KÜNYE
T.C. Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 4 Ekim 2019
- Esas no
- 2018/834
- Karar no
- 2019/615
- Dava
- Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi
- Dava tarihi
- 03/08/2018
Karar Metni
1.958 kelime·10 dk okuma·5 bölüm
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
A.TALEP
1.Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; ... tarihinde kişisel kullanım amacıyla cep telefonunun ayıplı çıktığı, davacının ayıplı telefonu kişisel kullanım amaçlı aldığı TKH kanun kapsamında girmesi gerektiği, Yargıtay kararlarına bakılacak olursa benzer durumların olduğu, THH tarafından verilen karara itiraz ettikleri, ... tarihinde ... Şti. ... Marka ... ... ... Telefonun ...
TL bedel ile şahsi kullanım amacıyla davalı şirket tarafından aldığı, garanti süresi içerisinde açılma problemi, ses gelip gitme problemi, koşunurken sesin birden kesilmesi gibi sorunlar olduğu, ... tarihinde teknik servise götürüldüğü, aynı gün tamir edilerek telefonda arıza görülmediği, adaptörün ve sim kartının kontrol edilmesi gerektiği bilgisine uşalıdığı, arızanın ortadan kalkmadığı, ... tarihinde telefon açılma problemi ve ses alıp iletme problemi telefonun tekrar servise götürüldüğü, ... tarihinde servisin arıza görülmediği ve sim kartının kontrol edilmesi gerektiği bilgisi verildiği,
arızaların bir türlü giderilemediği belirterek telefonun şirketçe geri alınarak bedelinin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile faiziyle birlikte tarafına iadesini talep ve dava etmiştir.
B. TARAF TEŞKİLİ
2.Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesi) uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.
Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hakim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir (H.
Pekcanıtez, O. Atalay, M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, 2011, s. 273)(bkz. İNCEOĞLU,Sibel., İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul 2008, 3. Baskı, s. 260-261)
3.Bu açıklamalar ışığında, mahkememizce dosyada taraf teşkili sağlanmıştır.
C.CEVAP
4.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yan başvurusun TKHK kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini iddia etse de söz konusu iddiaların hukuka aykırı olduğu, TKHK'nin 2. Maddesinde kanun her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsayacağı, belirtilmiş 3. Maddesinin 1. Fıkrasının (k) bendinde ise tüketici "Ticari veya meslei olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi" şeklinde tanımlandığını, davacı yan medeni Kanun'un (MK) 47 vd. Maddeleri ile Türk Ticaret Kanunun ilgili maddeleri uyarınca limited şirket niteliğindeki tüzel kişi olduğu,
söz konusu düzenlemelerde tüzel kişi kavramı, ticari şirketler kavramını aşan, dernekler, vakflar v.b.
Bir çok hükmü şahsiyetleri de içinde barındırdığı, kanun koyucunun TKHK'da yer verdiği tüzel kişiler lafzı ile dernek, vakıf gibi tüzel kişileri tüketici kavramının kapsamına alma amacıyla hareket ettiği, bu nedenle dava dilekçesinde yer alan ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden tüzel kişilerin tükeici olabilceği ve davacı yanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği iddiası kabul görmemesi gerektiği davacının tüketici olabileceği kabul edilse dahi, yapılan işlem ve durumun gerektiğinden objektif olarak tüketici olabileceği ve davacı yanın da bu kapsamda değerlendirilmesi grektiği iddiası kabul görmemesi gerektiği,
davacının tüketici olabileceği kabul edilse dahi, yapılan işlem ve durumun gereğinden objektif olarak tükeici işlemi sayılamayacağı, cevp telefonunun günümüzde ticir hayatın vazgeçimez bir parçası olduğu, tacirlerin ticari hayatında mutlaka kullanması gerektiği bir elektronki ürün olduğu, telefon hizmeti veren operatörlerin dahi tacirlere yönelik kurumsal hizmetler verdiği davacı yanın ... telefonu satın alma işleminin tüketici işlemi olarak değerlendirilemeyeceği, somut uyuşmazlıkta TKHK uygulanamayacğı, davacının telefonuna bir çok kez servis hizmeti verildiği,
mikrofon, anakart değişimi, yazılım güncellemesi yapılarak ayıpsız ve çalışır şekilde teslim edildiği, tüketicinin ücretsiz onarım hakkını kullanmış olduğu bu haktan dönülmesinin mümkün olmadığı servis formlarında imzası bulunan ...'nun davacı şirkete tek başına pay sahibi ve şirket yetkilisi Ticaret Sicil gazetesi örneklerinden anlaşıldığını, ...'nun da tacir olduğundan söz konusu alışveriş işleminin ticari iş olduğu kabul edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
D. YARGILAMA SÜRECİ/HUKUKİ NİTELEME/MAHKEME KABULÜ
5.Dava, ayıplı mal bedelinin ödenmesi talebinden ibarettir.
6.Dava, öncelikle, Antalya ... Tüketici mahkemesinin .../... Esasında görülmüş ve dosyada görevsizlik kararı verilmiş, dosya mahkememize tevzii edilmiştir.
7.Somut olayda;davalı satıcı ticari şirket olduğu gibi alıcı olan davacı da ticari şirkettir. Mahkememiz dosyada görevlidir.
8.Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. HD'nin 2018/2039 Esas, 2019/751 Karar sayılı, 26/02/2018 tarihli kararında da belirtildiği üzere; Taraflar tacir olup, uyuşmazlığın ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle uyuşmazlıkta 6098 sayılı TBK ve 6102 sayılı TTK hükümlerinin uygulanması gerekir.
9.Borçlar Kanunu’nun satım sözleşmesine dair hükümlerinin (TBK 'nun 207.maddesi) esasen tacirler arasında yapılan satım sözleşmelerine de uygulanması benimsenmiştir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK'nun 23.maddesi). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/1 ve 1-c hükmü de uygulanacaktır.
10.Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır:
11.Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur." denilmektedir.
12.Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz derhal ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155. Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107.
Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir.
Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. maddesine göre alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz.
13.Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 21/1-c. maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya bildirmeye mecburdur.
Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için bu durumu bu süre içerisinde satıcıya bildirmeye mecburdur.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur.
TTK 21/1-c. maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanunun 223. maddesinde ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacaktır.
14.Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanununun 227. maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği gibi zamanaşımı süresi dolsa bile kendisine karşı açılan davada ayıptan doğan defi hakkını ve seçimlik haklarını ileri sürebilir. Bu halde artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir.
15.TBK'nun 231.maddesine göre, satıcı daha uzun süre için kefalet etmemiş ise, satılanı ayıba karşı tekeffülden kaynaklanan her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile alıcıya teslimin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. (Benzer yönde; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. HD'nin 2019/1321 Esas, 2019/1412 Karar sayılı, 03/07/2019 tarihli kararı; Yargıtay 11. HD'nin 03/05/2017 tarih ve 2015/15039 Esas, 2017/2589 Karar)
16.Somut olayda, taraflar arasında ticari satım sözleşmesi mevcuttur.
17.Mahkememizce, bilirkişi raporu aldırılmıştır.
18. ... tarihli, bilirkişi ... tarafından hazırlanan raporda özetle; Davaya konu ... telefonda gerekli incelemeler yapıldığını arızanın devam ettiği anlaşıldığı, arızanın giderilemediği, arıza giderilemediğinden dolayı telefonun ayıpsız misli ile değiştirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
19.Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiştir ve itirazlar/beyanlar alınmıştır.
20.Davacı tarafın talebi malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi değil, bedel iadesidir. Bilirkişi raporunda bu yöne ilişkin yanlış bir kanaat verildiği anlaşılsa da bu husus tekrar rapor alınmayı gerektirir bir husus olarak görülmemiştir.
21.Bilirkişi raporunu hakim denetlemelidir. Öğretide Akyol, bilirkişi raporunun denetimi sadece hâkime ait bir görev değil; aynı zamanda taraflara ait bir haktır demektedir(AKYOL, Şener :Hukuk Usulünde Bilirkişilerle İlgili Bazı Problemler, Mukayeseli Hukukta Bilirkişilik Ve Sorunları, Yargıtay 125.Yıl Dönümü, s. 72 naklen).
Hâkimin bilirkişinin uzmanlığı nedeniyle taşıdığı egemenliği kıracak araçları olduğu, bir yanlışın mutlaka geri döneceği ve özellikle böyle bir yanlışın müeyyidelendirileceği konularında bilirkişi inandırılmalı; böyle bir bilinç oluşturulmalıdır.“Hâkim kesinlikle ve mutlak olarak usulün egemeni olmalı; dosyaya, kendi sorumluluğunda girecek olan tanık beyanı gibi bilirkişi raporu gibi hususların adaleti saptıracak biçimlerde tezahürünü önleyecek tedbirleri almalı ve bu egemenliğini davanın sonuna kadar sürdürmelidir.” (Akyol s. 64-65 naklen).
22.Bu hususlar doğrultusunda, bilirkişi raporunun, hükme ve denetime elverişli, dosya kapsamına uygun olduğu kanaatine varılmıştır. 23.Tüm dosya kapsamı, bilirkişi raporu gereği, dava konusu telefonun arızasının giderilemediği, arızanın devam ettiği/süreklilik arz ettiği, arızanın dosya kapsamından ve bilirkişi raporundan anlaşıldığı üzere kullandıkça ortaya çıkan gizli ayıp niteliğinde olduğu, bu yönüyle ihbar yükümlülüğünün zamanında (derhal/makul süre içinde) yerine getirildiğinin dosyadan anlaşıldığı görülmekle; taleple bağlılık ilkesi gereği, davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Katip ... · ¸e-imzalıdır Hakim ... · ¸e-imzalıdır
Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2018/834, K. 2019/615, 4 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama