İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2025/142 K.2025/254

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 261. maddesi şöyledir:

Esas2025/142Karar2025/254Tarih11 Aralık 2025Okuma15 dk · 2.995 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
11 Aralık 2025
Esas Sayısı
2025/142
Karar Sayısı
2025/254
R.G.Tarih-Sayı
9/3/2026-33191
İtiraz yoluna başvuran
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İtirazın konusu
9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 101. maddesiyle değiştirilen 261. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…verildiği tarihten itibaren…” ibaresinin Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
Olay
Alacak talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.995 kelime·15 dk okuma·7 bölüm

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 261. maddesi şöyledir:

“İhtiyati haciz kararının icrası:

Madde 261 – (Değişik: 18/2/1965-538/101 md.)

Alacaklı, ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden kararın infazını istemeye mecburdur. Aksi halde ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar.

İhtiyati haciz kararları, 79 dan 99 uncuya kadar olan maddelerdeki haczin ne suretle yapılacağına dair hükümlere göre icra edilir.

(Ek son fıkra: 17/7/2003-4949/61 md.) İhtiyati haczin infazı ile ilgili şikayetler infazı yapan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesine yapılır.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 10/7/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Anlam ve Kapsam

3. 2004 sayılı Kanun’un 257 ila 268. maddelerinde ihtiyati haciz kurumu düzenlenmiştir. İhtiyati hacizle alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak amacıyla mahkeme kararına dayanılarak borçlunun mallarına önceden geçici olarak el konulması sağlanmaktadır.

4. Anılan Kanun’un 257. maddesinin birinci fıkrasında rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısının borçluda veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebileceği belirtilmiştir.

5. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasında ise borçlunun belirli bir yerleşim yerinin olmadığı veya taahhütlerinden kurtulmak amacıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisinin kaçmaya hazırlandığı veyahut kaçtığı ya da bu amaçla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunduğu hâllerde vadesi gelmemiş borçtan dolayı da ihtiyati haciz istenebileceği düzenlenmiştir.

6. Kanun’un 259. maddesinde ihtiyati haciz isteyen alacaklının hacizde haksız çıktığı takdirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacağı bütün zararlardan sorumlu olduğu ve bu nedenle teminat yatırma zorunluluğunun bulunduğu öngörülmüştür.

7. 258. maddede ihtiyati haciz talebinin reddine dair karar ile yüze karşı verilen aleyhe ihtiyati haciz kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabileceği; bölge adliye mahkemesinin bu başvuruları öncelikle inceleyeceği ve bu konuda verdiği kararların kesin olduğu hükme bağlanmıştır.

8. 262. maddenin ikinci fıkrasında ise icra dairesinin ihtiyati haciz tutanağının birer suretini üç gün içinde haciz sırasında hazır bulunmayan alacaklı ve borçluya ve gerektiğinde üçüncü şahsa tebliğ edeceği belirtilmiş; 265. maddenin birinci fıkrasında da borçlunun kendisi dinlenmeksizin verilen ihtiyati haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı huzurunda yapılan hacizlerde haczin uygulandığı, aksi hâlde haciz tutanağının kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren yedi gün içinde mahkemeye itiraz edebileceği öngörülmüştür.

9. 261. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde alacaklının ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden kararın infazını istemeye mecbur olduğu hükme bağlanmıştır. Anılan cümlede yer alan “…verildiği tarihten itibaren…” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde de belirtilen sürede ihtiyati haciz kararının infazının istenmemesi hâlinde anılan kararın kendiliğinden kalkacağı hüküm altına alınmıştır.

10. Söz konusu maddenin üçüncü fıkrasında ise ihtiyati haczin infazıyla ilgili şikâyetlerin infazı yapan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesine yapılacağı belirtilmiştir.

11. 264. maddede ihtiyati haczi tamamlayan usul düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında dava açılmadan veya icra takibine başlanmadan önce ihtiyati haciz yaptırmış olan alacaklının haczin icrasından, haciz gıyabında yapılmışsa haciz tutanağının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ya takip talebinde (haciz veya iflas) bulunmaya veya dava açmaya zorunlu olduğu öngörülmüştür.

12. Maddenin ikinci fıkrasında icra takibinde, borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi hâlinde bu itirazın hemen alacaklıya tebliğ edileceği, alacaklının tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını istemeye veya mahkemede dava açmaya zorunlu olduğu, icra mahkemesinin itirazın kaldırılması talebini reddetmesi hâlinde alacaklının bu kararın tefhim veya tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dava açması gerektiği belirtilmiştir.

13. Maddenin üçüncü fıkrasında ise ihtiyati haczin, alacak davası sırasında konulması veya ihtiyati hacizden sonra süresinde alacaklı tarafından mahkemede dava açılmış olması hâlinde esas hakkında verilecek hükmün mahkemece tebliğinden itibaren bir ay içinde alacaklının takip talebinde bulunmaya zorunlu olduğu hüküm altına alınmıştır.

14. Dördüncü fıkrada alacaklının söz konusu süreleri geçirmesi veya davasından yahut takip talebinden vazgeçmesi ya da takip talebinin kanuni sürelerin geçmesiyle düşmesi veya dava dosyasının işlemden kaldırılıp da bir ay içinde davanın yenilenmemesi ya da alacaklının dava sonunda haksız çıkması durumunda ihtiyati haczin hükümsüz kalacağı düzenlenmiştir.

B. İtirazın Gerekçesi

15. Başvuru kararında özetle.

12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan ve itiraz konusu kuralla benzer nitelikte olan “…bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten…” ibaresinin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği, ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesine başvurulmadığı takdirde ihtiyati haciz kararının kendiliğinden kalkacağının düzenlendiği,

ancak talepte bulunan alacaklıya haciz kararının bildirilmemesi nedeniyle söz konusu kararın öğrenilmesinin mümkün olmayabileceği, zira çoğunlukla kararın yazılması veya imza sürecinin uzaması nedeniyle kararın on günlük sürenin sonunda erişilebilir hale geldiği, dolayısıyla karara ulaşma imkânı bulunmayan alacaklının bu süreçte kararın infazını isteme süresinin başlaması nedeniyle süresi içinde infaz talebinde bulunamadığı, bu durumda ihtiyati haczin kendiliğinden kalkması nedeniyle alacaklı açısından telafisi imkansız zararların meydana geldiği,

bu durumun mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz sınırlama getirdiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

16. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri yönünden incelenmiştir.

17. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmektedir. Mülkiyet hakkı; kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun üzerinde tasarruf etme ve ürünlerinden yararlanma imkânı veren temel bir haktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32).

18. Anayasa’nın 5. maddesinde insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır.

19. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır.

Bu kapsamda devletin -özel kişiler arası uyuşmazlıklarla ilgili olsun ya da olmasın- yargı kararlarının uygulanması ve kişilerin alacaklarına kavuşması bakımından etkili bir icra sistemi kurma sorumluluğu bulunmaktadır. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri, karşılıklı hak ve menfaatler dengesine dayanmaktadır.

Alacakların icrasına ilişkin süreç bakımından da durum böyledir (AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, §§ 13, 14; Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 71; Eyyüp Boynukara [1. B.], B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41).

20. Alacağın ödenmemesi nedeniyle başlatılan icra takibinde alacaklı ve borçlunun mülkiyet hakkı çatışmaktadır. Devlet, cebrî icra sistemini kurarken gerek alacaklının gerekse de borçlu ve ilgili üçüncü kişilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, kişilerin mülkiyet haklarının korunması için gerekli tedbirleri almak durumundadır.

Buna göre bir yandan alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağına kavuşması için etkin bir icra yolunun oluşturulması, öte yandan icradan etkilenen borçlu ve ilgili diğer kişilere, mülkiyet haklarına yapılan müdahalelerin keyfî veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebilmeleri için etkin biçimde itiraz etme imkânının tanınması gerekir (AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 16; Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd.

Şti., § 72; Nihal Soydan [ 2. B.], B. No: 2015/3112, 23/1/2019, § 35).

21. Bununla birlikte kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelerin menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine ölçüsüzlüğe neden olması mülkiyet hakkı yönünden pozitif yükümlülüklerle bağdaşmayabilir. Bu bağlamda her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir külfet doğuracak şekilde sonuçlandırılmaması gerekir. Menfaat dengesinin adil bir şekilde kurulup kurulmadığının değerlendirilmesinde ise taraflara tanınan tüm imkânların gözönünde bulundurulması zorunludur (AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 16).

22. 2004 sayılı Kanun’un 264. maddesinde belirtilen usulün tamamlanmasıyla mahkemece verilen ihtiyati haciz kararı kesin hacze dönüşmekte, aksi durumda ise söz konusu karar ortadan kalkmaktadır. Başka bir deyişle icra takibinden veya dava açılmadan önce verilen ihtiyati haciz kararı üzerine haczin uygulanmasından veya haciz tutanağının tebliğinden itibaren yedi gün içinde alacaklının icra takibini başlatmaması veya dava açmaması hâlinde söz konusu karar ortadan kalkacak, dava açılmasından sonra mahkemece esas hakkında karar verilip bu kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde takip talebinde bulunulması veya dava açılmaksızın doğrudan takip yapılması üzerine takibin kesinleşmesiyle birlikte ihtiyati haciz kesin hacze dönüşecektir.

23. İtiraz konusu kuralla ihtiyati haciz kararı verilmesinden sonra borçlu ile alacaklı arasındaki hukuki sürecin hızlı bir şekilde işletilmesi amacıyla alacaklıya kısa sürede alacağını takip etmesi yükümlülüğü getirilmiştir. Alacaklının kendisinden beklenen yükümlülükleri yerine getirmemesi hâlinde ihtiyati haciz, borçlu tarafından herhangi bir işlem yapılmaksızın hukuken son bulacaktır.

24. Kural, alacaklı ile borçlu arasında geçici nitelikte olan ihtiyati haciz sürecinin hızlandırılması amacıyla alacaklıya bir an önce ihtiyati haciz kararını infaz ettirme yükümlülüğü öngörmektedir. Söz konusu kararın infaz edilmesinin belli bir süreye bağlanması mahkeme kararıyla başlatılan bu sürecin belirli ve öngörülebilir olmasına katkıda bulunduğu açıktır. İhtiyati haciz kararının infazı için öngörülen on günlük sürenin ise belirliliğin sağlanması bakımından makul ve yeterli olmadığı söylenemez.

25. Bununla birlikte alacaklı için öngörülen yükümlülüğün yerine getirebilmesi için alacaklının karardan haberdar olması gerektiği açıktır. İhtiyati haciz kararı, alacak davasının görüldüğü mahkemece ya da dava açılmadan veya icra takibi başlatılmadan önce duruşma yapılmaksızın da verilebilir. Anılan Kanun’un 258. maddesinin ikinci fıkrasına göre ihtiyati haciz talebi üzerine mahkeme iki tarafı dinleyip dinlememekte serbesttir. Kurala göre ihtiyati haciz talep eden alacaklının kararın verilmesiyle birlikte infaz ettirme yükümlülüğü başlamaktadır.

26. Bu kapsamda ihtiyati haciz kararının alacaklıya tebliğ edilmesi gerekmemekte olup kararın verilmesiyle on günlük infaz edilme süresi başlamaktadır. Talep üzerine ihtiyati haciz kararının verilmesi bakımından mahkemeler yönünden Kanun’da kısıtlayıcı veya düzenleyici herhangi bir süre öngörülmemiştir. Mahkemenin taleple ilgili olarak aynı veya farklı bir gün dosya üzerinden karar vermesi mümkündür. Yargılaması devam eden alacak davasında ihtiyati haciz kararının duruşma sırasında veya dosya üzerinden herhangi bir zamanda verilmesi de söz konusu olabilir. Dolayısıyla mahkemelerin alacaklının ihtiyati haciz talebini kabul ettiği an alacaklının karardan haberdar olmaması mümkündür. Kurala göre bu durumda dahi on günlük infaz ettirme süresi başlamaktadır.

27. Diğer yandan alacaklının başvurusunu takip etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu itibarla ihtiyati haciz kararının herhangi zaman diliminde verilebileceği ve söz konusu kararın alacaklıya ayrıca bildirilmediği dikkate alındığında alacaklıya kuralla tanınan on günlük sürenin alacaklının kararı öğrenmesi ve infaz ettirmesi açısından yeterli olup olmadığı değerlendirilmelidir. Bu konuda yapılacak değerlendirmede ihtiyati haciz kurumunun niteliğinin de dikkate alınması gerekir.

Zira ihtiyati haciz, vadesi gelmiş borçların vadesinde ödenmesini sağlamak, vadesi gelmemiş borçların ise vadesi geldiğinde ödenmesini teminat altına almak için geçici koruma sağlayan ve ivedi karar alınmasını gerektiren hukuksal bir yoldur. Dolayısıyla ihtiyati haciz kurumuyla ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda alacaklının, başvurusuyla ilgili süreci takip etmesi aynı zamanda bu kurumun niteliğinin bir gereğidir.

28. Dolayısıyla ihtiyati haczin oldukça sınırlı ve belli sürelere bağlanmış bir hukuksal başvuru yolu olması nedeniyle bu yol işletilirken alacaklıya süreci takip etmesi konusunda olağan şartların dışında yükümlülüklerin öngörülmesinin makul olmadığı söylenemez. Aksi durum, hızlı ve ivedi bir şekilde sonuçlandırılması gereken süreçten beklenen faydanın elde edilme imkânının ortadan kalkmasına neden olabilir.

29. İhtiyati haciz talep eden alacaklının, söz konusu talepte bulunurken kararın verilebileceği tarihi öngörmesi bazı durumlarda mümkün olmamakla birlikte takip yükümlülüğü kapsamında başvurusunun sonucunu öğrenmek için çaba sarf etmesi gerektiği açıktır. Ayrıca söz konusu karar, niteliği gereği talepten itibaren çok uzun olmayan bir zaman diliminde verilebilmektedir.

Dolayısıyla ihtiyati hacizden beklenen faydayla doğrudan ilgili olan alacaklının kararın verildiği tarihten itibaren on günlük süre içinde kararı infaz ettirme yükümlülüğü altında olduğunu bildiği ya da bilmesi gerektiği de gözetildiğinde bu süreye uyacak şekilde başvurusunun sonucunu öğrenmesinin beklenilmesi alacaklı açısından ağır bir külfete neden olmayacaktır.

Öte yandan ihtiyati haciz kararının infaz edilmemesi nedeniyle söz konusu haciz kendiliğinden hükümsüz kalsa dahi şartların oluşması hâlinde yeniden ihtiyati haciz talebinde bulunulmasına engel bir durum da bulunmamaktadır.

30. Bu bağlamda ihtiyati hacizle ilgili olarak bir yandan alacaklı yönünden ihtiyati haciz sürecinin işlevsiz kalmamasını ve ivedi bir şekilde sonuçlanmasını sağlamak amacıyla gerekli yükümlülükler öngörülürken borçlu açısından da alacaklının süreci takip etmesi sağlanarak borçlunun malları üzerindeki ihtiyati haczin uzaması engellenmeye çalışılmıştır. Ayrıca borçlunun mülkiyet hakkına yönelik sınırlamanın keyfî veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebileceği itiraz, şikâyet ve istinaf gibi denetim yollarının oluşturulduğu görülmektedir.

31. Bu itibarla kural kapsamında mahkemece verilen ihtiyati haciz kararının infaz edilmesi için öngörülen on günlük sürenin karar tarihinden itibaren başlamasının mülkiyet hakkı bağlamında tarafların çatışan menfaatleri arasındaki makul dengeyi ortadan kaldırdığı söylenemez. Dolayısıyla kuralda devletin, mülkiyet hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülükleriyle çelişen bir yön bulunmamaktadır.

32. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 5. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamıştır.

Kuralın Anayasa’nın 36. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasa’nın 13. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

IV. HÜKÜM

9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 101. maddesiyle değiştirilen 261. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…verildiği tarihten itibaren…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Kenan YAŞAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA 11/12/2025 tarihinde karar verildi.

Başkan

Kadir ÖZKAYA

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

Basri BAĞCI

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yıldız SEFERİNOĞLU

Üye

Selahaddin MENTEŞ

Üye

İrfan FİDAN

Üye

Kenan YAŞAR

Üye

Muhterem İNCE

Üye

Yılmaz AKÇİL

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Mahkememiz çoğunluğu, İcra ve İflas Kanunu’nun 261. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…verildiği tarihten itibaren…” ibaresinin Anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir. Aşağıda açıklanan sebeplerle çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.

2. Kural uyarınca, alacaklı ihtiyati haciz kararının infazını, kararın “verildiği tarihten itibaren” on gün içinde talep etmek zorundadır. Bu düzenleme, sürenin başlangıcını kararın tebliği veya tefhimiyle değil, doğrudan kararın verildiği an ile ilişkilendirmektedir.

3. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı, bireyin hukuki konumunu etkileyen işlemlere karşı açık, pratik ve fiilen kullanılabilir bir başvuru imkânına sahip olmasını gerektirir. Kararın alacaklıya bildirilmediği durumda, bireyin karardan haberdar olmadan hak düşürücü bir sürenin işlemeye başlaması, bu hakkın yalnızca sınırlanması değil, kullanılamaz hâle gelmesi sonucunu doğurmaktadır.

4. Anayasa Mahkemesi, daha önce vermiş olduğu bir kararında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 20. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten…” ibaresini, sürenin başlangıcını tarafların kararı öğrenmesine bağlayan genel kuraldan ayrılarak tebliğ veya tefhim olmaksızın, doğrudan kararın verildiği andan itibaren işlemeye başlamasını öngördüğü gerekçesiyle iptal etmiştir (AYM, E.2015/96, K.2016/9, 10.02.2016).

5. Mahkeme, görevsizlik ve yetkisizlik kararlarının uygulamada çoğunlukla tarafların yokluğunda ve dosya üzerinden verildiğini, bu nedenle tarafların kararın verildiği anı bilmesinin veya bu tarihte işlemeye başlayan süreyi takip etmesinin fiilen mümkün olmadığını tespit etmiştir. Bu durumun, tarafların kararı öğrenme imkânı bulunmaksızın hak düşürücü nitelikte bir sürenin işlemeye başlamasına yol açtığı; süre başlangıcının öngörülemez hâle gelmesi nedeniyle hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerini ihlal ettiği ifade edilmiştir.

6. Mahkeme ayrıca, kararı bilmeyen tarafın iki haftalık süreyi kaçırması hâlinde davanın açılmamış sayılması gibi ağır sonuçların doğduğunu; bunun ise mahkemeye erişim hakkını ölçüsüz biçimde sınırlandırdığını belirterek, söz konusu ibareyi Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir.

7. Anayasa Mahkemesi, HMK m.20 kararında bu durumu açık biçimde ortaya koymuştur: “Tarafların henüz varlığından haberdar olmadığı bir kararın verildiği tarihten itibaren süre işletilmesi, hak arama özgürlüğünü amacını aşacak şekilde sınırlandırmaktadır.” (§25). Aynı anayasal sakınca, ihtiyati haciz bakımından da birebir geçerlidir.

8. Hukuk devleti ilkesi, bireylerin hak ve yükümlülüklerini makul ölçüde öngörebilmelerini ve davranışlarını buna göre düzenleyebilmelerini zorunlu kılar. İhtiyati haciz kararı, tebliğ edilmediği ve çoğu zaman tarafların yokluğunda verildiği için, alacaklının sürenin hangi tarihte başladığını bilmesi mümkün değildir. Süre başlangıcının alacaklı açısından tamamen belirsiz olduğu bir durumda, bireyin hukuki statüsü keyfîliğe açık hâle gelmektedir.

9. Çoğunluğun kabul ettiği üzere alacaklının kendi talebine ilişkin süreci takip etmesi gerekebilir; ancak bunun hukuki düzeyde her an gerçekleşmesi muhtemel bir kararı öğrenebilmek için sürekli ve kesintisiz kontrol yükümlülüğüne dönüşmesi, ölçülülük ilkesinin sınırlarını aşmaktadır. Taraflardan kararı takip etmek adı altında sürekli bir araştırma içinde olmalarını beklemek, hak arama özgürlüğü ile bağdaşmaz. İhtiyati haciz gibi, kararın verilme zamanının tarafça öngörülemediği bir alanda bu beklenti daha da ağırlaştırıcıdır.

10. İhtiyati haczin sürüncemede kalmasının engellenmesi meşru bir amaçtır. Ne var ki, ölçülülük ilkesinin gereklilik unsuruna göre, bir sınırlama amaca ulaşmanın tek aracı değilse, daha az hak sınırlayıcı yollar tercih edilmelidir.

11. Sürenin kararı öğrenme veya tebliğ tarihinden başlatılması hâlinde, ihtiyati haczin etkinliği zedelenmeyecek, ancak alacaklının mahkemeye erişim hakkı korunacaktır. AYM’nin HMK m.20 kararındaki değerlendirme bu noktayı teyit eder niteliktedir. Daha hafif araçlarla aynı amaca ulaşmak mümkünken daha ağırına başvurulamaz. Dolayısıyla kural, ölçülülük ilkesinin gereklilik ve orantılılık aşamalarından geçememektedir.

12. Kararı bilmeden sürenin dolması hâlinde ihtiyati haczin kendiliğinden kalkması, alacaklı açısından telafisi güç sonuçlar doğurmaktadır. Bu sonuç, yalnızca şekli bir süre kuralının uygulanması değil, alacağın güvence altına alınmasına yönelik temel bir korunan çıkarın ortadan kalkması anlamına gelir.

13. Bu derece ağır bir sonuç doğuran bir işlemde bireyin kararı öğrenme imkânına sahip olmaması, demokratik toplum düzeninin gerekleri ile bağdaşmamaktadır.

14. Özetle, itiraz konusu ibare, ihtiyati haciz kararının infazına yönelik sürenin alacaklı kararı öğrenme imkânına kavuşmadan işlemeye başlamasına neden olarak mahkemeye erişim hakkını zedelemekte; sürenin başlangıcına ilişkin belirsizlik nedeniyle hukuk güvenliği ve öngörülebilirlik ilkelerini ihlal etmektedir. Ayrıca düzenleme, alacaklıya fiilen yerine getirilmesi güç ve ölçüsüz bir takip yükümlülüğü yüklemekte; oysa aynı amaca daha hafif araçlarla ulaşılması mümkünken en ağır müdahalenin tercih edilmesi ölçülülük ilkesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

15. Açıklanan nedenlerle, dava konusu kuralın alacaklı açısından ihtiyati haczin kendiliğinden kalkması gibi ağır sonuçlara yol açması da gözetildiğinde, söz konusu ibare Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği kanaati ile çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir.

Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI Üye Kenan YAŞAR

Anayasa Mahkemesi, E. 2025/142, K. 2025/254, 11 Aralık 2025 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. İptali İstenen Kanun Hükmü
  4. II. İlk İnceleme
  5. III. Esasın İncelenmesi
  6. A. Anlam ve Kapsam
  7. B. İtirazın Gerekçesi
  8. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
  9. Karşıoy Gerekçesi
  10. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2025/142
Karar No
2025/254
Tarih
11 Aralık 2025

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2025/103 K.2025/250
  • AYM Norm Denetimi E.2025/189 K.2025/259
  • AYM Norm Denetimi E.2025/255 K.2025/248
  • AYM Norm Denetimi E.2025/261 K.2025/263
  • AYM Norm Denetimi E.2025/263 K.2025/264
  • AYM Norm Denetimi E.2025/262 K.2025/265

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.