aktarılır.

(Ek fıkra: 10/6/2010-5995/16 md.; Değişik fıkra: 18/5/2017-7020/11 md.) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından buluculuk hakkı kazanılan maden ruhsat sahaları, bedeli karşılığında ihtisaslaşmış Devlet kuruluşları ile bunların bağlı ortaklıklarına Bakan onayı ile devredilebilir. Devir aşamasında bu Kanunun 17 nci maddesinde belirtilen süreler bu kararların uygulanması esnasında aranmaz. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, Kanunun 17 nci maddesinde belirtilen arama dönemi faaliyet raporları yerine kaynak/rezerv raporu verir.

(Ek fıkra: 30/5/2019-7176/7 md.) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, uhdesindeki ruhsatları bölerek aynı alan için Genel Müdürlükten birden fazla yeni ruhsat talep edebilir. Genel Müdürlük tarafından Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü adına yeni ruhsatlar düzenlenebilir.

(Ek fıkra: 10/6/2010-5995/16 md.) Bakanlık tarafından, ruhsat müracaatlarına kapatılan alanlar ile havza ve kuşak madenciliğini geliştirmek ve jeolojik yapıyı aydınlatmak için herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksir edilmiş alanlarda, Bakanlıkça da gerekli görüldüğü takdirde Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğüne arama faaliyeti yaptırılmak gayesiyle ruhsat verilir. İşletilebilecek maden varlığının belirlenmesi halinde, bu alanlardan ruhsat müracaatına kapatılan alanlardaki madenlerin işletilmesi için Cumhurbaşkanı kararı, diğer alanlar için ise bu madde ve 30 uncu madde hükümlerine göre Genel Müdürlük tarafından ihale edilir.

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü

tarafından arama ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak üzere memuriyet mahalli

dışında görevlendirilen personele Harcırah Kanununun 50 nci maddesi ile ilişkilendirilmeksizin,

her yıl Bütçe Kanunu ile belirlenen gündelik harcırah miktarının iki katı

tutarında, Harcırah Kanunu hükümlerine göre gündelik ödenir. (Ek cümle:

2/7/2018 - KHK/703/118 md.) Bu tutar, üç katına kadar Cumhurbaşkanınca

artırılabilir. Bu şekilde görevlendirilen personele Harcırah Kanununun 50 nci

maddesine göre ayrıca bir ödeme yapılmaz. Yapılacak söz konusu ödeme tutarının

yarısı, Kurumun ücretli işlerinden sağladığı gelirlerden karşılanır. (Ek cümle:

10/6/2010-5995/16 md.; Mülga son cümle: 4/2/2015-6592/25 md.)”

2. 8. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un değiştirilen geçici 29. maddesi şöyledir:

“Yer altındaki maden işlerinde maliyet artışlarının ödenmesi:

Geçici Madde 29- (Ek: 4/2/2015-6592/24 md.) (Değişik:30/5/2019-7176/8 md.)

Bu Kanun kapsamında;

a) Yer altındaki maden işlerinde faaliyet gösteren kamu kurum ve kuruluşlarının yer altındaki maden işlerine ilişkin 11/9/2014 tarihi itibarıyla, 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu kapsamında devam eden sözleşmeler ile bu Kanun kapsamındaki rödovans sözleşmesi ile çalışan rödovansçılara,

b) Kanunun 2 nci maddesinde sayılan IV. Grup madenlerden “Linyit” ve “Taşkömürü” çıkaran özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerinin ruhsat sahibi olarak işlettikleri yer altı maden işletmeleri ile kamu kurum ve kuruluşlarının iştiraklerinin 11/9/2014 tarihinden önce sözleşmeye bağlanarak işlettirdikleri yer altı maden işletmelerinde çalışan rödovansçılara,

4857 sayılı Kanunun 41 inci, 53 üncü ve 63 üncü maddelerinde 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler ile ek 9 uncu maddeyle oluşan maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin destek verilebilir. Destek tutarları belirlenirken kömür fiyatlarının değişimi de dikkate alınabilir. Bu destekler Genel Müdürlük bütçesine konulan ödeneklerden karşılanır. Maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslar ile bu usul ve esasların uygulanma süresi Cumhurbaşkanınca belirlenir.”

3. 10. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’a eklenen geçici 44. madde şöyledir:

“Geçici Madde 44- (Ek:30/5/2019-7176/10 md.)

28/2/2019 tarihinden önce Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan kaynak veya rezerv raporları olan madenler için bu maddenin yayımından itibaren altı ay içerisinde Genel Müdürlüğe başvurulması halinde, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğüne buluculuk hakkı verilir.”

4. 14. maddesiyle 5686 sayılı Kanun’un değiştirilen ek 1. maddesi şöyledir:

“Yatırım çakışması

EK MADDE 1- (26/2/2014-6527/21 md.) (Değişik:30/5/2019-7176/14 md.)

(1) Jeotermal kaynak ve doğal minarelli

su arama ve işletme faaliyetleri ile Devlet ve il yolları, otoyollar, demir

yolları, havaalanı, liman, baraj, enerji tesisleri, maden, petrol, doğalgaz, su

isale hatları gibi kamu yararı niteliği taşıyan ya da gerçek veya tüzel

kişilere ait diğer yatırımların birbirlerini engellemesi, jeotermal kaynak ve

doğal minarelli su arama ve işletme faaliyetlerinin yapılamaz hale gelmesi,

yatırım için başka alternatif alanların bulunamaması durumunda, jeotermal

kaynak ve doğal minarelli su arama ve işletme faaliyetleri ve yatırımla ilgili

karar, kamu yararı açısından yatırımların önceliği ve önemini tespit etmek

üzere, ilgili Bakanlığın uygun görüşü alınarak Bakanlık tarafından verilir. Bakanlık

tarafından alınan bu kararlar, kamu yararı kararı yerine geçer. Jeotermal

kaynak ve doğal minarelli su arama ve işletme faaliyetinin yapılamaz hale

geldiği alanın ruhsattan taksir edilmesine veya ruhsatın iptal edilmesine

Bakanlık tarafından karar verilir.

(2) Bakanlık veya Maden ve Petrol

İşleri Genel Müdürlüğü tarafından gerekli görülmesi halinde hazırlatılan rapor,

danışmanlık ücretleri, yapılacak tetkik ve incelemeler için gerekli yolluk,

gündelik ve benzeri tüm harcamalar yatırımcı tarafından karşılanır. Ayrıca

Bakanlık veya Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü kararı ile faaliyeti

kısıtlanan jeotermal kaynak ve doğal minarelli su arama ve işletme faaliyetleri

yapanın veya yatırım sahibinin yatırım giderleri, lehine karar verilen tarafça

tazmin edilir. Yatırım çakışması işlemleri nedeniyle Bakanlıkça veya Maden ve

Petrol İşleri Genel Müdürlüğünce herhangi bir sebeple ödenmek zorunda kalınan

tutar, lehine karar verilen tarafa rücu edilir.”

5. 16. maddesiyle 6004 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. madde şöyledir:

“GEÇİCİ MADDE 7- (Ek:30/5/2019-7176/16 md.)

“(1) Avrupa Birliği Başkanlığı Avrupa Birliği İşleri uzman ve uzman yardımcıları, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içerisinde yazılı olarak talep etmeleri halinde, bir kereye mahsus olmak üzere düzenlenecek meslek memurluğu ya da konsolosluk ve ihtisas memurluğu geçiş sınavlarından yalnız birine, yaş sınırı hariç olmak üzere, bu Kanunda kayıtlı şartlar uyarınca girebilir.

(2) Sınav, bu maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıl içerisinde bu Kanun ve Dışişleri Bakanlığı Sınav Yönetmeliği çerçevesinde Bakanlık tarafından yapılır.

(3) Geçiş sınavında başarılı olanlar,

kıdemlerine denk düşecek şekilde, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde düzenlenen meslek memurları ile konsolosluk ve

ihtisas memuunvanlarına ilişkin 3 ve 4 sayılı listelerde yer alan 5 inci veya 6

ncı unvan grubuna atanır. Bu şekilde atananlardan, bu maddenin yürürlüğe

girdiği tarihte mevcut statüsünde dokuz yıldan az kıdemi bulunanlar atama

işlemi sonrasında toplamda dokuz yılı doldurduktan sonra başkatiplik sınavına

girme hakkı kazanır; dokuz yıl ve daha fazla kıdemi bulunanlar ise meslek

memurları ya da konsolosluk ve ihtisas memurları için düzenlenecek ilk

başkatiplik sınavına girerler. Bu sınavda başarılı olanlar, 1 sayılı

Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde düzenlenen

meslek memurları ile konsolosluk ve ihtisas memurlarının unvanlarına ilişkin 3

ve 4 sayılı listelerde yer alan ve kıdemlerine denk düşen unvan grubuna

atanırlar.”

6. 21. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’a eklenen geçici 14. madde şöyledir:

“Geçici Madde 14- (Ek:30/5/2019-7176/21 md.)

Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış

veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 4/11/1983 tarihinden bu

maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu

yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan

taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis

etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiilî el konulması veya hukuki el

atılması sebebiyle mülkiyet hakkından doğan taleplere dair bedel ve tazminata

ilişkin davalarda verilen mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya konulamaz.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, kesinleşmemiş mahkeme

kararlarına dayanılarak başlatılan icra takipleri kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz

edilinceye kadar durdurulur.”

II. İLK İNCELEME

A. E.2019/89 Sayılı Başvuru Yönünden

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM, Hasan Tahsin GÖKCAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU ve Selahaddin MENTEŞ’in katılımlarıyla 19/9/2019 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

B. E.2020/19 Sayılı Başvuru Yönünden

2. İçtüzük hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Recep KÖMÜRCÜ, Serdar ÖZGÜLDÜR, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Kadir ÖZKAYA ve Rıdvan GÜLEÇ’in katılımlarıyla 19/2/2020 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.

3. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava

sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin

hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri

sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu

hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak

anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için

elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve

iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak

kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların

çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak

nitelikte bulunan kurallardır.

4. Başvuru kararında 2942 sayılı Kanun’un geçici 14. maddesinin iptali talep edilmiştir. İtiraz konusu maddenin birinci cümlesinde kamulaştırmasız el atma nedeniyle mülkiyet hakkından doğan taleplere dair bedel ve tazminata ilişkin davalarda verilen mahkeme kararlarının kesinleşmedikçe icraya konulamayacağı hükme bağlanmış; ikinci cümlesinde ise bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılan icra takiplerinin kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadar durdurulacağı öngörülmüştür.

5. Bakılmakta olan dava ise kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılmış bir davayı konu edinmeyip kesinleşmemiş mahkeme kararına dayanılarak başlatılmış icra takibine ilişkindir. Bu itibarla itiraz konusu kuralın icra takibi öncesi aşamayı düzenleyen birinci cümlesinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.

6. Açıklanan nedenle 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na 30/5/2019 tarihli ve 7176 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle eklenen geçici 14. maddenin;

A. Birinci

cümlesinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu cümleye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,

B. İkinci

cümlesinin esasının incelenmesine,

OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. BİRLEŞTİRME KARARI

7. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na 30/5/2019 tarihli ve 7176 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle eklenen geçici 14. maddenin ikinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2020/19 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2019/89 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2019/89 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 19/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

IV. ESASIN İNCELENMESİ

8. Dava dilekçesi ile başvuru kararı ve ekleri, Raportör İsmail Emrah PERDECİOĞLU tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Kanun’un 7. Maddesiyle 3213 Sayılı Kanun’un 47. Maddesine Eklenen Altıncı Fıkranın İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

9. Dava konusu kural ile Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğünün (MTA), uhdesindeki ruhsatları bölerek aynı alan için Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünden (MAPEG) birden fazla yeni ruhsat talep edebileceği, MAPEG tarafından MTA adına yeni ruhsatlar düzenlenebileceği hüküm altına alınmaktadır.

10. 3213 sayılı Kanun’un kuralın da yer aldığı 47. maddesinde MTA’nın anılan Kanun kapsamında göreceği hizmetler ve bundan doğan hakları düzenlenmektedir. Bu bağlamda dava konusu kuralda geçen MTA’nın “…uhdesindeki ruhsatlar…” ibaresinden 3213 sayılı Kanun’da düzenlenen hangi tip maden ruhsatının kastedildiğinin ortaya konması gerekmektedir.

11. 14/6/1935 tarihli ve 2804 sayılı Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü Kanunu ile kurulan MTA, günümüzde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı olarak faaliyetlerini yürüten bir kuruluştur. 2804 sayılı Kanun’un 2. maddesinde MTA’nın temel görevleri arasında ülkemizde işletmeye elverişli maden ve taş ocağı sahalarının bulunup bulunmadığını tespit etmek, işletilen maden ve taş ocaklarının kamu yararına daha uygun olarak işletilmesinin yollarını araştırmak, buna yönelik arama faaliyetleri, fennî ve jeolojik çalışmalar yapmak da sayılmaktadır.

12. Bu kapsamda MTA’nın madencilik alanındaki esas fonksiyonunun maden arama faaliyeti olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim 3213 sayılı Kanun’un 47. maddesinin birinci fıkrasında, MTA’nın kendisinin yürüttüğü bir projeye bağlı olmak kaydıyla madencilik yapılabilecek tüm sahalarda ruhsat ya da izne gerek kalmaksızın arama faaliyetinde bulunabileceği belirtilmektedir. Dolayısıyla dava konusu kuralda yer alan “…uhdesindeki ruhsatlar…” ibaresinden MTA’nın bünyesindeki maden arama ruhsatlarının kastedildiği anlaşılmaktadır.

13. Bu çerçevede kural ile MTA, uhdesinde bulunan maden arama ruhsatlarını bölmeye yetkili kılınmış ancak ruhsatı bölünen alanda yeni ruhsatlar ihdas edilmesinde MAPEG yetkili olarak belirlenmiş ve yeni ruhsat talebinin kabul edilmesi hâlinde bu ruhsatların MTA adına düzenlenmesi hükme bağlanmıştır.

2. İptal Talebinin Gerekçesi

14. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın

amacının madencilik faaliyeti yapılabilmesi için gerekli Çevresel Etki

Değerlendirmesi (ÇED) raporu alınmasının mümkün olmadığı durumlarda faaliyet

ruhsatlarının bölünmek suretiyle parça parça ÇED raporu alınmasını sağlamak

olduğu, böylece aynı alanda yürütülen madencilik faaliyetlerinin birbiriyle

ilgisizmiş gibi değerlendirmeye tabi tutulup toplam çevresel etkilerin gözardı

edileceği, aynı alanda birbirinden bağımsız birden fazla madencilik faaliyeti

yapılmasının kaza riskinin artmasına ve hukuki uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına

neden olacağı, kuralda ruhsat bölünmesinin hangi esaslara tabi olduğunun ortaya

konulmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 56. ve 168. maddelerine

aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

15. Anayasa’nın 56. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir./ Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” hükümlerine yer verilmiştir. Buna göre çevrenin geliştirilmesi, çevre sağlığının korunması ve çevre kirlenmesinin önlenmesine yönelik tedbirleri almak devletin temel ödevlerindendir. Bu amaçla devlet, çevrenin korunmasını sağlamak için etkili bir hukuk düzeni oluşturmakla yükümlüdür.

16. Anayasa’nın 168. maddesinde “Tabiî servetler ve kaynaklar

Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı

Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere

devredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin

gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler

eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve

tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim

usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.” denilmektedir. Buna

göre, tabii servetler ve kaynaklar kapsamında bulunan madenlerin aranması ve

işletilmesi ile ilgili olarak gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları koşulların,

devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ile yaptırımların kanunda

düzenlenmesi gerekmektedir.

17. Dava konusu kural ile ruhsatları MTA uhdesinde bulunan sahalarda MTA’nın talebi ve MAPEG’in onayı ile ve yine MTA adına yeni ruhsatlar düzenlenmesine imkân tanınmaktadır. Bu suretle düzenlenen ruhsatların bağlı olduğu alanlar, bölme işleminden önceki alana göre daha küçük yüz ölçüme sahip olacaklardır. Böylece MTA uhdesinde bulunan arama ruhsatlarının bağlı olduğu alanların daha küçük yüz ölçümleri ile gerek maden arama ruhsatları olarak MTA’ya gerekse işletme ruhsatları olarak üçüncü kişilere madencilik faaliyetleri için tahsis edilebilmesi mümkün hâle gelmektedir.

18. Kuralın görüşüldüğü Plan ve Bütçe Komisyonunda “Havza ve kuşak madenciliği yapmak üzere çok geniş kapsamlı bir alanda arama yapan MTA’nın bu alanların maden bulunan kısımlarında sondaj ve rezerv belirleme çalışmalarının tamamlandığı bölümünün hızlı bir şekilde ekonomiye kazandırılabilmesini sağlamak amacıyla uhdesindeki ruhsatların bölünebilmesine imkân tanındığı,…” şeklinde kurala ilişkin açıklamalarda bulunulmuştur.

19. Yasama sürecindeki bu açıklama gözönüne alındığında kural ile ruhsatları MTA uhdesinde bulunan sahalarda, MTA tarafından gerçekleştirilen arama faaliyetleri sırasında maden cevherinin tespit edilmesi durumunda bu tespitin yapıldığı alanın ayrılarak kalan alan için MAPEG’in onayı ile ve yine MTA adına arama ruhsatının düzenlenmesine ve maden cevherinin tespit edildiği alan için işletme ruhsatı düzenlenerek bu alanın maden işletme faaliyetine açılmasına imkân sağlanmak istendiği anlaşılmaktadır.

20. 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 1. maddesinde, bu Kanun’un amacının bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak olduğu hükme bağlanmış; 10. maddesinde de gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmelerin ÇED raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlü oldukları belirtilmiştir.

21. Anılan Kanun’un 2. maddesine göre ÇED kavramı, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları ifade etmektedir.

22. 3213 sayılı Kanun’un madencilik faaliyetinde izinlere ilişkin kuralların yer aldığı 7. maddesinde ÇED işlemlerinin, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından gerçekleştirileceği düzenlenmiştir. Anılan Bakanlık 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (Bakanlık) şeklinde yeniden teşkilatlanmıştır.

23. ÇED sürecine ilişkin usul ve esaslar, 2872 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkarılan ve 25/11/2014 tarihli ve 29186 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nde düzenlenmiştir. Söz konusu Yönetmelik’e ekli listelerde ÇED uygulanması zorunlu olan projeler ile ÇED uygulanmasında seçme-eleme kriterlerinin dikkate alınacağı projeler tek tek sayılarak gösterilmiştir. Anılan Yönetmelik’in Ek-1 Listesi’nde sayılan projeler için ÇED raporu alınması zorunludur.

24. Yönetmelik’in Ek-2 Listesi’nde sayılan projeler için ise proje tanıtım dosyalarını Ek-4’te yer alan kriterler çerçevesinde inceleyen ve değerlendiren Bakanlık ÇED’in gerekli olup olmadığına karar vermektedir. Dolayısıyla bir projenin Ek-2 Listesi’nde yer almış olması tek başına o proje için ÇED yapılmaması sonucunu doğurmamakta, buna nihai olarak Bakanlık karar vermektedir. Bakanlık tarafından verilen bu türden kararlar da yargı denetimine tabidir.

25. Yönetmelik’in EK-1 Listesi’nin 27. sırasında madencilik projeleri yönünden geçerli olmak üzere hangi projeler için ÇED raporu alınmasının zorunlu olduğu gösterilmiştir. Bu kapsamda maden sahasının yüz ölçümü, madencilik faaliyetinin hacmi ve niteliği gözönünde bulundurulmuştur.

26. Yönetmelik’in Ek-2 Listesi’nin 49. sırasının (a) bendinde ise Ek-1 Listesi’nde yer almayan madenlerin çıkarılması ve 55. sırasında da maden arama projeleri seçme-eleme kriterine tabi tutulmuştur.

27. Anılan düzenlemeler gözetildiğinde dava konusu

kuralla bir maden sahasının bölünerek ruhsatlandırılmasının mümkün hâle gelmesi

nedeniyle yeni oluşacak ruhsatların bağlı olduğu sahanın yüz ölçümünün

azalmasının bu ruhsatları ÇED sürecinin tamamen dışında bırakacağı söylenemez.

Zira bölme işleminden önce yüzölçümünden dolayı Yönetmelik’in Ek-1 Listesi

uyarınca ÇED raporu alınması zorunlu olan bir saha, bölünerek küçük ruhsatlara

bağlanmış olsa dahi görece yüzölçümü küçük olan bu sahalar için seçme-eleme

kriterleri uygulanacaktır. Bir başka deyişle bu küçük sahalar için ÇED raporu

alınması ya da alınmaması bakımından Bakanlığın değerlendirme yapma zorunluluğu

vardır. Bakanlığın bu konudaki kararına karşı da yargı yoluna gidilmesinde bir

engel bulunmamaktadır.

28. Sonuç olarak MTA uhdesindeki ruhsatların bölünebilmesini ve bölünen alanlar için MAPEG’den yeni ruhsatlar talep edilebilmesini düzenleyen kuralda 3213 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat yönünden öngörülmüş herhangi bir istisna bulunmamaktadır.

29. Bu çerçevede kural ile gerçekleşecek ruhsat bölme

işlemi sonrasında yeni ruhsat taleplerinin kabul edilmesinde yetkili makam yine

kural uyarınca MAPEG ve dolayısıyla MAPEG’in bağlı olduğu Enerji ve Tabii

Kaynaklar Bakanlığıdır. Anılan Kanun uyarınca Enerji ve Tabii Kaynaklar

Bakanlığının ruhsatlandırma işlemlerine gerektiğinde kısıtlama getirme yetkisi

bulunmakta, konuyla ilgili diğer bakanlıkların mevzuat gereği yapacakları

inceleme ve denetimlerde ruhsat alanlarında mevzuata uygun çalışılmadığının

tespiti hâlinde mevzuat çerçevesinde yapılacak işlemlerin MAPEG’e bildirilmesi

gerekmekte, çevre ve insan sağlığına zarar verdiği tespit edilen madencilik

faaliyetleri gerekli önlemler alınıncaya kadar durdurulabilmektedir. Zira tüm

bu hususlar bölme işlemi sonrası düzenlenecek ruhsatlar bakımından da

geçerliliğini sürdürmektedir.

30. Ayrıca madencilik faaliyetlerinin denetimine ilişkin düzenlemelerin bulunduğu Kanun’un 11. maddesinin; arama faaliyetinin usul ve esaslarının düzenlendiği 17. ve 18. maddelerin; işletme faaliyetinin usul ve esaslarının düzenlendiği 24. ve 29. maddelerin söz konusu ruhsatlar yönünden de dikkate alınması gerekliliği bulunmaktadır.

31. Söz konusu düzenlemeler uyarınca madencilik faaliyeti yapılan alana ilişkin ÇED kararlarının, mülkiyet ve gayri sıhhi müessese izinlerinin, işyeri açma ve çalışma ruhsatlarının ve diğer tüm izinlerin maden sahibi tarafından alınması suretiyle madencilik faaliyetlerine başlanabilecektir.

32. Bu itibarla bir sahada madencilik faaliyetlerinin gerçekleştirilebilmesi için 3213 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uyarınca öngörülen koşulların MTA uhdesindeki ruhsatların bölünmesi sonucu ortaya çıkacak yeni ruhsatlar bakımından da geçerli olacağı gözetildiğinde kuralın madencilik faaliyetlerinin yerine getirilmesinde ortaya çıkabilecek riskler bakımından gerekli tedbirlerin alınmasına ilişkin mevcut süreçlerin dışında değerlendirilebilecek bir durumu yaratmadığı anlaşılmaktadır.

33. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 56. ve 168. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 56. ve 168. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasa’nın 13. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

B. Kanun’un 8. Maddesiyle 3213 Sayılı Kanun’un

Değiştirilen Geçici 29. Maddesinin Bentlerini Bağlayan Hükümlerinin İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

34. 3213 sayılı Kanun’un geçici 29. maddesinde madencilik sektöründe belirli kategorilerde faaliyet gösterenlere mevzuat değişikliğinden kaynaklanan maliyet artışlarından dolayı destek verilebilmesi imkânı tanınmaktadır. Anılan destek ise 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 41., 53. ve 63. maddelerinde 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler ile 3213 sayılı Kanun’un ek 9. maddesiyle oluşan maliyet artışlarının karşılanması amacına yöneliktir.

35. 4857 sayılı Kanun’un 41., 53. ve 63. maddelerinde

6552 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerle yer altında maden işlerinde

çalışan işçilere zorunlu nedenlerle fazla çalışma ve olağanüstü

hallerde fazla çalışma durumları dışında fazla çalıştırma

yaptırılamayacağı, zorunlu nedenlerle veya olağanüstü hâllerde fazla çalışma

hâllerinde ise haftalık otuz altı saati aşan her bir saat fazla çalışma için verilecek ücretin normal

çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yüzden az olmamak üzere

arttırılması suretiyle ödeneceği, yer altı işlerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izin sürelerinin dörder gün artırılarak

uygulanacağı ve yer altı maden işlerinde çalışan işçilerin çalışma sürelerinin

günde en çok altı, haftada en çok otuz altı saat olduğu hükme bağlanmıştır. 41. ve 63.

maddelerde 4/4/2015 tarihli ve 6645 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik

sonucunda ise yer altı maden işlerinde

çalışan işçilerin günlük çalışma süreleri en çok yedi buçuk, haftalık ise en

çok otuz yedi buçuk saat olarak düzenlenmiş ve haftalık otuz yedi buçuk saati

aşan her bir saat fazla çalışma

için verilecek ücretin normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının

yüzde yüzden az olmamak üzere arttırılması suretiyle ödeneceği belirtilmiştir.

36. 3213 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinde de anılan Kanun’un 2. maddesinde sayılan IV. Grup madenlerden Linyit ve Taşkömürü çıkarılan işyerlerinde, yer altında çalışan işçilere ödenecek ücret miktarının 4857 sayılı Kanun’un 39. maddesi uyarınca belirlenen asgari ücretin iki katından az olamayacağı öngörülmüştür.

37. Bu kapsamda geçici 29. madde ile yer altındaki maden

işlerinde faaliyet gösteren kamu kurum ve kuruluşlarının yer altındaki maden

işlerine ilişkin 11/9/2014 tarihi itibarıyla, 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı

Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu kapsamında devam eden sözleşmelere ve 3213

sayılı Kanun kapsamındaki rödovans sözleşmesi ile çalışan rödovansçılara,

anılan Kanun’un 2. maddesinde sayılan IV. Grup madenlerden Linyit ve Taşkömürü

çıkaran özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerinin ruhsat sahibi olarak

işlettikleri yer altı maden işletmeleri ile kamu kurum ve kuruluşlarının

iştiraklerinin 11/9/2014 tarihinden önce sözleşmeye

bağlanarak işlettirdikleri yer altı maden işletmelerinde çalışan rödovansçılara

maliyet artışı desteği verilebileceği kurala bağlanmıştır.

38. Bu çerçevede yine anılan maddede destek tutarlarının belirlenmesinde kömür fiyatlarındaki değişimin de dikkate alınabileceği, bu desteklerin MAPEG bünyesine konulan ödeneklerden karşılanacağı, maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslar ile bu usul ve esasların uygulanma süresinin Cumhurbaşkanınca belirleneceği düzenlenmiştir.

39. Söz konusu maddenin bentlerini bağlayan; hangi amaçla destek verilebileceğini, destek tutarları belirlenirken kömür fiyatlarının değişiminin de dikkate alınabileceğini, bu desteklerin MAPEG bütçesine konulan ödeneklerden karşılanacağını, maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslar ile bu usul ve esasların uygulanma süresinin Cumhurbaşkanınca belirleneceğini düzenleyen hükümleri dava konusu kuralları oluşturmaktadır.

2. İptal Talebinin Gerekçesi

40. Dava dilekçesinde özetle; 3213 sayılı Kanun’un geçici

29. maddesinin 2014 yılında Soma’da meydana gelen maden kazasından sonra 4857

sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin getirdiği maliyet artışlarının

karşılanabilmesi için ilk olarak 2015 yılında ihdas edildiği, 7176 sayılı

Kanun’la anılan maddede yapılan değişiklik ile uygulama yönünden belirliliğin

sağlanamadığı, değişiklikten önceki durumun aksine maliyet artış desteğinin

verilip verilmeyeceğinin dahi net olmadığı, bu konuda Cumhurbaşkanı’na kapsam

ve sınırları belirsiz bir yetkinin tanındığı, bu durumun keyfîliğe neden olduğu

ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2.

maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

41. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin temel unsurlarından biri belirliliktir. Belirlilik ilkesi uyarınca yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Sadece yasal belirliliği değil daha geniş bir anlamda hukuki belirliliği de ifade eden bu ilke bu anlamıyla esasen bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasını ortaya koymaktadır.

42. Dava konusu kurallarda yukarıda açıklanan yasal değişikliklerden kaynaklanan maliyet artışlarının karşılanması için madencilik faaliyeti ile uğraşan ve maliyet artışından etkilenenlere destek verilebileceği, bu desteğin tutarı belirlenirken kömür fiyatlarındaki değişimin de dikkate alınabileceği, söz konusu desteklerin MAPEG bütçesine konulan ödenekten karşılanacağı ve desteğin usul ve esasları ile bu usul ve esasların uygulanma süresinin Cumhurbaşkanınca belirleneceği öngörülmüştür.

43. Kurallar, maliyet artışının karşılanması için destek verilmesi yönünden kesin bir hüküm içermemektedir. Ancak kurallarda, desteğin usul ve esasları ile bu usul ve esasların uygulanma süresinin Cumhurbaşkanınca belirleneceği belirtilmektedir. Dolayısıyla kurallar, söz konusu desteğin Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek usul ve esaslara uygun olması durumunda verilmesini öngörmektedir.

44. Kurallarda, destek verilebilecek durumların açık ve net olarak belirtildiği görülmektedir. Ayrıca kurallarda destek tutarının belirlenmesinde takdiri olarak kullanılabilecek bir ölçüte yer verilmekle birlikte desteklerin hangi kaynaktan karşılanacağı da gösterilmiştir.

45. Bu kapsamda kurallarda desteklerin karşılanabilmesi

için bütçesine ödenek konulacak kuruluş olarak MAPEG’in belirlendiği

görülmektedir. 15/7/2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (4)

numaralı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer

Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 768.

maddesinin (h) bendinde “…tabii kaynak üretim ve iç/dış ticaretine ilişkin

politikaların, teşviklerin ve Devlet desteklerinin belirlenmesi için gerekli

önerilerde bulunmak,…” adı geçen kuruluşun görev ve yetkileri arasında

sayılmıştır. Bu itibarla dava konusu kurallar ile öngörülen desteğin

verilmesinin usul ve esaslarının belirlenmesi ve bunların uygulanacağı

sürelerin tespit edilmesinde Cumhurbaşkanı’nın bu alanda teknik ve uzmanlaşmış bir

kuruluş olarak MAPEG’in önerilerini değerlendireceği sonucuna varılmaktadır.

46. Tüm bu hususlar gözetildiğinde dava konusu kuralların belirsiz olduğu söylenemez.

47. Anayasa’nın 2. maddesiyle güvence altına alınan hukuk

devleti olmanın gereklerinden bir diğeri kanunların kamu yararının sağlanması

amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet

ölçütlerini gözetmesidir. Bununla birlikte Anayasa’ya uygunluk denetiminde,

kanun koyucunun kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen

kuralın kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarları

gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığı incelenmektedir. Buna göre bir

kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa

Mahkemesinin yapacağı inceleme yalnızca kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp

yapılmadığının denetimiyle sınırlı olmaktadır.

48. Dava konusu kurallar ile gerek 4857 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikler gerekse 3213 sayılı Kanun’a eklenen ek 9. madde sonrasında, madencilik faaliyetlerinde yaşanan maliyet artışının ilgililere verilecek mali destek ile dengelenmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca kuralların anılan düzenlemeler ile artan maliyetlerin karşılanabilmesi amacıyla maden ocağı işletenlerin, iş sağlığı ve güvenliği gereği almaları gereken tedbirlerde bir kısıtlamaya gitmelerinin önüne geçilmesini hedeflediği görülmektedir. Bu itibarla kuralların kamu yararı dışında başka bir amaç güttükleri de söylenemez.

49. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

C. Kanun’un 10. Maddesiyle 3213 Sayılı Kanun’a Eklenen

Geçici 44. Maddede Yer Alan “…buluculuk hakkı…” İbaresinin İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

50. 3213 sayılı Kanun’un geçici 44. maddesinde, 28/2/2019 tarihinden önce MTA tarafından hazırlanan kaynak veya rezerv raporları olan madenler için bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde MAPEG’e başvurulması hâlinde MTA’ya buluculuk hakkı verileceği düzenlenmiştir. Anılan maddede yer alan “…buluculuk hakkı…” dava konusu kuralı oluşturmaktadır.

51. Buluculuk, 3213 sayılı Kanun’un 3. maddesinde “Herhangi bir ruhsat döneminde bir kaynak veya rezervin ulusal maden kaynak ve rezerv raporlama koduna göre hazırlanmış rapor sonucunda ortaya çıkartılması.” olarak tanımlanmıştır.

52. Anılan Kanun’un 15. maddesinde ise buluculuk hakkı

açıklanmış ve bu hakka ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Söz konusu

maddenin birinci fıkrasında maden arama ve/veya işletme ruhsatı sahiplerinin

Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Koduna göre hazırladıkları teknik

raporlar aracılığıyla, kaynak veya maden olarak bildirdikleri madenlerin

bulucusu sayılacakları, bu hakkı talep eden ruhsat sahiplerine buluculuk

belgesi verileceği öngörülmüştür. Yine anılan maddenin üçüncü fıkrasında

buluculuk hakkının hangi ölçütlere göre hesaplanacağı gösterilmiştir. Bu

düzenlemeler çerçevesinde buluculuk hakkının buluculuğa konu madenin bulucusu

dışında bir başkası tarafından işletilmesi hâlinde işleten kişi tarafından

buluculuk hakkı sahibine ödenmesi gereken bedel olduğu anlaşılmaktadır.

53. Dava konusu kural 28/2/2019 tarihinden önce hazırlanan kaynak veya rezerv raporları olan madenler için maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde MAPEG’e başvurulması hâlinde MTA’ya buluculuk hakkının verileceğini öngörmek suretiyle belirtilen tarihten önce hazırlanmış kaynak veya rezerv raporları olan madenler için Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Koduna göre hazırlanmış teknik raporlar olmaksızın buluculuk hakkının ödenmesini sağlamaktadır.

2. İptal Talebinin Gerekçesi

54. Dava dilekçesinde özetle; kural ile MTA’ya gerekli şartları taşımayan bazı alanlar için istisnai olarak buluculuk hakkının tanındığı, bu istisnanın soyut ve genel olmaktan ziyade somut bir alan için verildiği kuşkusunun bulunduğu, kuralın hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik koşullarını taşımadığı, MTA’nın buluculuk hakkına sahip olma bakımından diğer kamu kurumları ve gerçek ve tüzel kişiler ile aynı konumda bulunduğu, bu itibarla bu konuda MTA’ya ayrıcalık tanınmasının meşru ve haklı bir nedene dayanmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

55. 2804 sayılı Kanun’la kurulmuş bulunan MTA, alanında ticari amaç gütmeden Anayasa hükmü gereği kamu malı niteliğinde olan madenlerin aranması ve işletilebilir maden cevherlerinin kamuya kazandırılması amacıyla faaliyetlerini sürdüren tek kamu kurumudur.

56. Nitekim 3213 sayılı Kanun’un MTA’nın hizmetlerinin ve bu hizmetlerden doğan haklarının düzenlendiği 47. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan, MTA tarafından buluculuk hakkı kazanılan maden ruhsat sahalarının, bedeli karşılığında ihtisaslaşmış devlet kuruluşları ile bunların bağlı ortaklıklarına Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı onayı ile devredilebileceğine ilişkin düzenleme de MTA’nın kamu yararını öne alarak faaliyetlerini yürüten bir kuruluş olarak öngörüldüğünü göstermektedir.

57. Yine anılan maddenin dördüncü fıkrasında MTA’nın arama ruhsatı alarak bulduğu madenler için 15. maddeye göre buluculuk hakkını kazanacağı, arama ruhsat süresi sonuna kadar MAPEG’e devredilen bu ruhsatların 30. maddeye göre ihale edileceği ve ihale sonucu elde edilen gelirin %50’sinin MTA’ya kaynak geliri olarak aktarılacağı düzenlenmiştir. Böylece maliyetlerin görece yüksek olduğu madencilik alanında faaliyet yürüten MTA’ya ekonomik kaynak yaratılmasının sağlanmaya çalışıldığı görülmektedir.

58. Dava konusu kural ile 28/2/2019

tarihinden önce MTA tarafından hazırlanan kaynak veya rezerv raporları olan

madenler bakımından buluculuk hakkı verilmesi için Ulusal Maden Kaynak ve

Rezerv Raporlama Koduna göre hazırlanan teknik raporlar ile kaynak veya rezerv

olarak bildirilme koşulunun aranmaması suretiyle MTA lehine istisnanın

öngörüldüğü açıktır. Ancak yukarıda değinilen MTA’nın hukuki statüsü ve

faaliyetlerinin niteliği gözetildiğinde kuralın, MTA’nın önceki dönemde

başlayan arama faaliyetleri için sarf etmiş olduğu ve kamu kaynaklarının

tüketilmesi olarak değerlendirilebilecek bilimsel emek ve mali harcamaların

atıl kalmamasını amaçladığı, bunun da belirli bir süre içinde başvurma şartına

bağlandığı anlaşılmaktadır.

59. Bu bağlamda 3213 sayılı Kanun’da esasları düzenlenen buluculuk hakkı yönünden, bu hakkın elde edilmesinde Kanun ile ihdas edilen ek şartın uygulanması bağlamında, belirli bir dönemle sınırlı olmak ve belirli bir sürede başvuruda bulunulması kaydıyla MTA’ya sınırlı bir muafiyet tanıyan kuralın belirsiz ve öngörülemez olduğu, kamu yararı dışında başka bir amaç güttüğü söylenemez.

60. Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk,

renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri

sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./ Kadınlar ve erkekler

eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla

yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak

yorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul

ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine

aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz

tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde

eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmek

suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir.

61. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanun önünde

eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile

eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı; aynı

durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını

sağlamak, kişilere ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu

ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak

kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik,

herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez.

Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik

kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı

hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik

ilkesi zedelenmez.

62. Madencilik

sektöründe yer alan gerçek veya tüzel kişiler arasında buluculuk hakkının

kazanılması bakımından MTA lehine bir istisna

öngörülmesi durumuna ilişkin olarak eşitlik ilkesi yönünden yapılacak

anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde aynı ya

da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamelenin mevcut olup olmadığı

tespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında

farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Yapılacak bu belirlemenin

ardından ise farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı

ve ölçülü olup olmadığı hususları irdelenmelidir. Ölçülülük ilkesi, amaç ve

araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder.

Diğer bir ifadeyle bu ilke, farklı muamelenin öngörülen objektif amaç ile

orantılı olmasını gerektirmektedir.

63. Bu bağlamda gösterilen faaliyetin alanı ve niteliği bakımından madencilik sektöründe iş gören gerçek ve tüzel kişiler ile MTA’nın karşılaştırma yapılmaya müsait olacak şekilde benzer durumda oldukları söylenebileceğinden kuralla bunlar arasında bir farklılık yaratıldığı söylenebilir.

64. Yukarıda değinildiği üzere MTA gerek kuruluşu gerek hukuki yapısı gerekse faaliyetlerini sürdürürken gözettiği öncelik ve kullandığı kaynaklar itibarıyla madencilik sektöründe iş gören diğer gerçek veya tüzel kişilerden farklı bir konumdadır. MTA, doğrudan kamu kaynaklarını kullanarak faaliyette bulunmakta ve devlet otoritesine tabi olarak ticari amaç gütmeksizin hizmet görmektedir. Bu çerçevede MTA’nın anılan özellikleri gözetildiğinde MTA’nın buluculuk hakkı kazanmasına ilişkin koşullarda farklılık yaratılmasının nesnel ve makul bir nedene dayanmadığı söylenemez.

65. Öte yandan 3213 sayılı Kanun ile öngörülen sistemde

maden arama faaliyetinin yapılması ve buluculuk hakkının elde edilmesi Kanun’da

gösterilen şartların dışında herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulmamıştır. Buna

göre sadece dava konusu kural ile kendisine muafiyet tanınmış MTA değil,

Kanun’da gösterilen diğer şartları sağlayan tüm gerçek veya tüzel kişiler maden

arama faaliyeti yapabilmekte ve buluculuk hakkı elde edebilmektedir. Buna göre buluculuk hakkının kazanılmasına ilişkin

koşullarda anılan farklılığın öngörülmesiyle güdülen amaç ile kuralla öngörülen

araç arasında uygun bir dengenin kurulduğu, zira kuralla getirilen söz konusu

farklılığın öngörülme amacına göre madencilik faaliyetinde bulunan diğer gerçek

ve tüzel kişilere aşırı bir külfet yüklemediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla

kuralda eşitlik ilkesine aykırı bir yönün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

66. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Ç. Kanun’un 14. Maddesiyle 5686 Sayılı Kanun’un

Değiştirilen Ek 1. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

67. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın yer

aldığı fıkranın değişiklikten önceki hâlinde aynı alanda yatırım çakışmasının

bulunması durumunda hangi yatırıma öncelik verileceğine karar verme yetkisinin

bir kurula verilmiş olduğu, değişiklikle bu yetkinin Enerji ve Tabii Kaynaklar

Bakanlığına (Bakanlık) tanındığı, kural uyarınca Bakanlığın bu konuda alacağı

kararın kamu yararı kararı yerine geçeceği, bu bağlamda arama ve sondaj

faaliyetleri için irtifak tesisinin veya kamulaştırma yapılmasının gerektiği

hâllerde Bakanlığın almış olduğu kamu yararı kararına dayanılarak işlem

yapılacağı, bu karara karşı ise Danıştayda dava açılabileceği, bu durumun

taşınmazı üzerinde irtifak tesis edilen ya da kamulaştırma yapılan kişilerin

dava açma haklarını kısıtlayacağı, bu konuda açılmış bir davada da Bakanlığın

somut bir taşınmaz üzerinde irtifak hakkının kurulması ya da somut taşınmazın

kamulaştırılması yönünde bir karar almamış olması nedeniyle davacıların

haklarını korumalarının ve iddialarını ortaya koyabilmelerinin oldukça

zorlaşacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri

sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

68. 5686 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının birinci cümlesinde jeotermal kaynak ve doğal mineralli su arama ve

işletme faaliyetleri ile devlet ve il yolları, otoyollar, demir yolları,

havaalanı, liman, baraj, enerji tesisleri, maden, petrol, doğalgaz, su isale

hatları gibi kamu yararı niteliği taşıyan ya da gerçek veya tüzel kişilere ait

diğer yatırımların birbirlerini engellemesi, jeotermal kaynak ve doğal mineralli

su arama ve işletme faaliyetlerinin yapılamaz hâle gelmesi, yatırım için başka

alternatif alanların bulunamaması durumunda jeotermal kaynak ve doğal mineralli

su arama ve işletme faaliyetleri ve yatırım ile ilgili kararın, kamu yararı

açısından yatırımların önceliği ve önemini tespit etmek üzere ilgili bakanlığın

görüşü alınarak Bakanlık tarafından verileceği belirtilmiştir. Dava konusu

ikinci cümlede ise Bakanlık tarafından alınan bu kararların kamu yararı kararı

yerine geçeceği öngörülmüştür.

69. Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan hak

arama hürriyetinin temel unsurlarından biri de mahkemeye erişim hakkıdır.

Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine

sahip bir mahkeme önüne götürülmesi ve verilen kararın uygulanması hakkını da

kapsar. Bu hak, devlete etkili yargısal başvuru yolu oluşturma ödevi

yüklemektedir. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini

savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı

haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en

etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir.

Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkının tanınması hak arama hürriyetinin

ön koşulunu oluşturur.

70. Dava konusu kuralda genel olarak yatırım çakışması hâlinde hangi yatırıma öncelik verileceği konusunda Bakanlığın alacağı kararların kamu yararı kararı yerine geçeceği hükme bağlanmıştır. Kuralda bu kararlara ilişkin herhangi bir yargısal muafiyet bulunmamaktadır. Bu itibarla anılan kararlardan etkilendiğini ve kararlarda kamu yararı bulunmadığını ileri sürenlerce ilgili usul kurallarına uygun olmak kaydıyla dava açılmasında herhangi bir engel bulunmamaktadır.

71. Öte yandan kuralda, kamu yararı kararının Bakanlık

tarafından alınacağının öngörülmesi nedeniyle bu karara karşı davanın Danıştay

nezdinde açılması gerekecektir. Nitekim 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı

Danıştay Kanunu’nun 24. maddesinde Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak

bakanlıklar ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek

kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere

karşı açılacak davaları karara bağlayacağı hükmü bulunmaktadır. Dolayısıyla

Bakanlıkça hangi yatırıma öncelik verileceğine ilişkin karara ilişkin olan kamu

yararı kararına karşı dava açılması hâlinde bu dava ilk derece mahkemesi olarak

Danıştayda görülecektir. Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak göreceği bu

davada verilecek karara karşı da yine 2575 sayılı Kanun’un 23. maddesine göre

kanun yoluna başvurulması mümkündür.

72. Bu açıklamalar çerçevesinde dava konusu kuralın kişilerin Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyetini ve dolayısıyla mahkemeye erişim hakkını kısıtlayan bir yönü bulunmadığı anlaşılmaktadır.

73. Diğer yandan kuralla öngörülen kamu yararı yerine geçen Bakanlık kararının yatırımların çakışması hâlinde hangi yatırıma öncelik tanınacağının belirlenmesine ilişkin olduğu, kamulaştırma veya idare lehine irtifak hakkının tesis edilmesi durumlarında alınması gereken kamu yararı kararının kuralın öngördüğü kamu yararı kavramından farklı olarak 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu uyarınca alınan bir karar olduğu gözetildiğinde kuralın, taşınmazı üzerinde kamulaştırma yapılan veya irtifak hakkı tesis edilen malikin iddialarının yargı makamı önünde ileri sürülmesini ve incelenmesini zorlaştıracak bir yönü de bulunmamaktadır.

74. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 36. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

D. Kanun’un 16. Maddesiyle 6004 sayılı Kanun’a eklenen

Geçici 7. Maddenin (1) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

75. Dava dilekçesinde özetle; diplomatik memuriyet

alımına ilişkin süreçlerden geçmeksizin başka bir alanda uzman olan kişilerin

bir kereye mahsus olmak üzere diplomatik kariyer memuriyetine alınmalarına

imkân tanınmasının kamu yararı amacı taşımadığı, bu durumun iş barışını ciddi

şekilde tehdit edeceği ve hukuki öngörülebilirliği ortadan kaldıracağı, kuralın

yetkinliği ve tecrübesi olmayan kişilerin diplomatik unvanlar alarak ülkeyi

temsil etmelerine neden olmak suretiyle ulusal çıkarlara zarar vereceği, Avrupa

Birliği İşleri uzmanı ve uzman yardımcısı kadrolarında çalışanların meslek

memurluğu sınavlarına katılmalarının önünde herhangi bir engelin bulunmadığı,

bu nedenle dava konusu kuralın herhangi bir kamusal ihtiyacı karşılamadığı, bir

defa uygulanması öngörülmek suretiyle kanunların genelliği ilkesinin de

zedelendiği, bu durumun ayrıca eşitsiz bir uygulamanın önünü açtığı, Avrupa Birliği

İşleri (AB) uzman ve uzman yardımcıları ile diğer kişilerin arasında kamu

görevine girme, özellikle de diplomatik kariyer mesleğine girme açısından

herhangi bir farklılığın bulunmamasına karşın kural ile AB İşleri uzman ve

uzman yardımcıları lehine belli bir farklılık yaratıldığı belirtilerek kuralın

Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

76. Dava konusu kuralda Avrupa Birliği Başkanlığı AB İşleri uzman ve uzman yardımcılarının kuralın yer aldığı maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yazılı olarak talep etmeleri hâlinde, yaş sınırına tabi olmadan, bir kereye mahsus olmak üzere düzenlenecek meslek memurluğu ya da konsolosluk ve ihtisas memurluğu geçiş sınavlarından yalnızca birine, yaş sınırı hariç olmak üzere, 6004 sayılı Kanun’da kayıtlı şartlar uyarınca girebilecekleri öngörülmektedir.

77. Meslek memurluğu ile konsolosluk ve ihtisas

memurluğuna ilişkin şartlar 6004 sayılı Kanun’un “Bakanlık personeli”

başlıklı 10. maddesinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda anılan maddede meslek

memuru olabilmek için “657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde sayılan şartlar

ile Bakanlıkça açılan yarışma sınavına ilişkin yönetmelikle belirlenen diğer

şartlar saklı kalmak üzere, yurt içindeki üniversitelerin veya diploma denkliği

Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanmış olmak kaydıyla yabancı

üniversitelerin en az dört yıllık lisans eğitimi veren fakültelerinin

uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, kamu yönetimi, tarih, sosyoloji, halkla

ilişkiler ve tanıtım, psikoloji, çalışma ekonomisi, iktisat, işletme, maliye ve

finans bölümleri ile bu bölümlerden herhangi birinin müfredatında yer alan

derslerin en az %80’ine sahip olan diğer bölümlerden veya hukuk fakültelerinden

mezun olmak ya da üniversitelerin sosyal bilimler alanında veya mühendislik

fakültelerinde en az dört yıllık lisans eğitimi yapmış olup, uluslararası

ilişkiler, siyaset bilimi, kamu yönetimi, hukuk ve iktisat alanlarında

lisansüstü eğitim yapmış olmak gerekir.” hükmü bulunmaktadır. Ayrıca anılan

maddede meslek memurluğu sınavının yapıldığı yılın ocak ayının birinci günü

itibarıyla otuz beş yaşının doldurulmamış olması şartı yer almaktadır.

78. Maddede konsolosluk ve ihtisas memurluğu için ise “Konsolosluk ve ihtisas memuru olabilmek için, 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde sayılan şartları taşımanın yanı sıra usul ve esasları yönetmelikle düzenlenen Bakanlıkça açılan yarışma sınavında başarılı olmak gerekir.” şartı yer almaktadır. Yine aynı madde uyarınca konsolosluk ve ihtisas memurluğu sınavının yapıldığı yılın ocak ayının ilk günü itibarıyla otuz beş yaşının doldurulmamış olması şartı aranmaktadır.

79. Dava konusu kuralın kapsamında yer alan Avrupa Birliği Başkanlığı AB İşleri uzmanlığı ile uzman yardımcılığı mesleğinin ilk olarak mülga 27/6/2000 tarihli ve 4587 sayılı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun’da Avrupa Birliği uzmanı ve uzman yardımcısı ismiyle düzenlendiği görülmektedir. Söz konusu mesleğin bağlı olduğu idari teşkilatın yapısında yıllar içinde değişiklikler meydana gelmiş ve anılan idari yapı son olarak (4) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 57. ila 65. maddelerinde Avrupa Birliği Başkanlığı adıyla Dışişleri Bakanlığının bağlı kuruluşu olarak yeniden teşkilatlanmış ve tüm bu süreç boyunca anılan meslek varlığını sürdürmüştür.

80. Bu doğrultuda AB İşleri uzmanı ve uzman yardımcılığı mesleklerinin giriş şartları bakımından da çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Bu kapsamda şu an görev yapan anılan personelin önce mülga 4587 sayılı Kanun’da, ardından mülga 24/6/2009 tarihli ve 5916 sayılı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da, sonrasında mülga 3/6/2011 tarihli ve 634 sayılı Avrupa Birliği Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de ve son olarak (4) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde öngörülen şartları yerine getirmek suretiyle Avrupa Birliği Başkanlığı bünyesinde istihdam edildikleri görülmektedir.

81. Bu kapsamda süreç boyunca mesleğe giriş şartlarında sınırlı sayılabilecek değişiklikler yapılmış olup söz konusu düzenlemelerin tamamında özel yarışma sınavında başarılı olmak ve dört yıllık lisans eğitimi veren fakültelerden mezun olmak şartları aranmaya devam edilmiştir. (4) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi dönemine kadar belirli bir seviyede yabancı dil bilmek de aranan bir diğer şarttır.

82. Ayrıca mülga 4587 sayılı Kanun’da AB uzman ve uzman yardımcılarının, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde Dışişleri Bakanlığınca yürütülen dış ilişkilerin koordinasyonu ve katılım müzakereleri dâhil tüm dış temas ve müzakereler çerçevesinde görev yürüteceği belirtilen Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin, bu görevinin yürütülmesinin sağlanması için istihdam edilecekleri belirtilmiş; mülga 5916 sayılı Kanun ile mülga 634 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de ve son olarak (4) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde yurt dışı teşkilatında da istihdam edilebilecekleri ifade edilmiştir.

83. Dava konusu kuralın gerekçesinde (4) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle Avrupa Birliği Başkanlığının, Dışişleri Bakanlığının bağlı kuruluşu hâline geldiği, düzenleme ile AB İşleri uzman ve uzman yardımcısı olarak anılan Başkanlıkta görev yapan nitelikli ve yetişmiş personelin bir kereye mahsus olmak üzere sınavla meslek memurluğu ya da konsolosluk ve ihtisas memurluğuna geçişine imkân tanındığı belirtilmiştir.

84. Bu çerçevede ülkemizin Avrupa Birliğine giriş sürecine ilişkin görev yürüten idari yapıda istihdam edilen, mesleğe giriş için kanunlarda gösterilen özel şartları sağlayan ve gerektiğinde devlet adına yurt dışında da görevlendirilebilen AB İşleri uzman ve uzman yardımcılarının, görevlerinin kapsam ve niteliği ile tabi oldukları idari yapının Dışişleri Bakanlığının bağlı kuruluşu olarak yeniden teşkilatlandığı gözetildiğinde Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki meslek memurluğuna ya da konsolosluk ve ihtisas memurluğuna geçebilmek için bir kereye mahsus olmak üzere sınava girebilmelerine imkân tanıyan dava konusu kuralın kamu yararı dışında başka bir amaç güttüğü söylenemez.

