KÜNYE
T.C. Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 20 Mart 2023
- Esas no
- 2022/890 Esas
- Karar no
- 2023/249
- Dava
- Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 05/10/2022
- Kararın yazılma tarihi
- 19/04/2023
Karar Metni
1.531 kelime·8 dk okuma·2 bölüm
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; davalılar tarafından internet sitelerinde yaptıkları müvekilleri ile ilgili haber ile müvekillerinin kişilik haklarının zarar gördüğünü belirterek davalılardan ayrı ayrı 3 kuruş manevi tazminatın tahsili ile müvekillerine verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; müvekillerinin davacı ile ilgili yaptıkları haberin basın özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. Deliller; dava dilekçesi, cevap dilekçesi ,davaya konu haberin çıktısı ve tüm dosya kapsamı
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, basın yayın yoluyla kişilik haklarının zedelenmesinden dolayı uğranılan manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.
Davalı tarafça her ne kadar Bakırköy ... ATM ... E sayılı dosyasının dosyamız yönünden derdestlik oluşturduğu savunmasında bulunulmuş ise de dosyada davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği dolayısıyla derdestliğin söz konusu olmadığı anlaşıldığından itiraz yerinde görülmemiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın davaya konu haberin ... A.Ş.'nin kişilik haklarına saldırı teşkil edip etmediği ve manevi tazminat şartlarının oluşmadığına ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
Davacının kişisel itibarının korunması meşru amacıyla eldeki davayı açtığı, buna göre davanın kanuni dayanağının Anayasanın 17. maddesi, Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu olduğu tespit edilmiştir.
Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa'nın 17. maddesinde yer alan "manevi varlık" kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür. (Anayasa Mahkemesinin Başvuru No: ... , ... tarihli kararı, paragraf 33) Başka bir deyişle kişisel itibarının korunması hakkı, Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının koruması altındadır ve şeref ve itibarı etkileyen sözel saldırılar veya basın ve yayın yolu ile yapılan yayınlara karşı bireyin korunmaması halinde Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası ihlal edilmiş olabilir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise kişisel şeref ve itibara yapılan müdahaleleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "özel ve aile yaşamına, konuta ve haberleşmeye saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi kapsamında değerlendirmektedir. AİHM'e göre kişisel itibarın korunması hakkı, Sözleşme'nin 8. maddesi tarafından korunan özel yaşama saygı hakkının bir parçasıdır. ( AİHM’nin 26/3/1985 tarihli .... Hollanda kararı Başvuru No: ... § 22; 15/11/2007 tarihli Pfeifer/Avusturya kararı, Başvuru No: ..., § 35; ... tarihli ..../ Almanya kararı, Başvuru No: .... , § 83)
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasası'nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır.
Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Öte yandan, bu konuda uluslararası metinlerde ifade özgürlüğünün nasıl yer aldığının incelenmesinde yarar bulunmaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gözetilerek verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının incelenmesi gerekmektedir.
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun önemli özelliklerinden biri olup, toplumun ilerlemesinin ve her bir bireyin gelişmesinin temel koşullarından birini oluşturur.
Bu özgürlük AİHS’nin 10/2.maddesine tabi olmak kaydıyla, sadece olumlu karşılanan ya da kimseye saldırgan gelmeyen ya da insanların kayıtsız kalabildiği “bilgi” ve “fikirler” için değil, Devlet veya halkın herhangi bir kesimi için saldırgan görünen sarsıcı nitelik taşıyan ya da rahatsız edici olan fikirler için de geçerlidir (AİHM nin Handysıde V.Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, Başvuru No: 5493/72, Seri A No. 24, s.23, paragraf 49).
Çoğulculuk, hoşgörü ve açık düşünce bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın "demokratik bir toplum" olamaz. 10.maddede benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de bu, dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (AİHM nin Pakdemirli-Türkiye Davası, Başvuru No:35839/97).
Basın özgürlüğü ise, ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM basın ile ilgili kararlarında, ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birisini oluşturduğuna değindikten sonra, basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğunu belirtmektedir. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü, kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır.
Basına siyasal arenada ve kamunun ilgilendiği diğer alanlarda tartışma konusu olan bilgi ve görüşleri iletme görevi düşer. Basının bu görevi kamuoyunun da bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tanımlanır (Handysıde V.Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, Başvuru No: 5493/72, 49, Centro Europa 7 S.R.L. And Dı Stefano V. İtalya, Başvuru No: 38433/09, 131).
O halde, basın özgürlüğü; bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğüdür; diğer yönüyle de, halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıdır. Mahkeme’ye göre basın ancak bu şekilde, kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından yaşamsal önemi bulunan “halkın gözcülüğü” ya da “bekçisi” görevi yapabilir. Basın özgürlüğü söz konusu olduğunda, ulusal makamlara tanınan takdir yetkisi demokratik bir toplumun yararı dikkate alınarak sınırlandırılır (Édıtıons Plon V. Fransa, Başvuru No:58148/00, 44; Bladet Tromsø And Stensaas V. Norveç, Başvuru No:21980/93, 59).
İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme’nin 10.maddesinin 2.fıkrasında ifade edilmiştir. Hukuken öngörülmüş olma ve meşru amaçlar kapsamında ifade özgürlüğünün sınırlandırılması mümkündür.
Hukuken öngörülebilen bir ifade özgürlüğü sınırlandırılması için meşru bir amacın bulunup bulunmadığının tartışılması gereklidir. AİHS’nin 10.maddesinin 2.fıkrasına göre “Bu özgürlüğün kullanılması,…demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması,
gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin otorite ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağı sorunudur (Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2014 gün ve E:2013/4-768, K:2014/402 sayılı ilamı)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğu, 10. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan «bilgi» ya da «düşünceler» için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların, «demokratik toplumun» onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğu,
10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiği ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiği” biçimindeki ... tarihli ... başvuru no lu kararında ki değerlendirmesi de davacının konumu ve davalının ifade özgürlüğüne sınırlama getirilip getirilmemesine ilişkin bulunması nedeniyle gözönünde bulundurulmuştur.
Somut olayda, davalı ...'ya ait medyatava.com isimli internet sitesinde yer alan “... yapılandırması 2 Milyar Doları aşabilir." ve "... Holding'in kamu bankalarına borcu ne kadar ?İşte .. 'yı ... Bankası kredisi ile alan ...
Holding'in yapılandırmaya çalıştığı güncel borcu" başlıklı toplam dört sayfadan oluşan yazı içeriğinde yer alan ifadelerde davacının kişilik haklarını ve dolayısıyla itibarını zedeleyecek nitelikte içerik yer almadığı, yazıda yer alan konuya ilişkin bilgilerin daha önceden Türkiye'de yayınlanan gazetelerde yer aldığı gibi yazı içeriğinde de ... haber ajansına atıf yapıldığı, yazı içeriğinin kamuoyunun ilgisine matuf olduğu, yazıda öz ile biçim arasındaki dengenin korunduğu, davacının iddialara ilişkin açıklama yapma imkanına sahip olduğu,
dava konusu yayın nedeniyle demokratik bir toplumda davalıların ifade ve basın özgürlüğüne sınırlama getirilmesini gerektirir sosyal bir ihtiyaç bulunmadığı, basın ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığı, bu itibarla davacı yararına manevi tazminata hükmedilmesi koşullarının oluşmadığı kanaatine varıldığından davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... · ¸e-imzalıdır
Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/890, K. 2023/249, 20 Mart 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama