İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2021/58 K.2024/14

Esas Sayısı : 2021/58

Esas2021/58Karar2024/14Tarih23 Ocak 2024Okuma28 dk · 5.690 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2021/58
Karar No
2024/14
Karar tarihi
23 Ocak 2024
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.690 kelime·28 dk okuma·11 bölüm

Esas Sayısı : 2021/58

Karar Sayısı : 2024/14

Karar Tarihi : 23/1/2024

R.G.Tarih-Sayı : 5/4/2024-32511

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR

1. Kayseri Vergi Mahkemesi (E.2021/58)

2. İstanbul 3. Vergi Mahkemesi (E.2023/201)

İTİRAZLARIN KONUSU: 19/3/1969

tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 31/10/1980 tarihli ve 2329 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen 169. maddesinin “…avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamaz.” bölümünün Anayasa’nın 2., 36. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talepleridir.

OLAY: Vergi dairesi müdürlüğü tarafından düzenlenen vergi/ceza ihbarnamesi ile banka hesabı aracılığıyla alınan altın nedeniyle tahsil edilen banka ve sigorta muamele vergisinin iptali ve iadesi talebiyle açılan davalarda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptalleri için başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 169. maddesi şöyledir:

“Yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin miktarı:

Madde 169 – (Değişik: 31/10/1980 - 2329/2 md.)

Yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamaz.”

II. İLK İNCELEME

A. E.2021/58 Sayılı Başvuru Yönünden

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN’ın katılımlarıyla 24/6/2021 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

B. E.2023/201 Sayılı Başvuru Yönünden

2. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Kenan YAŞAR’ın katılımlarıyla 18/1/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. BİRLEŞTİRME KARARI

3. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 31/10/1980 tarihli ve 2329 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen 169. maddesinde yer alan “…yazılı miktardan az...” ve “...olamaz.” ibarelerinin iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2023/201 sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2021/58 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2021/58 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 18/1/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

IV. ESASIN İNCELENMESİ

4. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Yakup MACİT tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Anlam ve Kapsam

5. 1136 sayılı Kanun’un 164. maddesinin birinci fıkrasında avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağ veya değeri ifade ettiği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında avukat ile müvekkili arasındaki sözleşme ilişkisinden doğan avukatlık ücreti ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir.

6. Maddenin dördüncü fıkrasında ise dava sonunda haklı çıkan taraf lehine hükmedilen ve yargılama gideri niteliğinde olan yasal vekâlet ücretinin kime ait olduğu ve özellikleri belirtilmiştir. Anılan fıkrada, kararla Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine (Tarife) dayanılarak karşı tarafa yüklenecek söz konusu ücretin avukata ait olacağı, bu ücretin iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemeyeceği ayrıca haczedilemeyeceği öngörülmüştür.

7. Söz konusu Kanun’un 168. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ise baro yönetim kurullarının, her yıl eylül ayı içinde hazırlayarak gönderdikleri Tarifelerin Türkiye Barolar Birliği (TBB) Yönetim Kurulunca, o yılın ekim ayı sonuna kadar düzenlenerek Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderileceği, Tarifenin Bakanlıkça onaylanması ya da geri gönderilmesi üzerine TBB Yönetim Kurulunun üçte iki çoğunlukla aynen kabul etmesi hâlinde onaylanmış sayılacağı ve sonucun Bakanlığa bildirileceği, Bakanlığın Tarifeye karşı dava açabileceği hükme bağlanmıştır.

8. 12/1/2011 tarihli

ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun

323. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ğ) bendinde vekille takip edilen

davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretinin yargılama

giderlerinden olduğu düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un “Yargılama

giderlerinden sorumluluk” başlıklı 326. maddesinde kanunda yazılı hâller dışında yargılama giderlerinin,

aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, davada iki

taraftan her birinin kısmen haklı çıkması durumunda mahkemenin, yargılama

giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştıracağı belirtilmiştir. Kanun’un 330. maddesinde ise vekil ile takip edilen davalarda mahkemece kanuna göre

takdir olunacak vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedileceği öngörülmüştür.

9. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yargılama giderleriyle ilgili olarak anılan Kanun’da hüküm bulunmayan hâllerde 6100 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı, (2) numaralı fıkrasında 2577 sayılı Kanun ve söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrası uyarınca 6100 sayılı Kanun’a atıfta bulunulan hâller saklı kalmak üzere vergi uyuşmazlıklarının çözümünde 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

10. Yine 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 324. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında harçlar ve

tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve

kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla devlet Hazinesinden

yapılan her türlü harcamaların ve taraflarca yapılan ödemelerin yargılama

giderlerinden olduğu belirtilmiştir. Anılan Kanun’un 325. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkralarında ise sanık hakkında cezaya veya güvenlik tedbirine

hükmedilmesi hâlinde bütün yargılama giderlerinden sanığın sorumlu olduğu,

hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın ertelenmesi durumlarında da sanık

aleyhine yargılama giderlerine hükmedileceği düzenlenmiştir.

11. Kanun’un 327. maddesinde hakkında beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişinin, sadece kendi kusurundan ileri gelen giderleri ödemeye mahkûm edileceği, bu kişinin önceden ödemek zorunda kaldığı giderlerin devlet Hazinesince üstlenileceği hükme bağlanmıştır.

12. Bu itibarla hukuk, ceza, idari ve vergi usul hükümlerine göre davayı kazanan taraf ile beraat eden sanığın ya da mahkûmiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hâlinde katılanın kendisini vekille temsil ettirmesi durumunda lehine vekâlet ücretine hükmedileceği, aleyhine karar verilen taraf ya da sanık veya devletin de Tarifede belirlenen vekâlet ücreti ile diğer yargılama giderlerini ödemekle yükümlü olduğu anlaşılmaktadır.

13. 1136 sayılı Kanun’un 169. maddesinde ise yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin, Tarifede yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamayacağı hükme bağlanmış olup anılan maddenin “…avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamaz.” bölümü itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.

14. Vergi uyuşmazlıklarında hükmedilecek vekâlet ücreti ise söz konusu Kanun’un 168. maddenin ikinci fıkrasında özel bir şekilde düzenlenmiştir. Anılan fıkraya göre genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenecektir.

15. Bu itibarla kural kapsamında karşı taraf lehine ya da aleyhine hükmün verildiği tarihte yürürlükteki Tarifede öngörülen konusu para olsa veya para ile değerlendirilebilse dahi maktu ücrete bağlı olan ya da konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen hukuki yardımlarda ödenecek vekâlet ücretinin asgari haddi kadar ya da bu miktarın üç katına kadar vekâlet ücretine hükmedilebileceği anlaşılmaktadır.

B. İtirazların Gerekçeleri

16. Başvuru kararlarında özetle; davada taraflara vekâlet ücreti ödeme

yükümlülüğü öngörülmesinin mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama oluşturduğu, Tarifenin

ikinci kısmının birinci bölümünde konusu para veya para ile değerlendirilebilen

hukuki yardımlara ödenecek ücretin maktu olarak belirlendiği, dava değerinin

maktu vekâlet ücretinin altında olduğu hâllerde kişilerin uyuşmazlığı dava

konusu yapmaktan çekinebileceği, bu durumun taraflar arasındaki menfaat

dengesini bozacağı, davanın kısmen kabul kısmen reddedilmesi hâlinde de iki

taraf lehine maktu vekâlet ücretine hükmedileceğinden davacının dava sonunda

elde etmiş olduğu faydanın aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti nedeniyle maddi

olarak zarara uğramasına neden olacağı, bunun yanı sıra dava konusu miktarı

geçmeyecek şekilde vekâlet ücretine hükmedilmesi imkânı varken dava değerini

aşacak şekilde maktu vekâlet ücretine hükmedilmesinin davanın en az giderle

sonuçlandırılması ilkesiyle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2.,

36. ve 141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

17. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.

18. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisinin temel bir hak olma özelliğinin yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28; E.2022/104, K.2023/28, 16/2/2023, § 9).

19. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin ya da zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10; E.2022/104, K.2023/28, 16/2/2023, § 10; E.2021/37, K.2021/63, 22/9/2021, § 17).

20. Dava hakkının da etkili bir şekilde kullanılabilmesi hukuk, idari ve ceza yargılamalarında kişilere avukat yardımından faydalanmaları hususunda gerekli imkânların sağlanmasıyla mümkündür. Yargılama gideri olan vekâlet ücretinin miktarının, hangi taraftan tahsil edileceğinin ve buna ilişkin şartların da bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir.

21. Bu itibarla dava aşamasında kimin lehine ya da

aleyhine hükmedileceği belli olmayan bu ücret yükümlülüğü, bir usul kuralı olup

mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613,

2/10/2013, § 38; Mehmet Okutan ve Mustafa

Okutan, B. No: 2018/293, 18/5/2021, §

43). Taraflar aleyhine vekâlet ücretine ve yargılama giderlerine

hükmedilmesini ve tarafların yargılama sürecinde yüklendikleri giderlerin karşı

tarafa yükletilmesi talebinin reddini öngören düzenlemeler mahkemeye erişim

hakkını sınırlayabilir (Hilmi Kocabey ve diğerleri, B. No: 2018/27686,

17/11/2021, § 98). Bununla birlikte taraflar lehine hükmedilmesi gereken vekâlet

ücretinden yoksun bırakılması sonucunu doğuran uygulamalar da anılan hak

açısından sınırlamalara neden olabilir.

22. İtiraz konusu kural yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin Tarifede yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamayacağını hükme bağlamaktadır.

23. Kuralda genellikle davalının idare veya devlet olduğu idari ve vergi davaları ile devletin, gerçek kişilerin veya özel hukuk tüzel kişilerinin karşılıklı taraf olduğu veya yalnızca gerçek kişilerin veya özel hukuk tüzel kişilerinin davacı ya da davalı sıfatının bulunduğu hukuk davaları ile katılan veya sanığın kendilerini vekil ile temsil ettirdiği ceza davalarında dava değerine bakılmaksızın yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin alt ve üst sınırı belirlenmektedir.

24. Kuralın vekâlet ücreti bakımından öngörülen alt ve üst sınır dikkate alınarak öncelikle konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuk, idare ve vergi davalarında taraf olan idare veya devlet ile gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.

25. Kural dava değerinin düşük olduğu yargılamalarda gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişileri aleyhine karar verilmesi yönünden incelendiğinde; tarafların gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olduğu ya da bir tarafı devlet olan hukuk veya idari ve vergi davalarında aleyhine karar verilen tarafın ödeyeceği vekâlet ücretinin Tarifede belirlenen maktu miktardan az ve üç katından fazla olmaması, ilgili tarafın (gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi) dava değerine göre hesaplanacak vekâlet ücretine kıyasla daha fazla vekâlet ücretinden sorumlu olması sonucunu doğurmaktadır.

26. Bu itibarla dava sonunda hükmedilecek vekâlet ücretinin Tarifede farklı davalar için belirlenen maktu ücretten az ve üç katından fazla olmamasını öngören kural nedeniyle mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirilmektedir.

27. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmiştir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.

28. Bu kapsamda mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kurallar keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olmalıdır.

29. Esasen temel hakları sınırlayan

kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde

kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir

duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,

uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler

hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk

normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde

devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven

duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41,

K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde

sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik Anayasa’nın 2. maddesinde

güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.

30. 1136 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 169. maddesinde vekâlet ücretinin tespitinde Tarifenin esas alınacağı düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 168. maddesi uyarınca her yıl TBB Yönetim Kurulunca hazırlanan ve Bakanlıkça onaylanarak yürürlüğe giren Tarifede mahkemelerde, tüm hukuki yardımlarda, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandıran her türlü merci kararlarında ve ayrıca kanun gereği mahkemelerce karşı tarafa yükletilmesi gereken avukatlık ücretinin ödenmesine ilişkin şartlar ile kanunda belirtilen bazı istisnalar dışında maktu ve nispi vekâlet ücretinin uygulanacağı davalar ve miktarları belirlenmiştir.

31. Kuralda ise Tarifede her yıl tespit edilen maktu miktarlar esas alınmak suretiyle mahkemelerce hükmedilecek vekâlet ücretinin alt ve üst sınırı belirlenmiştir. Dolayısıyla yargı mercilerince hükmedilecek vekâlet ücretine ilişkin alt ve üst sınırın açık ve net olarak belirlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir nitelikte olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.

32. Hukuk devletinde, bir kimsenin, başka bir kişinin hukuka aykırı işlem ve eylemi nedeniyle uğradığı zararı o kişiden tazmin etmesini sağlayacak hukuksal mekanizmaların oluşturulması gerekir. Bu durum, aynı zamanda Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının da bir gereğidir. Bu anlamda, haksız yere dava açmak zorunda bırakılan veya kendisine karşı haksız yere dava açılan bir kimsenin o dava nedeniyle yaptığı masrafların karşı taraftan tazmini amacıyla tedbir alınması hukuk devletinin bir gereğidir (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

33. Haksız yere dava açan veya dava açılmasına sebebiyet veren kişinin karşı tarafın yaptığı masraflardan sorumlu tutulması suretiyle mali bir külfete katlanması, yargılama masraflarının bu kişi üzerinde bırakılmasını gerektirmektedir. Başka bir ifadeyle, yargılama giderinin haksız çıkan taraftan tahsil edilmesi, davada haklı çıkan tarafın o dava nedeniyle uğradığı zararın ortadan kaldırılmasını sağlamaktadır (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

34. Haklı çıkan tarafın zararının giderilmesine yönelik söz konusu amacın etkili bir yargılama yapılarak yargılama sonunda maddi gerçeğe ulaşılması açısından da önemli olduğu açıktır. Bu itibarla yargı mercilerince hükmedilecek vekâlet ücretiyle ilgili alt ve üst sınırın öngörülmesi tarafların avukatın hukuki yardımından faydalanarak etkili ve güvenceli bir yargılama yapılmasını sağlayarak maddi gerçeğin sağlıklı bir şekilde ortaya çıkmasına katkı sunacaktır (AYM, E.2023/54, K.2023/90, 4/5/2023, § 38).

35. Bununla birlikte davacı tarafın gerçek veya özel

hukuk tüzel kişisi, davalı tarafın idare ya da devlet olduğu hukuk davaları ile

idare ve vergi davalarında devletin kamu görevlisi statüsünde bulunan avukatlar

veya hukukçular tarafından takip edilmesi hâlinde davacı aleyhine (idare

lehine) hükmedilen vekâlet ücretinin maktu miktardan az, üç katından fazla

olmamasının, davalı idarenin zararının karşılanması amacına hizmet ettiği

söylenemez. Bu durumda idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin gereksiz

davaların açılmasının önlenmesini amaçladığı söylenebilir. Esasen tarafların

gerçek ya da özel hukuk tüzel kişisi olduğu hukuk davalarında da davacının

aleyhine karar verilmesi hâlinde ödeyeceği vekâlet ücretinin belirtilen

sınırlar içinde kalması söz konusu amacın sağlanmasına katkı sunabilir. Bu itibarla

kuralın meşru bir amaca yönelik olduğu açıktır.

36. Kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’ya aykırı olmaması için aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

37. Bu bağlamda kuralla dava değerine bakılmaksızın davanın reddi ya da kabulü hâlinde aleyhine karar verilen tarafın (gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi) ödeyeceği vekâlet ücretinin Tarifede belirlenen maktu vekâlet ücretine göre belirli sınırlar içinde olmasının haklı çıkan tarafın dava sebebiyle yüklendiği avukatlık masrafının telafisi amacına ulaşma bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır.

38. Öte yandan davada haklı çıkan taraf ile avukat

arasında düzenlenen avukatlık sözleşmesindeki ücretin her bir sözleşmede çok

farklı miktarlarda olması mümkündür. Hükmedilecek vekâlet ücretinin tespitinde

avukatlık sözleşmesinde belirlenen tutarın esas alınmasının farklı ve haksız

uygulamalara yol açabileceği açıktır. Bu durum konusu ve sebebi birbiriyle

tamamen aynı olan davalarda farklı vekâlet ücretlerine hükmedilmesine davada

haksız çıkan bazı kişilerin benzer durumdaki diğer kişilere nazaran yüksek

miktarlarda vekâlet ücreti külfetiyle karşılaşmasına sebebiyet verebilecektir.

Dolayısıyla yargılama sonucunda haksız çıkan kişi aleyhine hükmedilecek vekâlet

ücreti tutarının belirlenmesinde haklı çıkan kişinin avukatıyla yaptığı

sözleşmedeki ücretin değil standarda bağlanmış bir tarifenin esas alınmasının

meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olmadığı söylenemez.

39. Davanın konusunun para olması ya da parayla

değerlendirilebilir nitelikte olması hâlinde vekâlet ücreti ve harç gibi

yargılama giderlerinin bu değere göre belirlenmesi gerektiği söylenebilir. Bu

durumda tarafların avukata ödediği ücret davanın değerine göre

değişebilecektir. Ancak bazı durumlarda davada haklı çıkan tarafın avukata

ücret ödemesinden kaynaklanan zararının giderilmesi için davanın değerinden

bağımsız olarak objektif ve kabul edilebilir miktarlarla maktu vekâlet

ücretleri belirlenebilir. Nitekim dava değerinin düşük olması hâlinde dahi

avukatın dava nedeniyle sarf edeceği emek ve mesainin ortalama bir değeri

bulunmaktadır. Dolayısıyla yargılama giderlerine katlanmak zorunda kalan

tarafın haklılığının tespit edilmesi durumunda uğrayacağı zararın giderilmesi

için kendisine ödenecek vekâlet ücreti bakımından asgari ve üst sınırın belirlenmesi

mümkündür.

40. Davaların niteliği dikkate alınarak vekâlet ücretinin kapsam ve sınırlarının belirlenmesinde anayasal ilkelere bağlı kalmak kaydıyla kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak zararı gidermek, abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun talepleri önlemek amacıyla öngörülen vekâlet ücretinin haksızlığı tespit edilen taraf aleyhine -dava değeri dikkate alınmaksızın- hükmedilirken miktar itibarıyla tarafların mahkemeye erişimini imkânsız hâle getirmemesi ya da ciddi ölçüde zorlaştırmaması gerekir. Bu konuda yapılacak değerlendirmede mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamada amaçlanan kamu yararı ile bireyin hakları arasında sağlanması gereken adil dengeye dikkat edilmelidir.

41. Kural kapsamında tarafların lehine ya da aleyhine karar verilmesi hâlinde hükmedilecek vekâlet ücreti için öngörülen maktu vekâlet ücreti her yıl TBB tarafından yayımlanan Tarifede dava türlerine göre farklı değerlerde belirlenmektedir. Başka bir ifadeyle kurala göre yargı mercilerince avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve en fazla üç katına kadar karşı tarafa yükletileceği belirtilen avukatlık ücreti, hukuk, ceza ve idari yargılamalara konu pek çok dava türünde maktu olarak öngörülen farklı miktarlarda yargılama giderlerini gündeme getirmektedir.

42. Nitekim Kanun’da vekâlet ücreti ile ilgili düzenlemelerin yapılacağı belirtilen 21/9/2023 tarihli ve 32316 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2023-2024 yılı dönemine ait Tarifenin ikinci kısmının birinci bölümünde yer alan konusu para olsa veya para ile değerlendirilebilse bile maktu ücrete bağlı hukuki yardımlarda ödenecek vekâlet ücreti farklı dava türleri için 4.700 TL ila 20.900 TL arasında, ikinci kısmının ikinci bölümünde yer alan konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen hukuki yardımlara ödenecek vekâlet ücreti ise hukuk ve ceza yargılamalarında farklı nitelikteki davalar için 3.600 ila 67.700 TL arasında belirlenmiştir.

43. Anayasa Mahkemesi koruma tedbirleri nedeniyle açılan tazminat davasında

hükmedilecek vekâlet ücretine yönelik düzenleme öngören 5271 sayılı Kanun’un

142. maddesinin (9) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin “…ödenecek miktar

Tarifede sulh ceza hâkimliklerinde takip edilen işler için belirlenen maktu

ücretten az,…” bölümünü incelediği kararında söz konusu bölümü öncelikle tazminat

davasının davacısı yönünden Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri kapsamında ele

almıştır. Anayasa Mahkemesi, anılan bölüm uyarınca hükmedilecek nispi vekâlet

ücretinin asgari sınırı olarak öngörülen ve Tarifede sulh ceza hâkimliklerinde

takip edilen işler için belirlenen maktu vekâlet ücretinin ülke şartlarında makul ve kabul edilebilir düzeyde

olduğunu belirterek mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın ulaşılmak istenen meşru amaç bakımından orantılı

olduğu sonucuna ulaşmıştır (AYM, E.2023/54, K.2023/90, 4/5/2023, §§ 31-34).

44. Anılan kararda bölüm ayrıca tazminat davasının davalısı olan idare (Hazine) yönünden Anayasa’nın 2. maddesi çerçevesinde değerlendirilmiştir. Kararda davalı Hazine aleyhine hükmedilecek nispi vekâlet ücretinin asgari sınırı olarak öngörülen ve Tarifede sulh ceza hâkimliklerinde takip edilen işler için belirlenen maktu vekâlet ücretinin, makul ve kabul edilebilir bir düzeyde olduğu ifade edilerek bölümün orantılı olduğuna hükmedilmiştir (AYM, E.2023/54, K.2023/90, 4/5/2023, §§ 39, 40).

45. Bu itibarla kuralla yargı mercilerince

dava değerinden bağımsız olarak karşı tarafa yükletilecek vekâlet ücreti için avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın

süresi gibi hususları gözönüne almak suretiyle Tarifeye göre belirlenen maktu

vekâlet ücretinin alt ve üst sınırının ülke

şartlarında makul ve kabul edilebilir düzeyde olduğu, dolayısıyla kuraldaki kamu

yararının gerekleri ile bireyin hakları arasındaki dengenin bozulmadığı

anlaşılmaktadır. Ayrıca yargı merciinin taraflar

aleyhine vekâlet ücretine hükmederken neden asgari sınırdan uzaklaştığına

yönelik gerekçelerini kararda göstermesi gerektiği ve buna ilişkin itirazların

kanun yolu açık olan davalarda üst derece mahkemeleri nezdinde ileri

sürülmesinin mümkün olduğu açıktır.

46. Kaldı ki davacının davasının kısmen reddedilmesi hâlinde dahi haklılığı tespit edilen kısım yönünden (değere bakılmaksızın) davacı lehine aynı miktarlarda vekâlet ücretine hükmedilmesi de söz konusu olabilecektir.

47. Bu itibarla tarafların gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi ya da bir tarafının devlet olduğu düşük değerli hukuk veya idari ve vergi davalarında aleyhine karar verilen tarafın ödeyeceği vekâlet ücretinin Tarifede belirlenen maktu miktardan az ve üç katından fazla olmamasının kişilerin mahkemeye erişimlerini imkânsız hâle getirdiği ya da katlanılmaz ölçüde zorlaştırdığı söylenemez.

48. Diğer yandan kural dava değerinin düşük olduğu yargılamalarda idare veya devlet aleyhine karar verilmesi yönünden incelendiğinde; davacı veya davalı tarafın idare ya da devlet olduğu hukuk davaları ile idare ve vergi davalarında dava değeri dikkate alınmadan davacı veya davalı gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi lehine hükmedilen vekâlet ücretinin Tarifedeki maktu ücrete göre belirlenen alt sınırdan az ve üç katından fazla olmaması dava değerinin düşük olduğu uyuşmazlıklarda idare veya devletin daha fazla vekâlet ücretinden sorumlu olması sonucunu doğurmaktadır.

49. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

50. Anayasa’nın 142. maddesinde “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre yargılama usulüne ilişkin kuralların belirlenmesi ve bu konuda ihtiyaç duyulan düzenlemelerin yapılması, bu kapsamda tarafların yaptığı hangi tür giderlerin yargılama gideri olarak kabul edileceği ile yargılama gideri adı altında hükmedilecek vekâlet ücretinin hangi ölçütlere göre tespit edileceğinin belirlenmesi anayasal ilke ve sınırlar içinde kanun koyucunun takdirindedir.

51. Kanun koyucu takdir yetkisi kapsamında anılan düzenlemeleri yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle de bağlıdır. Bu ilke gereğince bir kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin bulunması zorunludur (AYM, E.2021/18, K.2022/97, 8/9/2022, § 20).

52. Kuralla idare veya devletin taraf olduğu hukuk davaları ile idare ve vergi davalarında idare veya devlet aleyhine (davacı veya davalı gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi lehine) hükmedilecek vekâlet ücretinin Tarifede yazılı maktu ücrete göre belirtilen sınırlar içinde olması, ilgili tarafın avukat yardımından faydalanarak etkili bir yargılama yapılmasına ve bu suretle maddi gerçeğin daha sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarılmasını katkı sunacağı açıktır. Bu itibarla kuralın meşru bir amaç taşımadığı söylenemez.

53. Davada haksız çıkan tarafa yükletilecek vekâlet ücreti bakımından alt ve üst sınırların öngörülmesinin objektif ve kabul edilebilir nedenlerinin bulunduğu gözetildiğinde kuralın anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olduğu anlaşılmaktadır.

54. Ancak kuralla ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin de bulunması zorunludur. Yargılama sonunda haklılığı tespit edilerek davayı kazanan tarafın hukuki yardım karşılığında katlandığı masrafların bir kısmının haksız olan taraftan tahsil edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla yargılama gideri olan vekâlet ücretinin bir kısmını hukuken korunmayacak şekilde dava açılmasına sebebiyet veren idare veya devletin karşılaması beklenir.

55. Dava değerinden bağımsız olarak yargı mercilerince davalı idare veya devlet aleyhine yükletilecek vekâlet ücretiyle ilgili Tarifede öngörülen alt ve üst sınırın makul ve kabul edilebilir bir düzeyde olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralda Tarifedeki maktu ücrete göre belirlenen vekâlet ücretiyle kamu yararını sağlama amacı arasında makul dengenin kurulmadığı söylenemez.

56. Buna karşın kural dava değerinin yüksek olduğu yargılamalarda gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişileri lehine karar verilmesi yönünden incelendiğinde; tarafların gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olduğu ya da bir tarafı devlet olan hukuk veya idari ve vergi davalarında lehine karar verilen taraf için hükmedilecek vekâlet ücretinin oransal hesaplama (nispi vekâlet ücreti) yerine Tarifede önceden belirlenmiş maktu ücretin alt sınırı ya da üç katına kadar hükmedilmesi, taraflar (gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi) lehine daha az vekâlet ücretinin takdir edilmesi sonucunu doğuracaktır.

57. Kuralın dava değerinin düşük olduğu yargılamalarda idare veya devlet aleyhine karar verilmesi yönünden incelenen kısımda Anayasa’nın 2. maddesi çerçevesinde meşru amaç, elverişlilik ve gereklilik ilkeleri kapsamında belirtilen gerekçeler bu kısım yönünden de geçerlidir.

58. Dava değerinden bağımsız olarak açılan her davanın

tarafları açısından belirli ölçülerde ortalama bir maliyeti bulunmaktadır. Bunun

yanı sıra konusu para veya parayla değerlendirilebilse bile uyuşmazlığın

niteliği gereği bazı davalarda yargılama giderlerine hükmedilirken dava

değerinden bağımsız değerlendirme yapılması gerekebilir. Örneğin vergi ya da

idari davalar gibi devletin tek taraflı yaptığı yüksek miktardaki vergilendirme

veya parasal nitelikteki cezai işlemlerine karşı açılan davalar ile ortaklığın

giderilmesi, ihtiyati haciz ya da tüketici mahkemelerinde görülen belirli

davalarda dava değeri dikkate alındığında ilgili taraf lehine veya aleyhine

yüksek oranlarda yargılama giderine hükmedilebileceği açıktır. Kanun koyucunun

söz konusu davaların bu niteliğini de dikkate alarak tarafların yüksek

miktarlarda vekâlet ücreti tehdidi altında kalmaması amacıyla dava değerinden

bağımsız olarak bu konularda belirli sınırlar öngörmesi doğal karşılanabilir.

Ancak öngörülen bu sınırlar arasında hükmedilecek vekâlet ücretiyle tarafların

dava açılmakla katlanacağı külfet arasında makul bir denge kurulmalıdır.

59. Özellikle davanın nitelik itibarıyla karmaşık ve çözümünün zor olması hâlinde vekilinin harcayacağı emek ve mesainin fazla olacağı kuşkusuzdur. Dolayısıyla tarafların katlanacağı bu külfetin avukatın hukuki yardımından etkili ve güvenceli bir şekilde yararlanması, bu suretle yargılamada maddi gerçeğin sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarılması amacını zedelememesi ya da ortadan kaldırmaması gerekir.

60. Tarifenin 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasında Tarifede belirlenen miktarlar altında vekâlet ücretinin kararlaştırılamayacağı, Tarife hükümleri altında kararlaştırılan akdi vekâlet ücretlerinin, Tarifede belirlenen değerler üzerinden kararlaştırılmış olarak kabul edileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla lehine Tarifede belirlenen alt sınırdan vekâlet ücretine hükmedilen tarafın sözleşmeyle avukatına ödeyeceği ücret nedeniyle oluşan zarar miktarının da en az Tarifede belirlenen maktu vekâlet ücreti kadar olacağı ve bu durumun ilgili tarafın vekâlet sözleşmesi nedeniyle uğradığı zarardan daha fazla lehine vekâlet ücreti hükmedilmesi imkânını ortadan kaldıracağı anlaşılmaktadır.

61. Bunun yanı sıra bazı durumlarda yargılamada

Tarifedeki maktu ücretin üzerinde (Tarifede yazılı miktarın üç katına kadar)

hükmedilen vekâlet ücreti aynı zamanda vekâlet sözleşmesinde belirlenen ücretin

de üzerinde olabilir. Avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın

süresi gibi nesnel ölçütlerle en fazla maktu ücretin üç katına kadar

hükmedilecek ücretin standarda bağlanmış ortalama ve kabul edilebilir bir

maliyeti ifade ettiği açıktır. Tarafların kendi aralarında yaptıkları

sözleşmede belirlenen ücretin öznel ve denetlenebilir bir ölçütünün olmaması

nedeniyle taraf açısından bu ücrete göre değerlendirilebilecek bir zararın da

her durumda gerçek maliyeti (zararı) ifade etmeyebileceği, dolayısıyla bu

durumun kuralla ulaşılmak istenen -lehine karar verilen tarafın zararının

giderilmesi şeklindeki- meşru amacı ortadan kaldırmayacağı anlaşılmaktadır.

62. Bu itibarla hukuk, idari ve vergi uyuşmazlıklarında davalarının niteliği, yargılama süreci, sarf edilen emek ve mesai gibi ölçütler dikkate alınarak kural kapsamında yargı mercilerince taraflar lehine maktu ücrete göre belirlenen alt ve üst sınırlar içinde vekâlet ücretine hükmedilmesine imkân tanınmasının makul olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmesi hâlinde (değere bakılmaksızın) taraflar lehine aynı miktarlarda vekâlet ücretine hükmedilmesi de söz konusu olabilecektir.

63. Diğer yandan yargı mercilerince bu sınırlar içinde düşük veya yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi durumunda da buna ilişkin gerekçelerin kararda gösterilmesi gerektiği, kanun yolu açık olan davalarda bu yöndeki itirazların üst derece mahkemeleri nezdinde ileri sürülmesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır.

64. Dolayısıyla kuralda öngörülen sınırlar arasında dava değerinin yüksek olduğu yargılamalarda taraflar lehine daha az vekâlet ücretine hükmedilmesiyle tarafların dava açmakla ya da haksız bir şekilde davaya muhatap olmakla katlanacakları külfet arasındaki makul dengenin ortadan kaldırıldığı söylenemez. Bu itibarla kuralla taraflar lehine hükmedilecek vekâlet ücreti için öngörülen alt ve üst sınırın hedeflenen meşru amaç bakımından ölçülü olduğu açıktır.

65. Bununla birlikte kuralın ceza davalarında sanık ve katılan yönünden ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Anayasa’nın 36. maddesinde herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanarak yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilirken iddia ve savunmada başvurulacak meşru vasıta ve yollar arasında avukatların teknik bilgilerinden ve tecrübelerinden yararlanmanın da bulunduğu açıktır. Bu itibarla avukat yardımından yararlanma adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğine dâhil ve bu hakkın doğal sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

66. Sanık veya katılanın 5271 sayılı Kanun kapsamında belirli

durumlarda isteğe bağlı ya da zorunlu olarak atanan müdafi dışında vekâlet

sözleşmesiyle serbest olarak ücret karşılığında avukat yardımından faydalanması

söz konusu olabilir. Dolayısıyla hakkında verilen beraat kararı nedeniyle

haksız bir şekilde suç isnadına maruz kaldığı tespit edilen sanığın ödediği

avukatlık ücreti ile suça konu fiil nedeniyle mağdur veya şikâyetçi olan

katılanın -sanığın cezalandırılması veya güvenlik tedbiri uygulanması hâlinde-

avukatın hukuki desteği karşılığı katlanmak zorunda olduğu masrafların

giderilmesi adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Bununla birlikte kişinin

vekâlet sözleşmesiyle bir avukatın hukuki yardımından faydalanması, katılan ve

sanık açısından iddia ve savunmanın etkin bir şekilde kullanılmasını sağlayarak

adil yargılanma hakkına işlerlik kazandırmaktadır.

67. Öte yandan Anayasa'nın 36. maddesine "…adil yargılanma…" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) bendinde bir suç ile itham edilen herkesin kendisini bizzat savunma veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma, eğer avukat tutmak için gerekli maddi imkânlardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilme hakkı düzenlenmiştir.

68. Sanık veya katılanın belirli durumlarda 5271 sayılı Kanun’a göre atanan müdafi dışında kendilerini daha iyi temsil edebileceklerini düşündükleri özel avukatın hukuki desteğinden yararlanması hususunda devlet tarafından gerekli koşulların oluşturulması gerekir. Çünkü haksız olarak suç isnadına muhatap olan sanığın beraat etmesi hâlinde ya da suçtan zarar gören mağdur veya şikâyetçinin sanığın mahkûmiyeti durumunda yargılama nedeniyle katlandığı masrafların karşılanmasının, bu kişilerin özel olarak avukat yardımından faydalanarak yargılamaya etkin bir şekilde katılmalarına ve böylece ceza yargılamasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına katkı sunacağı açıktır.

69. Kural ceza yargılamalarında sanığın aleyhine ya da lehine veya katılanın lehine hükmedilecek vekâlet ücretinin Tarifede avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamayacağını öngörmektedir.

70. Kuralın atıfta bulunduğu Tarifenin 14. maddesinde ceza davalarında hükmedilecek vekâlet ücretleri düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında kamu davasına katılma üzerine, mahkûmiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hâlinde vekil ile temsil edilen katılan lehine Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yer alan -konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen hukuki yardımlar için maktu olarak belirlenen- avukatlık ücretinin sanığa yükletileceği, bu hükmün katılanın Kanun gereğince görevlendirilen vekili bulunması durumunda kovuşturma için ödenen ücretten mahsup edilerek uygulanacağı belirtilmiştir.

71. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise beraat eden ve vekil veya müdafi ile temsil edilen sanık yararına Hazine aleyhine maktu vekâlet ücretine hükmedileceği, bu hükmün sanığın Kanun gereğince görevlendirilen müdafinin varlığı durumunda kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

72. Dolayısıyla kurala göre ceza yargılamasında sanığın beraat etmesi hâlinde davanın niteliğine göre Tarifede belirlenen maktu vekâlet ücretinden az olmamak üzere üç katına kadar sanık lehine vekâlet ücretine hükmedilebilecektir. Yine sanık hakkında suçluluk tespitinin yapıldığı durumlarda suçtan zarar gören mağdur veya katılan lehine de aynı şekilde vekâlet ücretine karar verilebilecektir.

73. Kuralın sanık bakımından iki yönü bulunmaktadır. Suçluluk tespitinin yapıldığı hâllerde katılana ödenmek üzere sanık aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti ile sanığın beraat etmesi durumunda sanık lehine karar verilecek vekâlet ücretidir. Yargılama sonunda suçluluk tespitinin yapıldığı hâllerde haksız olarak dava açılmasına neden olan sanığın yargılama giderlerine ve bu kapsamda katılanın avukat masrafını karşılaması, mahkûmiyet kararının doğal bir sonucudur. Sanığın katılana ödeyeceği vekâlet ücreti bakımından kural kapsamında öngörülen alt ve üst sınırların makul ölçüde olduğu dikkate alındığında kuralın sanık açısından hak arama özgürlüğünü zedeleyen bir yönü bulunmamaktadır.

74. Sanık veya katılanın hukuki yardımından faydalandığı

avukata ödeyeceği ücret kanunda belirlenen sınırlar içinde vekâlet sözleşmesiyle

tespit edilmektedir. Dolayısıyla taraflarca sözleşmenin kendi şartları

çerçevesinde yüksek miktarlarda avukatlık ücretinin kararlaştırılması

mümkündür. Kurala göre mahkemece sanık veya katılan lehine Tarifede belirlenen

alt ve üst sınırlar arasında vekâlet ücretine hükmedilmesi, bu kişilerin

sözleşmeyle belirlenen ve bu sınırları aşan yüksek miktarlardaki vekâlet

ücretlerinin bir kısmını karşılamaları zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır. Başka

bir ifadeyle kural nedeniyle sanık ve katılanın hukuki yardımına başvurduğu

avukata sözleşme gereğince ödediği vekâlet ücretinin Tarifeyi aşan kısmına

yargılama gideri olarak kendileri katlanmak zorunda kalmaktadır.

75. Yargılama sonucunda mahkemece haklılık durumuna göre sanık veya

katılan lehine vekâlet ücretine hükmedilirken vekâlet sözleşmesinde yer alan

miktarın esas alınması kişiler yönünden farklı ve öngörülemez nitelikte vekâlet

ücretlerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. Nitekim kişilerin suç nedeniyle

uğrayacakları zarar algısı, ekonomik sosyal durumları da dikkate alındığında

oldukça belirsiz ve yüksek miktarlarda sözleşmeye bağlı vekâlet ücretlerini

gündeme getirebilecektir. Bu durumda mahkemelerce sözleşmede belirlenen bedel

üzerinden yüksek miktarlarda hükmedilecek yargılama giderlerinin sanık (katılan

lehine karar verilmesi durumunda) ve kamu (sanığın lehine karar verilmesi hâlinde)

üzerinde ağır ve katlanılmaz bir külfet oluşturacağı açıktır.

76. Bu itibarla yargılama gideri olarak hükmedilecek vekâlet ücretinin tespitinde esas alınacak meblağın sanık veya katılanın avukat yardımından faydalanma hakkını zedelemeyecek ölçüde nesnel olarak belirli, öngörülebilir nitelikte ve kabul edilebilir miktarda olması, aleyhe vekâlet ücreti hükmedilen sanık ve kamu üzerinde de çok ağır ve ciddi bir etki yaratmayacak, adalet ve hakkaniyet duygusunu zedelemeyecek makul bir oranda olması gerekmektedir.

77. Katılanın ve sanığın hukuki yardım almak için yaptıkları avukat masrafının karşılanması amacıyla her yıl güncellenen Tarife uyarınca belirlenen alt ve üst sınırın makul ve kabul edilebilir düzeyde olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kurala göre katılan ve sanığın Tarifede belirlenen miktarın üzerinde kalan vekâlet ücretine katlanmak zorunda bırakılmaları avukat yardımından yararlanmalarını imkânsız hâle getirmemektedir. Kaldı ki bu kişilerin isteğe bağlı veya zorunlu müdafilik kapsamında tercih edebilecekleri bir avukat vasıtasıyla yargısal süreçte temsil edilmelerine engel bir durum bulunmamaktadır.

78. Bu nedenle kural kapsamında ceza yargılamasında sanık veya katılan lehine Tarifede belirlenen alt ve üst sınırlar içinde vekâlet ücretine hükmedilmesinin, bu kişilerin avukat yardımından faydalanma hakkını ortadan kaldırdığı ya da kısıtladığı söylenemez.

79. Bu itibarla davalının idare veya devlet olduğu idari

ve vergi davaları ile devletin, gerçek kişilerin veya özel hukuk tüzel kişilerinin

karşılıklı taraf olduğu veya yalnızca gerçek kişilerin veya özel hukuk tüzel kişilerinin

davacı ya da davalı sıfatının bulunduğu hukuk davalarında dava değerine

bakılmaksızın yargı mercilerince Tarifedeki maktu ücrete göre belirlenen alt ve üst sınır

arasında vekâlet ücretine hükmedilmesini öngören kuralla mahkemeye erişim

hakkına getirilen sınırlamanın ulaşılmak istenen

meşru amaç bakımından orantılı olduğu, katılan veya sanığın kendilerini

vekil ile temsil ettirdiği ceza davaları açısından ise bu kişilerin avukat

yardımından yararlanma hakkını zedelemediği anlaşılmaktadır.

Ayrıca kural kapsamında dava

değerinin düşük olduğu yargılamalarda idare veya devlet aleyhine Tarifeye göre

belirlenen sınırlar içinde karar verilmesine imkân tanınması hukuk devleti

ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır.

80. Diğer yandan Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu belirtilmiştir. Kural kapsamında yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek vekâlet ücretinin alt ve üst sınırının makul ölçülerde belirlendiği dikkate alındığında haksızlığı kısmen veya tamamen tespit edilen tarafın bu miktarlardan sorumlu tutulmasının davaların en az giderle sonuçlandırılmasını öngören anayasal ilkeyle çelişen bir yönü de bulunmamaktadır.

81. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 13., 36. ve 141. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 31/10/1980 tarihli ve 2329 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen 169. maddesinin “…avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamaz.” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 23/1/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

Kadir ÖZKAYA

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye Basri BAĞCI Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR

Anayasa Mahkemesi, E. 2021/58, K. 2024/14, 23 Ocak 2024 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtiraz Yoluna Başvuranlar
  4. İtirazların Konusu: 19/3/1969
  5. I. İptali İstenen Kanun Hükmü
  6. II. İlk İnceleme
  7. A. E.2021/58 Sayılı Başvuru Yönünden
  8. B. E.2023/201 Sayılı Başvuru Yönünden
  9. III. Birleştirme Kararı
  10. IV. Esasın İncelenmesi
  11. A. Anlam ve Kapsam
  12. B. İtirazların Gerekçeleri
  13. M. Emin KUZ
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2021/58
Karar No
2024/14
Tarih
23 Ocak 2024

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2021/89 K.2024/8
  • AYM Norm Denetimi E.2024/28 K.2024/24
  • AYM Norm Denetimi E.2024/16 K.2024/21
  • AYM Norm Denetimi E.2022/154 K.2024/33
  • AYM Norm Denetimi E.2024/18 K.2024/22
  • AYM Norm Denetimi E.2024/48 K.2024/49

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.