KÜNYE
T.C. Gaziantep 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/120
- Karar No
- 2023/551
- Karar tarihi
- 6 Kasım 2023
- Esas no
- ... Esas
- Karar no
- ......
- Hakim
- ....
- Katip
- ......
- Davacı
- .....
- Vekilleri
- Av......
Karar Metni
1.216 kelime·6 dk okuma·6 bölüm
Av. ....
DAVALI : .... VEKİLLERİ : Av.... Av.......
DAVA
Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 27/03/2023
KARAR TARİHİ : 06/11/2023
GEREKÇE TARİHİ : 01/12/2023
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili 24/03/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; 29/08/2022 tarihinde müvekkilinin bisikleti ile seyir halindeyken plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen aracın çarpması neticesinde müvekkilinini yaralandığını ve malul kaldığını, müvekkilinin zararından davalı kurumun sorumlu olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 500,00-TL kalıcı iş göremezlik, 500,00-TL geçici iş göremezlik, 500,00-TL bakıcı giderinin kaza tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini dava etmiştir. Davalı taraf yasal süresi içerisinde davaya cevap vermemiştir.
GEREKÇE VE KANAAT
Uyuşmazlık 29/08/2022 tarihli trafik kazası sebebiyle sürekli iş göremezlik ve bakıcı gideri tazminatı istemine ilişkindir.
Sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m. 46/I’de özel olarak hükme bağlanmıştır (6098 sayılı TBK m. 54). Bu hüküm gereğince “Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir”. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir.
Sorumluluk hukukunun temel amacı, bir kimsenin mal varlığında iradesi dışında meydana gelen eksilmeleri aynen veya nakden gidererek zarar görenin zarar verici olay sonucunda malvarlığında eksilen değer yerine nitelik veya nicelik yönünden eş bir değer koymaktır.
Zarar görenin malvarlığında eksilen değer yerine aynı nitelikte bir değer konulması mümkün olduğu takdirde bu değer; bu mümkün olmadığı takdirde, nicelik yönünden, yani para ile ona denk bir değer konulur ve zarar verenin yerine getirmek zorunda olduğu bu yükümlülüğe tazminat yükümlülüğü adı verilir. Tazminat yükümlülüğünün, bir diğer ifadeyle zarar verenin ödeyeceği tazminat miktarının tespit edilebilmesi için, öncelikle zararın hesaplanması gerekmektedir.
Zarar görenin malvarlığının zarar verici olaydan sonraki durumu ile böyle bir olay meydana gelmeseydi göstereceği durum arasındaki farkı ifade eden zarar, eşyaya ilişkin olabileceği gibi kişiye ilişkin de olabilecektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zararların da kişiye ilişkin zarar kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Çalışma gücü, zarar görenin iş gücünün, yani beden ve fikir gücünün, gelir getirici şekilde kullanılması demektir. Burada asıl önem arz eden kazanç kaybı veya azalması değil, kazanma gücünün kaybı veya azalmasıdır. Bu kayıp ve azalmadan doğan olumsuz ekonomik sonuçlar, zararı oluşturur (EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 713).
Yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukuk, milletlerarası özel hukuk ve usul hukuku hakkında kanunda düzenlenmiştir. Bu kanunun 48/1 maddesine göre Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır.
Aynı maddenin 2.fıkrasında ise mahkemenin, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutacağı düzenlenmiştir.
Usule ilişkin emredici olan bu hüküm karşısında 16/06/2023 tarihli ön inceleme duruşmasının 3. nolu ara kararı ile davacı yabancı olduğundan 5718 sayılı kanunun madde 48 ve 6100 sayılı kanunun madde 114/1-ğ bendi gereği davacı için 7.000,00-TL nakdi teminatın mahkememiz veznesine depo edilmesi için davacı vekiline dört haftalık kesin süre verilmiş, verilen kesin süre içinde ara karar gereği 7.000,00-TL teminat davacı vekilince ikmal edilmesi, edilmediği takdirde ise bu hususta yeniden süre verilmeyeceğinin ve 6100 sayılı kanunun 115/2 bendi gereğince davanın usulden reddedileceğinin davacı vekiline ihtarı tefhim ile yapılmıştır.
Verilen kesin süre içinde 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun ve 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa uygun olarak depo edilmesine karar verilen teminat, davacının Türkiye'de mükim olması, takdir edilen ikmal edilmemiştir.
Öncelikle uluslararası hukukta mülteci statüsü bulunup mültecilerin, Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair 1951 tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi hükümlerine göre akit devlet mahkemelerine vatandaş gibi serbestçe ve kolayca müracaat etme hakkına sahip olduğu kabul edilse de davacının mülteci sıfatı bulunmamaktadır.
Uluslararası hukukta tanınmış, sözleşmesel olarak kabul edilmiş ve ulusal merciler tarafından kodifike edilmiş "mülteci gibi" adı altında bir statü bulunmamaktadır. Öte yandan karşılıklılık esasına ve 5718 sayılı kanunun madde 48/2 ye göre davacıların teminattan muaf tutulmasını gerektirecek bir düzenleme de bulunmamaktadır.
6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu istinaden çıkarılan “6883 Sayılı Geçici Koruma Yönetmeliği”ne göre ülkemizde bulunan Suriye vatandaşlarının hukuki statüsü ''geçici koruma'' dır. Yürürlükteki mevzuatta Suriye vatandaşları veya ''geçici koruma'' statüsünde olan sığınmacılar için herhangi bir istisna getirilmediğinden davacıların mülteci olduğundan bahsedilemez.
Mülteci kavramı ''1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi''nde tanımlanmış olup Türkiye bu sözleşmeyi coğrafi çekince ile imzalamıştır. 1967 yılında imzalanan New York ek protokolü ile, 1951 tarihli sözleşmenin 1.maddesindeki, "1 Ocak 1951' den önce meydana gelen olaylar sonucunda" ifadeleri çıkarılmıştır. Bu protokol Ülkemizce imzalanmış böylelikle 1951 tarihli sözleşme ile getirilen tarih sınırlandırılması kaldırılmıştır.
1951 tarihli sözleşmeye konulan coğrafi çekince ise halen devam etmektedir. Yani Türkiye'de sadece Avrupa Konseyi üye ülkelerinden gelen sığınmacıları mülteci statüsünde saymaktadır. Dolayısıyla Suriye vatandaşları anılan sözleşme kapsamında değildir ve hukuken ''mülteci'' olarak tanımlanamazlar.
AİHM uygulamasında mahkemeye erişim hakkı kadar silahların eşitliği ilkesine de önem atfedilmektedir.
Mahkemeye göre genel ve geniş kapsamlı bir kavram olan hakkaniyetin en önemli gereği, taraflar arasında “silahların eşitliği”, diğer bir deyişle mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülükler açısından taraflar arasında tam bir eşitliğin sağlanması ve bu dengenin bütün yargılama boyunca korunmasıdır (Del Court/Belçika 1970, Monnel ve Morris/İngiltere 1987, Ekbatani/İsveç 1988).
Şüphesiz usulen ret kararının dayanağını oluşturan teminat, tarafların muhtemel ekonomik durumunu gözetilerek, ikmal edilmesi olağan uygulamadan (2 hafta) daha uzun süreye yayılarak (4 hafta) ve silahların eşitliği ilkesi de göz önünde bulundurularak davanın muhtemelen reddi halinde davalı sigorta şirketinin hak kazanacağı kanuni vekalet ücretleri kadar takdir edilmiştir.
Takdir edilen bu teminatın içinde hazine tarafından karşılanan zorunlu arabuluculuk ücreti ise bulunmamaktadır. Bu yönüyle AİHM perspektifi gereği yargı yetkisi kullanan mahkememizce kamu alacağı olan zorunlu arabuluculuk ücreti hakkında teminat alınmasından sarfınazar edilse de sigorta şirketinin muhtemel ve asgari alacağından sarfınazar edilmemelidir.
Zira sigorta şirketleri sigorta tazminatı alacağı talep edenlerin her talebini her miktara kadar karşılıksız ve delilsiz olarak karşılayan tüzel kişilikler olmayıp ilgili yasalara göre faaliyet gösteren ve zorunlu mali mesuliyet sigortası genel şartlarına göre işletenin 3.kişilere verdiği zararları işletenin kusuru oranında ve poliçe teminatı kapsamında karşılayan şirketlerdir.
Bu sebeple mahkememizce ilgili yasalara göre faaliyet gösteren ve amacı gelir elde etmek olan sigorta şirketinin muhtemel asgari alacağından sarfınazar edilebileceğinden bahsedilemez. Aksi durum, hakimin davayı ilgili hukuk kurallarından ve esastan üstün olan usuli kurallardan bağımsız olarak olarak yürütebileceği anlamına gelir ve bu yöntemin hukuki olduğundan söz etmek mümkün değildir.
Tüm bu açıklamalar bir arada değerlendirildiğinde davanın 5718 sayılı kanunun madde 48 ve 6100 sayılı kanunun madde 114/1-ğ bendi gereği usulden reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Gaziantep 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/120, K. 2023/551, 6 Kasım 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama