KÜNYE
T.C. İstanbul 3. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Karar tarihi
- 26 Mart 2025
- Esas no
- 2021/557 Esas
- Karar no
- 2025/80
- Dava
- Marka Hakkına Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Tespiti, Önlenmesi, Durdurulması, Maddi ve Manevi Tazminat
- Dava tarihi
- 10/12/2021
Karar Metni
3.728 kelime·19 dk okuma·6 bölüm
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması, maddi ve manevi tazminat davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... numaralı “... ...+ şekil” markasının .... sınıfta müvekkili adına tescilli olduğunu, anılan markanın yanı sıra müvekkilinin ayrıca ... numaralı başvurular ile “... ... + şekil” markasının .... sınıflarda tescili için başvuruda bulunduğunu, bu başvuruların itirazlar üzerine YİDK tarafından reddedildiğini, ilgili YİDK kararlarının iptali için açtıkları davanın .... FSHHM'nin ...
E. sayılı dosya ile kabul edildiğini, davanın kabulünün Yargıtay tarafından onandığını, dosyanın karar düzeltme için Yargıtay'da olduğunu, müvekkili şirketin, özellikle 2002 yılından bu yana fikri haklara verdiği önem ve kendi haklarına yaptığı yatırımlar çerçevesinde, markalarını, toplum nezdinde haklı bir tanınmışlığa ve itibara ulaştırmış olduğunu; kötü niyetli davalı yanın ise müvekkili şirketin bu itibarından haksız olarak yararlanma çabası içerisinde olduğunu; müvekkil firmaya ait markanın müvekkili firmanın aynı grup içerisinde yer aldığı şirketlerden ... ....
A.Ş. adına tescilli iken 17.03.2021 tarihinde ... 5. Noterliğinin 16.03.2021 tarih ve ... yevmiyeli marka devir sözleşme ile müvekkili firmaya devredildiğini; müvekkili şirkete ait yukarıda detayları bildirilen marka tescilleri çerçevesinde, ... ... ibareli markayı ihlal eder şekilde davalının ilk olarak ... A.Ş. tarafından ... düzenlenen ... fuarında kullandığının tespit edildiğini; bunun üzerine davalı tarafa ... .... A.Ş.'nin 26.08.2020 tarihinde ...
5. Noterliği, ... yevmiye numarası ile gönderilen ihtarnamede söz konusu kullanımlarım sonlandırılması, aksi halde marka hakkına tecavüz nedeniyle sorumluluğu doğacağı ihtar edildiğini; ancak, davalı yan tarafından arz edilen ihtarnameye olumlu ya da olumsuz dönüş gerçekleştirilmemiş olduğunu; bu haksız kullanımların hala devam ettiğini; müvekkili şirkete ait markanın dayanak gösterilmesi suretiyle .... FSHHM'nin ...
D.İş dosyası ile delil tespitinin talep edildiğini, anılan dosyada tanzim edilen rapor ile davalı kullanımlarının tespit edildiğini; davalı kullanımının müvekkili markası ile ilişkilendirme ihtimali de dahil karıştırma ihtimaline neden olduğunu; davalı yanın yapmakta olduğu kullanımların gerek 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile düzenleme alanı bulmuş olan marka hakkına tecavüz gerekse de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun ile düzenleme alanı bulmuş olan haksız rekabet hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini;
davalı yanın müvekkiline ait ... ... numaralı “... ...” ibareli markaya ilişkin hakkına tecavüz sayılan fiilleri işlemesi nedeniyle müvekkilinin zararını tazmin etmekle yükümlü olduğunu belirterek müvekkiline ait “... ...” ibareli markalarına vaki tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, meni, durdurulması, önlenmesi ile 1000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin, deri ve kürk ürünlerinin toptan ve perakende ticaretinde faaliyet göstermekte olup, ... ...'yı ilk olarak 1993 yılında kullandığını, Vergi Levhasından da görüleceği üzere, müvekkilinin neredeyse 30 yıldır sektörde faaliyet gösterdiğini, sırf kuruluş tarihleri bakımından dahi müvekkilinin davacıdan neredeyse 10 yıl önce faaliyette olduğunu gösterdiğini; davacının tanınmışlık iddiasını destekler hiçbir delil sunmamış olduğunu;
davacı markasının "..." ve "..." olmak üzere iki kelimeden oluştuğunu, “...” kelimesinin İspanyolca dilinde "Ayakkabı" anlamına geldiğini, davacı markaları da dahil olmak üzere içerisinde "..." kelimesi geçen ve/veya yalnızca "..." kelimesinden ibaret 22 adet tescilli ve/veya başvuru halinde markanın mevcut olduğunu;
müvekkilinin markasının ayırt edici unsurunun "..." ibaresi olduğunu, deri ve kürk sektöründe neredeyse jenerik isim gibi kullanılan "..." kelimesinin, ayırtedici kelime olan "..." ile birlikte kullanılmasının hukuka aykırı olduğunun gerçekle bağdaşmayan bir iddia olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVABA CEVAP
Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; davalı kullanımlarının görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler taşımakla birlikte, davalı kullanımları, müvekkile ait markayı çağrıştırmakta, davalının kullanımlarının müvekkilin markasının tescilli olduğu “müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için koruyucu amaçlı olanlar hariç her türlü malzemeden yapılmış iç-dış giysiler, çoraplar. ayak giysileri. baş giysileri. bir araya getirilmesi hizmetleri;
(belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.) hizmetleri” emtialarda olduğu görülmekte, dolayısıyla davalının kullanımları ile müvekkilin markasının hitap ettiği alıcı gurubunun benzer olduğunun anlaşıldığını, bu bakımdan Davalı yanın müvekkile ait markayı parçalara ayırarak kelime kelime değerlendirmek suretiyle müvekkilin markasının ayırt edici olmadığı yönündeki iddiaları hukuki dayanaktan yoksun olmakla birlikte işbu dava bakımından dikkate alınamayacağı ve davalı yanın kullanımlarının,
ortalama dikkat ve algılama yeteneğine sahip tüketiciler nezdinde müvekkilin tescilli markası ile iltibasa sebebiyet vereceğini, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydı ile; yukarıda ayrıntısı ilearz ve izah etmeye çalıştıkları nedenlerle ve sayın mahkemece de re'sen göz önünde bulundurulacak sair nedenlerle; müvekkilin fazlaya ilişkin bilcümle hak ve alacakları ile talep ve dava hakları saklı kalmak üzere; haklı davamızın kabulü ile yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İKİNCİ CEVAP
Davalı vekili ikinci cevap dilekçesinde özetle; marka tescil başvurularında ilk inceleme Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde resen yapıldığını, karıştırma ya da benzerlik ihtimali bulunmayan markaların marka bülteninde yayınlanmasına karar verildiğini, bültende yayınlanan markaların da benzer olduğu iddiasında bulunan diğer marka sahipleri tarafından incelenmesi ve gerekli görülmesi halinde itiraz edilmesi sağlandığını, bir diğer ifade ile tescilli marka sahibi veya önceden marka tescil başvurusu yapmış olan kişiler, karıştırmaya yol açabilecek başvurular için itiraz hakkına sahip olduğunu, nitekim,
müvekkilin markası da tüm bu süreçlerden geçerek tescil edildiğini, davacının markasının ayırt edici unsuru "..." ibaresi ... ibaresi bir çok kişi ve/veya kurum tarafından tek başına veya yanına başka ibareler eklenmek suretiyle tescil edildiğini, müvekkilinin markası ile davacı markası benzer nitelikte olmayıp, karıştırma ihtimali bulunmadığını, bu nedenle haksız davanın reddini, tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE
Dava; marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Tensip ara kararı ile ..., 2012/..., 2010/..., 2012/... numaralı marka tescil dosyalarına ilişkin belgeler TPMK'dan celp ve tetkik edilmiştir. ....FSHHM'nin ... D.İş dosyası ile ...FSHHM'nin .../... D.İş dosyası celp ve tetkik edilmiştir. İTO'ya yazı yazılarak dava konusu markanın, lisans karşılığında kullanılması halinde talep edilebilecek emsal lisans bedeline yönelik kayıtlar celp ve tetkik edilmiştir.
HMK'nın 266. maddesi kapsamında bilirkişilerin oy ve görüşünün alınmasına karar verilmiş olup bu suretle mahkememizce görevlendirilen marka vekili ..., tasarım uzmanı ..., mali bilirkişi ... tarafından düzenlenen 15/09/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; davacının tescilli “... ... + şekil” markası ile davalı kullanımına konu “... ... * şekil” markasında yer alan kelime unsurlarının ortak noktası “...” ibaresi olup, bu ibare dışında her iki markada da “...” ve “...” gibi yabancı dillerdeki kişi isimlerinin yer aldığı;
markaların ortak unsuru olan “...” ibaresi her ne kadar İspanyolcada “ayakkabı” anlamına gelmekte ise de, İspanyolcanın Türkiye'de yaygın olarak bilinen bir dil olmadığı göz önünde bulundurulduğunda bu ibarenin sözlük anlamının ortalama seviyedeki Türk tüketicisi tarafından bilinmeyeceği ve ayırt edici bir işaret olarak algılanacağı; taraf markalarında yer alan şekil unsurlarının markadaki konumları ve - genel kompozisyonları göz önünde bulundurulduğunda, markalar arasındaki benzerliği arttırdığı;
bu bağlamda markalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı kullanımına konu işaretin davacının tescilli markası ile bütünsel izlenim olarak benzer olduğu; davalının davaya konu işareti 25. sınıf mallarda kullandığı; davacının ... ... tescil numaralı markasının 25. sınıfta tescilli olması karşısında davalının davacı markasının tescil kapsamındaki mallar ile aynı mallarda kullanım gerçekleştirmiş olduğu;
bu bakımdan somut olayda benzer işaretlerin aynı mallarda kullanılması söz konusu olup, bu halde ortalama seviyedeki tüketicinin söz konusu işaretlerin aynı işletmeye ait markalar olduğunu veya farklı işletmeye ait olsa da birbirleri ile bağlantılı olduğunu düşünmesinin mümkün olacağı, bu bakımdan ilişkilendirme ihtimali de dahil karıştırma ihtimalinin söz konusu olduğu.
SMK m.155 hükmü karşısında davalının sonraki tarihli tescilli markasına tecavüz iddiaları karşısında dayanamayacağı; tazminat talebi olarak SMK m.151/2-c maddesine uygun dosyada sözleşme bulunmadığından tazminat hesabının bu aşamada yapılamamış olduğu sonuç kanaatine varılmıştır.
Taraf itirazları yönünden ek rapor alınmasına karar verilmiş olup marka vekili ..., tarafından düzenlenen 18/03/2024 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle; SMK m.151/2-c maddesine uygun İTO müzekkeresine göre ciro üzerinden hesap edilebilen tazminat miktarı 26.595,44 TL olup, bu hesaplamada marka ayrımı yapılamadığı, ancak ticari unvanda kullanım olması sebebiyle tüm satışlara sirayet edebileceği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Ek rapora yönelik itirazların irdelenmesi amacı ile bir kez daha ek rapor alınmasına karar verilmiş olup marka vekili ..., tasarım uzmanı ..., mali bilirkişi ..., tarafından düzenlenen 02/05/2024 tarihli bilirkişi 2. ek raporunda özetle; kök ve ek raporumuzdaki kanaatlerin korunduğu, mali hesaplamada teknik bir hata bulunmadığı gibi tazminat miktarının ancak mali kayıtlar baz alınarak hesaplanabileceği, hakkaniyet yönünden ekleme veya tenzilat yapma yetkisinin heyetimizde toplanamayacağı, aynı minvalde TBK'nın 50-51 maddeleri kapsamında takdir yetkisinin mahkemede olabileceği sonucuna varıldığı görülmüştür.
Davacı vekilinin 02/05/2024 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat olarak toplam 26.595,44TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminatın tahsilini talep ettiği, ıslah dilekçesinin davalı vekiline tebliğ edildiği görülmüştür.
Huzurdaki davada; marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması ile maddi ve manevi tazminat istemleri ileri sürülmüş olup davalı tarafın markasal kullanımının tescile ve kanuna uygun olduğunu savunduğu görülmekle somut olaydaki uyuşmazlığın, davacıya ait ..., .../..., .../..., .../... numaralı ''... ...'' markaları yönünden davalının .../... tescil numaralı ''... ... ...'' markasal kullanımının ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali yaratıp yaratmadığı, bu suretle davalı eyleminin davacının marka hakkına tecavüz teşkil edip etmediği, SMK'nın marka hakkına ilişkin hükümleri ile TTK'da düzenlenen haksız rekabet hükümlerinin kümülatif tatbikinin gerekip gerekmediği noktalarında toplandığı anlaşılmıştır.
Bu kapsamda somut olaydaki uyuşmazlık yönünden ilk olarak marka hakkına tecavüz istemleri yönünden inceleme yapılmıştır.
İşbu talepler kapsamında dava tarihi itibari ile yürürlükte olmakla uygulanması gereken 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 29. maddesinde marka hakkına tecavüz sayılan fiiller sayılmış olup bunlar marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak,
başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak, marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek halleri olarak belirtilmiştir.
SMK'nın 7. maddesine bakıldığında ise; ''(1) Bu Kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir.
(2)Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır: a)Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması. b)Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması. c)Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın,
tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.
(3)Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması hâlinde, ikinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir: a)İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması. b)İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi,
bu amaçlarla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi. c)İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi. ç)İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması. d)İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması. e)İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması. f)İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması.
(4)Markanın sahibine sağladığı haklar, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayım tarihi itibarıyla hüküm ifade eder. Ancak marka başvurusunun Bültende yayımlanmasından sonra gerçekleşen ve marka tescilinin ilan edilmiş olması hâlinde yasaklanması söz konusu olabilecek fiiller nedeniyle başvuru sahibi, tazminat davası açmaya yetkilidir. Mahkeme, öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak tescilin yayımlanmasından önce karar veremez.
(5)Marka sahibi, üçüncü kişiler tarafından dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı içinde, markasının aşağıda belirtilen biçimlerde kullanılmasını engelleyemez: a)Gerçek kişilerin kendi ad veya adresini belirtmesi. b)Malların veya hizmetlerin türüne, kalitesine, miktarına, kullanım amacına, değerine, coğrafi kaynağına, üretim veya sunuluş zamanına ya da diğer niteliklerine ilişkin açıklamalarda bulunulması. c)Özellikle aksesuar, yedek parça veya eşdeğer parça ürünlerinde, malın ya da hizmetin kullanım amacının belirtilmesinin gerekli olduğu hâllerde kullanılması'' hükümlerinin yer aldığı görülmektedir.
SMK'nın 149. maddesi de.
"Sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibi, mahkemeden aşağıdaki taleplerde bulunabilir: a)Fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti. b)Muhtemel tecavüzün önlenmesi. c)Tecavüz fiillerinin durdurulması. ç)Tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini. d)Tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde elkonulması. e)(d) bendi uyarınca elkonulan ürün, cihaz ve makineler üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınması f)Tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması,
özellikle masraflar tecavüz edene ait olmak üzere (d)bendine göre elkonulan ürünler ile cihaz ve makine gibi araçların şekillerinin değiştirilmesi, üzerlerindeki markaların silinmesi veya sınai mülkiyet haklarına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhası. g)Haklı bir sebebin veya menfaatinin bulunması hâlinde, masrafları karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak ilan edilmesi veya ilgililere tebliğ edilmesi" şeklinde düzenleme altına alınmıştır.
Anılı yasal düzenlemeler ışığında somut uyuşmazlık kapsamında SMK'nın 29 ve 7. maddeleri kapsamında davalının eyleminin davacının marka hakkına tecavüz oluşturup oluşturmadığı meselesi tetkik edilmiştir. Marka hakkına tecavüz iddiası yönünden yapılan incelemede ise inceleme konusu kullanım ve markaların benzerlik derecesi, inceleme konusu marka ve kullanım kapsamında bulunan mal/hizmetlerin benzerlik derecesi, markanın ayırt edici gücünün, tanınmışlığının derecesi, inceleme konusu mal/hizmetlerin tüketicilerinden oluşan ortalama
tüketici kitlesinin bilinç ve dikkat düzeyinin esas alınması gerekmiştir. Bu kapsamda yapılan incelemede, teknik ve sektörel incelemeyi içerir bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporlar, dosya kapsamına uygun ve çelişki içermediği saptanmakla hükme esas alınmaya elverişli bulunmuştur.
Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde tespit edildiği üzere; davacı markası olan “... ...” ile davalı kullanımına konu “... ...” markasının kelime unsurlarından oluştuğu, “...” kelimesinin, İtalyanca kökenli bir isim olup ayrıca İspanyolca konuşulan bölgelerde de kullanılan bir isim olduğu, aynı şekilde “...” kelimesinin de İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca gibi birçok dilde kullanılan bir isim olduğu, ... ... adlı kişinin Meksika’nın tarihinde önemli bir figür olup, ...'da ... ... ... lideri olduğu,
taraf markaları arasında ortak unsurun “...” ibaresi olup İspanyolca “...” kelimesinin Türkçe “ayakkabı” anlamına geldiği görülmüştür.
Taraflara ait markalarda yer alan kelime unsurlarının ortak noktasının “...” ibaresi olup bu ibare dışında her iki markada da “...” ve “...” gibi yabancı dillerdeki kişi isimlerinin yer aldığı, markaların ortak unsuru olan “...” ibaresi her ne kadar İspanyolca “ayakkabı” anlamına gelmekte ise de ibarenin anlamının Türkiye’deki ortalama seviyedeki tüketici tarafından bilinip bilinmediğinin önem arz edeceği, somut olayda,
markaların ortak unsurunu oluşturan “...” kelimesinin İspanyolca “ayakkabı” anlamına gelmekte ise de İspanyolcanın ülkemizde yaygın olarak bilinen bir dil olmadığı göz önünde bulundurulduğunda bu ibarenin sözlük anlamının ortalama Türk tüketicisi tarafından bilinemeyeceği ve bu nedenle ayırt edici bir işaret olarak algılanacağı, davalının markasının, davacının önceki tarihli markasıyla karıştırma ihtimalinin yüksek olduğu, bu durumun davacının markasının ayırt ediciliğini zedelediği, orta düzeydeki tüketiciler nezdinde karıştırmaya yol açabileceği kanaati oluşmakla.
SMK'nın 29, 7 ve 149. maddeleri gereğince marka hakkına tecavüz istemleri yönünden davanın kabulü ile, davalının eylemlerinin davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, tecavüzün önlenmesine, durdurulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
Kabul edilen hukuksal olgu karşısında bir sonraki aşamada davacının maddi ve manevi tazminat talepleri tetkik edilmiş olup somut olayda davacının tazminat seçim yöntemi olarak 151/2-c bendinde yazılı ''Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin bu hakkı bir lisans sözleşmesi ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması halinde ödemesi gereken lisans bedeli'' gereğince yoksun kalınan kazancın hesaplanmasını talep ettiği, emsal lisans sözleşmesinin sunulmadığı,
mahkememizce İTO'ya yazı yazılmakla İTO'nun cevabi yazısı ile davaya konu marka ile cirosunu elde etmiş ise toplam cirosunun % 10’unun lisans bedeli belirlenmesinde uygun olacağı yönünde görüş bildirdiği görülmüştür.
Mâli incelemeler neticesinde taraf ticari defterleri ve celp edilen mali kayıt ile tablolar incelenmiş olup lisans bedelinin tespitine yönelik ilgili ticaret odasından alınan yanıt kapsamında yapılan hesaplama, davacının dava konusu ürün satış hacmi, piyasa hacmi, geçmiş yıllardaki satış performansı, ürünün niteliği, davacının piyasadaki pazar payı, markanın ekonomik değeri, genel ekonomik koşullar, davalıdan ele geçen tespit edilen ürün miktarı,
tecavüzün süresi gibi etkenler dikkate alınarak hakkaniyete uygun bir lisans bedeli kapsamında marka hakkına tecavüz yönünden 26.595,44 TL maddi tazminatın takdir edilmesinin hakkaniyete uygun olduğu kanaatine varılmıştır.
Davacının markasının tescilli olduğu süre, markanın tanınmışlık derecesi, davalının markayı kullandığı süre dikkate alınarak davalının ticaret hacmine, kusur derecesine göre marka hakkına tecavüz yönünden takdir edilen 25.000-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Davacı taraf SMK'nın birinci kitabında düzenlenen marka hakkına ilişkin hükümlerin yanı sıra ayrıca TTK'nın haksız rekabet hükümleri gereğince de istemde bulunmuş olup anılı düzenlemelerin kümülatif olarak somut olayda tatbikinin gerekip gerekmediği meselesinin aydınlatılması gerekmiştir.
Bu noktada emsal alınan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019/5189 esas, 2022/1852 karar sayılı ilamı ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 2021/439 esas, 2023/201 karar sayılı kararında vurgulandığı üzere.
6762 sayılı mülga TTK’nın 57/5.maddesinde yazılı “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalariyle iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmiyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklindeki düzenlemeden yola çıkılarak,
marka hakkına tecavüz eylemleri, hem özel yasa niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK’nın 61 ve 9.maddeleri uyarınca, hem de anılı hüküm nedeniyle mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesi hükümleri doğrultusunda kümülatif olarak korunmakta iken mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesindeki hüküm, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren mer’i 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 bendinde yer alan “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,” şeklinde düzenlenmiş olup, Kanunun gerekçesinde de ifade olunduğu üzere, Kanun Koyucu bilinçli bir şekilde, “ad,
unvan ve marka” kavramlarına yeni düzenlemede yer vermemiş ve buna gerekçe olarak da bu kavramların kendi özel yasası niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK, 554 sayılı End. Tasarım KHK ve 555 sayılı Coğrafi İş. KHK ve TTK’nın unvan ile ilgili düzenlemeleriyle korunması gösterilmiş ve bunların bir kez de TTK’nın haksız rekabet hükümleriyle korunmasının gereksiz olduğu ve yorum güçlüklerine yol açacağına vurgu yapılmıştır.
Bu hâli ile markaların kendi özel yasası niteliğindeki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleriyle korunması ve 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesindeki düzenleme karşısında, dairenin eski içtihatlarını sürdürme imkanının kalmadığı belirtilmiştir.
Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun sebeplerin yarışması başlıklı 60. maddesi gereğince de bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkimin, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar vereceği ifade edilmiştir. Bu gerekçeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı yana en iyi giderim imkanı sağlayan SMK hükümleri kapsamında hukuki koruma sağlanmış olup aynı zamanda haksız rekabete ilişkin hükümlerin kümülatif olarak uygulanmasına yer olmadığı sonucuna varılması gerekmiştir. Bu açıklamalar doğrultusunda haksız rekabet hükümlerine yönelik davacı istemlerinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin ilerleyen tahkikat aşamalarında değerlendirilmesine karar verildiğinden son aşamada tetkik edilmesi gerekmiştir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 159/1. maddesi gereğince bu Kanun uyarınca dava açma hakkı olan kişilerin, dava konusu kullanımın, ülke içinde kendi sınai mülkiyet haklarına tecavüz teşkil edecek şekilde gerçekleşmekte olduğunu veya gerçekleşmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığını ispat etmek şartıyla, verilecek hükmün etkinliğini temin etmek üzere, ihtiyati tedbire karar verilmesini mahkemeden talep edilebileceği, 159/3. maddesinde ise ihtiyati tedbirlerle ilgili bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
Bu kapsamda davacı tarafın HMK'nın 389 ve SMK'nın 159.maddesi kapsamında tedbir talebine cevaz verilebilmesi için davalı kullanımının, kendi markasına tecavüz teşkil edecek şekilde gerçekleşmekte olduğunu veya gerçekleşmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığını ispat etmesi, mevcut durumda değişiklik olacağını, tedbir kararı verilmediği taktirde hükmün infazının zorlaşacağını, imkansız hale geleceğini, bu fiillerden zararının doğduğunu, doğma ihtimali bulunduğunu yaklaşık ispat kuralları çerçevesinde kanıtlaması gerekmektedir.
6100 sayılı HMK'nın 389. maddesi ile ihtiyati tedbir kararı, bir hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında uygulanacak geçici bir hukuki koruma niteliğindedir. İhtiyati tedbir kararı verilebilmesi için yaklaşık ispat şartı gerekmektedir.
Kanun koyucu, düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik” başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık” ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir.
Bir kurala uyulmaması sebebiyle kanun koyucu tarafından öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında da “ölçülülük ilkesi” gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.
Anılı yasal düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; beyan dilekçeleri, marka tescil kayıtları, görseller, bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde şartlara uygun ihtiyati tedbir kararı verilmemesi halinde mevcut durumda olabilecek değişiklik sebebiyle hakkın elde edilmesinin zor hatta imkansız hale gelmesine yönelik kuvvetli endişenin bulunduğu, markalar arasında SMK'nın 7. maddesi kapsamında ortalama seviyedeki tüketiciler nezdinde ilişkilendirme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali yaratacağı kanaatine varılmakla; SMK'nın 159 ve 6100 sayılı HMK'nın 389-390. maddeleri ile HMK'nın 392. maddesi uyarınca takdiren teminatsız olarak ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Katip ... · e-imzalıdır Hakim ... · e-imzalıdır
İstanbul 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2021/557, K. 2025/80, 26 Mart 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama