KÜNYE
T.C. İstanbul 1.FİKRÎ Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Karar tarihi
- 28 Şubat 2024
- Esas no
- 2022/1 Esas
- Karar no
- 2024/76
- Dava
- Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 03/01/2022
Karar Metni
3.104 kelime·16 dk okuma·4 bölüm
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
İDDİA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirketin Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli "...", "¸", "... ¸ " ibareli tanınmış markalarına vaki tecavüzün durdurulması, men’i ve ref’i, davalıların haksız eylemlerine son verilerek "...", "¸", "... ¸ ", "..." ve ve "..." ibaresi/görselini taşıyan tüm ürünlere el konularak toplatılması, bu ibarenin her türlü ürün ve tanıtım aracından çıkartılması, bunun imkansız olması halinde bunların imhası ile, davalı tarafa ait, TürkPatent nezdinde tescilli 2018 48131 ve 2021 063090 sayılı markaların hükümsüzlüğü ve sicilden terkinine karar verilmesi taleplerinden ibarettir.
SAVUNMA
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin tüm isnatlarını reddettiklerini, davanın yerinde olmadığını reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Bilirkişiler 21/11/2022 tarihli bilirkişi raporlarında; davalı yana ait dava konusu ... ve ... kod numaralı markaların SMK 6/1, 6/4, 6/5. Maddeleri çerçevesinde hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğunun değerlendirilebileceğini, dosya münderecatından davalı yanın dava konusu marka başvurularını gerçekleştirir iken kötüniyetli olduğunu gösterir herhangi bir verinin tespit olunamadığını, bu çerçevede davalı yana ait dava konusu markaların SMK 6/9 hükmü kapsamında hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğundan bahsedilemeyeceği ancak konu hakkındaki nihai takdirin yalnızca mahkemeye ait olduğunu, davalı yanın markasal kullanımlarının davacı yana ait tescilli markalara tecavüz teşkil eder
mahiyette olduğunun değerlendirilebileceğini bildirmiştir.
Bilirkişiler 15/08/2023 tarihli bilirkişi raporlarında; davalı yana ait dava konusu ... ve ...kod numaralı markaların SMK 6/1, 6/4, 6/5.
Maddeleri çerçevesinde hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğunun değerlendirilebileceği, dosya münderecatından davalı yanın dava konusu marka başvurularını gerçekleştirirken kötüniyetli olduğunu gösterir herhangi bir verinin tespit olunamadığı, bu çerçevede davalı yana ait dava konusu markaların SMK 6/9 hükmü kapsamında hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğundan bahsedilemeyeceği ancak konu hakkındaki nihai takdirin mahkemeye ait olduğu,
davalı yanın markasal kullanımlarının davacı yana ait tescilli markalara tecavüz teşkil eder mahiyette olduğunun değerlendirilebileceği, bu yönde önceki 21.11.2022 tarihli bilirkişi heyetinin raporuna aynen katıldıkları yönünde görüş ve kanaatlerini bildirmişlerdir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE
Dava konusu uyuşmalık; Dava konusu uyuşmazlığın; davalı adına ... ve ... nolu markaların hükümsüzlüğü , davacı markasına yönelik tecavüz ve haksız rekabet eyleminin durdurulması, meni, refi, ve tedbir kapsamında açıldığı anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamı incelendiğinde; uyuşmazlığın esasını teşkil eden yukarıda tespitleri yapılan taleplere karşın, davalı taraf cevap dilekçesi, devam eden beyanlarında ve sunulu uzman raporunda “...” ibaresi ve bir spor dalının adı olması ve ticari hayatta farklı firmalarca da kullanılıyor olduğu sebebiyle jenerik, zayıf marka statüsünde olduğu, dolayısıyla bu ibarenin kimsenin tekeline bırakılamayacağını, savunmuştur.
Ancak davacı markasının, davalı tarafın dilekçelerinde iddia ettikleri gibi jenerik ibarelerden oluştuğu hususunun söz konusu olabilmesi için, davalı tarafça sadece bir spor dalının adı olarak ifade edilmesi yeterli değildir. Zira davacı markasını oluşturan ibarelerin jenerik markanın da zayıf marka olarak kabul edilebilmesi için, davacı markası için 6769 sayılı SMK’nın 5/1- b - c - d madde hükümlerinde yer alan durumlardan birinin söz konusu olması gerekmektedir.
Dolayısıyla ... markasının SMK'nın 5/1-b ve 5/1-c madde hükümleri anlamında ayırt ediciliğinin bulunup bulunmadığı hususunun evvela incelenmesi gerekmektedir.
Davalı tarafın davacı markasının ayırt ediciliğinin bulunmadığı yönündeki iddiaları SMK'nın 5/1-b madde hükmünde yer almış olup, bu madde hükmündeki ayırt edicilik kavramı ise SMK m.4'te düzenlenmiştir.
Bir işaretin marka olabilmesinin ilk şartı, işaretin "şekli" anlamda tescile elverişli olmasıdır ve maddede gecen ayırt edicilik işaretin "soyut ayırt ediciliği"nin bulunmasıdır. Diğer bir anlatımla, tescili istenen mal ve/veya hizmette bakılmaksızın bunlardan bağımsız olarak işaretin SMK md. 4'de belirtilen marka olma kriterlerine haiz alarak bir teşebbüsün mal ve hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal ve hizmetlerinden ayırt etmeye ve tescile elverişli olması halidir. Bu bağlamda davacı markalarının çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen, marka vasfına ve soyut ayırt ediciliği sahip olup sicilde gösterilebilmeye elverişli işaretler olduğu kuşkusuzdur.
Diğer yandan, bir işaretin soyut ayırt ediciliğinin bulunması, o markanın otomatikman tüm mal ve hizmetler bakımından da somut ayırt ediciliği olduğu sonucunu da doğurmayacaktır. Keza doktrinde de de bir markanın ayırt edici işaretin marka olarak. nitelendirilmesi ile SMK uyarınca marka olarak tescili ve korunmasının farklı hususlar olduğu belirtilmiş olup, bu bakımdan markanın tescili talep edilen mal ve/veya hizmetler bakımmdan somut ayırtediciliğinin olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Somut ayırt edicilik kavramı ise 5/1-c madde hükmü anlamındaki ayırt ediciliktir.
6769 sayılı SMK'nın "Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler marka olarak tescil edilemez" hükmünü haiz 5/1-c madde hükmü anlamında değerlendirme yapılırken, öncelikle ve esasen, tescilin talep edildiği mal grubu açısından bir cinsi veya çeşidi ifade edip etmediği araştırılmalıdır.
Yargıtay 11.HD'nin yerleşik içtihatlarına göre.
"Tescili istenen işaretin tanımlayıcı kabul edilmesi için, işaretin ilgili mal ve hizmetle sıkı ilişkisi sebebiyle malın veya hizmetin bir özelliğini veya kompozisyonu refleks halinde derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmekte olup, bir mal veya hizmeti doğrudan çağrıştırmayan ancak telmihte bulunan yani hatırlatan veya üstü kapalı şekilde anımsatan kelimelerin tescili engellenemez" (Yargıtay 11.HD.nin 23.11.2006 tarih E.2006/8414 K.2006/7247 s. Kararı, Yargıtay 11.HD'nin 15.03.2007 tarih E.2006/8084 K.2007/4516 sayılı kararı, Yargıtay 11.HD 16.11.2007 tarih E.2006/12093 K.2007/114417 sayılı kararı,
Yargıtay 11.HD'nin 4.12.2009 tarih E.2009/11093 K.2009/12455 sayılı kararı, ve Yargıtay 11.HD.'nin 15.10.2009 tarih 2008/466 2009/10625 s. Kararı, Yargıtay 11.HD.'nin 15.10.2009 tarih 2008/466 2009/10625 s. Kararı).
Hükümsüzlüğü talep edilen işbu markalarda ... münhasıran asli ve baskın unsur olduğu olduğu ; ... kelimesi veya ... oyuncusunu andıran şekil, hükümsüzlüğü talep edilen emtialara ilişkin ürünlerden hiçbirisinin münhasıran adı, cinsi, çeşiti, vasfı veyahut bu malların kalitesine, miktarına, amacına, değerine, coğrafi kaynağına, üretim/sunum zamanına, karakteristik bir özelliğine işaret eden bir kelime değildir. ... yapılırken eyer,
kamçı gibi deriden imal edilen eşyaların da kullanılıyor olmasından bahisle davalının ... ibaresini de ihtiva eden veya ... oyuncusunu andıran şekil markalarının deriden veya taklit deriden mamül tüm eşyalar için otomatikman tanımlayıcı olduğu ve ayırtediciliğinin bulunmadığı varsayılmamalıdır.
Tekraren, Yargıtay 11.HD'nin yerleşik Kararına göre "Tescili istenen işaretin tanımlayıcı kabul edilmesi için, işaretin ilgili mal ve hizmetle sıkı ilişkisi sebebiyle malın veya hizmetin bir özelliğini veya kompozisyonu refleks, halinde derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmekte olup. bir mal veya hizmeti doğrudan çağrıştırmayan ancak telmihte bulunan yani hatırlatan veya üstü kapalı şekilde anımsatan kelimelerin tescili engellenemez. ... kelimesi veya ... oyuncusunu andıran şekil unsurunun, ... sporu veya Davalının tescil kapsamında bulunup hükümsüzlüğü talep edilen ürünler ile sıkı bir ilişki içinde olmadığı;
ilgisinin dahi bulunmadığı; ilgili alıcı kitlesi olan ortalama dikkat ve özene, eğitime haiz vasati alıcı ve nihai tüketicilerin aklına refleks halinde derhal doğrudan, bir başkasının hatırlatmasına gerek olmadan. -hatırlatma ve üstü kapalı şekilde anımsatmaktan öte; tescile konu emtiayı getireceğinin düşünülemeyeceği; tanımlayıcı kabul edilemeyeceği ve dolayısıyla hükümsüzlüğü talep edilen emtia bakımından ayırtedici olduğu kanaatine varılmıştır.
Davalı taraf ayrıca, davacı ve davalı markasında ortak yer alan "..." ibaresinin, ticari hayatta farklı firmalarca da kullanıldığından bahisle, tek başına ayırt ediciliğe sahip olmadığını iddia etmiştir.
Burada da ilk bu ibareyi kullananın davacı olduğu açıktır. İlaveten bahse konu firmaların bir veya bir kaçıyla davacının anlaşması ve ayırt ediciliği düşürmemek kaydıyla benzer markaları kullanmasına izin vermesi diğerlerinin de bu markayı kullanma imkanının olduğu anlamına gelmemektedir.
Ayrıca davalı yanın bu iddiası ayrı davaların konusunu oluşturabilecek mahiyette bir durum olup başka firmalar tarafından polo ibarelerinin kullanılması, bu davanın konusunu oluşturmayıp, itirazları bu meyanda yerinde görülmemiştir.
Davacıya ait "..." markasının, dava dilekçesi ile birlikte sunulan Yerel Mahkeme kararları ve diğer tüm deliller ile de anlaşılacağı üzere dünya çapında tanınmış bir marka olması ve bu nedenle yüksek bir ayırt ediciliğe sahip olması ve zayıf marka olarak kabul edilemeyeceği açık olup, nitekim dosya kapsamına alınan 2 ayrı bilirkişi raporunda da davacı markasının tanınmış marka olduğu, zayıf marka olmadığı, ayırt ediciliğe sahip olduğu açıkça tespit edilmiş, ayrıca mahkememizce uyap üzerinden resen davacının davacı olarak yer aldığı emsal dava dosyaları incelendiğinde de kesinleşen çok sayıda emsal mahkeme kararlarında davacı markasının tanınmış marka olduğu, zayıf marka olmadığı, yüksek ayırt ediciliğe sahip olduğu anlaşılmaktadır.
... BAM 20. Hukuk Dairesi'nin 2021/1775 Esas, 2023/1693 Karar sayılı ilamı;
Taraf markalarında ortak unsur olarak bulunan "... kelimesinin" “At üzerinde sopayla oynanan bir tür top oyunu, çevgen.” anlamına
geldiği, ... ibaresinin davacı markalarının tamamında ayırt edici esaslı unsur konumunda bulunduğu, davalı markasının ise "..." asli unsuru ile “...” anlamına gelen "..." kelimesinden türetildiği, çekişme konusu ... sınıftaki hizmetler bakımından "..." ibaresinin ayırt edici nitelikte bulunduğu, markaların görsel, işitsel ve kavramsal açıdan benzer olması dolayısıyla aralarında iltibasa yol açacak şekilde benzerlik bulunmakta ise de, davalı başvurusunun kapsadığı “35/01 Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler, ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri, reklam amaçlı tasarım hizmetleri;
alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri.
35/04 Açık artırmaların düzenlenmesi ve gerçekleştirilmesi hizmetleri.” ile davacının itiraza ve davaya mesnet markalarının mal ve hizmet listeleri farklı ve ilişkisiz hizmetler içerdiğinden, taraf markaları arasında iltibas tehlikesinin bulunmadığı, bu durumda mahkemece uyuşmazlık konusu 35. sınıf hizmetler yönünden, tarafların markaları arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunmadığının kabul edilmesinin isabetli olduğu anlaşılmaktadır.
İstanbul BAM 44. Hukuk Dairesi'nin 2020/1795 ESAS, 2023/1173 Karar sayılı ilamı
Davalı taraf markasını TPE nezdinde 29/12/2014 tarihinde başvurarak tescil ettirmiş olduğundan, davacı markasının tanınmışlığının tespitinde bu zaman biriminin dikkate alınması gerekmektedir.
Davacı tarafın Türkiye'de çok sayıda marka tescili bulunduğu özellikle şekil ibaresinin yer aldığı markaların 1990 ve 1991 yılından bu yana tescilli olduğu, dünyanın çeşitli ülkelerinde 1989 yılından bu yana davacının markasının 25. sınıfta yer alan emtialarda tescilli olduğu, dünyanın pek çok ülkesinde mağazasının bulunduğu anlaşılmıştır. Davacının "..." markasının tanınmış marka konumunda bulunduğuna dair kesinleşmiş yargı kararları mevcuttur. ( ...
3. FSHHM’nin ...E. – ...K. sayılı ilamında davacı şirketin “...” markasının 556 sayılı KHK’nın 8/4 ve 7/i madde hükümleri anlamında tanınmış marka olduğu, ... 2. FSHHM’nin ...E. – ..K. sayılı ilamında da hem “...” markasının hem de “şekil ¸” markasının, 556 sayılı KHK’nın 8/4 ve 7/i madde hükümleri anlamında tanınmış marka olduğuna karar verilmiştir.)
Somut olayımıza konu, davacının markasının Türkiye'de de satışı yaygın olarak gerçekleştirilen, önde gelen alışveriş merkezlerinde bulunan mağazalarda satışa sunulan yıllardır tekstil sektöründe var olan bir markadır. Ülkemizde ve dünyadaki uzun süreli kullanımı, kuvvetli reklam, kaliteli ve yaygın dağıtım kanalları aracılığıyla tanınmış marka vasfı kazanmış olan bir işarettir. Davalının markanın tanınmışlığından faydalanarak, hiçbir masraf ve çaba göstermeden markanın bilinirliğinden haksız olarak yararlanma ihtimali mevcut olduğundan mahkemece davanın kabulü ile davalıya ait markanın tüm sınıflarda hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesi hukuken yerindedir.
İstanbul BAM 44. Hukuk Dairesi'nin 2020/1400 ESAS, 2022/1824 Karar sayılı ilamı
Saptanan ve hukuksal durum karşısında; davalıya ait her iki markanın davacının seri markalarının esas unsuru olan "..." ibaresini birebir içerdiği, buna bağlı olarak işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzer oldukları, davalının markalarının .... ve ... sınıfta tescilli oldukları, davacının ... numaralı "..." markasının da ... sınıfta "müşterilerin çeşitli malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri" için tescilli olduğu,
yine ... numaralı "...", ... numaralı "...+ Şekil", ... numaralı "....+ Şekil", ... numaralı "...", ... numaralı "Şekil" markalarının da 18. sınıfta davalının markaları ile benzer mal ve hizmetler için tescilli oldukları, davacının markalarının tüm dünya genelinde sektöründe belli bir tanınmışlık düzeyine ulaşmış olduğu, davalının markalarını tescil ettirdiği tarihte bilinen bir marka olduğu, bu nedenle davalının marka tescillerinin kötü niyetli olduğu,
davalı tarafından "..." ibaresinin bir spor dalının tanımlayıcı jenerik sözcük olduğunu iddia ederek bu ibarenin kullanımının davacının tekeline bırakılamayacağını savunduğu ancak davacının markasını uzun süredir kullanmak suretiyle ayırdedicilik kazandırdığı, yine markalar hükümsüz kılınmadığı sürece davacının marka korumasından yararlanacağı, davalının markalarının davacıya ait seri markalardan birisi gibi algılanabileceği, davalının markalarında "..." ibaresinin yanında kullanılan "..." ve "..." ibarelerinin kelime anlamları bulunmamakla ayırt edici nitelikte olmadığı,
tarafların markalarının karıştırılma ihtimali bulunduğu muhakkak olduğu belirlenmekle davalı istinaf nedenleri yerine görülmemiş, davalının markalarının hükümsüzlüğüne karar verilmesi yönündeki ilk derece Mahkemesinin kararı isabetli bulunmuştur.
Sonuç olarak tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
Yukarıda tespiti yapılan yüksek mahkeme kararlarında da esasen davacının markasının tanınmış marka olduğu, davacının markasını uzun süredir kullanmak suretiyle ayırdedicilik kazandırdığı ve zayıf marka olmadığı kesinleşmiş mahkeme kararları ile tespit edilmiş olup, dosya kapsamına alınan bilirkişi raporları ile de bu husus net bir şekilde tespit edilmiştir.
Somut olaya ve davalının tescilli markaları ile fiili kullanım durumları yönünden konuya tekrar dönülecek olursak; bilirkişi raporlarında da tespit edildiği üzere ... markasının pek çok ülkede kaydının bulunduğu ve dünyanın her yerinde uzun yıllardır satışta olduğu görülmektedir. Davacının internet sitesi de davalıdan çok önce kurulmuş durumdadır.
Bunun yanında bilirkişi heyetince internet ortamında yapılan incelemede ve sektör bilirkişinin incelemesinde 2018 yılından önce davalının .. markası ile ürünlerine rastlanmamaktadır. Davalının Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde de en eski tescilinin... NOLU olduğu; kısacası ... adıyla piyasa ürünleri bulunan davalının 2018 yılından sonra davaya konu ... adları ve markasıyla çanta çıkarmaya başladığı tespit edilmiştir.
Bu yönden davalının İm-polo marka kullanımının eskilere dayandığı yönündeki iddiaları doğrular nitelikte bir tespite elverişli delil sunulmamıştır. Davalının en eski kullandığı marka ... markasıdır.
Davacının kullandığı ... ibaresi ile davalının ... markasını birbirinden ayıran farklılıklar bilirkişi raporlarında da isabetle bahsedildiği üzere; ... ibaresinin davalıda ön takı olarak bulunması ve ... farklılıklardır.
Davalının kullandığı soyadında yer alan im ibaresinin tek başına zayıf bir öntakı ve ad olduğu ortadadır. Öte yandan davalının bu zaten zayıf öntakı niteliği arz eden ... takısını açıkça – işareti kullanarak ayrı yazması da ayırt ediciliği önemli derece de düşürmektedir. Burada... şeklindeki yazımda vurgunun ... isminde olduğu açıkça görülmektedir. Öte yandan pek çok üründe davacının ürünleri ile aynı şekilde altın rengi veya siyah renklerin marka vurgusunda kullanılması görsel benzerliği arttırmaktadır.
Aynı şekilde çağrışım açısından da ... takısının davalının markasında olmasını tek başına bir ayırt edici nitelik arz etmediği ortadadır.
Hükümsüzlüğe konu diğer markada da asli unsur olarak polo ibaresi yer almakta olup, diğer markada olduğu gibi ... figürünün aynı şekilde yer aldığı, yine her iki markada da marka kelime vurgusunun ... ibaresinin üzerinde olduğu,... ibaresinin markayı davacı markasından uzaklaştırmadığı, davalının at figürünün ... şeklinde değil at kafası şeklinde olması da ayırt ediciliği ortadan kaldırmadığı anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı yana ait hükümsüzlüğü talep edilen markaların davacı yana ait markalarda olduğu üzere “...” unsurunu asli olarak ihtiva ettikleri, markada yer alan sair unsurların tali mahiyette olduğu ve markaları davacı yanın markasından uzaklaştırmadığı, hükümsüzlüğü talep edilen markalarda yer alan at kafası şeklinde olan figürünün markaları davacı yanın tanınmış markasına yaklaştırır mahiyette olduğu; bu çerçevede karşılaştırmaya tabi
markaların benzer olduğu değerlendirilmek ile birlikte; markaların aynı/benzer hizmetlerde kullanılmasının karıştırılma ihtimaline sebebiyet verebileceği, hülasa ... ve ... tescil numarası ile kayıtlı markaların SMK 6/1, 6/4 ve 6/5 maddeleri kapsamında hükümsüzlüğü için gereken koşulların oluştuğu mahkememizce değerlendirilmiş, bu yönde aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir.
Davacı taraf her ne kadar davalı markalarının tescilinin kötüniyete dayandığını beyan etmiş ise de; alınan her iki bilirkişi raporunda da tescilin kötüniyet ile yapıldığına ilişkin bir veri bulunmadığı yönünde tespit yapılmış, alınan bilirkişi raporlarına ilişkin davacı tarafın itirazı da bulunmamıştır. Anılı sebeplerle davalı lehine oluşan kazanılmış hak durumu da nazara alınarak SMK 6/9 madde kapsamındaki talebin reddine karar verilmiştir.
Davalı vekili her ne kadar sunulu uzman raporunun, dosya kapsamındaki bilirkişi raporları ile çeliştiğini ifade etmiş ise de; uzman raporundaki değerlendirmelerin hukuki mahiyette kaldığı, uzman raporundaki tespitlerin aksinin mahkememizce tek tek tespit edildiği, ayrıca uzman raporunun ilk alınan bilirkişi raporu ile çeliştiği kabul edilse dahi, ikinci kez alınan bilirkişi raporu ile çelişkilerin giderildiği, alınan her iki bilirkişi raporu ile de aynı minvalde tespitler yapıldığı anlaşılmakla, davalı yanın bu yöndeki itirazlarının reddine karar verilmiştir.
Davalının eylemi aynı zamanda haksız rekabete de neden olmuştur. Bir eylemin haksız rekabet olarak nitelendirilmesi için taraflar arasında dar anlamda rekabet ilişkisinin olmasına, yani tarafların aynı sektörde olmalarına ve birbirlerine rakip konumda olmalarına gerek yoktur (POROY R/ YASAMAN H, Ticari işletme Hukuku, 15. Bası, İstanbul 2015, s. 334; NOMER ERTAN, F, Haksız Rekabet Hukuku, İstanbul 2016, s. 115).
Yasal mevzuatta da işaret edildiği üzere TTK m. 54 hükmü, haksız rekabetin tanımlanmasında “dürüstlük kuralı”nı temel kriter olarak görmüştür. Buna göre bir eylemin haksız rekabet olup olmadığının belirlenmesindeki, o eylemin dürüstlük kuralı ile örtüşüp örtüşmediğine bakılmalıdır. Haksız rekabetin genel tanımını veren bu hükmün yanı sıra, TTK m. 55 hükmü uygulamada sıkça karşılaşılan haksız rekabet hallerini sınırlayıcı olmayacak şekilde saymıştır.
Bununla birlikte TTK m. 55’te sayılan haksız rekabet hallerinin sınırlayıcı olmadığı, sadece TTK m. 54/2’de belirtilen haksız rekabet eyleminin örnekseme yoluyla sayılmış örnekleri olduğu açıktır. Ayrıca TTKm.55 özel olarak bazı haksız rekabet eylemleri sayılmıştır.
Bunlardan TTK m.55/4’de yer alan “Başkasının malları, işi ürünlerini, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindeki eylem açısından davalı tarafın eyleminin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu hükmün uygulanabilmesi için, bir kimsenin bir başkasının iş ürünlerini, mallarını, faaliyet veya eylemlerini veyahut haklı olarak kullandığı işaretlerini haksız yere vere karıştırılmaya sebep olacak şekilde kullanması gerekli ve yeterlidir.
Dosya kapsamına alınan her iki bilirkişi raporunda da davalı tarafın hükümsüzlüğü talep edilen tescilli markaları olan ... ve ...ibareli olan markasal kullanımlarının marka hakkına tecavüz teşkil ettiği, söz konusu fiili kullanımların yukarıda açıklandığı üzere karıştırılmaya sebebiyet vereceği, davalı kullanımlarının haksız kullanım olduğu davalının tescilli olduğu markanın emtia sınıfı(...
Sınıf) ile fiili kullanımın, davacıya ait tanınmış markaların tescillendiği ve faaliyet gösterdiği aynı mal ve hizmet grubu kapsamında olduğu, davacıya ait markaların ve karıştırılmaya sebebiyet verecek şekilde kullanıldığı hususunun her iki bilirkişi raporunda da belirlenmesi sebebiyle davalı eylemlerinin aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiği, her iki bilirkişi raporunda da davalının marka hakkına tecavüz teşkil eden kullanımlarının da denetime elverişli olarak belirlendiği anlaşılmakla, davacının tanınmış markalarına vaki tecavüzün ve haksız rekabet teşkil eden eylemlerin durdurulması,
men’i ve ref’i, ile bahsi geçen markaların hükümsüzlüğüne ilişkin sübut bulan davanın aşağıda belirtildiği üzere kabulüne dair karar verilmiştir.
Katip ... · ¸e-imzalıdır Hakim ... · ¸e-imzalıdır
İstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2022/1, K. 2024/76, 28 Şubat 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama