KÜNYE
T.C. Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 30 Nisan 2025
- Esas no
- 2025/320 Esas
- Karar no
- 2025/429
- Dava
- Menfi Tespit (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 07/05/2024
- Gerekçeli kararın yazıldığı tarih
- 30/04/2025
Karar Metni
1.565 kelime·8 dk okuma·1 bölüm
Bakırköy .... Asliye Hukuk Mahkemesinin .... Esas, ... Karar sayılı 12/03/2025 tarihli görevsizlik kararı üzerine Mahkememize gönderilen dava dosyasının Mahkememizin yukarıdaki esasına kaydının yapıldığı görülmekle davanın yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı 02/04/2024 günlü hafriyat sözleşmesini imzaladığını, bizzat davalı tarafından kendi el yazısıyla hazırlandığını, sözleşmenin sağ altında ".... 'den kalan 400.000,TL olan parayı .... tarafı üstlenmiştir.
Kaplan yıkıma ödenecek." şerhi yazıldığını,(Mezkur şahıs, davalının başka işlerde ortaklık yaptığı biridir.) bu akde istinaden davalı tarafından 05/04/2024 günü müvekkilimin hesabına 500.000,-TL EFT ile gönderildiğini, (Dekonta açıklama olarak "BORÇ" kelimesi yazıldığını takipten sonra farkettik. Müvekkilim sözleşme gereği gelen bu paranın açıklamasına dikkat etmemiştir.
Halbuki, davalının planlı olarak kötü niyetle hareket ettiğinin göstergesidir.) müvekkilinin üstlendiği işi ifa ederken anlaşmazlık çıkmış ve işi bıraktığını, akabinde davalı tarafından mezkur EFT dekontu dayanak yapılarak icraya konulduğunu, usul ve yasaya aykırılık dolu bir süreç sonunda takip kesinleşmiş.
7 günlük itiraz süresi dolduğu gibi 8. gün sabahı alacaklı vekili tüm mal ve hesaplara haciz koydurduğunu araçlarına konulan haciz bildirimleri e-devlet uygulamasından bildirilince zaten ancak dava konusu icra takibinden haberi olduğunu, davalının üstlendiği borç ile aldığı hizmetin karşılığı olan bu ödemenin bir borç varmış gibi icraya konulması planlı bir kötü niyetin delil olduğunu,
yasal itiraz süresi geçtiğinden ve böyle bir borç olmadığından bahisle işbu Menfi Tespit davasını açma gereği hasıl olduğun bu nedenlerden dolayı davanın kabul edilerek karar verilene kadar tedbiren takibin geçici olarak durdurulması ve yargılama sonunda borcun olmadığının tespit edilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ile davacı arasında bir borç akdi kurulduğunu bu borç akdinin kurulmasından sonra davacı tarafça borç ödenmeyince davacıya karşı icra takip yoluna başvurulduğunu bizzat davacı vekilince dava dilekçesinde bildirilen adrese ödeme emri tebliğ edilerek bina kapısına yazı yapıştırıldığı halde, yasal süresi içerisinde takibe itiraz etmediğini akabinde davacı taraf posta memuru hakkında suç duyurusunda bulunduğunu ve huzurdaki iyi niyetten uzak bu davayı ikame ettiğini davanın reddinin gerektiğini,
davacı taraf iş için yapılan sözleşmeyi davaya dayanak olarak göstermişse de söz konusu sözleşmenin anlaşma bedeli ile takip dayanağı dekontun bedelleri arasındaki farkı izah edemediğini bu surette davası çelişki dolu olduğunu, sözleşmede belirlenen bedel 400.000 TL iken, müvekkil neden 500.000 TL ödeme yapsın?" Sayın mahkemece de taktir olunacağı üzere müvekkil ile davacı arasında bir işin yapılmasına ilişkin bir sözleşme kurulmuşsa da bu bedelin nasıl, nerede yahut ne zaman ödeneceği belirlenmediği gibi davacı tarafın ikrarı üzere iş tamamlanmadan davacı taraf işi bıraktığını, müvekkil iş bedeli olarak değil,
davacının isteği üzere kendisine borç olarak 500.000 TL bedel gönderdiğini davacı taraf aynı şantiyede iş yapacakları hususunu, tüm makinelerinin şantiyede olması durumunu kullanmak sureti ile müvekkili ikna etmiş ve müvekkilden 500.000 TL borç aldığını davacı taraf da müvekkilin kendisine borç verdiğini bilerek söz konusu bedeli almış ve kullandığını bu nedenlerden dolayı haksız davanın reddini talep etmiştir.
Bilindiği üzere görev, HMK’nın 1. maddesinde;
“Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir” şeklinde düzenlenmiştir.
Usul Hukuku açısından görev, bir yargı yerinin davanın konusu yönünden yetkili olması durumudur. Birden çok yargı düzeninin bulunması veya bir yargı düzeni içinde birden çok yargı yerinin yer alması yargı düzenleri veya aynı yargı düzeni içindeki yargı yerleri arasında görev dağılımı sorununa sebep olabilir. Hem adlî yargıda, hem de idari yargıda görev alanının belirlenmesi kamu düzeni ile ilgilidir. Taraflar aralarında anlaşsalar bile bir mahkemenin görev alanını değiştiremezler. Görevsizlik itirazı yapılmadan da mahkeme kendiliğinden görev konusunu inceleyerek bu konudaki kararını verir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 425).
Dava şartlarının neler olduğu HMK’nın 114. maddesinde belirtilmiş olup, anılan düzenlemenin 1. bendinin (c) alt bendinde mahkemenin görevli olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, bir dava ancak görevli mahkemece incelenebilir. Mahkeme her şeyden önce görevli olmalıdır. Görevsiz mahkemede açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekir (Pekcanıtez, Hakan/Özekes, Muhammet/ Akkan, Mine/ Taş Korkmaz, Hülya: Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 930).
Bu noktada uyuşmazlık bakımından asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki görev ayrımı önem taşıdığından “ticarî dava” kavramına değinmekte fayda vardır.
Her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen ve bu Kanun’un 4. maddesinde belirtilen diğer düzenlemelerden doğan hukuk davaları “ticarî dava” sayılır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1106).
Ticarî davalar; mutlak ticarî davalar, nispi ticarî davalar ve yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticarî davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin ticarî bir işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticarî sayılan davalardır. Mutlak ticarî davalar, TTK’nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu m. 99, İcra ve İflas Kanunu m. 154, Finansal Kiralama Kanunu m. 31, Ticarî İşletme Rehni Kanunu m. 22 gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticarî davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticarî dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticarî işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK’nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticarî dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticarî dava sayılan davalardır.
Nispi ticarî davalar, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticarî nitelikte sayılan davalardır. TTK’nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları “ticari dava” sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir.
Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî iş sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. Ticarî iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş sayılan bir işin diğeri için de ticarî iş sayılması davanın niteliğini ticarî hâle getirmez.
TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı ticarî iş esasına göre değil, ticarî işletme esasına göre belirlemiştir. ( Yargıtay 5. HD 2021/13914 esas, 2022/643 karar, Yargıtay 3. HD 2020/268 esas, 2022/813 karar, Yargıtay HGK 2020(23)-6-663 esas, 2022/1789 karar sayılı ilamları)
Üçüncü grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticarî dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticarî davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da yeterli görülmüştür.
6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5. maddesinin 1. fıkrası;
“Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticarî davalar ile ticarî nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.”
5. maddesinin 3. fıkrası;
“Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir.
Anılan TTK’nın 5/3. maddesinde yapılan bu düzenleme ile asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi hâline gelmiştir. Bu değişiklikten sonra, ticarî davalara sadece asliye ticaret mahkemeleri bakacaktır. 6335 sayılı Kanun ile yapılan göreve ilişkin bu değişiklik 6335 sayılı Kanun’un geçici 9. maddesi gereğince 01.07.2012 tarihinden önce açılmış olan davalara uygulanmaz (Börü, Levent/ Koçyiğit, İlker; Ticari Dava, 2. Baskı, Ankara 2021, s. 894-895).
Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olduğundan, göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanmasını gerektirir. Buna göre asliye ticaret mahkemesi bulunan bir yargı çevresinde dava asliye hukuk mahkemesinde açılmış olursa, mahkeme görevli olup olmadığını kendiliğinden veya tarafların itirazı üzerine hüküm verilinceye kadar inceleyerek görevsizlik kararı verebilmelidir (Börü/Koçyiğit, s. 895).
İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü ve Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü yazı cevaplarında tarafların gerçek kişi ticari işletme kaydının bulunmadığı, Vergi Dairesi yazı cevaplarında davacının tacir olduğunun belirtildiği, davalının tacir sıfatına sahip olmadığı, davanın nispi ticari dava olmadığı anlaşılmıştır.
İncelenen tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları içeriğine göre; her ne kadar Asliye Hukuk Mahkemesince eldeki uyuşmazlık ticari dava olarak nitelendirilerek mahkememize tevzi edilmiş ise de, kararı veren mahkemenin yukarıda ayrıntısı verilen tanımlar dahilinde uyuşmazlığın hangi sebeple ticari dava olarak tespitinin yapıldığı anlaşılamamış ise de , uyuşmazlığın konu itibari ile mutlak ticari dava olmadığı, mahkememizce yapılan araştırmalar sonucu ile de iki tarafın tacir sıfatının bulunmadığı ve dolayısı ile ticari işletmeleriyle ilgili bir uyuşmazlık da doğmadığı anlaşılmakla yargılamanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğinden mahkememizin karşı görevsizliğine karar vermek gerekmiştir.
Katip ... · ¸e-imzalıdır · Hakim ... · ¸e-imzalıdır
Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/320, K. 2025/429, 30 Nisan 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama