KÜNYE
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2019/972 E., 2022/5680 K.·T.C. Danıştay Dördüncü Daire
- Karar tarihi
- 17 Ekim 2022
- Esas No
- 2019/972
- Karar No
- 2022/5680
- Temyiz eden (davalı)
- … Vergi Dairesi Başkanlığı (… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
- Vekili
- Av. …
- Karşı taraf (davacı)
- …
- İstemin konusu
- … Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
- Yargılama süreci
- —
Karar Metni
908 kelime·5 dk okuma·6 bölüm
Dava konusu istem: Davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen … tarih ve … sayılı ödeme emirlerinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ...
Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:... sayılı kararda; davacı hakkında şirket kanuni temsilcisi sıfatıyla ödeme emri düzenlenmişse de, 27/11/1997 tarihinde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayımlanan ilanla şirket müdürlüğüne 10 yıl süre ile …'ın seçildiği, 14/09/2009 tarihli ilanla şirket müdürlüğüne 5 yıl süre ile …'ın seçildiği, 22/12/2014 tarihli ilanla ise şirketin 12/12/2014 tarihinde tasfiye haline girmesine karar verildiği, şirket müdürü …'ın tasfiyeye girinceye kadar yaptığı işlemlerden dolayı ibra edildiği ve tasfiye memuru olarak …'ın seçildiği,
Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 25/01/2016 tarih 8996 sayı 400 sayfasında yayımlanan ilanla tasfiyenin sonuçlandırıldığı, davacının şirketin kuruluşundan tasfiyesinin sonuçlanmasına kadar geçen süreçte hiçbir zaman şirketi temsil ve ilzam yetkisinin bulunmadığı, şirketle bağının ise %25 hisse ile şirket ortağı olmasından kaynaklandığı, şirket kanuni temsilcisi olmayan davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI
Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI
Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ
Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE
Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar temyize konu mahkeme kararının, …, …, …, …, …, … sayılı ödeme emirlerine ve … sayılı ödeme emrinin 2. sırasında kayıtlı kalemine ilişkin kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmamıştır.
… sayılı ödeme emrine ve … sayılı ödeme emrinin 1. sırasında kayıtlı kalemine ilişkin ilişkin temyiz istemine gelince;
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35. maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği hükme bağlanmıştır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Kanuni Temsilcilerin Ödevi" başlıklı 10. maddesinde, "tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.
Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye'de bulunmayan mükelleflerin Türkiye'deki temsilcileri hakkında da uygulanır. Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler.
Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz." hükmünü içermektedir.
01/07/2012 tarihine kadar yürürlükte olan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 540. maddesine göre; aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecbur oldukları, şirket mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsili ortaklardan bir veya birkaçına bırakılabileceği, 541. maddesinde de; şirket mukavelesi veya umumi heyet karariyle şirketin idare ve temsili, ortak olmayan kimselere de bırakılabileceği hüküm altına alınmıştır.
Dosyanın incelenmesinden.
27/11/1997 tarihinde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayımlanan ilanla şirket müdürlüğüne 10 yıl süre ile …'ın seçildiği, 14/09/2009 tarihli ilanla şirket müdürlüğüne 5 yıl süre ile …'ın seçildiği, 22/12/2014 tarihli ilanla ise şirketin 12/12/2014 tarihinde tasfiye haline girmesine karar verildiği, şirket müdürü …'ın tasfiyeye girinceye kadar yaptığı işlemlerden dolayı ibra edildiği ve tasfiye memuru olarak …'ın seçildiği, 27/11/1997 tarihinde 10 yıl süreliğine seçilen …'ın görev süresi 27/11/2007 tarihinde sona erdikten sonra 14/09/2009 tarihine kadar müdür atamasının yapıldığının tespit edilemediği,
bu durumda, yukarıda anılan hükümler uyarınca, şirket müdürü seçilmeyen 27/11/2007 ila 14/09/2009 tarihleri arasında, ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecbur oldukları, bir başka deyişle, ortakların her birinin şirket müdürü olduğu anlaşılmaktadır.
Bu nedenle; kurucu ortak olan davacının 27/11/2007 ile 14/09/2009 tarihleri arasında diğer ortakla birlikte şirket müdürü olduğu ve dönemi bu tarih aralığına denk gelen şirket borçlarından kanuni temsilci olarak sorumlu tutulabileceği, … sayılı ödeme emri içeriği borçların ve … sayılı ödeme emrinin 1. sırasında kayıtlı kalemine ilişkin borçların 2009/1 ila 9. dönemine ilişkin borçlar olduğu ve davacının kanuni temsilci sayıldığı döneme isabet ettiği anlaşıldığından, aksi yöndeki Mahkeme kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Bahse konu ödeme emri içeriği borçlara ilişkin asıl amme borçlusu şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin usulüne uygun tebliğ edilip edilmediği, amme alacağının şirketten tahsil imkanının bulunup bulunmadığı vb. hususların değerlendirilmesi suretiyle karar verilmesi gerektiği tabidir.
Danıştay 4. Daire, E. 2019/972, K. 2022/5680, 17 Ekim 2022 tarihli karar · Kaynak: Danıştay Karar Arama