İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2023/69 K.2023/165

- 32356

Esas2023/69Karar2023/165Tarih28 Eylül 2023Okuma16 dk · 3.120 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
28 Eylül 2023
Esas Sayısı
2023/69
Karar Sayısı
2023/165
R.G. Tarih - Sayı
1/11/2023
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.120 kelime·16 dk okuma·15 bölüm

- 32356

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN

Silivri Ağır Ceza Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun;

A. 101. maddesinin

2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 97. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasına 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle eklenen (d) bendi ile bentleri bağlayan hükümde yer alan “gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.” ibaresinin,

B. 284. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının “Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez;…” bölümünün,

Anayasa’nın 5., 19., 36., 138. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.

OLAY: Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarından açılan ceza davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı;

1. 101. maddesi şöyledir:

“Tutuklama kararı

Madde 101 – (1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

d) (Ek:8/7/2021-7331/14 md.) Adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.

(3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır.

(4) Tutuklama kararı verilmezse, şüpheli veya sanık derhâl serbest bırakılır.

(5) Bu madde ile 100 üncü madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir.”

2. 284. maddesi şöyledir:

“Direnme yasağı

Madde 284 – (1) Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez; bunlara karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemez.

(2) İtiraz ve temyize ilişkin hükümler saklıdır.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 5/4/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle sınırlama ve başvuruya engel bir durumun varlığı sorunları görüşülmüştür.

2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava

sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin

hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri

sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu

hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan

maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde

yöntemince açılmış ve mahkemenin görev kapsamına giren bir davanın bulunması,

iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak

kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların

çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak

nitelikteki kurallardır.

3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 5271 sayılı Kanun’un 101. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendi ile bentlerini bağlayan hükmünde yer alan “gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.” ibaresinin iptallerini talep etmiştir.

4. Anılan fıkranın bentlerini bağlayan hükmünde yer alan “gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.” ibaresi fıkranın itiraz konusu (d) bendinin yanı sıra itiraz konusu olmayan diğer bentleri yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla kuralların esasına ilişkin incelemenin (d) bendi ile sınırlı olarak yapılması gerekir.

5. Öte yandan Anayasa’nın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz” denilmiştir. 6216 sayılı Kanun’un “Başvuruya engel durumlar” başlığını taşıyan 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz” hükmüne yer verilmiştir.

6. 5271 sayılı Kanun’un 284. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez;…” bölümüne yönelik iptal talebi, Anayasa Mahkemesinin 26/7/2017 tarihli ve E.2017/48, K.2017/129 sayılı kararıyla esastan reddedilmiş ve bu karar 26/9/2017 tarihli ve 30192 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince işin esasına girilerek reddedilen itiraz başvurusuna konu kural hakkında yeni bir başvurunun yapılabilmesi için ret kararının Resmî Gazete’de yayımlandığı 26/9/2017 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır.

7. Buna göre anılan Kanun’un 284. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez;…” bölümüne yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir.

8. Açıklanan nedenlerle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun;

A. 101. maddesinin

2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 97. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasına 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle eklenen (d) bendi ile bentleri bağlayan hükümde yer alan “gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.” ibaresinin esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin (d) bendi ile sınırlı olarak yapılmasına,

B. 284. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının “Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez;…” bölümüne yönelik itiraz başvurusunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,

OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

9. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Onur MERCAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Anlam ve Kapsam

10. 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (1) numaralı fıkrasında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması hâlinde şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararının verilebileceği ancak işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması durumunda tutuklama kararının verilemeyeceği belirtilmiştir.

11. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması ya da kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur ya da başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması durumunda tutuklama nedeninin varsayılabileceği öngörülmüştür.

12. Maddenin (3) numaralı fıkrasında ise işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı hâlinde tutuklama nedeninin bulunduğu kabul edilebilecek suçlar sayılmış, (4) numaralı fıkrasında da sadece adli para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararının verilemeyeceği ifade edilmiştir.

13. Anılan Kanun’un 109. maddesinin (1) numaralı fıkrasında bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada 100. maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebileceği, (2) numaralı fıkrasında Kanun’da tutuklama yasağı öngörülen durumlarda da adli kontrole ilişkin hükümlerin uygulanabileceği belirtilmiştir.

14. Söz konusu maddenin (3) numaralı fıkrasında ise adli kontrol kararıyla şüphelinin tabi tutulabileceği yükümlülükler sayılmıştır.

15. Kanun’un 101. maddesinin (1) numaralı fıkrasında soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya resen mahkemece karar verileceği, bu istemlerde mutlaka gerekçenin gösterileceği ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiilî nedenlere yer verileceği ifade edilmiştir.

16. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında tutuklamaya,

tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin

kararlarda kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerinin varlığını, tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğunu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını

gösteren delillerin somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterileceği,

kararın içeriğinin şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirileceği ayrıca bir

örneğinin yazılmak suretiyle kendilerine verileceği ve bu hususun kararda

belirtileceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu fıkranın tutuklamaya, tutuklamanın

devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda

adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını gösteren delillerin somut

olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterileceğini belirten (d) bendi itiraz

konusu kuralı oluşturmaktadır.

17. Bu itibarla kural uyarınca yargı mercilerince tutuklamaya, tutukluluk hâlinin devamına ve bu husustaki bir tahliye talebinin reddine ilişkin kararların gerekçesinde tutuklama yerine adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını gösteren delillerin somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilmesi gerekmektedir. Başka bir ifadeyle kurala göre adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek ortaya konulmadan tutuklama tedbirinin uygulanmasına veya uygulanmakta olan tutuklama tedbirinin devamına ya da bu husustaki bir tahliye talebinin reddine karar verilmesi mümkün değildir.

B. İtirazın

Gerekçesi

18. Başvuru kararında özetle; kamu düzenini bozan

eylemlerin önlenmesinin yanı sıra suç işlenmesi nedeniyle ortaya çıkan

mağduriyetlerin giderilmesinin de devletin görevleri arasında bulunduğu,

geçmişte edinilen tecrübeler nedeniyle yargı uygulamasında şüpheli ve sanığın

haklarının korunması anlayışının baskın olduğu, bu durumun ise mağdurun haklarının

göz ardı edilmesine yol açtığı, kuvvet kullanma tekelini elinde bulunduran

devletin bu yetkisini kullanmamasının varlık amacıyla bağdaşmadığı, koruma

tedbirlerinin temel amacının maddi gerçeğin ortaya konulması ve ceza hukukunun

caydırıcılık işlevinin gerçekleştirilmesi olduğu, koruma tedbirleri sayesinde

şüphelinin delilleri karartması ve kaçmasının önüne geçilerek yargılama

sonucunda verilen kararın kağıt üzerinde kalmamasının sağlandığı, bu suretle

toplumun adalete olan inancının korunduğu ve caydırıcılığın gerçekleştiği,

itiraz konusu kurala göre tutuklama kararında adli kontrol tedbirinin yetersiz

kalacağını gösteren delillerin somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça

gösterilmesi gerektiği ancak Anayasa’da böyle bir tutuklama şartının öngörülmediği,

tutuklama kararının verilmesini güçleştiren kuralın devletin toplumun huzur ve

refahı ile güvenliğini sağlama görevini yerine getirmesine engel olduğu, ayrıca

tutuklama tedbirine ilişkin anayasal ve yasal hükümleri işlevsiz hâle

getirdiği, yargı kararlarında toplumsal algının da gözönünde bulundurulmasının

adalet anlayışının yerleşmesi bakımından gerekli ve önemli olduğu, tutuklamanın

bir koruma tedbiri olduğu ancak bu tedbire başvurulmadığı durumlarda cezasızlık

algısının oluştuğu ve sosyal medyanın da etkisiyle toplumsal tepkinin doğduğu

belirtilerek kuralın Anayasa’nın 5. ve 19. maddelerine aykırı olduğu ileri

sürülmüştür.

C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

19. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.

20. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

21. Hukuk devletinde, tutuklama ve adli kontrol gibi kişi özgürlüğünü sınırlayan koruma tedbirlerine ilişkin düzenlemeler ceza muhakemesi hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa’nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı ve etik değerleri gözönünde bulundurulmak suretiyle saptanacak ceza yargılaması siyasetine göre belirlenir (AYM, E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013).

22. Kurala göre tutuklamaya, tutukluluk hâlinin devamına ve bu husustaki bir tahliye talebinin reddine ilişkin kararların gerekçesinde tutuklama yerine adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını gösteren delillerin somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilmesi gerekmektedir.

23. 5271 sayılı Kanun’un 109. maddesinin (1) numaralı fıkrasında bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada 100. maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebileceği öngörülmek suretiyle tutuklamaya alternatif olarak adli kontrol tedbirine başvurulabileceği hükme bağlanmıştır. Anılan Kanun’un 101. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise tutuklama istemlerinde adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiilî nedenlere yer verileceği belirtilmiştir.

24. Adli kontrol yükümlülükleri tutuklamaya göre temel hak ve özgürlüklere daha hafif sınırlama getiren koruma tedbirleridir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, § 79). Adli kontrol kurumu ile kişi, özgürlüğünden tamamen yoksun bırakılmadan gözlemeyi ve denetlemeyi mümkün kılan tedbirlere tabi tutulmakta, bu sayede kişinin kaçma riski azaltılırken özgürlüğünden tümü ile yoksun kalmasına bağlı olarak olumsuz sonuçlarının ortaya çıkması da engellenmektedir (AYM, E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013).

25. Anayasa’nın 2. ve 14. maddelerinde belirtilen insan haklarına dayanan hukuk devleti ilkesi uyarınca ceza yargılamasında temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbirlere son çare olarak başvurulması ve uygulanacak tedbirin temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin anayasal güvencelere uygun olması gerekir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. AYM, E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013). Bu bağlamda Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ölçülülük ilkesi ceza yargılamasında kişi özgürlüğüne mümkün olan en hafif sınırlamayı getirecek koruma tedbirinin tercih edilmesini gerektirmektedir.

26. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru alanında verdiği kararlarda da vurgulandığı üzere tutuklama kararıyla kişi özgürlüğüne getirilen sınırlamanın ölçülü olduğunun söylenebilmesi için anılan kararda öncelikle adli kontrol tedbirlerinin tutuklama ile ulaşılmak istenen meşru amaç bakımından neden yeterli olmadığının ortaya konulması gerekir (Halas Aslan, § 79). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM) somut bir gerekçeyle adli kontrol tedbirinin yeterli olmayacağı ortaya konulmadan tutuklama tedbirine başvurulmasının ihlale yol açtığını kabul etmiştir (Lütfiye Zengin ve diğerleri/Türkiye, B. No: 36443/06, 14/4/2015, §§ 88, 89).

27.

Anılan yaklaşım gözönünde bulundurulmak suretiyle 5271 sayılı Kanun’un 101.

maddesinin (2) numaralı fıkrası 6352 sayılı Kanun’un 97. maddesiyle

değiştirilmiştir. Söz konusu değişikliğin gerekçesinde, AİHM kararlarında

tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararların yeterli gerekçe gösterilmeden verilmesinin eleştiri

konusu yapıldığı, öngörülen düzenleme sonrasında hâkim veya mahkemenin

tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya tahliye isteminin reddine ilişkin karar

verirken kuvvetli suç şüphesi ile tutuklama nedenlerinin varlığını ve somut

olayda tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu somut olgularla gerekçelendirmek

zorunda kalacağı ifade edilmiştir.

28. Öte

yandan anılan fıkraya 7331 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle itiraz konusu kural

eklenmiştir. Söz konusu Kanun’un genel gerekçesinde, insan hakları ihlallerine yol açmadan maddi gerçeğe ulaşmanın ceza

muhakemesi hukukunun temel amacını teşkil ettiği, bunun için soruşturma ve

kovuşturma sırasında anayasal ilkelerin gözönünde bulundurulmasının zorunlu

olduğu, temel hak ve özgürlüklerle ilgili sınırlamaların makul ve ölçülü

olması, bu bağlamda ise ceza muhakemesi işlemlerinden beklenen yarar ile

muhakeme sürecinde başvurulan tedbirlerin kişi üzerindeki olası etkilerinin

orantılı olması gerektiği, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi başta

olmak üzere birçok uluslararası metinde yer alan temel ilkeler gözetilmek suretiyle

5271 sayılı Kanun’da bazı düzenlemelerin yapıldığı, ceza yargılamasında kabul

edilen koruma tedbirlerinden en ağırı olan tutuklamanın yargılama sürecinde bir

cezalandırma aracı değil soruşturma ve kovuşturmaların daha etkin

yürütülebilmesi için düzenlenmiş bir tedbir niteliği taşıdığı, tutuklamanın

istisnai bir tedbir olması nedeniyle öncelikli olarak tutuklama yerine adli

kontrol veya diğer koruma tedbirlerinin yeterli olup olmadığının

değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle tutuklama tedbirinin uygulanma

şartlarına ilişkin ilave düzenleme yapılarak kişi özgürlüğü ve güvenliğinin

korunmasına yönelik güvencelerin artırıldığı belirtilmiştir.

29. İtiraz konusu kuralın gerekçesinde de tutuklamanın istisnai bir tedbir olması nedeniyle tutuklama yerine adli kontrol veya diğer koruma tedbirlerinin yeterli olup olmadığının öncelikli olarak değerlendirilecek husus olduğu ifade edilmiştir.

30. Başvuru kararında kuralın tutuklama tedbirine başvurulmasını

güçleştirdiği, bu nedenle devletin toplumun huzur ve refahı ile güvenliğini

sağlama görevini yerine getirmesine engel olduğu ayrıca tutuklama kararı

verilememesine bağlı olarak cezasızlık algısının oluştuğu ve toplumsal tepkinin

ortaya çıktığı ileri sürülmüş ise de ceza yargılamasında maddi gerçeğe sağlıklı

şekilde ulaşılabilmesini ve ileride verilecek muhtemel bir mahkûmiyet hükmünün

kâğıt üzerinde kalmamasını, başka bir ifadeyle hükmün infaz edilebilmesini

sağlayan tutuklama bir ceza değil koruma tedbiridir (E.2022/145, K.2023/59,

22/3/2023, § 42). Bu bağlamda tutuklama tedbiriyle şüphelinin veya sanığın

kaçması, delillerin karartılması ve suçun mağduru, tanığı veya diğer kişiler

üzerinde baskı yapılmasının engellenmesi amaçlanmaktadır (AYM, E.2021/79,

K.2021/104, 30/12/2021, § 9).

31. Tutuklamanın ceza değil koruma tedbiri olduğu gözönünde bulundurulduğunda bu tedbire başvurulmamasının cezasızlık algısına yol açacağı söylenemez. Tutuklama tedbirine ilişkin kararların gerekçesinde yer alması öngörülen hususlara ilişkin kuralın mağdurun hakları ile bir ilgisinin bulunmadığı ayrıca kanun koyucunun toplumun huzur ve güvenliğinin hangi yöntemlerle sağlanacağını belirleme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu da açıktır.

32. Diğer yandan kanun koyucunun yargılama usullerine ilişkin yapacağı düzenlemelerde geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır (AYM, E.2021/107, K.2022/109, 28/9/2022, § 48). Anılan yetki ceza yargılamasında başvurulacak koruma tedbirlerine ilişkin yargı kararlarının tabi olacağı usul hükümlerini belirlemeyi de kapsamaktadır. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı öngörülmüştür. Bu bağlamda tutuklama tedbirinin keyfî şekilde uygulanmasının engellenmesi için anılan tedbire ilişkin kararların gerekçesinde yer alması gereken hususları belirlemek kanun koyucunun takdirindedir.

33. Bu itibarla kişi özgürlüğüne daha hafif bir sınırlama getiren adli kontrol tedbirinin yeterli olduğu durumlarda tutuklama kararının verilmesine bağlı olarak ortaya çıkabilecek hak ihlallerini engellemek amacıyla öngörüldüğü anlaşılan kuralın kanun koyucunun ceza yargılamasına ilişkin usul hükümlerini belirleme yetkisi kapsamında kaldığı ve insan haklarına dayanan hukuk devletinin mağdurun haklarını koruma yükümlülüğü ile çelişen bir yönünün de bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

34. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.” denilmiştir. Anılan maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında ise şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği hâller düzenlenmiştir.

35. Bu kapsamda maddenin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek amacıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri öngörülmüştür.

36. Maddeye ilişkin Danışma Meclisinin kabul ettiği

metnin gerekçesinde, maddenin kişi özgürlüğü ve güvenliğini korumaya yönelik

hükümleri içerdiği, insanın kişi özgürlüğü ve güvenliğine sahip olmasının bunun

güvence altına alınması anlamına geldiği, kişinin hareket serbestisine sahip

olmasının kimsenin kanunda gösterilen hâl, kusur ve şartlar dışında bu

serbestiden mahrum edilmemesi, başka bir deyişle yakalanıp tutuklanamamasını

gerektirdiği, birinci fıkrada bu ana ilkenin düzenlendiği, ikinci ve üçüncü fıkralarda

da kişi özgürlüğünün kısıtlanabileceği hâllerin sınırlı sayma yoluyla

belirlendiği, bu suretle kanun koyucunun yetkisinin sınırlandığı, üçüncü

fıkrada sanık durumundaki kişilerin hangi hâllerde ve hangi şartlarla

özgürlüklerinin sınırlanabileceğinin belirlendiği, bu kapsamda kaçma, delilleri

karartma tehlikelerinin bulunmasının sanığın tutuklanması sebeplerini

oluşturduğu ayrıca “...veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde...” ibaresiyle tutuklama sebeplerine ilişkin

sayımın sınırlayıcı olmadığının ortaya konulduğu, tutuklama sebeplerinin

kanunda gösterileceği ve tutuklamaya ancak hâkim tarafından karar

verilebileceği ifade edilmiştir.

37. Tutuklama sebeplerinin bulunduğu durumlarda tutuklama kararının verilmesini zorunlu kılan düzenlemeler yapılmasını gerektiren anayasal bir hüküm bulunmamaktadır. Nitekim anayasa koyucu maddede belirtilen durumlarda suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler hakkında tutuklama kararının verilebileceğini öngörmüştür. Bu bağlamda tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde belirli şartlar dahilinde uygulanmak üzere tutuklamaya alternatif olarak kişi özgürlüğüne daha hafif sınırlama getiren koruma tedbirleri öngörmek kanun koyucunun takdirindedir.

38. Diğer yandan maddenin amacı kişi özgürlüğüne keyfî müdahalelerin engellenmesi olup maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamalar amaca uygun olmalı ve keyfî uygulamaya yol açmamalıdır (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 45). Bu itibarla yargı mercilerinin koruma tedbirlerine ilişkin alacağı kararların tabi olacağı usul ve esasların da keyfî uygulamalara karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.

39. Başvuru kararında kuralla Anayasa’da yer almayan bir

tutuklama şartının öngörüldüğü ileri sürülmüş ise de tutuklama nedenlerinin

varlığı hâlinde tutuklama kararı verilmesini zorunlu kılan düzenlemeler

yapılmasını gerektiren anayasal bir hükmün bulunmadığı, tutuklamaya alternatif

koruma tedbirlerini öngörmenin ve kişi özgürlüğünün sınırlanmasına ilişkin

şekil ve şartları keyfî uygulamalara yol açmayacak şekilde belirlemenin kanun

koyucunun takdirinde olduğu gözönünde bulundurulduğunda adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağını gösteren delillerin somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilemediği hâllerde tutuklamaya, tutukluluk

hâlinin devamına ve bu husustaki bir tahliye talebinin reddine ilişkin karar

verilmesine imkân tanımayan kuralın tutuklama tedbirine ilişkin anayasal

hükümle çelişen bir yönünün de bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

40. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 19. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa’nın 5. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. ve 19. maddeleri bağlamında yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

IV. HÜKÜM

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 101. maddesinin 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 97. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasına 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle eklenen (d) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 28/9/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Başkanvekili

Kadir ÖZKAYA

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Muammer TOPAL

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

Üye

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Üye

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Üye Selahaddin MENTEŞ Üye Basri BAĞCI Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE

Anayasa Mahkemesi, E. 2023/69, K. 2023/165, 28 Eylül 2023 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtiraz Yoluna Başvuran
  4. İtirazın Konusu: 4/12/2004
  5. A. 101. maddesinin
  6. B. 284. maddesinin
  7. I. İptali İstenen Kanun Hükümleri
  8. II. İlk İnceleme
  9. A. 101. maddesinin
  10. B. 284. maddesinin
  11. III. Esasın İncelenmesi
  12. A. Anlam ve Kapsam
  13. B. İtirazın
  14. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
  15. Gökcan
  16. Hakyemez
  17. Seferinoğlu
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2023/69
Karar No
2023/165
Tarih
28 Eylül 2023

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2023/73 K.2023/166
  • AYM Norm Denetimi E.2023/92 K.2023/156
  • AYM Norm Denetimi E.2023/103 K.2023/167
  • AYM Norm Denetimi E.2020/33 K.2023/161
  • AYM Norm Denetimi E.2022/12 K.2023/162
  • AYM Norm Denetimi E.2023/7 K.2023/150

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.