85. Kural ile AB İşleri uzman ve uzman yardımcılarına,

bir kereye mahsus olarak düzenlenecek meslek memurluğu ya da konsolosluk ve

ihtisas memurluğuna geçiş sınavlarından yalnızca birine girme imkânı

tanınmaktadır. Kanunlarla öngörülmüş şartları sağlayarak daha önce atanmış

bulunan, hâlihazırda Dışişleri Bakanlığının bağlı kuruluşu olan Avrupa Birliği

Başkanlığı bünyesinde görev yapan, AB İşleri uzman ve uzman yardımcıları ile

meslek memurluğu ya da konsolosluk ve ihtisas memurluğuna girmek isteyen diğer kişilerin

aynı hukuki durumda olmadıkları açıktır. Bu itibarla AB İşleri uzman ve uzman

yardımcıları ile diğer kişiler arasında meslek memurluğu ya da konsolosluk ve

ihtisas memurluğuna girme koşulları bakımından eşitlik karşılaştırması

yapılması mümkün değildir.

86. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

E. Kanun’un 21. Maddesiyle 2942 sayılı Kanun’a eklenen

Geçici 14. Maddenin Birinci Cümlesinde Yer Alan “…mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya konulamaz.” İbaresi ile İkinci Cümlesinin İncelenmesi

1. İptal Taleplerinin Gerekçesi

87. Dava dilekçesinde ve başvuru kararında özetle;

Anayasa’da düzenlenen kamulaştırma usulü yerine kamulaştırmasız el atma

yöntemine başvurulmasının idarelere haksız menfaatler sağladığı, hak

sahiplerinin mağduriyetine yol açtığı, dava konusu kurallarla idarelerin hukuka

aykırı davranmasının teşvik edildiği, mahkeme kararlarının kesinleşene kadar

icra edilememesinin ve mevcut icra takiplerinin durmasının hükme bağlanmasına rağmen

bu durma sürecinde mahkeme kararına konu meblağın değerinde ortaya çıkacak

kayba yönelik bir tedbirin öngörülmediği, haksız fiil niteliğindeki

kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat alacaklarının geç ödenmesinin

mülkiyet hakkına orantısız bir müdahale teşkil ettiği belirtilerek kuralların

Anayasa’nın Başlangıç kısmına, 2., 5., 10., 13., 15., 35., 36. ve 46.

maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

88. 2942 sayılı Kanun’un geçici 14. maddesinin birinci

cümlesinde kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç

yapılmamış olmasına rağmen 4/11/1983 tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği

tarihe kadar fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir

ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara

kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası

olmaksızın fiilî el konulması veya hukuki el atılması sebebiyle mülkiyet

hakkından doğan taleplere dair bedel ve tazminata ilişkin davalarda verilen

mahkeme kararlarının kesinleşmedikçe icraya konulamayacağı düzenlenmiştir.

Anılan cümlede yer alan “...mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya

konulamaz.” ibaresi dava konusu ilk kuralı oluşturmaktadır.

89. Geçici 14. maddenin dava ve itiraz konusu ikinci cümlesinde ise maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılan icra takiplerinin kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadar durdurulacağı hüküm altına alınmıştır.

90. Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Birey özgürlüğü ile doğrudan ilgili olan mülkiyet hakkı bireye emeğinin karşılığına sahip olma ve geleceğe yönelik planlar yapma imkânı tanıyan temel bir haktır. Mülkiyet hakkı, genel olarak bir kimsenin başkasına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla bir şeyden dilediği biçimde yararlanma, tasarruf etme, başkasına devretme, kullanım biçimini değiştirme, harcama ve tüketme yetkilerini kapsamaktadır.

91. Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında da “Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir” denilmiştir.

92. Türk hukukunda idarelerin kamu hizmetlerini yerine getirirken

ihtiyaç duydukları ancak kendilerine ait olmayan taşınmazlar üzerinde

tasarrufta bulunabilmeleri kural olarak kamulaştırma ile mümkündür.

Kamulaştırma, mülkiyet hakkının idarenin tek taraflı tasarrufu ile malikin

rızası olmaksızın kısıtlandığı veya sona erdirildiği istisnai hâllerden

biridir. Nitekim Anayasa’da temel haklardan biri olarak düzenlenen mülkiyet

hakkı üzerinde yarattığı etkiden dolayı Anayasa koyucu kamulaştırmayı

özel olarak düzenlemiştir. Bu itibarla kişinin mülkiyet hakkının rızası dışında

tek taraflı bir işlem ile sonlandırılmasının Anayasa’ya aykırı olmaması için

Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen usullere uyulması gerekmektedir.

93. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesine göre temel unsurunun kamu yararı olduğu kabul edilen kamulaştırma, özel mülkiyet alanına devletin bir müdahalesidir. Kamulaştırma işlemi, taşınmaza el koymaya zorunlu kalındığında kamu yararının özel mülkiyet hakkından üstün tutulduğu durumlarla sınırlı olarak ve Anayasa’da belirlenen usul güvenceleri izlenerek yapıldığında hukuka uygun sayılır (AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, § 11; Şevket Karataş [GK], B. No: 2015/12554, 25/10/2018, § 45).

94. Plansız şehirleşme, idarelerin bütçelerinin kısıtlı olması gibi çeşitli nedenlerle geçmişte kamulaştırma yapılmaksızın bazı taşınmazlar fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiştir (AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012). İdarelerin zaman zaman Anayasa ve kanunlara uygun olmayan yöntemlerle özel mülkiyete konu taşınmazları kamu hizmetine tahsis etmek amacıyla hareket etmeleri sonucu kamulaştırmasız el atma olgusu ortaya çıkmıştır.

95. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

denilmektedir. Anayasa Mahkemesince, mahkeme kararlarını taraflardan birinin

aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hâle getiren düzenlemelerin

bulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde engellenmesi,

adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvenceleri anlamsız kılabilecek nitelikte

görülebilmektedir. Bu çerçevede, mahkeme kararlarının bağlayıcılığını ve

gecikmeksizin uygulanmasını sağlayacak etkili tedbirlerin alınması, hukuk

devleti ilkesinin ve adil yargılanma hakkının gereklerindendir (AYM,

E.2018/108, K.2019/5, 13/2/2019, § 27).

96. 2942 sayılı Kanun’un geçici 14. maddesinin dava ve

itiraz konusu kuralları, kamulaştırmasız el atmalardan dolayı kişiler

tarafından açılmış bedele ve tazminata ilişkin davalarda verilen mahkeme

kararlarının kesinleşmedikçe icraya konulamamasını ve başlatılan ve hâlen devam

etmekte olan icra süreçlerine müdahale ederek bu süreçlerin kesinleşmiş mahkeme

kararları ibraz edilinceye kadar durmasını öngörmektedir. Bu itibarla kurallar,

kesinleşmemiş mahkeme kararlarına ilişkin icra takibinin başlamasına engel olma

ve başlamış olan icra takiplerinin durmasına neden olmak suretiyle Anayasa’da

öngörülen usule aykırı biçimde mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin telafi

edilebilmesi amacıyla malik lehine hükmedilen bedel veya tazminata kavuşmanın

gecikmesine neden olmaktadır. Açıklanan nedenlerle kurallar mülkiyet ve adil

yargılanma hakkını sınırlamaktadır.

97. Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde ise adil yargılanma hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması da mümkündür. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz.

98. İcra takipleri yönünden kesinleşmiş mahkeme kararının varlığını arayan dava konusu kurallar, idarelerin yerine getirmekle görevli oldukları kamu hizmetleri için gerekli olan kaynakların korunmasını ve kamu hizmetlerinde meydana gelebilecek aksaklıklara engel olunmasını amaçlamaktadır. Bu şekilde toplumsal yaşamın sürekli, düzenli ve sistemli şekilde sürdürülebilmesine katkı sunması beklenen kuralların kamu yararını gerçekleştirmeye yönelik olarak mülkiyet ve adil yargılanma haklarına sınırlama getirdiği anlaşılmaktadır.

99. Ancak mülkiyet ve adil yargılanma haklarına getirilen sınırlamanın kamu yararı amacına dönük olması yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması da gerekir. Bu ilke ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, gereklilik başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve orantılılık ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir.

100. Dava ve itiraz konusu kuralların yukarda belirtilen idarelerin yerine getirmekle görevli oldukları kamu hizmetleri için gerekli olan kaynakların korunması ve kamu hizmetlerinde meydana gelebilecek aksaklıklara engel olunması amaçlarına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.

101. Bununla birlikte dava ve itiraz konusu kuralların

Anayasa’da kamulaştırma için öngörülmüş hükümlere uyulmaksızın fiilî bir el

atma niteliğinde olan kamulaştırmasız el atmalardan kaynaklanan bedel ve

tazminat alacaklarına ilişkin olduğu da gözetildiğinde fiilî bir müdahale

nedeniyle mülkiyet hakkı ihlâl edilmiş malikin bu zararının telafi edilmesi

amacıyla hükmedilmiş bedel veya tazminat alacağına ilişkin mahkeme kararının

icra takibine konu olabilmesi için kesinleşmiş olması şartını araması, malik

lehine hükmedilen bedel veya tazminata kavuşmanın gecikmesine neden olmak

suretiyle malike aşırı bir külfet yüklemekte ve kamu yararı ile kişisel yarar

arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi malik aleyhine bozmaktadır. Bu

yönüyle kuralların ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olmadığı anlaşılmaktadır.

102. Mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ölçüsüz biçimde sınırlandırılmasına neden olan maddenin ikinci cümlesinde yer alan dava ve itiraz konusu kural, alacağın tahsili sürecinin başlamasından sonra geçmişe etkili yasama tasarruflarıyla kararın uygulanma imkânını önemli oranda zorlaştırması yönüyle de devlete olan güven duygusunu zedelemekte ve hukuki güvenlik ilkesini ihlal etmektedir.

103. Açıklanan nedenlerle, kurallar Anayasa’nın 13., 35., 36. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir.

Rıdvan GÜLEÇ bu görüşe katılmamıştır.

Kuralların Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 35., 36. ve 46. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kurallar Anayasa’nın 13., 35., 36. ve 46. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın Başlangıç kısmı, 5., 10. ve 15. maddeleri yönünden incelenmemiştir.

V. İPTALİN

DİĞER KURALLARA ETKİSİ

104. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün sadece belirli kurallarının iptali diğer bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanamaması sonucunu doğurması hâlinde bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.

105. 7176 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’a eklenen geçici 14. maddenin birinci cümlesinde yer alan “…mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya konulamaz.” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan cümlenin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.

VI. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ

106. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

30/5/2019 tarihli ve 7176 sayılı Bazı Kanunlar ile 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 21. maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na eklenen geçici 14. maddenin;

1. Birinci cümlesinde yer alan “...mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya konulamaz.” ibaresine,

2. İkinci cümlesinde yer alan “...kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadar durdurulur.” ibaresine,

yönelik yürürlüğünün durdurulması taleplerinin koşulları oluşmadığından REDDİNE,

B. 1. 7. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 47. maddesine eklenen altıncı fıkraya,

2. 8. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un değiştirilen geçici 29. maddesinin bentlerini bağlayan hükümlerine,

3. 10. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’a eklenen geçici 44. maddede yer alan “...buluculuk hakkı...” ibaresine,

4. 14. maddesiyle 3/6/2007 tarihli ve 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun değiştirilen ek 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesine,

5. 16. maddesiyle 7/7/2010 tarihli ve 6004 sayılı Dışişleri Bakanlığı Personeline İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin (1) numaralı fıkrasına,

yönelik iptal talepleri 4/2/2021 tarihli ve E.2019/89, K.2021/10 sayılı kararla reddedildiğinden bu fıkralara, cümleye, hükümlere ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,

4/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VII. HÜKÜM

30/5/2019 tarihli ve 7176 sayılı Bazı Kanunlar ile 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 7. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 47. maddesine eklenen altıncı fıkranın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

B. 8. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un değiştirilen geçici

29. maddesinin bentlerini bağlayan hükümlerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. 10. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’a eklenen geçici 44. maddede yer alan “...buluculuk hakkı...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

Ç. 14. maddesiyle 3/6/2007 tarihli ve 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun değiştirilen ek 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

D. 16. maddesiyle 7/7/2010 tarihli ve 6004 sayılı Dışişleri Bakanlığı Personeline İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

E. 21. maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na eklenen geçici 14. maddenin;

1. a. Birinci cümlesinde yer alan “...mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya konulamaz.” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Rıdvan GÜLEÇ’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

b. Birinci cümlesinin kalan kısmının 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,

2. İkinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Rıdvan GÜLEÇ’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

4/2/2021 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

30/5/2019 tarihli ve 7176 sayılı Bazı Kanunlar ile 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 21. maddesiyle 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na eklenen geçici 14. maddenin, birinci cümlesinde yer alan “...mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya konulamaz.” ibaresi ile ikinci cümlesinin, Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptallerine çoğunlukça karar verilmiş olup, aşağıdaki hususlar çerçevesinde çoğunluğun verdiği iptal kararına katılmamaktayım.

2942 sayılı Kanun’un geçici 14. maddesinin dava ve itiraz konusu kuralları, kamulaştırmasız el atmalardan dolayı kişiler tarafından açılmış bedele ve tazminata ilişkin davalarda verilen mahkeme kararlarının kesinleşmedikçe icraya konulamamasını ve başlatılan ve halen devam etmekte olan icra süreçlerine müdahale ederek bu süreçlerin kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadar durmasını öngörmektedir.

Mahkememiz çoğunluğu kesinleşmiş mahkeme kararlarına ilişkin icra takibinin başlamasına engel olma ve başlamış olan icra takiplerinin durmasına neden olmak suretiyle Anayasa’da öngörülen usule aykırı biçimde mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin telafi edilebilmesi amacıyla malik lehine hükmedilen bedel veya tazminata kavuşmanın gecikmesine neden olunduğu gerekçesiyle ilgili hükmü ve devamında yer alan “maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılan icra takiplerinin kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadar durdurulacağı,” hükmünü iptal etmiştir.

İptal gerekçesi, mülkiyet hakkına getirilen bu sınırlamanın özünde kamu yararı ilkesinin gözetildiğini kabul etmekle birlikte, ölçülülük ilkesi bakımından Anayasa’nın 13., 35., 36. ve 46. maddelerine aykırı olması temeline oturmuştur.

Anayasamızın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir.

İcra takipleri yönünden kesinleşmiş mahkeme kararının varlığını arayan dava konusu kurallar; idarelerin yerine getirmekle görevli oldukları kamu hizmetleri için gerekli olan kaynakların korunmasını ve kamu hizmetlerinde meydan gelebilecek aksaklıklara engel olunmasını amaçlamaktadır. Bu şekilde toplumsal yaşamın sürekli, düzenli ve sistemli şekilde sürdürülebilmesine katkı sunması beklenen kuralların kamu yararını gerçekleştirmeye yönelik olarak mülkiyet hakkına sınırlama getirmesi anlaşılabilir ve Anayasa’ya aykırılık içermeyen bir olgudur.

Parlamentonun kamu yararı ilkesini gözeterek mülkiyet hakkına getirdiği bu sınırlama sadece iptal davasına konu düzenlemeleri içermemektedir.

Taşınmaz mal hukuku ile ilgili olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 350. maddesinde; “taşınmaz mal ile ilgili aynı haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez.” hükmü de Kamu yararı ilkesinin mülkiyet hakkı yönünden katlanılabilir olduğunu ortaya koymaktadır.

İptale konu kurallar mülkiyet hakkına sınırlama getirmekle birlikte, toplumun üstün yararları karşısında katlanılamaz bir olgu olarak kabul etmediğim için çoğunluğun iptal karına katılmamaktayım.

Başkan

Zühtü

ARSLAN

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

Kadir

ÖZKAYA

Üye

Engin

YILDIRIM

Üye

Hicabi

DURSUN

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

Muammer

TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Rıdvan

GÜLEÇ

Üye

Recai

AKYEL

Üye

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Üye

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Üye

Selahaddin

MENTEŞ

Üye

Basri

BAĞCI

Üye Rıdvan GÜLEÇ

Anayasa Mahkemesi, E. 2019/89, K. 2021/10, 4 Şubat 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtiraz Yoluna Başvuran
  4. Dava Ve İtirazın Konusu
  5. A. 7. maddesiyle
  6. B. 8. maddesiyle
  7. C. 10. maddesiyle
  8. Ç. 14. maddesiyle
  9. D. 16. maddesiyle
  10. E. 21. maddesiyle
  11. I. İptali
  12. İstenen Kanun Hükümleri
  13. II. İlk İnceleme
  14. A. E.2019/89 Sayılı Başvuru Yönünden
  15. B. E.2020/19 Sayılı Başvuru Yönünden
  16. A. Birinci
  17. B. İkinci
  18. III. Birleştirme Kararı
  19. IV. Esasın İncelenmesi
  20. B. Kanun’un 8. Maddesiyle 3213 Sayılı Kanun’un
  21. C. Kanun’un 10. Maddesiyle 3213 Sayılı Kanun’a Eklenen
  22. Ç. Kanun’un 14. Maddesiyle 5686 Sayılı Kanun’un
  23. D. Kanun’un 16. Maddesiyle 6004 sayılı Kanun’a eklenen
  24. E. Kanun’un 21. Maddesiyle 2942 sayılı Kanun’a eklenen
  25. V. İptalin
  26. Diğer Kurallara Etkisi
  27. VI. Yürürlüğün Durdurulması Talebi
  28. B. 8. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un değiştirilen geçici
  29. Karşıoy Gerekçesi
  30. Arslan
  31. Özkaya
  32. Yıldırım
  33. Dursun
  34. Topal
  35. Güleç
  36. Akyel
  37. Seferinoğlu
  38. Menteş
  39. Bağcı
  40. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2019/89
Karar No
2021/10
Tarih
4 Şubat 2021

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2021/23 K.2021/12
  • AYM Norm Denetimi E.2021/29 K.2021/17
  • AYM Norm Denetimi E.2018/99 K.2021/14
  • AYM Norm Denetimi E.2019/36 K.2021/15
  • AYM Norm Denetimi E.2019/47 K.2021/16
  • AYM Norm Denetimi E.2020/82 K.2021/20

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.