İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2024/162 K.2025/17

- 32851

Esas2024/162Karar2025/17Tarih16 Ocak 2025Okuma21 dk · 4.205 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
16 Ocak 2025
Esas Sayısı
2024/162
Karar Sayısı
2025/17
R.G. Tarih – Sayı
24/3/2025
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.205 kelime·21 dk okuma·10 bölüm

- 32851

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN

Afyonkarahisar İdare Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU: 4/6/1985

tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 26/5/2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 24. maddesinin 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen on birinci fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’nın 2., 13., 38. ve 123. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY: İdari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I. İPTALİ

İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un 24. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı on birinci fıkrası şöyledir:

“(Değişik onbirinci fıkra: 4/2/2015 – 6592/13 md.) 7

nci maddeye göre gerekli izinlerin alınmasından itibaren işletme izni verilir.

Bu iznin verildiği tarihten itibaren Devlet hakkı alınır. Ruhsat sahibince,

işletme ruhsatı yürürlük tarihinden itibaren üç yıl içinde 7 nci maddeye göre

alınması gerekli olan çevresel etki değerlendirme kararı, mülkiyet izni, işyeri

açma ve çalışma ruhsatı ile Genel Müdürlüğün kayıtlarına işlenmiş alanlar ile

ilgili izinlerin Genel Müdürlüğe verilmesini müteakip, işletme izni düzenlenir.

Süresi içinde yükümlülükleri yerine getirilmeyen ruhsatlar için her yıl

50.000 TL idari para cezası verilir. İşletme ruhsat süresi

sonuna kadar bu fıkrada belirtilen izinlerden dolayı işletme izninin

alınamaması hâlinde ruhsat süresi uzatılmaz.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 24/9/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Şermin BİRTANE tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Anlam ve Kapsam

3. 3213 sayılı Kanun’un 3. maddesinde ruhsat, madenlerin aranması ve işletilmesi için Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (Genel Müdürlük) tarafından verilen belge olarak tanımlanmıştır. Anılan maddede arama ruhsatı ve işletme ruhsatı olmak üzere iki tür ruhsata yer verilmiştir.

4. Maddeye göre; arama ruhsatı belirli bir alanda maden arama faaliyetlerinde bulunulabilmesi için verilen yetki belgesini, işletme ruhsatı işletme faaliyetlerinin yürütülebilmesi için verilen yetki belgesini, işletme izni ise bir madenin işletmeye alınabilmesi için gerekli olan izni ifade etmektedir.

5. 3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinin

ikinci ve üçüncü fıkralarında özel çevre koruma bölgeleri, millî parklar, yaban

hayatı koruma ve geliştirme sahaları, muhafaza ormanları, 4/4/1990 tarihli ve

3621 sayılı Kıyı Kanunu’na göre korunması gerekli alanlar, 1. derece askerî

yasak bölgeler, 1/5000 ölçekli imar planı onaylanmış alanlar, 1. derece sit

alanları ile madencilik amacı dışında tahsis edilen ve Genel Müdürlük

tarafından uygun görüş verilen elektrik santralleri, organize sanayi bölgeleri,

petrol, doğalgaz ve jeotermal boru hatları gibi yatırım alanlarına ait

koordinatların ilgili kurumlar tarafından Genel Müdürlüğe bildirileceği, belirtilen

alanlara yapılan ruhsat müracaatlarının hak sağlaması hâlinde iki ay içinde

ruhsat bedelinin yatırılması ve 16. maddeye göre müracaatta bulunulması

şartıyla ruhsat düzenleneceği belirtilmiş, ruhsat sahasındaki bu alanlara

ilişkin olarak ilgili kurumlardan izin alınması için ruhsat sahibine bir yıl

süre verileceği hüküm altına alınmıştır.

6. Dördüncü fıkraya göre devlet ormanları içinde yapılacak maden arama ve işletme faaliyetleri ile bu faaliyetler için zorunlu ve ruhsat süresine bağlı olarak yapılan geçici tesislere 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre izin verilir.

7. Madencilik faaliyetleri kapsamında maden işletme ruhsatının alınması, tek başına maden üretim faaliyetlerinde bulunabilmek için yeterli olmayıp maden işletme ruhsatının alınmasından itibaren işletme faaliyetine başlayabilmek için söz konusu Kanun’un 7. maddesinde belirtilen zorunlu izinlerin de alınması gerekmektedir. Anılan izinlerin tamamlanmasından sonra ruhsat sahipleri tarafından mevzuatta aranan belgeler ile işletme izni talebinde bulunulmakta ve gerekli incelemeler neticesinde uygun görülmesi hâlinde madenin işletmeye alınması için Genel Müdürlükçe işletme izni verilmektedir.

8. Söz konusu maddeye göre işletme izni için alınması gereken üç temel belge; çevresel etki değerlendirme (ÇED) belgesi, mülkiyet izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı olup bunlar dışında -varsa- Genel Müdürlük kayıtlarına işlenmiş özel alanlar ile ilgili izinlerin de alınması gerekebilmektedir. İzinlerin, işletme ruhsatı alınmasından itibaren üç yıl içinde temin edilmesi gerekmektedir.

9. Maddenin on birinci fıkrasında ÇED izni olmaksızın madencilik faaliyetinde bulunulamayacağı hüküm altına alınmıştır. ÇED işlemleri Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülür.

10. 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Çevresel etki değerlendirilmesi” başlıklı 10. maddesinde gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmelerin çevresel etki değerlendirmesi raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlü oldukları, ÇED olumlu kararı veya ÇED gerekli değildir kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatının verilemeyeceği, proje için yatırıma başlanamayacağı ve ihale edilemeyeceği hükme bağlanmıştır.

11. Mülkiyet izni, Kanun’un 16. maddesi uyarınca özel mülkiyete tabi gayrimenkullerde mülk sahibinden; orman arazilerinde ise Tarım ve Orman Bakanlığından alınan izni ifade etmektedir. 6831 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca devlet ormanları içinde maden aranması ve işletilmesi ile madencilik faaliyeti için zorunlu; tesis, yol, enerji, su, haberleşme ve altyapı tesislerine, fon bedelleri hariç, bedeli alınarak Tarım ve Orman Bakanlığınca izin verilmektedir.

12. İşyeri açma ve çalışma ruhsatı ise yetkili idareler tarafından maden üretim faaliyetleri ve/veya bu faaliyetlere dayalı olarak üretim yapılan tesislerin açılıp faaliyet göstermesi için verilen izni ifade etmektedir. 3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre maden üretim faaliyetleri ile bu faaliyetlere dayalı ruhsat sahasındaki tesisler için işyeri açma ve çalışma ruhsatları il özel idareleri tarafından verilmektedir. İşyeri açma ve çalışma ruhsatlarına ilişkin usul ve esaslar, 14/6/1989 tarihli ve 3572 sayılı İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun’da düzenlenmiştir.

13. 3213 sayılı Kanun’un “İşletme ruhsatı ve madenin işletilmesi” başlıklı 24. maddesinin on birinci fıkrasının birinci cümlesinde, anılan Kanun’un 7. maddesine göre gerekli izinlerin alınmasından itibaren işletme izni verileceği belirtilmiş; üçüncü cümlesinde ise ruhsat sahibince işletme ruhsatı yürürlük tarihinden itibaren üç yıl içinde 7. maddeye göre alınması gerekli olan ÇED kararı, mülkiyet izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile Genel Müdürlüğün kayıtlarına işlenmiş alanlar ile ilgili izinlerin Genel Müdürlüğe verilmesini müteakip işletme izninin düzenleneceği ifade edilmiştir.

14. Anılan fıkranın itiraz konusu dördüncü cümlesinde ise süresi içinde yükümlülükleri yerine getirilmeyen ruhsatlar için her yıl 50.000 TL idari para cezası verileceği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla işletme ruhsatı tarihinden itibaren ilk üç yıl içinde Kanun’da öngörülen izinlerin alınmaması durumunda üç yıldan sonraki her yıl için idari para cezası uygulanacaktır.

15. Kanun’un 24. maddesinin on birinci fıkrası 6592 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilmiştir. Değişiklikten önce on birinci fıkraya göre ruhsat sahibince, işletme ruhsatı yürürlük tarihinden itibaren üç yıl içinde Kanun’un 7. maddesine göre alınması gerekli olan izinlerin temin edilmeyerek yükümlülükleri yerine getirilmeyen ruhsatların teminatı irat kaydedilerek iptal edileceği düzenlenmiştir. On birinci fıkranın 6592 sayılı Kanun’la değiştirilmesinden sonraki hâlinde ise süresi içinde gerekli izinlerin temin edilmemesi durumunda ruhsat iptali yerine ilgililer hakkında idari para cezası uygulanması öngörülmüştür.

B. İtirazın Gerekçesi

16. Başvuru kararında özetle; maden

işletme ruhsatına dayanılarak başvurulan izin taleplerinin kamu kurumları

tarafından uygun görülmemesi veya bürokratik işlemlerin uzaması nedeniyle iznin

temin edilememesi hâlinde itiraz konusu kuralla kişilerin yaptırıma tabi

tutulduğu, söz konusu izinlerin idare tarafından geç verilmesinde veya verilmemesinde

başvuru sahibi kişilerin kusurunun bulunmayabileceği, izinlerin herhangi

birinin alınamamış olması ile hiçbirinin alınmamış olması arasında bir ayrım

yapılmaksızın aynı tutarda cezanın belirlendiği, ceza hükmünde beklenmeyen hâl istisnasının

bulunmadığı, bu durumun hukuki belirlilik, ölçülülük, suç ve cezaların

şahsiliği ilkelerini ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 38.

ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

17. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

18. Hukuk devletinin belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri hukuk kurallarının düzenlenmesinde hangi davranışın yasaklandığının ve yaptırıma bağlandığının kanun metninde açıkça ve keyfîliğe yol açmayacak biçimde düzenlenmesini zorunlu kılmakta ve hukuk güvenliği ilkesine hizmet etmektedir. Öte yandan somut olay koşullarında objektif olarak öngörülmesi veya önlenmesi mümkün olmayan bir neticeden veya kendisine kusur yüklenemeyen bir fiilinden dolayı bir kimsenin cezalandırılması, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırı olacak; keyfîliğe kapı açabilecek ve hukuk güvenliğini ortadan kaldıracaktır.

19. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez” denilerek suçun kanuniliği; üçüncü fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” denilerek cezanın kanuniliği ilkesi güvence altına alınmıştır.

20. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta, anlaşılır ve sınırları belirli olarak kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Kişilerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır (AYM, E.2020/16, K.2020/33, 25/6/2020, § 15).

21. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin kuralın suç ve cezalar yönünden özel düzenlemesi olarak değerlendirilebilir. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, cezalandırmanın temel haklara etkisinden kaynaklanan önemi nedeniyle zaman içinde bir ceza hukuku kavramı olarak alt ilkeler de içerecek şekilde gelişmiştir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 15). Dolayısıyla suç ve cezada kanunilik ilkesi açısından da temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.

22. Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrasında ise ceza sorumluluğunun şahsi olduğu belirtilerek herkesin kendi eyleminden sorumlu tutulacağı, başkalarının suç oluşturan eylemlerinden dolayı cezalandırılamayacağı kabul edilmiştir.

23. Ceza hukukunun ilkelerinden biri ve anayasal bir ilke

olan ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi kusur ilkesine dayanmaktadır. Bu

konuda Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrası ile ilgili gerekçede “...fıkra,

ceza sorumluluğunun ‘şahsî’ olduğu; yani failden gayri kişilerin bir suç

sebebiyle cezalandırılamayacağı hükmünü getirmektedir. Bu ilke dahi ceza

hukukuna yerleşmiş ve ‘kusura dayanan ceza sorumluluğu’ ilkesine dahil, terki

mümkün olmayan bir temel kuraldır.” denilmektedir (AYM, E.2016/191,

K.2017/131, 26/07/2017, § 38). Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi bir

kimsenin yalnızca kendi kusurlu fiilinden sorumlu tutulabileceğini, başkasının

fiilinden dolayı sorumlu tutulmayacağını güvence altına almaktadır.

24. Anayasa’nın söz konusu maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından idari para cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere tabidir.

25. Anayasa Mahkemesi birçok kararında belirlilik

ilkesinin yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki

belirliliği ifade ettiğini, yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir,

bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliklere ilişkin gereklilikleri

karşılaması şartıyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri

ile de hukuki belirliliğin sağlanabileceğini, asıl olanın muhtemel

muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar

doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığı olduğunu

vurgulamıştır (AYM, E.2011/45, K.2013/24, 31/1/2013; E.2014/118, K.2015/35,

1/4/2015; E.2016/44, K.2016/153, 7/9/2016, § 6; E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017,

§ 43; E.2017/179, K.2018/106, 8/11/2018, § 10; E.2017/21, K.2020/77,

24/12/2020, § 247; E.2018/112, K.2021/24, 31/3/2021, § 41).

26. Kanun’un 24. maddesinin on birinci fıkrasının üçüncü

cümlesinde ruhsat sahibince, işletme ruhsatı yürürlük tarihinden itibaren üç

yıl içinde 7. maddeye göre alınması gerekli olan ÇED kararı, mülkiyet izni,

işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile Genel Müdürlüğün kayıtlarına işlenmiş

alanlar ile ilgili izinlerin Genel Müdürlüğe verilmesini müteakip işletme izni

düzenleneceği öngörülmüştür. Anılan fıkranın itiraz konusu dördüncü cümlesinde

ise süresi içinde yükümlülükleri yerine getirilmeyen ruhsatlar için her yıl

50.000 TL idari para cezası verileceği hükme bağlanmıştır. Buna göre itiraz

konusu kural gereğince işletme izni için alınması gerekli olan izinler 7.

maddeye göre alınması gerekli olan izinler ile Genel Müdürlüğün kayıtlarına

işlenmiş alanlarla ilgili diğer izinlerdir.

27. Bu itibarla kuralda gerekli izin alınmaması durumunda idari para cezasının öngörüldüğü, alınması gerekli izinlerin 7. maddede sayılan izinler olduğu, yaptırıma tabi eylemler ile bu eylemler hakkında uygulanacak idari para cezasının maddede açıkça düzenlendiği gözetildiğinde kuralda herhangi bir belirsizliğin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kapsam ve sınırlarının belirli ve sonuçlarının öngörülebilir olduğu anlaşılan kuralın kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.

28. Kural uyarınca ruhsat sahiplerine idari para cezası

uygulanabilmesi için süresi içinde yükümlülüklerini yerine getirmeme şartı

öngörülmektedir. Bir başka deyişle idari para cezası uygulanabilmesi ancak

ruhsat sahiplerinin ilgili izinlerin alınması için gerekli başvuru ve işlemlere

dair sorumluluklarını süresi içinde yerine getirmemeleri durumunda mümkündür. Kanun’un

7. maddesinin on birinci fıkrasında; çevresel etki değerlendirmesi işlemlerinin

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından, diğer izinlere

ilişkin işlemlerin de ilgili bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca

çevresel etki değerlendirmesi sürecinde en geç üç ay içinde bitirileceği

belirtilmek suretiyle süreye bağlandığı anlaşılmaktadır. Bu süre içinde

izinlere ilişkin işlemlerin ruhsat sahiplerinin kusuru olmaksızın bitirilememesi

hâlinde ise bu durumun idare ve mahkemeler tarafından dikkate alınacağı

açıktır. Zira hukuk devletinde kişilere yaptırım uygulanabilmesi için hukuka

aykırı eylemin kanunda unsurlarıyla belirtilmiş olması, bu eylemin de o kişi

tarafından kusurlu bir hareketle gerçekleştirilmiş olduğunun ortaya konması gerekmektedir.

Bu bağlamda kişiye atfedilecek bir kusur olmaksızın Kanun’da öngörülen

sürelerin geçirilmesi hâlinde kuralla öngörülen idari para cezasının

uygulanması söz konusu olamaz. Diğer bir deyişle Kanun’da öngörülen idari

yaptırımın uygulanabilmesi için izinlerin süresi içinde alınamamasında müracaat

sahibine atfı kabil bir kusurun varlığı zorunludur (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2017/36, K.2017/147, 1/11/2017, § 25).

29. Öte yandan idari yaptırım uygulanan kişilerin Kanun’da öngörülen izinlerin süresi içerisinde alınmamasında kendilerinin herhangi bir kusurlarının bulunmadığı iddiasıyla yargı yerlerine başvurma imkânlarının bulunduğu ve mahkemelerin de uygulanan yaptırımların hukuka aykırı olduğunu tespit etmeleri hâlinde bunları iptal etme yetkisine sahip oldukları gözetildiğinde kuralın keyfî olarak uygulanmasını engelleyecek güvencelerin de bulunduğu görülmektedir. Dolayısıyla kuralın suç ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırı bir düzenleme içermediği anlaşılmaktadır.

30. Anayasa’nın “Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması” başlıklı 56. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir./ Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” düzenlemeleri yer almaktadır. Buna göre çevrenin geliştirilmesi, çevre sağlığının korunması ve çevre kirlenmesinin önlenmesine yönelik tedbirleri almak devletin temel ödevlerindendir. Bu amaçla devlet, çevrenin korunmasını sağlamak için etkili bir hukuk düzeni oluşturmakla yükümlüdür (AYM, E.2020/10, K.2020/67, 12/11/2020, § 14; E.2019/21, K.2020/51, 24/9/2020, § 41).

31. Anayasa’nın 168. maddesinde de “Tabiî servetler ve

kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve

işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek

ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve işletmesinin,

Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve

tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek

ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim

usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.” denilmektedir. Buna

göre tabii servetler ve kaynaklar kapsamında bulunan madenlerin aranması ve

işletilmesi ile ilgili olarak gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları koşulların,

devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ile yaptırımların kanunla

düzenlenmesi gerekmektedir.

32. Madencilik faaliyeti, ekonomik ve sosyal alanda önemli yere sahip bulunmakla birlikte çevre ve insan sağlığı üzerinde ciddi etkilere sebebiyet verebilen bir sektördür. Madenciliğin su, toprak, hava kirlenmesi, gürültü ve titreşim, ekosistemlere zarar ve çevre estetiğinin bozulması şeklinde çevre ve insan sağlığına olumsuz etkileri olabilmektedir. Kanun’un 7. maddesinde madencilik için öngörülen ÇED kararı, mülkiyet izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı izni gibi belgelerin madencilik faaliyetinin bu olumsuz sonuçlarının önlenebilmesi veya etkilerinin en aza indirgenmesi amacını taşıdığı anlaşılmaktadır.

33. Bu itibarla Kanun’un 7. maddesinde düzenlenen izinler

madencilik faaliyetlerinde Kanun’da öngörülen esas ve usullere uyulup

uyulmadığının denetlenmesi bakımından önemli bir işleve sahiptir. Bu bağlamda

kuralla süresi içinde izinleri alınamamış ruhsatlar hakkında idari para

cezasının öngörülmesi suretiyle ruhsat sahiplerinin söz konusu izinleri

almaları için harekete geçmeye zorlanmalarıyla bir yandan madencilik

faaliyetlerinin denetlenmesinin, diğer yandan işletme ruhsatı düzenlenmiş

yerler hakkında işletme izni verilmesi suretiyle madencilik faaliyetlerinin

devam ettirilmesinin sağlanmaya çalışıldığı açıktır (AYM, E.2017/36,

K.2017/147, 01/11/2017, § 23). Bu durumda kuralın Anayasa’nın 168. maddesi de

dikkate alınarak kamu yararına dönük olduğu ve anayasal açıdan meşru bir amaca

dayandığı anlaşılmaktadır.

34. Bununla birlikte kuralda öngörülen yaptırımın kanunilik ve meşru amaç şartlarını taşıması yeterli olmayıp aynı zamanda ölçülü de olması gerekir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, gereklilik başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve orantılılık ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir.

35. Kanunla yapılan düzenlemelerin etkili bir şekilde hayata geçirilebilmesi bakımından öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak ve yasaklanan fiillerin işlenmesini önlemek için hangi tür ve ölçekte idari yaptırım uygulanacağı kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır. Kural, maddede belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde idari yaptırımı düzenlemektedir. Bu bağlamda itiraz konusu kuralın ulaşılmak istenen meşru amaç bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.

36. Ölçülülük incelemesinde son olarak kuralda öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen meşru amaç arasındaki makul dengeyi ifade eden orantılılık ilkesine dikkat edilmesi gerekir. Kuralda çevresel etki değerlendirme kararı, mülkiyet izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı izin belgelerinin süresi içinde alınmaması durumunda idari para cezası uygulanması öngörülmüştür. Madencilik faaliyetlerinin çevresel etkilerinin kişilerin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını etkileyebilecek hususlardan olduğu açıktır. Çevresel etkilerin geniş çaplı ve geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabileceği gözetildiğinde kuralda yer alan yaptırımın makul olmadığı söylenemez.

37. Ayrıca öngörülen yaptırımın türü ve miktarı, söz konusu yaptırıma karşı yargı yoluna başvurma imkânının bulunduğu gözetildiğinde kuralın orantılılık ilkesiyle çelişmediği, bu çerçevede kuralın ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayan bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

38. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır.

Kuralın Anayasa’nın 13. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

IV. HÜKÜM

4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 26/5/2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 24. maddesinin 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen on birinci fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA 16/1/2025 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

1. 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 26/5/2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 24. maddesinin 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen on birinci fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, karar verilmiştir.

2. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.

3. Kuralın anlam ve kapsamı itirazın gerekçesi Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararında belirtildiğinden karşı oyda ayrıca tekrar edilmemiştir.

4. Kuralın anlam ve kapsamının belirlenebilmesi için mevzuata

ilişkin işleyişi kısaca belirtmek gerekmektedir. Ülkemizde işletme ruhsatları

MAPEG kurumu tarafından verilmektedir. İşletme ruhsatı düzenlenebilmesi için

tek kriter maden varlığıdır. Sahanın vasfı, orman olup olmaması, ve mera tarım

arazisi gibi unsurlar maden işletme ruhsatı düzenlenebilmesi için MAPEG

tarafından aranmamaktadır. Maden sahasının fiilen işletmeye açılabilmesi için

ayrıca işletme izni gerekmektedir. İşletme izni için birçok özel kanunda ve

farklı bakanlıklarda birbirinden farklı ve raporlamaları gerektiren süreçler

bulunmaktadır. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi ruhsat sahibinin

sorumluluğunda bulunmakta bu izinlerin ruhsat sahibi tarafından alınması

gerekmektedir. Bir maden sahasının işletme ruhsat sahasının faaliyete

geçirilebilmesi için öncelikle ve genel olarak ÇED sürecinin ÇED gerekli

değildir veya ÇED olumlu kararı neticelenmesi ÇED sürecine bağlı olarak

mülkiyet izinlerinin Orman, mera izinlerinin alınması devamında GSM işyeri açma

ve çalışma ruhsatının düzenlenmesi gerekmektedir. Bu süreçler tamamlandıktan

sonra ancak maden işletme izni düzenlenmektedir. İşleyen bu süreçlerin tamamı

aynı anda yürütülemeyen, bir iznin alınması diğerine başvuru için gerekli

kılınan ve birbirine bağımlı silsile halinde yürüyen süreçlerdir.

5. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

6. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirliliktir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına imkân tanımaması gerekir. Belirlilik ilkesi; hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır.

7. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında, “Kimse, işlendiği

zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı

cezalandırılamaz.” denilerek suçun kanuniliği ilkesi; üçüncü fıkrasında da

“Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.”

ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi getirilmiştir. Anayasa’nın

anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca yasaklanan

eylemler ile bunlara verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak

biçimde kanunda gösterilmesi ayrıca kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının

belirli olması gerekmektedir. Kişilerin yasaklanan eylemleri önceden bilmeleri

gerektiği düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence

altına alınması amaçlanmaktadır.

8. Anayasa’nın anılan maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Adli ve idari suçlarda davranış normlarına aykırı ve haksızlık teşkil eden bir fiille, kanun koyucunun koruma altına aldığı hukuki bir değerin ihlali söz konusu olup adli ve idari cezaların her ikisi de cebir içermektedir (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, §13).

9. Bu bağlamda Anayasa’nın 38. maddesinin gerekçesinde de

belirtildiği üzere suçta ve cezada kanunilik ilkesi, kanun koyucunun açık suç

hükmü koymasına engel değilse de bir idari suç ve cezanın Anayasa’nın anılan

maddesine uygun kabul edilebilmesi için suç konusunun ve yaptırımının tereddüde

yer bırakmayacak şekilde kanunda açıkça belirtilmesi ve kişilerin belirlenen

somut suç fiilini önceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması

gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere idari

nitelikteki suçların kanunda belirlenerek karşılığında cezasının gösterilmiş olması

yeterli olup suç sayılan eylemler ve cezası, bireylerin hangi somut fiil ve

olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık

ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kanunda gösterildikten

sonra yasama organının uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin konularda alınacak

önlemlerin kamu hizmetlerinin ve toplumsal ihtiyaçların değişkenliği

çerçevesinde duyulan gereksinmelere uygunluğunu sağlamak amacıyla yürütme

organına yetki vermesi idari kararlarla suç ihdası ve dolayısıyla kanunilik ve

belirlilik ilkesinin ihlali anlamına gelmemektedir (AYM, E.2018/30, K.2018/94,

25/9/2018, §15; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 21).

10. Bununla birlikte temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olması yeterli değildir. Kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirmekte olup bu noktada kanunun niteliği önem kazanmaktadır. Kanunla sınırlama ölçütü sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade etmekte; böylece uygulayıcının keyfî davranışlarının önüne geçtiği gibi kişinin hukuku bilmesine de yardımcı olmakta; bu yönüyle hukuk güvenliği teminatı sağlamaktadır (Halime Sare Aysal [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, § 62; Fatih Saraman, § 66; Turgut Duman, § 67; Tamer Mahmutoğlu, § 104; Ayşe Ortak, § 73).

11. Kanunun bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesi için yeterince ulaşılabilir olması, vatandaşların belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfîliğe karşı uygun bir koruma sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğini ve icra edilme biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlaması gerekir (Halime Sare Aysal, § 63; Fatih Saraman, § 67; Turgut Duman, § 68; Tamer Mahmutoğlu, § 105; Ayşe Ortak § 74).

12. Hukukun kendisi -beraberinde getireceği idari pratiğin dışında-

söz konusu işlemin meşru amacını da gözönünde tutarak keyfî müdahalelere karşı

bireyi korumak için yetkili makamlara bırakılan takdir yetkisinin kapsamını

yeterince açık bir şekilde göstermelidir. Diğer bir anlatımla hukuk sistemi,

kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde müdahalelerde

bulunma yetkisinin verildiğini açık ifadelerle ortaya koyacak nitelikte olmalı

ve bu bağlamda ilgili müdahalenin muhataplarına müdahaleye zemin hazırlayan

koşullar ile müdahalenin sonuçları açısından bir öngörüde bulunabilmeleri

imkânı tanımalıdır (Halime Sare Aysal, § 64; Fatih Saraman, § 68;

Turgut Duman, § 69; Tamer Mahmutoğlu, § 106; Ayşe Ortak §

75).

13. Öte yandan her ihtimale çözüm getiremeyecek olan yasal mevzuatın

sağladığı koruma seviyesi, büyük ölçüde ilgili metnin düzenlediği alan ve

içeriğiyle birlikte muhataplarının niteliği ve sayısıyla yakından

bağlantılıdır. Bu nedenle kuralın karmaşık olması ya da belirli ölçülerde

soyutluk içermesi ve buna bağlı olarak hukuki yardım ile tam olarak

anlaşılabilir hâle gelmesi tek başına hukuken öngörülebilirlik ilkesine aykırı

görülemez. Bu kapsamda hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirli ölçülerdeki

takdir alanını elbette uygulayıcıya bırakabilir. Fakat bu takdir alanının

sınırlarının da yeterli açıklıkta belirlenmesi ve kuralın öngörülebilirliğini

sağlayacak şekilde asgari bir kesinlik içermesi zaruridir (Halime Sare Aysal,

§ 65; Fatih Saraman, § 69; Turgut Duman, § 70; Tamer

Mahmutoğlu, § 107; Ayşe Ortak § 76).

14. Nihayetinde söz konusu koşulların yerine getirilip getirilmediğini denetleyecek merci olan yargı organları, müdahalelere dayanak olarak gösterilen kanuni düzenlemelerin erişilebilir, öngörülebilir ve kesin nitelikte olup olmadığını irdelemekle, en başta da ilgili kanuni düzenlemeleri önlerine gelen davalarda anılan çerçevede kalarak uygulamakla yükümlüdür (Tamer Mahmutoğlu, § 108; Ayşe Ortak § 77).

15. İtiraz konusu kural incelendiğinde bu izinlerin tamamı ilgili

mevzuatlarında öngörülmüş, Devlet kurumları tarafından onaylanan izinlerdir. Bu

izinler işletme ruhsatı sonrası hepsi aynı anda başvurulup alınan izinler

değillerdir. Birbirine bağımlı olan bir izin olmadan diğerine başvuru yapılamayan

prosedürleri içermektedir. Bu süreçlerden herhangi birindeki gecikme nedeniyle

işletme ruhsatı alan gerçek ya da tüzel kişiler cezalandırılmaktadır. Oysaki

ceza belirlenirken öncelik sıralaması yapılmamaktadır. üç yıldan sonraki her

yıl için herhangi bir iznin kuruma sunulmaması nedeniyle para cezası

öngörülmesi üç yıldan sonraki her yıl için ruhsat süresi sonuna kadar ayrı ayrı

para cezası verilmesi yukarıda belirtilen Anayasa mahkemesince çerçevesi

çizilen belirlilik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

16. 3213 sayılı Kanunun 7. Maddesinde öngörülen izinlerin üç yıl

içerisinde alınmaması durumunda devam eden her yıl için para cezası uygulanması

işleminde; beklenmeyen hal ve mücbir sebep durumuna yer verilmemesi idari

yargısal süreçlerden kaynaklanan gecikmelerin dikkate alınmaması söz konusu

izinlerin birbirine bağımlı ve birbirini etkileyin idari süreçleri

gerektirdiğinin dikkate alınmaması ayrıca hangi izin başvurusunun hangi

aşamasında olunduğuna bakılmaksızın idarenin bütünlüğü ilkesi uyarınca MAPEG tarafından

bir araştırma yapılmadan hiçbir izne başvurmayan ruhsat sahibine de elde

olmayan sebeplerle geç de olsa izin başvuru süreçlerini belirli bir aşamaya

getiren ruhsat sahiplerine de aynı cezanın uygulanması yukarıda çerçevesi ve

ayrıntıları özetlenen Anayasa’nın hukuki belirlilik, ölçülülük, idarenin

bütünlüğü, suç ve cezaların kanuniliği ilkelerine aykırıdır.

17. Yukarıda belirtilen gerekçelerle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 26/5/2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 24. maddesinin 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen on birinci fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’nın 2., ve 38. Maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir.

Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI Üye Selahaddin MENTEŞ

Anayasa Mahkemesi, E. 2024/162, K. 2025/17, 16 Ocak 2025 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtiraz Yoluna Başvuran
  4. İtirazın Konusu: 4/6/1985
  5. I. İptali
  6. İstenen Kanun Hükmü
  7. II. İlk İnceleme
  8. III. Esasın İncelenmesi
  9. A. Anlam ve Kapsam
  10. B. İtirazın Gerekçesi
  11. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
  12. Karşı Oy
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2024/162
Karar No
2025/17
Tarih
16 Ocak 2025

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2024/21 K.2025/15
  • AYM Norm Denetimi E.2024/164 K.2025/13
  • AYM Norm Denetimi E.2024/135 K.2025/20
  • AYM Norm Denetimi E.2024/23 K.2025/12
  • AYM Norm Denetimi E.2024/128 K.2025/19
  • AYM Norm Denetimi E.2023/56 K.2025/16

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.