KÜNYE
T.C. Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanlığı
- Esas No
- 2018/162
- Karar No
- 2018/1148
- Karar tarihi
- 19 Eylül 2018
- Esas no
- 2018/
- Karar no
- 2018/
- Başkan
- —
- Üye
- —
- Üye
- —
- Katip
- —
- Davacı
- —
- Vekili
- Av.
- Davalı
- —
- Vekili
- Av.
- Dava
- Menfi Tespit
- Dava tarihi
- 26/01/2018
Karar Metni
1.190 kelime·6 dk okuma·2 bölüm
Mahkememizde görülen davanın açık yargılamasında,
DAVACININ TALEBİ
Davacılar taraf dava dilekçesinde, davacı ...'ın 19/10/2012 tarihinde dava dışı ...'in davalı ...'dan çektiği krediye kefil olduğunu, bu kredinin teminatı olmak üzere davacıya dava konusu olan 390.000-TL tutarında senet imzalatıldığını, kefalet için yürürlükte bulunan mevzuat gereği eş rızasının alınmadığını, bu şekilde kefalet akdinin tanzim edildiğini, durumun davalı bankaya ...
2.Noterliği vasıtasıyla ihtarname ile bildirdiğini, kefillik sözleşmesinin geçersizliği yönünden ...
1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/... sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılamada kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğuna karar verildiğini, bu kararın ... tarafından da onaylandığını, karar gerekçesinde sözleşmenin teminatı olarak verilen senedin de geçersiz olduğunun mahkeme ilamına yazıldığını, söz konusu senedin geçersizliğine karar verilen kredi sözleşmesi için imzalandığını, bu sebeple dava konusu senet dolayısıyla davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmişlerdir.
DAVALININ CEVABI
Davalı taraf davanın reddi gerektiğini savunmuş, davacının 19/10/2012 tarihli kredi sözleşmesinde dava dışı ...'e kefil olduğunu ve bu kefalet dolayısıyla kredinin tediyesini teminen 390.000-TL tutarında dava konusu senedin verildiğini, davacının da bu senede kefil olduğunu, davacının davada hukuki yararının bulunmadığını, zira ...
1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/... esas sayılı dosyasında davacının kredideki kefalet sözleşmesi uyarınca davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, dava konusu senedin görüldüğünde vadeli senet hükmünde olduğunu, kanunda öngörülen sürelerin de geçerek zamanaşımına uğradığını, bu sebeple kambiyo senedi vasfını yitirdiğini, davacı aleyhine başlatılmış icra takibi bulunmadığını, davacının banka başvurmak suretiyle sözkonusu senet ile ilgili sorumluluğunun bulunup bulunmadığının teyit etmeyi talep edebilecekken eldeki davayı açmasında hukuki yararının bulunmadığını,
yine bu sebeple davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmolunması gerektiğini belirtmişlerdir.
DELİLLER ve GEREKÇE: Derdest dava icra takibinden önce açılan ve kambiyo senedine dayanan menfi tespit davasıdır. Davacı taraf dava konusu bono ile davalı bankaya borçlu olmadığını ileri sürmektedir. Kural olarak ispat külfeti davacı tarafın üzerindedir. Zira kambiyo senedi sebepten mücerret olarak kayıtsız şartsız bir borç ikrarını gösterir. Davacı taraf bunun üzerindeki imzasını inkar etmediğinden, menfi tespit iddiasını ancak yazılı delillerle ispat edebilir.
Somut olayda kambiyo senedinin ihdas sebebi olarak davalı banka ile dava dışı ... arasındaki kredi sözleşmesi ve buna bağlı kefalet işlemleri gösterilmiştir. Davacı tarafın iddiasına göre bu bono, kredi verilmesi esnasında kefalet sözleşmesi yapılırken teminat olarak alınmıştır. Davacı taraf banka kredi sözleşmesini T.B.K. 583 maddesine aykırılığı sebebiyle bir menfi tespit davası açmış ve bu dava ...
1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/... esas sayılı dosyası ile görüşülerek karara bağlanmıştır. Kararda davacı ...’ın banka kredi sözleşmesine kefaletin geçersiz olduğuna karar verilmiş ve aynı kararın gerekçesinde dava konusu bono sebebiyle de borçlu olmadığı konusuna değinilmiştir. Bu kararın davalı tarafça temiz edilmesi üzerine ... 19. Hukuk Dairesinin 29.09.2016 gün ve 2016/... esas sayılı kararı ile anılan hüküm eleştirilerek ve gerekçesi düzeltilerek onanmıştır.
Onama gerekçesinde dava konusu olmayan bir husus hakkında gerekçe yazılmasının doğru olmadığına değinilmiştir. Bu onama gerekçesinden yola çıkan davacı taraf da eldeki iş bu davayı açmıştır. Davalı taraf esasen davacının bu bono sebebiyle borçlu olduğunu iddia etmemekte, bilakis asıl borç yönünden menfi tespit kararının kesinleşmesini gerekçe göstererek davada hukuki yarar bulunmadığını ifade etmektedir.
Nitekim aradan geçen süre içinde bono sebebiyle başlatılmış bir takip de yoktur.
Ancak davacı taraf bono sebebiyle dava ve takip tehdidi altında olduğunu düşünmektedir.Davalı tarafın da bono üzerinden alacak iddiası olmaması, bononun ihdas sebebi nazara alındığında asıl borç yönünden verilen menfi tespit kararının kesinleşmesi gerçeği karşısında davacının bono sebebiyle borçlu olmadığını kabul etmek gerekir.Ancak çözülmesi gereken bir hukuki sorun da davacının dava açmakta hukuki yararının olup olmadığıdır. Zira davalı taraf T.T.K.
704/1 maddesi gereğince bononun zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür. Ancak belirtmek gerekir ki kambiyo senetleri için geçerli olan üç yıllık kısa zamanaşımı süresi, sadece kambiyo vasfından kaynaklanan haklar icin geçerlidir. Asıl borç ilişkisi yönünden genel zamanaşımı süresi geçerlidir. Bir kambiyo senedi zamanaşımına uğradığında yazılı delil başlangıcına dönüşür. Buna dayalı olarak dava ve ilamsız takip açılması mümkündür.
Elbette bononun eksik unsurlarının sonradan tamamlanması ve takibe konulması riski de vardır. Davalı bankanın bu riski almayacağı makul çerçevede öngörülebilir olsa da davacı açısından bir kesinlikten söz edilemez. Nitekim uygulamada birçok banka bu türden bonolar alarak kredi ilişkisinin teminatını oluşturmaya çalışmaktadır.
Gerçekte vadeli bir borç bulunmadığı halde yani cari hesap biçiminde işleyen kredi ilişkisinde hesap kat edilmeden alacak muaccel olmayacağı halde önceden alınan bonoların eksik unsurları doldurularak takibe konulmaktadır. Davacının kendini bir takip tehdidi altında hissetmesinin makul olduğu değerlendirilerek davada hukuki yarar bulunduğu takdir edilmiştir.Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da davacının T.M.K.
2’nci maddesinde yazılı dürüstlük kuralına uygun davranış içinde olup olmadığı noktasındadır. Davacı taraf kefillik iradesiyle sözleşmeye imza atmış olmasına ve geçerli biçimde bir bono vererek asıl borçlu yanında müteselsil kefil olmasına rağmen bir şekil eksikliğine, yani kefalete ilişkin yazıların kendi eliyle yazılmamış olmasına istinaden kefillikten kurtulmuştur. Asıl borç yönünden menfi tespit kararı da almıştır.
Üstelik davalı banka bononun sebepten mücerret olduğu iddiasını ileri sürmemiş, açıkça bono sebebiyle talepleri olmadığını beyan etmiştir. Halbuki banka bonoyu davacıya iade etmek zorunda da değildir. İmzaların istiklali ilkesine istinaden diğer imza sahiplerine karşı bu hakkını kullanabilir. Bu durumda davacı tarafın aynı borç ilişkisine dayanmasına rağmen bu davayı uzun bir süreden sonra açması hukuken tartışılabilir.
Fakat dürüstlük kuralına aykırılık sadece davacı yönünden söz konusu değildir. Davalı banka da gerçekte cari hesap şeklinde işlemesi gereken bir kredi ilişkisinde takip kolaylığı için ve ilamsız takibe itiraz riskini ortadan kaldırmak için bono almıştır. Basiretli bir tacir olarak kefalete ilişkin kuralları bilmesi ve uygulaması gereken banka, bu konuda dikkatsiz davranmıştır.
Tarafların karşılıklı bu tutumları yüzünden dürüstlük kuralının her iki taraf yönünden de sonuç doğurmayacağı takdir edilmiştir. Bir hususa daha açıklık getirmekte yarar vardır. Davacı taraf esas borç ilişkisine dair menfi tespit kararı almıştır. Bononun asıl borç ilişkisinden kaynaklandığı sabit olduğuna, her iki tarafın da bunu bildiğine ve ikrar ettiğine bakılırsa ortada uyuşmazlık konusu tek bir alacak vardır.
Davalı banka da bononun sebepten mücerretliğini ileri ileri sürmediğine göre bu irtibat açık ve kesindir. Davacı taraf asıl borç için açtığı davayı kazanmış ve hak ettiği vekalet ücretini de almıştır. O karar ve dava ile bağlantısı kesin olan bono için açtığı ikinci davada nispi avukatlık ücreti takdir edilmesi hakkaniyete aykırı olur.
Davacı taraf hem bono hem kefalet için aynı anda dava açsaydı, uyuşmazlık tek bir alacağa ilişkin olduğundan o miktar üzerinden tek bir vekalet ücreti takdir edilecekti. Bu davanın sonradan ve ayrı biçimde açılması yeni bir nispi vekalet ücreti gerektirmemelidir. Kaldı ki davalı taraf dahi en baştan bono sebebiyle alacaklı olmadıklarını ikrar etmişlerdir. Davalının beyanı açık bir davayı kabul beyanı olmadığından harç ve ücretler genel ilkelere göre belirlenmiştir.
Açıklanan gerekçe ile davacı vekiline maktu vekalet ücreti takdir edilmiştir.
Başkan · e-imzalı · Üye · e-imzalı · Üye · e-imzalı · Katip · e-imzalı
Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2018/162, K. 2018/1148, 19 Eylül 2018 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama