KÜNYE
T.C. Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 25 Eylül 2023
- Esas no
- 2022/633 Esas
- Karar no
- 2023/845
- Ana dava
- Manevi Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan
- Ana dava tarihi
- 28/10/2021
Karar Metni
4.163 kelime·21 dk okuma·7 bölüm
MAHKEMEMİZ DAVA DOSYASI İLE BİRLEŞEN BAKIRKÖY ... ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN ... ESAS SAYILI DOSYASI
BİRLEŞEN DAVA
Tazminat (Manevi Tazminat)
BİRLEŞEN DAVA TARİHİ : 15/11/2021
KARAR TARİHİ : 25/09/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 25.10.2023
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili 28/10/2021 harç tarihli dava dilekçesinde özetle. Davalılardan ... Vakfı adına ...'un imtiyaz sahibi olduğu ve ... tarafından kaleme alınan En Şanslı Golfçü ... Bankası kredi karşılığı aldığı araziyi yine ...'e kiraladı (www.....com.tr-....) başlıklı, davalılardan ...'ın imtiyaz sahibi olduğu ....com adlı internet sitesinde bir kıyak daha ...'den parasını alamayan ...
Bankası bakın ne yaptı başlıklı (www....com-....) davalılardan ...'un imtiyaz sahibi olduğu www....com adlı interden sitesinde ...
Bankası skandalında yeni boyut kredi karşılığı alınan arazi yine ....'e kiralandı (www....com-...) adresinde yayınlanan haberlerin yersiz şekilde onur kırıcı sözler içeren haber sınırını ve amacını aşan gerçekliği teyit edilmeyen haber ve içerikler nedeniyle davacı şirketin davacı şirketin ticari itibarının zedelenmeye çalışıldığını ve bu suretle kişilik haklarının ağır suretle ihlal edildiğini belirterek davalılardan her birinden 0,03-TL (3 kuruş Türk Lirası) tutarındaki manevi tazminatın tahsili ile birlikte davalıların internet sitelerinde yayınlanan içeriğin yayından kaldırılmasını talep etmiştir.
Bakırköy .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas, ... karar, 26/04/2022 tarihli görevsizlik kararı ile mahkememize gönderildiği, duruşma günü bildirir tensip tutanağının taraflara tebliğ edildiği görüldü.
Bakırköy ... AHM ... Esas sayılı dosyasında davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle: 14/11/2011 tarihinde ... Gazetesi muhabiri ... tarafından kaleme alınan ve aynı gün "www.....com" adlı internet sitesinin dava dilekçesinde yazılı url.
Adresinde ... belgeleri Sayıştay'dan başlığı ile yayınlanan haber ile 15/11/2021 tarihli ... gazetesi ve aynı internet sitesinde kaynak mı demiştiniz başlıklı köşe yazısında haber sınırı ve amacının aşılması suretiyle müvekkilin bankacılık ve ticari sırları çarptırılarak hukuka aykırı şekilde yayın yapıldığı ticari itibarının zedelenmeye çalışıldığı bu nedenle kişilik haklarının ağır derecede ihlal edilmesi nedeniyle MK.25 ve BK.
49 maddeleri gereğince 3 kuruş tutarındaki manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesi ve internet adresinden yayınlanan içeriğin kaldırılması talep ve dava olunmuştur.
Bakırköy ... Asliye Hukuk Mahkemesince ... Esas sayılı dosya tensiben ... Karar sayılı karar ile mahkememiz dosyası ile birleştirilmiştir. Birleşen davada dilekçe teatisi yapılmadan birleştirme kararı verilmiş olmakla birleşen dava kapsamında tensip yapılarak dilekçe teatisi mahkememizce tamamlanmıştır.
Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; ...'un hiçbir hukuki sorumluluğunun bulunmadığını, davanın konusu internet ortamında yapılan yayına ilişkin olmakla içerik sağlayıcı olmadığını, ... Gazetesini yayınlayan şirket olan ....
Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi olduğunu, bu nedenle ... yönünden reddi gerektiğini, haberin kişilik hakları ve ticari itibarı zedelemiş olduğu iddiasının hukuki delil ve dayanağının olmadığını, davaya konu haberin Sayıştay Başkanlığı tarafından düzenlenen resmi denetleme raporuna girdiğini, golf sahası olarak kullanılan toplam 8 arsanın ayrı ayrı 5 yıl süre ile aylık 250.000TL ye kiralandığının bu raporda belirtildiğini, parsel tapu kayıtlarına şerh düşüldüğünü, gazetecinin haber ve bilgi kaynağına çabuk ulaşmak ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlarına sunma görevi olduğunu,
bölge sakinleri tarafından spor alanı üzerinde verilen söz konusu kredinin yargıya taşındığını ve kamuoyuna yansıdığını, davalı ...'ın bu süreci çevre ve kent muhabiri olarak 2018 yılından bu yana takip ettiğini, davacı şirketin bunca zamandır söz konusu kredi defalarca gündeme gelmesine rağmen kamuoyunu aydınlatıcı şeffaf bir açıklama yapmadığını, söz konusu haberin davacı şirketin ticari itibarını zedeleyici olmayıp ifade ve basın özgürlüğü kapsamında yapıldığını, manevi tazminatın koşullarının oluşmadığını, haberin gerçekliğe uygun olmaması, deliller ve belgeler ile desteklenmesi,
habere ilişkin kamu yararının bulunması ve gazetecilik faaliyetleri gereği orantılı bir ölçülülük bulunmasından dolayı haberin URL bağlantısının yayından kaldırılması talebinin de dayanaktan yoksun olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davalının pasif husumet ehliyetinin bulunmadığını, davalının 5651 sayılı yasa kapsamında hukuki sorumluluk sahibi sujelerden olmadığını, genel yayın yönetmeni olan davalı hakkında davanın husumetten reddi gerektiğini, içerik sağlayıcı olduğu düşünüldüğünde dahi husumet yöneltilemeyeceğini, içerik sağlayıcının .... Yayıncılık Tic. Ltd.
Şti. olduğunu, içerik sağlayıcının davalı olmadığını, esas yönünden de davanın reddi gerektiğini, ... tarafından hazırlanan haberin .... haber sitesinde olduğu gibi yayınlandığını, söz konusu haberin kamuoyunu oldukça meşgul eden sayıştay raporunun kamuoyu ile paylaşılması akabinde gündemde oldukça yer aldığını, bazı milletvekillerinin bu konuda soru önergeleri dahi verdiğini, bir kamu bankasının yapmış olduğu işlemler hakkında vatandaşın bilgi alma hakkı olduğundan haberi yayınlamakta kamu menfaatinin bulunduğunu belirterek öncelikle pasif husumet ve hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddine,
aksi halde davanın esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde davacının hiçbir iddiasını kabul etmediklerini, davalının internet haber sitesinin içerik sağlayıcısı olmadığını, haber sitesinin imtiyaz sahibi olan davalının taraf ehliyeti bulunmadığını, davalının 35 yıllık gazeteci olup bu güne karar 15 kitap yazdığını, haber sitesinin içerik sağlayıcısının .... Tic. Ltd. Şti olduğunu, davanın bu şirkete ve Asliye Ticaret Mahkemesine açılması gerektiğini, esas yönünden de haberin aleni bilgiler içerip ek bilgi, yorum, hakaret, kişilik haklarına saldırı yapılmadığının açık olduğunu, haberin gerçek ve güncel olduğunu, haberin asılsız olduğu iddialarının doğru olmadığını belirterek usulden ve esastan reddini talep etmiştir.
Birleşen davada davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; ...'un hiçbir hukuki sorumluluğunun bulunmadığını, davanın konusu internet ortamında yapılan yayına ilişkin olmakla içerik sağlayıcı olmadığını, ... Gazetesini yayınlayan şirket olan .... Yayıncılık A.Ş.
Nin yönetim kurulu üyesi olduğunu, bu nedenle ... yönünden reddi gerektiğini, haberin kişilik hakları ve ticari itibarı zedelemiş olduğu iddiasının hukuki delil ve dayanağının olmadığını, davaya konu haberin Sayıştay Başkanlığı tarafından düzenlenen resmi denetleme raporuna girdiğini, gazetecinin haber ve bilgi kaynağına çabuk ulaşmak ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlarına sunma görevi olduğunu, bölge sakinleri tarafından spor alanı üzerinde verilen söz konusu kredinin yargıya taşındığını ve kamuoyuna yansıdığını,
davacı şirketin bunca zamandır söz konusu kredi defalarca gündeme gelmesine rağmen kamuoyunu aydınlatıcı şeffaf bir açıklama yapmadığını, söz konusu haberin davacı şirketin ticari itibarını zedeleyici olmayıp ifade ve basın özgürlüğü kapsamında yapıldığını, manevi tazminatın koşullarının oluşmadığını, haberin gerçekliğe uygun olmaması, deliller ve belgeler ile desteklenmesi, habere ilişkin kamu yararının bulunması ve gazetecilik faaliyetleri gereği orantılı bir ölçülülük bulunmasından dolayı haberin URL bağlantısının yayından kaldırılması talebinin de dayanaktan yoksun olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkememizce davacının dava dilekçesi netice-i talep kısmının 3 nolu bendinde belirtmiş olduğu sitelerin içerik sağlayıcılarının kimler olduğu, yer ve erişim sağlayıcılarının kimler olduğu, bu sitelerde söz konusu haberlerin yapılıp yapılmadığı, yapılan haberlerin aynı zamanda tam metinlerinin de çıkartılarak gerekli tespitlerin yapılması için Adli Bilişim Uzmanı olan Bilgisayar Mühendisi bir bilirkişiye dava dosyasının tevdine karar verilmiş olmakla, Bilişim Uzmanı ....'nin 16/05/2023 tarihliraporundaözetle;https://www.....comtr/..... URL adresinin güncel durumda yayında olduğu, söz konusu URL
adresinde “En şanslı golfçü... ... Bankası, kredi karşılığı aldığı araziyi yine
...'e kiralad.ı” başlıklı haberin yer aldığı, haberin yayınlanma tarihinin 28.10.2021
olduğu, haberi giriş yapanın ... olduğu, haberin tam metinlerine gerek görsel
olarak gerekse yazılı olarak raporumuzun inceleme bölümünde ayrıntılı olarak yer verildiği,
https://www.....com.tr alan adının yer ve erişim sağlayıcısının ABD merkezli
... isimli şirket olduğu, alan adının 01.12.1996 tarihinde tescil ettirildiği ve davalı
.... Yayıncılık A.Ş. adına kayıtlı olduğu,
www.....com.tr alan adlı web sitesinin https://www.....com.tr/iletisim
adresinde bulunan Künye bölümünde yayın sahibinin ... YAYINCILIK A.Ş. olarak belirtildiği, https://... URL adresinin güncel durumda yayında olduğu, söz konusu URL adresinde “‘Bir
kıyak daha ... 'den parasını alamayan ... ” başlıklı
yazının yer aldığı, yazının yayınlanma tarihinin 28.10.2021 olduğu, haberin kim tarafından
girilmiş olduğu tespit edilemediği, ancak yazının en alt bölümünde ...com
şeklinde ibarenin yer aldığı, yazının tam metinlerine gerek görsel olarak gerekse yazılı
olarak raporumuzun inceleme bölümünde ayrıntılı olarak yer verildiği, www....com
alan adının yapılan Whois sorgusunda alan adının yer ve erişim sağlayıcısının İngiltere
merkezli .... (....) isimli şirket olduğu, alan adının 17.03.2020
tarihinde tescil ettirildiği, alan adının sahiplik bilgilerinin gizlenerek kayıt edildiği, bu
nedenle sahiplik bilgilerine ulaşılamadığı, ancak https://....
adresinde bulunan Künye bölümünde www....com alan adının ... TİC.LTD.ŞTİ. tarafından işletildiği anlaşıldığı, https://.... URL adresinin güncel durumda yayında
olduğu, söz konusu URL adresinde ‘... Bankası skandalında yeni boyut! Kredi
karşılığı alınan arazi yine ....’e kiralandı” başlıklı haberin yer aldığı, yazının
yayınlanma tarihinin 28.10.2021 olduğu, haberin kim tarafından yazılmış olduğunun
tespit edilemediği, haberin tam metinlerine gerek görsel olarak gerekse yazılı olarak
raporumuzun inceleme bölümünde ayrıntılı olarak yer verildiği, www....com alan
adının ...com üzerinden yapılan Whois sorgusunda alan adının yer ve erişim
sağlayıcısının .... Tic. Ltd. Şti. isimli şirket
olduğu, alan adının 15.06.2006 tarihinde tescil ettirildiği, alan adının kayıt ettiren ve teknik
kontak kişi olarak ... adının belirtildiği, yönetimsel kontak kişi olarak ... adının belirtildiği, alan adının ABD merkezli ..., Inc. isimli alan adı kayıt
şirketi üzerinden tescil edildiği görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
TÜM DOSYA MUHTEVİYÂTI KÜLLÎYEN TETKÎK EDİLDİĞİNDE
Ana dava ve birleşen dava, internet ortamında yayınlanan haberler nedeniyle davacı şirketin ticari itibarının ve kişilik haklarının zarar gördüğü iddiasına dayalı manevi tazminat ve haber içeriğinin yayından kaldırılmasına ilişkindir.
Ana dava ve birleşen dava bakımından, davalı ...'ın, söz konusu internet sitelerinden biri olan "www.....com.tr" adlı internet sitesinde yayınlanan haberlerin girişini yapan kişi olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla öncelikle ... yönünden değerlendirme yapılacak olur ise;
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir.
Bunlar kişilik değerlerinin zedelenmesi [Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 24], isme saldırı (TMK m. 26), nişan bozulması (TMK m. 121), evlenmenin butlanı (TMK m. 158/2), boşanma (TMK m. 174/2) bedensel zarar ve ölüme neden olma [818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) m. 47, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 56] durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesi (818 sayılı BK m. 49, 6098 sayılı TBK m. 58) olarak sıralanabilir.
Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesi ile Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi diğer yasal düzenlemelere nazaran daha kapsamlıdır.
Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde;
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” düzenlemesi mevcuttur.
Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesinde ise;
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” hükümleri yer almaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddelerinde belirlenen kişisel haklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Görüldüğü üzere TBK'nın 58. maddesi gereğince kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.
Bu genel açıklamalardan sonra uluslararası metinlerde ifade özgürlüğünün nasıl yer aldığının da incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 90. maddesinin son fıkrası. “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünü içermektedir. Bu durumda, mahkemelerce önlerine gelen uyuşmazlıklarda usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir.
Hâl böyle olunca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS/Sözleşme) konunun nasıl düzenlendiğinin ve Sözleşmenin uygulanmasını sağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM/Mahkeme) kararlarının incelenmesi yerinde olacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrası; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” hükmünü içermekte olup hangi hâllerde ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği de aynı maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiştir.
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum"dan söz etmek mümkün değildir. (Handyside/Birleşik Krallık/Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976/parag. 49).
AİHS'nin 10. maddesinde benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (Pakdemirli/Türkiye kararı, Başvuru No: 35839/97, 22.02.2005). İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında belirtilmiştir. Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağıdır.
AİHM önüne gelen uyuşmazlıklarda yapılan müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlâl edip etmediğini aşağıdaki kriterleri uygulayarak tespit etmektedir:
1. Müdahalelerin yasayla öngörülmesi:
AİHM Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “yasayla öngörülme” ifadesinin, ilk olarak, itiraz konusunun iç hukukta bir dayanağı olması gerektiğini hatırlatır. Ancak söz konusu ifade hukukî normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır (Association Ekin/Fransa, Başvuru No: 39288/98; Ürper ve diğerleri/Türkiye kararı, Başvuru No: 14526/07, 14747/07, 15022/07, 15737/07, 36137/07, 47245/07, 50371/07, 50372/07 ve 54637/07, 20.10.2009).
2. Müdahalelerin meşru bir amaç izleyip izlemediği:
Sözleşme’nin 10/2. maddesine göre, “…bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
Görüldüğü üzere yasayla düzenlemek şartıyla ve “başkalarının şöhret ve haklarının korunması” amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği kabul edilmekte olup sınırlama haklı olsa bile, bu kez sınırlamanın orantılılığı gündeme gelecektir (bkz. sınırlamanın orantısızlığı konusunda Pakdemirli/Türkiye kararı). Kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir.
Özellikle siyasetçilerin, devlet görevlilerinin ya da kamuya mal olmuş kişilerin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda bu dengede ifade özgürlüğünün ağır bastığı konusunda kuşku bulunmamaktadır.
Diğer bir deyişle, terazide bir yanda siyasetçilerin, devlet görevlilerinin ya da kamuya mal olmuş kişilerin kişilik hakları, diğer yanda ifade özgürlüğü bulunduğu durumlarda, tercihin daha çok ifade özgürlüğünden yana kullanıldığı söylenebilir (Doğru, Osman/ Nalbant, A.: İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar, C. 2, Ankara 2013, s. 232).
3. Müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı:
AİHM ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğunu hatırlatır (Lingens/Avusturya, Başvuru No: 9815/82, 08.07.1986). İfade özgürlüğü istisnalara tabi olsa da, bu istisnalar dar bir biçimde yorumlanmalı ve sınırlama nedeni ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, A Serisi no: 216, Başvuru No: 13585/88, 26.11.1991).
Basın özgürlüğü ise ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM’nin basın ile ilgili kararlarında ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birisini oluşturduğuna değinildikten sonra basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğu belirtilmektedir. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü, kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Basına siyasal arenada ve kamunun ilgilendiği diğer alanlarda tartışma konusu olan bilgi ve görüşleri iletme görevi düşer. Basının bu görevi, kamuoyunun da bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tanımlanır (Handyside, parag. 49, Centro Europa 7 S.R.L. And Dı Stefano/İtalya, Başvuru No: 38433/09, 131)
O hâlde basın özgürlüğü bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğü, diğer yönüyle de halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıdır. Mahkemeye göre basın ancak bu şekilde, kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından yaşamsal önemi bulunan “halkın gözcülüğü” ya da “bekçisi” görevi yapabilir. Basın özgürlüğü söz konusu olduğunda, ulusal makamlara tanınan takdir yetkisi demokratik bir toplumun yararı dikkate alınarak sınırlandırılır (Édıtıons Plon/Fransa, Başvuru No: 58148/00, 44; Bladet Tromsø And Stensaas/Norveç, Başvuru No: 21980/93, 59)
Burada şu hususun da ifade edilmesi gerekir ki, Sözleşme’nin 10. maddesi sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini değil, aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de korur (Oberschlick/Avusturya, Başvuru No: 20834/92, 57). AİHM’nin yerleşik içtihadına göre; gazetecilik özgürlüğü ve mesleği, belirli ölçüde abartma, hatta kışkırtma unsurunu da içerir (Prager And Oberschlick/Avusturya, Başvuru No: 15974/90, 38).
Basının başkalarının itibarını korumak gibi çizilmiş sınırları aşmaması gerekmekle birlikte kamunun menfaatinin bulunduğu diğer alanlarda olduğu gibi siyasi meselelerde de haber ve fikirleri iletmek yine basına düşen bir görevdir. Sadece basının bu tür haber ve fikirleri iletme görevi yoktur, halkın da bunları edinme hakkı da vardır (Sunday Times/Birleşik Krallık, parag. 30, başvuru no: 6538/74, 26.04.1979).
Güveni ciddi bir şekilde zarara uğratabilecek temelsiz saldırılara karşı -özellikle kamuya mal olmuş kişilerin kendilerini hedef alan eleştirilere karşı cevap vermelerine engel olan bir sağduyuya sahip olma yükümlülükleri göz önünde bulundurulduğunda- korumak gerekebilir. Ancak -temelsiz ve ağır biçimde yaralayıcı saldırılar bir kenara bırakılırsa kamuya mal olmuş kişiler de kabul edilebilir sınırlar içindeki eleştirilere sadece teorik ve genel olarak değil şahsen de konu olabilirler. Bu kişilerin görevlerini ifa ederken kendilerine yönelik kabul edilebilir eleştirinin sınırları sıradan bir vatandaşa kıyasla daha geniştir (Morice/Fransa, Başvuru No: 29369/10, 23.04.2015).
Basın özgürlüğünün iç hukukumuzda nasıl yer aldığı konusuna gelince;
Anayasa’nın “Basın hürriyeti” başlıklı 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesi basın özgürlüğünü düzenlemiş ve bunun sınırlarını göstermiştir.
5187 sayılı Kanun’un 3. maddesinde;
“Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.” hükmü yer almaktadır.
Bu hükümden de anlaşılacağı üzere; basın özgürlüğü, kişinin dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren olay ve olgular hakkında bilgi sahibi olmasını sağlamayı amaçlar. Bunun gereği olarak basın; haber toplamak, fikir ve kanaatleri izleyerek bunları çözümlemek, yorumlamak, eleştirmek ve sonuçta kamuoyunu ilgilendiren konularda doğru ve gerçeğe uygun haber vermek hakkına sahip ve bununla görevlidir. Eş söyleyişle denetim, uyarma, eleştiri ve gerçekleri açıklama, basının doğal görevleridir.
Basın özgürlüğü ile bağlantılı kavramlar olarak. Anayasa’da düşünce ve kanaat hürriyeti (m. 25), düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti (m. 26) ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Demokratik yaşamın gelişmesinde, ulusal birliğin sağlanmasında, kamuoyunun sağlıklı bir biçimde oluşmasında, sosyal ve siyasal ilerlemede basının çok önemli bir fonksiyonunun bulunduğu açık ve kuşkudan uzaktır.
Doğaldır ki basının bu ayrıcalıklı konumu ve hukuk düzeninin kendisine tanıdığı özgürlük, tüm özgürlükler gibi yine hukuk düzenince çizilen sınırlara tabidir. Basın, yaptığı yayınlarda gerek Anayasa’nın “Temel Haklar ve Ödevler” bölümünde yer alan ve gerekse de TMK'nın 24 ve 25. maddelerinde ve ayrıca özel yasalarda güvence altına alınmış olan, kişilik haklarına saygı göstermek, bunlara saldırı niteliği taşıyabilecek tutum ve davranışlardan kaçınmak zorundadır.
Bu cümleden olarak basın, belirli bir kişinin fikrini tartışmak zorunda kaldığı durumlarda bile, objektif bilgi vermekle ve eleştirmekle yetinmeli, olayları tahrif etmek veya kuşkuları yaymak gibi hukukun izin vermeyeceği yollara başvurmamalıdır. Özellikle de hakaret niteliğinde ya da yersiz, onur kırıcı söz ve deyimlerin kullanılmasından kaçınmalıdır.
Basının kamu görevi yapmasında göz önünde tutulan amaç ile kişilik haklarına verilen zarar arasında açık bir oransızlık varsa, yayının hukuka aykırı olduğu kabul edilmelidir. Objektiflikten ayrılmak, haber sınırını aşmak, genişletici ve yanlış yorumlarda bulunmak, gerçek dışı haber vermek, yersiz şekilde onur kırıcı sözler kullanmak, dürüstlük kurallarına aykırı davranmak, kişisel nedenlerle salt sansasyon için yayın yapmak hukuka aykırıdır.
Bu açıklamalardan sonra, denilebilir ki; basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için haberin gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayının haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir. Bir yayının hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi ancak açıklanan bütün bu koşulların birlikte varlığı hâlinde mümkündür. Yapılan bir yayın bu temel ilkelerden herhangi birine ters düşüyorsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2019 tarihli ve 2017/4-1414 E., 2019/464 K.; 10.12.2019 tarihli ve 2017/4-1833 E., 2019/1333 K. sayılı kararları).
Önemle vurgulanmalıdır ki yayınlanmasında kamu yararı bulunan, gerçek ve güncel bir haberin veya eleştirinin, özle biçim arasında denge kurulmak suretiyle verildiği durumlarda manevi tazminat sorumluluğunun temel öğesi olan hukuka aykırılık gerçekleşmeyeceğinden basının sorumluluğu da söz konusu olamaz. Basın objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle olay ve konu ile ilgili olan, görünen, bilinen her şeyi araştırma, inceleme ve olayları o anda belirlenen biçimi ile değerlendirme, yayma ve yayınlama yetki ve sorumluluğuna sahip olmakla birlikte, haberin verilişi sırasında özle biçim arasındaki dengenin bozulmaması gerekir.
Haberde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, haberin içeriğine uygun düşmeyen, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslubun kullanıldığı durumlarda, özle biçim arasındaki denge bozulmuş sayılır. Bu da hukuka aykırılığın varlığını kabule imkân sağlar.
Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki, basının yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir.
Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayımdaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Yine, basının manevi tazminat sorumluluğunun doğması TBK’nın 58. maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olmasına bağlıdır.
Bu açıklamalarla birlikte somut olaya bakıldığında, davalılardan ...'ın "www.....com.tr" adlı internet sitesinde girişini yapması neticesinde yayınlanan haberler incelendiğinde; ana dava ve birleşen davaya konu haberlerin davacı şirket ile dava dışı ...
Bankası arasındaki kredi ilişkisine yönelik olduğu, habere konu fiillerin Sayıştay denetimine de konu olduğu, dolayısıyla haberlerin güncel bir konuya ilişkin olduğu, davacının kamuya mal olmuş bir kişilik olduğu, yapılan haberlerin hakaret içeriği taşımadığı gibi ağır eleştiri olması durumunda yine davacının kamuya mal olmuş bir kişilik olması nedeniyle kendisinin yapılan habere katlanması gerektiği, banka bilgilerinin ifşa edildiği konusunda iddiada bulunulmuşsa da söz konusu fiillerin ayrıca değinildiği gibi Sayıştay raporlarına konu olduğu,
bu durumda gizlilik ilkesinin ihlali iddiasının dinlenemeyeceği, davalı ...'ın basın kimliğine dayanarak haber değeri taşıdığı saikiyle haber girişi yaptığı, nitekim olayın oluş biçimi bir bütün olarak değerlendirildiğinde davalı ... yönünden manevi tazminatın tazmini şartlarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Davalı ... dışındaki diğer bir kısım ana dava ve birleşen dava davalıları yönünden ise;
Bilindiği üzere husumet, bir başka deyişle taraf ehliyeti, dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumet, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir.
Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyorsa o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı sıfatının olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir.
Taraf sıfatının en önemli özelliği, def'i değil itiraz niteliğinde olması nedeniyle taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve taraflarca ileri sürülmemiş olsa bile mahkemece re'sen ele alınabilmesidir.
Yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde, davalı ... dışındaki ana dava ve birleşen dosya davalıların, davaya konu internet sitelerinde yayınlanan haberleri yapmadıkları, içerik sağlayıcılarının bu davalılar olmadıkları, husumetin haberi yapan ve içerik sağlayana karşı yöneltilmesi gerektiği, bu davalıları pasif husumetinin bulunmadığı anlaşılmakla esas Olarak davalı ... yönünden ve husumet yönünden ise diğer davalılar yönünden hem ana dava hem de birleşen dava bakımından aşağıdaki şekilde ayrı ayrı hüküm kurulmuştur.
Katip ... · ¸e-imza Hakim ... · ¸e-imza
Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/633, K. 2023/845, 25 Eylül 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama