İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2021/84 K.2022/117

- 32035

Esas2021/84Karar2022/117Tarih13 Ekim 2022Okuma48 dk · 9.631 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
13 Ekim 2022
Esas Sayısı
2021/84
Karar Sayısı
2022/117
R.G. Tarih - Sayı
6/12/2022
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.631 kelime·48 dk okuma·21 bölüm

- 32035

İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 131 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU

24/6/2021 tarihli ve 7329 sayılı Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 3. maddesiyle

22/5/1930 tarihli ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’na eklenen ek 13. maddenin birinci fıkrasının,

B. 5. maddesiyle

1632 sayılı Kanun’a eklenen ek 15. maddenin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “…ya da resen…” ibaresinin,

C. 14. maddesiyle 27/7/1967

tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na eklenen ek 39. maddenin;

1. İkinci fıkrasının;

a. İkinci cümlesinde yer alan “…ve yönetmelikte öngörülen şartları taşımak…” ibaresinin,

b. Üçüncü ve dördüncü cümlelerinin,

2. Üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin “…oluşturulacak yeterlik sınav kurulu tarafından yönetmelikle belirlenecek konulardan yazılı ve/veya sözlü sınava…” bölümünün,

Anayasa’nın 2., 7., 10., 13., 17., 19., 20., 36., 70., 90., 123., 124., 128., 129. ve 153. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

I. İPTALİ

İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;

1. 3. maddesiyle 1632 sayılı Kanun’a eklenen ek 13. madde şöyledir:

“Yakalama ve tutuklama:

Ek Madde 13- (Ek:24/6/2021-7329/3 md.)

Aşağıda belirtilen hâllerde, asker kişi herkes tarafından geçici olarak yakalanabilir:

a) Kişiye suçu işlerken rastlanması.

b) Suçüstü bir fiilden dolayı; izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması.

Tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet savcısına derhâl başvurma olanağı bulunmadığı takdirde, amiri, üstü, askerî karakol, nöbetçi, devriye, askerî inzibat ve kolluk görevlisi asker kişiyi yakalama yetkisine sahiptir.

Yakalanan kişi ve olay hakkında Cumhuriyet savcısına hemen bilgi verilerek emri doğrultusunda işlem yapılır. Cumhuriyet savcısı, yakalanan kişiyi serbest bırakmaz ise en yakın askerî inzibat karakoluna veya askerî makama ya da adli kolluk görevlilerine teslim edilmesine karar verir. Suçun Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap, Dördüncü Kısım altındaki Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan olması durumunda, yakalanan kişi Cumhuriyet savcısının talimatı ile adli kolluk görevlilerine teslim edilir.

Asker kişilerin gözaltına alınması veya tutuklanması durumunda derhâl kıta komutanı veya askerî kurum amirine de haber verilir.”

2. 5. maddesiyle 1632 sayılı Kanun’a eklenen ek 15. maddenin ilgili kısmı şöyledir:

“Soruşturma izni ve izin vermeye yetkili merciler:

Ek Madde 15- (Ek:24/6/2021-7329/5 md.)

Asker kişilerin işledikleri askerî suçların soruşturulması izne tabidir. Ancak, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür.

Soruşturma izni, asgari tugay komutanı veya eşidi askerî

kurum amiri (Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarında eşidi) olmak üzere,

asker kişinin görev yaptığı birlik komutanı veya askerî kurum amiri, bu

kişilerin yokluklarında ise vekilleri tarafından bizzat verilir. Genelkurmay

Başkanlığı, Kuvvet Komutanlıkları ve Milli Savunma Üniversitesi hariç, Millî

Savunma Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı ve ilgili kurum ve

kuruluşlarda görev yapan asker kişiler hakkında soruşturma izni Millî Savunma

Bakanı tarafından verilir. General ve amiraller hakkındaki soruşturma izni ise

görev yeri dikkate alınarak ilgisine göre Genelkurmay Başkanının veya ilgili

Kuvvet Komutanının teklifi üzerine ya da resen Millî Savunma

Bakanı tarafından verilir.”

3. 14. maddesiyle 926 sayılı Kanun’a eklenen ek 39. madde şöyledir:

“Ek Madde 39- (Ek:24/6/2021-7329/14 md.)

Millî Savunma Bakanlığının müfettiş kadrolarına askerî kaynaktan atama yapılabilir.

Askerî kaynaktan stajyer müfettiş alımı, müfettişliğe giriş sınavı ile yapılır. Giriş sınavına başvurabilmek için; kuvvet komutanlıklarında üst subay (binbaşı, yarbay, albay) rütbesinde bulunmak ve yönetmelikte öngörülen şartları taşımak gerekir. Giriş sınavı, yönetmelikte belirlenen konulardan yazılı ve/veya mülakat şeklinde yapılır. Giriş sınavı ile ilgili olarak yönetmelikte yer alan hususlar dışında herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz. Giriş sınavında başarı gösterenler stajyer müfettiş olarak görevlendirilir.

Askerî kaynaktan görevlendirilen stajyer müfettişlere bir program çerçevesinde müfettişlik mesleğine yönelik eğitim verilir. Stajyer müfettişlerin stajyerlik süresi bir yıl olup bu sürenin sonunda oluşturulacak yeterlik sınav kurulu tarafından yönetmelikle belirlenecek konulardan yazılı ve/veya sözlü sınava tabi tutulurlar.

Stajyerlik süresini ve yeterlik sınavını başarıyla tamamlayanlar müfettişliğe atanır. Stajyerlik süresi içinde veya yeterlik sınavında başarısız olanlar durumlarına uygun kadrolara atanırlar.

Bu madde uyarınca stajyer müfettiş olarak görevlendirilenler ile müfettiş olarak atananlar 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 24 üncü maddesi uyarınca istihdam edilen müfettişlerle aynı görev, yetki ve sorumlulukları haizdir.

Stajyer müfettiş olarak görevlendirilenler ile müfettiş kadrolarına atanan subaylar, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve yardımlarını ve istihkaklarını mevcut hükümler çerçevesinde almaya devam ederler. Bunların stajyer müfettişlik ile müfettişlikte geçen hizmetleri subaylıkta geçmiş sayılır.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin hususlar Millî Savunma Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN’ın katılımlarıyla 2/9/2021 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Murat ÖZDEN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Kanun’un 3. Maddesiyle 1632 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 13. Maddenin Birinci Fıkrasının İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

3. Dava konusu kural; kendisine suç işlerken rastlanması, suçüstü bir fiilden dolayı izlenmekte iken kaçma olasılığının bulunması ya da kimliğinin hemen belirlenme imkânının olmaması durumunda asker kişinin herkes tarafından geçici olarak yakalanabileceğini öngörmektedir. Bu itibarla anılan hâllerde asker kişi askerî kolluk görevlileri tarafından yakalanabileceği gibi herhangi biri tarafından da yakalanabilecektir.

4. 1632 sayılı Kanun’un 3. maddesinde asker kişi mareşalden asteğmene kadar subaylar, astsubaylar, Millî Savunma Bakanlığı (Bakanlık) ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan sivil personel, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile askerî öğrenciler olarak tanımlanmış; aynı maddede Bakanlık ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan devlet memurlarının asker kişi sıfatlarının 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 115. maddesinde belirtilen yükümlülükleri ile sınırlı olduğu belirtilmiştir.

5. Kuralda yer alan “suçüstü hâli” 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2. maddesinin (j) bendinde işlenmekte olan suç; henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suç olarak tanımlanmıştır.

6. Anılan Kanun’un 90. maddesinde kişiye suçu işlerken rastlanması, suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya kimliğini hemen belirleme imkânının olmaması durumunda herkes tarafından geçici olarak yakalanabileceği hüküm altına alınmıştır.

2. İptal Talebinin Gerekçesi

7. Dava dilekçesinde

özetle; dava konusu kuralın 5271 sayılı Kanun’un 90. maddesinin tekrarı

niteliğinde olduğu, ilgili konunun tekrar düzenlenmesinde kamu yararının

olmadığı, genel düzenleme bulunduğu hâlde aynı hükmü içeren özel düzenlemeye

neden ihtiyaç duyulduğunun gerekçelendirilemediği, bu durumun normatif bir

belirsizlik oluşturduğu, dolayısıyla kuralın hukuk devleti ilkesiyle

bağdaşmadığı, sırf askerî suçlar açısından asker olmayan kişilerin bu suçları

bilmesinin veya nitelendirmesinin mümkün olmadığı, asker kişinin kaçma hâli ile

görev dâhilinde hareket etmesi durumunun ayrımının zor olduğu, hangi hâllerde

yakalama yetkisinin kullanılabileceği veya yakalandıktan sonra asker kişi

hakkında nasıl bir işlem yapılacağı hususlarında kuralda bir açıklığın

bulunmadığı, bu yönüyle kişi özgürlüğü ve güvenliğinin sınırlanması sonucunu

doğuran kuralın ölçülülük ilkesine aykırı olduğu, kişiyi keyfî uygulamalara

karşı koruyacak önlemleri içermediği, yakalama işlemi yapacak kişi ile silah

kullanma yetkisi bulunan asker kişi arasında çatışma yaşanma riskinin bulunması

nedeniyle kuralın yaşam ve vücut bütünlüğü hakkını da ihlal ettiği, bu durumun

ayrıca kişi özgürlüğü ve güvenliği ile yaşam hakkına ilişkin uluslararası

sözleşmelerle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 17.,

19. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

8. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak belirtildikten sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının sınırlandırılması, ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir.

9. Buna göre

mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin

yerine getirilmesi, bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir

yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması, bir küçüğün

gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir

kararın yerine getirilmesi, toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası,

uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir

kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen

esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi, usulüne aykırı

şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren ya da hakkında sınır dışı etme yahut

geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması ve tutuklanması hâlleri

dışında kimsenin hürriyetinden yoksun bırakılması mümkün değildir.

10. Bunun haricinde bir suç isnadına bağlı olarak hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler de kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilirler. Hâkim kararı olmaksızın yakalama ise ancak suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda yapılabilir ve bunun şartları da yine ancak kanunla belirlenir. Dava konusu kural, belirli hâllerde asker kişinin herkes tarafından geçici olarak yakalanabilmesini öngörmek suretiyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sınırlama getirmektedir.

11. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren kanuni düzenlemelerin Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.

12. Bu kapsamda kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.

13. Esasen temel hak

ve özgürlükleri sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2.

maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk

devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir

duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,

uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler

hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk

normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde

devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven

duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41,

K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde

sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde

güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.

14. Kuralla, kendisine suç işlerken rastlanması, suçüstü bir fiilden dolayı izlenmekte iken kaçma olasılığının bulunması ya da kimliğinin hemen belirlenme imkânının olmaması durumunda asker kişilerin herkes tarafından geçici olarak yakalanabileceği öngörülmek suretiyle hangi hâl ve şartlarda anılan kişilerin kişi özgürlüğü ve güvenliğinin sınırlanabileceği hususunun herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği görülmektedir.

15. Yakalama

tedbirinin geçici olduğu gözönünde bulundurulduğunda 1632 sayılı Kanun’un ek 13.

maddesinin birinci fıkrası uyarınca kolluk kuvvetleri dışındaki kişilerce

yapılan yakalamanın asker kişinin kolluk kuvvetlerine teslim edilme anına kadar

geçerli olacağı açıktır. Aksi takdirde yakalama hukuka aykırı hâle gelir. Gerek

kolluk kuvvetlerince gerekse diğer kişilerce yakalanan kişi ve olay hakkında

anılan fıkraya göre kolluk kuvvetlerince Cumhuriyet savcısına hemen bilgi

verilerek Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işlem yapılır. Bu yönüyle de

kuralda bir belirsizlik bulunmamaktadır. Bu açıklamalar çerçevesinde kuralın

belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve bu yönüyle kanunilik

şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.

16. Kuralın Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda ceza soruşturma işlemlerinin yürütülmesini ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını temin etmek amacıyla ihdas edildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralla kişi özgürlüğü ve güvenliğine getirilen sınırlamanın meşru bir amaca yönelik olduğu görülmektedir.

17. Öte yandan kuralın ölçülülük ilkesine uygunluk yönünden incelenmesi gerekmektedir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

18. Belirli durumlarda herkese asker kişiyi geçici olarak yakalama yetkisi veren kuralın, ceza soruşturma işlemlerinin yürütülmesini ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını temin etmek biçimindeki meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olmadığı söylenemez.

19. Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçma olasılığını veya hemen kimliğini belirleme imkânının bulunmaması durumunu bertaraf edecek daha hafif bir müdahale biçiminin varlığı da tespit edilemediğine göre herkese asker kişiyi geçici olarak yakalama yetkisi verilmesinin konun koyucunun başvurabileceği araçlar arasında olduğu kanaatine varılmıştır. Dolayısıyla kuralın anılan meşru amaca ulaşmak için gerekli olma koşulunu sağladığı değerlendirilmiştir.

20. Kuralla tanınan yakalama yetkisinin bu kişiye suçu işlerken rastlanması ile suçüstü bir fiilden dolayı kaçma olasılığının bulunması ya da kimliğinin hemen belirlenme imkânının olmaması hâlleriyle sınırlı olduğu ve söz konusu yakalama tedbirinin geçici olduğu, başka bir deyişle kolluk kuvvetlerine teslim edilme anına kadar geçerli olduğu gözetildiğinde kuralla kişi özgürlüğü ve güvenliği sınırlanan kişilere aşırı bir külfet yüklenmediği, ulaşılmak istenen amaca ilişkin kamu yararı ile kişi özgürlüğü ve özgürlüğü arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği ve bu itibarla kuralın orantısız bir sınırlamaya neden olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

21. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 19. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 19. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasa’nın 17. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

B. Kanun’un 5. Maddesiyle 1632 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 15. Maddenin İkinci Fıkrasının Üçüncü Cümlesinde Yer Alan “…ya da resen…” İbaresinin İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsamı

22. 1632 sayılı Kanun’un ek 15. maddesinin birinci fıkrası uyarınca asker kişilerin işledikleri askerî suçların soruşturulması izne tabi olup ancak ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür.

23. Anılan maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesine göre soruşturma izni, asgari tugay komutanı veya eşiti askerî kurum amiri (Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarında eşiti) olmak üzere asker kişinin görev yaptığı birlik komutanı veya askerî kurum amiri, bu kişilerin yokluklarında ise vekilleri tarafından bizzat verilir. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde de Genelkurmay Başkanlığı, Kuvvet Komutanlıkları ve Millî Savunma Üniversitesi hariç, Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı ve ilgili kurum ve kuruluşlarda görev yapan asker kişiler hakkındaki soruşturma izninin millî savunma bakanı tarafından verileceği belirtilmiştir.

24. Fıkranın üçüncü cümlesinde ise general ve amiraller hakkındaki soruşturma izninin görev yeri dikkate alınarak ilgisine göre Genelkurmay başkanının veya ilgili kuvvet komutanının teklifi üzerine ya da resen millî savunma bakanı tarafından verileceği öngörülmüş olup anılan cümlede yer alan “…ya da resen…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.

25. Kuralın gerekçesinde de “General ve amiraller hakkında ise soruşturma izni görev yeri dikkate alınarak ilgisine göre Genelkurmay Başkanının veya ilgili kuvvet komutanının teklifi üzerine ya da re’sen Milli Savunma Bakanı tarafından verilecektir. Buna göre, kuvvet komutanlıklarında görev yapan general ve amiraller hakkında ilgili kuvvet komutanı, Genelkurmay Başkanlığında görev yapan general ve amiraller hakkında ise Genelkurmay Başkanı teklifte bulunabilecektir.” denilmektedir.

2. İptal Talebinin Gerekçesi

26. Dava dilekçesinde özetle;

kamu görevlisi olması nedeniyle general ve amirallerin askerî suçlarından

dolayı soruşturulabilmelerinin izne tabi olduğu, dava konusu kuralın kamu

görevlilerine ilişkin anayasal güvencelere yer vermediği, bu kamu görevlileri

hakkında soruşturma izninin millî savunma bakanı tarafından resen verilmesinin

suç isnadının isabetli şekilde değerlendirilememesine, ordudaki hiyerarşik

yapının ve disiplinin bozulmasına ve ordunun siyasallaşmasına neden olacağı,

söz konusu yetkinin mutlak, sınırsız ve keyfî bir şekilde kullanılabileceği, bu

durumun hukuk devleti, idarenin kanuniliği, eşitlik ve adil yargılanma

ilkeleriyle bağdaşmadığı, kamu hizmetine girmede esas olan liyakat ilkesinin

görev süresince de geçerli olduğu, keyfî ve siyasi kararlar alınması durumunda

bu ilkenin de ihlal edilmiş olacağı, kuralda soruşturma izni konusunda anılan

kamu görevlilerinin haksız suçlamalarla karşı karşıya kalmalarını önleyecek güvencelere

yer verilmediği, ayrıca bu durumun adil yargılanma hakkına ilişkin uluslararası

sözleşmelerle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 13.,

36., 70., 90., 123., 128. ve 129. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

27. Anayasa’nın 129. maddesinin altıncı fıkrasında “Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idarî merciin iznine bağlıdır.” denilmek suretiyle kamu görevlileri yönünden özel soruşturma usullerinin uygulanması anayasal güvenceye kavuşturulmuş bulunmaktadır.

28. Millî savunma hizmetleri; niteliği itibarıyla belirli bir düzen içinde sunulması gereken, kişilerin ve toplumun varlığı ve huzuru yönünden vazgeçilemez, ertelenemez ve ikame edilemez kamu hizmetlerindendir. General ve amirallerin Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında devlet tarafından genel idare esaslarına göre yürütülen kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yerine getirdikleri, dolayısıyla anılan maddede yer alan diğer kamu görevlileri kapsamında oldukları ve bu itibarla Anayasa’nın 129. maddesinin sağladığı güvenceden yararlanmaları gerektiği açıktır.

29. 1632 sayılı Kanun’un ek 15. maddesinin birinci fıkrası uyarınca asker kişilerin görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlar nedeniyle kural olarak özel bir soruşturma usulüne tabi kılındıkları görülmektedir.

30. Bu kapsamda general ve amiraller hakkındaki soruşturma izninin görev yeri dikkate alınarak ilgisine göre Genelkurmay başkanının veya ilgili kuvvet komutanının teklifi üzerine ya da dava konusu kuralla resen millî savunma bakanı tarafından verileceği hüküm altına alınmıştır.

31. Anılan maddenin sekizinci fıkrasında izin vermeye yetkili merciler tarafından ihbar veya şikâyetin işleme konulmasına karar verilmesi hâlinde bu mercilerce ön incelemenin başlatılacağı belirtilerek bunun usul ve esasları açıklanmış; dokuzuncu fıkrasında yetkili merciin soruşturma izni konusundaki kararını açıklamasına ilişkin süreler ile bu karara karşı itiraz süresi ve itiraz mercileri, onuncu fıkrasında da soruşturma ve kovuşturma makamları belirtilmiştir.

32. Söz konusu

hükümler uyarınca izin vermeye yetkili merciin ihbar veya şikâyeti işleme

koymama imkânının bulunduğu, işleme konulması durumunda öncelikle bir ön

inceleme aşamasının bulunduğu, yetkili merciin soruşturma izni konusundaki

kararını belirli bir sürede vermesi gerektiği ve bu karara itirazın mümkün

olduğu, itirazın belirli bir süre içinde karara bağlanması gerektiği,

soruşturma ve kovuşturmada Yargıtayın görevli olduğu gözetildiğinde kamu

hizmetinin işleyişinde aksamaları ve kamu otoritesinin saygınlığının

zedelenmesini önlemeye, kural kapsamındaki kamu görevlilerini asılsız isnat ve

iftiralar karşısında korumaya ve kuralın tanıdığı yetkinin keyfî olarak

kullanımını engellemeye yönelik güvencelere yer verildiği anlaşılmaktadır. Bu

itibarla general ve amiraller hakkında Bakana resen soruşturma izni verme

yetkisi tanıyan kuralın Anayasa’nın 129. maddesiyle bağdaşmadığı söylenemez.

33. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir (AYM, E.2022/53, K.2022/91, 20/07/2022, § 11).

34. Hukuk

devletinin temel unsurlarından biri de belirlilik ilkesidir. Bu ilkeye

göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir

duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve

uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı

koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle

bağlantılı olup birey hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın

veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini

doğurduğunu bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri

öngörebilir ve davranışlarını belirler. Hukuk güvenliği; normların

öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven

duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici

yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM,

E.2015/22, K.2015/37, 1/4/2015; E.2020/80, K.2021/34, 29/4/2021, § 25).

35. Kanun koyucunun, izlediği ceza politikası uyarınca kanunlarla belirlenen görevlerini en iyi şekilde ve etkin olarak yerine getirmesini sağlamak, millî güvenliğe ilişkin hizmetin kesintiye uğramasını önlemek üzere general ve amiraller açısından görevin niteliğinden kaynaklanan farklı bir soruşturma usulünü benimsemesi takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2012/19, K.2013/17, 17/1/2013; E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013; E.2014/122, K.2015/123, 30/12/2015, § 100).

36. Anayasa’nın

128. maddesinde; devletin kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel

kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu

hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği,

memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve

yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük

işlerinin kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 128.

maddesi kapsamında, general ve amirallerin görevleri ile ilgili veya görevleri

sırasında işledikleri askerî suçlardan dolayı özel soruşturma usullerine tabi

tutulması bu kişileri asılsız iftira ve isnatlardan korumak amacını

taşıdığından ilgililerin Anayasa’nın 129. maddesinden kaynaklanan bu haklarına

ilişkin düzenlemelerin kanunla yapılması gerekir.

37. 1632 sayılı Kanun’un ek 15. maddesinde general ve amiraller hakkında soruşturma izni verilmesi konusundaki usul ve esaslar ile yetkili makamların herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel biçimde düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli olduğu ve kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle kural Anayasa’nın 2. ve 128. maddelerine aykırı değildir.

38. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 128. ve 129. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 10., 13., 36., 70., 90. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

C. Kanun’un 14. Maddesiyle 926 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 39. Maddenin İkinci Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “…ve yönetmelikte öngörülen şartları taşımak…” İbaresi ve Üçüncü Cümlesi ile Anılan Maddenin Üçüncü Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “…yönetmelikle belirlenecek konulardan…” İbarelerinin İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsamı

39. 926 sayılı Kanun’un ek 39. maddesiyle Bakanlığın müfettiş kadrolarına askerî kaynaktan atama yapılabilmesi mümkün hâle getirilmiştir.

40. Anılan madde uyarınca askerî kaynaktan stajyer müfettiş olarak görevlendirilenler ile müfettiş olarak atananlar 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 24. maddesi uyarınca istihdam edilen müfettişlerle aynı görev, yetki ve sorumluluklara tabidir. Stajyer müfettiş olarak görevlendirilenler ile müfettiş kadrolarına atanan subaylar, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve yardımlarını ve istihkaklarını mevcut hükümler çerçevesinde almaya devam ederler. Bunların stajyer müfettişlik ile müfettişlikte geçen hizmetleri subaylıkta geçmiş sayılır.

41. Kanun’un ek 39. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesine göre stajyer müfettiş olarak görevlendirilebilmek için müfettişliğe giriş sınavında başarılı olmak gerekir. Anılan fıkranın ikinci cümlesi uyarınca giriş sınavına başvurabilmek için ise kuvvet komutanlıklarında üst subay (binbaşı, yarbay, albay) rütbesinde bulunmak ve yönetmelikte öngörülen şartları taşımak gerekir. Söz konusu cümlede yer alan “…ve yönetmelikte öngörülen şartları taşımak…” ibaresi dava konusu kurallardan birini oluşturmaktadır. Fıkranın dava konusu üçüncü cümlesinde de giriş sınavının yönetmelikte belirlenen konulardan yazılı ve/veya mülakat şeklinde yapılacağı öngörülmüştür.

42. Maddenin üçüncü fıkrasının birinci cümlesi uyarınca askerî kaynaktan görevlendirilen stajyer müfettişlere bir program çerçevesinde müfettişlik mesleğine yönelik eğitim verilir. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde de stajyer müfettişlerin stajyerlik süresinin bir yıl olduğu ve bu sürenin sonunda oluşturulacak yeterlik sınav kurulu tarafından yönetmelikle belirlenecek konulardan yazılı ve/veya sözlü sınava tabi tutulacakları belirtilmiş olup söz konusu cümlenin “…yönetmelikle belirlenecek konulardan…” ibaresi dava konusu diğer kuralı oluşturmaktadır.

43. Dördüncü fıkraya göre stajyerlik süresini ve yeterlik sınavını başarıyla tamamlayanlar müfettişliğe atanır. Stajyerlik süresi içinde veya yeterlik sınavında başarısız olanlar ise durumlarına uygun kadrolara atanırlar.

2. İptal Talebinin Gerekçesi

44. Dava dilekçesinde

özetle; müfettişlik mesleğine giriş sınavı konuları ile başarılı sayılmak için

gerekli sınav notu gibi temel ilkelerin kanunla düzenlenmesi gerekirken

kurallarla anılan hususların tamamıyla idarenin düzenleyici işlemlerine

bırakıldığı, bu durumun hukuk devleti, eşitlik, yasama yetkisinin

devredilmezliği, kamu hizmetine alınmada liyakatin esas alınması, idarenin

kanuniliği, normlar hiyerarşisi ve kamu görevlilerinin özlük haklarının kanunla

düzenlenmesi ilkeleriyle bağdaşmadığı, benzer konularda Anayasa Mahkemesinin

iptal kararlarının bulunması nedeniyle kuralların Anayasa Mahkemesi

kararlarının bağlayıcılığı ilkesini de ihlal ettiği belirtilerek Anayasa’nın

2., 7., 10., 70., 123., 124., 128. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

45. Dava konusu kurallar; müfettişliğe giriş sınavına başvurabilmek için yönetmelikte öngörülen şartları taşımak gerektiğini, giriş sınavının yönetmelikte belirlenen konulardan yazılı ve/veya mülakat şeklinde yapılmasını ve stajyer müfettişlerin staj sürelerinin bitiminde oluşturulacak yönetmelikle belirlenecek konulardan sınava tabi tutulmalarını öngörmektedir.

46. Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.” hükmüne yer verilerek memurlar ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri ve atanmalarına ilişkin hususların kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.

47. Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir (AYM, E.2021/73, K.2022/51, 21/04/2022, § 15).

48. Stajyer müfettiş ve müfettişler tarafından sunulacak denetim hizmetleri Bakanlığın genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerdendir. Dolayısıyla askerî personelin müfettiş olarak atanmasına ilişkin şartlar ile bu atamanın dayanağı giriş ve yeterlik sınavlarına ilişkin genel esasların kanunla düzenlenmesi gerekmektedir.

49. Kanun koyucu,

Anayasa’ya uygun olması koşuluyla kamu görevine girişte veya belli bir unvana

atamalarda yapılacak sınavların türü, biçimi ve usullerine dair hususlar ile

sınava başvuru koşullarının belirlenmesine ilişkin konularda düzenleme yapma

yetkisine sahip olup düzenlemenin kamu yararına, başka bir anlatımla ülke

koşullarına uygun olup olmadığının belirlenerek takdir edilmesi kanun koyucuya

aittir. Anayasa’ya uygunluk denetiminde kanun koyucunun kamu yararı anlayışının

isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın kamu yararı dışında belirli

bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek kanunlaştırılıp

kanunlaştırılmadığı incelenebilir (AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019, §

194).

50. Kamu görevlilerinin devlet ile olan ilişkileri statü hukuku içinde yürütülmektedir. Devlet, statüleri kanunlarla belirlenen ve bu statü kurallarına göre mesleğe alınan kamu görevlilerine atama, yükselme, aylık, ödül, nakil ve sınav gibi hak veya yükümlülükler getirebilir (AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/07/2019, § 195).

51. Kamu görevlisi statüsünde olan söz konusu personelin yazılı ve/veya sözlü sınavla mesleğe alınması, sınava başvuru konusunda şartlar öngörülmesi kanun koyucunun takdir yetkisinde olmakla birlikte bu personelin anılan sınavlarla mesleğe alınmalarına ilişkin temel ilkelerin Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca kanunla düzenlenmesi ve bu bağlamda Anayasa’nın 7. maddesi uyarınca yasama yetkisinin idareye devredilmemesi gerekir (AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019, § 199).

52. Kuralda ise mesleğe giriş sınavına ilişkin başvuru şartlarının, mesleğe giriş ve yeterlik sınavlarının konularının yönetmelikle belirleneceği hüküm altına alınmış ancak buna ilişkin temel ilkeler kanunda düzenlenmemiştir.

53. Açıklanan nedenlerle 926 sayılı Kanun’un ek 39. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…ve yönetmelikte öngörülen şartları taşımak…” ve anılan fıkrasının üçüncü cümlesi ile üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…yönetmelikle belirlenecek konulardan…” ibareleri Anayasa’nın 7. ve 128. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Kuralın ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…ve yönetmelikte öngörülen şartları taşımak…” ve üçüncü cümlesi ile üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…yönetmelikle belirlenecek konulardan…” ibareleri Anayasa’nın 7. ve 128. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden bu cümle ve ibareler ayrıca Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmemiştir.

Kuralların Anayasa’nın 10., 13., 70., 123., 124. ve 153. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

Ç. Kanun’un 14. Maddesiyle 926 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 39. Maddenin Üçüncü Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “…oluşturulacak yeterlik sınav kurulu tarafından…” ve “…yazılı ve/veya sözlü sınava…” İbarelerinin İncelenmesi

54. 926 sayılı Kanun’un ek 39. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…yönetmelikle belirlenecek konulardan…” ibaresinin iptali nedeniyle anılan cümlede yer alan “…bu sürenin sonunda oluşturulacak yeterlik sınav kurulu tarafından…” ve “…yazılı ve/veya sözlü sınava tabi tutulurlar” ibarelerinin uygulanma imkânı kalmamıştır. Bu nedenle söz konusu ibareler 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmiş ve bu kurallar yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılmasına gerek görülmemiştir.

D. Kanun’un 14. Maddesiyle 926 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 39. Maddenin İkinci Fıkrasının Dördüncü Cümlesinin İncelenmesi

55. İptali istenen kural ile giriş sınavıyla ilgili olarak yönetmelikte yer alan hususlar dışında herhangi bir kayıt sistemi kullanılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Kuralla, mesleğe giriş sınavında herhangi bir kayıt sistemi kullanılıp kullanılmayacağı, kayıt sistemi kullanılacaksa hangi kayıt sisteminin kullanılacağı konusunda düzenleme yapma konusunda idareye yetki verilmektedir.

1. İptal Talebinin Gerekçesi

56. Dava dilekçesinde

özetle; dava konusu kuralın uygulamada keyfîliğe yol açacağı, sicil notu,

sağlık durumu, yaş, adli sicil kaydı, fiziki durum, yabancı dil gibi kişisel

verilerin ne şekilde kullanılacağının, saklanacağının, güvenliğinin nasıl

sağlanacağının ve nasıl imha edileceğinin kanunla düzenlenmesi gerektiği,

sınavda yönetmelikte belirtilen hususlar dışında bir kayıt sisteminin

kullanılamayacağına ilişkin kuralın kişisel verilerin korunması hakkını,

dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkını sınırladığı, bu sınırlamanın şeffaf

ve objektif bir giriş sınavı yapılması amacını gerçekleştirmeye elverişli

olmadığı, kuralın kanunilik ilkesinin gerektiği şekilde yeterli hukuki

belirlilik ve güvence içermediği gibi orantılı bir sınırlama da öngörmediği, bu

durumun aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal ettiği, kanun ile

düzenlenmesi gereken bir hususun düzenleyici işleme bırakılmasının hukuk

devleti, idarenin kanuniliği ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkeleriyle

de bağdaşmadığı, ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinin özlük haklarının

kanunla düzenlenmesi gerektiği, Anayasa Mahkemesinin benzeri yasal

düzenlemeleri iptal etmesine rağmen aynı düzenlemelerin tekrar yapılmasının

Anayasa Mahkemesinin kararlarının bağlayıcılığı ilkesini ihlal ettiği,

kamerayla kayıt yapılmasının engellenmesinin kamu hizmetine girme ve eşitlik

ile liyakat ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 10.,

13., 20., 70., 90., 123., 124., 128. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri

sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

57. Dava konusu kuralla müfettişliğe giriş sınavıyla ilgili olarak yönetmelikte yer alan hususlar dışında herhangi bir kayıt sisteminin kullanılmayacağı öngörülmektedir.

58. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel hayatına

ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın

ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; üçüncü fıkrasında

da “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına

sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında

bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini

talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de

kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık

rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller

kanunla düzenlenir.” denilerek kişisel verilerin korunması özel hayatın

gizliliğinin korunması kapsamında güvenceye kavuşturulmuştur.

59. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı, insan onurunun korunması ve bireyin kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır (AYM, E.2018/163, K.2020/13, 19/2/2020, § 10).

60. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında belirtildiği üzere

“...adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya

koyan bilgiler değil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik

numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak

izleri, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan

kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlık bilgileri gibi kişiyi doğrudan

veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler…” kişisel veri olarak

kabul edilmektedir (AYM, E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149,

K.2014/151, 2/10/2014; E.2014/74, K.2014/201, 25/12/2014; E.2014/180,

K.2015/30, 19/3/2015; E.2015/32, K.2015/102, 12/11/2015).

61. Bu bağlamda kural; giriş sınavıyla ilgili olarak yönetmelikte yer alan hususlar dışında herhangi bir kayıt sisteminin kullanılmayacağını belirtmek suretiyle giriş sınavında herhangi bir kayıt sistemi kullanılıp kullanılmayacağı, kayıt sistemi kullanılması hâlinde ise kayıt sisteminin kapsamını ve şeklini belirleme konusunda idareye yetki tanımakla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik bir sınırlama getirmektedir.

62. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlama Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen ölçütlere uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal edecektir. Bu sebeple sınırlamanın kanun tarafından öngörülme, meşru amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

63. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinde hak ve özgürlüklerin “ancak kanunla” sınırlanabileceği temel bir ilke olarak benimsenmiştir. Bunun yanında Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının üçüncü cümlesinde kişisel verilerin “ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla” işlenebileceği belirtilmiş, aynı fıkranın dördüncü cümlesinde ise kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin “kanunla” düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.

64. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin bir

gereği olarak kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının

tespitinde önem arz etmektedir. Zira hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri

hukuk devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı

amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2014/183, K.2015/122,

30/12/2015, § 5). Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de

idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,

net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,

22/5/2013; E.2010/80, K.2011/178, 29/12/2011). Buna göre bir hukuk devletinde

temel hak ve özgürlüklere müdahalenin kanuna dayalı olması için şeklî anlamda

bir kanunun varlığı yanında o kanunun metninin de bireylerin davranışlarının

sonucunu öngörebilmesine imkân verecek şekilde belirlilik taşıması gerekir.

Diğer bir ifadeyle müdahaleye imkân veren kanun, yeterince belirli ve

öngörülebilir olmalıdır (Arif Ali Cangı [GK], B. No: 2016/4060,

17/9/2020, § 75).

65. 24/3/2016 tarihli

ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun “Kapsam” başlıklı

2. maddesinde “Bu Kanun hükümleri, kişisel verileri işlenen gerçek kişiler

ile bu verileri tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt

sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işleyen gerçek ve

tüzel kişiler hakkında uygulanır.”, 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendinde “Veri sorumlusu: Kişisel verilerin işleme

amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve

yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi, / ifade eder.”, “Kabahatler”

başlıklı 18. maddesinin (3) numaralı fıkrasında “Birinci fıkrada sayılan

eylemlerin kamu kurum ve kuruluşları … bünyesinde işlenmesi hâlinde, Kurulun

yapacağı bildirim üzerine, ilgili kamu kurum ve kuruluşunda görev yapan

memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek

kuruluşlarında görev yapanlar hakkında disiplin hükümlerine göre işlem yapılır

ve sonucu Kurula bildirilir.” ve geçici 1. maddesinin (5) numaralı

fıkrasında “Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde, kamu kurum

ve kuruluşlarında bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili koordinasyonu sağlamak üzere

üst düzey bir yönetici belirlenerek Başkanlığa bildirilir.” hükümlerine yer

verilmiştir. Bu kapsamda Bakanlığın askerî kaynaktan müfettiş alımıyla ilgili

giriş ve yeterlik sınavlarına ilişkin kayıtların tutulması açısından bu

Kanun’da yer alan yükümlülüklere tabi olduğu anlaşılmaktadır.

66. 6698 sayılı Kanun’un 28. maddesinde bu Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı hâller sayılmış olup sınavlara ilişkin söz konusu kayıtlar Kanun’dan istisna sayılan hâller kapsamında değildir. Bakanlıkça tutulsa da bu kayıtlar anılan maddenin (1) numaralı maddesinin (ç) bendinde açıklanan “önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler” kapsamında değildir.

67. Sınava ilişkin olarak tutulacak kayıtlar konusunda Bakanlığın tabi olduğu 6698 sayılı Kanun hükümleri belirli ve öngörülebilir düzenlemeler içermektedir.

68. Anılan Kanun kişisel verilerin işlenme şartlarını verinin niteliğini esas alarak farklı kurallara bağlamıştır. Bu kapsamda anılan Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında genel nitelikli kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızasıyla işlenebileceği kural olarak belirlenmiş, (2) numaralı fıkrasında da bu kuralın istisnaları düzenlenmiştir.

69. Kanun’un 6. maddesinde ise kanun koyucu

tahdidî olarak saydığı özel nitelikli kişisel verileri işlemeyi önemine

binaen daha katı kurallara bağlamıştır. Bu düzenlemeye göre sağlığa ve cinsel

hayata ilişkin kişisel veriler dışındaki özel nitelikli veriler kişinin açık

rızasının varlığı hâlinde işlenebilecektir. Bu kuralın tek istisnası ise kanunlarda

öngörülmesi durumunda kişinin rızası aranmadan özel nitelikli kişisel

verilerin işlenebilmesidir. Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının ve anılan Kanun’un düzenlemeleri

dikkate alındığında, özel nitelikli kişisel veri kapsamındaki verilerin kişinin

açıkça rıza göstermesi durumunda veya Kanun’un 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının ikinci cümlesindeki şartlarda ya da diğer bir kanunda açıkça

öngörülmesi hâlinde rıza aranmadan işlenebilir. Bu açıklamalar çerçevesinde

özel nitelikli kişisel veri kapsamında kalan verilerin kaydedilebilmesi ve bu

verilerin kullanılabilmesi için bu durumun ayrıca ve açıkça bir kanun ile

düzenlenmesi veya kişinin açık rızasının varlığı gerekir. Bu kapsamda

Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelik ile istenebilecek verilerin özel

nitelikli kişisel veri olmaması veya bu verinin işlenmesi hususunda kişinin

açıkça rızasının bulunması gerekir.

70. Bunun yanı sıra Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez.” hükmü yer almaktadır. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasının (ç) bendinde ise veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması hâlinde kişisel verilerin kişilerin açık rızası bulunmasa da işlenebileceği hüküm altına alınmıştır.

71. Bu kapsamda giriş sınavına ilişkin hususların kaydedilmesi bu sınavın usulüne uygun olarak yapılması, sınavın hukuka uygunluğunun tespit edilmesi ve keyfîliğin önlenmesi amacını taşımaktadır. Bununla birlikte tutulacak kayıtların yönetmelik ile belirlenmesinin amacı aleniliği ve eşitliği sağlamaktır. Ayrıca “veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için” yapıldığı dikkate alındığında demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı da karşılamaktadır.

72. Kuralda öngörülen sınırlamanın ölçülülük ölçütü kapsamında yukarıda belirtilen amaca ulaşma bakımından elverişli olmadığı ve -kanun koyucunun takdir yetkisi de dikkate alındığında- amaca ulaşmak için en hafif tedbiri öngörmediği, dolayısıyla gerekli olmadığı, kişilere yüklenen külfet ile elde edilen kamusal yarar arasında bir orantısızlık bulunduğu da söylenemez.

73. Diğer taraftan

6698 sayılı Kanun’un 7. maddesinde kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi

veya anonim hâle getirilmesi, 8. ve 9. maddelerinde bu verilerin aktarılması,

10. maddesinde veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülükleri, 11. maddesinde ilgili

kişinin hakları, 12. maddesinde veri güvenliğinin sağlanması, 13. maddesinde

veri sorumlusuna başvuru, 14. maddesinde Kişisel Verilerin Korunması Kuruluna

şikâyet, 16. maddesinde veri sorumluları sicili, 17. ve 18. maddelerinde

kişisel verilere ilişkin suçlar ve kabahatlerle ilgili hususlar düzenlenmiştir.

Dolayısıyla iptali istenen kural gereğince yönetmelik ile belirlenecek

hususlarda 6698 sayılı Kanun hükümleri kişisel verilerin korunmasına ilişkin

olarak bilgilendirme hakkı, erişim hakkı, verilerin amaçları doğrultusunda

kullanılıp kullanılmadığını öğrenme hakkı, verilerin güvenliğinin sağlanması

gibi gerekli güvenceleri karşılamaktadır.

74. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.

Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasa’nın 7., 10., 70., 90., 123., 124., 128. ve 153. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ

75. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.

76. 926 sayılı Kanun’un ek 39. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…yönetmelikle belirlenecek konulardan…” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan aynı cümlede yer alan “…bu sürenin sonunda oluşturulacak yeterlik sınav kurulu tarafından…” ve “…yazılı ve/veya sözlü sınava tabi tutulurlar” ibarelerinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.

V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU

77. Anayasa’nın 153. maddesinin

üçüncü fıkrasında “Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük

Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî

Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa

Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu

tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.”

denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu

kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak

iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca

kararlaştırabileceği belirtilmektedir.

78. 24/6/2021

tarihli ve 7329 sayılı Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik

Yapılmasına Dair Kanun’un

14. maddesiyle 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı

Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na eklenen ek 39. maddenin ikinci

fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…ve yönetmelikte öngörülen şartları

taşımak…” ibaresi ile üçüncü cümlesinin, üçüncü fıkrasının ikinci

cümlesinde yer alan “…yönetmelikte belirlenen konulardan…” ibaresi ile

“…bu sürenin sonunda oluşturulacak yeterlik sınav kurulu tarafından…” ve

“…yazılı ve/veya sözlü sınava tabi tutulurlar” ibarelerinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını

ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın

153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin

(3) numaralı fıkrası gereğince bu kurallara

ilişkin iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak

dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.

VI. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ

79. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararın doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

24/6/2021 tarihli ve 7329 sayılı Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 14. maddesiyle

926 sayılı Kanun’a eklenen ek 39. maddenin;

1. İkinci fıkrasının;

a. İkinci cümlesinde yer alan “…ve yönetmelikte öngörülen şartları taşımak…” ibaresine,

b. Üçüncü cümlesine,

2. Üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…oluşturulacak yeterlik sınav kurulu tarafından yönetmelikle belirlenecek konulardan yazılı ve/veya sözlü sınava…” bölümüne,

yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmesinin ertelenmesi nedeniyle bu cümleye, bölüme ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,

B. 1. 3. maddesiyle 22/5/1930 tarihli ve 1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu’na eklenen ek 13. maddenin birinci fıkrasına,

2. 5. maddesiyle 1632 sayılı Kanun’a eklenen ek 15. maddenin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “…ya da resen…” ibaresine,

3. 14. maddesiyle 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na eklenen ek 39. maddenin ikinci fıkrasının dördüncü cümlesine,

yönelik iptal talepleri, 13/10/2021 tarihli ve E.2021/84, K.2022/117 sayılı kararla reddedildiğinden bu fıkraya, cümleye ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,

13/10/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VII. HÜKÜM

24/6/2021 tarihli ve 7329 sayılı Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 3. maddesiyle

22/5/1930 tarihli ve 1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu’na eklenen ek 13. maddenin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

B. 5. maddesiyle

1632 sayılı Kanun’a eklenen ek 15. maddenin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “…ya da resen…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. 14. maddesiyle

27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na eklenen ek 39. maddenin;

1. İkinci fıkrasının;

a. İkinci cümlesinde yer alan “…ve yönetmelikte öngörülen şartları taşımak…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince

KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE

GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

b. Üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

c. Dördüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan;

a. “...yönetmelikle belirlenecek konulardan...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ

GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE

GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

b. “...bu sürenin sonunda oluşturulacak yeterlik sınav kurulu tarafından...” ve “...yazılı ve/veya sözlü sınava tabi tutulurlar” ibarelerinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALLERİNE, iptal hükümlerinin, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

13/10/2022 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. 7329 sayılı Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesiyle 926 sayılı Kanun’a eklenen ek 39. maddenin ikinci fıkrasının “Giriş sınavı ile ilgili olarak yönetmelikte yer alan hususlar dışında herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz” şeklindeki dördüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir.

2. Dava konusu kural Millî Savunma Bakanlığının müfettiş kadrolarına askeri kaynaktan stajyer müfettiş alımı amacıyla yapılacak giriş sınavıyla ilgili olarak yönetmelikte yer alan hususlar dışında kayıt sisteminin kullanılmayacağını öngörmektedir. Buna göre giriş sınavıyla ilgili olarak kullanılacak kayıt sistemi ve bu anlamda kaydedilecek bilgilerin hangileri olduğunun belirlenmesi hususu yönetmeliğe bırakılmaktadır.

3. Öncelikle belirtmek gerekir ki, kamu hizmetlerine giriş sınavlarının kayda alınması liyakat ve sınavların etkin denetimi ilkelerinin hayata geçirilmesi bakımından gerekli görülebilir. Ancak bu yapılırken anayasal ilkelere uyulması ve özellikle sınava girenlerin başta kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı olmak üzere temel hak ve özgürlüklerinin korunması gerekmektedir.

4. Anayasa’nın 20.

maddesi özel hayata saygı hakkının bir yansıması olarak kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkını da güvence altına almaktadır. Anayasa Mahkemesi

kararlarında vurgulandığı üzere kişinin kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkı, “kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu

verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve

amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar.” Bu

hak, insanın “onurunun korunmasının ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi

hakkının özel bir biçimi olarak, bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel

verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır” (AYM, E. 2014/87, K.

2015/112, 8/12/2015, § 164).

5. Bununla birlikte kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı sınırsız değildir. Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen güvencelere aykırı olmamak kaydıyla söz konusu hak sınırlandırılabilir. Bu güvencelerin başında “kanunla sınırlama” ölçütü gelmektedir. Buna göre, diğer temel hak ve hürriyetler gibi, kişisel verilerin korunması hakkının da sınırlandırılabilmesi ancak kanunla mümkündür. Dahası bu hakkın yer aldığı Anayasa’nın 20. maddesinde “kanunla sınırlama” şartı, “Kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir” şeklinde özel olarak düzenlenmiştir.

6. Temel hak ve hürriyetleri sınırlayan bir kanuni düzenlemenin bulunması yeterli değildir. Kanun hükmünün açık, belirgin ve öngörülebilir olması gerekmektedir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin “hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir” (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 153).

7. Dava konusu kural kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik bir sınırlandırma niteliğindedir. Kural ve kuralın içinde bulunduğu kanun, giriş sınavıyla ilgili hangi tür verilerin kaydedileceğine, bunlar arasında “özel nitelikli kişisel veri” olarak kabul edilen verilerin bulunup bulunmadığına dair herhangi bir düzenlemeye yer vermiş değildir. Bu durumda kuralın giriş sınavıyla ilgili olarak kişilerin özel nitelikli verileri dahil olmak üzere kaydedilebilecek her türlü kişisel veriyi belirleme yetkisini, hiçbir esas, şart, ilke ve çerçeveye yer vermeden yönetmelik çıkarmakla yükümlü idareye bıraktığı anlaşılmaktadır.

8. Diğer yandan,

çoğunluğun kanunilik şartının gerçekleştiğini göstermek amacıyla genel

nitelikteki 6998 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na atıf yapmasına da

katılmak mümkün olmamıştır. Her şeyden evvel, kural Millî Savunma Bakanlığına

askeri kaynaktan müfettiş alımına yönelik yapılacak sınavlarla ilgilidir. Bu

sınavlarla ilgili olarak kaydedilmesi öngörülen verilerin 6998 sayılı Kanun

kapsamında olup olmadığı bile tartışmalıdır. Zira “İstisnalar” kenar

başlıklı 28. maddesinin (ç) bendinde yer verilen “Kişisel verilerin millî

savunmayı… sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum

ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler

kapsamında işlenmesi”, 6998 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı

haller arasında sayılmaktadır.

9. Bir an için dava

konusu kuralın atıf yaptığı yönetmelikte belirlenen verilerin 6998 sayılı Kanun

kapsamında kaldığı kabul edilse bile, bu durumda da söz konusu veriler arasında

kişilerin rızaları olmadan işlenmesi yasak olan “özel nitelikli kişisel

veriler”in bulunmadığının varsayılması zorunlu hale gelmektedir. 6998

sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre “Kişilerin ırkı,

etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer

inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı,

cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile

biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir”. Kanun’un 6.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca özel nitelikli kişisel verilerin

kişilerin rızalarına rağmen işlenebilmesi ancak “kanunlarda öngörülen

hâllerde” mümkündür.

10. Buna karşılık özel nitelikli kişisel verilere ilişkin olarak dava konusu kuralda herhangi bir düzenleme öngörülmemektedir. Dahası ne kural ne de kuralın içinde yer aldığı kanun, giriş sınavıyla ilgili olarak yönetmelikte belirlenecek veriler arasında sınava girecek kişilerin özel nitelikli verilerinin bulunmamasını temine yönelik herhangi bir tedbire yer vermiştir. Dolayısıyla kişisel verilerin korunması hakkına sınırlama getiren dava konusu kuralın keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olmadığı, bu nedenle de kanunilik şartını sağlamadığı açıktır.

11. Öte yandan iptali istenen kuralın kanunilik ilkesi yanında yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesiyle de bağdaştırılması mümkün değildir. Anayasa’nın 7. maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olan yasama yetkisi devredilemez. Bu anayasal ilke kanunla düzenlenmesi gereken hususların idareye bırakılmasına izin vermez. Bu sebeple kanunda temel esasları, ilkeleri ve çerçevesi belirlenmeden idareye yönetmelikle düzenleme yapma yetkisi tanınması Anayasa’nın 7. maddesine aykırı olur (bkz. AYM, E.2021/130, K.2022/110, 28/09/2022, § 40).

12. Yukarıda belirtildiği gibi, dava konusu kural giriş sınavlarında kayıt sistemi kullanılmayacağını, ancak bunun istisnalarının yönetmelikte yer alabileceğini öngörmektedir. Bu anlamda kaydedilecek bilgilere dair hususların kişisel verilerin korunması hakkıyla doğrudan bağlantılı olduğu, dolayısıyla kanunla düzenlenmesi gerektiği izahtan varestedir. Halbuki kuralda bu hususa ilişkin hiçbir ilke, esas, şart ve güvence belirlenmemiş, konunun düzenlenmesi tamamen yönetmeliğe bırakılmıştır.

13. Esasen Mahkememiz iptali istenen kuralın da içinde bulunduğu maddenin giriş sınavına ilişkin şartların bir kısmını ve sınav konularını yönetmeliğe bırakan hükümlerini oybirliğiyle iptal etmiştir. İptal kararına göre “mesleğe giriş sınavına ilişkin başvuru şartlarının, mesleğe giriş ve yeterlik sınavlarının konularının yönetmelikle belirleneceği hüküm altına alınmış ancak buna ilişkin temel ilkeler kanunda düzenlenmemiştir” (§ 52). Bu iptal gerekçesi kayıt sistemine ilişkin hiçbir temel ilkeye yer vermeden konunun düzenlenmesini yönetmeliğe bırakan dava konusu kural için de geçerlidir.

14. Açıklanan gerekçelerle, kuralın Anayasa’nın 7., 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğunu düşündüğümden çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

Kadir ÖZKAYA

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Üye

Yıldız SEFERİNOĞLU

Üye

Selahaddin MENTEŞ

Üye

Basri BAĞCI

Üye

İrfan FİDAN

Üye

Kenan YAŞAR

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Ek 39. maddenin ikinci fıkrasının 2. Cümlesinde yer alan “yönetmelikte öngörülen şartları taşımak” ibaresi ile üçüncü cümlesinin iptaline heyetin oybirliği ile karar verilmiştir. Bu ibare ve cümleye yönelik iptal gerekçesi; kamu görevlisi olan sınava tabi askeri personelin mülakat veya sözlü sınavla müfettişliğe alınması usulü, başvuru şartlarının öngörülmesi hususları Anayasanın 128. maddesi uyarınca yalnızca kanunla düzenlenmesi gerekirken, bu konudaki düzenlemenin yasama yetkisinin devri anlamına gelir biçimde ve Anayasanın 7. maddesine de aykırı olarak idarenin tasarrufuna (yönetmeliğe) bırakılması olmuştur.

2. Aynı fıkranın 4. cümlesinde de sınav için gereken

hususların yönetmelikle belirleneceği kuralına ek olarak yönetmelikte belirtilen

hususlar dışında herhangi bir kayıt sistemi kullanılamayacağı düzenlenmiştir.

Başka deyişle kural ile örneğin mülakat için bir kayıt sistemi kullanılmaması

öngörülüyor iken aynı zamanda giriş sınavı ile ilgili başka konularda diğer bir

kayıt yönteminin uygulanabilmesine yönelik olarak yönetmelikte düzenleme

yapılmasına imkan tanınmaktadır. Aslında fıkranın iptaline karar verilen

kısmına ilişkin olarak Anayasanın 128. maddesi uyarınca genel çerçevenin

kanunda düzenlenmesi gerektiğine ilişkin gerekçe, dördüncü cümle yönünden de

geçerlidir. Bundan ayrıca dördüncü cümlede kişisel veriler söz konusu

olduğundan, Anayasanın 20. maddesi yönünden de inceleme yapılması gerekir.

3. Anayasa’nın 20.

maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; üçüncü fıkrasında da “Herkes,

kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu

hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu

verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve

amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel

veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla

işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla

düzenlenir” denilerek kişisel verilerin korunması özel hayatın gizliliğinin

korunması kapsamında güvenceye kavuşturulmuştur.

4. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı, insan onurunun

korunması ve bireyin kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir

biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi

sırasında korumayı amaçlamaktadır (AYM, E.2018/163, K.2020/13, 19/2/2020, § 10).

Anayasa

Mahkemesinin yerleşik kararlarında belirtildiği üzere “...adı, soyadı, doğum

tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgiler değil;

telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport

numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, IP adresi,

e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup

üyelikleri, aile bilgileri, sağlık bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı

olarak belirlenebilir kılan tüm veriler…” kişisel veri olarak kabul

edilmektedir (AYM, E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149, K.2014/151,

2/10/2014; E.2014/74, K.2014/201, 25/12/2014; E.2014/180, K.2015/30, 19/3/2015;

E.2015/32, K.2015/102, 12/11/2015).

5. Anayasa’nın 20.

maddesi uyarınca kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin

açık rızasıyla işlenebilir. Anayasa’nın 13. maddesinde de “Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmüne yer

verilerek temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği ifade

edilmiştir. Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri uyarınca kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkını sınırlamaya yönelik kanuni bir düzenlemenin şeklen

var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde

belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.

Ayrıca Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen

kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi

ışığında yorumlanmalıdır.

6. Her ne kadar 6698 sayılı KVKHK ile ilgili kurum ve

kuruluşların veri kayıtlarına ilişkin güvenceler öngörülmüş ise de Anayasa

uyarınca anılan kanun uyarınca veri kayıt sistemi kurulabilmesi için ilgili

Kanunda bu konuda yetki verilmiş olması zorunlu görülmelidir. Özel kişisel

veriler bakımından ise bu yetkinin kanunda açıkça düzenlenmiş olması

aranmalıdır. Başka bir deyişle verilerin kaydedileceği kurum veya kuruluşa

ilişkin yasal düzenlemede kişisel verilerin kayıt yetkisi verilmeden, kayıtlara

ilişkin usul güvencelerinin yer aldığı temel kanunun uygulanması söz konusu

olmamalıdır. Nitekim AYM çeşitli yasal düzenlemelere ilişkin denetiminde benzer

yorumları yapmıştır (bu yönde bkz. AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019, §§

171, 172; AYM, E.2018/163, K.2020/13, 19/2/2020, §§ 16, 17; Fatih Saraman

[GK], B. No: 2014/7256, 27/2/2019, §§ 89, 90; Turgut Duman, B. No:

2014/15365, 29/5/2019, § 88). Anayasal denetimde belirtilen güvencelerin

aranmaması ve 6698 sayılı Kanuna genel atıfla sorunun halledileceği biçimindeki

yaklaşım, Anayasanın 20. maddesindeki kişisel verilerle ilgili güvencelerin

gerçekte ortadan kaldırılması sonucuna yol açabilir.

7. Bu bağlamda kuralda yönetmelikte belirtilen hususlar dışında herhangi bir kayıt sistemi kullanılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu yönüyle kuralda hangi kayıtların tutulacağı, kayıtların tutulmasındaki, saklanmasındaki ve imhasındaki usulün düzenlenmediği anlaşılmaktadır.

8. Kişisel veri niteliğindeki bilgilerin alınmasına, kullanılmasına, işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkeler kanunla belirlenmeksizin bunların alınmasına ve kullanılmasına izin verilmesi Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleriyle bağdaşmamaktadır. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olup iptali gerektiği düşüncesindeyim.

Başkan

Zühtü ARSLAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. İptali talep edilen kural ile mesleğe giriş sınavında uygulanacak kayıt sistemi hususunda idareye düzenleme yapma yetkisini vermektedir. Buna göre, giriş sınavı ile ilgili olarak yönetmelikte yer alan hususlar dışında herhangi bir kayıt sistemi kullanılmayacaktır. Yönetmelikçe tespit edilecek kayıt sistemiyle kopyalanacak veri ve bilgiler arasında kaçınılmaz olarak kişisel veriler de yer alacaktır ki bunlardan bazılarının da hassas kişisel veri niteliği taşıması son derece yüksek bir olasılıktır.

2. Kişisel

verilerin korunması Anayasa’nın 20. maddesinde güvenceye bağlanan özel hayatın

gizliliği hakkı kapsamındadır. “Kişisel

verilerin korunması hakkı ise özel hayatın gizliliği hakkının özel bir biçimi

olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında

korumayı amaçlamaktadır.” (AYM, E.2017/16, K.2019/64, 24/07/2019, § 48). Aynı

maddede kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık

rızasıyla işlenebileceği belirtilmiştir. “…Bu hakkı ilgilendiren yasal

düzenlemelerin; çerçevesi çizilmiş, açık, anlaşılabilir ve kişilerin söz konusu

haklarını kullanabilmelerine elverişli olması gerekir. Bunun yanı sıra bu

düzenlemeler resmî makamların özel hayatı ilgilendiren veri, bilgi ve belgelere

yönelik keyfi müdahalelerine karşı güvence sağlamalıdır. Aksi durumda kamu

otoritesinin bireye ilişkin kişisel nitelikteki verilere anayasal güvenceye

aykırılık oluşturacak şekilde sınırsız ve mutlak olarak müdahalesi mümkün hâle

gelir.” (§ 57).

3. Anayasa’nın 13. maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın ölçülülük ilkesine uygun şekilde, kanunla sınırlandırılabileceği belirtilmektedir. Ölçülülük ilkesi sınırlamada başvurulan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye elverişli olmasını; bu aracın sınırlama amacı açısından gerekli olmasını ve araçla amacın ölçüsüz bir oran içinde bulunmamasını ifade eder. Burada kısıtlama için kullanılan araçla amaç arasında hak ve özgürlüğü en az sınırlayacak dengeli bir orantı aranmaktadır.

4. Dava konusu kural,

giriş sınavıyla ilgili olarak kullanılacak kayıt sistemi ile ilgili hususları

yönetmeliğe bırakmakta ancak bunun yasal çerçevesini çizmemektedir. Dolayısıyla

kayıt sistemine konu hususların ne olduğu, nasıl ve ne kadar süre ile

kaydedileceği, tutulacağı, belli bir süre sonra imha edilip edilmeyeceği, eğer

imha edilecekse nasıl ve kim tarafından imha edileceği, üçüncü kişilere

paylaşılıp, paylaşılmayacağı, amacı dışında kullanılmasının önlenmesi için ne

gibi tedbirlere başvurulacağı ve benzeri konularla ilgili düzenlemeler

yönetmelikle tamamen idareye bırakılarak sınava girecek bireyler kişisel

verilerinin korunması hususunda herhangi bir kanuni güvenceden mahrum

kalmaktadır.

5. Kuralın getirdiği sınırlamadaki yönetmelikte yer alan hususlar dışında herhangi bir kayıt sisteminin kullanılmaması aracı, kuralın ulaşmaya çalıştığı üst subayların şeffat, objektf bir giriş sınavına tabi tutularak Milli Savunma Bakanlığı’na müfettiş olarak atanması amacını gerçekleştirmeye elverişli olsa bile sınırlama amacı bakımından gerekli olmadığı gibi amaç ile araç arasında orantısızlık içermektedir zira hakkı en az sınırlayacak özellikler taşımamaktadır.

6. Özel hayatın gizliliği ve bu kapsamda kişisel verilerin korunması her şeyden önce insan haysiyetine saygı ve kişilik haklarıyla ilgilidir. Çünkü insan, devletin ve/veya başka kişi ve kuruluşların hakkında diledikleri şekilde veri toplayabilecekleri sıradan bir veri nesnesi değildir. Kişi hak ve özgürlüklerinin anayasal güvencelere alıtına alınmasının temel amaçlarından biri de insana nesneymiş gibi davranılmasının önüne geçerek insan haysiyetinin korunmasının sağlanmasıdır. Anayasa’nın 20. maddesi gereğince kişisel verilerin kanun düzeyinde korunması gerekirken bunun düzenleyici bir işleme bırakılması temel bir anayasal hakkın sunduğu güvencelerin göz ardı edilmesi anlamına gelmektedir.

7. Belirtilen nedenlerle kuralın Anayasa’nın 20. ve 13. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

Karşı Oy

Anayasa Mahkemesinin sayın çoğunluğunca 926 sayılı kanuna eklenen Ek 39. Maddenin ikinci fıkrasının dördüncü cümlesiyle değiştirilen “Giriş sınavı ile ilgili olarak yönetmelikte yer alan hususlar dışında herhangi bir kayıt sistemi kullanılamaz.” İbaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına itirazın reddine karar vermiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadık.

1. Dava konusu kuralla müfettişliğe giriş sınavıyla ile ilgili olarak yönetmelikte yer alan hususlar dışında herhangi bir kayıt sisteminin kullanılmayacağı öngörülmektedir.

2. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel hayatına

ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın

ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; üçüncü fıkrasında

da “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına

sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında

bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini

talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de

kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık

rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller

kanunla düzenlenir” denilerek kişisel verilerin korunması özel hayatın

gizliliğinin korunması kapsamında güvenceye kavuşturulmuştur.

3. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı, insan onurunun korunması ve bireyin kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır (AYM, E.2018/163, K.2020/13, 19/2/2020, § 10).

4. Bu bağlamda kural giriş sınavıyla ilgili olarak yönetmelikte yer alan hususlar dışında herhangi bir kayıt sisteminin kullanılmayacağını belirtmek suretiyle giriş sınavında herhangi bir kayıt sistemi kullanılıp kullanılmayacağı, kayıt sistemi kullanılması hâlinde ise kayıt sisteminin kapsamını ve şeklini belirleme konusunda idareye yetki tanımakla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik bir sınırlama getirmektedir.

5. Anayasa’nın 20. maddesi uyarınca kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Anayasa’nın 13. maddesinde de “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmüne yer verilerek temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği ifade edilmiştir.

6. Anayasa’nın anılan maddeleri uyarınca kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını sınırlamaya yönelik kanuni bir düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. Ayrıca Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.

7. Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca etkili bir yargısal denetimin yapılmasına imkân tanımak amacıyla çeşitli kayıt sistemlerine ilişkin düzenlemeler getirilmesi kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Ancak bu alanda düzenleme öngören kuralların kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde tedbirler uygulama ve özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına yönelik müdahalelerde bulunma yetkisi verildiğini yeterince açık olarak göstermesi ve muhtemel kötüye kullanmalara karşı yeterli güvenceleri sağlaması gerekir (AYM, E.2018/163, K.2020/13, 19/2/2020, § 15).

8. Kural askeri kaynaktan müfettiş alımı için giriş sınavını zorunlu

kılmış ve bu sınava yönelik olarak tutulacak kayıtların yönetmelikte

belirleneceğini öngörmüştür. Buna karşın kişisel veri niteliğindeki bilgilerin

tutulacak kayıtlar kapsamda olup olmadığının, bu kapsamda ise ne şekilde

kullanılacağına, bu bilgilerin ne suretle ve ne kadar süre ile saklanacağına,

ilgililerin söz konusu bilgilere itiraz etme imkânının olup olmadığına,

bilgilerin bir müddet sonra silinip silinmeyeceğine, silinecekse bu sırada

izlenecek usulün ne olduğuna, yetkinin kötüye kullanımını önlemeye yönelik

nasıl bir denetim yapılacağına ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.

Diğer bir ifadeyle kayıtların tutulmasına ve elde edilecek verilerin

kullanılmasına ilişkin keyfîliğe

izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir kanuni güvenceler belirlenmeksizin kayıt sisteminin düzenlenmesi hususu

tamamen yönetmeliğe bırakılmıştır.

9. Kişisel veri niteliğindeki bilgilerin alınmasına, kullanılmasına, işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkeler kanunla belirlenmeksizin bunların alınmasına ve kullanılmasına izin verilmesi Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleriyle bağdaşmamaktadır (benzer yönde bkz. AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019, §§ 171, 172; AYM, E.2018/163, K.2020/13, 19/2/2020, §§ 16, 17; Fatih Saraman [GK], B. No: 2014/7256, 27/2/2019, §§ 89, 90; Turgut Duman, B. No: 2014/15365, 29/5/2019, § 88).

10. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

11. Açıklanan gerekçelerle sayın çoğunluğun iptalin reddi talebine katılmıyoruz.

Üye Engin YILDIRIM Üye Selahaddin MENTEŞ Üye Kenan YAŞAR

Anayasa Mahkemesi, E. 2021/84, K. 2022/117, 13 Ekim 2022 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu
  4. A. 3. maddesiyle
  5. B. 5. maddesiyle
  6. C. 14. maddesiyle 27/7/1967
  7. I. İptali
  8. İstenen Kanun Hükümleri
  9. II. İlk İnceleme
  10. III. Esasın İncelenmesi
  11. IV. İptalin Diğer Kurallara Etkisi
  12. V. İptal Kararının Yürürlüğe Gireceği Gün Sorunu
  13. VI. Yürürlüğün Durdurulması Talebi
  14. A. 14. maddesiyle
  15. A. 3. maddesiyle
  16. B. 5. maddesiyle
  17. C. 14. maddesiyle
  18. Kararın Resmî Gazete’de Yayımlanmasından Başlayarak Dokuz Ay Sonra Yürürlüğe
  19. Gazete’de Yayımlanmasından Başlayarak Dokuz Ay Sonra Yürürlüğe
  20. Karşıoy Gerekçesi
  21. M. Emin KUZ
  22. Karşıoy Gerekçesi
  23. Karşıoy Gerekçesi
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2021/84
Karar No
2022/117
Tarih
13 Ekim 2022

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2020/43 K.2022/116
  • AYM Norm Denetimi E.2021/133 K.2022/120
  • AYM Norm Denetimi E.2022/89 K.2022/129
  • AYM Norm Denetimi E.2021/99 K.2022/119
  • AYM Norm Denetimi E.2021/95 K.2022/118
  • AYM Norm Denetimi E.2022/87 K.2022/121

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.