KÜNYE
T.C. Ankara 5. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Karar tarihi
- 8 Mart 2024
- T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No
- 2023/289 Esas - 2024/121
- Esas no
- 2023/289 Esas
- Karar no
- 2024/121
- Hakim
- ...
- Katip
- ...
- Davacı
- ....
- Vekili
- Av. ....
- Davalı
- 1- ...
- Vekili
- Av. .....
- Davalı
- 2- ...
- Dava
- Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü
- Dava tarihi
- 15/06/2023
- Gerekçeli kararın yazıldığı tarih
- 11/03/2024
Karar Metni
3.344 kelime·17 dk okuma·5 bölüm
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili 15/06/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle.
Davalı adına ... başvuru numaralı markaya yönelik itirazlarına karşı dayanak yaptıkları markalara, davalının kullanım ispatı talebinde bulunmadığını, buna rağmen itirazların reddedildiğini, verilen kararın hatalı olduğunu, taraf markalarının aynı tür gıda ürünlerini kapsadıklarını, davalı markasında müvekkilinin “...” markalarının doğrudan yer aldığını, bu haliyle dava konusu markanın müvekkili markalarından biri gibi algılanacak ya da aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantılı işletmelere ait olduğu zannını oluşturacak olduğunu, müvekkilinin “...” markasını uzun yıllardır kullandığını, çok sayıda marka tescilinin bulunduğunu,
gıda ürünlerinin ilgili tüketicilerinin ortalama tüketiciler olduklarını, dava konusu markada “...” kelimesinin bağımsız ayırt edici niteliğinin sürdüğünü, davalıya ait ... başvuru numaralı “... ... ...” ibareli marka açısından daha evvel yaptıkları itirazların kabul edildiğini, tüketicinin, dava konusu markayı da müvekkili markaları ile ilişkilendireceğini, müvekkili markasının tanınmış olduğunu, çeyrek asırdır ilgili piyasada var olduğunu, davalı başvurusunun kötü niyetle yapılmış bir başvuru olduğunu iddia ederek ... sayılı ... kararının iptalini ve dava konusu ... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğünü talep ettiği görülmektedir.
CEVAP
Davalı ... vekili 03/07/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davacı markaları incelendiğinde, “...” ibaresinin yanı sıra başkaca kelime, ... ve
renk unsurlarını esas unsur olarak ihtiva ettiklerini, davalı markasında yer alan
bütünsel kullanımın davacı markalarında yer almadığını, öte yandan ... ibaresinin davacı
tarafından yaratılmış bir ibare olmadığını, markaların farklı bir genel görünüm içerisinde
tüketiciye sunulmuş olduğunu, markalarda yer alan bütün unsurlar birlikte değerlendirildiğinde,
markalarla yaratılan algı ve imajın farklı olduğunu, ayırt ediciliğin sağlanmış olduğunu, iki marka arasındaki belirgin farklar karşısında, tüketicilerin, iki farklı
marka karşısında olduklarının farkına varabileceklerini, markaların farklı üreticilere ait markalar
olduklarını anlayabileceklerini ve bu nedenle üreticileri arasında idari veya ekonomik bir bağ
kurmayacaklarını, mevcut farklar karşısında, markaların birbirinin serisi olarak algılanmayacağını,
aralarında benzerlik bulunmayan davalı markasının, davacıya ait markalara zarar vermeyeceğini ve sulandırmayacağını, bu kapsamda somut olayda 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun
6’ncı maddesinin uygulanma koşullarının gerçekleşmediğini, verilmiş olan ...
kararının hukuka uygun olduğunu beyanla; davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... ŞİRKETİ, dava dilekçesinin kendisine tebliğ edilmesine rağmen yasal süre içinde cevap dilekçesi ibraz etmediğinden, 6100 sayılı HMK m.128 hükmü uyarınca dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmıştır.
UYUŞMAZLIK
Dava, 5000 sayılı .... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı "...+... ... ..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davalı şirketin kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, özel ve teknik hususlara ilişkin olarak bilirkişi raporu aldırılmış,
06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
İşlem dosyasının tetkikinde; Davalı şirketin ... sayılı "...+... ... ..." ibareli markanın tescili amacıyla 16.11.2021 tarihinde gerçekleştirdiği marka başvurusunun yapılan ilk incelemeler sonrasında 27.12.2021 tarih ve 387 sayılı Bülten’de ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın "..." ibareli markaları mesnet göstererek itirazda bulunduğu, yapılan itirazın ...'nca reddine karar verildiği, davacı şirketin yeniden itiraz dilekçesi ibraz ettiği, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ..... 'nun ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 17.04.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu 29.08.2023 tarihinde tescil edilmiştir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır.
Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur.
Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.
Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir.
Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır.
Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır.
Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır.
Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır.
Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; taraf markaları 29 ve 30. sınıflarda yer alan gıda ürünleri bakımından aynı, aynı tür ya da benzer şekildeki emtiaları içerir sınıflandırmalara sahip olup bu bağlamda ayrıntılı bir inceleme yapılmasına ihtiyaç olmaksızın markaların benzer tüketici gruplarına hitap eden, benzer ihtiyaçlara yönelik, birbiri ile doğrudan rekabet ilişkisi bulunan, satış yöntem ve pazarlama biçimleri benzeşen, birbirleri yerine tercih edilebilir malları kapsadıkları değerlendirilmiştir.
Dava konusu "...+... ... ..." ibareli markanın ... ve birden fazla sözcük unsurundan oluşan bileşke bir marka olduğu, markanın genel anlamda kırmızı ve lacivert renklerde tasarlandığı, üst bölümünde aşçı şapkası görseli ile birlikte stilize bir yazımı haiz “...” ibaresinin bulunduğu, bu ibarenin davalı yanın ticaret ünvanının kılavuz unsuru olduğu gibi yine yapılan araştırmalarda da davalı taraf için bir lider/çatı marka konumunda olduğu, bu markanın en eskisi 1988 yılı olmak üzere onlarca defa davalı adına tescile konu edildiği, bu kombinasyonun hemen altında elips bir form içerisinde “...” kelimesinin yazıldığı,
bu kelimenin Türkçe bir anlama sahip olmamakla birlikte aynen “...” markası gibi davalı adına 1988 yılından beri çok defa tescil başvurusuna konu edilmiş bir kelime olduğu, hatta davalı yanın eski tarihli markalarında dahi iş bu dava konusu markadaki logonun birebir aynı şekilde kullanıldığı, dolayısıyla “... ...” ibaresinin bütün olarak davalı için bir üst marka olduğunun kabulü gerekeceği, markanın en alt kısmında, elips logonun dış bölümünde konumlandırılan kelimenin ise “...” sözcüğü olduğu, bu kelimenin dilimize yabancı dillerden yerleşmiş bir “takdir, tebrik” sözcüğü olduğu,
bu anlamıyla uyuşmazlık konusu emtialar yönünden ayırt edici olarak kabulünün gerekeceği, kelimenin bütün içerisindeki kullanımda tamamen geri planda kalır nitelikte kullanılmadığı, aksine “... ...” markası ve kullanılan görselin davalı adına uzun yıllardır çok sayıda tescile konu edildiğinin kabulünde, iş bu başvuru ile aslen koruma altına alınmak istenilen unsurun “...” kelimesi olarak değerlendirilebileceği tespit edilmiştir.
Davacı yanın itiraza/hükümsüzlüğe gerekçe markaları ise; tek başına veyahut bağımsız ayırt edici nitelikte “...” kelimesini de ihtiva edecek şekilde farklı ... ve kombinasyonlarda oluşturulmuş ve fakat her biri “...” ibaresini münhasır esas unsur ya da esas unsurlardan biri olarak taşıyan markalardan meydana gelmektedir. Anılan markalar yönünden davacı yanın, “...” kelimesini sabit şekilde içerecek şekilde “....” gibi ek sözcüklerle oluşturulmuş seri markaların sahibi olduğu değerlendirilebilir.
Taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; dava konusu marka kapsamında yer alan emtialar ile davacıya ait markaların kapsamlarında yer alan emtiaların aynı, aynı tür veya benzer oldukları, davacı markalarının esas unsurunu "..." sözcüğünün oluşturduğu, davacının "..." ibaresi etrafında seri marka ailesi oluşturduğu, dava konusu marka başvurusunda yer alan "... ..." sözcüğünün davalı şirketin çatı markası olduğu, bu nedenle markasal ayırt edicilik incelemesinde arka planda kaldığı, davalı şirket markasının esas unsurunu da "..." sözcüğünün oluşturduğu,
buna göre, daha önce davacıya ait markaları gören, işiten, bu markalı emtialardan yararlanan makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici kesiminin, daha sonra davaya konu marka başvurusunu, davaya konu emtialar üzerinde gördüğünde veya işittiğinde, bu emtialardan faydalanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, markaların farklı ticari kökenlere ait olduğunu algılaması halinde dahi marka sahipleri arasında idari veya ekonomik bir bağlantı bulunduğu yönünde yanılsama yaşayacağı, söz gelimi;
dava konusu marka başvurusunun, davacının vermiş olduğu lisans ile ticari hayatta kullanıldığını düşünerek tüketim tercihinde bulunabileceği, bu durumun ise dolaylı karıştırılma ihtimalini oluşturduğu, bu nedenle dava konusu marka ile davacıya ait markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunduğu kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;
A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,
B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,
C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.
Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır.
Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle,
yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez.
Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.
Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir.
Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır.
Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.
Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.
Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı yanın işlem ve dava dosyasına, tanınmışlık temelli iddialarını somutlaştırmaya elverişli deliller sunmadığı, bu bağlamda SMK m.6/5 kapsamında davacı markalarının tanınırlığı hususunda bir kanaate varılması mümkün olmadığından SMK m.6/5 hükmü koşulunun somut olayda oluştuğu söylenememektedir.
SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Kötü niyetli marka başvurusu. Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir.
Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez.
Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (....)
.... "...." (.... kararında; marka tescil başvuru sahibinin adil rekabete girme amacı taşımaksızın, dürüst ticari uygulamalarla aykırılık oluşturacak şekilde başkalarının menfaatlerini baltalama ya da belirli bir başkasını hedef almaksızın markanın köken göstermeye ilişkin temel fonksiyonundan ziyade başka amaçlar için marka tescilinin sağladığı tekelci yetkileri elde etme amacı taşımasının ilgili ve tutarlı göstergelerden bariz bir şekilde anlaşılması halinde, markanın kötü niyet gerekçesi ile hükümsüz kılınabileceğini belirtmiştir.
Mahkeme, marka tescil başvurusu yapan kimsenin niyetinin sübjektif bir olgu olduğunu, ancak buna rağmen, bu olgunun yetkili idari makamlar veya yargı mercilerince nesnel bir şekilde belirlenmesi gerektiğini kabul etmektedir. Dolayısıyla, herhangi bir kötü niyet iddiası, somut olaydaki tüm ilgili nesnel olguların dikkate alınması suretiyle genel bir değerlendirme yapılmasını gerektirir.
.... 'nun 16.07.2008 tarih .... sayılı kararında; başvuru sahibinin, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi hali, kötü niyetin varlığı bakımından önemli bir kriter olarak görülmektedir.
Karara konu olayda HGK; “…Davalının giysi üretiminde bulunan ve tekstil alanında faaliyet gösteren bir kişi olduğu, bu itibarlı müdebbir bir tacir gibi davranmasının gerektiği, kullanacağı işaretin her hangi bir kişiye ait olup, olmadığını araştırmasının gerektiği, ihtilaf konusu ibarenin her hangi bir anlamı olmayan harfler ve rakamlardan oluşması nedeniyle, davacı seçiminin tesadüften ibaret olamayacağı ve bu nedenle iyi niyetli sayılamayacağı, davalının fantezi bir ibare olan ... ibaresini tescil ettirmesinin, faaliyet alanı nedeniyle varlığından haberdar olduğu davacı markasından faydalanma kastını gösterdiği,
davacının bu işaret üzerinde öncelikli kullanım hakkına sahip olduğu, bu nedenle davalının kötü niyetli tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmesinin gerektiği…” şeklinde değerlendirmede bulunarak, tescile konu markanın orijinal ve anlamsız bir kelime olup olmaması, başvuru yapan kimsenin ticari hayatta etkinliğinin bulunup bulunmaması, marka olarak seçilen işaret dolayısıyla faydalanma kastı bulunup bulunmadığı gibi hususları da kötü niyetli marka başvuruları bakımından değerlendirme kriteri olarak kabul etmiştir.
Belirtilen açıklamalar ışığında somut olayda yapılan değerlendirmede; davalı şirketin 16/07/2020 tarihinde ... sayılı " ..." ibareli 29 ve 30.sınıfta yer alan emtialar bakımından marka tescil başvurusunda bulunduğu, söz konusu marka başvurunun ilan edilmesi üzerine davacının "..." ibareli markalarını mesnet göstererek yayıma itiraz ettiği, ...'nın 01/10/2021 tarihinde SMK m.6/1 hükmü uyarınca yapılan itirazı kabul ederek ... sayılı marka başvurusunun reddine karar verdiği, davalı şirketin ... kararına itiraz etmediği, 16/11/2021 tarihinde eldeki davaya konu marka başvurusunda bulunduğu,
eldeki başvuru markası ile reddedilen ... sayılı marka arasındaki tek farkın "..." ibaresinin markaların genel görünümündeki büyüklüklerine ilişkin olduğu, ... sayılı marka başvurusunda "..." ibaresi markanın genel görünümü içinde oldukça büyük punto ile ön planda yer alırken, iş bu davaya konu marka başvurusunda "..." ibaresinin markanın genel görünümü içindeki konumu küçültülmüştür.
Davalı şirketin ... sayılı marka başvurusunun reddedilmesi üzerine, ... sayılı başvuru markasında bulunan "..." ibaresinin, markanın genel görünümü içindeki konumunu küçülterek eldeki davaya konu marka başvurusunu oluşturduğu ve bu suretle "..." ibareli markalar ile iltibas tehlikesi nedeniyle ret kararından kaçınmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.
Davalı şirketin yukarıda özetlenen eylemi tek başına davalı şirketin iş bu davaya konu marka başvurusu bakımından kötü niyetli olduğu şeklinde yorumlanamaz.
Zira; davalı şirket, ... sayılı başvuru markasının ... kararının ret kararı sonrası .... nezdinde itirazda bulunmamış, ... sayılı başvurusu markasında "..." sözcüğünün oldukça büyük punto ile yazılmış olmasının ret sebebi teşkil ettiğini düşünerek iş bu başvuru markasında "..." sözcüğünün markanın genel görünümü içindeki konumunu küçültmüş, "...", "..." ve "..." sözcükleri ile birlikte başvuru markasının, "..." ibareli markalar ile iltibas tehlikesi oluşturmadığını düşünerek hareket etmiştir.
Davalı şirketin dışa yansıyan bu eylemleri, ticari hayatın olağan akışında mümkün marka stratejilerinden olup, tek başına ticari dürüstlük kurallarına aykırı bir eylem olarak düşünülemez. Dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait markalar arasında SMK m.6/1 hükmü uyarınca iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzerlik bulunması olgusu da, yukarıda yer verilen yargı içtihadı dikkate alındığında davalı şirketin kötü niyetli olduğu sonucuna yol açmaz. Belirtilen nedenlerle.
4721 sayılı TMK m.3 hükmü uyarınca asıl olanın iyi niyet olduğu, kötü niyetin ispatlanması gereken bir vakıa olduğu, somut olayda davalı şirketin kötü niyetli olduğuna ilişkin yeterli delil bulunmadığı anlaşılmakla, davalı şirketin kötü niyetli olduğu iddiası yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; somut olayda SMK m.6/1 hükmü koşulunun oluştuğu anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Katip .... · E imzalıdır Hakim .... · E imzalıdır
Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2023/289, K. 2024/121, 8 Mart 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama