KÜNYE
T.C. Ankara Batı
- Mercii
- Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 27 Eylül 2021
- T.C. Ankara Batı ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No
- 2021/742 Esas - 2021/695
- Esas no
- 2021/742 Esas
- Karar no
- 2021/695
- Hakim
- —
- Katip
- —
- Davacı
- —
- Davalılar
- 1-
Karar Metni
826 kelime·4 dk okuma·7 bölüm
2- 3- 4-
DAVA
Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:09/03/2021
KARAR TARİHİ:27/09/2021
K.YAZIM TARİHİ:30/09/2021
Yukarıda tarafları yazılı davanın mahkememizce yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirkete yapmış olduğu kontplak satışlarından kaynaklı bu şirketten alacaklı olduğunu, satışların bir kısmını tahsil edebildiğini, kalan kısmın 79.130,50 TL olduğunu, müvekkilinin oluşan alacağı yapılan muvazaalı işlemlerden çok önce olduğunu, bundan bağımsız olarak da muvazalı haciz işlemleri gerçekleştirildiğini, muvazaalı işlemlerin bu şirketten alacağını tahsil etmesinin önüne geçtiğini beyan ederek, Kahramankazan İcra Müdürlüğünün ... esas ve ... esas nolu icra takiplerinin muvazaalı işlemler olduğunun tespitine ve bu işlemlerin yapılmamış olduğunun kabulüne veya muvazaalı olarak yapılmış olan işlemlerin hükümsüzleştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
GEREKÇE
Dava, TBK'nın 19. Maddesine istinaden açılan genel muvazaa nedeniyle yapılan tasarrufların iptali talebine ilişkindir.
Kahramankazan Asliye Hukuk Mahkemesinin ... E. - ... K. sayılı ilamı ile görevsizlik kararı verilerek gönderilen dava dosyası mahkememizin yukarıdaki esasına kaydedilmiştir.
Eldeki dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01/07/2012 tarihinden sonra, 08/10/2013 tarihinde açılmıştır. Burada öncelikli olarak Asliye Ticaret Mahkemesinin davaya bakmakla görevli olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir.
Diğer taraftan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir.Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır.Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunundan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanununun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtayca re'sen incelenir.
Bu durumda, davanın Asliye Ticaret Mahkemesince görülüp karara bağlanabilmesi için uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması ve bu bağlamda tarafların her ikisinin birden tacir olması zorunludur.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 19. maddesi ve İcra İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddelerinin kıyasen uygulanması istemiyle açılan tasarrufun iptali davalarında, alacağın tamamının ya da bir kısmının tahsiline olanak bırakmamak amacıyla borçlu tarafından yapılan tek taraflı hukuksal işlemlerle, borçlunun amacını bilen veya bilmesi gereken kimselerle yapılan bütün hukuksal işlemlerin hükümsüzlüğünü sağlamak ve bu yol ile alacağı tahsilinin amaçlandığını, iddianın sabit olması halinde davacı, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını alma yetkisini elde eder, tasarruf konusu taşınmaz mal ise davalı,
üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). İptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nisbi nitelikte Kanundan doğan bir dava olup tasarrufa konu malların aynı ile ilgili olmadığı gibi tarafların tacir olmasının da görev hususunun belirlenmesine de doğrudan bir etkisi yoktur.
Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, tasarrufun iptali davaları mutlak ticari dava niteliğinde olmayıp şahsi nitelikte ve borçlunun tasarruflarına yönelik bulunduğundan asliye hukuk mahkemelerinin görevine girmektedir.
Eldeki dava da TBK 19 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış olduğundan görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Nitekim bu husus HGK 2014/17-2389 E- 2016/129 karar sayılı kararında da benimsenmiştir.
Buna göre işbu davanın Asliye Hukuk Mahkemelerince görülmesi gerektiği, mahkememizin görevli olmadığı sonuç ve kanaatiyle göreve ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğundan 6100 sayılı HMK'nun 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine, görevli mahkemenin Kahramankazan Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna, mahkememiz ile Kahramankazan Asliye Hukuk Mahkemesi arasında olumsuz görev uuşmazlığı meydana geldiğinden kararın istinaf edilmeksizin kesinleşmesine müteakip dosyanın merci tayini için Bölge Adliye Mahkemesi ilgili dairesine gönderilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Katip Hakim · e-imza e-imza
Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2021/742, K. 2021/695, 27 Eylül 2021 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama