KÜNYE
- Mercii
- Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/714
- Karar No
- 2026/106
- Karar tarihi
- 11 Şubat 2026
Karar Metni
1.505 kelime·8 dk okuma·10 bölüm
T.C. ... 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/714 Esas - 2026/106 T.C. ... 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
Türk Milleti Adına Yargılama Yapmaya ve Karar Vermeye Yetkili ... 6.Asliye Ticaret Mahkemesi kararıdır.
ESAS NO
2025/714 Esas
KARAR NO : 2026/106
DAVA
Tazminat (Munzam Zarardan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 18/09/2025
KARAR TARİHİ : 11/02/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 19/02/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
İDDİA. Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı borçlu tarafından, süresinde ödenmediği için ... .... ... ... .... ....
Esas sayılı dosyası ile hüküm altına alınan alacak ve tazminatları ödemekten kaçınarak mahkeme kararını istinaf ve temyiz etmek suretiyle davacının asıl alacak ve ferileri ile yargılama gideri ve avukatlık ücretinden ibaret alacaklarını süresinde tahsil edememesinden kaynaklı uğradığı munzam zararlarının tazmini ile fazlaya dair, talep artırım, ıslah ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla,
arz ve izaha çalıştığımız sebepler ve sayın mahkemenizce toplanacak deliller üzerinden resen gözeteceği lehe sebeplere istinaden talepleri ve davanın kabulü ile: davacının 447.830,31 TL asıl alacağını temerrüt tarihi olan 21.02.2020 tarihinde ödemeyerek munzam zararına yol açan davalının, anılan alacaktan kaynaklı müvekkili uğrattığı munzam zarar tazminatının tespiti ile daha sonra artırılmak üzere şimdilik 9.500,00 TL munzam zarar tazminatının dava tarihinden itibaren avans faizleri ile birlikte davalıdan alınarak müvekkile ödenmesine karar verilmesini,
davacı alacağının tahsili için başlatılan icra takibi ve ikame olunan davalardan dolayı davalının ödemesi gereken icra ve dava kanuni vekalet ücretleri ile yargılama giderlerinden ibaret alacağını yasal tarihinde ödemeyerek müvekkilin munzam zararına yol açan davalının, anılan alacaktan kaynaklı davacının uğrattığı munzam zararının tespiti ile daha sonra artırılmak üzere şimdilik 250,00 TL munzam zarar tazminatının dava tarihinden itibaren avans faizleri ile birlikte davalıdan alınarak müvekkile ödenmesine karar verilmesini,
davacının haklı icra takibine haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiği için aleyhine hükmedilen inkar tazminatını mahkeme kararı gereğince ödemeyerek müvekkilin munzam zararına yol açan davalının, anılan alacaktan kaynaklı müvekkili uğrattığı munzam zararının tespiti ile daha sonra artırılmak üzere şimdilik 250,00 TL munzam zarar tazminatının dava tarihinden itibaren avans faizleri ile birlikte davalıdan alınarak müvekkile ödenmesine karar verilmesine, yargılama harç ve giderleri ile avukat vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yerleşik Yargıtay içtihatları kapsamında; munzam zarar iddiasının davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği sabit olup, davacı tarafından ileri sürülen ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlar dayanak gösterilerek ileri sürülen zarar iddiaları hükme esas alınamayacağını, davalının yasa çerçevesinde kanun yollarına müracaat hakkını kullanmış olduğunu, kararın kesinleşmesi akabinde derhal icra dosya borcunu faizi ve ferileri ile birlikte ödendiğini,
dolayısıyla yasal haklarını kullanan davalının kötü niyetli adledilmesi hukuka ve hakkaniyete aykırı olup, kabulü mümkün olmadığını, bildirmiş, usule yönelik itirazlarımız doğrultusunda öncelikle davanın usul yönünden reddine, haksız ve mesnetsiz davanın esas yönünden davanın reddine, tüm yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE
Dava, munzam zarardan kaynaklanan tazminat talebine yöneliktir.
... .... .... Genel İcra Dairesine yazılan yazı cevapları, arabuluculuk son tutanağı ile davayla ilgili tüm deliller toplanmıştır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın ... 6. Genel İcra Müdürlüğünün 2023/119148 Esas sayılı dosyasına yapılan itiraz sonucu ile ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/478 esas sayılı dosyasında karar verilmesi üzerine ödenen bedelin geç ödenmesi nedeni ile Munzam Zarar Talebi noktalarında toplandığı anlaşıldı.
Dosyanın tümü üzerinde yapılan inceleme sonucunda; davacının, ... 6. Genel İcra Müdürlüğünün 2023/119148 Esas sayılı dosyasına yapılan itiraz sonucu ile ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/478 esas sayılı dosyasında karar verilmesi üzerine ödenen bedelin geç ödenmesi nedeni ile Munzam Zarar Talebi isteğiyle iş bu davayı açtığı, uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122.maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içerdiği,
Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farkı gösterdiği,
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir.
Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır.
Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borç olduğu,
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki.
TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatı olduğu,
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlü olduğu anlaşılmakla birlikte davacı tarafından zararın açık ve somut bir biçimde ispatının da gerektiği ayrıca ortadadır.
Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez.
Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir.
Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir.
Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarar olup davacı tarafından bu zararı açık ve somut bir şekilde ispatlayamadığı da dikkate alınmakla ve bu konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/11-938 E. 2022/401 K.sa yılı ilamın da bulunduğu görülmekle ve yukarıdaki gerekçelerle davacının davasının reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM; Gerekçesi yukarıda yazılı olduğu üzere;
1-Davacının davasının REDDİNE,
2-Alınması gereken 732,00 TL maktu harçtan, 615,40 TL peşin harcın düşümü ile eksik kalan 116,60 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacının karşıladığı yargılama harç ve giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen 10.000,00 TL üzerinden takdir edilen 10.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Karar kesinleştiğinde taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının re'sen yatırana iadesine,
Dair, kararın tebliğ talebini müteakiben yapılacak tebligattan itibaren iki hafta içinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı açıkça okunup, usulen anlatıldı. 11/02/2026
Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/714, K. 2026/106, 11 Şubat 2026 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama