KÜNYE
T.C. İstanbul 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
- Karar tarihi
- 26 Mart 2026
- Esas no
- 2024/209 Esas
- Karar no
- 2026/73
- Dava
- Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 18/10/2024
Karar Metni
995 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili, müvekkilinin “...” markasını 2007 yılından bu yana eğitim sektöründe kesintisiz, yoğun ve fiili olarak kullandığını, markanın kullanımının; anaokulu, kreş, dil okulu, özel öğretim kursları ve özel okul faaliyetlerini kapsadığını, markaya ayırt edicilik ve bilinirlik kazandırıldığını, bu kullanımın faturalar, teşvik belgeleri, sosyal medya kayıtları ve önceki mahkeme kararlarıyla belgelendiğini, müvekkilinin markanın tescilinden çok önce kazanılmış hakka sahip olduğunu ve gerçek hak sahibi olduğunu, her iki markanın esas ve ayırt edici unsurunun “...” ibaresi olduğunu,
davalı markasındaki “yayın yapım tanıtım” ifadesinin tamamlayıcı ve ayırt edici olmayan bir unsur olduğunu, tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin yüksek olduğunu, markaların aynı sektörde - aynı sınıfta ve aynı hedef kitleye hitap ettiğini, müvekkili lehine verilmiş olan ... 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin ...Esas - ...
Karar sayılı kararının, davacının “...” ibaresi üzerinde önceye dayalı hak sahibi olduğunu ve iltibas tehlikesinin bulunduğunu beyan ederek dava süresince ihtiyati tedbir uygulanarak davalı markasının satış, devir ve lisans işlemlerinin durdurulmasına, ... numaralı markanın .... sınıf yönünden hükümsüzlüğü ve sicilden terkinine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketin 1991 yılında kurulduğunu, davacının iddia ettiği 2013 tarihinden çok önce sektörde yer aldığını, “...” ibaresinin müvekkili adına tescilli olduğunu, davacının 2013’ten itibaren tescilsiz kullanım yaptığını beyan ettiğini, bu beyanın müvekkiline ait markanın izinsiz kullanıldığının ikrarı niteliğinde olduğunu, 1991’den bu yana “...” ibaresini basılı yayınlarda, organizasyonlarda, ticari belgelerde kesintisiz ve ispatlı şekilde kullandığını, bu itibarla davacının “gerçek hak sahipliği” iddiasının hukuken mümkün olmadığını, davacının markasının “...” olduğunu,
müvekkilinin markasının “...” olup daha eski ve tescilli olduğunu, dolayısıyla faaliyet alanlarının tamamen farklı olduğunu, müvekkili şirketin yayıncılık, medya, organizasyon işiyle çalışmalar yaptığını, davacının ise özel okul / eğitim işletmeciliği alanında çalışmalar yaptığını, hedef kitle, sektör ve ticari çevrenin örtüşmediğini, yine logoların görsel olarak benzemediğini, ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali bulunmadığını, davacının ... iddiasının dava konusu marka ile ilgili olmadığını, davanın “...” değil, müvekkilinin ticari unvanı ve tescilli markasıyla ilgili olduğunu,
dolayısıyla somut olayda iltibas tehlikesi olmadığını, davacının dayandığı ... 4. FSHHM'nin kararında taraflarının farklı olduğunu, dolayısıyla yerel mahkeme kararlarının emsal teşkil etmeyeceğini beyan ederek davanın reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Tarafların bildirdikleri deliller toplanmış, bilirkişi incelemesi yaptırılarak bilirkişi raporları dosya içerisine ibraz etmiştir.
Mahkememizin 14/02/2026 tarihli bilirkişi raporunda; "...davalının Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... tescil numaralı “... limited şirketi” ibareli markasının davacının Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... numaralı ile tescilli “...”, ... numara ile tescilli “...”, ... numara ile tescilli “...” markaları ile benzer olmadığı, SMK md. 6/1 ve md. 25/1 uyarınca hükümsüzlük ve sicilden terkin şartlarının oluşmadığı..." yönünde görüş ve kanaate ulaştıklarını belirtmişlerdir.
Dava; davalıya ait ...numaralı markanın hükümsüzlüğü, sicilden terkini, markanın satışı, devredilmesi, rehnedilmesi veya lisansa konu olmasının önlenmesi istemlerine ilişkindir.
Davacı adına ... başvuru tarihli ... numaralı ”...” markasının .... sınıflarda tescilli olduğu, ...başvuru tarihli ... numaralı ”...” markasının ... sınıfta tescilli olduğu, ... numaralı 19.12.2017 başvuru tarihli ”...” markasının ... sınıfta tescilli olduğu, ... numaralı ... başvuru tarihli ”...” markasının .... sınıfta tescili olduğu, davacının “...” ibareli başka marka tescillerinin de bulunduğu, davacının ... ibaresini eğitim öğretim hizmetlerinde 2013 yılından beri tescilsiz olarak kullandığı, ayrıca dosya kapsamından davalı adına hükümsüzlüğü talep edilen ... numaralı “...şirketi” markasının davalının 1991 yılından beri kullandığı ticaret unvanı olduğu anlaşılmaktadır.
Davalı adına kayıtlı ... başvuru tarihli ...numaralı “... şirketi” markasının ... Sınıflarda tescil olduğu, yine 02.06.2000 başvuru tarihli ...numaralı ”...” markasının... sınıflarda tescil edildiği anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamı, taraflarca sunulan deliller ve yukarıda özetlenen bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde, davacının tescilli ”...”, ”...”, ”...” markaları ile davalının hükümsüzlüğü talep edilen “... şirketi” markası arasında markaların bütünü itibariyle bıraktığı izlenim dikkate alındığında görsel, fonetik ve anlamsal olarak benzer olmadıkları, davacının “...” ibareli markalarının .... sınıfta “Eğitim ve öğretim hizmetlerinde” koruma altında olduğu, davalı adına hükümsüzlüğü talep edilen “.... şirketi” markasının .... sınıflarda tescil edilmiş olduğu,
davacının eğitim öğretim hizmeti verdiği ve bu hizmetlerde markasını kullandığı, davalının ise yayıncılık alanında hizmet verdiği, sonuç olarak her iki tarafın markalarının ... sınıfta “Eğitim ve öğretim hizmetlerinde” aynı sınıfta korunduğu ve farklı alanlarda kullanıldığının anlaşıldığı, yapılan bilişim incelemesinde davacıya ait ... ve davalıya ait ...ve internet alan adlarının birbirini taklit edecek veya çağrıştıracak yapıda olmadığı ve alan adlarının içerik, uzantı ve kullanım amacı itibarıyla farklı sektörlere hitap ettiği tespit olunduğu, dolayısı ile teknik olarak domain bazlı bir karıştırılma ihtimalinin de bulunmadığı,
davalının internet içeriklerinin yayıncılık, medya, organizasyon, sektörel içerik odaklı olduğu, davacının internet içeriklerinin ise eğitim, okul, akademik faaliyet odaklı olduğu, sayfa yapıları, menü başlıkları, kullanılan terminoloji ve kullanıcı akışlarının tamamen farklı olduğu, dolayısıyla ortalama bir internet kullanıcısının iki siteyi aynı ticari kaynağa bağlamasının mümkün olmadığı, tarafların logoları karşılaştırıldığında davacı logosunun eğitim temalı bir görsele sahip olduğu, logoların tipografi, renk paleti, grafik stil, yerleşim ve tasarım gibi bakımından birbirinden açıkça ayrıldığı,
dijital ekranlarda ilk bakışta ayırt edilebilirliğin yüksek olduğu, arama motorları sonuçlarında her iki tarafın markasının vermiş olduğu sonuçların sektör bazlı ayrıştığı, eğitim aramalarında davacının medya yayın aramalarında ise davalının öne çıktığının tespit olunduğu, tarafların sosyal medya hesap adları, içerik türleri ve hedef kitlelerinin örtüşmediği, kullanıcıların yanlış hesaba yönelmesini doğuracak bir teknik yapının bulunmadığı,
firmaların hizmet verdiği kitlenin özel bir tüketici grubu ya da uzmanlık/ihtisas sahibi bir tüketici grubu olmadığı ve bu sebeple ortalama tüketici kitlesinin dikkate alınmasının gerektiği, bu doğrultuda markalar arasında karıştırılma ihtimalinin ve iltibasın bulunmadığı kanaatine varılarak, davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis olunmuştur.
Katip ... · ¸ Hakim ... · ¸
İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2024/209, K. 2026/73, 26 Mart 2026 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama