KÜNYE
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2022/5010 E., 2023/623 K.·T.C. Danıştay Onüçüncü Daire
- Karar tarihi
- 16 Şubat 2023
- Esas No
- 2022/5010
- Karar No
- 2023/623
- Temyiz eden (davacı)
- ...
- Vekili
- Av. ...
- Karşı taraf (davalı)
- ... Genel Müdürlüğü
- Vekili
- Av. ...
- İstemin konusu
- ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
- Yargılama süreci
- —
Karar Metni
1.067 kelime·5 dk okuma·5 bölüm
Dava konusu istem: Kocaeli ilinde bulunan ER:...sayılı II. Grup maden sahasının uç ürün üretimine yönelik tesis kurulumu şartıyla 25/02/2019 tarihinde ihale edilmesine ilişkin işlemin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ...
İdare Mahkemesi'nce verilen kararda; maden ruhsat sahasının cinsi, rezervi, bulunduğu bölge, tenörü, kalitesi, istihdam, yatırım, ülke ihtiyaçları ve benzeri hususlar dikkate alınarak ihale şartnamesinde açıkça belirtmek kaydıyla ara ve uç ürün üretme şartını içeren ihaleler yapılabileceği, bu ihalelerde rezervin özellikleri dikkate alınarak ihaleye katılma şartları, taban ihale bedeli, ihale bedelini ödeme şekli ve süresi, üretim süreleri veya tesislerin yatırım süreleri ve diğer hususların ihale şartnamesi ile belirlenebileceği,
dava konusu ihalenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan haliyle Maden Sahaları İhale Yönetmeliği'nin 26. maddesinde ve anılan ihaleye ilişkin şartnamenin 15.6. maddesinde, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 7. maddesinde belirtilen izinlerle ilgili araştırmayı ihaleden önce yapmaları hususunda teklif sahibine sorumluluk ve yükümlülük yüklendiği, anılan Kanun'un 24. maddesinde ruhsat sahibince, işletme ruhsatı yürürlük tarihinden itibaren üç yıl içinde alınması gereken çevresel etki değerlendirme kararının davalı idareye verilmesini müteakip işletme izninin düzenleneceğinin belirtildiği,
Maden Kanunu ve Maden Sahaları İhale Yönetmeliği'nde, çevresel etki değerlendirme işlemlerinin ihaleden önce yerine getirileceğine dair herhangi bir hüküm bulunmadığı, bu itibarla, anılan Kanun ve Yönetmelik hükümlerine uygun olarak gerçekleştirilen dava konusu ihalede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI
Davacı tarafından, dava konusu ihalenin Körfez ve Gebze ilçelerini de kapsayan 650 hektarlık alanda tesis kurma şartıyla gerçekleştirildiği, söz konusu alanda sönmüş ve sönmemiş kireç üretileceği, bölgenin zaten hava kirliliğinin yoğun olduğu bir alan olduğu, iş makineleriyle çalışma yapılacağı ve patlatmalı maden faaliyeti yürütüleceği hesaba katıldığında çevresindeki yaşamı olumsuz yönde etkileyeceğinin kolaylıkla anlaşılabileceği, maden sahası olarak belirlenen ve ihaleye konu edilen alanın belirli bir ekosistemi bünyesinde barındıran doğal güzelliklere sahip bir yer olduğu,
doğal yaşamın nasıl etkileneceği hesaba katılmadan ihale yapılamayacağı, ihale şartnamesinde üretim faaliyeti ile çevresel etki arasında ilinti kurulmadığı, dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI
Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ
Bakılan dava, çevresel etkiler önceden belirlenmeden ihaleye çıkıldığı ve maden sahası olarak belirlenen bölgenin doğal yapısının maden faaliyeti nedeniyle zarar göreceği iddialarıyla Kocaeli ilinde bulunan ER:... sayılı II. Grup maden sahasının uç ürün üretimine yönelik tesis kurulumu şartıyla 25/02/2019 tarihinde gerçekleştirilen maden ruhsatı ihalesinin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesi'nce çevresel etki değerlendirme işlemlerinin ihaleden önce yerine getirileceğine dair herhangi bir mevzuat hükmü bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Anayasa'nın 56. maddesinde, herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu; 168. maddesinde ise, tabii servetler ve kaynakların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu, bunların aranması ve işletilmesi hakkının Devlete ait olduğu, Devletin bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebileceği, hangi tabii servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılacağının kanunun açık iznine bağlı olduğu, bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ile Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esaslar ile müeyyidelerin kanunda gösterileceği kurala bağlanmıştır.
3213 sayılı Maden Kanunu'nun 7. maddesinin 10. fıkrasında, "İlgili bakanlıkların mevzuatı gereği yapacakları inceleme ve denetimlerde; ruhsat alanlarında ilgili Kanun esaslarına uygun çalışılmadığının tespiti halinde, mevzuat çerçevesinde yapılacak işlemler Genel Müdürlüğe bildirilir. Çevre ve insan sağlığına zarar verdiği tespit edilen madencilik faaliyetleri gerekli önlemler alınıncaya kadar durdurulur.".
11. fıkrasında ise, "Çevresel etki değerlendirmesi işlemleri Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından, diğer izinlere ilişkin işlemler de ilgili bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca çevresel etki değerlendirmesi sürecinde en geç üç ay içinde bitirilir. Bakanlık ve diğer bakanlıkların mevzuatının gerektirdiği maddî yükümlülükler ruhsat sahibi tarafından karşılanır." kurallarına yer verilmiştir.
Aktarılan Anayasa hükümleri uyarınca, bireylerin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı ile devletin tabii servet ve kaynakları işletme veya işlettirme sorumluğu arasında adil bir dengenin kanun koyucu tarafından kurulması gerekir.
3213 sayılı Kanun'un aktarılan kuralları Anayasa hükümleriyle birlikte irdelendiğinde, madencilik faaliyetlerinin yürütüldükleri çevreyle olan ilişkileri göz önünde bulundurularak maden ruhsatına konu edilen alanlardaki faaliyetlerin çevre ve insan sağlığına uygun bir şekilde yürütülmesi gerektiğinin kurala bağlandığı, madencilik faaliyetinin çevresel etkilerinin ilgili olduğu sahaya henüz müdahale edilmeden bu konuda yetkili kılınan kurum ve kuruluşlarca yerine getirileceği, çevreye ve insan sağlığına zarar verdiği tespit edilen faaliyetlerin davalı idare tarafından gerekli önlemler alınıncaya kadar durdurulması hususundaki yetki ve sorumluluğun davalı idareye verildiği anlaşılmaktadır.
Belirli bir süreci ihtiva eden madencilik faaliyetleri her aşamada maden sahasına doğrudan müdahaleyi gerektirmediğinden, belirli bir sahanın maden arama ve işletme ihalesine konu edilmesi ile söz konusu sahada fiilen arama ve işletme faaliyetlerinin yürütülmesi arasında belirli bir zaman aralığı bulunmaktadır. Buna göre, maden arama veya işletme amacına dönük ihaleler üzerine ihale uhdesinde kalan kişilere davalı idarece maden arama veya işletme ruhsatı verilmekte, ruhsatın kendilerine sağladığı yetki ve sorumluluğa istinaden ruhsat sahiplerince gerekli yükümlülükler yerine getirilerek ruhsata konu alanda faaliyette bulunma yetkisi veren arama veya işletme izinleri alınmaktadır.
Çevresel etkilerin ihaleye çıkılmadan önce belirlenmesi veya maden sahası olarak belirlenen bölgenin doğal yapısının maden faaliyeti nedeniyle zarar göreceğine dair iddiaların usulüne uygun olarak gerçekleştirilen dava konusu ihaleyi kusurlandırmadığı ve uç ürün üretimine yönelik tesis kurma şartının birim alandan katma değeri yüksek daha verimli ürün elde edilmesini sağlayan kamu yararına uygun bir yöntem olduğu göz önünde bulundurulduğunda, davacının temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Danıştay 13. Daire, E. 2022/5010, K. 2023/623, 16 Şubat 2023 tarihli karar · Kaynak: Danıştay Karar Arama