KÜNYE
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 2023/2050 E., 2024/2708 K.·T.C. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu
- Daire
- İdare Dava Daireleri Kurulu
- Karar tarihi
- 7 Kasım 2024
- Esas No
- 2023/2050
- Karar No
- 2024/2708
- Temyiz eden (davalı)
- ... Kurulu
- Vekili
- Av. ...
- Karşı taraf (davacı)
- ...
- Vekili
- Av. ...
- İstemin konusu
- Danıştay Beşinci Dairesinin 20/10/2022 tarih ve E:2017/3370, K:2022/7410 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
- Yargılama süreci
- —
Karar Metni
3.383 kelime·17 dk okuma·5 bölüm
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kalınan parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve uğradığını iddia ettiği manevi zararlara karşılık olmak üzere 1.000.000,00 TL'nin faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 20/10/2022 tarih ve E:2017/3370, K:2022/7410 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş,
"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacı hakkında, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından dolayı yapılan adli soruşturma neticesinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:... sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan kararın kesinleştiğinin görüldüğü,
Adalet Bakanlığının Adli ve İdari Kapasitesinin Güçlendirilmesi Amacıyla Hakimlerin Yabancı Dil Eğitimi Projesi kapsamında davacının 2012-2013 yılları arasında yurt dışı dil eğitimine gönderilmesi yönünden, yabancı dil puanının yüksek olması nedeniyle gönderildiğini beyan eden davacının bu beyanının aksini ve örgütle bağlantısı ile örgütsel amaçlar gözetilerek söz konusu yurtdışı dil eğitimine gönderildiğini ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idarece de dosyaya sunulmadığı görüldüğünden, belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını tek başına ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı,
Davacıya yüksek teftiş notu verilmesi yönünden, davacıya örgütle iltisaklı/irtibatlı olması nedeniyle yüksek teftiş notu verildiğine dair iddianın, soyut nitelikteki bir iddiadan ibaret olduğu, somut bilgi ve belgelerle desteklenmediği görüldüğünden, belirtilen hususun, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı,
Sosyal medya paylaşımı yönünden, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan savunma dilekçeleri ekindeki sosyal medya paylaşımı incelendiğinde, davacının kendi kişisel fikirlerini eleştirel bir bakış açısıyla ifade ettiğinin görüldüğü, davacının sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda FETÖ/PDY terör örgütünü öven/destekleyen herhangi bir ifadeye rastlanmadığı gibi, davacının anılan örgüt ile iltisak ve irtibatının göstergesi olan başkaca bir ifade ve bilgi de yer almadığından, söz konusu paylaşımın, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı,
Davacıyla ilgili şikayet ve soruşturma bilgileri yönünden, Bursa Gemlik eski Belediye Başkanı F.M.G.'nin 17/05/2016 tarihli şikayet dilekçesi üzerine Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... tarih ve Dosya No:..., Karar No:... sayılı kararıyla, dilekçe ve eki evrak kapsamındaki iddiaların Kurul Müfettişi tarafından incelenmesi hususunda Kurul Başkanına teklifte bulunulmasına karar verildiği, bu karar üzerine davacı hakkında herhangi bir işlem yapıldığına dair bilgi ve belgenin davalı idarece dosyaya sunulmadığının anlaşıldığı,
Dairelerince yapılan 21/12/2021 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen ... tarihli cevapta "..Davacı hakkında ... esas (Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin ... sayılı dosyası) sayılı soruşturma dosyasında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarihli ve ... sayılı kararı ile meslekten çıkarma kararının bulunduğu ve kararın kesinleşmesi nedeniyle yeniden karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği, ayrıca Hâkimler ve Savcılar Kurulu ...
Dairesinin ... esas sayılı dosyasında, ... tarih ve ... karar sayılı kararı ile inceleme izni verilmesi teklifine dair karar verildiği,.." belirtildiğinden, davacı hakkındaki şikayet ve soruşturma bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı,
Diğer hususlar yönünden, davalı idare tarafından; "..Davacının babasının HSYK’ya hitaben verdiği dilekçede geçen, CHP Gemlik İlçe başkanının davacı ile ilgili olarak F tipi savcı dediği ve davacının da söz konusu kişi hakkında hakaret davası açtığı, örgütün yargı içerisinde etkin olduğu dönemde davacının bu davayı kazandığı şeklindeki beyanı, (söz konusu beyan dikkate alındığında,
örgütün yargı içerisinde etkin olduğu dönemde davanın davacı lehine sonuçlanmasını Dairenizin takdirlerine bırakıyoruz)," denilmek suretiyle bu hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğunun ileri sürüldüğü, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen, olasılığa ve çıkarıma dayalı olduğu anlaşılan söz konusu iddianın, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada, davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 21/12/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı,
Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği,
Davacının dava konusu işlem nedeniyle uğradığını iddia ettiği zarara yönelik manevi tazminat istemi yönünden ise; manevi tazminatın kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracı olduğu, manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışının manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kıldığı, manevi tazminatın olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçladığı, belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerektiği,
Uyuşmazlık konusu olayda davacının, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken, FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisak ve irtibatının bulunduğu ileri sürülerek meslekten çıkarılmasına dair işlemin hukuka aykırılığı saptanarak iptal edilmesi karşısında, dava konusu işlemin sebep unsuru ve davacının üzerinden alındığı kamu görevinin niteliği de göz önüne alındığında hakkında hukuka aykırı biçimde tesis edilen işlemden dolayı davacının duyduğu elem ve ızdırabın kısmen de olsa giderilmesini temin amacıyla takdiren 10.000,00 TL manevi tazminatın davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı,
Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle,
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI
Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının karşılanmadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, Dairece davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibat ve iltisaklı olduğu noktasında katı bir bakış açısıyla sonuca varıldığı, davacının hâkimlik ve savcılık mesleğinde kalmasının uygun olup olmaması yönünden yapılan değerlendirmede sübut derecesinin aranmasının usul ve yasaya aykırılık oluşturduğu,
Dairenin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatları nedeniyle meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcılar tarafından açılan davalarda verdiği bir kısım ret kararlarında yer alan değerlendirmeler ile işbu dosyadaki gibi verilen iptal kararlarının gerekçelerinde ciddi çelişkiler bulunduğu, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı teşkilatında etkin olduğu dönemde yurt dışı dil eğitimine gönderilmesi hususunun "başka delillerle desteklenmediği" gerekçesiyle ve salt davacının beyanları esas alınarak delil olarak değerlendirilmemesinde hukuka uyarlık bulunmadığı,
davacı hakkında 2012 yılı teftişinde 80 puan verilmesi hususunun, bir başka deyişle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Teftiş Kurulunda etkin olduğu dönemde emsallerine nazaran yüksek teftiş notu almasının, örgütsel saiklerle verildiğini ispatlayacak bir bilgi ve belge olmadığı şeklinde idari yargının resen araştırma ilkesine aykırı ve Dairece istenildiği halde, idarelerince ibraz edilmediği şeklinde anlaşılabilecek bir gerekçe ile dikkate alınmadığı, davacı hakkında not veren müfettişlerin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak/irtibatları nedeniyle meslekten çıkarılmalarına karar verildiği,
Kurul Teftiş Kurulunun neredeyse tamamının FETÖ iltisakı nedeniyle meslekten çıkarılan müfettişlerden oluştuğunu ve bu dönemde (PDGF) notları ve hal kağıtları üzerinde söz sahibi olduklarına ilişkin konuların anlatıldığı Genel Sekreterlik yazısının göz ardı edildiği, notun örgütsel saikle verildiğinin ispatlar nitelikte bilgi ve belge aranmasının da uyuşmazlıkla ilgili olarak yeterli inceleme yapılmadığını ve eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiğini gösterdiği,
davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kirli yüzünü aklamaya matuf, örgütün hukuksuz eylemlerini destekler mahiyetteki sosyal medya paylaşımlarıyla ilgili olarak Dairenin, FETÖ/PDY terör örgütünü öven/destekleyen herhangi bir ifadeye rastlanmadığı şeklindeki gerekçesinde hukuka uyarlık bulunmadığı, öte yandan davacının paylaşımlarına yorum yaptığı N.Ç. ve B.Y.'nin FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibat veya iltisaklı oldukları gerekçesiyle meslekten çıkarılmalarına karar verildiği ve haklarında yakalama emri tanzim edildiği,
bunun basit bir ifade açıklaması olarak değerlendirilemeyeceği, ihbar ve şikâyet dilekçeleri 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 97. maddesi kapsamında disiplin hukuku bağlamında ele alınarak değerlendirildiğinden salt şikayet dilekçesi üzerine idareleri tarafından verilen karar sonucuna göre hareket edilmesinin hatalı değerlendirmeye yol açacağı, somut bilgi ve gözleme dayalı iddiaların irtibat veya iltisak noktasında dosya kapsamında yer alan diğer deliller ile birlikte bir değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken,
sadece davacının beyanlarına itibar edilmek suretiyle dikkate alınmamasının hukuka aykırılık teşkil ettiği, oysa davacının iltisak ve irtibatını gösteren bu kadar delilin rastlantı, tevafuk, tesadüf veya yanlış anlaşılma ile açıklanmasının hayatın olağan akışına uygun olmayacağı, delil olarak değerlendirilmediğine dair herhangi bir gerekçeye yer verilmemesinin de kararda bulunan bir başka hukuka aykırılık sebebi olduğu, kararın eksik incelemeyle verildiği, parasal ve özlük hak, maddi, manevi tazminat ve faize ilişkin taleplerin yasal dayanaktan yoksun olduğu,
685 sayılı KHK, Anayasa'nın 159. maddesinin 10. fıkrası ve 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrası uyarınca tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 685 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 23/01/2017 tarihi öncesi için hiçbir şekilde parasal ve özlük hak, maddi ve manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI
Davacı tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ
Temyiz isteminin kısmen reddi, kısmen kabulü ile Daire kararının, temyize konu davacı lehine hükmedilen parasal haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin hükmü ve manevi tazminata ilişkin hükmü dışındaki kısımlarının onanması, yasal faizin başlangıcına ilişkin kısmının düzeltilerek onanması, manevi tazminata ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 15/02/2024 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevaba ilişkin bilgi ve belgelerin dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Beşinci Dairesi kararının, temyize konu davacı lehine hükmedilen parasal haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin kısmı ile hükmedilen manevi tazminata ilişkin kısmı dışındaki kısımları, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuştur.
Öte yandan, parasal hakların ödenmesinde, davacının meslekten çıkarıldığı tarihten, iptal kararı uyarınca mesleğe iade edildiği tarih arasında geçen dönemde varsa tespit edilecek çalışmaları karşılığında edindiği gelirin düşülmesi gerektiği tabiidir.
Daire kararının, davacı lehine hükmedilen parasal haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin kısmına gelince;
Faiz, en genel anlamıyla, konusu bir miktar paranının ödenmesinden ibaret olan borçlarda, alacaklının bu paradan yoksun kaldığı süre içinde oluşan zararına karşılık olarak ödenen ve alacağın türüne göre oranı değişen bir bedeldir.
Hukuka aykırı işlem veya eylem nedeniyle uğranılan zararların ya da yoksun kalınan maddi ve manevi hakların karşılanması zaman içinde gecikebildiğinden, ilgililerin bu gecikmeden doğan zararının giderilmesi için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun uyarınca faiz uygulanması gerekli bulunmaktadır.
Yerleşik yargısal içtihatlara göre, hukuka aykırılığı saptanan idari işleme dayalı olarak hükmedilecek maddi ve manevi tazminata yürütülecek faizin başlangıç tarihinin, genel olarak idarenin temerrüde düştüğü tarih de olan işlem tarihi olduğu kabul edilmekle birlikte, davacı tarafından dava dilekçesinde yasal faizin başlangıç tarihinin belirtilmemesi hâlinde, iptal davasının açıldığı tarihten itibaren faize hükmedilmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, davacının dava dilekçesinde yoksun kaldığı parasal haklarına yasal faiz yürütülmesini istediği, ancak bunun başlangıç tarihini göstermediği, bu durumda dava açma tarihi olan 12/12/2016 tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerekirken, Daire kararında meslekten çıkarıldığı tarihin yasal faizin başlangıcı olarak alındığı görülmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; temyiz incelemesi sonunda Danıştayın, kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onayacağı hükmüne yer verilmiştir.
Bu durumda, temyize konu Daire kararının "İnceleme ve Gerekçe" kısmının "6) Sonuç olarak" bölümünün üçüncü paragrafında yer alan "bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarıldığı tarihten" ifadesi ile hüküm fıkrasının ikinci sırasındaki "Dava konusu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten" ifadesinin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, "meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının, dava tarihinden" şeklinde düzeltilerek onanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Daire kararının, davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesine ilişkin kısmına gelince ise;
Manevi tazminat kişinin manevi değerlerinde meydana gelen eksilme ile duyulan acı, üzüntü ve sarsıntının bir miktar parayla kısmen de olsa hafifletilmesini sağlamak amacına yönelik olup, bir manevi tatmin aracıdır. Manevi tazminatın bu niteliği dikkate alındığında, belli bir zarar karşılığı olmayan yalnızca olay nedeniyle duyulan üzüntünün kısmen giderilmesi amacını taşımakta ise de, idarenin her hukuka aykırı işlemi nedeniyle duyulan üzüntü karşılığı manevi tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurmaz.
Bir idari işlemin mevzuata ve hukuka aykırılığı, kural olarak hizmet kusuru sayılmakta ise de; her aykırılığın tazminat sorumluluğunu gerektirmeyeceği de idare hukuku ilkelerindendir. Bir işlemin herhangi bir yönden mevzuata ve hukuka aykırı görülerek iptal edilmiş olması, hizmet kusurunun varlığını kabule yetmez. Hizmet kusurunun oluşabilmesi için saptanan yanlışlık ve aykırılığın, hizmetin iyi kurulmadığını, düzenli işlemediğini gösterecek derecede ağır ve belirgin olması gerekir.
Buna göre, idarenin her hukuka aykırı işleminin manevi tazminat ödenmesi sonucunu doğurmayacağı açık olup, davacının dosyadaki durumu ve dava konusu işlemlerin tedbir niteliğinde işlemler olması nedeniyle yukarıda yer verilen manevi tazminata ilişkin şartların oluşmadığı anlaşıldığından, davacının manevi tazminata ilişkin isteminin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, E. 2023/2050, K. 2024/2708, 7 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: Danıştay Karar Arama