KÜNYE
T.C. İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 14 Kasım 2024
- Esas no
- 2022/752 Esas
- Karar no
- 2024/716
- Dava
- Menfi Tespit
- Dava tarihi
- 03/11/2022
Karar Metni
2.066 kelime·10 dk okuma·4 bölüm
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... 24. İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan takibe dayanak yapılan ... tarih ... seri numaralı 63.750,00 TL bedelli çek ile kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlatıldığını, bunun dışında müvekkili hakkında ...
25. İcra Ceza Mahkemesinin ...Esas sayılı dosyası ile karşılıksız çek keşide etmek suçundan cezalandırılması için dava açıldığını, söz konusu çekler üzerinde bulunan imzanın müvekkiline ait olmaması nedeniyle müvekkilinin borçlu bulunmadığının tespiti için bu davayı açma zorunluluğu hasıl olduğunu belirterek, öncelikle teminatsız olarak veya müvekkilinin ekonomik imkanlarının yetersiz olması sebeplerinden ötürü uygun görülecek bir miktarla icra takibinin durdurulması için ihtiyati tedbir talebinin kabulüne, müvekkilinin, davalı yana ...
24. İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile ... 24. İcra Müdürlüğü’nün ...esas sayılı icra takibinin iptaline ve kötü niyetli ve ağır kusurlu olunması sebebiyle de davalı tarafın dava konusu alacağın %20' sinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu çek üzerinde müvekkilinin cirosunun bulunmakta olup, müvekkilinin çekin yetkili hamili olduğunu, dava konusu çekin ciro yolu ile müvekkiline geçmiş olup, ciro silsilesinde kopukluk bulunmadığını, müvekkilinin söz konusu çek hakkında icra takibi başlatmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, zira müvekkilinin, çeki yasal süresinde bankaya ibraz ettiğinden ve çeki elinde bulundurduğundan TTK m.790 gereği yetkili hamili olduğunu, çekin ciro zinciri düzgün olduğundan TTK m.686 uyarınca şeklen hak sahibi görünen bir hamilden senedi iktisap eden kişi, iyi niyetli ise korunduğunu,
müvekkili şirketin usulüne uygun olarak faktoring işlemi yaptığını, dava konusu çekteki imzanın davacıya ait olmadığının kesin olarak anlaşılması halinde; müvekkillinin çek üzerindeki imzanın sıhhatini bilebilecek durumda olmadığının nazara alınması gerektiğini, zira müvekkilinin iyiniyetli meşru hamil olup davacıyla da doğrudan bir ilişkisi bulunmadığını, dolayısıyla davanın kabulüne karar verilse dahi müvekkilinin kötüniyetli olmadığı ve dava konusu takibi açmada yasal bir engel olmadığı dikkate alınarak aleyhlerine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini belirterek fazlaya dair haklarımız saklı kalmak kaydıyla,
davanın reddine karar verilerek, kötüniyetli davacının %20’den az olmamak üzere inkar tazminatına ve alacağın %10’u oranında para cezasına çarptırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, menfi tespit talebine ilişkindir. Dosyada tarafların bildirdiği belgeler, ... 25. İcra Ceza Mahkemesinin ... Esas Sayılı dosyası, ... 24. İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyası, imza sirküsü, ticari defter kayıtları, imza örnekleri ve bilirkişi raporu delil olarak değerlendirilmiştir.
HMK'nın 266/1. maddesi gereği dosyanın bir grafoloji bilirkişiye tevdi ile ...bank ...
Şubesi'nden verilme ... numaralı 30/12/2021 tarihli 63.750,00 TL bedelli çekin keşideci kısmında yer alan imzanın davacıya ait olup olmadığı hususlarında hazırlanan 29.07.2024 tarihli bilirkişi raporunda; beyaz ışık ve değişik açılarda verilen ışık ışınları, yüksek çözünürlü (scanner) tarayıcı, bilgisayar analiz programları kullanılarak, grafolojik, grafometrik ve kaligrafik esaslar dahilinde yapılan mukayeseli incelemede, inceleme konusu çekteki keşideci imza ile Mehmet Emin Yusufoğlu'na ait mukayese imzaları arasında yapılan karşılaştırmada;
başlangıç hareketlerinde kısmi benzerlikler, ara gramalarda ve bitiş hareketlerinde farklılıklar görüldüğü, atfen atılmış imzanın yavaşlamalar ve titreklikler içerdiği, genel kabul görmüş karakteristik tanı unsurlarından; işleklik derecesi, alışkanlıklar, tersim biçimi, istif, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından değerlendirildiğinde, inceleme konusu çekteki keşideci imzanın mevcut mukayese imzalarına kıyasla ...'nun eli ürünü olmadığı bildirilmiştir.
... CBS'nin... soruşturma sayılı dosyasının bekletici mesele yapılmasının huzurdaki dava dosyasının geldiği aşama ile adil yargılanma hakkının bir şubesi olan makul sürede yargılanma hakkı da gözetilerek reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfî (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2013, s. 346). Menfî tespit davası 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir.
Menfi tespit davası, maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır (Tanrıver, S.: Medenî Usul Hukuku, C.1, Ankara 2016, s. 844-845).
TMK'nın 6. maddesine göre "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." HMK'nun 190. maddesi gereğince de, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir."
Menfi tespit davalarında da, HMK'nın ispata ilişkin genel kuralları geçerlidir. Bu davalarda davacı taraf, borçlu olmadığını iddia ettiğine göre, olumsuz bir durumun ispatı mümkün olmadığından, kural olarak ispat yükü alacaklıya aittir.
Fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190. 4721 sayılı TMK m. 6).
Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru, El Kitabı, s. 370 ilâ 372).
6100 sayılı HMK'nın 209. maddesi uyarınca; adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz. Öte yandan, sözleşmedeki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti bunu iddia eden alacaklıya aittir. (Yargıtay HGK'nın 26/04/2006 tarih ve ... E., ... K. sayılı ilamı). Başka bir ifade ile, menfi tespit davasında hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü alacaklıdadır.
Bununla beraber, yukarıda izah edildiği üzere davacının iddiasına göre ispat yükünün yer değiştirmesi de mümkündür. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel ilişkiden doğan talep hakkına ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. (HGK'nun ... Esas ... Karar ... Esas...
Karar sayılı ilamları) Bu nedenle kambiyo senetleri hakkında açılan menfi tespit davalarında, senedin dayanağı olduğu ileri sürülen hukuki ilişki ile senet metnindeki borç sebebi karşılaştırılarak, ispat yükünün kime düşeceği belirlenir.
Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder.
Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki “kambiyo ilişkisi” ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu “kambiyo taahhüdü”nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl /temel borç ilişkisi vardır.
Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.
Kambiyo senedinin bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü kambiyo senedinin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.
Menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir.
Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. (Yargıtay HGK'nun ... E... K sayılı kararı)
Davacı tarafın dava dilekçesi ile ileri sürdüğü imza itirazı ve dolayısıyla sahteciliğe ilişkin itiraz mutlak defi olup herkese karşı ileri sürülebilir. Dava konusu ...bank ...
Şubesi'nden verilme ... numaralı 30/12/2021 tarihli 63.750,00 TL bedelli çekte davacıya atfen atılı bulunan imzanın davacıya ait olup olmadığı konusunda çek aslı üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen 29.07.2024 tarihli bilirkişi raporunda çekteki imzanında davacının eli ürünü olmadığı bildirilmiştir.
Mahkememizce aldırılan 29.07.2024 tarihli bilirkişi raporunun denetime açık, yeterli, objektif ve hüküm kurmaya elverişli olması gerekçeleriyle anılan bilirkişi raporuna itibar edilmiştir. Bilirkişi raporuna davalı vekilinin teknik nitelikte olmayan itirazlarının dosya kapsamı ile örtüşmemesi de dikkate alınarak davalı vekilinin dosya kapsamındaki itirazlarına itibar edilmemiştir.
Yukarıda detayları ile izah olunduğu üzere davacı tarafın üzerinde bulunan ispat yükünü yerine getirdiği, dava konusu edilen çekin altındaki imzanın davacının eli ürünü olmadığının ispat ettiği kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle davanın kabulü ile, ... 24. İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı icra takibi nedeniyle davacının davalıya karşı borçlu olmadığının tespitine, ... 24. İcra Müdürlüğü'nün ...esas sayılı icra takip dosyasının davacı yönünden iptaline, karar verilmiştir.
Davacı tarafın tazminat talebi yönünden ise davalının davacıya atfen atılı bulunan imzanın sahte olduğunu çeki iktisap ettiğinde bilebilecek durumda değildir. Dosya kapsamında davalının kötüniyetli olduğuna dair bir belge veya delil de bulunmamaktadır. Bu nedenlerle de davacı tarafın davalı hakkındaki tazminat talebinin İİK'nun 72/5. maddesindeki koşulları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
Davalı tarafın kötüniyet tazminatı talebi yönünden ise İİK'nın 72/4. maddesi uyarınca tazminata hükmedilebilmesi için davanın alacaklı konumunda olan davalı lehine reddine karar verilmiş olması ve dosya kapsamında ihtiyati tedbir kararı verilmiş olması gerekmektedir. Davanın kabulüne karar verilmiş olması nedeniyle davalının tazminat talebinin İİK'nın 72/4. Maddesi'ndeki koşullar oluşmadığından reddine ve yine davanın kabulüne karar verilmekle yasal koşulları oluşmadığından alacağın %10'u oranında davacının para cezasına çarptırılması talebinin reddine dair karar vermek gerekmiştir.
İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/752, K. 2024/716, 14 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama