KÜNYE
T.C. Ankara 3. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi Türk Milleti Adına Karar Vermeye Yetkili T.C. Ankara 3. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Karar tarihi
- 27 Nisan 2023
- Esas no
- 2021/296
- Karar no
- 2023/168
- Hakim
- ... ...
- Katip
- ... ...
- Davacı
- ... - (MERSİS-...
Karar Metni
3.260 kelime·16 dk okuma·8 bölüm
: Av. ... -... Av. ... - ...
DAVALILAR : 1- ... ... : Av. ... - ... ... : 2- ... - ...
DAVA
Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali, Markanın Hükümsüzlüğü)
DAVA TARİHİ : 12/10/2021
KARAR TARİHİ : 27/04/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 28/04/2023
DAVA
Davacı vekili 12/10/2021 harç tarihli dava dilekçesi ve duruşmadaki beyanlarında özetle; müvekkili şirketin , ...
Sayılı ve "..." ibareli tanınmış markalarının sahibi olduğunu, davalının, bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki “...” ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere davalı ...’e başvuruda bulunduğunu, ... kod numarasını alan başvurunun, ... ilanı üzerine müvekkili tarafından ... itirazda bulunulduğunu, ancak itiraz yerinde görülmeyerek reddedildiğini, müvekkil tarafından gerçekleştrilen SMK 6/2 hükmü kapsamındaki itirazların reddinin hukuka aykırı olduğunu,
... sayılı marka başvurusu ile müvekkile ait markalar arasında ayniyet yada ayırt edilemeyecek derecede benzerlik ve buna bağlı olarak karıştırılma ihtimali bulunduğu yönündeki tespitlerin yerinde olmadığını, müvekkili adına tescilli iddialara mesnet markaların en yeni olanın başvuru tarihinin 31.12.2019 olduğunu, davalı adına tescili talep edilen işaretin başvuru tarihinin ise 24.07.2020 olduğunu, başvuruya konu işaret ile iddialarına mesnet markalar arasında tarihsel öncelik sonralık ilişkisinin SMK 6/1 madde hükmüne göre tescile engel oluşturacak şekilde gerçekleştiğini,
taraf markalarının kapsamlarında da yer alan malların ve hizmetlerin bir kısmının birebir aynı bir kısmının ise ilişkili veya benzer olduğunu, SMK 6/1 hükmü bağlamında tescil engeli oluştuğunu, müvekkili adına tescilli ve iddialara mesnet markalar incelendiğinde markalar içeirisinde ... ibaresinin münhasır ya da esas unsur olarak ön plana çıktığını, uzun yıllara dayanan tescil ve kullanımları sayesinde ... ibaresinin yer aldığı markaların seri marka niteliği kazandığını, müvekkilinin 2020 ve 2021 yıllarında yapmış olduğu on adet marka başvurusunda ... ibaresinin esas ya da münhasır olarak yer aldığını,
müvekkilin yaptığı marka yatırımı ile bu yatırımın getirdiği haklı tanınmışlık üçüncü kişilerin müvekkilinin markalarına yaklaşma, markaların tanınmışlığından haksız şekilde yaralanma girişimlerini beraberinde getirdiğini, davalı adına tescili talep edilen işaretin müvekkili markalarının çatı niteliğinde olan müvekkiline ait bazı markaların münhasır geri kalan markalarının ise esas unsurunu oluşturan ... ibaresinin bütünüyle içerisinde barındırdığını, dava konusu markanın müvekkilin seri markası niteliğinde bir intiba oluşturduğunu,
taraf markaları arasında ortalama tüketicinin görsel,işitsel ve kavramsal algısı bakkımından ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali bulunduğunu, müvekkilinin itirazı üzerine reddedilen ve içerisinde ... ibaresi bulunan emsal teşkil eden marka başvuruları bulunduğunu, bu markalar incelendiğinde bazı işaretlerde ... ibaresinin yardımcı unsur olmasına rağmen müvekkiline ait markalarla benzer görüldüğünü,
bu başvurulara nazaran ... ibaresinin daha ön planda olduğu dava konusu başvurunun da itiraz üzerine reddedilmesi gerekirken ...’in geçmiş uygulamalarıyla bağdaşmayan itirazlarının reddine ilişkin kararın hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin itirazı üzerine reddedilen 22.03.2018 başvuru tarihli ... sayılı somut uyuzmazlıkta olduğu gibi 09, 41.sınıftaki bir kısım mal ve hizmetlerin bulunduğu ... ibareli başvurunun müvekkilinin itirazları neticesinde reddedildiğini,
SMK’daki ret gerekçeleri bakımından herhangi bir farklılık göstermeyen dava konusu başvuruya ilişkin itirazlarının reddedilmesi ve başvuru işlemlerinin devamına karar verilmesinin bütünüyle hukuka aykırı olduğu gibi ...’in yerleşik ve emsal nitelikteki kararlarıyla da bağdaşmadığını, SMK 6/3 hükmü kapsamındaki itirazlarının reddi kararının hukuka aykırı olduğunu, ... ibaresinin fiillen kesintisiz şekilde kullanıldığını, müvekkilinin... uzantılı alan adının tahsis tarihinin 11.10.2017 olduğunu, müvekkilinin alan adının sahibi ile yaptığı lisans sözleşmesine dayalı olarak kesintisiz ve aralıksız olarak kullandığını,
yine müvekkili ile franchise sözleşmesi yapmış olan eğitim kurumlarının internet alan adlarında geçen ... ibarelerinin müvekkilin rızası ve onayı ile tahsise konu edildiğini, fikri mülkiyet hakkı olan alan adları bakımından SMK m.6/3 hükmü bağlamında dava konusu başvurunun tescil koşullarının oluştuğunu, müvekkili tarafından faaliyetleri sürdürülen ...
Kolejlerinin 1962 yılında ...’de öğretim hizmetleri alanında faaliyet göstermeye başladığını, Türkiye’de ilk kurulan özel okullar arasında yer aldığını, 1967 yılında uzun yıllar faaliyetlerini sürdüreceği ... modern tesislerin inşa edildiğini ve eğitim alanındaki yenilikçi model ve plan uygulanmaya başladığını, çok kısa sürede sektöründe tanınmış marka olmayı başardığını, dava konusu başvurunun tescili halinde davalının müvekkilinin Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarar sağlayacağını,
müvekkilinin ... ibaresinin münhasır ya da esas unsur olarak içeren tanınmış markalarının itibarının zarar göreceğini ve ayırt edici karakterinin zedeleneceğini, SMK m.6/5 hükmü uyarınca reddilmesi gerekirken ...’in itirazların reddine ilişkin kararının hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin ... ibaresi üzerindeki hakkının marka tescilleriyle ve eskiye dayalı kullanımıyla sınırlı olmadığını markalardaki hususiyet arz eden kompozisyonlar nedeniyle başta telif hakkı olmak üzere başkaca fikri mülkiyet haklarından da kaynaklandığını, SMK 6 hükmü uyarınca itirazlarının reddine ilişkin verilen karararın hukuka aykırı olduğunu,
dava konusu başvurunun kötüniyetli bir başvuru olduğunu, müvekkili tarafından gerçekleştirilen TTK m. 54/2, m. 55/1-a-5 ve m. 56 hükmü kapsamındaki itirazlarının reddinin hukuka aykırı olduğunu, dava konusu başvurunun müvekkil adına tescilli ... markaları nedeniyle ve belirtilen TTK hükümleri çerçevesinde müvekkili aleyhine haksız rakabet oluşturduğunu, SMK m. 25/1 hükmüne göre SMK m. 6 hükmünde sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceğini, SMK m 6/1, 6/3, 6/5, 6/6,
6/9 hükümleri çerçevesindeki tescil engellerinin aynı zamanda dava konusu başvurunun tescile bağlanması halinde hükümsüzlük nedeni olduğunu belirterek, ...'nun ... sayılı kararın iptali ile dava konusu ... başvuru numaralı “...” ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; taraf markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal düzeyde ilişkilendirilme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırılmaya yol açabilecek derecede benzerlik bulunmadığını, davalı markasını okuyan veya gören ortalama dikkate sahip ve her iki işareti yan yana karşılaştırma imkanı olmayan kişinin zihnindeki intibaın davacıya ait markanın bıraktığı intiba ile aynı olmadığını, her iki marka örneğinin aynı firmanın markası/serisi gibi algılabilecek nitelikte olmadığı gibi markaların karışltırılma ihtimallerinin de bulunmadığını,
başvuru markasının itiraz markalarından farklı olarak “...” şeklinde bir bütün olarak algılanan ve isim tamlaması olarak oluşturulmuş bir marka örneğinden ibaret olduğunu, gerek ...’ın vermiş olduğu kararlarda gerekse de doktirindeki görüşlerde markaların bir bütün olarak ele alınması ve ona göre değerlendirme yapılması gerektiğinin belirtildiğini, markalar arasında benzerlik bulunmadığından davacının yanın dilekçesinde yer alan tanınmışlık ve sair iddilara da itibar edilemeyeceğini beyan ederek, davanın reddini istemiştir.
Davalı şirket usulüne uygun dava dilekçesi ve duruşma gününü bildirir tebligat yapıldığı halde davaya cevap vermemiş ve yargılamaya katılmamıştır.
GEREKÇE
Uyuşmazlıgın Tespiti ve Uygulanacak Hükümler,Delillerin Tartışılması ve Kabul
Davanın davalı başvurusu olan ... sayılı marka başvurusu ile ilgili olarak ... tarafından alınan ... sayılı kararın iptali ve hükümsüzlük isteminden ilişkindir. İptali istenen ... kararının davacıya 13/08/2021 tarihinde tebliğ edildiği, 12/10/2022 tarihinde açılan davanın, 5000 sayılı kanunun 15/c maddesinde belirlenen iki aylık hak düşürücü süre içerisinde olduğu anlaşılmış ve işin esasına geçilmiştir.
Mahkememize uzman bilirkişi heyetinden alınan 21/03/2023 havale tarihli raporda konu ayrıntılı irdelenmiş olup özetle; "...Dava konusu marka ile davacı markaları arasında benzerlik olmadığı, Dava konusu markada yer alan mal/hizmetlerin davacı markaları kapsamındaki koyu renk ile işaretlenen 41. sınıf emtialar ile aynı/aynı türde, altı çizili olarak gösterilen emtialar ile benzer emtialar olduğu, 6769 sayılı SMK’nın 6/1 hükmü açısından dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, Somut olayda SMK m. 6/3 koşullarının bulunmadığı, Somut olayda SMK m. 6/5 koşullarının bulunmadığı, Somut olayda SMK m. 6/6 koşullarının bulunmadığı..." ifade edilmiştir.
6769 sayılı SMK m.6/1 hükmü kısaca, bir marka başvurusunun daha önce yapılmış başvuru veya tescilli bir marka ile “karıştırılma ihtimali” bulunması ve önceki marka ya da başvuru sahibinin itiraz etmesi koşuluyla başvurunun reddini öngörmektedir.
Şu halde, iltibas ya da karıştırma riskinin varlığı için, tescil kapsamındaki mal/hizmetlerin ve aynı zamanda başvuru ve markanın (işaretlerin) karıştırma ihtimali bulunacak derecede aynı yada benzer olması gerekir; karıştırma ihtimalinin değerlendirilmesinde somut olayın tüm özellikleri dikkate alınarak bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmelidir. İlke olarak mal ve hizmet benzerliği ile değerlendirmeye başlanır.
Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır.
Buna göre dava konusu başvuru'nun ... sayılı “...” ibaresinden oluştuğu, kapsamında 09, 41 sınıflardaki "09.Sınıf Bilgisayar oyun programları. Kaydedilmiş bilgisayar işletim programları. Bilgisayarlar. Bilgisayar çevre birimleri. İndirilebilir bilgisayar oyun yazılımı. İndirilebilir bilgisayar yazılım programları. Kaydedilmiş bilgisayar programları [programlar]. İndirilebilir elektronik yayınlar. Video oyun kartuşları. İndirilebilir bilgisayar yazılım uygulamaları.
41.Sınıf Bilgisayar ağından çevrimiçi olarak sağlanan oyun hizmetleri. Eğlence hizmetleri. Şovmen hizmetleri. İndirilemeyen çevrimiçi elektronik yayınlar sağlama hizmeti. Elektronik kitap ve dergilerin on-line yayını sağlama hizmeti. Tanıtım metinleri dışında metinlerin yayınlanması. Elektronik masaüstü yayıncılık hizmetleri. Oyun ekipmanlarının kiralanması hizmetleri. Eğlence hizmetleri. Yarışmaların organizasyonu [eğitim veya eğlence]. Kulüp hizmetleri [eğlence veya eğitim].
Konferansların düzenlenmesi ve yürütülmesi hizmetleri. Kültürel veya eğitim amaçlı sergi organizasyonu hizmetleri. Kitap basımı hizmetleri." mal ve hizmetlerin bulunduğu, itiraza dayanak markanın ise ... sayılı "..." ibarelerinden meydana geldiği ve koruma kapsamında 16, 35, 41 sınıflardaki hizmetlerin yer aldığı, gözlenmektedir.
Buna göre, açıklanan kriterler çerçevesinde yapılan değerlendirmede, somut olayda dava konusu markada yer alan 41.sınıf hizmetlerin davacı markalarının 41. sınıf kapsamındaki hizmetleri ile aynı/aynı türde, dava konusu markada 09. sınıfta yer alan gösterilen emtiaların ise davacının ... sayılı markasının 35.sınıfta altı çizili olarak işaretlenen 05. alt grubundaki 09. sınıfa ait emtialar ile benzer emtialar olduğu, tespit edilmiştir.
İşaretlerin benzerliğine gelince, bu değerlendirmede, önceki markanın ayırt edicilik düzeyi, tescil kapsamındaki mal/hizmetler yönünden tanımlayıcılığı ve bu nedenle zayıflığı ya da kullanımla sonradan yüksek ayırt edicilik veya tanınmışlık kazanıp kazanmadığı önemli bir faktördür. İşaretler de parçalara ayrılmadan ve bütüncül olarak değerlendirmeli, ancak markayı oluşturan dominant yada ayırt edici unsurlar akılda tutulmalıdır. Görsel, sescil ve kavramsal benzerlik ya da farkların, markanın genel izleniminde bıraktığı etki esas alınmalıdır.
Somut olayda çekişmeli başvuru standart karekterle yazılmış “...” ibaresinden oluşurken; itiraza dayanak markanın standart karekterle yazılı "..." ibarelerinden oluştuğu görülmektedir.
Görsel Benzerlik Alanında Yapılan Değerlendirme:
Dava konusu marka beyaz zemin üzerine siyah renk ile yazılan ... ibarelerinden oluşturulmuştur. Burada “...” ibaresi bir isim tamlaması olarak kullanılmış ve doğası gereği tamlamadaki vurgu “...” kelimesinde toplanmıştır. Gerek bu yönüyle gerekse “soldan sağa okuma prensibi” gereğince “...” kelimesinin öncelikle seçildiği değerlendirilmektedir. Markada herhangi bir şekil unsuru da kullanılmamış olup, ... ibaresinin bir bütün olarak esas unsuru oluşturduğu sonucuna varılmıştır.
Davacı markaları ise ... ibarelerinden oluşturulmuştur. ..., ... Hızlı Dinamik Fonksiyonel, ... Koleji markalarında esas unsurun ... ibaresi ve ... ibaresi olduğu, diğer markalarda ise münhasır ya da esas unsurun ... ibaresi olduğu, dava konusu marka ile davacının ... ve ... ibareleri arasında benzerlik olmadığı sonucuna varılmıştır.
Dava konusu marka ile davacının ... ibareleri markaları arasında ... ibareleri ortak olarak yer alsa da bir bütün olarak bıraktıkları izlenim bakımında görsel olarak benzerlik bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
İşitsel Benzerlik Alanında Yapılan Değerlendirme:
Dava konusu marka ... Davacı markaları ise ... şeklinde telaffuz edilmektedir. Dava konusu marka ile davacının ..., ... markaları arasında benzerlik olmadığı görülmektedir. Dava konusu markanın davacının ... ibareli markalarından yeteri kadar uzaklaştığı, ibarelerin söyleniş tarzları, kulakta bıraktıkları tını, ses uyumları, vurguları bakımından taraf markaları arasında işitsel anlamda benzerlik olmadığı düşünülmektedir.
Anlamsal Benzerlik Alanında Yapılan Değerlendirme:
Kavramsal benzerlik, iki markanın ortalama tüketici nezdinde, bu kişilerin zihinlerinde bıraktıkları iz ve imaj bakımından söz konusu olabilmektedir. Bir markanın tüketicisinin zihninde bırakacağı iz anlam karşılığı ile olabilmektedir. Buna göre; başvuruda yer alan “Fatih” ibaresinin ‘’yengi kazanan, yenen (kimse)’’ ‘’İslam devletlerinde, bir ülkeyi ya da bir kenti savaşarak ele geçiren hükümdar ve komutanlara verilen san’’ şeklinde anlamlara sahip olduğu, “...” ibaresinin ‘’yükselmek eylemi’’ şeklinde bir anlama sahip olduğu, ‘’arı, duru, arınmış, temiz” anlamını taşıdığı görülmektedir.
Sonuç olarak dava konusu markada ... ibaresine getirilen ek ibarelerden kaynaklanan görsel, işitsel anlamsal ve genel izlenim bakımından farklılık bulunduğu görülmektedir.
Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken göz önünde bulundurulması gereken temel husus, ortalama tüketicinin markaları oluşturan iki işaret arasında herhangi bir şekilde ve herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta çağrıştırma dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olacaktır. Bununla birlikte tek başına markalar arasında çağrışımın olması mutlaka tüketicinin markaları karıştırması ihtimali olduğu anlamına gelmez.
Tüketicinin markalar arasındaki çağrışıma dayalı olarak markaları karıştırma ihtimalinin bulunması gereklidir. Bir başka ifade ile tüketici bir markanın diğerini çağrıştırdığını fark etmesine rağmen markaların farklı işletmelerden kaynaklandığının bilincindeyse, dolayısıyla markaları karıştırma tehlikesi yok ise çağrışıma dayalı iltibas da söz konusu olmayacaktır. Bu husus, ... kararında (...) açıklığa kavuşturulmuş ve sonraki kararlarda da dikkate alınmıştır.
Markaların sahiplerini karıştıran tüketici, ürün tercihlerini daha önceden gördüğü, kullandığı/bildiği marka ile ilişkilendirebilir. Ancak, bu tür bir durumun ortaya çıkmasında markaların benzerlik derecelerinin yanı sıra, karıştırmaya konu ibareyi taşıyan davacı markasının bilinirliği, karıştırmaya konu ibarenin ayırım gücü, bu ibarenin sektöründe bir anlamı olma durumu ve ibarenin jenerik hale gelip gelmediği gibi bir çok unsurun dava özelinde araştırılması gerekir.
Varılan kanaat çerçevesinde düşük düzeyli benzerlik arz eden hangi tip malların benzerlik derecesinin etkilendiği saptanır. Burada önemli olan diğer konular ise; davaya konu markaların emtialarının davalının aynı ibareyi taşıyan önceki tarihli markalarının kapsamında olması durumu ile aynı/benzer ibareleri içeren taraf markalarının pazarda yan yana bulunma durumudur.
Dava konusu markada ... ibaresine vurgu yapılmadığı ... şeklinde bir bütün olarak, hatırda kaldığı her ne kadar tüketiciler, her durumda markaları yan yana görme ve karşılaştırma fırsatına sahip olmasalar ve zihinlerinde kalan halleriyle markaları hatırlasalar da somut olayda tüketicilerin ortak unsur nedeniyle zihinlerinde kalan algının, iltibas ihtimaline yol açacak nitelikte olmayacağı, dava konusu markanın bütünü itibariyle bıraktığı etkinin davaya mesnet markalardan farklı olduğu,
dava konusu markanın ek sözcük unsurları yönünden bütünsel yaklaşımla yeterince farklılaşmasının tüketici açısından markalar arasındaki ... ibaresinden kaynaklanan benzer kelimenin varlığını etkisiz kılacağı, markaların hitap ettiği tüketici kitlesinin genişliğine rağmen iki işaret arasında karıştırılmaya neden olacak bir iltibas ihtimalinin mevcut olmayacağı kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak dava konusu markadaki ... ibaresinin diğer unsurlara nazaran daha baskın bir konumda olduğundan bahsedilemeyeceği, markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken her bir unsura göre değil, bir bütün olarak her iki markanın bıraktığı genel, global izlenim, markanın bütünü itibariyle bıraktığı etki dikkate alınacaktır.
Gerek öğreti gerekse ... ve ... uygulamaları, markaların ayırt edicilik vasfı taşıyıp taşımadığına büyük önem atfetmektedir. Bu önem, markalardaki tanımlayıcı ve jenerik unsurların değerlendirme dışı bırakılacak olmasından ileri gelmektedir. Diğer bir deyişle “Markadaki ayırt edici olmayan unsurlar, karıştırılma ihtimali bakımından dikkate alınmazlar”. Yani, inceleme esnasında örtüşmeyen birleşenlerin benzerlikleri/farklılıkları ve ayırt edici özellikleri ele alınacaktır. Düşük seviyede ayırt ediciliği olan unsurların aynı olması kendiliğinden karıştırılma ihtimaline yol açmayacaktır.
Dava konusu markada ... ibaresine herhangi bir vurgu yapılmaması, bir ifadenin diğer ifadeye oranla baskın unsur konumunda olmadığı, sözcük unsurları bakımından görsel ve işitsel anlamsal olarak farklılıkların olması işaretlerin bütünsel olarak da benzerlik içermedikleri dolayısı ile tüketicilerin başvuru markasını davacının yeni bir versiyonu, yeni bir çeşidi, hizmeti olarak algılamayacğı, iktisaden birbirine bağlı işletmelerden geldiğini düşünmeyeceği açıklanan sebepler ile markaların karıştırılma ihtimalini içermediği kanaatine varılmıştır.
6769 Sayılı SMK’nın 6/3 Maddesi Yönünden Yapılan Değerlendirme:
‘’Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine marka başvurusu reddedilir’’ şeklindedir. Bu hüküm bir markayı/işareti tescilsiz olarak kullanan kişilerin kullanım yoluyla elde ettiği hakkını korumaya yöneliktir. Burada sözü edilen kullanım ise markanın/işaretin, hukuka uygun olarak ticarette aktif olarak kullanılmasıdır. 6769 sayılı SMK’nın 6/3 hükmü çerçevesinde yapılan bir itirazın kabulü için aranılan diğer bir şart, itirazda dayanılan işaret ile itiraz edilen marka başvurusu arasında bir ayniyet veya benzerliğin bulunmasıdır.
Davacının 6/3 maddesindeki öncelikli ‘tescilsiz bir marka/işaret kullanımına’ dayalı marka hükümsüzlüğü talebinin dinlenebilmesi için, aynı veya benzer işaretin davacının marka tescil talebi tarihinden önceki bir tarihte ve yine aynı ya da benzer mal veya hizmetler üzerinde tescilsiz marka/işaret olarak kullanıldığının kanıtlanması gereklidir. SMK m. 6/3 hükmü “tescilsiz bir markanın/işaretin ticarette kullanılmasından doğan bir öncelik hakkı”nı korumaktadır.
Davacının m. 6/3 kapsamındaki iddiası “... uzantılı alan adının 11.10.2017 tarihinde davacıya tahsis edilmesi, alan adının, kesintisiz ve aralıksız olarak kullanılması ve davacı ile franchise sözleşmesi yapmış olan eğitim kurumlarının internet alan adlarında geçen “...” ibarelerinin davacı rızası ve onayı ile tahsise konu edilmiş olmasıdır”.
Bir başka ifade ile davacı ticaret sırasında kullanılan tescilli bir işarete dayalı olarak m. 6/3 kapsamında hak iddiasında bulunmuş olduğundan somut olayda SMK m. 6/3 koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
6769 Sayılı SMK’nın 6/6 Maddesi Yönünden Yapılan Değerlendirme; “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.” hükmünü içermektedir. SMK 6/6 maddesindeki koşulların varlığı halinde, aynı veya benzer sınıflarda markasal bir kullanım olup olmadığına bakılmaksızın, fikri veya sınai hak sahiplerinin kendilerinden izinsiz olarak başkaları tarafından yapılan marka başvurusuna itiraz etme ya da dava açma hakları mevcuttur.
Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı, alan adı girer. ...içtihatlarında da açıkça dile getirildiği üzere. KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir.
Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir.
Bu maddeden de anlaşılabileceği üzere başkasına ait ticaret unvanı, fotoğrafı, telif hakkı, alan adı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkı sahiplerinin, bu hak konularının bir başkası tarafından izinsiz olarak tescili taleplerine itirazda bulunarak tescili engellemeleri veya tescil gerçekleşmiş ise hükümsüzlüğünü talep etmeleri mümkündür.
Eldeki uyuşmazlıkta davacının SMK m. 6/6 kapsamındaki talebini somutlaştırmadığı görülmüştür. Zira dava dilekçesinde “Müvekkilin “...” ibaresi üzerindeki hakkı; marka tescilleriyle ve eskiye dayalı kullanımla sınırlı olmayıp, markalardaki hususiyet arz eden kompozisyonlar nedeniyle başta telif hakkı olmak üzere, başkaca fikrî mülkiyet haklarından da kaynaklanmaktadır.
Açıklanan gerekçelerle dava konusu başvurunun, itirazlarımız üzerine SMK m.6/6 hükmü uyarınca reddedilmesi gerekirken, ...’in, itirazlarımızın reddine ilişkin kararı hukuka aykırıdır.” beyanı yer almaktadır. Bununla birlikte davacının SMK m. 6/3 kapsamında alan adı bakımından iddialarına yer verdiği hatırlanarak burada da alan adına ilişkin değerlendirmelerimize yer verilmiştir. Zira alan adları, adın tahsisi ile edinilmiş mülkiyet hakları arasında yer almaktadır.
Burada önem teşkil eden husus ise alan adının kendisini oluşturan ibare ve itiraza konu marka arasındaki benzerlik ilişkisi ve ayrıca yine alan adı içeriği ve itiraza konu marka kapsamındaki mal/hizmet sınıfları arasındaki ilişkinin tespiti noktasında toplanmaktadır. Davacının alan adının ayırt edici unsurunun “...” olduğu ve bu işaretin davalı markası ile benzemediği değerlendirildiğinden somut olayda SMK m. 6/6 koşullarının da bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Tanınmışlık Hususunda Yapılan Değerlendirme:
Tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu reddedilir denilmektedir. Bu anlamda tanınmışlık için; yukarıda sayılan koşullara ek olarak ulusal tescil şartı, niteliksel tanınmışlık ve markanın ününden haksız yararlanma olguları da aranır.
Bir markanın tanınmışlıktan yararlanması için yukarıda sayılan şartların gerçekleşmiş olması gerektiği, somut olay açısından ise davalının başvurusunun, davacı markaları açısından tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği kanaatine varılamadığından, dosya içeriği itibari ile 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde yer alan koşulların oluşmadığı gibi taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi anlamında karıştırılma tehlikesi olmadığı ve dolayısıyla tanınmışlığın bu duruma bir etkisinin olmayacağı kanaatine varılmıştır.
Kötü Niyet Hususunda Yapılan Değerlendirme:
Somut olayda, davalı şirket tarafından yapılan marka başvurusunun kötü niyetli olduğuna ilişkin somut veriler dosya kapsamında bulunmamakla ve markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, davacı veya iyiniyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacına ilişkin herhangi bir olgu ve olay söz konusu olmadığından, davalı şirketin kötü niyetli olmadığı kanaatine varılmıştır.
Hükümsüzlük talebi açısından; taraf markalarının benzer olmaması ve 6769 sayılı SMK’nın 6/1-3-5-6-9 bendi anlamında iltibas tehlikesinin mevcut olmaması nedeniyle hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Taraflarca sunulan belgeler ile tüm deliller incelenmiş, alınan ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmiş olup yukarıda açıklanan gerekçelerle, davanın reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Katip ... · e-imzalıdır. Hakim ... · e-imzalıdır.
Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2021/296, K. 2023/168, 27 Nisan 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama