KÜNYE
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2024/2659 E., 2024/5007 K.·T.C. Danıştay Onüçüncü Daire
- Karar tarihi
- 26 Kasım 2024
- Esas No
- 2024/2659
- Karar No
- 2024/5007
- Temyiz eden (davacı)
- ... Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş.
- Vekili
- Av. ...
- Karşı taraf (davalı)
- ... Kurulu Başkanlığı
- Vekili
- Av. ...
- İstemin konusu
- ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
- Yargılama süreci
- —
Karar Metni
828 kelime·4 dk okuma·6 bölüm
Dava konusu istem: Davacı şirkete ait "..." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında 23/12/2022 tarihinde yayınlanan "..." isimli programda 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan, "Yayın hizmetleri, tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır. ..." şeklindeki yayın ilkesinin ihlal edildiğinden bahisle aynı Kanunun 32. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacı şirkete 58.996,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (Üst Kurul) kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, ifade özgürlüğünün kullanımına getirilen müdahalenin, yasalarda öngörülmüş olma, meşru bir amaca yönelik olma ve demokratik bir toplumda gerekli olma koşullarını sağlaması halinde hukuka uygun kabul edileceği, medya hizmet sağlayıcıların yayın hizmetlerinde kamusal sorumluluk anlayışıyla tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorunda oldukları,
soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberlerin soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamayacağı, bu yükümlülüklere aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcılarına ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak idari para cezası verilebileceği, bu doğrultuda, idari para cezasının konusunu teşkil eden yayına ilişkin cd içeriği ve yayın deşifre metninin incelenmesinden, anılan programda program yorumcusu tarafından kullanılan ifadelerin 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan yayın ilkesinin ihlali sonucunu doğurduğu,
bu nedenle anılan Kanun'un 32. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 58.996,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin dava konusu Üst Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI
Davacı tarafından, idari para cezasına konu yayının, gerekli araştırma neticesinde ve görünen gerçekliğe uygun bir şekilde kamuoyunu bilgilendirme amacı çerçevesinde yapıldığı, dava konusu işlemin ifade özgürlüğünü ihlal eder nitelikte olduğu, davalı idarenin kendisine tanınan takdir yetkisini kamu yararına, hakkaniyete ve hukuka aykırı olarak kullandığı, işlemin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI
Davalı idare tarafından, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ
Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE
USUL YÖNÜNDEN
Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri de Anayasanın 141. maddesinde düzenlenen "yargılamanın açık ve duruşmalı" yapılması ilkesidir. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı, yargısal mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada keyfiliği önlemektir. Bu yönüyle, hukuk devletini gerçekleştirmenin en önemli araçlarından biridir.
Adil yargılanma hakkının düzenlendiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesindeki "aleni yargılamanın" varlığı, zorunlu olarak "sözlü yargılama" hakkını da içerir. Bununla birlikte, bu hak mutlak olmayıp 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda idari yargılamanın özellikleri gözetilerek öngörülen duruşmaya ilişkin kurallar çerçevesinde değerlendirme yapılmalıdır.
2577 sayılı Kanun'un 17. maddesinin birinci fıkrasında, "Danıştay ile idare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal ve yirmibeşbin Türk Lirasını aşan tam yargı davaları ile tarh edilen vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları toplamı yirmibeşbin Türk Lirasını aşan vergi davalarında, taraflardan birinin isteği üzerine duruşma yapılır." düzenlemesine yer verilmiştir.
İdare Mahkemesince, dava dilekçesinde istemde bulunulmasına rağmen uyuşmazlık konusu miktarın tek hâkim sınırı altında kaldığı gerekçesiyle duruşma yapılmaksızın karar verilmiş ise de 2577 sayılı Kanun'un 17. maddesinde iptal davaları bakımından duruşma yapılması için belirli bir miktar sınırının öngörülmediği, bakılan uyuşmazlığın da bir iptal davası olduğu gözetildiğinde, taraflardan birinin istemi halinde duruşma yapıldıktan sonra karar verilmesi gerektiği açıktır.
Bu durumda, Mahkemece davacının duruşma istemi göz önünde bulundurulmaksızın karar verilmesi, 2577 sayılı Kanun'un 17. maddesinin açık ve emredici kuralına aykırı olduğundan, duruşma yapılmaksızın verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında usul hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır.
Öte yandan, bozma kararı üzerine yeniden karar verileceğinden, davacının esasa ilişkin temyiz iddialarının bu aşamada incelenmesine gerek bulunmamaktadır.
Danıştay 13. Daire, E. 2024/2659, K. 2024/5007, 26 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: Danıştay Karar Arama