KÜNYE
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2016/16280 E., 2021/3067 K.·T.C. Danıştay Dördüncü Daire
- Karar tarihi
- 8 Haziran 2021
- Esas No
- 2016/16280
- Karar No
- 2021/3067
- Temyiz eden (davalı)
- … Vergi Dairesi Başkanlığı (… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
- Vekili
- Av. …
- Karşı taraf (davacı)
- …
- İstemin konusu
- … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
- Yargılama süreci
- —
Karar Metni
788 kelime·4 dk okuma·7 bölüm
Dava konusu istem: Davacı adına, kanuni temsilci sıfatıyla, … Bilgisayar Ltd. Şti.'nin muhtelif vergi borçlarının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Vergi Mahkemesince verilen kararda; davacının 03/04/2008 tarihinde şirket müdürlüğünden ayrıldığı buna göre 2008/3, 1-3 ve sonrası dönemlere ilişkin borçlardan sorumlu tutulamayacağı, kalan kısımlar yönünden ise, asıl amme borçlusu adına düzenlenen ödeme emirlerinin usulüne uygun tebliğ edilmemiş olduğu dolayısıyla kesinleşmiş bir amme alacağından söz edilemeyeceği buna göre davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne, dava konusu ödeme emirlerinin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI
Davalı idare tarafından, idarece yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğu, aksi yöndeki kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI
Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ
Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE
Temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler, kararın, ödeme emirlerinin 2008/3, 1-3 ve sonrası dönemlere ilişkin borçlarla ilgili kısmının bozulmasını sağlayacak nitelikte görülmemiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesinde, tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği, kanuni temsilcilerin bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı hükmüne yer verilmiştir.
Kuralın değerlendirilmesinden, tüzel kişilerin vergilendirme ödevlerinin tüzel kişiliği temsile yetkili olanlar tarafından yerine getirileceği, temsilcilerin temsil ettikleri tüzel kişilerin vergilendirme ödevlerini yerine getirmemeleri nedeniyle bir vergi ve vergiye bağlı borç doğmuşsa, bu borcun öncelikle tüzel kişiliğin malvarlığından tahsili yoluna gidileceği, borcun kısmen veya tamamen tüzel kişiliğin malvarlığından tahsil edilememesi durumunda ise kanuni temsilcinin sorumluluğuna gidileceği;
kanuni temsilcinin sorumluluğuna gidilebilmesi için ise borcun temsilcinin üzerine düşen vergilendirme ödevlerini yerine getirmemesinden kaynaklanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun'un, olay tarihinde yürürlükte olan, 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı; 58. maddesinde ise, kendilerine ödeme emri tebliğ olunanların, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zaman aşımına uğradığı hakkında itirazda bulunabileceği hükümleri yer almaktadır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun, "Tebliğ Esasları" başlıklı 93. maddesinde, tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup, hüküm ifade eden bilumum vesikaların ve yazıların adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasıyla ilmuhaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ilan yolu ile tebliğ edileceği;
aynı Kanunun, olay tarihinde yürürlükte olan, "Tebliğ Evrakının Teslimi" başlıklı 102. maddesinde de, muhatabın zarf üzerinde yazılı adresini değiştirmesinden dolayı bulunamamış olması halinde posta memurunun durumu zarf üzerinde yazacağı ve mektubun posta idaresince derhal tebliği yaptıran daireye geri gönderileceği, son fıkrasında da, yukarıda fıkralarda yazılı işlemlerin komşularından bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden veyahut bir zabıta memuru huzurunda icra ve keyfiyeti taahhüt ilmuhaberine yazılarak tarih ve imza vazedilmek ve hazır bulunanlara da imzalattırmak suretiyle tespit olunacağı.
103. maddesinde ise, muhatabın adresi hiç bilinmezse, muhatabın bilinen adresi yanlış veya değişmiş olur ve bu yüzden gönderilmiş olan mektup geri gelirse, başkaca sebeplerden dolayı posta ile tebliğ yapılmasına imkan bulunmazsa tebliğin ilan yoluyla yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, davacı adına düzenlenen ödeme emirlerine ilişkin olarak; söz konusu ödeme emirlerinde yer alan borçların tahsiline yönelik asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin ilanen tebliği öncesinde şirket adresinde tebliğine ilişkin tebliğ alındısı bulunmasa da, asıl borçlu şirketin bilinen adresinde düzenlenen ''adres tespit tutanağı'' ile asıl borçlu şirketin söz konusu adreste tanınmadığı, adreste bir başka mükellefin faaliyette bulunduğu hususlarının tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta 31/05/2009 tarihinde mükellefiyetinin re'sen terk ettirildiği anlaşılan şirket adına adresinde bulunmadığının dosya içeriğinde mevcut ''adres tespit tutanağı'' ile de sabit olması karşısında bu aşamadan sonra ilanen yapılan tebligatların usulüne uygun olduğu görüldüğünden, işin esasının irdelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerekirken; yazılı gerekçeyle verilen Mahkeme kararının buna ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
(X) KARŞI OY
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyorum.
Danıştay 4. Daire, E. 2016/16280, K. 2021/3067, 8 Haziran 2021 tarihli karar · Kaynak: Danıştay Karar Arama