KÜNYE
T.C. Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanlığı
- Esas No
- 2016/934
- Karar No
- 2018/832
- Karar tarihi
- 6 Haziran 2018
- Esas no
- 2016/
- Karar no
- 2018/
- Başkan
- ... ...
- Üye
- ... ...
- Üye
- ... ...
- Katip
- ... ...
- Davacı
- —
- Vekili
- Av.
- Davalı
- 1-
Karar Metni
1.263 kelime·6 dk okuma·5 bölüm
2- VEKİLİ : Av.
DAVA
Ticari Şirketin Feshi
DAVA TARİHİ : 13/07/2016
KARAR TARİHİ : 06/06/2018
Mahkememizde görülen davanın açık yargılamasında,
DAVACININ TALEBİ
Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının davalı şirkette %25 paya, davalı ... ise %75 paya sahip olduğunu, davacı ile davalı şirketin diğer ortağı ve müdürü ... arasında ciddi anlaşmazlıklar çıktığını, davalının davacıyı şirketten uzaklaştırıp yıldırdığını, kâr payı dağıtmadığını, davacının şirket ile ilgili diğer haklarını ihlal ettiğinden, şirketin fesih ve tasfiyesine, 2009-2016 yıllarına ait kâr payı alacağının hesaplanarak fazlaya ait hakları saklı tutularak 1.000,00 TL kâr payının ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ CEVABI
Davanın reddini savunmakta, dava dilekçesindeki iddiaların doğru olmadığı ve gerçeği yansıtmadığı, şirket ile ilgili tüm işlemleri davalının yürüttüğünü, davacının ise sadece program uygulamacılığı yaptığını, şirket ile ilgili hem ticari hem idari işlerin davalı tarafından yapıldığını, davacının ise şirkette her ay avans alarak başka kurumlara izinsiz iş yaptığını, ticari rant sağladığını, 2016 yılında ise kâr payını alarak şirketten ayrılmak istediğini bildirdiğini, davacı kötü niyetli olduğundan öncelikle davanın reddine, aksi kanaate varılması halinde şirketin fesih ve tasfiyesi yerine davacının pay bedeli ödenerek fesih talebinin reddine karar verilmesini savunmuştur.
DELİLLER ve GEREKÇE: Derdest dava şirketin feshi ve tasfiyesi gerektiği iddiasıyla açılmıştır. Ancak davacı taraf bu talebinin yanında o güne kadar ödenmeyen kâr paylarına karşılık kısmi olarak 1.000 TL'lik alacak talebinde de bulunmuştur. Öncelikle belirtmek gerekir ki kâr payı alacağının tahakkuku belli prosedürlere tabidir. Şirketin kâr payı dağıtımına ilişkin kararlar şirket genel kurulunun yetki alanındadır.
Geçmiş dönemlerde kâr payı dağıtımına ilişkin bir karar alınmış olmadıkça ortağın kâr payı alacağının varlığından bahsedilemez. Şirket ortağının kâr payı dağıtımına ilişkin talepleri genel kurulda reddedildiği taktirde buna karşı dava açma imkanı vardır. Bugüne kadar genel kurulda kâr payı talebini ileri sürmemiş ortağın alacağını dava yoluyla tahsil etmesi mümkün değildir. Dava fesih ve tasfiye talebi ile açılmıştır.
Talep kabul edilip şirketin feshine ve tasfiyesine karar verildiğinde dağıtılmamış kâr payları da nazara alınarak şirket aktifinde bulunan tüm mal varlığı itibarıyla tasfiye yapılacağı izahtan varestedir. Dolayısıyla şimdiye kadar kâr payı alamamış olsa dahi ortak tasfiye sonunda ayrılma akçesinin içinde erimiş biçimde kâr payını da tahsil etmiş olacaktır.
Fesih ve tasfiye talebinin haklı sebebe dayanması gerekir. Davacı taraf dilekçesinde çağrısız genel kurul yapılması, bilgi alma ve inceleme hakkının ihlal edilmesi, eşit işlem yapılmaması, kâr payı dağıtılmaması gibi sebepleri ileri sürerek ortaklığın devamında yarar kalmadığını iddia etmiştir. Getirtilen ticaret sicil kayıtlarına göre şirket iki ortaklıdır. Ortaklardan biri olan davacının payı %25'tir.
İki ortak arasında şirket yönetimi ve ticari faaliyet anlamında ortaya çıkacak uyumsuzlukların ortak amaca yönelik hareket etmede sorunlar doğuracağı açıktır. Davalı tarafın cevap dilekçesinden de anlaşılacağı üzere ortaklar arasındaki güven ve anlayış ortadan kalkmıştır. Her iki ortak birbirini el altından iş çevirmekle, yeteri kadar çalışmamakla, hatta şirket merkezinde ahlaka aykırı hareketlerde bulunmakla dahi suçlamaktadır.
Davalı tarafın verdiği cevap ortaklığın sürmesine engelleyecek biçimde uyumsuzluğun mevcudiyetini ispata yeterli görülmüştür. Bu itibarla ortaklığın devamında yarar kalmadığını kabul etmek uygun olacaktır.
Ortaklardan birinin hakim ortak konumunda olduğu, genel kurulda oy birliği sağlanmadıkça alınan kararların sürekli biçimde tartışmaya açılacağı, yeni davaların gündeme geleceği ve şirketin ticari faaliyetini sürdürmekten daha çok bu niza ve davalarla uğraşmak zorunda kalacağı kabul edilmiş, fesih için gerekli şartların tahakkuk ettiği taktir edilmiştir. Fesih halinde davacı bir tasfiye payı alacak ve şirket tüzel kişiliği sona erecektir.
Ancak kârlılığı devam eden ve ticari hayatta bir yer edinmiş bulunan şirketlerin tasfiyesi milli ekonomi açısından bir kayıptır. Bu sebeple fesih en son çare kabul edilmelidir. Fesih yerine davacı ortağın ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesi halinde hem nizalar sona erecek hem de hakim ortak tek başına işleri yürütüp ticari kazanç elde etmeye devam edecektir.
Davacı ortak da hem sermaye payını hem de varsa kâr ve zarara isabet edecek paylarını ayrılma akçesiyle birlikte almış olacaktır. Bu çözüm makul görülmüş, ve davacının ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmiştir.
Ayrılma akçesinin belirlenmesi için şirket kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişiler 05/07/2017 tarihli raporlarında şirketin kârlılığı bulunduğunu, bugüne kadar kâr payı dağıtılmadığını, diğer ortak ...'un şirkete 386.000 TL borçlu göründüğünü, davacı ortağın kaydi borcunun da 219.000 TL olduğunu, ancak tam ayrılma akçesinin hesaplanabilmesi için şirket aktifinde kayıtlı duran varlıklar olan araçlar yönünden bilirkişi raporu alınması gerektiğini belirtmişlerdir.
Bunun üzerine taşıt ve araçların değeri için görevlendirilen makina mühendisi bilirkişi 04/12/2017 tarihli raporunda şirket aktifine kayıtlı iki aracın toplam değerinin 130.000 TL olduğu konusunda rapor düzenlemiştir.Aktife ilişkin bu rapor üzerine önceki heyetten ek rapor alınmış, bilirkişi heyeti şirketin kârlılık çizgisini ve yarattığı fon kapasitesini de nazara alarak öz varlık tespiti yapmıştır. Buna göre şirketin öz varlığı 859.977,45 TL'dir.
Bundan davacı ortağa düşecek ayrılma akçesi 214.994,36 TL olacaktır. Kaydi duruma göre davacı ortak şirkete 219.000 TL borçlu olduğuna göre ayrılma akçesi talep etme hakkı kalmayacak bilakis 4.005,64 TL borçlu kalacaktır. Davacı taraf şirkete borcun gerçek olmadığını, kaydın gerçeğe uygun tutulmadığını ileri sürmüş, bilirkişi raporunda da kayıtlara dayanak belge bulunmadığı açıklanmıştır.
Bu sebeple davalı şirkete ortağın hangi sebeple şirkete borçlu olduğunu gösteren kayıtları ve dayanak belgelerini sunmak üzere kesin süre verilmiş, kesin süre sonunda sunulan dilekçe ve belgeler değerlendirilmiştir. Davalı şirket vekilinin dilekçesinde de açıklandığı üzere 105.660-TL'lik kısım için belge yoktur. Elden makbuzsuz ödeme yapıldığı ve bunun güven ilişkisine dayalı olduğu söylenmiştir.
Bunun dışında kalan kısım yönünden de ispata yeter belge sayılacak birşey ileri sürülmemiştir. Sebep ve kaynağı açıkça belli olmadan yapılan ödemelerin borç mahiyetinde olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Bu sebeple banka kayıtlarının araştırılmasında yarar yoktur. Banka kayıtları davalı şirket vekilinin sunduğu dökümlerle uyumlu olacaktır. Kayıtlar mahkemeye fikir vermekten uzaktır.
Bu durumda davalı şirketin ortağından 219.000 TL alacağını olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Şirket vekili son oturumda elden verilen borçlar için yemin teklifinde bulunmuşsa da davalı tarafın yemin deliline dayanmadığı nazara alınarak bu konuda işlem yapılmamıştır. Davacı ortağın şirkete 219.000 TL tutarında borcu olmadığı kabul edildiği taktirde şirketin toplam öz varlığı da bu miktardan düşecek ve öz varlığın 640.977,45 TL olması gerekecektir.
Bu miktardan davacı hissesine düşen pay 160.244,36 TL'dir. Davacının ayrılma akçesi ödenmek kaydıyla şirket ortaklarından çıkarılması en uygun çözüm olduğundan aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. Dava fesih ve tasfiye amacıyla açıldığından maktu peşin harç tahsil edilmiştir. Yargılama sırasında resen çıkarma kararı verildiğinden harcı ikmal etmek mümkün olmamıştır.
Bu sebeple hüküm altına alınan ayrılma akçesi toplamı üzerinden hesaplanan bakiye nispi harcın davalıdan tahsili gerekir. Ancak dava değeri harcı yatırılan miktardan ibaret olması gerekeceğinden davacı vekili lehine ayrılma akçesi üzerinden nispi avukatlık ücreti hükmedilmesi uygun görülmemiştir. Fesih ve tasfiye davasının muhatabı şirketin kendisidir. Müdür sıfatı taşısın-taşımasın ortakların taraf sıfatı yoktur. Bu nedenle davalı ... yönünden açılan davanın reddi gerekir.
Başkan ... · e-imzalı · Üye ... · e-imzalı · Üye ... · e-imzalı · Katip ... · e-imzalı
Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2016/934, K. 2018/832, 6 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama