KÜNYE
T.C. İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 14 Ekim 2025
- Esas no
- 2025/372 Esas
- Karar no
- 2025/675
- Dava
- Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 23/05/2025
Karar Metni
2.064 kelime·10 dk okuma·1 bölüm
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Tarafların Talepleri
Davacı vekilinin 23/05/2025 tarihli dava dilekçesinde özetle: müvekkili ile davalı şirketin 08.06.2010 tarihli bayilik sözleşmesi ve sözleşmenin ayrılmaz eki olan genel esaslar ve şartlar konulu sözleşme imzalandığını, bayilik sözleşmesinin 1/1.3 maddesine göre anlaşmanın 08.06.2010 tarihinde başlayıp 08.06.2015 tarihinde bittiğini, sözleşmenin 1/1.3 maddesi gereğince davalının temin edeceği her nevi benzin, motorin, madeni yağ, gresler, hidrolik fren yağı ve antifriz satacağını ve ayrıca 13.07.2010 tarihinde otogaz bayilik anlaşması imzalandığını, sürenin 5 yıl olduğunu, bitiş tarihinin 13.07.2015 tarihi olduğunun açık olduğunu,
bu anlaşmaya göre davalı şirketin otogaz satacağını, Bayilik sözleşmesinin icra edileceği taşınmaz ... ili, Merkez İlçesi, ... mahallesinde bulunan 7822 Ada 1 parselinde kayıtlı taşınmaz olduğunu, taşınmaz üzerinde davalı şirket lehine 15 yıllık süre ile irtifak hakkı tesis edilmiş olup irtifak hakkının bitiş tarihinin 02.04.2018 olduğunun bilindiğini, müvekkili ile davalı şirketin imzalamış olduğu bayilik sözleşmesinin icra edileceği taşınmaza ilişkin ....
Sulh Hukuk Mahkemesinin ... sayılı ilamı ile kiracı olan ... Petrol San Tic Paz. Ltd Şti ve ... A.Ş aleyhine tahliye kararı verildiğini, bu tahliye davasının tarafları taşınmaz maliki ile davalı şirket olduğunu, müvekkilinin bu dava ile ilgisi bulunmadığını, haberi olmadığını ve dava tarihinde bayilik ilişkisi kurulmadığını, müvekkilinin tarafı olmadığı bu dosyada verilen tahliye kararı ile .... İcra Müdürlüğünün ...
E.sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, dava konusu taşınmaza 02.03.2012, 29.06.2012, 03.08.2012 tarihlerinde hacize gelindiğini, müvekkili tarafından söz konusu yeri tahliye etmemek için gerekli tüm hukuki müdahaleler yapılmasına rağmen 13.02.2013 tarihinde taşınmazın icra yoluyla tahliye edildiğini, sözleşmenin davalı şirket tarafından feshedildiğini davalının sözleşmeyi feshetmesi ve dürüstlük kuralına aykırı davranışı sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemiyle 29.05.2014 tarihinde dava açıldığını, ....
Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmüş olan ...
E. Numaralı dava dosyası uyarınca yapılan yargılamanın davalının kusuru nedeniyle 10 yıldan uzun sürmesi sebebiyle müvekkilinin alacaklarının yüksek enflasyon karşısında değer kaybetmesi sonucunda uğradığı munzam zararın davalıdan tahsili gerektiğini belirterek müvekkilinin alacaklarının yüksek enflasyon karşısında değer kaybetmesi sonucunda müvekkilinin uğradığı munzam zararın davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilinin 30/06/2025 tarihli cevap dilekçesinde özetle: Davacının dava dilekçesinde aşkın zarar talebini enflasyon sebebiyle paranın değer kaybına dayandırdığının dışında bir zarar iddiasında bulunmadığını, ispatlamaya yönelik somut bir gerekçe olmadığını, Davacının temerrüt faizini kanun gereği ispat etmeden talep edebilmekte iken, faizi aşan aşkın zararını genel ekonomik olumsuzlukların (enflasyon, yüksek ve değişken döviz kurları ve mevduat faizleri) dışında- kendi durumuna özgü somut vakıalarla ispat etmek zorunda olduğunu, aşkın zarara enflasyonun gerekçe olarak gösterilmesi,
ekonomik olumsuzluklar dikkate alınarak düzenlenen temerrüt faizinin belirlenmesine dair 3095 sayılı Kanun ve diğer kanunlardaki faizle ilgili hükümlerin uygulanması sonuçsuz kalması ve her olayda aşkın zarara hükmedilmesi sonucunu doğuracağını, bu durumun aşkın zararın düzenlendiği kanun hükmünün amacına aykırı olduğunu, talep edilebilmesi için kanunen aranan alacaklının zararı, borçlunun temerrüdü ve kusuru şartları gerçekleşmediğinden davacının davasının bu açından da reddinin gerektiğini belirterek davacının davasının reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
B.Uyuşmazlık, Deliller, Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe
Dava, taraflar arasında .... ATM'nin ... esas sayılı dosyasında görülen dava dosyasında yürütülen yargılamanın davalının kusurlu eylemlerinden dolayı uzadığından bahisle ikame edilen munzam zarar tazmini talepli alacak davasıdır.
Dilekçeler aşaması tamamlanmakla mahkememizin ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiştir. Dava şartlarına ilişkin eksik ve incelenmesi gereken ilk itiraz bulunmadığı anlaşıldıktan sonra tarafların sulh olma imkanı bulunmadığından uyuşmazlık noktaları belirlenip tahkikat aşamasına geçilmiş, deliller toplanıp sonuca gidilmiştir.
Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810).
Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır.
Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır.
Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez.
Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur.
Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir.
Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır.
Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez.
Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).
Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2021/11-938E., 2022/401K., 29.03.2022T.)
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı mahkememizde ikame etmiş olduğu davada, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nde ... Esas sayılı dosyası ile dava açtığını, yargılamanın davalının kusuru nedeniyle 10 yıldan uzun sürmesi sebebiyle müvekkilinin alacaklarının yüksek enflasyon karşısında değer kaybetmesi sonucunda uğradığı munzam zararın beyanla yaşanan enflasyon sebebiyle kur farkının arttığını beyanla munzam zararının tazminini talep ve dava etmiştir.
Davalı yan davanın reddini savunmuştur.
Mahkememizce yapılan yargılamada öninceleme duruşmasında uyuşmazlık tespit edilmiş taraflara tensip zaptı ile delillerini mahkememize ibraz etmek üzere süre verilmiş ancak taraflar dava ve cevap dilekçelerinde sundukları delilleri dışında herhangi bir belge mahkememize ibraz etmemiştir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez.
Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir.
Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak, davacının tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez.
Ayrıca mahkeme ilamı ile hükmolunan tazminatın davalı yanca davacıya ödenmemesinin nedeninin davalının mahkemece verilen hükme karşı yasa yoluna başvurmuş olmasının olduğu, paranın davalı yanca geç ödenmesinde davalıya atfedilecek bir kusur da bulunmadığı, munzam zarara esas asıl alacağın belirlenmesinde, yargılamaların uzun sürmesinde davalının kusurlu olmadığı değerlendirilerek, davacının davasını ispatlayamadığı ve somut olayda munzam zarar talep edilemeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. (Aynı doğrultuda; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2021/11-938E., 2022/401K., 29.03
Katip ... · e-imzalıdır Hakim ... · e-imzalıdır
İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/372, K. 2025/675, 14 Ekim 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama