İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2022/90 K.2023/201

Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili

Esas2022/90Karar2023/201Tarih30 Kasım 2023Okuma26 dk · 5.195 kelime

KÜNYE

İptal

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
30 Kasım 2023
Esas Sayısı
2022/90
Karar Sayısı
2023/201
R.G.Tarih-Sayı
2/2/2024-32448
Davasını açan
Türkiye Büyük Millet
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.195 kelime·26 dk okuma·14 bölüm

Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU

12/5/2022 tarihli ve 7406 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesiyle 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen ek 18. maddenin üçüncü fıkrasının Anayasa’nın 10., 17., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un iptali talep edilen kuralın da yer aldığı ek 18. maddesi şöyledir:

“Ek Madde 18- (Ek:12/5/2022-7406/14 md.)

Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan soruşturma usulüne

tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve

vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık

meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene,

teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan

soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu

Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma

izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından

verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf

üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek

mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya

yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni

verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanunun 7 nci maddesindeki süreler, iki kat olarak

uygulanır. Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare

Mahkemesine itiraz edilebilir.

Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir.

Mesleki Sorumluluk Kurulu, Sağlık Bakanı tarafından belirlenen;

a) Bakan yardımcısı,

b) Sağlık Hizmetleri, Kamu Hastaneleri, Hukuk Hizmetleri, Yönetim Hizmetleri genel müdürleri veya yardımcıları,

c) Profesör veya doçent unvanlı biri dâhilî, diğeri cerrahi branştan iki hekim,

olmak üzere yedi üyeden oluşur. Mesleki Sorumluluk Kurulunun başkanı Bakan yardımcısıdır. (c) bendi uyarınca belirlenen üyelerin görev süresi iki yıldır.

Mesleki Sorumluluk Kurulu, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz.

Sağlık Bakanı gelen işin niteliği ve sayısına göre, başka bir Bakan yardımcısının başkanlığında üçüncü fıkrada gösterilenlerden, yeni kurullar oluşturabilir.

Mesleki Sorumluluk Kurulu üyeleri, ikinci fıkra kapsamında verdikleri kararlar sebebiyle görevinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi dışında mali ve idari yönden sorumlu tutulamaz.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN ve Kenan YAŞAR’ın katılımlarıyla 8/9/2022 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Anlam ve Kapsam

3. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinde Sağlık Bakanlığı (Bakanlık) bünyesinde Mesleki Sorumluluk Kurulu (Kurul) oluşturulmuştur.

4. Anılan ek maddenin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca Kurul iki alanda yetkili kılınmıştır. Bunlardan ilki, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında izin verme yetkisidir.

5. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesi düzenlenmeden önce

2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin

Yargılanması Hakkında Kanun kapsamında, yalnızca kamu kurum ve kuruluşları ve devlet

üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek

mensupları bakımından sağlık mesleğinin icrasıyla ilgili yürütülecek

soruşturmalar için izin usulü öngörülmekteydi. Bu bağlamda özel sağlık kurum ve

kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde görev yapan bu kişiler hakkında

yürütülecek benzer nitelikteki soruşturmalar bakımından herhangi bir izin usulü

öngörülmemişti. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesiyle bu kapsamdaki sağlık

personeli yönünden de izin prosedürü getirilmiş, ayrıca 4483 sayılı Kanun’a

göre izin usulüne tabi olan bu kişiler bakımından soruşturma izninin Kurul

tarafından verileceği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu izin usulünün, sadece

sağlık mesleğinin icrası kapsamında muayene, tetkik, tahlil, teşhis, tedavi,

tıbbi bakım, rehabilitasyon ve bunlar gibi tüm tıbbi işlem ve uygulamalar sebebiyle

yapılacak adli soruşturmalar için öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Kamu kurum ve

kuruluşlarında görev yapan sağlık personelinin bunun dışında kalan görevleri

sebebiyle işledikleri suçlar bakımından yapılacak adli soruşturmalar için 4483

sayılı Kanun’da belirtilen mercilerden izin alınması gerekmektedir.

6. Bununla birlikte dava konusu kuralın da yer aldığı ek

18. maddede 2547 sayılı Kanun’un 53. maddesinde düzenlenen soruşturma usulüne

tabi olanlar kapsam dışı bırakılmıştır. Anılan Kanun’un 53. maddesi “Disiplin

ve Ceza İşleri” başlıklı Dokuzuncu Bölümde yer almaktadır. Maddenin (c)

fıkrasında yükseköğretim üst kuruluşları başkan ve üyeleri ile yükseköğretim

kurumları yöneticilerinin, kadrolu ve sözleşmeli öğretim elemanlarının ve bu

kuruluş ve kurumların 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na

tabi memurlarının görevleri dolayısıyla ya da görevlerini yaptıkları sırada

işledikleri ileri sürülen suçlar hakkında yetkili makamlarca inceleme

başlatılabileceği, inceleme sonucunda soruşturma açılmasına karar verilmesi ya

da doğrudan soruşturma başlatılması hâlinde maddede yer alan müteakip

hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Bu itibarla vakıf üniversiteleri de

dâhil olmak üzere yükseköğretim üst kuruluşları başkan ve üyeleri ile

yükseköğretim kurumları yöneticilerinin, kadrolu ve sözleşmeli öğretim

elemanlarının ve bu kuruluş ve kurumların 657 sayılı Kanun’a tabi memurlarının

3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinde düzenlenen izin usulüne bağlı

kılınmadığı anlaşılmaktadır. Bu kişilerin görevleri dolayısıyla ya da

görevlerini icra ederken işledikleri ileri sürülen suçlar için 2547 sayılı

Kanun’un 53. maddesi uygulama alanı bulacaktır.

7. Ek maddede Kurula ayrıca kamu kurum ve kuruluşları ve devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının ek maddenin birinci fıkrası kapsamında belirtilen işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminat nedeniyle -görevin gereklerine aykırı hareket edilmesi suretiyle görevin kötüye kullanılıp kullanılmadığı ve kusur durumu gözetilerek- ilgilisine rücu edilip edilmeyeceği ve rücu miktarı ile ilgili hususlarda karar verme yetkisi tanınmıştır.

8. Ek maddenin birinci fıkrasında ayrıca Kurulun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebileceği belirtilmiştir.

9. Anılan maddenin dava konusu üçüncü fıkrasında ise Kurulun yapısı düzenlenmiştir. Buna göre Kurul, Sağlık Bakanı tarafından belirlenen bir bakan yardımcısı, Sağlık Hizmetleri, Kamu Hastaneleri, Hukuk Hizmetleri, Yönetim Hizmetleri genel müdürleri veya yardımcıları ile profesör veya doçent ünvanlı biri dâhilî, diğeri cerrahi branştan hekim olmak üzere yedi üyeden oluşmaktadır. Kurulun başkanı bakan yardımcısıdır. Profesör veya doçent ünvanlı hekimlerin görev süresi iki yıl olarak belirlenmiştir.

10. Maddenin dördüncü fıkrası uyarınca Kurul, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar verir. Kurul üyeleri karar alınırken çekimser oy kullanamazlar.

11. Beşinci fıkrada ise Sağlık Bakanının gelen işin niteliği ve sayısına göre başka bir Bakan yardımcısının başkanlığında maddenin üçüncü fıkrasında gösterilenlerden yeni kurullar oluşturabileceği hükme bağlanmıştır.

12. Maddenin altıncı fıkrasına göre Kurul üyeleri, ikinci fıkrada belirtilen tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceği ve rücu miktarına ilişkin kararları sebebiyle görevlerinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi hâli dışında mali ve idari yönden sorumlu tutulamayacaklardır.

B. İptal

Talebinin Gerekçesi

13. Dava dilekçesinde özetle; tıbbi hata iddialarına ilişkin olarak soruşturma izni verme yetkisine sahip Kurulun bağımsız ve tarafsız olması gerektiği ancak Kurulun dava konusu kuralla belirlenen atama usulü ve oluşumu itibarıyla tarafsız olamayacağı, bu durumun hekim ve diğer sağlık çalışanları ile mağdurun adil yargılanma ve etkili başvuru haklarını ihlal edeceği, hekim ve diğer sağlık çalışanları arasında çeşitli saiklerle farklı kararlar alınabilmesine imkân tanınmasının da eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 10., 17., 36. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

C. Anayasa’ya

Aykırılık Sorunu

1. Kuralın Ek 18. Maddenin Birinci Fıkrası Yönünden İncelenmesi

14. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 129. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

15. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinin birinci fıkrasında, Kurulun fıkrada sayılan sağlık çalışanlarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamaları nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkındaki izin yetkisi düzenlenmiştir.

16. Anayasa’nın 17. maddesinde “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir./ Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.” denilmektedir.

17. Devletin kamu ya da özel sağlık kuruluşları

tarafından sağlık hizmetleri yerine getirilirken hastaların yaşamlarının ve

vücut bütünlüklerinin korunmasına yönelik tedbirleri alması ve bu kapsamda

gerekli düzenlemeleri yapması gerekir. Devletin yaşam hakkı ile kişinin maddi

ve manevi varlığının korunması hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif

yükümlülüklerin usule ilişkin yönü bulunmaktadır. Söz konusu yükümlülük çerçevesinde

devlet, doğal olmayan her ölüm olayı ile vücut bütünlüğüne yönelik

müdahalelerin sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmî soruşturma prosedürü yürütmek durumundadır. Bu tarz

bir soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığın

korunması hakkını koruyan hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye

almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumların karıştığı olaylarda, bunların

sorumlulukları altında meydana gelen ölümler için hesap vermelerini sağlamaktır

(bazı farklarla birlikte bkz. Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, §§

35-36).

18. Bununla birlikte yaşam hakkının veya bedensel

bütünlüğün ihlal edildiği her durumda ceza soruşturmasının yürütülmesi yönünde

bir yükümlülük bulunmamaktadır. Buna göre genel olarak ihmal suretiyle ortaya

çıkan diğer ölümlerde “etkili bir yargısal sistem kurma” yönündeki

pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Anayasa'nın

söz konusu maddesi kapsamında etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülük, ihmal sonucu meydana gelen ölüm veya vücut bütünlüğünün

bozulması olaylarında mağdura adli ya da idari yargı mercileri önünde

açabileceği bir tazminat ya da tam yargı davası yolunun sağlanmasıyla da yerine

getirilmiş sayılabilir (bazı farklarla birlikte bkz. Yaprak Yüksek, B.

No: 2013/9116, 14/10/2015, § 32).

19. Anayasa Mahkemesi bir çok kararında, yaşam hakkının veya vücut bütünlüğünün ihlaline kasten sebebiyet verilmediği durumlarda pozitif yükümlülüğün her olayda mutlaka ceza davası yolunu gerektirmeyeceğini değerlendirmiş, hukuki, idari ve hatta disiplin sorumluluğu doğuran hukuk yollarının öngörülmüş olmasını yeterli bulmuştur (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 59; Nail Artuç, § 37; Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016, § 78; Özer Er [GK], B. No: 2014/11770, 15/3/2018, §§ 53-55).

20. Bu bakımdan, tıbbi hata sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm veya vücut bütünlüğünün bozulması olaylarında hukuki sorumluluğun tespit edildiği hukuk ya da idari tazminat davasının ilke olarak temel başvuru yolu olduğu söylenebilir (Zeki Kartal, § 78).

21. Kurulun yapılan soruşturmalar hakkında izin verme

yetkisi, sağlık mesleğinin icrası kapsamında yapılan muayene, teşhis ve

tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalarla sınırlı tutulmuştur. Bu bağlamda Kurulun

soruşturma iznine tabi kılınan fiillerin; sağlık hizmetlerinin sunumundan

kaynaklanan organizasyon eksikliği ya da kasıt veya ağır ihmale dayanmayan, tıbbi

hata kapsamında kalan işlem ve uygulamalar olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa

Mahkemesinin anılan kararlarında da ortaya konulduğu üzere tıbbi hata

kapsamındaki fiiller sebebiyle ceza soruşturmasının yapılması anayasal bir gereklilik

taşımamaktadır. Bu itibarla ceza soruşturması yapılmasının Anayasa’nın 17.

maddesi bağlamında zorunlu olmadığı durumlarda, bu kapsamdaki fiillerle ilgili

yürütülecek soruşturmalar için Kurula yetki verilmesinin, yaşam hakkı ile maddi

ve manevi varlığın korunması hususunda devlete yüklenen yükümlülüğün yerine

getirilmesi bakımından önemli sonuçlar doğurmayacağı açıktır.

22. Anayasanın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

23. Bu bağlamda yasal düzenlemelerin kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözeterek kullanması hukuk devletinin gereklerindendir (AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, § 341).

24. Anayasa Mahkemesince kamu yararı konusunda yapılacak

inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla

sınırlıdır. Anayasa'nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının

Anayasa'da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında da

belirtildiği üzere kamu yararı bireysel ve özel çıkarlardan ayrı ve bunlardan

üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın, yalnızca özel

çıkarlar için veya belirli kişilerin yararına kanun hükmü konulamaz. Böyle bir

durumun açık bir biçimde ve kesin olarak belirlenmesi hâlinde söz konusu kanun

hükmü Anayasa'nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir

kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı, hangi araç ve

yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercih sorunu olarak

kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi

yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2018/99, K.2021/14, 3/3/2021, §

102).

25. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri olan belirlilik

ilkesi yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir

duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,

uygulanabilir ve nesnel olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesini gerektirir. Belirlilik ilkesi, hukuksal

güvenlikle bağlantılı olup kişinin kanunda belirli bir kesinlik içinde hangi

somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını,

bunların idareye hangi müdahale yetkisi verdiğini bilmesini zorunlu

kılmaktadır. Kişi ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir

ve davranışlarını ayarlayabilir. Hukuki güvenlik ilkesi ise, bireylerin tüm

eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal

düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli

kılar (AYM, E.2020/80, K.2021/34, 29/4/2021, § 25).

26. Kuralda, 2547 sayılı Kanun’da belirtilenler hariç olmak üzere sağlık çalışanlarının, sağlık mesleğinin icrası kapsamındaki işlemleri nedeniyle haklarında yürütülecek soruşturmalar bakımından izin vermeye yetkili kılınmış Kurulun oluşumu, başkanı ve bazı üyelerinin görev süresi düzenlenmiştir.

27. 3359 sayılı Kanun’un kuralın da yer aldığı ek 18.

maddesinin gerekçesinde şu ifadelere yer verilmiştir: “Sağlık çalışanlarının

mesleğin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi

işlem ve uygulamalar nedeniyle cezai ve hukuki sorumlulukları doğabilmektedir./

Hâlihazırda kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan

hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin

icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve

uygulamalar sebebiyle yapılacak adli soruşturmalar bakımından kabul edilmiş

izin usulleri bulunmasına rağmen, özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf

üniversitelerinde görev yapan söz konusu meslek mensupları hakkında yürütülecek

benzer nitelikteki soruşturmalar bakımından herhangi bir izin usulü

bulunmamaktadır./ Herhangi bir izin usulüne tabi tutulmadan başlatılan adli

soruşturmalar, hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının

zaman kaybıyla karşılaşmalarına, hissedilen güvencesizliğe bağlı olarak

motivasyonlarının düşmesine ve işlerinde verimsizliğe neden olmaktadır. Bu

durum, sunulan hizmetin kalitesine de zarar vermektedir./ Maddenin birinci

fıkrasıyla, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev

yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık

mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin

tıbbi işlem ve uygulamalar sebebiyle yapılacak adli soruşturmalar bakımından

izin usulü getirilmekte ve izin verme yetkisi Sağlık Bakanlığı bünyesinde

kurulan Mesleki Sorumluluk Kuruluna verilmektedir…”

28. Kanunlarda yer alan istisnalar dışında sağlık hizmeti sunanların görevlerini yerine getirirken haklarında adli soruşturma yapılıp yapılmayacağının, Bakanlık bünyesinde oluşturulacak uzman bir yapının ön değerlendirmesine bırakılmasının, bu konuda farklı kararların ortaya çıkmasının önlenerek uygulama birliğinin sağlanmasına ve böylelikle sağlık hizmetlerinin ülke genelinde kesintisiz bir şekilde sürdürülmesine katkı sunacağı açıktır. Buna göre kamu/özel ayrımı gözetilmeksizin sağlık çalışanlarına yönelik ceza soruşturmaları bakımından izin sistemi öngörülmesinin kamu yararı amacına yönelik olmadığı söylenemez.

29. Kurulda görev alan Bakanlık teşkilatındaki kamu görevlilerinin bu alanda yerine getireceği görev ve sorumlulukların kanunla düzenlenmesi ve Kurulda kamuda görev alma zorunluluğu olmayan ancak nitelikli uzmanlık birikimi gerektiren iki üyenin bulunması hususlarının keyfî uygulamaların önlenmesi amacıyla alınan tedbirler kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.

30. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinin diğer fıkralarında da Kurulun çalışma ve karar alma usulüne ilişkin düzenlemeler getirilmiş, görev ve yetkileri belirlenmiştir. Anılan fıkralarda ayrıca Kurul üyeleriyle ilgili sorumluluk hükümleri öngörülmüş ve Kurul kararlarına karşı itiraz yolu düzenlenmiştir.

31. Anılan Kanun’un 3. maddesinde de sağlık hizmetlerinin temel esasları belirlenmiş, Bakanlığın sağlık hizmetlerinin yurt genelinde eşit, kaliteli ve verimli şekilde koordine edilmesiyle yükümlü olduğu belirtilmiştir.

32. 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı

Kararnamesi’nin 352. maddesinde ise herkesin bedenî, zihnî ve sosyal bakımdan

tam bir iyilik hâli içinde hayatını sürdürmesini sağlamak amacıyla, halk

sağlığının korunması ve geliştirilmesi, hastalık risklerinin azaltılması ve

önlenmesi için çalışmalar yapmak, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık

hizmetlerini yürütmek, insan gücünde ve maddi kaynaklarda tasarruf sağlamak ve

verimi artırmak, sağlık insan gücünün ülke genelinde dengeli dağılımını

sağlamak ve bütün paydaşlar arasında işbirliğini gerçekleştirmek suretiyle yurt

genelinde eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunumunu sağlamak, kamu ve özel

hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişiler tarafından açılacak sağlık

kuruluşlarının ülke genelinde planlanması ve yaygınlaştırılması için çalışmalar

yapmak Bakanlığın görevleri arasında sayılmıştır.

33. Kurulun üye yapısının ağırlıklı olarak Bakanlık teşkilatında yer alan kişilerden oluşmasına ilişkin yapılacak değerlendirmede, Bakanlığa bu hususta yüklenen görevlerin dikkate alınması gerekmektedir. Buna ek olarak meslek örgütlerinin veya uzmanlık alanlarının tamamının Kurulda temsil edilmesi gibi bir anayasal zorunluluk bulunmamaktadır (benzer yöndeki karar için bkz. AYM, E.2011/65, K.2013/49, 28/3/2013).

34. Öte yandan Kurulun görev alanına giren konularda uzmanlık bilgisine ihtiyaç duyulması hâlinde danışma veya ihtisas komisyonları oluşturulabilmesinin önünde yasal bir engel bulunmamaktadır. Nitekim 15/6/2022 tarihli ve 31867 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Mensuplarının Tıbbî İşlem ve Uygulamaları Nedeniyle Soruşturulmasına ve İdarece Ödenen Tazminatın Rücu Edilmesine Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 5. maddesinin (7) numaralı fıkrasında bu kapsamdaki ihtisas komisyonlarının oluşturulma usulü düzenlenmiştir.

35. Kural kapsamında soruşturma izni verilmesinde 4483

sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı gözetildiğinde soruşturma izni

verilmeden önce anılan Kanun’un 5. maddesi uyarınca ön inceleme yapılmasının

zorunlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda ön inceleme, izin vermeye yetkili

merci tarafından bizzat yapılabileceği gibi, görevlendireceği bir veya birkaç

denetim elemanı veya hakkında inceleme yapılanın üstü konumundaki memur ve kamu

görevlilerinden biri veya birkaçı eliyle de yaptırılabilir. İnceleme

yapacakların izin vermeye yetkili mercinin bulunduğu kamu kurum veya

kuruluşunun içinden belirlenmesi esastır. İşin özelliğine göre bu merci, anılan

incelemenin başka bir kamu kurum veya kuruluşunun elemanlarıyla yaptırılmasını

da ilgili kuruluştan isteyebilir. Bu isteğin yerine getirilmesi, ilgili

kuruluşun takdirine bağlıdır. Ayrıca 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinin

birinci fıkrasında özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde

görev alan sağlık çalışanlarının, kamu yönetimindeki hiyerarşik yapıya dâhil

olmadıkları hususu dikkate alınarak; haklarında 4483 sayılı Kanun’un 5.

maddesine göre yapılacak ön incelemede, il sağlık müdürlüklerinde görevli

başkan veya yardımcılarının da görevlendirilebilmesine imkân tanınmıştır.

36. Bu itibarla Kurulun yapısı ve görevinin niteliği ile çalışma usul ve esaslarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği ayrıca Kurul kararlarına karşı etkili denetim mekanizmasının öngörüldüğü dikkate alındığında kuralın, ek 18. maddenin birinci fıkrasında düzenlenen soruşturma izni verme yetkisi yönünden -tıbbi hata niteliğindeki işlemlerle sınırlı tutulmak suretiyle- maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına yönelik güvenceleri etkisiz kılacak bir nitelik taşımadığı, belirli olduğu ve keyfi uygulamalara karşı koruyucu önlemler içerdiği anlaşılmaktadır.

37. Öte yandan Kurulun yapısının, soruşturma izni verme yetkisi yönünden Anayasa'nın 129. maddesi kapsamında da ele alınması gerekir. Anılan maddenin altıncı fıkrasında "Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idarî merciin iznine bağlıdır." denilmektedir.

38. Söz konusu fıkrada, kamu görevlilerinin

soruşturulmasının izne bağlanması öngörülmüş, özel sektör çalışanları

bakımından bu yönde zorunluluk getirilmediği gibi herhangi bir yasaklamada da

bulunulmamıştır. Bu itibarla özel sektördeki sağlık çalışanlarının tıbbi

faaliyetlerinden dolayı soruşturulmalarının izne bağlanması hususunda anayasal

bir zorunluluk bulunmasa da kamu yararı gözetilmek kaydıyla bu konuda düzenleme

yapılması kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Ancak söz konusu takdir

yetkisinin, kamu görevlisi olmayan sağlık çalışanlarının kanunda belirtilen

eylemlerinden dolayı ceza soruşturmasına tabi tutulmalarını engelleyecek veya

önemli ölçüde güçleştirecek nitelikte kullanılmaması gerekir.

39. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinin gerekçesinde

de belirtildiği üzere, özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf

üniversitelerinde görev yapan sağlık çalışanları mesleğin icrası kapsamında

yaptıkları tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle doğabilecek cezai

sorumlulukları bakımından herhangi bir izin usulüne tabi tutulmadan haklarında başlatılan

adli soruşturmalar nedeniyle zaman kaybına uğramakta, güvencesizlik

hissiyatıyla motivasyonları düşmekte ve işlerinde verimsiz olabilmektedirler.

Bu durum, sunulan hizmetin kalitesine de zarar vermektedir. Kurulun soruşturma

izni verilmemesi yönündeki kararlarının yargı denetimine tabi olduğu ve ceza

soruşturmasının nasıl başlatılacağı hususunda anayasal bir belirleme de

yapılmadığı gözönüne alındığında, kamu görevlisi olmayan sağlık çalışanları

bakımından soruşturma izni verme yetkisine sahip Kurulun oluşturulmasının kanun

koyucunun takdir yetkisi kapsamında bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

40. Soruşturma izninin amacı; sağlık personelinin tıbbi uygulama, teşhis veya tedavi gibi eylem ve işlemleri kapsamındaki iddia ve şikâyetler nedeniyle gereksiz cezai ithamlarla karşılaşmalarının önlenerek her türlü korku ve endişeden uzak tutulmaları suretiyle sağlık hizmetlerinin aksamaması için iddia olunan suçlar bakımından ceza soruşturmasına geçilmeden önce ön inceleme yapılmasını sağlamaktır. Bu süreç, ceza soruşturmasının gerekli olup olmadığını ortaya koyacak somut verileri belirlemek amacıyla yürütülür.

41. Soruşturma izni, ceza soruşturmasının bir parçası olup bu süreçte yapılacak hataların savcılık ve yargılama sırasında telafi edilmesinin mümkün olduğu açıktır. Ayrıca soruşturma izni verilmemesi hâlinde bu kararın yargı denetimine açık olduğu ek 18. maddenin birinci fıkrasının beşinci cümlesinde belirtilmiştir. Soruşturmaya izin verecek Kurulun oluşumuna ilişkin Anayasa’da bunların dışında özel bir güvenceye yer verilmediği de gözetildiğinde Kurulun yapısının belirlenmesinde Anayasa’ya aykırı bir yönün bulunmadığı anlaşılmaktadır.

42. Bu itibarla kural kapsamında öngörülen Kurulun ceza soruşturmasının etkili bir biçimde yürütülmesini engelleyecek nitelikte olduğu söylenemez.

43. Açıklanan nedenlerle kural, “ek 18. maddenin birinci fıkrası” yönünden Anayasa’nın 2., 17. ve 129. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2., 17. ve 129. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 36. ve 40. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

2. Kuralın Ek 18. Maddenin İkinci Fıkrası Yönünden İncelenmesi

a. “Kamu kurum ve kuruluşları…” İbaresi Yönünden

44. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 129. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

45. Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrasında “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” denilmek suretiyle kamu görevlilerinin görev ve yetkileri kapsamındaki kusurlu eylemleri nedeniyle rücuen sorumlu oldukları hüküm altına alınmıştır.

46. Anayasa’nın 40. maddesinin üçüncü fıkrasında ise “Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.” hükmüne yer verilmek suretiyle haksız fiile dayalı tazminat sorumluluğu bakımından da rücu kurumu düzenlenmiştir.

47. Anayasa’nın anılan maddelerinde kusura ve haksız

fiile dayalı tazminat yükümlülüğü bakımından rücu kararını verecek merci

konusunda belirleme yapılmamıştır. Bununla birlikte Anayasa’nın 40. maddesinin

üçüncü fıkrasında rücu konusunda karar verme yetkisinin devlete ait olduğu

belirtilmiştir. Bu itibarla Anayasa’nın idari ve mali özerkliğini güvence

altına aldığı kamu kurum ve kuruluşları dışında rücu kararını verme yetkisinin

kamu yararı gözetilmek suretiyle kanunla kurulmuş başka bir merciye

verilmesinde anayasal açıdan herhangi bir engel bulunmamaktadır. Ancak kanun

koyucu tarafından bu konuda düzenleme yapılırken Anayasa’da güvence altına

hukuk devleti ilkesinin gözetilmesi gerektiği açıktır.

48. Kurul kararlarının yargı denetimine tabi olmasının haricinde 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddenin altıncı fıkrası uyarınca Kurul üyeleri, ilgilisine rücu edilip edilmeyeceği ve rücu miktarına ilişkin kararları nedeniyle görevlerinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi hâlinde mali ve idari yönden sorumlu olacaklardır. Ayrıca rücu kurumunun, rücu işlemine konu eylem nedeniyle zarar göreni doğrudan ilgilendiren bir yönü bulunmamaktadır. Zira rücu kararı verilmemesi mağdurun tazminat hakkı yönünden herhangi bir olumsuz sonuç doğurmamaktadır.

49. Anılan hususlar gözetildiğinde kuralla kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarına sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminatın ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek karar verme hususunda Kurula yetki verilmesinin Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

50. Diğer yandan kuralın “ek 18. maddenin birinci fıkrası” yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminde hukuk devleti ilkesi kapsamında açıklanan gerekçeler kuralın anılan maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Kamu kurum ve kuruluşlarında…” ibaresi yönünden incelenmesinde de geçerlidir.

51. Açıklanan nedenlerle kural, ek 18. maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Kamu kurum ve kuruluşlarında…” ibaresi yönünden Anayasa’nın 2., 40. ve 129. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2., 40. ve 129. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 17. ve 36. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

b. “…Devlet Üniversitelerinde…” İbaresi Yönünden

52. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 130. maddesi yönünden de incelenmiştir.

53. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinin ikinci fıkrasında Kurulun devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Kurul tarafından bir yıl içinde karar verileceği hüküm altına alınmıştır.

54. Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının mesleğin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle doğabilecek tazminat sorumluluğu, bu görevlilerin istihdam edildikleri üniversitelere yöneltilmektedir. Dolayısıyla ilgili kamu görevlisine rücu yetkisinin üniversitelerin idari ve mali özerkliği kapsamında ele alınması gerekmektedir.

55. Anayasa’nın yükseköğretim kurumlarını düzenleyen 130.

maddesinin birinci fıkrasında ”Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir

düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek

amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel

araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere

çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip

üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur.”, dördüncü fıkrasında ”Üniversiteler

ile öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve

yayında bulunabilirler. Ancak, bu yetki, Devletin varlığı ve bağımsızlığı ve

milletin ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde faaliyette bulunma

serbestliği vermez.”, sekizinci fıkrasında “Üniversitelerin hazırladığı

bütçeler; Yükseköğretim Kurulunca tetkik ve onaylandıktan sonra Millî Eğitim

Bakanlığına sunulur ve merkezî yönetim bütçesinin bağlı olduğu esaslara uygun

olarak işleme tâbi tutularak yürürlüğe konulur ve denetlenir.” dokuzuncu

fıkrasında da “Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile

işleyişleri ve bunların seçimleri, görev, yetki ve sorumlulukları üniversiteler

üzerinde Devletin gözetim ve denetim hakkını kullanma usulleri, … öğrenimin ve

öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine

göre yürütülmesi, … kanunla düzenlenir.” hükümleri yer almaktadır.

56. Özerklik, kişi ve kuruluşların kanunla belirlenen sınırlar içinde kalmak şartıyla kendi faaliyetlerine ilişkin kararları alma ve uygulama konusunda gerekli yetkiyle donatılmış olması anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda kurumların dış etkilere karşı korunmasını ifade eder. Kamu kuruluşlarına özerklik tanınmasının nedeni faaliyetlerini hizmetin gereklerine ve kamu yararına uygun bir şekilde sürdürmelerini güvence altına almaktır (AYM, E.2019/112, K.2020//35, 25/6/2020, § 31).

57. Üniversitelerin bilimsel özerkliği; üniversitelerde yürütülen eğitim, araştırma, yayın ve benzeri etkinliklerin planlanması, düzenlenmesi ve icra edilmesi aşamalarında yönetim yetkisinin serbestçe kullanılabilmesini, belirtilen faaliyetlerle ilgili üniversite kaynaklarının kullanımına yönelik kararların üniversite yönetim organlarınca serbestçe alınabilmesini gerektirmektedir Bilimsel özerklik, idari ve mali özerklikle birlikte üniversitelerin bağımsızlığı için olmazsa olmaz nitelikte bir bütünün parçalarını oluşturur. Bu unsurlardan herhangi birine yapılacak müdahale diğer unsurların da olumsuz şekilde etkilenmesine neden olacaktır (AYM, E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016, § § 43- 45).

58. Anayasa’nın 130. maddesinde de belirtildiği üzere, anayasal düzeyde sahip olunan idari özerklik elbette üniversitelere sınırsız bir yönetim yetkisi tanımamaktadır. Nitekim anılan maddede merkezî idarenin üniversiteler üzerinde gözetim ve denetim yetkisinin bulunduğu açıkça hükme bağlanmıştır.

59. Bununla birlikte Anayasa’nın anılan maddesinin sekizinci

fıkrasında üniversitelerin bütçelerinin kendileri tarafından hazırlanacağı

açıkça belirtilmek suretiyle mali konularda anayasal sınırlar gözetilerek karar

alma yetkisinin üniversitelere ait olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla devlet

üniversitelerinin bütçesinden ödenen tazminatın rücu edilmesine ilişkin karar

verme yetkisinin de bizzat üniversitelere ait bir yetki olduğu hususunda şüphe

bulunmamaktadır. Anayasa’nın 131. maddesinin birinci fıkrasında ise “Yükseköğretim

kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek,

yükseköğretim kurumlarındaki eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma

faaliyetlerini yönlendirmek bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkeler

doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilen

kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının

yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile Yükseköğretim Kurulu kurulur.”

hükmüne yer verilmek suretiyle söz konusu fıkrada sayılan hususlarda karar

verme yetkisinin Yükseköğretim Kuruluna tanındığı görülmektedir.

60. Buna göre kanun koyucu, üniversitelerin idari ve mali özerkliği kapsamındaki faaliyetlerine yönelik idari vesayet niteliğinde düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik, başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, gereklilik başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, orantılılık ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir.

61. Devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık çalışanlarına, sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle rücu edilmesine karar verme yetkisinin tek bir elden yürütülmesinin farklı ve çelişkili kararlar verilmesinin önüne geçilerek bu konuda uygulama birliğinin sağlanmasına hizmet edeceği açıktır. Bu bakımdan düzenlemenin kamu yararına yönelik meşru bir amacının bulunmadığı söylenemez.

62. İdari vesayet yetkisi, hiyerarşik denetimde olduğu

gibi genel bir yetki niteliği taşımayıp kanunla çerçevesi çizilen sınırlar

içinde kullanılması gereken istisnai bir yetkidir. İstisnailik ve kanunilik

idari vesayetin en belirgin iki temel özelliğidir. Vesayet makamlarınca bu

yetki yerinden yönetim kuruluşunun işlemlerini iptal, onama, erteleme, izin

verme, tekrar görüşülmesini isteme, düzeltme şeklinde kullanılabileceği gibi

bunların organlarının kararlarına karşı idari yargı mercilerinde dava açma

şeklinde de kullanılabilir. Buna karşılık vesayet yetkisi ilke olarak merkezî

idareye, yerinden yönetim kuruluşları yerine geçerek icrai karar alma yetkisi

vermez (AYM, E.2019/112, K.2020/35, 25/6/2020, § § 43-44).

63. Bu hususlar gözetildiğinde, söz konusu amaca ulaşma bakımından, idari ve mali özerkliğe sahip üniversitelerin yerine geçerek bu kurumların bütçe hazırlama yetkisi üzerinde doğrudan etki doğurabilecek nitelikte karar alma yetkisine sahip bir Kurulun oluşturulması merkezî yönetimin vesayet yetkisinin sınırlarıyla bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla kuralın anılan amaca ulaşma bakımından elverişli olmadığı açıktır.

64. Açıklanan nedenlerle kural, ek 18. maddenin ikinci fıkrasında yer alan “…Devlet üniversitelerinde…” ibaresi yönünden Anayasa’nın 130. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 40. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 130. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 40. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasa’nın 10., 17. ve 36. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

IV. YÜRÜRLÜĞÜN

DURDURULMASI TALEBİ

65. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

12/5/2022 tarihli ve 7406 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesiyle 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen ek 18. maddenin üçüncü fıkrasına yönelik;

A. Yürürlüğünün durdurulması talebinin anılan maddenin

ikinci fıkrasında yer alan “…Devlet üniversitelerinde…” ibaresi yönünden, koşulları oluşmadığından REDDİNE,

B. İptal talebi anılan maddenin “birinci fıkrası” ve

ikinci fıkrasında yer alan “Kamu kurum ve kuruluşları...” yönlerinden 30/11/2023 tarihli ve E.2022/90, K.2023/201 sayılı kararla reddedildiğinden bu fıkraya ilişkin yürürlüğünün durdurulması talebinin söz konusu yönlerden REDDİNE,

30/11/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

12/5/2022 tarihli ve 7406 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesiyle 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen ek 18. maddenin üçüncü fıkrasının anılan maddenin;

A. “Birinci

fıkrası” yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE,

B. İkinci

fıkrasında yer alan;

1. “Kamu kurum ve kuruluşları...” ibaresi yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE,

2. “…Devlet üniversitelerinde…” ibaresi yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,

30/11/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye Basri BAĞCI Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE

Anayasa Mahkemesi, E. 2022/90, K. 2023/201, 30 Kasım 2023 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu
  4. I. İptali İstenen Kanun Hükmü
  5. II. İlk İnceleme
  6. III. Esasın İncelenmesi
  7. A. Anlam ve Kapsam
  8. B. İptal
  9. C. Anayasa’ya
  10. IV. Yürürlüğün
  11. Durdurulması Talebi
  12. A. Yürürlüğünün durdurulması talebinin anılan maddenin
  13. B. İptal talebi anılan maddenin “birinci fıkrası” ve
  14. A. “Birinci
  15. B. İkinci
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2022/90
Karar No
2023/201
Tarih
30 Kasım 2023

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2020/66 K.2023/199
  • AYM Norm Denetimi E.2022/129 K.2023/189
  • AYM Norm Denetimi E.2019/113 K.2023/198
  • AYM Norm Denetimi E.2020/65 K.2023/187
  • AYM Norm Denetimi E.2023/186 K.2023/216
  • AYM Norm Denetimi E.2023/189 K.2023/219

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.