İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Danıştay Kararları
  3. /İdare Dava Daireleri Kurulu

DANIŞTAY · İDARE DAVA DAİRELERİ KURULU

İçtihat Metni

Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu E.2022/3411 K.2023/1690

Dava konusu istem: 16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 5. ve 6. maddelerinin iptali istenilmiştir.…

Esas2022/3411Karar2023/1690Tarih20 Eylül 2023Okuma28 dk · 5.509 kelime

KÜNYE

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 2022/3411 E., 2023/1690 K.·T.C. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu

Daire
İdare Dava Daireleri Kurulu
Karar tarihi
20 Eylül 2023
Esas No
2022/3411
Karar No
2023/1690
Temyiz edenler
I-(DAVACI): … Odaları Birliği
Vekili
Av. …
Iı-(davalı)
… Bakanlığı
Vekili
Huk. Müş. …
İstemin konusu
Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2020/4409, K:2022/3159 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir.
Yargılama süreci
—
Karar metni, Danıştay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.509 kelime·28 dk okuma·9 bölüm

Dava konusu istem: 16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 5. ve 6. maddelerinin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2020/4409, K:2022/3159 sayılı kararıyla;

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 3. maddesinin 13. fıkrası, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendi, "Kesin korunacak hassas alanların ayırt edici özellikleri" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrası,

"Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8. maddesinin 1 ve 3. fıkraları ile "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasına yer verilerek ve 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2863 sayılı Kanuna eklenen Ek-4. madde, 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen 13/A maddesi ve geçici 6. maddenin içerdiği hükümlerden bahsedilerek,

Dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesi incelendiğinde;

Bu madde ile 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8. maddesinin "Bu alanlar, örtü altı tarım uygulamaları hariç tarım, kültür balıkçılığı hariç balıkçılık faaliyetleri ve alanın doğal yapısı ile uyumlu çadırlı kamp alanı, bungalov ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır.

Alanın doğal özelliklerinin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır." şeklindeki 2. fıkrasının "Nitelikli doğal koruma alanları; entegre tesisler ve örtü altı tarım hariç tarım uygulamaları, tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, içme suyu amaçlı baraj ve göletler, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları ve alanın doğal yapısıyla uyumlu, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmadığı çadırlı kamp,

karavan ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır. Alanın ve doğal özelliklerin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır.” şeklinde değiştirildiği,

Söz konusu değişiklikle, nitelikli doğal koruma alanlarında, önceki düzenlemeye ek olarak, tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, içme suyu amaçlı baraj ve göletler, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları ve beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmaması şartıyla karavan kullanımına izin verildiği,

Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in 8. maddesinin 1. fıkrasında "nitelikli doğal koruma alanları" tanımının ve 3. fıkrasında ise bu alanların taşıması gereken kriterlerin düzenlendiği,

Maddede geçen "doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri" ifadesine ilişkin olarak;

1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu'nun "Tarifler" başlıklı 2. maddesinde "su ürünleri" tanımı, Su Ürünleri Yetiştiriciliği Yönetmeliği'nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde ise "su ürünleri", "su ürünleri yetiştiriciliği", "yetiştiricilik tesisi", "iç sular", "kuluçkahane", "üretme havuzları", "ağ havuz (ağ kafes)", "entansif yetiştiricilik", "yarı entansif yetiştiricilik" ve "ekstansif yetiştiricilik" tanımlarına yer verildiği,

Bir tür su ürünü yetiştiriciliği olan kültür balıkçılığının deniz içerisinde, göl, akarsu veya tatlı su kıyılarında tecrit edilmiş alanlar oluşturularak balık çeşitleri, kabukluları, su canlıları ve su bitkilerinin doğal ortamlarının dışında yetiştirilerek çeşitli ihtiyaçların karşılanması olduğu, söz konusu faaliyet nedeniyle kullanılan besi maddeleri, hayvan dışkıları vb. unsurlardan oluşan atıkların çevreye zarar verdiğinin bilinen bir olgu olduğu,

Bu durumda, önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşıyan, aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı mevcudiyetinden uzak alanlar olması gereken nitelikli doğal koruma alanlarının bu nitelikleri dikkate alındığında, söz konusu faaliyet türlerinden bazılarının doğrudan doğruya, bazılarının ise belli bir kapasite ve büyüklüğe ulaşması durumunda, bu bölgelerin doğal yapısının bozulmasına yol açacağı, dolayısıyla Yönetmeliğin 5. maddesinde yer alan ve "doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri" ifadelerinin 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na,

genel koruma ilkelerine ve Yönetmelik'in 8. maddesinin herhangi bir değişikliğe konu edilmeyen 1. fıkrasında yer alan "nitelikli doğal koruma alanı" tanımı ile 3. fıkrasında belirtilen, nitelikli doğal koruma alanlarının taşıması gereken kriterlere uygun olmadığı sonucuna varıldığı,

Ayrıca, kültür balıkçılığı faaliyetleri açısından, madde metninde her ne kadar doğal göller ve denizler, bu faaliyetlerin yapılabileceği alanların istisnası olarak belirlenmişse de; gerek akarsu, lagün vb... diğer iç suların istisna olarak düzenlenmemiş olması ve gerekse sırf kültür balıkçılığı amacıyla nitelikli doğal koruma alanlarında yapay gölet ya da karada tesis oluşturulmasının bu alanlarda yaratabileceği tahribat dikkate alındığında, nitelikli doğal koruma alanlarının korunmasında, balık yetiştiriciliğinden daha fazla kamu menfaati bulunduğu değerlendirildiğinden, doğal göl ve denizlerin istisna kapsamında düzenlenmiş olmasının bu alanlarda kültür balıkçılığı faaliyetlerine izin verilmesi açısından yeterli görülmediği,

Maddede geçen "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları", "hayvancılık", "balıkçı barınağı", "iskele" ve "doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar"

ifadelerine ilişkin olarak;

Tıbbi ve aromatik bitkilerin, ilaç, gıda, meşrubat, kozmetik sanayi, sabun ve parfüm üretimi, organik tarım, hayvancılık ve tekstil gibi birçok farklı sektörde kullanımının mümkün olduğu, "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları"nın ise bu bitkilerin ekolojik çeşitlilik potansiyelini araştırmaktan, üretim tesisi kurarak bu bitkileri yetiştirmek, üretmek, kullanıma sunmak, satışını yapmak ve dahi doğal kaynaklı her türlü farmasötik, kozmetik ve diğer endüstriyel ham madde ve ürünlerin geliştirilmesine kadar uzanan faaliyet alanlarını içeren, geniş bir kavram olduğu,

Dava konusu maddede geçen "hayvancılık" ifadesinin de yine, yöre halkının sadece kendi yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek büyüklükte bir hayvancılık faaliyetinden entegre hayvancılık tesisi (entegre büyükbaş besi hayvancılığı tesisi, entegre büyükbaş süt hayvancılığı tesisi, entegre küçükbaş hayvancılık tesisi, entegre kanatlı et üretim tesisi ve entegre yumurta üretim tesisi) kurmaya kadar uzanan geniş bir faaliyet alanını içerdiği,

Kıyı Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in işlem tarihinde yürürlükte bulunan şeklinde ve Balıkçı Barınakları Yönetmeliği'nin "Tanımlar" 3. maddesinde "balıkçı barınağı" tanımına yer verildiği,

Söz konusu tanımlar incelendiğinde, balıkçı barınaklarının geniş bir alanda kurulan ve büyük ölçüde yapılaşma gerektiren yerler olduğu sonucuna ulaşıldığı, dava konusu düzenlemede, nitelikli doğal koruma alanlarında yapılacak balıkçı barınaklarının hangi ölçü ve büyüklükte olacağı, hangi tip yapı ve yapılardan oluşacağı konusunda herhangi bir belirlemeye yer verilmediği,

3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun "Kıyının korunması, yapı yasağı, kıyı ve denizde yapılacak yapılar" başlıklı 6. maddesinin 4. ve 5. fıkraları ile Kıyı Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 13. maddesinin dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan şeklinde kıyıda yer alabilecek yapılara dair düzenlemelere yer verildiği,

Söz konusu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, dava konusu maddede geçen "iskele" ifadesinden, imar planlarında gösterilmeden yapılabilecek ahşap iskelelerin mi yoksa daha farklı materyal ve inşa tekniklerinin kullanıldığı, uygulama imar planına işlenmesi zorunlu türde iskelelerin mi kastedildiğinin anlaşılamadığı,

"Doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar" ifadesinin de yine uygulamanın niteliğine bağlı olarak, kaynak suyunun çıkarılmasından, şişelenmesi ve satışına kadar pek çok farklı türde tesisin kurulmasını kapsayan geniş bir kavram olduğu,

Dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesinde, yukarıda belirtilen faaliyetlere ve yapılara ilişkin herhangi bir belirleme/sınırlama yapılmadığı, başka bir deyişle madde metninde, bu faaliyetlerin/yapıların hangilerine, hangi ölçülerde izin verileceğine ilişkin açık bir düzenlemeye yer verilmediği,

Bu durumda, önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşıyan, aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı mevcudiyetinden uzak alanlar olması gereken nitelikli doğal koruma alanlarının söz konusu nitelikleri dikkate alındığında, söz konusu faaliyet türlerinden bazılarının doğrudan doğruya, bazılarının ise belli bir kapasite ve büyüklüğe ulaşması durumunda, bu bölgelerin doğal yapısının bozulmasına yol açacağı, dolayısıyla dava konusu madde metninin bu haliyle belirsizlik yarattığı ve "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları", "hayvancılık", "balıkçı barınağı",

"iskele" ve "doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar" ifadelerinin, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na, Yönetmelik'in 8. maddesinin herhangi bir değişikliğe konu edilmeyen 1. fıkrasında yer alan "nitelikli doğal koruma alanı" tanımına ve 3. fıkrasında belirtilen, nitelikli doğal koruma alanlarının taşıması gereken kriterler ile genel koruma ilkelerine uygun olmadığı sonucuna varıldığı,

Maddede geçen "zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ifadesine ilişkin olarak;

Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği

'nin "Mekansal kullanım tanımları ve esasları" başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının (k) alt bendinde "teknik alt yapı alanları" tanımına yer verildiği,

Dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesinde, izin verilebileceği belirtilen "teknik altyapı uygulamaları" ifadesinden kastın Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde belirtilen teknik altyapı tanımı kapsamındaki uygulamalar olup olmadığının belirtilmediği gibi bu faaliyetlere hangi ölçülerde izin verileceğine ilişkin açık bir düzenlemeye de yer verilmediği,

Öte yandan teknik altyapı uygulamalarından zorunlu olanların yapılabileceği kurala bağlanmış ise de, nitelikli doğal koruma alanlarının tanımı ve özellikleri dikkate alındığında "zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ifadesinin muğlak bir ifade olduğu, belirsizlik yarattığı ve açıklığa kavuşturulması gerektiği, düzenlemenin bu şekliyle hukuka uygun olmadığı sonucuna varıldığı,

Dava konusu Yönetmelik'in 6. maddesi incelendiğinde;

Bu madde ile 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 9. maddesinin "Kesin korunacak hassas alanlar veya nitelikli doğal koruma alanlarını etkileyen, bu koruma bölgeleri ile bütünlük gösteren, korumaya katkı sağlayacak, doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlardır." şeklindeki 1. fıkrasının "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları;

barındırdığı siluet, jeolojik ve ekolojik değerlerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla alanın potansiyeli ve kullanım özellikleri göz önünde bulundurularak, kesin korunacak hassas alan ve nitelikli doğal koruma alanlarında izin verilen faaliyetlere ek olarak doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, entegre tesis, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlardır.” şeklinde değiştirildiği ve aynı maddeye "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında bulunan madenlerin milli menfaatlere uygun olarak aranması,

hangi şartlarda ve ölçülerde işletileceği, kapatılması ve alanın rehabilitasyonu ilke kararları doğrultusunda alınacak olan Bölge Komisyonlarının kararları doğrultusunda yapılır." şeklindeki 3. fıkranın eklendiği,

Söz konusu değişiklikle, maddenin 1. fıkrasında, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında, önceki düzenlemeyle izin verilen düşük yoğunlukta faaliyetler, turizm ve yerleşimlere ek olarak entegre tesislerin kurulmasına da izin verildiği, maddeye eklenen 3. fıkrada ise bu alanlarda, milli menfaatlere uygun olmak ve Bölge Komisyonlarınca ilke kararları doğrultusunda karar alınmak şartlarıyla maden arama ve işletme faaliyetlerine izin verildiği,

Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in 9. maddesinin 2. fıkrasında sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının taşıması gereken özelliklerin düzenlendiği,

Yukarıda da açıklandığı üzere, entegre sanayi, entegre ziraat, tarımsal amaçlı entegre işletmeler vb... farklı amaçla kurulmuş ve hedeflenen nihai ürünlerin elde edilmesine kadar gerekli fiziksel ve/veya kimyasal bütün işlemlerin yapılacağı ara kademeleri kendi bünyesinde barındıran entegre tesis kavramının geniş bir faaliyet alanını kapsadığı, dava konusu Yönetmelik'in 6. maddesinde, yukarıda belirtilen faaliyetlere ilişkin herhangi bir belirleme/sınırlamanın yapılmadığı, başka bir deyişle madde metninde, bu faaliyet türlerlerinden hangilerine ve hangi ölçülerde izin verileceğine ilişkin açık bir düzenlemeye yer verilmediği,

Barındırdığı peyzaj, jeolojik ve ekolojik değerler ve doğal kaynaklar nedeniyle korunması gerekli doğal sit alanı özellikleri gösteren sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında entegre tesislere izin verilmesi bu bölgelerin doğal yapısının bozulmasına yol açacağından, dava konusu Yönetmelik'in 6. maddesinde geçen "entegre tesis" ifadesinin, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve koruma ilkelerine aykırı olduğu sonucuna varıldığı,

Dava konusu düzenlemeyle 9. maddeye eklenen 3. fıkrada, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında madencilik faaliyetlerine, milli menfaatlere uygun olmak ve madenin aranması, işletilmesi ve kapatılmasından, alanın rehabilitasyonuna kadarki tüm aşamalarda ilke kararlarına uygun olarak alınacak Bölge Komisyon kararları doğrultusunda faaliyet göstermek koşullarıyla izin verildiğinden ve bu koşullara uyulması halinde, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde tahrip olmasından bahsedilemeyeceğinden, söz konusu düzenlemede 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve koruma ilkelerine aykırılık görülmediği,

Bu itibarla, Yönetmelik'in 5. maddesinde yer alan "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ifadeleri ile 6. maddesinde yer alan "entegre tesis" ifadesinde hukuka uygunluk ve Yönetmelik'in iptali istenen diğer düzenlemeleri yönünden ise hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle,

Yönetmelik'in 5. maddesindeki "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ifadeleri ile 6. maddesinde yer alan "entegre tesis" ifadesinin iptaline, Yönetmelik'in iptali istenen diğer düzenlemeleri yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI

Davacı tarafından, Dairece dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesindeki "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ibarelerinin iptaline dayanak gösterilen gerekçelerin "içme suyu amaçlı baraj ve göletler" ibaresi bakımından da geçerli olduğu, anılan madde kapsamında çadırlı kamp, karavan ve günübirlik faaliyetler bakımından kullanılacak malzemeye ilişkin sınırlamaya gidilmişse de bu faaliyetlere hangi ölçüde izin verileceğine ilişkin bir belirleme yapılmadığı,

bu belirlemenin idarenin inisiyatifine bırakılmasının hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine aykırı olduğu, söz konusu uygulamaların nitelikli doğal koruma alanlarının doğal yapısında telafisi imkansız zararlara yol açabileceği, dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasındaki sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları tanımının değiştirildiği, tanım değişikliğinin sebep ve amaç unsurları bakımından hukuka uyarlık taşımadığı,

nitekim sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları yalnız sit alanı olmaları bakımından değil aynı zamanda kesin korunacak hassas alan ve nitelikli doğal koruma alanlarını etkilemesi ve bunlarla bütünlük oluşturması bakımından da son derece önemli alanlar olduğu, bu alanlarda önceki düzenlemeyle izin verilen düşük yoğunlukta faaliyetler, turizm ve yerleşimlere ek olarak entegre tesislerin kurulmasına da izin verildiği, maddeye eklenen 3. fıkrada ise bu alanlarda maden arama ve işletme faaliyetlerine izin verildiği,

madencilik faaliyetleri gibi son derece geniş alanları etkileyen ve uzun dönemli telafisi imkansız tahribatlara yol açabilen faaliyetlerin sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında yürütülebilmesine imkan tanıyan düzenlemede hukuka ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı, fıkrada madencilik faaliyetlerinden hangilerine hangi ölçülerde izin verileceğine ilişkin açık bir belirlemeye yer verilmediği, bu belirlemenin bölge komisyonlarınca yapılacağının ifade edildiği,

madenlerin hangi şart ve ölçülerde işletileceği, kapatılması ve rehabilitasyonu gibi esaslı unsurlara ilişkin belirleme yapma yetkisinin de bölge komisyonlarına bırakıldığı, yetki devri niteliğindeki bu düzenlemelerin hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik ilkelerine aykırı olduğu, Dairece sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında yapılacak faaliyetlerin hangilerine hangi ölçüde izin verileceğine dair sınırlama/belirleme yapılmadığı gerekçesiyle başka faaliyetler yönünden iptal kararı verilirken madencilik faaliyetleri bakımından davanın reddine karar verilmesinde hukuki isabet bulunmadığı,

Daire kararında kültür balıkçılığı faaliyetleri açısından yapılan değerlendirmede nitelikli doğal koruma alanlarının korunmasında balık yetiştiriciliğinden daha fazla kamu menfaati bulunduğunu belirtildiği, bu gerekçenin madencilik faaliyetleri yönünden evleviyetle geçerli olduğu, asıl Yönetmeliğin 5. maddesinde korunan alanlarda ekolojik dengeyi bozacak herhangi bir faaliyete izin verilmeyeceği ve korunan alanların doğallığını muhafaza etmek ve mevcut koruma değerlerinin devamlılığının sağlanmasının esas olduğu düzenlemelerine yer verildiği,

bununla birlikte sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında yürütülecek madencilik faaliyetlerine ilişkin olarak yukarıda belirtilen hususların doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, turizm tesisleri ve yerleşim alanları bakımından da geçerli olduğu, yine Daire kararında "entegre tesis" ibaresinin iptaline dayanak gösterilen gerekçelerin turizm tesisleri ve yerleşim alanları bakımından da geçerli olduğu, düşük yoğunlukta faaliyetler ibaresi bakımından da herhangi bir belirleme/sınırlama yapılmadığı,

bu faaliyet türlerlerinden hangilerine hangi ölçülerde izin verileceğine ilişkin açık bir düzenlemeye yer verilmediği ileri sürülmektedir.

Davalı idare tarafından, dava konusu Yönetmelik ile nitelikli doğal koruma alanlarında yapılabilecek faaliyetlerin genişletilmesinin söz konusu olmadığı, Yönetmelik'te yer alan “bungalov" ifadesinin yapılan değişiklikle kaldırıldığı, bu suretle Yönetmeliğin daha korumacı bir yaklaşımla düzenlendiği, doğal sit alanlarında yapılabilecek faaliyetlere ilişkin belirleme ve sınırlamaların ilke kararlarıyla belirleneceği ve anılan faaliyetlerin yapılabilirliğinin ilgili tabiat varlıklarını koruma bölge komisyonları tarafından değerlendirileceği, bu komisyonların konuya ilişkin yetkisinin Kanun ve Yönetmelikten kaynaklandığı,

nitelikli doğal koruma alanlarında kültür balıkçılığı faaliyetlerine yer verilmemesi gerektiğinin ifade edildiği, ancak söz konusu faaliyetlere doğal göl ve denizlerde izin verilmediği, sadece içme suyu amaçlı kullanılmayan baraj ve göletlerde izin verildiği, nitelikli doğal koruma alanlarının 1. derece doğal sit alanları ile benzer özellikler gösterdiği, bu nedenle Yönetmelik değişikliği ile nitelikli doğal koruma alanlarında 728 sayılı İlke Kararında da izin verilen kullanımların bir kısmına izin verildiği, entegre tesis yer almasına imkan tanınan sürdürülebilir koruma ve kontrollü koruma alanlarının mutlak koruma alanı olmadığı,

kesin korunacak hassas alan ve nitelikli doğal koruma alanlarının tampon bölgesi niteliğinde, turizm ve yerleşime izin verilen alanlar olduğu, bu alanların eski düzenlemeler kapsamındaki 2. ve 3. derece doğal sit alanları ile benzer özellikler gösterdiği, 728 sayılı İlke Kararında da 2. derece sit alanlarında entegre tesis ve 3. derece doğal sit alanlarında ise entegre tesis ve madencilik faaliyetlerine yer verildiği,

ayrıca dava konusu maddeleri de içerecek şekilde hazırlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 05/03/2022 tarih ve 31769 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI

Davalı idare tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş; davacı tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesindeki "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları" ibareleri ile 6. maddesindeki "entegre tesis" ibaresinin iptaline dair kısımları ve 6. maddesinin asıl Yönetmeliğin 9. maddesine 3. fıkra eklenmesine ilişkin kısmı yönünden davanın reddine ilişkin kısmının onanmasına, 5 ve 6. maddelerinin diğer kısımları yönünden davanın reddine ilişkin kısımlarının Kurulumuz kararında yer verilen gerekçelerle onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE

MADDİ OLAY

16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 5. maddesi ile asıl Yönetmelik'in "Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrası, "Nitelikli doğal koruma alanları;

entegre tesisler ve örtü altı tarım hariç tarım uygulamaları, tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, içme suyu amaçlı baraj ve göletler, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları ve alanın doğal yapısıyla uyumlu, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmadığı çadırlı kamp, karavan ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır.

Alanın ve doğal özelliklerin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır.” şeklinde, 6. maddesi ile asıl Yönetmelik'in "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrası, "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları; barındırdığı siluet, jeolojik ve ekolojik değerlerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla alanın potansiyeli ve kullanım özellikleri göz önünde bulundurularak,

kesin korunacak hassas alan ve nitelikli doğal koruma alanlarında izin verilen faaliyetlere ek olarak doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, entegre tesis, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlardır.” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında bulunan madenlerin milli menfaatlere uygun olarak aranması, hangi şartlarda ve ölçülerde işletileceği, kapatılması ve alanın rehabilitasyonu ilke kararları doğrultusunda alınacak olan Bölge Komisyonlarının kararları doğrultusunda yapılır." şeklindeki 3. fıkra eklenmiştir.

Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun ilk şeklinde, doğal sit kavramı tanımlanmamış ise de aynı Kanun uyarınca sit niteliğindeki alanların koruma ve kullanma koşullarını belirleme konusunda yetkili kılınan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 728 sayılı Doğal (Tabii) Sitler, Koruma ve Kullanma Koşulları İle İlgili İlke Kararı'nda doğal sit, "Jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup, ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır." şeklinde tanımlanmış, doğal sitlerin tespitine, koruma ve kullanma koşullarına ilişkin usul ve esaslar da aynı İlke Kararı ile belirlenmiştir.

17/08/2011 tarih ve 28028 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 648 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile doğal sitler konusunda köklü değişikliklere gidilmiş ve anılan KHK'nın 41. maddesi ile 2863 sayılı Kanun'un "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 3. maddesine eklenen 13. fıkra ile doğal sit, "Jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır." şeklinde tanımlanmıştır.

Yine 648 sayılı KHK'nın 51. maddesi ile 2863 sayılı Kanun'a eklenen Ek 4. madde ile doğal sitlerle ilgili olarak 2863 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yetki ve görevler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile bu Bakanlığın bünyesinde kurulan Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonuna devredilmiş; tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili iş, işlem ve kararlara ilişkin usul ve esaslar ile bu konularda görev yapacak komisyonların teşkili ve çalışma usul ve esaslarının Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle düzenleneceği hükme bağlanmış;

aynı KHK'nın 10. maddesi ile 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen 13/A maddesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bünyesinde Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

Halihazırda yürürlükte bulunan 1 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararname'sinin 109. maddesinde, mülga 644 sayılı KHK'nın 13/A maddesindeki düzenlemeye aynen yer verilmiştir.

Anılan hükümler uyarınca çıkarılan ve 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikle doğal sit alanlarının tespit ve tesciline ilişkin yeni kriterler belirlenmiş, bu alanlar kesin korunacak hassas alanlar, nitelikli doğal koruma alanları ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları olarak üç kategoriye ayrılmış ve bu alanlara ilişkin tanımlamalar ile bu alanların ayırt edici özellikleri düzenlenmiştir.

Yönetmeliğin "Korunan alanlara ilişkin genel ilkeler başlıklı" 5. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendinde, "Korunması gerekli tabiat varlıkları ve bunlara ait koruma alanları ile doğal sit alanlarında gerçekleştirilecek iş ve işlemler Merkez Komisyonu tarafından belirlenecek ilke kararları çerçevesinde Bölge Komisyonlarınca alınacak kararlar doğrultusunda yürütülür." hükmü kurala bağlanmıştır.

Aynı Yönetmeliğin "Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında, "Doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanlarıdır." düzenlemesine,

3. fıkrasında, "Bu alanlar aşağıdaki kriterlerden bir veya bir kaçını içerir. a) Doğal karakterini korumuş, büyük memeliler dahil besin zinciri içerisinde av-avcı ilişkisini muhafaza eden, yerli bitki ve hayvan topluluklarını bulunduran, özgün ekosistem yapısına sahiptir. b) Modern yaşam ve önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşır. c) Doğal alanların ekolojik bütünlüğünü sağlar. ç) Aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı ve mevcudiyetinden uzaktır. d) Yaban hayvanlarının barınma, beslenme ve üreme gibi hayati ihtiyaçlarını temin edebileceği uygun yaşama şartlarını sağlar. e) Biyolojik çeşitliliği,

ekolojik süreçleri, ekosistem hizmetlerini, ekolojik barınakları muhafaza eder ve iklim değişikliklerine tampon sağlar. f) Korunacak hedef tür veya türlerin yıl içerisinde dönemlerine bağlı yaptıkları göç ve yayılma alanlarını ve göç yollarını ihtiva eder. g) Peyzaj değeri yüksektir." düzenlemesine,

"Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 9. maddesinin 2. fıkrasında, "Bu alanlar aşağıdaki özelliklerden bir veya birkaçını bünyesinde bulundurur. a) Peyzajı ile uyumlu insan yerleşimlerini içinde bulundurur. b) Doğal kaynak yönetim sistemleri ve ilgili kültürel değerleri, ekosistemleri ve habitatları içerir veya korunmasına katkı sağlar. c) İnsanlar ve doğa arasında dengeli ilişkilerin geliştirilmesine ve muhafaza edilmesine katkıda bulunur. ç) Uygulanabilir durumlarda yerel halkın sosyal ve ekonomik kazançlarına katkı sağlar. d) Ulusal,

bölgesel ve yerel seviyelerde doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına ve kalkınmaya destek olur. e) Ekolojik, ekonomik ve sosyal boyutları dikkate alarak doğal kaynakların sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanımına elverişli alanlardır." düzenlemesine yer verilmiştir.

Öte yandan, 2863 sayılı Kanun'un 51. maddesinin 2. fıkrasında, "korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve restorasyonuyla ilgili işlerde uygulanacak ilkeleri belirlemek" görev ve yetkisinin Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kuruluna ait olduğu, aynı Kanun'un 57. maddesinin 1. fıkrasında ise, "Koruma bölge kurulları, Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarına ilişkin uygulamaya yönelik kararlar almak" görev ve yetkisinin koruma bölge kurullarına ait olduğu hükme bağlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

Temyize konu Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesine ilişkin kısmı yönünden yapılan inceleme:

Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 8. maddesinin 2. fıkrası değiştirilmiş olup fıkranın yeni halinde, ilk cümlede nitelikli doğal koruma alanlarında yapılabilecek faaliyetler sayılırken ikinci cümlede söz konusu alanların korunması için alınması gereken tedbirler düzenlenmiştir.

Temyize konu Daire kararında, bu fıkrada yer verilen "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları" ibareleri yönünden yapılan değerlendirme sonucunda anılan ibarelerde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, fıkranın diğer kısımları yönünden ise herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın bu kısımlarda hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.

Daire kararının fıkrada yer verilen "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları" ibarelerinin iptaline dair kısmı usul ve hukuka uygun olup, davalı idarenin temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Anılan fıkranın Dairece hakkında davanın reddine karar verilen kısmına gelince;

Fıkrada, nitelikli doğal koruma alanlarında yapılabileceği belirtilen entegre tesisler ve örtü altı tarım hariç tarım uygulamaları ve alanın doğal yapısıyla uyumlu, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmadığı çadırlı kamp, karavan ve günübirlik faaliyetlerin ise yukarıda yer verilen asıl Yönetmeliğin 8. maddesinin 1 ve 3. fıkraları (dava konusu Yönetmelik ile değiştirilmeyen) uyarınca önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşıyan,

aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı mevcudiyetinden uzak alanlar olması gereken nitelikli doğal koruma alanlarının bu niteliklerinin ortadan kalkmasına ve doğal yapısının bozulmasına neden olmayacağı sonucuna varılmıştır.

Nitekim asıl Yönetmeliğin 8. maddesinin 2. fıkrasının dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesi ile değiştirilmeden önceki halinde de, nitelikli doğal koruma alanlarında söz konusu faaliyetlerin (diğer faaliyetler ile benzer nitelikteki karavan haricinde) yapılabileceği öngörülmüştür.

Fıkrada, nitelikli doğal koruma alanlarında yapılabilecek faaliyetler arasında içme suyu amaçlı baraj ve göletler de sayılmıştır.

İçme suyu amaçlı baraj ve göletlerin insanların yaşamsal bir ihtiyacı olan içme suyunun temini için yapıldığı, yukarıda yer verilen 2863 sayılı Kanun Ek-4, 51 ve 57. maddeleri ile asıl Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendi uyarınca nitelikli doğal koruma alanlarında yapılacak her türlü faaliyet gibi bu baraj ve göletlerin de Merkez Komisyonunun ilke kararları çerçevesinde bölge komisyonlarınca alınacak kararlara göre yapılabileceği göz önünde bulundurulduğunda, nitelikli doğal koruma alanlarında içme suyu amaçlı baraj ve göletler yapılabilmesine imkan tanınmasının hukuka aykırı olduğundan bahsedilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.

Fıkranın ikinci cümlesinde ise, nitelikli doğal koruma alanlarının doğal yapısının korunması için alınması gereken tedbirler düzenlenmiş olup bu cümlede de hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Bu durumda, Daire kararının fıkranın "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları" ibareleri dışında kalan kısımları yönünden davanın reddine ilişkin kısmında belirtilen gerekçelerle sonucu itibarıyla isabetsizlik görülmemiştir.

Temyize konu Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesine ilişkin kısmı yönünden yapılan inceleme:

Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrası değiştirilmiş olup fıkranın yeni halinde, sürdürülebilir koruma ve kontrollü koruma alanlarında yapılabilecek faaliyetler de sayılmak suretiyle anılan alanların tanımına yer verilmiştir.

Temyize konu Daire kararında, bu fıkrada yer verilen "entegre tesis" ibaresi yönünden yapılan hukuki değerlendirme sonucunda anılan ibarede hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılarak iptaline karar verilmiş, fıkranın diğer kısımları yönünden ise herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın bu kısımlarda hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.

Daire kararının fıkrada yer verilen "entegre tesis" ibaresinin iptaline dair kısmı usul ve hukuka uygun olup, davalı idarenin temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Anılan fıkranın Dairece hakkında davanın reddine karar verilen kısmına gelince;

Fıkrada yapılan tanımda, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında yapılabilecek faaliyetlere izin verilirken bu alanların barındırdığı siluet, jeolojik ve ekolojik değerlerin korunması ve geliştirilmesi amacından sapılmaması ve alanın potansiyeli ile kullanım özelliklerinin göz önünde bulundurulması gerekliliğine işaret edildiği, tanımın yukarıda yer verilen asıl Yönetmeliğin 9. maddesinin 2. fıkrasında (dava konusu Yönetmelik ile değiştirilmeyen) özellikleri sayılan; barındırdığı siluet, jeolojik ve ekolojik değerler ile doğal kaynaklar nedeniyle korunması gerekli doğal sit alanı özellikleri gösteren sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının bu özellikleri ile uyumlu olduğu değerlendirilmiştir.

Her ne kadar davacı tarafından, fıkranın yeni halinde, bu alanların kesin korunacak hassas alanlar ile nitelikli doğal koruma alanlarını etkileyen ve bu alanlarla bütünlük gösteren alanlar olduğunun belirtilmemesinin belirsizliğe neden olacağı ve bu nedenle hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüşse de;

önceki düzenlemenin aksine sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları ile kesin korunacak hassas alanları ve nitelikli doğal koruma alanları arasındaki ilişkiye vurgu yapan ibarelere fıkranın yeni halinde yer verilmemesinin tek başına bu ilişkiyi ortadan kaldırmayacağı, söz konusu doğal sit statüleri arasında tanımları ve mahiyetlerinden doğan ilişkinin ortadan kalkmayacağı, yukarıda yer verilen 2863 sayılı Kanun Ek-4,

51 ve 57. maddeleri ile asıl Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendi uyarınca doğal sit alanlarının koruma ve kullanma ilkelerin belirleyecek olan Merkez Komisyonunca bu belirlemeler yapılırken ve anılan hükümler uyarınca bu alanlardaki uygulamalar konusunda karar alacak olan bölge komisyonlarınca karar alınırken bu ilişkinin gözetileceği açıktır.

Fıkrada, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında kesin korunacak hassas alanlar ve nitelikli doğal koruma alanlarında yapılabilecek faaliyetlerin yapılabileceğinin öngörülmesinin söz konusu alanların niteliklerinin ortadan kalkmasına ve doğal yapısının bozulmasına neden olmayacağı, zira daha sıkı koruma koşullarına bağlanmış kesin korunacak hassas alanlar ve nitelikli doğal koruma alanlarında yapılmasına izin verilen faaliyetlerin, bu alanlardan daha alt koruma statüsüne sahip sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında da yapılabilmesinin tabii olduğu,

bir faaliyetin daha sıkı koruma koşullarına bağlanmış bir doğal sit alanlarında tahribata yol açmayacağı kabul edilebiliyorsa bundan daha alt statüde bir doğal sit alanında tahribata yol açacağının düşünülemeyeceği; sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında yapılabileceği belirtilen doğal ve kültürel bakımdan düşük yoğunluklu faaliyetler ile turizm ve yerleşim faaliyetlerinin de söz konusu alanların niteliklerinin ortadan kalkmasına ve doğal yapısının bozulmasına neden olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Nitekim asıl Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile değiştirilmeden önceki halinde de, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında bu faaliyetlerin yapılabileceği öngörülmüştür.

Bu durumda, Daire kararının fıkranın "entegre tesis" ibaresi dışında kalan kısımları yönünden davanın reddine ilişkin kısmında belirtilen gerekçelerle sonucu itibarıyla isabetsizlik bulunmamaktadır. Temyize konu Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 9. maddesine eklenen 3. fıkra yönünden davanın reddine dair kısmı da usul ve hukuka uygun olup, davacının temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

KARAR SONUCU

Açıklanan nedenlerle;

1.Tarafların temyiz istemlerinin reddine,

2.Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 16/03/2022 tarih ve E:2020/4409, K:2022/3159 sayılı kararının dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesindeki "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları" ibareleri ile 6. maddesindeki "entegre tesis" ibaresinin iptaline dair kısımları ve 6. maddesinin asıl Yönetmeliğin 9. maddesine 3. fıkra eklenmesine ilişkin kısmı yönünden davanın reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, 5 ve 6. maddelerinin diğer kısımları yönünden davanın reddine ilişkin kısımlarının ise yukarıda belirtilen gerekçelerle ONANMASINA,

3.Kesin olarak, 20/09/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

X- Anayasa'nın "Duruşmaların Açık ve Kararların Gerekçeli Olması" başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı düzenlenmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, idari işlemlerin; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden yargısal denetime tabi tutulacağı kurala bağlanmış, 24. maddesinde ise kararda bulunacak hususlar sıralanmış ve maddenin 1. fıkrasının (e) bendinde kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün belirtileceği vurgulanmıştır.

Mahkeme kararları hüküm fıkrası ve hükmün dayandığı gerekçe ile bir bütün olduğuna ve gerekçesiz karar verilmesi mümkün olmadığına göre gerekçenin hem temyiz incelemesini yapacak merci açısından hem de kararı uygulayacak olan idare açısından yeterli açıklıkta olması gerektiğinde kuşku yoktur.

Yargılama hukukunda, yargı (hüküm) uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin yargılama sürecinin sonunda ulaştığı "sonuç"tur. Yargı yerinin bu sonuca ulaşırken bir gerekçeye dayanması, hem Anayasamızda hem de yargılama hukukumuzda yer alan ilkelerdendir. Gerekçe yargıcın çözümlemek durumunda olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken soyut hukuk kuralının saptanmasında, yorumlanmasında ve tüm ayrıntılarıyla ortaya konulup nitelendirilen maddi olaya uygulanmasında izlemiş olduğu yöntemi gösteren ve bu özelliği sebebiyle yargılamanın nesnelliği ile varılan yargının doğruluğu konusunda davanın taraflarına güven, üst yargı yerine de denetleme olanağı veren açıklamadır. Yukarıda sözü edilen ilke ile sağlanmak istenen amaç da budur.

Anlaşılabilir bir gerekçeye dayanmayan mahkeme kararlarının gerekçeli bir karar olarak kabulüne imkan bulunmadığı gibi ilgili mercilerin, kararın gerekçesinin ne olması gerektiği ya da gerekçe olarak belirtilen ifadelerin ne anlama geldiği konusunda bir yorum ya da belirlemede bulunmaları da beklenemez.

Temyize konu kararın incelenmesinden; dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinde yer verilen "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, içme suyu amaçlı baraj ve göletler, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları" ibareleri dışında kalan kısımları ile 6. maddesindeki "entegre tesis" ibaresi ve asıl Yönetmeliğin 9. maddesine 3. fıkra eklenmesine ilişkin kısmı dışında kalan kısımları hüküm fıkrasında belirtilerek anılan kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de;

söz konusu kısımlara yönelik herhangi bir hukuki değerlendirme yapılmadığı, gerekçeye yer verilmediği, bu durumun da yukarıda aktarılan Anayasa ve 2577 sayılı Kanun'da yer alan, kararların gerekçeli olması gerektiğine ilişkin kurallara aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının gerekçe içermeyen bu kısımlarının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla, kararın buna ilişkin kısmına katılmıyoruz.

KARŞI OY

XX- Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrası değiştirilmiş olup fıkranın yeni halinde, sürdürülebilir koruma ve kontrollü koruma alanlarında diğer bir kısım faaliyetle birlikte entegre tesis de yapılabileceği öngörülmüştür.

Yukarıda yer verilen asıl Yönetmeliğin 9. maddesinin 2. fıkrasında, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının taşıması gereken özellikler sayılmıştır. Bu düzenlemeye göre sürdürülebilir koruma ve kontrollü koruma alanları; barındırdığı peyzaj, kültürel değerler, ekosistem ve habitatlar ile doğal kaynaklar nedeniyle doğal sit olarak korunmaktadır.

Entegre tesislerin, sürdürülebilir koruma ve kontrollü koruma alanlarının nitelikleri ile uyumlu olduğu ve doğal yapısının bozulmasına neden olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu nedenle, temyize konu Daire kararının bu ibarenin iptaline dair kısmının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara bu kısım yönünden katılmıyorum.

Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, E. 2022/3411, K. 2023/1690, 20 Eylül 2023 tarihli karar · Kaynak: Danıştay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Temyiz Edenlerin İddiaları
  4. Karşı Tarafın Savunmaları
  5. Türk Milleti Adına
  6. İnceleme Ve Gerekçe
  7. Maddi Olay
  8. İlgili Mevzuat
  9. Hukuki Değerlendirme
  10. Karşı Oy
  11. Karşı Oy
  12. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Danıştay
Daire
İdare Dava Daireleri Kurulu
Esas No
2022/3411
Karar No
2023/1690
Tarih
20 Eylül 2023

İlgili Kararlar

  • Danıştay 9. Daire E.2022/3426 K.2023/3124
  • Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu E.2022/3427 K.2023/1779
  • Danıştay 12. Daire E.2022/3453 K.2023/4512
  • Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu E.2022/3455 K.2023/1777
  • Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu E.2022/3495 K.2023/1768
  • Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu E.2022/3527 K.2023/1776

Tüm Arşiv

Danıştay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.