İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Danıştay Kararları
  3. /10. Daire

DANIŞTAY · 10. DAİRE

İçtihat Metni

Danıştay 10. Daire E.2022/3889 K.2025/4757

Davacı vekili tarafından, müvekkili ...'ın ... tarihinde gerçekleştirilen ameliyat sonrasında % 100 engelli hale gelmesinde ve Hepatit C hastalığına yakalanmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara…

Esas2022/3889Karar2025/4757Tarih23 Ekim 2025Okuma12 dk · 2.463 kelime

KÜNYE

Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/3889 E., 2025/4757 K.·T.C. Danıştay Onuncu Daire

Karar tarihi
23 Ekim 2025
Esas No
2022/3889
Karar No
2025/4757
Temyiz eden (davacı)
...'a vesayeten ...
Vekili
Av. ...
Temyiz eden (davalı)
... Üniversitesi Rektörlüğü
Vekili
Av. ...
İstemlerin_konusu
... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Karar metni, Danıştay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.463 kelime·12 dk okuma·8 bölüm

Davanın_konusu

Davacı vekili tarafından, müvekkili ...'ın ... tarihinde gerçekleştirilen ameliyat sonrasında % 100 engelli hale gelmesinde ve Hepatit C hastalığına yakalanmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık 1.000,00 TL maddi ve 300.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

YARGILAMA SÜRECİ

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davacıya 05/05/2011 tarihinde gerçekleştirilen ameliyatta kullanılan malzemelerin FDA ve CE belgelerine sahip olduğunun anlaşıldığı, bu durumda, dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu raporu birlikte değerlendirildiğinde; davacının servikal vertebra kırığına yönelik (boyun kısmına denk gelen omur kırığı) ...

Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapılan teşhis ve tedavisinin doğru olduğu, ameliyat tekniğinin uygun olduğu ve kullanılan malzemelerin kalite belgelerine sahip olduğu, stabilizasyonda kullanılan vidanın kırılmasında tıbben bir kusurun olmadığı, diğer bir deyişle vidanın ameliyatta yapılan bir tıbbi hata neticesinde kırılmadığı, aynı ameliyat için hazırlanan kanın davacıya nakil edilmemesi nedeniyle Hepatit C Virüsünün (HCV) bulaşma riskinin söz konusu olmayacağı anlaşıldığından,

davalı idarenin kusurlu ya da kusursuz sorumluluğu tespit edilmeyen dava kapsamında talep edilen maddi ve manevi tazminat isteminin reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince.

Mahkeme kararının maddi tazminat talebine ilişkin kısmının hukuka uygun olduğu, bu kısmın kaldırılmasını ve yeni bir karar verilmesini gerektiren bir neden bulunmadığı, idarenin hizmet kusuru yönünden, dosyadaki bilgi ve belgelere göre, davalı üniversite hastanesine başvurmasına sebep olan kaza öncesinde de epilepsi hastası olduğu anlaşılan ve halen %100 engelli olduğu sağlık raporu ile tespit edilen davacının davalı üniversitede ameliyat olmasından sonra özürlü kalmasında ve Hepatit C hastası olmasında davalı idarece yürütülen sağlık hizmetini kusurlandıran bir saptamada bulunulmamasına karşın,

kaza sonrasında başvurduğu üniversite hastanesinde 05/05/2011 tarihinde servikal vertebra kırığının tedavisi için yapılan operasyonla vücuda takılan vidanın sonradan kırıldığının anlaşıldığı, bu hususta doğrudan ilgili sağlık personeline yöneltilebilecek bir kusur söz konusu değil ise de, davacının geçirdiği ikinci bir ameliyatta öngörülen kullanım süresinden çok önce kırıldığı fark edilen (ilk operasyonda takılan) vidanın kalitesi, ihale şartnamesine uygun olsa bile, söz konusu vida için belirlenen asgari standardın amaca uygun hizmet edecek işlevde (kalitede) olmadığı,

bu nedenle davacı bakımından istenmeyen olumsuz sonucun yaşanmasında, tıbbi malzeme standardını belirlemede ve kontrol etmede doğrudan davalının hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varıldığı, bu durumda; davacının oluşan manevi zararının idarece tazmin edilmesinin koşullarının oluştuğu, manevi tazminat talebi bakımından, davalı üniversitede davacıya yapılan operasyonda kullanılan vidanın sonradan kırılmasının davacının yaşam kalitesini bozduğu ve iyileşmesini geciktirdiği,

hizmet kusuruyla engelli bir birey olan davacının yaşadığı manevi yükün artmasına sebep olan davalı idarece davacının oluşan zararların tazmini gerektiği, takdiren (sebepsiz zenginleşmeye yol açacak miktarda olmadığı kanısına varılan) toplam 30.000,00 TL'nin davacılara ödenmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, bu sebeple maddi tazminata da hükmedilmesi gerektiği, hükmolunan manevi tazminat miktarının düşük kaldığı, davalı idare tarafından, usule ilişkin olarak, davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmesi gerektiği, esasa ilişkin olarak, Mahkemenin 20/01/2020 tarihli ara kararına istinaden sunulan bilgi ve belgelerde, davacıya 05/05/2011 tarihinde gerçekleştirilen ameliyatta kullanılan malzemelerin FDA ve CE belgelerine sahip olduğunun anlaşıldığı,

idare tarafından sağlık hizmetinin sunumunda azami özen gösterilerek her türlü müdahalenin zamanında yapıldığı, herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı, kullanılan materyallerinde FDA ve CE onayının olduğu, malzeme seçiminde de herhangi bir kusurun bulunmadığı ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...

DÜŞÜNCESİ

Temyiz istemlerinin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçeli olarak onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

A) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:

Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

B) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Manevi Tazminat İsteminin Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:

İNCELEME VE GEREKÇE

MADDİ OLAY

Dava dosyasının incelenmesinden, davacının 24/11/2010 tarihinde geçirdiği bir trafik kazası sonrası aynı gün kaldırıldığı ...

Devlet Hastanesinden 10/12/2010 tarihinde çıkışının yapıldığı, omurilikte meydana gelen zedelenmenin boynuna sirayet etmesi nedeniyle vücudunun özellikle boyun kısmında sorun yaşayan davacının kısmi sağlık probleminin 05/05/2011 tarihinde davalı idare bünyesinde gerçekleştirilen ameliyat sonrasında tüm vücudunu felç derecesinde etkilediği ve hareket edemez hale geldiği, bu ameliyat esnasında kendisine verilen kan nedeniyle de Hepatit C virüsünün bulaştığının iddia edildiği, ...

Hastanesi hasta epikriz raporunda davacının boynunda bulunan ve ilk ameliyat sırasında (...

Üniversitesi Tıp Fakültesinde) takılan vidanın kırıldığının ve bunun da davacının boynunda ve kolunda ağrıya neden olduğunun belirtildiği, bunun üzerine davacı vekili tarafından, müvekkili ...'ın 05/05/2011 tarihinde gerçekleştirilen ameliyat sonrasında % 100 engelli hale gelmesinde ve Hepatit C hastalığına yakalanmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık maddi ile manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı raporda; - özetle; "... tarihinde İnegöl Devlet Hastanesi’nde servikal kırığına yönelik herhangi bir müdahale yapıldığının tıbbi delili olmadığından servikal kırık açısından karar verilemediği, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 04/05/2011 tarihinde servikal vertebra kırığının teşhis ve tedavisinin doğru olduğu, ameliyat tekniğinin uygun olduğu,

stabilizasyonda kullanılan vidanın kırılmasının bu tür ameliyatların her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen nadir bir komplikasyon olduğu, kişinin bu komplikasyon nedeniyle Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne başvurusunun olmadığı, dolayısıyla hekimin komplikasyon yönetme imkanının olmadığı, yapılan son durum muayenesinde dört ekstremitenin de hareketli olduğunun tespit edildiği de dikkate alındığında.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yapılan ameliyatın mevcut özürlülük durumuna etkisinin olmadığı, ... marka tespit materyalinin TSE standartlarına uygun olup olmadığının tıbbi bir konu olmadığı, dolayısıyla kişinin tedavisine katılan sağlık personelinin uygulamalarının tıp biliminin gelen kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği,

Hepatit C hastalığının, kan transfüzyonunun yanı sıra enfekte kan ve vücut sıvıları ile mukozal ya da kutanöz temas, kontamine iğne yaralanmaları, çok nadiren cinsel temas (semen ve vajinal sekresyonlar) gibi yollar sonucunda Hepatit C virüsü (HCV) ile teması takiben 2 hafta ile 26 hafta arasında değişen bir inkübasyon periyodundan sonra gelişebildiğinin tıbben bilindiği, İnegöl Devlet Hastanesi’nde kan transfüzyonu yapıldığının tıbbi delili olmadığı, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde ise kan hazırlanıp kan transfüzyonunda kullanılmadığı anlaşılmakla;

kişiye Hepatit C Virüsünün (HCV) hangi yolla bulaştığının tıbben belirlenemediği" yönünde görüş bildirilmiştir.

İdare Mahkemesince, anılan rapor hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiş, davacının istinaf başvurusu sonucunda Bölge İdare Mahkemesince, istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT

Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.

Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.

Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün hizmet kusuruna dayanması asli prensip olmakla beraber, zararın idarenin de dahil olduğu bir faaliyet sırasında meydana gelmesi ve öncesinde ya da sonrasında aksayan bazı durumların tespiti de önem arz etmektedir.

Özellikle de sağlık hizmeti gibi bünyesinde risk unsuru taşıyan hizmet alanlarında, sağlıktan sorumlu olan idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.

Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de "Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle" ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır.

Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).

11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.

5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde.

“Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”. "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde. “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir.

Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.

Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.

01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin -dava konusu uyuşmazlıkta yürürlükte olan haliyle- 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse,

rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar.

Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.

Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

Her ne kadar Bölge İdare Mahkemesi kararında, idarenin hizmet kusuru yönünden, dosyadaki bilgi ve belgelere göre, davalı üniversite hastanesine başvurmasına sebep olan kaza öncesinde de epilepsi hastası olduğu anlaşılan ve halen %100 engelli olduğu sağlık raporu ile tespit edilen davacının davalı üniversitede ameliyat olmasından sonra özürlü kalmasında ve Hepatit C hastası olmasında davalı idarece yürütülen sağlık hizmetini kusurlandıran bir saptamada bulunulmamasına karşın,

kaza sonrasında başvurduğu üniversite hastanesinde 05/05/2011 tarihinde servikal vertebra kırığının tedavisi için yapılan operasyonla vücuda takılan vidanın sonradan kırıldığının anlaşıldığı, bu hususta doğrudan ilgili sağlık personeline yöneltilebilecek bir kusur söz konusu değil ise de, davacının geçirdiği ikinci bir ameliyatta öngörülen kullanım süresinden çok önce kırıldığı fark edilen (ilk operasyonda takılan) vidanın kalitesi, ihale şartnamesine uygun olsa bile, söz konusu vida için belirlenen asgari standardın amaca uygun hizmet edecek işlevde (kalitede) olmadığı,

bu nedenle davacı bakımından istenmeyen olumsuz sonucun yaşanmasında, tıbbi malzeme standardını belirlemede ve kontrol etmede doğrudan davalının hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varıldığı, bu durumda; davacının oluşan manevi zararının idarece tazmin edilmesinin koşullarının oluştuğu, manevi tazminat talebi bakımından, davalı üniversitede davacıya yapılan operasyonda kullanılan vidanın sonradan kırılmasının davacının yaşam kalitesini bozduğu ve iyileşmesini geciktirdiği,

hizmet kusuruyla engelli bir birey olan davacının yaşadığı manevi yükün artmasına sebep olan davalı idarece davacının oluşan zararların tazmini gerektiği, takdiren (sebepsiz zenginleşmeye yol açacak miktarda olmadığı kanısına varılan) toplam 30.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi uygun görülmüş ise de, dosya kapsamından, davacıya uygulanan ameliyattan önce risklerin anlatılıp,

davacıdan yazılı onamın alınmamış olması ve böylece yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davacının aydınlatılma ve onay verme hakkının elinden alınması sebebiyle yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği hususunun davacıda endişe ve üzüntüye yol açacağı açık olduğundan, davacının manevi tazminat isteminin bu gerekçeyle kabul edilmesi gerekmektedir.

Buna göre, davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü, kısmen reddi yolunda verilen ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

KARAR SONUCU

Açıklanan nedenlerle; 1. Davacı ve davalı idarenin temyiz istemlerinin REDDİNE, 2 ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA, 3. Temyiz yargılama giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin iadesine, 4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 23/10/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Danıştay 10. Daire, E. 2022/3889, K. 2025/4757, 23 Ekim 2025 tarihli karar · Kaynak: Danıştay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Davanın_konusu
  4. Yargılama Süreci
  5. Düşüncesi
  6. Türk Milleti Adına
  7. İnceleme Ve Gerekçe
  8. Maddi Olay
  9. İlgili Mevzuat
  10. Hukuki Değerlendirme
  11. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Danıştay
Daire
10. Daire
Esas No
2022/3889
Karar No
2025/4757
Tarih
23 Ekim 2025

İlgili Kararlar

  • Danıştay 8. Daire E.2022/3896 K.2025/7901
  • Danıştay 2. Daire E.2022/3930 K.2025/4590
  • Danıştay 12. Daire E.2022/3939 K.2025/4637
  • Danıştay 12. Daire E.2022/3942 K.2025/4261
  • Danıştay 12. Daire E.2022/3957 K.2025/4605
  • Danıştay 10. Daire E.2022/3961 K.2025/4740

Tüm Arşiv

Danıştay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.